Etiket: Sık

  • Çocuklarda bir uyku bozukluğu çeşidi :uyurgezerlik

    Uyku bozuklukları bebeklik döneminde daha fazla olmak üzere çocukluk yaş grubunun en sık şikayet konularından birisidir.

    Çocukların % 20-30’unda aileler tarafından belirtilen ve doktora başvurulan uyku bozukluklarının bir kısmı uykuyu başlatma bir kısmı ise uykuyu devam ettirme sorunudur.

    Görülme sıklığını söylemek mümkün değil ancak uyku sorunları içinde % 1-5 arasında yer alıyor. Giderek daha fazla görüldüğüne dair bir tespitim yok

    Genellikle çocukluk dönemi uyku bozukluğu ola uyurgezerlik sıklıkla 4-8 yaş arasında ortaya çıkar ve engeç 15 yaşa kadar tamamen kaybolur. Erkek çocuklarda daha fazla görülür. Erkek çocuklarda neden daha fazla görülüyor belli değil. Bazı çalışmalarda ailede anne veya babada çok derin uyuduklarına ilişkin bilgi alınabilir.

    Uyurgezerlik bir hastalık değildir. Uyku başladıktan sonraki ilk saatler içinde yani uykunun ilk evresinde ortaya çıkan uyanma sorunudur. Rüya görülmeyen derin bir uykudan uyanma problemidir. Yani uyanma istenmekte ancak başarılımamaktadır.

    Çocuk yatağından kalkar, anlamsız hareketler, tekrarlayıcı hareketler yapar, dolaşmaya başlar. Gözler sabit bakar, konuşmalara cevap vermez, engelleri aşarak dolaşmaya devam eder. Yatağına geri döner. Ancak kaza ile de sonuçlanabilir. Gerçek uyanmadan sonra yaşadıklarını kesinlikle hatırlamaz.

    Birkaç dakika ila 1 saat ancak genellikle 5-15 dk sürer.

    Çok sık yaşanması, ergenlikte devamı durumunda araştırmalar yapılmalı, örneğin uyku epilepsileri ve psikolojik stres faktörleri incelenmelidir.

    Yapılması gerekenler; çocuğun yattığı ve dolaştığı alanlarda tehlikeli olabilecek objeleri kaldırmak, kapı-pencereleri kapamak kilitlemektir.

    Çocuğunuzu uyurgezer durumda gördüğünüzde sakin davranın, yüksek sesle uyarmak ve bağırmak ya da sarsmak kesinlikle yanlıştır. Uyandırmayın ve yavaşça yatağına götürün.

    Tedavi kararı verildiyse psikolojik stres faktörleri belirlemeye çalışmak ve bu konuda destek vermek, çok sık tekrarlaması durumunda mutlaka uykunun elektrofizyolojik değerlendirmeleri yapılmalıdır. Gerekirse ilaç tedaviside önerilebilir

  • Konjenital hipotiroidi

    Konjenital hipotiroidi

    Konjenital yani doğumsal Hipotiroidi, tiroid hormonunun yetersiz ya da hiç salgılamaması halinde ortaya çıkan somatik ve psikomotor gelişimde gerilikle sonuçlanan bir hormonal bozukluktur. Bu hastalığın önemi, toplumda sık rastlanması ve önlenebilir zeka geriliğinin en sık görülen nedeni olmasıdır. Tiroid hormonu, beyin gelişimi ve fonksiyonu için oldukça önemli bir hormon olup sinir hücrelerinin oluşumu ve sinirlerde iletim gibi önemli fonksiyonları vardır.

    Konjenital Hipotiroidinin prevalansı yani görülme sıklığı 1/3000 -1/4000 arasındadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada bu oran 1/2736 olarak bulunmuştur.

