Etiket: Sık

  • Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bizi taşıyan omurga dediğimiz kemiklerimiz vardır. Bu kemiklerin iç yüzeyleri ve dış yüzeyleri bir çizgi halinde giderler ve birbirinin tam üstünde olacak şekilde birbirlerini takip ederler.

    Eğer bu omurgalar üzerinde kayma olursa bu omurgalar üzerindeki düz çizgi bozulur. Bunun sonucunda bir omurga diğerine doğru daha öne çıkar. Bel kayması denilen olay temelde bundan ibarettir.

    Bu kayma olayı sonucunda bu omurganın arkasından geçen omuriliğimiz sıkışır ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk yanma gibi hisler meydana gelir. Yürürken sık sık durmak zorunda kalırız.

    Bu bel kayması doğuştan oluşabileceği gibi bir düşme, kaza veya ağır doğum sonucunda da oluşabilir.

    Çocukken genellikle hepimiz bir şekilde düşmüşüzdür. Bu tip kazalarda belimizde bir kayma oluşabilir. Bu kayma bir ömür boyu sabit kalabilir veya hayatımızın bir döneminde hareketli hale gelebilir.

    Özellikle bayanlarda menapoz sonrası veya erkeklerde de kemik erimesi sonrası bu kayma aktif hale gelir ve daha hareketli olmaya başlar.

    Bel Kayması Belirtileri Nelerdir?

    Bel kayması rahatsızlığının en tipik belirtisi yürürken sık sık durma ihtiyacı hissetmektir. Yürürken birdenbire bacaklarımıza bir ağrı girer ve durmak zorunda kalırız. Biraz dinlendikten sonra tekrar rahatlıkla yürür hale geliriz.

    Yürürken çok kısa süreler içerisinde durmak belde bir kanal darlığının işaretidir. Kanal darlığı ise genellikle bel kayması ile de oluşan bir rahatsızlıktır.

    Bunun dışında her iki bacakla uzun süre ayakta durmakla, uzun süreli oturmakla oluşan uyuşukluklar ve yanmalar bel kayması için belirti olabilecek niteliktedir.

    Geceleri bacaklara sık sık kramp girmesi ve sık sık tutulması yine bel kaymasının bir belirtisi olabilir.

    Kaymasının Tedavisi Nasıl Olur?

    Bel kayması tespit edildikten sonra bu bel kaymasının hareketli olup olmadığına bakılır. Bel kayması oluşmuş ve de hareketsiz bir halde ise buna mutlaka müdahale edilmesi gerekmez. Ama bel kayması hareketli ise hastanın mutlaka ameliyat olması gerekir. Yoksa bu hareketli olan bel kayması hastanın bir süre sonra yürümesini tamamen engeller ve kişiyi evine ve koltuğuna bağlı hale getirebilir, daha da ilerlerse cinsel güç kaybı veya idrar kaçırma gibi istenmeyen getirileri olacaktır.

    Bel kayması ameliyatları en çok korkulan ameliyatlardandır. Halk arasında platin ameliyatı ya da vida ameliyatı diye bilinen bu ameliyatlarda, gelişen teknoloji ve robotik cerrahi sayesinde sakat kalma ve felç olma riski tamamen ortadan kalkmıştır. Bu teknoloji sayesinde vidanın nereye gitmesi gerektiği önceden planlanmakta ve ona göre vidalar yollanabilmektedir. Böylelikle bu ameliyatı olacak hastalar son derece rahat ve sakat kalma veya felç olma riski olmadan ameliyata girebilmektedirler.

  • Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Belirtiler

    Ellerde özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda

    • ağrı, • uyuşma, karıncalanma, yanma • kuvvet kaybı • gece ellerde uyuşma,

    Bulgular ve Tanı

    Tinnel bulgusu: Parmak ucu ile el bileğinin icine vurulması sonucu elde karıncalanma, elektriklenme olması

    Phalen Manevrası: El bileğinin ice doğru 90 derece bükülmesi ile elde ve parmaklarda uyuşma

    Durkan Testi: Avuç icinde sinirin seyri boyunca yapılan bası ile şikayetlerin ortaya çıkması

    Elektrofizyolojik Testler: Hastalık tanısı için yakınmaların şekli ve muayene yeterli olmakla birbirlikte tanının doğrulanması ve tedavi planı için gereklidir.

    Sıklıkla her iki elde ve özellikle daha çok kullanılan elde baş, işaret ve orta parmaklarda elin en büyük siniri olan median sinirin bası altında kalarak hasarlanması sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir hastalıktır.

    Kimlerde Görülür?

    Karpal tünel sendromu, sıklıkla el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketleri sonucu gelişir. Günümüzde artan bilgisayar kullanımı, uygun olmayan ekipmanların, uygun olmayan şekillerde kullanılması hastalığın görülme sıklığını belirgin şekilde arttırmıştır. Gene el bileğini kullanan bedensel yükü fazla olan işlerde çalışanlarda, bisiklet ve ağırlık sporu yapanlarda daha sık görülür.

    Hastalık şeker , guatr, romatizmal hastalık, böbrek ve kalp yetmezliği hastalarında, gebelik ve doğum kontrol hapı kullanımında ve uzun süreli steroid ( kortizon ) kullanımında belirgin olarak daha sık görülmektedir.

    Nedenler

    Şeker Hastalığı
    Tiroid Hastalıkları
    Romatizmal Hastalıklar
    Gebelik, Doğum Kontrol Hapı Kullanımı
    Kalp Yetmezliği
    Tekrarlayıcı ve Zorlayıcı
    Bilek Hareketleri El bileği kırıkları
    Kronik Böbrek Yetmezliği

    Nasıl Engellenebilir?

    Tüm hastalıklar gibi engelleyici bazı önlemler bu hastalıktan korunmamızı sağlayabilir. El bileğimizi tekrarlayan travmalardan korumak, zorlayıcı hareketlerden kaçınmak, bilgisayar kullanımı sırasında uygun ekipman ( mause pad, destekli klavye ) kullanmak ve çalışma sürelerini makul zamanlarla kısıtlamak hastalığa yakalanmamızı engellemek yapılabilecekler arasındadır.

