Çocuklarda öfke nöbetleri genelikle 1.5 -2.5 yaş civarında sıklıkla görülür. Öfke nöbeti sırasında çocuklar ağlar, tutturur, kendilerini yere atarlar hatta zaman zaman başlarını yere yada duvara vurur, nefeslerini tutarlar. Çocukların mizaç yapıları değişkenlik gösterdiği gibi öfke nöbeti yaşama şekilleri ve sıklıkları da değişkendir.
Öfke nöbetleri neden olur?
Öfke nöbetleri çocukların gelişiminin doğal bir sürecidir. Fakat bu süreçten çocukların sağlıklı bir biçimde çıkabilmesi ve nöbetlerin sorun olmasını önlemek için bu davranışlar iyi tanınmalı ve kontrol edilmelidir.
Öfke nöbetleri, çocukların bağlanma ve bağımsızlaşma arasında yaşadığı içsel çatışmanın dışa vurumu olarak yorumlanabilir. Bu dönemde çocukların otonomi kazanma arzusu çok yüksektir. Bağımsızlık ve çevre üstünde kontrol sahibi olmak isterler, (“kendim yapabilirim”, “bunu ben yapıcam” vs.). Nöbetler çocukların fiziksel olarak zorlandıkları yada bilişsel becerilerine kıyasla zor olan durumlarda ortaya cıkar. Ayrıca bu yaş döneminde çocukların dil becerilerinin kendi istek ve duygularını dile getirebilecek düzeyde henüz gelişmediğini düşünürsek, çocukların yaşadığı gerginlik ve hayal kırıklığı kaçınılmazdır.
Bu yaş döneminde çocuklar kendi yapmak ister, kendi seçmek, kendi gitmek ister vs. Çocuklardaki bu beklentiler gün içinde çocuklar ve ebeveyinler arasında güç savaşlarına neden olup öfke nöbetlerine sebep olabilir (örn., bahçede oyun oynamak isteyen bir çocuğa eve girmesinin söylenmesi). Çocuklar istediklerini elde edemediklerini fark ettikleri anda ise öfke nöbetleri için zemin hazırlanmış olur.
Öfke nöbetleri, çocukların öfke davranışları pekiştirildiğinde daha da sıklık kazanır. Pekiştirme, nöbet sırasında ailesinden fazla ilgi toplaması yada bu davranışından ötürü istediğinin yapılmasına bağlı olarak gerçekleşir. İsteklerini bu şekilde yapmayı öğrenen çocuk bu davranışı yapmayı sürdürür. Bazı çocuklar doğru şekilde davrandıklarında yeterince ilgi görmedikleri için de öfke nöbetleri geçirebilirler. Öfke nöbetleri sırasında ailesinin dikkatini toplamayı başaran çocuk istedigini elde etmiş olur.
Bununla birlikte unutulmaması gereken yetişkinlerin bile fazla uyarıldıklarında, yorgun yada aç olduklarında duygularını kontrol etmelerinin güçleştiğidir. Çocuklar da aç ve yorgun olduklarında öfke nöbetleri daha cok ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda çocuklardan sabırlı olmasını beklemek yersiz bir beklenti olacaktır.
Öfke nöbetlerini önlemek için neler yapılabilir?
Öncelikle buna neden olan sebepler anlaşılmaya calışılmalıdır. Ne zaman ve nerde oluyor? Öfke nöbeti öncesinde, ve sonrasında neler oluyor? Sıklıkla kimin yanında ve nerede oluyor? Bunlara dikkat ederek, bugibi durumlardan uzak durmaya calışmak öfke nöbetlerini önleyecektir.
Çocuğunuzu bir durumdan diğerine geçişlerde hazırlamak önemlidir. (örn. 5 dakika içinde parkta gezmeyi bırakıp eve gidiyoruz). Önceden hatırlatmalar çocuklarınızı başka bir duruma geçiş için hazırlayacaktır.
Yaşantınızda belirli rutinlere sağdık kalmanız önemlidir, belirli bir yemek vakti, uyku vakti vs. 2 yaş gelişim döneminde çocukların günlük hayat içinde alıştığı rutinler çok önemlidir. Rutinler onların dış dünyayı anlamalarına, olayları tahmin etmelerine yardımcı olur.
Güç savaslarından çocuklarınıza seçme sansı tanıyarak kacınabilirsiniz. (örn. Siyah ayakkabılarını mı yoksa mavi ayakkabılarını mı giymek istersin? vb.) Çocuklar da yetişkinler gibi seçimlerini kendileri yapmaktan ve kontrol duygusundan hoşlanırlar.
Çocuklarımızın bireysel özelliklerinin, neyi yapıp neyi yapamayacaklarının farkında olmak ve onları zorlayacak beklentilerden ve aktivitelerden kaçınmak öfke nöbetlerinin olmasını engelleyecektir.
Öfke nöbetleri sırasında hangi yollar izlenmelidir?
Öfke nöbeti oluşur oluşmaz sakinliğinizi korumanız çok önemlidir. Bağırıp çağırmak doğru bir yöntem değildir.
Öfke nöbeti sırasında izleyeceğiniz tutarlı davranışlar çok önemlidir. En iyi yol nöbet sırasında göz teması kurmamak ve aldırmıyor gibi görünmek, sakinleştiği andan itibaren de tekrar göz teması kurmak ve onunla ilgilenmektir. Çocuğunuzun güvenliğini sağlamak için çocugunuza yakın biryerde durabilirsiniz.
Öfke nöbeti toplum içinde gerçekleşirse en iyi yol daha sakin bir yere çocuğunuzu götürmek ve orda birlikte sakinleşmesini beklemektir.
Çocuğunuza öfke nöbeti sırasında ders vermeye calışmak uygun değildir. Bunun için sakinleşmesini beklemek daha uygun olacaktır.
Öfke nöbetlerinin hemen akabinde çocuğunuzun istedigi şeyi vermemeli yada yapmamalısınız. Bu davranış çocuğunuzun öfke nöbetlerini pekiştirecektir.