    Genel olarak bakıldığında bu hastalığın en önemli sebebinin iyot eksikliği olduğunu görmekteyiz. Özellikle sularında iyot düzeyi düşük olan yörelerde bu hastalığın görülmesi çok daha sıktır. Yeterli iyot replasmanı ile bu durum düzeltilebilir. İyot eksikliği olmayan bölgelerde ise bu hastalığın en önemli nedenleri arasında tiroid bezinin doğumsal olarak olmaması veya bezin olması gereken yerde olmaması sayılabilir. Ayrıca tiroid bezi içindeki hormonal oluşum düzeyindeki bozukluklar da konjenital hipotiroidinin sebebidir.

    Normalde ağız yoluyla alınan iyot tiroid bezi tarafından tutulduktan sonra bir takım enzimatik reaksiyonlardan geçerek T3 ve T4 denen iki tiroid hormonlarına dönüşür. Bu dönüşümde etkili en önemli hormon beyinde hipofiz denen keseden salgılanan TSH hormonudur. T3, T4 ve TSH bir denge halinde çalışır. İyot eksikliği veya herhangi bir başka nedenden dolayı T3 ve T4 yeterli miktarda oluşamaz ise TSH salınımı artarak bu durum düzeltilmeye çalışılır.

    Tiroid Hormonu; hamilelik döneminde hayatta büyümeden primer sorumlu olmamasına karşın doğumdan sonra büyümeden primer sorumludur. Beyin ve iskelet sisteminin gelişiminde etkilidir. Vücut ısısının düzenlenmesinde ve sıvı-iyon transportunda rol oynar. Ayrıca aminoasit ve lipid metabolizmasında da etkilidir.

    Yenidoğanda hipotiroidi düşünülmesi gereken durumlar şunlardır:

    l Doğum ağırlığı 4000gr’ın üstünde ise

    l Gebelik süresi 42 haftadan fazla sürmüş ise

    l Zamanında doğan bir bebekte akciğer sorunu çıkmışsa

    l Vücut ısısının düşük olması

    l Geniş ön ve arka bıngıldak

    l Büyük dil, beslenme güçlüğü

    l Kabızlık

    l Uzamış sarılık

    l Göbek fıtığı

    l Büyük tiroid bezi

    Ancak bu bulgular çoğu zaman ilk aylarda gözlenmez. Çocuk büyüdükçe bu bulgular belirgin hale gelir ama o zaman da çok geç kalınmış olur. Dolayısıyla özellikle yenidoğan döneminde uzamış sarılığı olanlar ile kabızlık şikayeti çekenler hipotiroidi açısından hemen incelenmelidir.

    Son yıllarda ülkemizde hipotiroidi tarama programı başlatılmış olup artık şikayeti olsun olmasın her yeni doğan bebekten topuk kanı alınmakta ve gerekirse hemen tedavi başlatılmaktadır. Tedavi ile hormon düzeyleri düzeltilerek çocukların zeka geriliğine maruz kalmaları önlenebilmektedir. Tabiki özellikle ülkemiz için en önemli sorun suların iyotlanması ve normal iyot düzeylerinde olmasının sağlanmasıdır. Böylelikle konjenital hipotiroidinin en önemli sebeplerinden olan iyot eksikliği söz konusu olmayacak ve bu hastalığın görülme sıklığı çok azalacaktır.

  • Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonları, çocuklarda pnömoni (zatürre)

    Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonları, çocuklarda pnömoni (zatürre)

    Tüm dünyada olduğu gibi, çocuk hastalıkları ülkemizdeki en önemli sağlık sorunlarından biridir.Alt solunum yolu enfeksiyonları her yaş grubunda görülürse de , çocuklarda hem sık görülmekte, hemde ağır seyretmesi bakımından önemlidir.

    Dünya sağlık teşkilatı verilerine göre her yıl 5 yaşın altında 2-5 milyon çocuk alt solunum yolu enfeksiyonları nedeni ile kaybedilmektedir.Gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye de alt solunum yolu enfeksiyonları çocukluk dönemi enfeksiyon hastalıklarının başında yer almaktadır.

    Alt solunum yolu enfeksiyonları , pnömoni,bronşit,bronşiolit veya her üçte birinin kombinasyonunu içermekte,birbirinin yerine kullanılabilmektedir.