    Beslenme tüm hastalıklarda olduğu gibi önemlidir. Omega 3 ve B vitamininden zengin besinlerin beraberlerinde antioksidanlarla birlikte tüketimi sinir sistemimizin tümüne faydalı olduğu gibi bu hastalıkta da faydalı olacaktır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Duyusal ve motor kaybı olmayan hastalarda ilaç ve istirahat tedavileri uygulanabilmekle birlikte, duyusal ve motor kaybı gelişmiş olan hastalarda vakit kaybetmeden uygulanacak cerrahi sinir hasarının kalıcı hale gelmesini ve ilerlemesini önleyecektir.

    Tedavi Yöntemleri

    İstirahat Bileklikleri
    Steroid ( kortizon ) tedavisi
    Ağrı kesiciler
    Cerrahi Tedavi

  • Karpal tunel sendromu!!

    El içine giden median sinirin bilekte karpal adı verilen ligaman altında sıkışması sonucu bilek ve elde ağrı, elde ve kolda özellikle geceleri olan uyuşma, el becerisinde azalma, gibi bulgular oluşturan hastalıktır. Karpal Tunel Sendromu (KTS) en sık görülen tuzak nöropatisi olup genel popülasyonun %1’inde, yetişkin popülasyonun %2’sinde, el bileğini tekrarlayan hareketlerle sık kullanan kişilerde ise yaklaşık %5 oranında görülmektedir. Kadınlarda erkeklere nazaran %2-5 daha fazla oranda görülmektedir. 55-65 yaş arası bayanlarda sıklıkla dominant elde, olguların %10’unda ise iki taraflı görülmektedir.

    Olguların çoğunda neden belli değildir. Olguların %5-10’unda geçmişinde bilek bölgesinin travması vardır. Mesleki nedenlerden oluşan tekrarlayan mikrotravmalarda diğer nedenlerdendir. Bununla birlikte Romatoid artrit, Kronik böbrek yetmezliği, Dibetes Mellitus, Gut hastalığı, Amiloidoz vb bir çok sistemik hastalıktan ve bilek bölgeside görülen tümörlerden dolayıda oluşabilir.

    Hastalar genel olarak orta yaşlı bayanlar olup, elde ve bilekte yanıcı ağrı, küçük parmak dışındaki tüm parmaklarda uyuşukluk şikayeti vardır. Erken bulgular olan gece ağrıları, ve uyuşmaları hastayı uykusundan uyandırır, hasta elini yukarı kaldırarak veya sallayarak ağrısını azaltmaya çalışır. Ağrı sıklıkla dirseğe, bazen omuza kadar yayılabilir. Zamanla el sıkma ve kavramada güçsüzlük meydana gelir. Geç bulgular günler içinde gelişen baş parmağa giden kaslarda (Tenar bölge) erime ve başparmakta avuç içine doğru harekette güçsüzlüktür.

    Tanı koymada en sık EMG denilen elektrofizyolojik bir test kullanılır. En sık karıştığı hastalık boyun fıtığı yani servikal disk hernisidir. Karpal tunel sendromunun iki türlü tedavisi vardır. Bunlardan birincisi hafif olgularda ve EMG de patolojisi olmayan hastalarda konservatif tedavidir. Bunlar belirli aktivitelerden kaçınma, bileklik kullanma, meslek ve günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi, ilaç tedavisidir. İleri olgularda ve EMG patolojilerine rastlanan hastalarda ise cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi yöntemleri açık cerrahi teknikler ve kapalı cerrahi teknikler olarak ikiye ayrılır.

    Kaynaklar

    1- Türk Nöroşirürji Derneği Kitapları Temel Nöroşirürji Kitabı

  • Bel fıtıklarında tedavi yöntemleri 

    Bel fıtığının diğer ismi lomber disk hernisidir. Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak insanların haraket aktivitelerinin azalması, bel ağrılı hastaların sayılarının artışındaki en önemli nedenlerden biridir.Lomber disk hernisi en sık iş gücü kaybına neden olan hastalıklardan birisidir. Bel denilen bölge 5 adet lomber adı verilen omurgadan oluşur ve bunların her biri L1 ‘den L5 ‘e kadar numara alır. Yapılan çalışmalar insanların %80’ninin hayatının her hangi bir aşamasında bel ağrısından şikayetçi olduklarını göstermektedir. Bel ağrılarının en sık nedeni bel fıtığıdır.

    Vücut ağırlığının büyük kısmını lomber omurgalar taşır. Bu nedenle fıtık bel bölgesinde daha sık görülür. Lomber bölgede bu oran %95 hastada L4-5 ve L5-S1 arasındaki bölgelerdedir. Hastaların %90’ında hiç bir tedavi yapılmaksızın bir ay içerisinde ağrı şikayeti geçtiği ya da azaldığı için birçok hasta hekime başvurmaz. Bel ağrılı hastaların tüm yaşamları boyunca bel fıtığı olma riski %5’dir.

    Bel fıtığı oluşması için risk faktörleri, genç-orta yaş, erkek cinsiyet, ailesel yatkınlık, çevresel faktörler, geçirilmiş travma ve sigara içmek sayılabilir. Yaşla birlikte bel ağrısı sıklığında artışla beraber bel fıtığı oluşma oranında azalma görülmektedir. Nedeni diskin yapısında bulunan sıvı kaybının olması ve sertleşmesidir. Çevresel faktörler; aşırı mekanik zorlama, sedanter yaşam, tekrarlayan vibrasyonel etkilere maruz kalma şeklinde özetlenebilir.