Öfke nöbetleri çocukların kendilerini de kimi zaman korkutabilir. Öfke nöbetinden sonra bu davranışını onaylamadığınızı ama onu hala seviyor olduğunuzu hatırlatmak ihtiyacı olan bir davranıştır.
Hangi durumlarda bir uzmana danışılmalı?
Çocuğunuz sık (günde yaklaşık 3 kereden fazla) ve uzun süreli (yaklaşık 15 dakikadan uzun) öfke nöbetleri yaşıyor ve kendi kendine yatışmakta güçlük çekiyor ise,
Çocuğunuz 4 yaşını geçmiş olmasına rağmen öfke nöbetleri yaşamaya devam ediyor ise,
Çocuğunuz öfke nöbetleri sırasında kendisine veya çevresine zarar veriyor, ve saldırgan davranışlar gösteriyor ise,
Çocuğunuzun öfke nöbetleri sırasında duygularınızı kontrol edemiyor ve nasıl davranmanız gerektiğini bilemiyor iseniz bir uzmana danışmalısınız.
Etiket: Sık
-

OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARINDA ÖFKE NÖBETİ
-

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) – Takıntı hastalığı
OKB nedir?
OKB, obsesyon yani takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon yani yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal rahatsızlıktır (TPD, 2016). Bu rahatsızlık hayat kalitesini düşürür, iş, okul, özel hayatla ilgili ciddi sıkıntılara neden olur, hatta bazı durumlarda kişinin hayata devam etmesini zorlayabiliyor.
Obsesyon nedir?
Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar (TPD, 2016). Tipik obsesyonlara örnek verecek olursak bunlar birilerine zarar verebilme dürtüleri, aile üyeleri dahil; tekrarlayan cinsel dürtüler ve düşünceler; kirlenme, mikrop kapma, bulaşıcı hastalığa, enfeksiyona yakalanma ve bulaştırma korkusu; sürekli bir şeyleri yanlış yapabilme düşüncesi, dine karşı çıkma, küfür etme, kafir olma korkusu; çok önemli olan bir şeyleri kaybetme korkusu; simetri ve düzen konusunda endişelenmektir. Obsesif düşünceler, imgeler, dürtüler, istekler hastada hoş olmayan hisler uyandırabiliyor ve bu hisler anksiyete, bıkkınlık, tiksinti, depresyon, ve suçluluk hissine sebep olabiliyor. Hastanın beynini kurcalayan bu obsesyonlardan kurtulmak, ve ya nötr hale getirmek isteği genelde çok kuvvetli oluyor, ve ya hasta sadece obsesyonlarından kaçıp kurtulmayı seçiyor. Bu yüzden hasta ritüel ve kaçınma davranışı sergiler.
Kompulsiyon Nedir? Ve kaçınma davranışı nedir?
Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir (TPD, 2016). Kompülsif davranış genelde aşırı fazla olur, insanlar tarafından fark edilir; ve aynı zamanda belli bir tutumla veya kişinin kendince geliştirdiği kurallarla kendini gösterir. Kompulsiyonlar genelde obsesyonların neden olduğu rahatsızlıkları, depresyonu, suçluluk duygusunu, gerginliklerini azalta bilmek için kişinin geliştirdiği ritüeldir. Genelde hastaların çoğu davranışlarının aşırı olduğunun farkına varbiliyorlar. Yaygın kompulsiyonlar şunlardır:
Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama
El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme
Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme
Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma
Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme
Belirli bir sıraya göre yemek yeme
Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma
Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama
İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı
Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme.İlaveten bu kişiler yukarıda not edilen kompulsiyonlardan farklı olarak başka metotlar geliştirebiliyorlar, örneğin kaçınmak gibi. Bu kişiler obsesyonlarını tetikleyebilecek her türlü olaydan kaçınabiliyorlar. Bu davranışların tipik örnekleri genel tuvalet kullanamama, keskin objelere dokunamama vs.
Kompülsif davranışlar, geliştirilmiş bilişsel ritüeller, ve kaçınma davranışları geçici olarak obsesyonların neden olduğu endişeyi azaltır. Bu davranış ve ritüellerin kısa süreli rahatlama getirmesi hastanın bu stratejileri adet haline getirip sürekli tekrarlamasına sebep oluyor. Kişiler bu davranış ve ritüellere o kadar alışırlar ki, yaptıkları davranışları ve ritüelleri yapmasalar da sorun olmayacağını düşünmek bile zor olabiliyor onlar için. Maalesef bu sebeplerden hiç bir zaman hipotezlerinin yanlış oluğunu test edemiyorlar. Obsesyonlara bağlı olarak kompulsiyonlar sık sık veya nadiren görülebiliyor.
OKB ne kadar ciddi bir rahatsızlıktır?
OKB’in şiddeti orta veya ağır arasında değişe biliyor. Bazı kişilerde orta derece obsesyonlar vardır ki bu küçük sorunlara neden olur ve insanlar tarafından fark edilmez. Ama bazı kişilerde çok ciddi hal alır, insanları ve kendini rahatsız edecek kadar şiddetli olabiliyor. Bu durumda artık şiddetli OKB söz konusudur ve kişinin hayat kalitesini etkilediği için tedavi gerektirir.
OKB ne kadar sıklıkla görülür?
OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de nadir olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır (TPD, 2016). İlaveten bir çok hasta bu problemi gizli kapalı yaşayabildiği için o kişileri istatiksel olarak hesaba katamıyoruz.
OKB hangi yaşlarda başlar ve kimlerde daha sık görülür?
OKB genelde ergenlik ve ya erken erişkinlik döneminde ortaya çıkar, ama bazen çocukluk çağı obsesyonlarıyla da karşılaşabiliyoruz. Kadınlarda ortalama 22-23 yaş, erkeklerde ise 16-17 yaşta ortaya çıkar. OKB tedavi olunmazsa artan ve azalan semptomlarla kronik hal alır. Kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda gözükmektedir.
OKB için en mükemmel tedavi şekli nedir?