    Enfeksiyon damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yaşamın ilk 5 yılında sık rastlanılan bu enfeksiyon,bu yaş gurubunda erkek çocuklarda daha sık görülmektedir.Düşük doğum ağırlığı,prematürelik, anne sütü ile beslenememe,kalabalık yaşam koşulları , sigara içimi,beslenmenin yetersiz olması,kış mevsimi, yetersiz aşılama,altta yatan bir hastalığın olması başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır

    Çocuklarda pnömoni nedenleri yaş gruplarına göre değişmektedir.4 ay – 5 yaş arasındaki çocuklarda viral etkenler en sık pnömoni nedeni olurken, 5 yaş ve üzerindeki çocuklarda pnömokok,mikoplazma ve tüberküloz en sık rastlanılan nedenlerdir. (TABLO 1 )

    TABLO 1. ÇOCUKLARDA PNÖMONİ NEDENLERİ

    Doğum -3 hafta Grup B beta hemolitik streptokok
    Koliform
    Listeria monositogez
    S.pnemonia.

    3hafta- 4 ay Clamydia trochomatis
    Respiratuvar sinsityal virüs
    Parainfluenza, S.aereus
    S.pneumoni.

    4 ay – 5 yaş Respiratuvar sinsityal virüs
    Parainfluenza, Adenovirüs
    İnfluenza A ve B
    S.pneumoni , S.aereus

    5yaş – 15 yaş Mycoplasma pneumoni
    S.pneumoni
    H.influenza
    Mycobakterium tuberculosis

    -Doğum – 3 ay arasındaki bebeklerde viral nedenler nadirdir.

    -4 ay – 5 yaş Mycoplasma pneumoni nadiren pnömoniye yol açar.

    -İki yaşın altındaki viral etkenler önemlidir.

    -Vakaların % 30’unda bakteri + viral pnömoni birlikte olabilir.

    Pnömoni’ye özgü bir belirti veya bulgu yoktur.

    -Ateş

    -Öksürük

    -Hızlı solunumu olan çocuklarda pnömoni düşünülmelidir.

    Büyük çocuk ve adölesanda ateş,baş ağrısı, öksürük,solunum sıkıntısı,karın ağrısı ve kusma görülebilir.Yaş küçüldükçe semptomlar genel enfeksiyonun bulgularını gösterir.Daha sonra hastalık için tipik olan bulgular ortaya çıkmaktadır.

    Öksürük, solunum güçlüğü, solunum sayısının yüksekliği ve kaburgalar arası, altı ve göğüs kemiği üstü çekilmeler pnömoniye özgü belirtilerdir.İlerleyen vakalarda zorlu solunum ve siyanoz ortaya çıkmaktadır.

    Solunum yolu enfeksiyonları bakımından en önemli sorun etkenin saptanmasındaki güçlüklerdir.Bugün birçok çocuk solunum yolu enfeksiyonlarından kaybedilmekte ve çoğunda etken saptanamamaktadır.

    Hastalığın tanısını koyduracak kesin bir tanı yöntemi yoktur.

    Tam kan sayımı, Akut faz reaktanları,kültür,balgam incelenmesi,serolojik ve radyolojik incelemeleri sıklıkla yararlanılan tanı yöntemleridir.

    Lökosit sayısının artması, sedimentasyon, CRP gibi akut faz reaktanlarının yüksekliği bakteriyel pnömoniyi destekler.Akciğer grafisi viral ve bakteriyel pnömoni ayrımını kesin olarak yapamazsa da ampiyem , lober pnömoni,akciğer apsesi tanımlandığında, klinik tablo bakteriyel pnömoni lehine kabul edilmelidir.

    Viral pnömoni düşünülüyorsa, antibiyotik tedavisinin yeri yoktur.Ancak hekim pnömoni tanısına karar verirken çok titiz davranmalı ve hastayı yakından takip edebilmelidir.Viral-bakteriyel pnömoninin birlikte düşünüldüğü vakalarda ampirik antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

    Korunmada aşılar önemlidir.