    Bel fıtığında en sık şikayet ağrıdır. Hastalar ters bir hareketle veya travma sonrası aniden ya da kendiliğinden yavaş yavaş ortaya çıkan bel ağrısından yakınırlar. Kişinin bel hareketlerini kısıtlayıcı nitelikte olan bu ağrı kendiliğinden ya da yatak istirahati ve medikal tedavi ile 2-3 hafta içerisinde geriler. Nadiren de olsa direkt bel bel ve bacak ağrısı şeklinde bir öykü de olabilir. İyileşmeyen bel ağrısına bacak ağrısı eklenir. Bir çok hasta bacak ağrısını, baskı altındaki sinir köküne ait duyusal dağılım alanında tarif eder. Ağrı hareketle, öksürmekle, hapşırmakla, ıkınmakla artar, yatak istirahati ile azalır.

    Ağrıya eşlik eden ikinci bulgu sıklıkla bacaklarda olan uyuşmadır. Uyuşukluk bası altındaki sinirin görev yaptığı yerdedir. Kuvvet kaybı ise daha az karşılaşılan bir şikayetdir. Bel fıtığının ileri dönemlerinde refleks kayıplarıda ortaya çıkmaktadır.

    Tanı yöntemleri içinde manyetik rezonans (MR) görüntüleme en sık tercih edilen yöntemdir. Kapalı yerde kalma korkusu olan ve kemik yapılara ait patoloji düşünülen hastalarda lomber CT tercih edilebilir. Bel kaymaları ve kırık şüphelerinde direk grafidende yararlanılmaktadır.

    Bel fıtıklarında tedavi yöntemleri iki kısma ayrılabilir:

    1- Konservatif tedavi

    2- Cerrahi tedavi

    Lomber disk hernisine bağlı ağrıların doğal seyrinde hastaların büyük bir çoğunluğunda bir kaç ay içerisinde ağrılar kaybolur. Bu da ilk basamak tedavinin konservatif olma gereğini ortaya koyar. Konservatif tedavi en az 6 hafta en fazla 6 ay olmalıdır. Bu tedavi süresince kısa yatak istirahati, ağrı kesici ve kas gevşetici uygulanması, ardından önce pasif hareketler daha sonra ise kademeli olarak egzersiz programları uygulanmalıdır.

    Bel ağrılı hastaların sık başvurduğu diğer bir yöntem ise korse kullanmaktır. Ancak kas zayıflığına neden olduğu için günümüzde kullanımı önerilmemektedir.

    Eğer hastada ilerleyici kuvvet kaybı, konservatif tedavinin yarar sağlamaması, tekrarlayan ağrılar, tekrarlayan nörolojik defisit, dar kanal zemininde fıtık varsa veya hastanın sosyal hayatı ileri derecede etkileniyor ise cerrahi tedavi düşünülmelidir. Eğer hastada, idrar veya gaita kaçırma, düşük ayak (ayak bileğini çekememe) gibi bir bulgu varsa 24 saat içerisinde cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

    Cerrahi yöntemler

    – Standart lomber diskektomi

    – Lomber mikrodiskektomi

    – Artroskopik mikrodiskektomidir.

    Kaynak

    Türk Nöroşirürji Derneği Yayınları, Temal Nöroşirürji Kitabı

  • Baş ağrıları!!

    Migren

    Başağrılarının %15-20’si migren ağrısıdır. Tek taraflı yerleşim gösteren (%75) migren, tekrarlayıcı, saatlerce sürebilen, paroksismal, zonklayıcı, baş hareketleri ile artan bir başağrısı olup bulantı ve kusma da eşlik eder. Ailesel yatkınlık söz konusu olup dominant geçişlidir. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla görülür, daha çok genç ve orta yaşta başlayıp, ileri yaşlarda azalma gösterir.

    Tipik olarak 4-72 saat arasında sürer ve fiziksel egzersiz ile artar. Migrenli hastalarda depresyon, anksiete ve panik bozuklukların daha sık görüldüğü bildirilmiştir.Çeşitli faktörlerin migrene duyarlı kişilerde başağrısını tetiklediği bilinmektedir. Bunların arasında en bilinenler, belirli yiyecek ve katkı malzemeleri (şarap, çikolata, kafein, peynir), açlık veya öğün atlama, aşırı veya az uyku, keskin kokular, barometrik basınç değişiklikleri, şiddetli yanıp sönen ışıklar, moral bozukluğu, hormonal oynamalar, adet kanaması, ilaçlar ve fizik egzersizlerdir. Migren başağrılarının yaklaşık %15’inde aura adı verilen dakikalar içinde gelişen ve 1 saatten az süren nörolojik belirtiler öncülük eder. Sıklıkla aura, yavaş olarak görme alanının ortasından dışa doğru yayılan görsel bozukluk olarak seyreder. Görsel belirtiler, yanıp sönen ışık parlamaları şeklinde olan ve basit tip olarak kabul edilen görsel halüsinasyonlar şeklinde olabileceği gibi, görme alanının etkilendiği görme bulanıklığı şeklinde de olabilir. Paresteziler ikinci sıklıkla görülen aura tipleridir. Hastanın tek taraflı olarak kişinin el parmaklarından başlayıp kola doğru yayılan ve çoğu zaman aynı taraf burun ve ağız çevresini etkileyen uyuşukluk ve karıncalanma hissi ortaya çıkabilir. Bunun dışında konuşma bozuklukları, başdönmesi ve nadir olmakla birlikte işitsel ve koku halüsinasyonları da aura belirtileri olarak görülebilir. Başağrısı genellikle aurayı takiben 5-30 dakika içinde başlar.
    Klasik migrende belirtiler, görme kaybı, kuvvet ve duyu bozuklukları ve bir kaç dakika süren başağrıları olur. Atak süresi klasik migrende birkaç saat, yaygın migren de ise bir kaç gün sürebilir. Ağrıya ışıktan ve sesten rahatsız olma eşlik edebilir. Vücudun diğer bölgelerinde görülen belirtiler abdominal ağrı, diyare gibi bulgular olabilir.
    Migren tedavisi medikal yani ilaç tedavileri yanında tetikleyen ajanlardan uzak durmayı içerir. Bunun yanında migren atakları ayda 3 defadan daha fazla oluyorsa, başağrısı günlük hayatı engelleyecek kadar şiddetli ise, nörolojik bozukluk oluşturuyorsa, koruyucu ilaç tedaviside eklenmelidir.