Son yıllarda OKB tedavisi dramatik bir şekilde gelişti. Hazırda hastaların %70’i bu tedavilerden yararlanabiliyor. OKB tedavisinde ilaçlar dahil bir çok yöntem kullanılabiliyor. İlaçlarla beyinde salgılanan serotonin düzeyini artırarak tedavi ediliyor. OKB için terapi olarak davranış terapisi (maruz bırakma) ve bilişsel terapi kullanılıyor. Bu yöntemler beraber veya ayrı ayrı kullanılabiliyor ve güzel sonuçlar elde ediliyor.
Bilişsel Terapi – Obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçarak ve kaçınarak başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve böylelikle kısır bir döngü oluşmaktadır. Davranış tedavilerinde amaç hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçma ve kaçınma davranışlarına neden olan düşüncelerle [obsesyonlar] karşı karşıya getirmek ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları [kompulsiyonlar] engellemektir. Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir.
Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir. Amaç düşünceleri gerçek gibi algılamayı azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk algılarının ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır.
Bilişsel ve davranışçı terapiler hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle nükslerin önlenmesinde çok önemli bir yer tutmakta, tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler. Bilişsel davranışçı tedaviler tedavi seçenekleri arasında en önemli yeri tutmaktadır.
Referans
Türkiye Psikiyatri Derneği (2016). Obsessif –Kompulsif Bozukluk. Hastalar ve
yakınları için rehber. Anksiyete Bozuklukları Bilimsel Çalışma Birimi
Wilhelm S., Steketee G. (2006). Cognitive Therapy for Obsessive Compulsive
Disorder. Canada, Raincoast Books.
-
Bebeklik ve erken çocukluk döneminde sınır koyma- disiplin
Bebeklik dönemi ailenin istenmeyen davranışlar daha başlamadan bunları önlemek, başladığında ise erken ve etkili çözüm getirmek için hazırlanabileceği çok önemli bir dönemdir. Aileler sıklıkla çocuklarını olumlu olarak algılarlar. Ancak çok sevilen, üzerine titrenen çocuğun da aile tarafından olumsuz algılanan davranışları olabilir.
Aileler çocuğun davranışlarına tepkiyi kişisel, toplumsal beklentilere bazen de o andaki ruh halleri doğrultusunda verirler. Örneğin tüm gün ev işleriyle boğuşmuş bir annenin sabahki sabrı ile akşamki sabrı bir olmayabilir. Çocuğun amacı istenmeyen bir davranışı yapmak olmayabilir. Sıklıkla bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocukların amacı merak ettiğini, istediğini elde etmektir, ya da davranışın altında yatan heyecan, öfke gibi bir duygu vardır. Aile ise davranışa odaklandığından bu duygu ve düşünceleri fark etmeyebilir. Kullanılacak yöntem ne olursa olsun ailenin çocuğun duygu ve düşüncelerini daha iyi anlaması gerekir. Çünkü çözüm ancak bu şekilde gelecektir.
Temel ilkeler;
- Çocukla genel anlamda ilişkiyi iletişimi ve olumlu geri bildirimleri arttırmak. Uygulanacak tüm yöntemler bu temel üzerine oturtulmalıdır. Pek çok istenmeyen davranışın altında çocuğun ilişkiye girmek için dikkat çekmek istemesi yatar. Örneğin annesinin dikkatini başka türlü çekemeyen çocuk huzursuzluklar çıkararak bunu yapabilir. Çocuklar için olumsuz ilişki bile ilişki olmamasından daha iyidir. Çocuğun bakış açısını anlamak çok önemli, bunu yapabilmenin en iyi yolu ona daha fazla zaman, dikkat ve şefkat vermek. Sevilen, kişiliğine saygı duyulan çocuk başkalarını sever ve onlara saygı duyar.
2. Önce istenmeyen davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğunu bulmaya ve sıklığını belirlemeye çalışmalıyız. Bazen çaresizlikle yaptığımız tutarsız davranışlarla, örneğin önce tepinince ona çok ilgi göstermek, eline vermek istemediğimizi sonunda vermek gibi, çocukları şaşırtıyor olabiliriz. Davranışın bir öncesi ve bir sonrası vardır. Öncesi başlamasına sebep olur, sonrasında elde edilen ise tekrarlanıp tekrarlanmayacağını belirler.
3. Çocuklar en kolay taklit ederek öğrenirler, neyin olumlu neyin olumsuz olmadığını da bilemeyebilirler. Olumlu davranışı siz göstererek ona örnek olun. Çocuklar sıklıkla duyduklarını değil gördüklerini yaşadıklarını öğrenirler. Çocuklar hep öğrenme durumundadır. Onlardan büyük beklentilerin olmaması çok önemli. Kurallarınız az sayıda, mantıklı, kolay olsun onlara siz de uyun ve sık sık tekrarlayın.
Kaynak: Ertem İÖ, Gelişimsel Pediatri 2005 Çocuk Hastalıkları Araştırma Vakfı
-

ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?
NASIL YAKLAŞMALIYIZ…Tırnak yeme çocuklarda ve yetişkinlerde sıkça görülen bir problemdir. Tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarında başlar ve her üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu durum genellikle ergenlik çağına kadar sürebilir ve ergenlik çağında ortalama her iki çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülebilir.
Çocuklar sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kaldığında veya herhangi bir olumsuz durum yaşadığında genellikle ellerini ağızlarına götürürler ve yaşadıkları stresli durumu bu şekilde ifade etmeye çalışırlar. Çocuklar bu yolla huzursuzluklarını, sorunlarını bastırmaya, görmezden gelmeye ya da gidermeye çalışabilirler. Dikkat edildiği zaman huzursuzluğun ya da stresin olduğu durumlarda eller kendiliğinden ağıza gider ve tırnaklar yenmeye başlanır.
Tırnak yeme davranışı genellikle 3-4 yaşlarında görülür. Daha küçük yaşlarda olan çocuklarda nadiren yaşanan bir durumdur. Tırnak yeme davranışı; aşırı baskı gören, sık sık çatışmanın yaşandığı aile ortamında yetişen, sürekli eleştiriye maruz kalan, yeterince ilgi göremeyen, sevgi ortamından yoksun büyüyen, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan, kaygı ve korkuları yoğun şekilde yaşayan çocuklarda sıklıkla görülmektedir. Tırnak yeme konusunda yapılabilecek en etkili yöntem özellikle küçük yaşlarda bu davranışı görmezden gelmeye çalışmaktır.