    -Kızamık

    -H.Influenza tip B

    -Influenza aşıları planlanmalıdır.

    -RSv aşısı ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.

    RSV enfeksiyonuna yakalanma riski olan çocuklara korunmada monoklonal antikor içeren preparatlar önerilmektedir.Bu enfeksiyona yakalanma riski yüksek olan

    -prematüre bebekler

    -kronik akciğer hastalığı olan çocuklar

    -doğumsal kalp problemi olan çocuklara

    kış aylarında (kasım-mart) toplam 5 kez uygulanması önemle vurgulanmaktadır.

    Çocukluk çağındaki pnömoniler günümüzde önemli bir sağlık sorunudur.Erken tanı ve tedavinin planlanması son derece önemlidir.

    -ÖKSÜRÜK ANTİBİYOTİK KULLANMA ENDİKASYONU DEĞİLDİR.

    -ÖKSÜREN VE SOLUNUM SAYISI HIZLI OLAN BİR ÇOCUĞA AİLE TARAFINDAN GELİŞİ GÜZEL ANTİBİYOTİK VERİLMEMELİDİR.

    -ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ HEKİM DENETİMİNDE OLMADAN BAŞLANMAMALIDIR.

    -ANTİBİYOTİKLERİN YAYGIN KULLANIMLARININ YOL AÇTIĞI DİĞER BİR SORUN DİRENÇLİ SUŞLARIN GELİŞMESİDİR.

    -UNUTULMAMALIDIR Kİ HER 7 SANİYEDE BİR ÇOCUK PNÖMONİDEN KAYBEDİLMEKTEDİR.

  • Çocukluk çağı enfeksiyöz ishalleri – çocuklarda gastroenteritler

    Akut gastroenterit mide ve bağırsakların iltihabıdır.Çocukluk yaş gruplarında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen hastalıktır.

    Akut gastroenterit etkenleri bakteri, virus veya parazitler olabilir.İshale neden olan mikroorganizmalar tabloda gösterilmiştir ( Tablo 1 ).

    Tablo 1 İshale neden olan mikroorganizmalar ;

    1.Virüsler

    .Rotavirüs .Astrovirüs

    .Enterik adenovirüsler .Calicivirüs

    .Norwalk-benzeri virüsler .Coronavirüs

    2.Bakteriler

    .Enterotoksijenik E.coli. .Staphylococcus aureus

    .Enterotoksijenik E.coli .Clostridium perfiringers

    .Shigella (sonnei, flexneri) .Vibro parahemoliticus

    .Salmonella enteritidies .Aeromonas hydrophilia

    .Campylobacter jejuni .Escherichia coli 0157:H7

    .Basillus cereus .Yersinia Enterocolitica

    .Clostridium difficile .Vibrio cholerea

    3. Parazitler

    .Giardia lamblia .Balantidium

    .Cryptosporidium .Strongyloides stercolaris

    .Entamoeba hystolitica

    Hastaların çoğunda etken saptamak mümkün olmamaktadır.Etken saptanan vakalarda ise sıklık sırasıyla Virüsler, bakteriler ve parazitler yer almaktadır.

    Gastroentestinal sistem enfeksiyonlarının ana bulgusu ishal olup ishale karın ağrısı, ateş, bulantı,kusma eşlik edebilir.Halsizlik, karın şişliği ve baş ağrısı da görülebilir.İlerleyen vakalarda vücuttan su-sıvı kaybı sonucu dehidratasyon gelişir.Bebek ve küçük çocuklarda dehidratasyon sık görülür.Bazen süratle ilerleyebilir.Başlangıçta susuzluk şeklinde kendini gösterirken ilerleyen vakalarda ağız kuruluğu, göz kürelerinde çökme, el ve ayaklarda soğukluk, idrar miktarında azalma görülebilir.Ağır vakalarda ise dalgınlık, hızlı solunum , kan basıncında düşme ve şok görülebilir.