    Küme başağrısı

    Damarsal bir ağrıdan ziyade, sinirsel bir ağrıdır. Tam olarak nedeni bilinmemektedir. Ağrı ciddi nöbetler şeklinde gelir ve ortalama 30 dakika içinde sonlanır. Ağrı göz çevresinde, şakakta, kulak arkasında ve alt çene molar dişler çevresinde görülür. Ağrı genellikle geceleri olur ve hastayı uyandırır. bilinen en şiddetli başağrısıdır, bu nedenle intihar başağrısı olarakta adlandırılır. Sıkıştırıcı ve oyucu hissi verir. Göz kanlanması, gözde yaşarma, burun tıkanıklığı, burun akması, alın ve yüzde terleme, göz kapağının düşüklüğü, göz bebeğinde küçülme ve göz kapaklarının şişliği gibi otonomik bulgular ağrı ile aynı taraftadır. Hastalar migren hastalarının aksine karanlık odada uzanmak yerine, gezinmeyi, açık havaya çıkmayı, yürümeyi tercih ederler. Ağrılı dönem hastadan hastaya farklılık gösterir. Sıklıkla 2-3 ay sürer. Tamamen ağrısız olan sessiz dönem ise 6 ay 1 yıl arasında olur. Ağrılı dönemde neredeyse hergün bazen birkaç kez tekrarlayan ağrı atakları görülür. % 4 vakada ağrılar çift taraflı olur. Erkeklerde daha sık görülür ve ailesel geçiş söz konusu değildir.
    Tedavide bir çok ilaç seçenekleri vardır. Ancak medikal tedavinin yetersiz olduğu olgularda cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

  • Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Periferik sinirler vücutta, kol ile bacaklarda kaslar arasında seyretmektedir. Bu anatomik seyir boyunca da bazı vücut bölgelerinde daralan tünellerden geçer. Bu tüneller fibroosseöz (kas-kemik arası) olup çeşitli nedenlerle meydana gelen bu bölgedeki sinir sıkışmalarına tuzak nöropati denilmektedir. Tuzak nöropatiler en sık karşılaşılan hastalıklar grubundan olup yaş, cins, ırk ve sosyoekonomik düzey farkı tespit edilememiştir. Bu sayının 2/3’ü aktif olarak çalışan insanlar ve yıllık iş gücü kaybı anlamında önemli bir hastalık grubunu oluştururlar.

    Tuzak nöropatilerin yaklaşık %90’ını ise el bileği seviyesinde oluşan ve sinir sıkışması ile seyreden karpal tünel sendromu oluşturmaktadır. Kadın/erkek oranı 2/1 şeklindedir. Görülme sıklığı 25-30 yaş ve 40-60 yaş grubunda artmakta olup yaş dağılımının genç grupta mesleğe bağlı olduğu düşünülürken, yaşlı grupta hormonal nedenler ön planda tutulmaktadır.
    Karpal Tünel Sendromu, el bileği seviyesinde Karpal ligament denen bağın altından geçen median sinirin sıkışması ile ortaya çıkan klinik tablodur. Kadınlarda hormonal nedenlerden dolayı daha yüksek oranda bulunmaktadır. Her iki elde de aynı anda görülebilir ve 40-60 yaş grubunda daha sıklıkla rastlanır. Hastalar elde özellikle geceleri artan karıncalanma, ağrı, uyuşma, yanma ve elektriklenme şikâyetleri ile gelirler. Masaj ve el sallamakla ağrı azalır. Geç dönemde ortaya çıkan bulgular el kaslarında erime ve güç kaybıdır.
    Tanıda klinik muayene ile EMG denilen sinir ileti hızı çalışmaları gereklidir. Konservatif tedavi basamaklarından fayda görmeyen hastalar cerrahi olarak tedavi edilir ve cerrahi tedavi genelde lokal anestezi ile uygulanır. Bilek hizasında siniri sıkıştıran karpal ligament denen bağ dokusu endoskopik yâda mikrocerrahi olarak kesilerek açılır ve sinir sıkıştığı tünelden kurtarılır.
    Karpal tünel sendromlu olgularda ameliyat sonrası başarı erken dönemde çok yüksektir. Hasta ilk günden itibaren elindeki yakınmaların azaldığını hisseder. Güç kaybı ve kas erimelerinde zaman içerisinde düzelme olması beklenir. Ancak çok ağır derecede ve uzun süre basıya maruz kalan sinir dokusunda ağrı geçse de diğer şikâyetlerde düzelme olmayabilir. Hasta ameliyat sonrası yaklaşık bir aylık dönemde elini normal olarak kullanmaya başlayabilir.

  • Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı)

    Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı)

    Trigeminal nevralji, yüz bölgesini tutan bir nöropatik ağrı türü olup “tic douloureux” diye de adlandırılmaktadır. Trigeminal nevralji, normalde herkeste olan 5. Kafa çiftinin (trigeminal sinir) bir ya da daha fazla dalının kapsadığı alanda gelişen, ani, genellikle tek taraflı, şiddetli, kısa süreli, şimşek çakar gibi saplanan bir ağrıdır. Genellikle yüz yıkama, yüze dokunma, yemek yeme, çiğneme gibi etkenlerle başlayıp şiddetlenebilir. Farklı çalışmalarda, trigeminal nevralji görülme sıklığının 100.000’de 5 ile 25 arasında olduğu bildirilmiştir. Kadınlarda ise 1.7-2.2 kat daha sık olduğu bilinmektedir. Her yıl dünyada 150000 yeni trigeminal nevralji hastası olmaktadır.