Okul öncesi dönemde tırnak yeme (0-6 yaş arası dönem): Bu dönem çocukların kişilik, karakter ve davranışlarının şekillenmeye başladığı dönemdir. O nedenle bu dönemde elde edilen davranışların veya alışkanlıkların kalıcı olma olasılığı yüksektir. Bu dönemde çocuklar kendilerini baskı altında hissettiği, gergin olduğu, kaygı yaşadığı durumlarda ellerini hemen ağızlarına götürürler. Genellikle bunu gören anneler “elini ağzından çek!” uyarısını yaparlar. Sıkıntı, kaygı giderilmek yerine pekiştirilir ve tırnakların ya da tırnak etlerinin yenmesine neden olur. Ailede, yakın çevrede veya gittiği kreşte bu davranışı alışkanlık haline getirmiş bireyler var ise, çocukların her türlü olumlu, olumsuz davranışları taklit ettikleri düşünülürse de tırnak yeme davranışını taklit ederler ve bu şekilde de tırnak yemeye başlamış olurlar.
Okul döneminde tırnak yeme: Bu dönem çocukları, okula ilk başladıklarında aşırı kaygı, stres, arkadaş bulmada zorluk, okuma- yazma öğrenmeye çalışma, okul sorumlulukları, okul kurallarını öğrenme ve bunlara uyma, öğretmenlerin çocuk üzerindeki baskısı ya da olumsuz tavırları, mükemmelliyetçi anne-baba tutumları gibi bir sürü problemle karşı karşıya kalırlar ve bu nedenlerle tırnak yemeye başlarlar.Tırnak yeme davranışını ortadan kaldırmak ve oluşmaması için neler yapmak gerekir?
Anne-babalar çocuklarının hangi durumlarda ellerini ağzına soktuğunu, tırnaklarını yediğini gözlemlemeli, kaygı yaratan durumları tespit etmeli ve bu durumların oluşmamasını sağlamaya çalışmalıdır.
Çocuğu azarlamak, tehdit etmek, korkutmak, ceza vermek gibi baskıcı tutumlar davranışın yok olmaması veya pekişmemesi için etkili yöntemler değildir. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin oluşmasına neden olabilir.
Küçük çocuklar izledikleri korku ve şiddet içeren çizgi filmlerden çok çabuk etkilenmekte ve onları zihinlerinde yaşatmaktadırlar. Bu nedenle ebeveynler çocuklarının ne izlediğini bilmeli ve sıkıntı yaratacak durumlar varsa bu tip çizgi filmleri izletmemeye gayret göstermelidirler.
Çocuk tırnak yemeye başladığında ve ebeveyni bu durumu fark ettiğinde onu uyarmak ya da elini ağzından çekmek yerine ilgisini başka bir yöne çekmeye gayret etmelidir. Örneğin; onunla sohbet etmeye başlamalı ya da ağzını oyalaması için sakız, kraker veya havuç gibi sert bir meyve vermeyi tercih etmelidir.
Tırnaklar olabildiğince düzenli kesilmeli ve çocuğa tırnak bakımını nasıl yapacağı, neden yapması gerektiği öğretilmeli, bakımını kendisinin yapması teşvik edilmelidir.
Anne- babalar bütün uğraşlarına rağmen problemi çözemiyorlarsa profesyonel bir destek almaktan çekinmemelidirler. Çünkü bir uzmandan destek almak hem kendilerini hem de çocuklarını rahatlatacak bir durumdur. Problemler çözülmedikçe aile ilişkileri de gerilir ve yaşanan sıkıntılar büyüyerek ilerler. Önemli olan yaşanan sorunun çok büyümeden ve ileri yaşlara taşınmadan çözümünü sağlamaktır. -
Çocuklarda burun karıştırma nedenleri ve çözüm yolları
Başlığıma yerleştirdiğim ifadeyi belki pek çok kez söylediniz, belki başkalarından duydunuz.
Burun karıştırma durumu, günlük yaşantımızda, kimsenin görmediği düşünüldüğünde çok sık rastladığımız davranıştır. Özellikle,trafikte bu duruma sıkça rastlarız. Eğer, kişiye bakıyorsak ve O da görmüşse hemen vazgeçecektir.
Çocuklarda gördüğümüz buruna parmak sokmak, karıştırmak çeşitli nedenlere dayalı olabilir. Öncelikle 2-3 yaşlarında görüldüğünde kendisini, organlarını ve özelliklerini tanımak amaçlı olduğunu düşündürür. 6-7 aylarda bebeğin ayaklarını ağzına soktuğunu sıkça görmüşüzdür. Dudaklarını, dilini çevreyi ve kendini tanıma organları olarak kullanmaktadır.
Burun, titrek tüyleriyle dışarıdan gelen havayı akciğerlere en süzülmüş haliyle gönderir. Hava soğuksa ılıtarak; hava sıcaksa nemlendirerek burun görevini yapar.
Özellikle erken çocukluk döneminde, çocuğun burun karıştırması en çok ebeveynleri rahatsız eder. Çünkü, bu dönemde sıkça yaşanır. Uyarılar, kızmalar durumu değiştirmez. Öncelikle çocuğun üst solunum yollarından bir sorunu olup olmadığı doktor kontrolü ile araştırılır. Burun mukozasının ürettiği salgının kuruyup, rahatsız edip etmediği incelenir, gerekirse deniz suyu gibi spreylerle yumuşatılarak, burun temizlenmeye çalışılır. Çocukta alerjik burun akıntısı olup olmadığına bakılarak rahatsız bir durum varsa saptanır. Gereken tedavi uygulanır.
Barsak solucanları burunda kaşıntı yaparlar ve çocuğun burnunu karıştırmasına sebep olabilirler. Dışkı kontrolü yapılmalıdır.Fizyolojik nedenlerden bir tanesi de gözlemlerime dayanarak, çocukların düşünme faaliyeti içindeyken burunlarını karıştırdığıdır. Karar verdikten sonra durumun devam etmediğidir.
Ayrıca, can sıkıntısı, meşgul olacak birşeyler bulamamakta nedenlerden birisidir. Özellikle, çocuk bu duruma yakın hale gelirken, ondan’’ şunun kenarından tutup, bana yardım edebilir misin? ‘’gibi ellerini kullanacak faaliyetlere yönlendirmek yardımcı olacaktır. Oyun hamurları, kağıtla, artık malzemelerle çalışmalar, boya çalışmaları, parmak oyunları, elle oynanan top oyunları, ritm araçları ile çalışmalar,parmakla resimleri göstererek birlikte öykü okuma çalışmaları, boz-yaplar, lego türü elleri meşgul eden oyuncaklar, ilgiyi başka yöne çekmeye çalışmak, mümkün olduğunca etkili olacaktır.
Çocukla, konuşularak toplumda hoş karşılanmayacağı, arkadaşlarının bu durumu sevmeyeceği, tuvalet ihtiyacı nasıl özel bir yerde gideriliyorsa, burun temizliği için lavabonun kullanılması, ya da mendille bir köşede temizlik yapılabileceği açıklanabilir.
Eğer, çocuğumuz bir eğitim kurumuna devam ediyorsa, öğretmenle işbirliği ile sınıfta drama yapılarak bu durumun giderilmesine çalışılır. Evde ise anne-baba ve diğer yetişkinler MIŞ gibi yaparak durumu oynayabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken durum, çocuğa burun karıştırmanın kimsenin hoşlanmayacağını vurgulama olmalı, örnek olay , çocuğun üzerinden oynanmamalıdır. Çocuğun kişiliğine, böyle yaparsa onu sevmeyeceğimize dair bir vurgu yapmaktan sakınılmalıdır. Erken yaşlarda, belki ilgi başka yere çekilerek dikkat bu konu üzerinden uzaklaştırılabilir. Drama ile anlayabilecek yaşta ise de drama yapılır.Çocukla iletişimde, ayrıca olumlama yaparak konuşmakta çok önemlidir. ‘yapma’ yı kullanacağımıza, olması gereken yöne ilgi çekilerek ‘şöyle yapalım, böyle yapalım mı ne dersin?’ gibi ifadeler kullanılmalıdır.
Çocuğa doğru model olmakta önemlidir, çünkü çocuklar öncelikle anne-babalarını örnek alırlar. Biz farkına varmadan bu işi yapıyorsak, çocuktan burnunu karıştırmamasını isteyemeyiz.
Ayrıca, anaokulu çağlarında sıkça rastlanan bir durum olduğu ve ailelerin, bu durumu hemen çözemeyebileceklerini kabul etmeleri gerektiğini söyleyebiliriz.
-

Yatakta neden mutsuzuz?
Bazen yaşamımızın birçok noktasında gereğinden fazla performans odaklı olduğumuzu düşünmeden edemiyorum. Hep “en” lerin peşinde olduğumuzu düşünüyorum, hatta sekste bile.
2005 yılında Hürriyet gazetesinin yaptığı bir araştırmada cinsel ilişki sıklıkları ve insanların bunlara dair düşünceleri araştırılmış. Araştırma sonucunda toplumun %32.2’si sevişme sıklığını diğer birçok insana göre daha az olduğunu belirtmiş.
Google’a “seks ve sevişme teknikleri yazdığınızda yaklaşık 47.500 sonuç buluyor. Yine Google’a “iyi sevişiyor musunuz” diye yazdığımda yaklaşık 42.700 sonuç buluyor. Düşünmeden edemiyorum böyle bir arayış var ki bu makaleler yazılıyor ve okunuyor.
Rollo May, seks sıklığı ve sevişme teknikleri üzerine yapılan bu vurguyu Aşk ve İrade adlı kitabında bakın nasıl yorumluyor:
“Bir toplumda kişilerin peşinde koştuğu nasıl-yapılır içerikli kitapların veya piyasadaki o konudaki yayınların sayısıyla, söz konusu kişilerin cinsel tutkuları ya da cinselliğe katılımdan aldığı zevk arasında ters orantı olduğunu sık sık düşünürüm. Elbette ki bu tip yayınlardaki tekniklerin, golf oynama olsun, oyunculuk olsun, sevişme olsun, yanlış bir tarafı yoktur. Fakat seks tekniğini gereğinden fazla vurgulamak, sevişmeyi mekanikleştiren bir tavra yol açar ve beraberinde yabancılaşmayı, yalnızlık duygusunu ve benlik yitimini getirir. Çiftler Kinsey’in saptadığı ve standartlaştırdığı şekilde, sevişmelerinde çetele tutmaya ve zaman çizelgelerine çok fazla önem veriyorlar. Orada belirtilen sıklığın gerisinde kaldıklarında kaygılanıp, kendilerini isteseler de istemeseler de yatağa girmeye zorluyorlar. Meslektaşım Dr. John Schimel “hastalarım…. cinsel sıklık tablosunun gerisinde kalmayı aşkın kaybolması biçiminde yaşadılar” diye gözlemliyor. Erkek bu sıklık tablosunun gerisinde kalırsa, sanki erkeksi konumunu kaybediyormuş duygusuna kapılıyor, kadın ise, erkeğin kendisine kur bile yapmadığı bir dönem yaşayınca, kadınsı çekiciliğini kaybettiğini düşünüyor… İncelikli muhasebe ve listeleri- “Bu hafta ne kadar sıklıkla seviştik?”, “Bana bütün akşam yeterli ilgiyi gösterdi mi?”, “Ön sevişme yeteri kadar uzun muydu?”- kişiyi, bu en içten gelen davranışın kendiliğindenliğinin nasıl sürebileceği konusunda şüpheye düşürür.