    Ağrının genellikle yüzün alt ve üst çene bölümünde görülmekte ve daha çok 50 yaş üzerinde görülürken çocuklarda bile olabilir. Hastalık çok sık görülmemesi nedeniyle genellikle diş hekimleri ve diğer hekimler tarafından atlanıp tanı konulamazken genellikle nöroloji ya da beyin cerrahi uzmanlarınca tanı konulmaktadır. Trigeminal nevralji ağrısı sürekli, yakıcı veya sancılı bir ağrı olması nedeniyle hastaya sıkıntılı bir dönem yaşatmaktadır. Bazı hastalar bu ağrı nedeniyle yemek yiyemez, su içemez hale gelmektedir. Atipik ağrıda ise devamlı yanıcı ve daha geniş bir alanı ilgilendiren bir ağrı var ve atipik ağrıda ağrısız dönemler yoktur ve hastanın şikâyetlerini tedavi etmek daha zordur.
    Hastalığın gerçek sebebinin ne olduğunun bilinmemekle birlikte bir damarın beyin sapından trigeminal sinirin çıktığı yerdeki teması nedeni ile olduğuna inanılmaktadır. Damarın her nabızda sinire vurması ile hastalığın ortaya çıktığı sanılmaktadır. Ailesel olduğunu ifade eden yayınlar vardır burada hastaların anormal damarsal yapıları vardır. Beyin sapında duyu sinirinde olan beyin sapı bağlantısında anomalilik olduğuna inanılmaktadır. Sinire bası yapan tümör veya kitlelerin, MS hastalığının da de bunu yapabileceği düşünülmektedir.
    Hastalık çok sık görülmemesi nedeniyle genellikle diş hekimleri ve diğer hekimler tarafından atlanıp tanı konulamazken genellikle nöroloji ya da beyin cerrahi uzmanlarınca tanı konulmaktadır. Beyin Magnetik Rezonans Görüntüleme (Beyin MRG) hastada tümör ya da MS varlığını ortaya koyabilir. Yapılan testlerde bunun dışında kaliteli MR ile bazen görülebilen damar basısı ortaya konulabilir. Bu nedenle trigeminal nevralji tanısı hastanın şikâyetlerine göre konulmaktadır. Tetkikler tümör MS veya başka lezyon varlığını ekarte etmek için yapılmaktadır.

    Yemek yemek, diş fırçalamak, su içmek, tıraş olmak ya da makyaj yapmak gibi faaliyetler ya da soğukta yüze temas eden esinti, o taraf cildine hafifçe dokunmak, burnu şişirerek nefes almak, gülmek, konuşmak ağrının aniden başlamasını tetikleyebilir. Klima ve havalandırmaya da direkt maruz kalınmamalı. Soğuk hava, soğukta yüzün rüzgâra maruz kalması ya da yemek yemenin ağrıyı tetikleyebileceği için soğuk havaya çıkılması zorunlu olan durumlarda yüzün atkı ile korunması gerekmektedir. Çok sıcak ya da soğuk içecekler içilmemesi, içilmesi durumunda da ağzın hassas bölgesine değmemesi için pipet kullanılması gerekmektedir.
    Trigeminal nevralji sikluslar şeklinde olmaktadır. İlk zamanlarda ağrı atakları çok sık olmayabilir, bazen aylarca, yıllarca ağrı olmamasına rağmen tekrar başlar. Hastalık ilerledikçe bazı hastalarda zeminde devamlı ağrı ile beraber arada sık olarak şimşek çakar tarzda ağrı olmaktadır. Ağrı önce elektrik şoku ile başlar ve artarak çok şiddetli dayanılmaz 20 saniyeden az süren bir ağrı olarak devam eder. Ağrı genellikle hastanın kontrol edilemeyen yüzünü buruşturması ile kendini bırakır bu nedenle de tic douloureux (ağrılı tik) denilir.
    Tedavide daha çok epilepsi ilaçlarının kullanılmaktadır. İlaca rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa cerrahi alternatiflerden yararlanılmalıdır. En sık kullanılan cerrahi yöntem ise mikrocerrahi teknikler kullanılarak damarın yaptığı basının ortadan kaldırılarak ağrının giderilmesidir. İlaca dirençli dayanılmaz yüz ağrısı çekilmesi durumunda mutlaka beyin cerrahisi uzmanlarına müracaat edilmesi gerekmektedir.
    İlaç tedavisine dirençli trigeminal nevraljili hastalarda, gasserian gangliyon üzerine perkütan girişimler (radyofrekans, gliserol enjeksiyonu, balon kompresyonu), gamma knife cerrahi ve mikrovasküler dekompresyon önerilmektedir. En uzun ağrısızlık süresinin sağlanması mikrovasküler dekompresyonla mümkündür. Multipl skleroza (MS) bağlı trigeminal nevraljide, farmakolojik tedavi yetersiz ise, gasser gangliyonuna yönelik uygulamalar denenebilir. MS’li hastalarda, gasser gangliyonunda vasküler kompresyon gösterilmedikçe cerrahi önerilmemektedir.
    Cerrahinin fayda zarar ilişkisi mutlaka karşılaştırılmalıdır. Hastaların büyük çoğunluğu cerrahi sonrasında rahatlar bu nedenle garanti etmek mümkün değildir.

  • Pineal tümörler

    Pineal bez beynin ortasında kapsülsüz bir anatomik dokudur.

    Pineal bölge tümörleri oldukça nadir olup tüm beyin tümörlerinin % 1′ ini teşkil ederler. Çocukluk çağında ise % 8 oranında görülür. Bu bölge tümörleri germ ve pineal hücreli olarak iki grubda incelenir. Pineal bez yapısında astrositlerle çevrili pinealositler bulunmaktadır. Pineal bezin yapısındaki farklı hücrelerden dolayı çok farklı tümörler görülürken, bu tümörleri takriben % 80′ ni habis karekterdedir.En sık görülen habis pineal tümörler; germinomlar, pineloblastomalar olup iyi huylu pineal tümörler ise pineositom, lipom, pineal kist, AVM menengiomlardır.

    İlk defa pineal tümör 1717 yılında tanımlanmıştır. 1913 yılında ilk başarılı pineal tümör ameliyatı yapılmıştır.

    Son yıllarda tıbdaki diğer tüm bölümlerdeki gelişmelerden radyolojik görüntüleme teknikleri,nöroanestezide ve yoğun bakımdaki yenilikler, mikrocerrahideki gelişmeler pineal tümör yaklaşımına yeni kavramlar katmıştır. Ayrıca pineal tümörlerde beyin omurilik sıvısı (BOS) akımının düzeltilmesi pineal bölge ameliyatlarında kabül edilebilir sonuçlar alınamaktadır. Günümüzde pineal tümör ameliyatlarında yan etkiler ve ölüm oranları oldukça düşük seviyelere çekilmiştir. Pineal tümör ameliyatlarında ölüm oranları % 0-5 arasındadır.

    Pineal tümörlerin sınıflandırması

    Pineal tümörler 4 grubda incelenir

    1: Germ hücreli tümörler: Gonad dokularından gelişen en sık pineal tümördür.Erkeklerde daha sık görülür. İyi huylu teratomlar dışındaki tüm germ hücreli tümörler habisdir. BOS yoluyla veya sistemik yolla yayılırlar

    2: Pineal hücreli tümörler:

    a) Pineositom: pineal hücrelerden kaynaklanan iyi diferensiye bir tümördür. Her iki cinsde eşit sıklıkla görülür. Dün sağlık örgütü( WHO) sınıflamasına göre evre II olarak bilinir ve 5 yıllık sağ kalım % 85 olarak bilinir.Çok düşük oranda malignite göstermektedir.Radyosensitif tümörlerdir.

    b)Pineoblastom: Pineal parankimin primitif olanı olup genellikle genç erişkinlerde ve erkekerde daha sıktır. WHO sınıflandırmasına göre evre 4 tümörleredir. Ortalama sağ kalım 24-30 aydır.

    3:Glial hücreli tümörler. Bu grub içerisinde en sık olanı epandimom, glioblastoma ,anaplastik astrositoma, oligodendriglioma ve koroid plaksus papiloması sayılır.

    4: Karışık hücreli tümörler. menengiom, hemanjioblastom, metastazlar bu grubda incelenir.

    Klinik şikayet ve bulgular;

    Pineal bölge tümörleri başlıca 3 mekenizma üzerinden klinik şikayetlere neden olmaktadır.

    1: BOS dolanımı engellenmesi sonrası artan kafa içi basıncı şikayetleri ve bulgular

    2:Tümörün büyümesi ile direkt bulgular

    3: Endokrin şikayetleri

    Kafa içi basıncı artmasına bağlı olarak baş ağrısı bulantı, kusma ve papil ödemi ve çift görme karekteristiktir. Yukarıdaki şikayetlere ilaveten yukarı bakış kıstlılığı, nistagmus ve püpilla anormaliği (parinaud sendromu) görülür. Ayrıca ataksi, kordinasyon bozukulukarı, tremor gibi serebeller işaretler tümörün kitle etkisi basısına bağlı ortaya çıkamaktadır

    Endokrin bulgular ise tümörün basısına bağlı olarak diabet insipüt görülür. Ayrıca koryokarsinom veya germinomların muhtevasındaki hücrelerden salgınan B-human koryonik gonadatoropinler bağlı olarak erkek çocuklarda puberte prekoks,kız çocuklarda seksuel gecikme, hipopitüitarizm, hipernatremi ve hiperfaji görülebilir.

    Teşhis

    Pineal bölge tümörlerde altın standart tetkik yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) dır. Omürülik yayılımı düşünülenlerde spinal kanalın MR ları çekilmelidir. Bazı pineal tümörlerde ayırıcı tanı için kontrastlı veya kontrassız beyin tomografi gerekir ayrıca vasküler lezyon düşünülenlerde ise beyin damar anjiografisi nadiren gerekir. Bazı pineal tümörlerde tümör belirteçleri gerekir bunlar hem kandan hemde BOS’dan B-hCG ve Q-fetoproteine bakılır. Örneğin BOS’da artan B_ hCG büyük oranda koryokarsinomaya eşlik ederken, Q-fetoprotein yüksekliği ise endodermal sinüs tümörü veya emryonal karsinom veya teratomlarda görülmektedir.

    Tedavi

    Pineal bölge tümörlerinde properatif olarak tümörün tipini ameliyat öncesi dönemde bilmek oldukça önemlidir. Ayrıca tümörün sebeb olduğu hidrosefalinin derecesi son derece önemlidir. Örneğin hafif hidrosefalilerde ve hastanın KİBA kliniği ileri safhada değilse direk cerrahi önerilebilir. Ancak ileri hidrosefalilerde ve hastanın kliğiniği hidrosefaliye bağlı akut gerilemelerde eksternal drenajı takiben acil cerrahi planlanır. Bazı pineal tümölerde BOS sitolojisi ve kan testlerine rağmen histolopatolojik tanı konulamayan olgularda ise ya sterotaksik biopsi yada açık cerrahi ile biopsi önerilir. Pineal bölge tümörlerinde sterotaksik biopsiler tanı koyma oranları % 90 üzerindedir. Ancak bu işlemin % 2 mortalite ve % 5-10 morbiditesi vardır.

    Pineal tümörlere cerrahi yaklaşımlar;

    Pineal bölge cerrahisinde öncelikle tümörün çapı,büyüme paterni ve komşu anotomik bölgeye uzanımı ve damarsal yapılarla ilişkileri yanında hidrosefali derecesi çok iyi bilinmelidir. Buna göre bir cerrahi yaklaşım planlanmalıdır.Öncelikle bu tümörlere yaklaşımda cerrahın tecrübesi ve alışık olduğu cerrahi koridor ameliyat sonrası ölüm ve sakatlık oranlarında oldukça önemlidir. Bu tümörlerin tarihinde öncelikle hidrosefali için beyincik ameliyatı öncesi şant ameliyatları rutin yapılırken günümüzde ise cerrahın tecrübesi artmasıyla bu işlem ya hiç yapılmamakta yada nadiren third ventrikülostomi yapılmaktadır. Böylece bu hastalarda ameliyat sonrası ölüm ve sakatlık oranları oldukça düşük seviyelere çekilmiştir. Pineal tümör cerrahisi tecrübeli mikro cerrahlar sayesinde oldukça başarılı ameliyat sonuçları alınmaktadır. Pineal tümör ameliyat esnasında yapılan prozon patolojisi germinomlar ise bunlar radyoterepiye duyarlı lezyonlar olduğundan ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak radyoterepi verilmelidir. Eğer ameliyat esnasında yapılan patoloji çalışması iyi huylu lezyonlarda, pineositom ve epandimom ise bu lezyonların tamamı cerrahi olarak alınmalıdır. Böyle lezyonlarda ilave adjuvan tedaviye ihtiyaç yoktur. Eğer pineal tümör spinal omurilik yayılımı var ise tüm spinal omurilik kanalı radyoterpiyle ışınlanmalıdır. Pineal tümörlerde radyoterpi özellikle 5 yaşından küçük bebeklerde verimemelidir. Bu durumlarda kemoterapi seçeneği uygulanmalıdır.