Zihnin tekniklerle bu denli meşgul olduğu ortamda, sevişme hakkında sorulacak tipik sorunun, “Sevişmede tutku, anlam veya zevk var mıydı?” yerine “Performansım ne kadar iyiydi?” olmasına şaşırmamak gerekir. Örneğin, Cyril Connolly’nin “orgazm zulmü” dediği şeye ve bir başka yabancılaşma şekli olan, aynı anda orgazma ulaşma kaygısına bakalım. İtiraf etmeliyim ki, insanlar “vahiy gibi orgazm”dan söz ettiklerinde “Niçin bu kadar uğraşmak zorunda olsunlar?” diye merak ediyorum. Bu şatafatlı efektlere ilgi duymakla, hangi kendine güvensizlik çukurunu, hangi iç yalnızlık boşluğunu doldurmaya çalışıyorlar?
Ne kadar seks, o kadar iyi tutumundaki seksologlar bile, orgazma ulaşmaya tedirgince yapılan aşırı vurgunun ve eşi “tatmin etmeye “ yapıştırılan önemin karşısındadırlar. Erkek kadına mutlaka “gelip gelmediğini”, “iyi olup olmadığını” sorar veya üstü kapanmayacak bir deneyimi tanımlamak için üstü kapalı bir sözcük kullanır. Biz erkekler…diğer kadınlar tarafından, o anda kadının kendisine sorulmasını istediği son sorunun bu olduğuna dair uyarılıyoruz. Dahası, kafayı tekniğe takma, kadının fiziksel ve duygusal olarak en çok istediği şeyi, yani erkeğin zirve anında içinden gelen coşkunluğunu, onun elinden alır. Bu coşkunluk kadına kendisinin ve deneyimin elinden gelen heyecanı ve esrikliği verir. Roller ve başarı konusundaki bütün saçmalıkları kafamızdan attığımızda, ilişkideki yakınlığın şaşırtıcı bir biçimde ne kadar önemli olduğu gerçeği kalır geriye- buluşma, yakınlaşmanın nereye gideceğini bilmemenin verdiği heyecan, kendinden emin olma ve kendini verme, ilişkiyi unutulmaz kılar. “
Yukarıda da belirttiğim ve May’ in de bahsettiği gibi sürekli kendimizden bir şey bekliyoruz, hatta yatakta bile. Sadece dokunmayı…hissetmeyi içeren böyle bir yakınlaşmada bile kendimizi hissetmenin kollarına bırakmaktansa skalaları tutturup tutturamadığımız peşinde koşmak seksin özüne aykırı gibi geliyor bana. May’in de belirttiği gibi roller ve başarı konusundaki bütün bu saçmalıkları bir kenara bıraktığımızda ancak… ancak anda kalabildiğimizde, duygusal yakınlığın o andaki belirsizliğinin keyfini çıkarabilir… ancak o zaman gerçekten seksin içindeki sevgiyi hissedebiliriz gibi geliyor. -
Doğumsal diafragma hernisi
(DDH), çocuk cerrahisinin diğer önemli yenidoğan acilidir. Göğüs boşluğu ile karın boşluğu arasındaki diyafragmanın arka dış tarafında bulunan zarlı yada zarsız delikten(gedikten) barsakların ve diğer karın organlarının göğüs boşluğuna geçmeleri durumudur(1). Görülme sıklığı 2000 hamilelikte birdir. Bu bebeklerin yaklaşık yarısı ölü doğar bunun nedeni sıklıkla birlikte bulunabilen ölümcül anomalilerden kaynaklanmaktadır. Kızlarda erkeklere oranla daha sık tanımlanmaktadır (4). Doğumsal diyaframa hernisinin %85’i sol, %15’si ise sağ taraflıdır. Çift taraflı olgular yüzde oluşturmayacak kadar enderdir. Gelişimsel bir anomali olan DDH’de ailesel olgular da bildirilmiştir. Bazı ilaçlara bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. A vitamini eksikliğinde oluşabileceğini gösteren çalışmalar vardır. Doğumsal diyaframa hernisi ile doğan bebeklerdeki ek anomaliler sıktır.Döğum öncesi ultrason ile yada doğum sonrası bebekte siyanoz solunum sıkıntısı ve çökük karın ve dinlemekle akçiğer seslerinin alınmaması, kalp seslerinin genelde sağa kayması ile şüphelenilir. Çekilen bebek grafisinde barsaklar göğüs boşluğunda görülerek tanı konur.Prenatal tanı tercih edilir çünkü bebeğin yaşama şansı uygun müdahalelerle artırılabilinir. Doğumdan hemen sonra yenidoğan yoğun bakım servisine alınarak ileri teknoloji cihazlarla solunum ve dolaşım desteği sağlanarak durumu stabilleştirilir ve sonrasında açık yada kapalı ameliyatlarla düzeltilir.
-
Çocuklarda kabızlık ile işeme bozuklukları arasındaki ilişki
Kabızlık nedir?
Kabızlık çocuklarda çok sık rastlanan yakınmalardan olmakla beraber ailelerin gözünden kaçan bir durumdur. Genelde karın ağrısı, iştahsızlık, gelişme geriliği, gaita yapmada zorlanma, ağrılı defakasyon (gaita yapma), sert gaita yapma, popoda ağrı veya kanama şikayetleriyle hekime başvuru sıktır.
Kabızlık en sık hangi dönemde görülür?
Genelde bebeklerde anne sütünden ek gıdaya geçişte, 2-4 yaş arasında ise tuvalet eğitiminden sonra sık olmakla beraber her yaşta görülebilinen kronik (uzun süre devam eden) bir süreçtir.
Kabızlık ve işeme bozukluğu beraber görülürmü?
İşeme bozuklukları ve kronik fonksiyonel kabızlık arasında yakın fizyolojik bir ilişki vardır. Kronik fonksiyonel kabızlık ile çocuk cerrahlarına başvuran hastalarda tabloya işeme bozukluklarının da eşlik ediyor olması çok sık görülen bir durumdur. Kronik fonksiyonel kabızlıkta içi gayta ile dolu, genişlemiş rektumun (kalın bağırsak) mesaneye (idrar torbası) bası yaparak hem dolma hem de boşalma fonksiyonlarını bozduğu ve bunun da üriner inkontinans (idrar kaçırma), idrar yolu enfeksiyonları gibi tablolara yol açmaktadır.
Kabızlık ve işeme bozukluğu beraberliğinde nasıl bir klinik işe karşılaşırsınız?