    Sonuç olarak

    Pineal tümör cerrahisinde ameliyat mortalitesi % 0-8 arasında değişmektedir. Benim son 2000 yılından beri yağtığım pineal tümör ameliyatlarında ameliyat mortalitesi % 0 dır. Pineal tümör tedavisinde optimal tedavi yöntemi tümörün patolojik tipine bağlıdır. İyi huylu pineal tümör cerrahisinde total rezeksiyonla %100 kür sağlanıp ilave tedaviye gerek yoktur. Germinomlarda 5 yıllık sağ kalım % 75 iken, pineal hücreli tümörlerde % 55 cıvarındadır. Günümüzde tecrübeli ellerde pineal tümörler ameliyatlarında oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Köşe tümörleri; meningiomlar

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocukluk çağı beyin tümörlerinin ise % 60-70 beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken, buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör çeşidi ise beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülen tümörler (aküstik nörinom, meningiom, araknoid ve epidermoid kistler, plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar ) görülmektedir.

    MENİNGİOMALAR

    Ponto-serebellar köşe (PSA) temporal kemiğin petroz kısmı, internal aküstik kanal ile pons arasındaki bölgeye verilen addır. Pontoserebellar köşe tümörleri beyincik tümörleri içerisinde yer almaktadır.

    En sık PSK tümörleri içerisinde; % 70-80 aküstik nöroma, % 5- 10 meningioma ve % 5 epidermoid veya dermoid kistler olup bunlar dışında anevrizma, arterio-venoz malformasyonlar, kanser metastazları, araknoid kistler çok nadiren PSK yerleşirler. Bunlardan başka çok nadiren beyincik veya beyin sapı gliomları, hipofiz adenomları, kraniofarengiomlar, kafa kaidesi tümörleri, glomus jugulare ve koroid pleksus papilomalarıda köşeye uzanarak görülebilir.

    Meningioma iyi huylu beyin veya beyincikteki zarlardan kaynaklanan kapsüllü soliter tümörlerdir. Beyincikte görülen menengiomlar; PSA , petroklival bölge , foramen magnum , foramen jugulare ve nadiren ventriküler meningiomlar gibi farklı bölgelerde görülebilir. Meningiomlar 1614 yılında ilk defa tarif edilmiş ancak ilk defa Kuşig tarafından meningiom tanımı kullanılmıştır. Meningiomlar tüm beyin tümörlerinin %25-30 teşkil ederler, bunlar % 90 beyinde % 10 beyincikte görülür. Görülme sıklığı 4.5/100 000, kadınlarda erekelere nazaran daha sık görülür. Bir orta yaş hastalığı olup yaş oranı yükseldikçe görülme oranları artmaktadır. Çocuklarda nadiren görülür ki bunlar daha çok habis karekterlidir. Meningiomlar iyi huylu kapsüllü yavaş büyüyen lezyonlardır. WHO sınflamasına göre 3 tipi var; Evre 1: tipik meningiom, EvreII: atipik menengiom, Evre III ise malign menengiom (habis) tipidir.

    Risk faktörleri

    1. Kafa travması kafa tası kemik kırıkları

    2. Yüksek doz radyoterapi

    3. Hormonal nedenler kadınlarda sık görülmesi hormon reseptörleri üzerinde durulmuştur

    4. Virüsler ( Melnic virüsü)

    Nörofibramatozis tip II bir otozomal dominat genetik geçişli olup bunlarda meningiom birlikte görülmesi sıktır

    Klinik şikayetleri ve bulguları,

    Bu bölge menengiomları tümörün büyümesi için hem beyincik hemde beyin sapı gibi bölgelerine doğru çok farklı yönlerde büyemeleri nedeniyle teşhis konulduğunda büyük çaplara ulaşırlar. Hem beyincik hemde bu bölgedeki komşu sinirlerin baskısına bağlı şikayet ve bulgular yanında BOS dolanımının engellenmesiyle artan kafa içi basınç işaretleri görülür. Baş ağrısı, kulak çınlaması dengesizlik işitme kayıpları öncü şikayetlerdir. Tümör çapı büyüdük çe komşu sinirlerin baskılanması ile yüzde uyuşmalar ve nevralji tarzında yüz ağrıları sinsice devam eder. Ayrıca belirli hacme ulaşınca KIBA bulguları (baş ağrısı, kusma, çift görme, diplopi, papil ödemi) klinikte görülmeye başlar. Genellikle baş ağrısı, kusma ve dengesizlik şikayetleri bu bölge hastalıklarında doktora başvuru şikayetleridir. Daha sonra beyincik baskılanmasına bağlı olarak ataksi, nistagmus, koordinasyon hareketlerinin bozulması ve komşu sinirlerin baskılanmasıyle işitme ve yüz siniri felçleri daha büyük hacımlere ulaşınça aynı tarafta kol ve bacakta felçler, yutma siniri felçleri görülür.