Kronik fonksiyonel kabızlık ve işeme bozuklukları birbirlerinin etiyolojisine (neden-sebep) önemli yer tutan iki hastalıktır ve eğer bir hastada ikisi birden varsa hasta daha karmaşık ve uzun bir tedavi sürecine gereksinim duyar. İşeme bozukluğu olan hastalarında başvuru yakınmaları gündüz idrar kaçırma, ani sıkışma hissi, küçük miktarlarda sık sık işeme, yatak ıslatma ve idrar yolu infeksiyonudur. İşeme bozukluğu olan çocukların %90’ında aynı zamanda Kronik fonksiyonel kabızlık eşlik eder.
Kabızlık Tanısı nasıl konur?
Kronik fonksiyonel kabızlık tanısı için; şikayet başlangıcı, fizik muayene, direkt grafi yeterlidir.
Kabızlık tedavi edilirse işeme bozukluklarıda düzelirmi?
Kronik fonksiyonel kabızlık tedavisinin işeme bozukluklarının düzeltilmesi üzerindeki etkinliğini gösteren çalışmalar literatürde vardır. Örnek olarak; kronik kabızlığı ve enkoprezisi (gaita kaçırması) bulunan hastalarını 12 aylık kabızlık tedavisi sonrası yeniden değerlendirmiş ve kronik kabızlık tedavisinde başarı sağladığı hastaların % 89’unda gündüz, % 63’ünde gece işeme bozukluğunun düzeldiğini belirtilmiştir.
Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğumu nasıl ve kimler tedavi edebilir? Gastrointestinal (mide-bağırsak) ve üriner (boşaltım) sistemin fizyopatolojisi konusunda uzman olan hekimler tarafından tedavi verilmesi daha uygundur. Çocuk cerrahları bu konuda iyi eğitim alan hekim gruplarındandır.
Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğuma hekim ilaç tedavisi verdi. Bu tedavi yeterli olurmu? Verilen ilaç tedavisi şikayetleri geçici olarak düzeltebilir. Varolan problemler yanlış öğrenilen bir davranış bozukluğu, beslenme problemi sonucunda ortaya çıkan ve kronik (süregelen) bir süreç olduğundan tedavi ve takip süresi 3 ay-1 yıl arasında değişmektedir.
-
Havuz sistitleri çocukların tatil sevincini gölgelemesin!
Sistit adı verilen mesane enfeksiyonunun en sık görülen etkeni, % 80-90 oranında koli basilidir. Koli basili bakterileri kalın bağırsakta bol miktarda bulunmaktadır. Bunlar bazı risk faktörlerinin varlığında mesaneye ulaşır ve sistite yol açar. Kız çocukları, anatomik yapıları nedeniyle daha sık sistit sorunu yaşar. Özellikle tatil bölgelerinde kalabalık ortamlarda kirli havuzlar önemli bir sistit nedenidir. Sağlık için gerekli şartlara sahip ve hijyenik kurallara uygunluğundan emin olunan havuzlara girilmelidir. Bunun dışında; özellikle kız çocuklarında genital temizliğin doğru yapılmaması,
İdrar yolu tıkanıklıkları ve taşlar, banyo köpükleri ve şampuanlar ile işeme bozuklukları da sistite yol açan faktörlerdir.
Ağrı ve yanma sistit göstergesi olabilir
İdrar yaparken yanma ve ağrı,
Sık idrar yapma,
İdrar miktarının az olması,
Aniden gelen acil idrar yapma hissi,
Kötü kokulu, koyu ve bulanık idrar,
Kasıkta ve göbek altında ağrı,
İdrarın damla damla yapılması ve bu sırada hissedilen şiddetli ağrı,
İdrarda kan görülmesi,
Tuvalete yetişemeden idrar kaçırma
Sistit tedavi edilmezse böbrekler zarar görebilir
İdrar yolu enfeksiyonu tanısı konulduktan sonra sorun, bakteriyel bir enfeksiyon olduğu için uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Bol sıvı alımı da mekanik temizlik yaparak tedavinin etkinliğini artırır. Hastalığın etkin tedavisi, üriner sistemde oluşabilecek sorunları en aza indirir. İdrar yollarında sistite neden olan bir idrar yolu hastalığı şüphesi varsa sorun mutlaka doğru tanı ile tespit edilerek uygun tedavi yolu belirlenmelidir. Çünkü sistit ve altta yatan neden tedavi edilmediğinde, böbrekler ciddi şekilde zarar görebilir.
Çocukları sistitten korumak mümkün
Çocukların günde en az 2 litre su içmesi sağlanmalıdır. Su, bakterilerin mesaneye tutunmasını engeller ve dışarı atılmasını sağlar.
Kahve, koyu çay gibi içecekler ve acılı, baharatlı yiyeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bunların mesane üzerine uyarıcı etkileri vardır.
Çocukların günde en az 4 kez idrar yapması sağlanmalıdır.
Özellikle kız çocuklarında banyo süresi çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır.
Kabızlığa karşı önlemler alınmalıdır.
Tuvaletten sonra kız çocuklarında genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.
Çocuklara dar sıkı pantolonlar ve pamuklu olmayan iç çamaşırları giydirilmemelidir.
Özellikle yaz tatillerinde sık rastlanılan havuz sistiti riskini azaltmak için kalabalık ve kirli havuzlara girmekten kaçınılmalıdır.
-

Obsesif-Kompulsif Bozukluk nedir?
Obsesif Kompulsif bozukluk (OKB) tekrarlayıcı, ısrarlı ve zorlayıcı düşünce ve veya davranışlarla kendini ifade eden ruhsal bir bozukluktur. Obsesyon veya saplantı kendiliğinden bilince gelen, yineleyen ve sıkıntı yaratan, kişinin saçma ve yanlış olduğunu bildiği kontrolsüz düşünce, dürtü veya düşlemlerdir. Kompulsiyon (zorlantı) genelde takıntılı düşüncenin yarattığı kaygı ve sıkıntıdan kurtulmak için geliştirilen ritüel benzeri tekrarlayıcı hareketlerdir.
Kompülsiyonlar obsesyonların yaratığı kaygı ve anksiyeteyi geçici olarak durdurur ancak bir müddet sonra obsesif düşünceler yineler ve kişi kompulsif hareketleri tekrar yapma ihtiyacı duyar. Bu döngü zaman ve güç kaybına neden olur, kişinin günlük rutin işlerini yapmasını engeller, aile ve arkadaş ilişkilerini zedeler, meslek ve sosyal yaşantısını kötü etkiler.
Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan kişiler düşünce ve takıntılarının gerçek dışı ve anlamsız olduğunu bilirler ancak buna rağmen bu durumun üstesinden gelmeleri mümkün değildir.
Obsesif Kompulsif Bozukluğun nedenleri nelerdir?
Obsesif Kompulsif Bozukluğun nedenleri yapısal ve psiko-sosyal olarak iki ana başlık altında ele alınabilir.
Yapısal nedenler. Biyolojik olarak da adlandırılan yapısal nedenler beyinde bazı nörotransmiter diye adlandırılan biokimyasalların düzensiz ve dengesiz salımından ileri geldiği düşünülmektedir. Obsesif Kompulsif Bozuklukta önemi kanıtlanan serotonin ve noradrenalin gibi transmiterlerin salınımında genetik faktörlerin belirli ölçüde belirleyici olduğu ispat edilmiştir.
Psiko-Sosyal nedenler. Çevresel neden olarak da adlandırılan psiko-sosyal nedenler erken yaşlarda kritik gelişim dönemleri dediğimiz süreçlerde yoğun duygusal yükü yüksek olan yaşantılar ve travmatik olaylarla ilgili olduğu bilinmektedir. Anne, bakıcılar veya diğer yakın dediğimiz kişilerin obsesif ve endişeli davranışları erken yaşlardaki çocuğa yansıtıldığı taktirde gelecek hayatında obsesif kompulsif bozukluğa zemin hazırlamaktadır. Gelişimsel anlamda çocukluk çağı psikolojik süreçlerin çatışmalı yaşandığında ve bu çatışmaların çözümlenmesinde gerekli karşılıkların yeterince ve yerinde sağlanamadığında obsesif kompulsif bozukluk gelişme olasılığı yüksektir.
Obsesif Kompulsif Bozukluğun belirtileri nelerdir?
OKB’ da en sık kirlenme, bulaşma, cinsel ve dini obsesiyonlar görülmektedir. Sık görülen kompulsiyonlar ise kontrol etme, yıkanma, sayı sayma, belirli bir sıraya göre yemek yeme, düşüncelere ve veya görüntülere takılıp kalma, işleri belirli bir sıraya göre yapma, soru sorma veya itiraf etme ihtiyacı, simetri ve düzen, biriktirme konularını kapsamaktadır. OKB olan kişilerin birçok maddeye karşı bulaşma kaygıları vardır ancak en sık görünenler, idrar, dışkı, meni, mikrop, kir ve benzeri maddelerdir. Bu maddelerin olduğu var sayılan yerlere dokunduğunda veya bulaştığı düşüncesi bile kişilerde bunaltıya neden olabilmektedir. Kişi kirlendiğini düşündüğü vücut bölgesini yıkamadan rahatlayamaz yani bulaşma obsesyonlarının oluşturduğu bunaltı, temizlenme kompulsiyonlarının devreye girmesi ile giderilmeye çalışılır. En sık yıkanan bölge ellerdir.
Obsesyon ve kompulsiyonlar, kişinin günlük yaşamından belli bir zamanın boşa harcanmasına neden olmaktadır. Hasta saatlerce lavabo başında ve ayakta ellerini yıkar. Yıkanma bir tören halini alabilir. Kişinin banyo yapması saatlerce sürebilir, bu tür bir sıkıntı ve zaman kaybı yaşamamak için giderek daha seyrek yıkanmaya başlar. Ancak bu kişilerin temizlikleri genellikle OKB’un belirtileriyle sınırlı olup genelde pek temiz ve bakımlı olmadıkları gözlenmektedir.
Şüphe obsesyonları en sık görülen obsesyonlardır. Kişi kapı, pencere, musluk, elektrik, ocak ve benzeri nesneleri kapatıp kapatmadığından kuşku duyar. Bu nedenle ileri derecede bir bunaltı hisseder. Bunu kontrol etme kompulsiyonlarının ortaya çıkması takip eder. Bu kontroller ritüel hali alabilir ve bazen saatlerce sürer.
OKB olan kişilerde uygunsuz cinsel dürtüler hissetme ve eşcinsellik obsesyonları da görülebilir. Saldırganlık obsesyonlarında kendi çocuğu, yakınlarına veya başkalarına zarar verme ve öldürme düşünceleri sık sık tezahür eder. Dini içerikli obsesyonlarda cinsel ve saldırgan nitelikler bulunabilir. Saldırganlık, cinsel ve dini içerikli obsesyonları olan kişilerde bir müddet sonra yoğun suçluluk duyguları ve depresyon bulguları gelişebilir.
Obsesif Kompulsif Bozukluk nasıl teşhis edilir?
OKB nun teşhisi kişini yaşadığı obsesiyonlar ve geliştirdiği kompulsiyonlar değerlendirilerek konur. Bunun haricinde özel laboratuvar veya başka bir testi yoktur. Şizofreni, majör depresyon ve Gilles de la Tourette gibi yapısal ve biolojik temelli bazı psikiyatrik hastalıklarla ayırıcı tanı konusunda dikkat edilmesi gerekmektedir. Obsesif Kompulsif Bozukluk bazen belirleyici olsa temelde farklı olduklarından Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu ile karıştırılmamalı.
Obsesif Kompulsif Bozukluk nasıl tedavi edilir?
Obsesif Kompulsif Bozuklukta farmakoterapiyle çeşitli ilaçlardan fayda sağlanabildiği gibi psikodinamik psikoterapilerden ve davranışçı bilişsel psikoterapiden de oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. Bazı dirençli vakalarda Elektro Konvulsif Tedavi yöntemiyle sonuca gidildiği bilinmektedir, tedavide daha radikal bir yaklaşım olarak bilinen psikoşirurji yönteminde cerrahi müdahaleye başvurulmaktadır.