    Teşhis

    Beyincik tümörleri düşünülen hastalarda altın standart teşhis yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans ( MR) tekniği dir. Beyin MR’ ile PSA görülen diğer sık tümörlerden (aküstik nörinom, epidermoid, araknoid kisteleri) olup olmadığı ayırd edilmektedir. Çünkü meningiomlar daha farklı radyolojik bulguları ve özellikleri vardır. Meningiomlarda Bilgisayarlı Tomografi (BT) testi ile PSA bölgesinde iyi kontrast tutan düzgün sınırlı ve yuvarlak lezyonlardır, ayrıca tail adı verilen komşu beyincik zarları belirgin olup bu özellik meningiomlar için karekteristik özelliklerdir. Meningiomların kemikteki erozyonlar, hiperostozlar ve kalisifikasyonlar meneningiomların iyi bilinen radyolojik özeliğidir. Tümör çevresinde ödem bazı hormon salgılayan tiplerinde sık görülür. Beyin damar anjiografi testi bazı tip (anjioblastik) meningiomlar çok fazla damarsal besleyicileri olduğunu gösterilir. Bu besleyici arterleri ameliyat öncesi iyi bilinmesi cerraha ameliyat esnasında erken kananma kontrolünde yardımcı olmaktadır.Ameliyat öncesi dönemde tümör besleyici arterlerin embolizasyonla kapatılması kabül gören bir uygulama değildir. MR spektroskopi meningiom teşhisinde fazlaca yeri yoktur. Ayrıca PET- CT de yine meningiom taşhisinde yeri yoktur.

    Tedavi

    PSA köşe meningiomların tedavisi cerrahidir. Diğer tedavi seçeneklerinden radyoterapi ve kemoterapi sadece habis tipteki meningiomlarda uygulanmaktadır. Ameliyat öncesi bu tümörün kaynaklandığı yer ve etrafındaki besleyici arterleri ve komşu drenaj venleri ve PSA bölgesindeki normal artereiel yapı ve vönöz sinüsler hakkında bilgi edinilmelidir. Bu bilgiler ameliyat esnasında tümör kanamsını kontrol etmede yardımcı olacaktır.temal amaç tümörü tamamını almak olmalıdır. Hazırlıklar buna göre yapılmalıdır. Ameliyat öncesi hazırlıkları iyi yapılan hastalarda ameliyat mortalitesi çok düşüktür. Benim 2000 yılından sonraki yaptım köşe menengiomlrında mortalite görülmedi. Günümüzün yüksek teknolojili gelişmiş hastanelerinde bu ameliyatlar çok başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Ameliyat sonrası patlojisi evre 1 olan menengiomlar ilave başka bir tedaviye gerek yoktur.

    Sonuç olarak

    PSA menengiomları bu bölgenin en sık ikinci sıklıkta görülen iyi huylu köşe tümörüdür. Genellikle kadınlarda daha sık olup ve orta yaş hastalığıdır. Düzgün sınırlı kapsüllü ekstra-aksiel soliter tümörüdir. Baş ağrısı, dengesizlik, baş dönmesi şikayetleri öncü şikayetlerdir. Tümör hacımce büyüdükçe hem artan kafa içi basıncı hemde komşu kranial sinirlerin baskısına bağlı şikayet ve bulgular görülür. Teşhisi günümüzde son derece kolay ve hızlı bir şekilede konulmakatadır. Teşhiste ilaçlı beyin MR görüntüleme testi altın standarttır. Tedavisi cerrahidir. Cerrrahi sonuçlari ise mükemmeldir.

  • Belde dar kanal

    Belde dar kanal

    Belde dar kanalın tedavisi mümkündür. Doğru ameliyat yapıldığı takdirde bel fıtığı gibi yüz güldürücü sonuçlar verir. Omurga kanalı ince, uzun bir boru gibidir. Bu kanalın çapında daralma olursa içinden geçen omurilik ve sinirler sıkışır. Bu sıkışma ağrıya, uyuşmaya, uzun süre yürüyememeye, sık sık dinlenme istediğine, bacaklarda güçsüzlüğe neden olur. Dar kanal olan bir hastada küçük bir fıtık bile dayanılmaz ağrılara neden olabilir.

    Belde Dar Kanal Belirtileri

    Kanal daralması yavaş gelişir. Bu yüzden başlangıçta şikayete neden olmayabilir. Hastalık ilerleyince, daralma çapı artınca sıkıntılar su yüzüne çıkar. Genellikle şu belirtileri gösterir:

    Sırt ve bel ağrısı

    Ayaklarda ağrı, güç kaybı, uyuşukluk

    Uzun süreli yürüyüşlerde ortaya çıkan kasılmalar

    Yürürken dinlenme isteği

    Öne eğik yürüme isteği

    Belde Dar Kanal Nedenleri

    İlerleyen yaş

    Doğumsal nedenler

    Kireçlenme

    Omur eklem yapılarının büyümesi

    Bağ dokularının kalınlaşması

    Belde Dar Kanal Tedavisi

    Tedavinin cerrahi ya da cerrahı dışı yöntemlerle yapılmasını hastalığın seviyesi belirler.

    Ameliyatsız Dar Kanal Tedavisi

    İlerlememiş seviyelerde ameliyatsız yöntemler denenebilir. Bunlar istirahat, ilaç tedavisi, enjeksiyon uygulaması, fizik tedavidir. İlaçlar ağrıyı gidermeye yöneliktir. Fizik tedavide ise kasları güçlendirmek, hareket serbestliğini elde etmek amaçlanır.

    Belde Dar Kanal Ameliyatı

    Hastalık ileri derecedeyse, yürüyüş mesafesinde azalma varsa, bacaklarda kasılma veya güç kaybı varsa, idrar kaçırma oluyorsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Mikrocerrahi yöntemiyle küçük kesi açılarak mikroskop yardımıyla görüntüleme yapılır. Ameliyattaki amaç sinirlerdeki basıyı kaldırmaktır.

    Belde Dar Kanal Ameliyatı Sonrası

    Ameliyat sonrasında bel sağlığına dikkat etmek önemlidir. Bel ağrısı yaratacak hareketlerden sakınmak gerekir. Verilen egzersiz programlarını eksiksiz uygulamak ve kilo almamaya itina göstermek altın standartlardandır.