    Bulaşma ; Gastroenterit, etkeni içeren dışkı ile bulaşmış gıdaların yenilmesi, yuva veya hastane ortamında patojenle yakın temas , seyahat , hayvanlarla yakın temas veya uzun süreli antibiyotik kullanım sonucu hastalık gelişmektedir.Anne sütünün yetersiz verildiği durumlarda , kalabalık toplumlarda, bağışıklık sistemi bozulmuş ve beslenme bozukluğu olan çocuklarda daha sık görülmekte ve hastalık ağır seyredebilmektedir.

    Hastanın doktor tarafından muayenesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir.Dehidratasyonun saptanması ve gastroenterit tedavisinin planlanması gerekir.İshal kesici ve kusmayı önleyici ilaçlar kullanılmamalıdır.Çocuk susuzluk bulguları açısından izlenmelidir.Kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağız yoluyla vermeye çalışmalıdır.Bu amaçla şeker tuz içeren sıvı verilmektedir.Ağır vakalarda ise damardan sıvı tedavisinin uygulanması yapılmaktadır.

    Gastroenteritlerden korunmanın en etkili yolu ellerin sık ve düzenli yıkanmasıdır.Meyve ve sebzelerin iyice yıkanması gerekir.İyi pişirilmemiş tavuk ve et ürünlerinden kaçınılmalı, mutfak gereçleri temiz tutulmalı, uzun süre oda ısısında bırakılan ve açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.Anne sütü ile beslenme bebekleri gastroenteritten korumada son derece etkin bir beslenme yöntemi olup bebeklerin hastalıktan korunmasında son derecede değerlidir.

    Çocukluk çağı gastroenteritinden korunmada aşılama önemlidir.

    Rotavirüs aşısı 1998 tarihinde uygulanmaya girmiş ve yan etkilerden dolayı bir süre uygulamadan kaldırılmışsada, ciddi bir yan etkisinin görülmemesi ile birlikte birçok ülkede rutin aşı programına alınmıştır.Bu aşı bebeklikte uygulanmaktadır.Aşı 2 veya 3 doz şeklinde ağızdan verilmektedir.İlk dozunun mutlaka 6 – 12 haftasında yapılması gereklidir.Aşılama bebek 8 ayını doldurana dek tamamlanılmalıdır.

    Uygulamaya girecek yeni aşılarla birlikte özellikle bebek ve küçük çocuklarda ağır seyreden bu enfeksiyonun kısmen kontrolü söz konusu olabilecektir.

  • Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz çocuklar için oldukça keyifli bir dönemdir ancak yazı sağlıklı geçirebilmek için bir çok konuya dikkat edilmesi gerekir.

    1-Güneş ve Deniz

    Güneş

    Güneş ışınları gün geçtikçe daha herkes için daha tehlikeli hale geliyor. Ancak bebekler ve çocuklar düşünüldüğünde bu konunun çok önemli iki yönü var.

    a)Cilt kanseri . Artık biliyoruz ki cilt kanserinin en önemli nedeni bebeklik ve çocuklukta maruz kalınan korunmasız güneş ışınları.Cilt kanseri genellikle çok uzun bir süre sonra 5.dekattan sonra ortaya çıkıyor ancak daha erken yaşlarda da ortaya çıkan cilt kanseri oranının arttığı biliniyor

    b)Güneş yanıkları Güneş yanıklarının kendisi clt kanseri riskini çok arttırabildiği gibi aynı zamanda çocuğa oldukça zarar verecek rahatsızlıklara neden olabiliyor.Güneş ışını birinci ,ikinci ya da üçüncü derecede yanıklara sebep olabiliyor.Bu yanıklar cildin iikincil iltihabina neden olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    c)Vücudun susuz kalması (dehidratasyon) Bu bebekler ve küçük çocuklar için çok daha büyük problemdir.Havanın sıcak olması su gereksinimini arttırırö özellikle güneşte uzun kalmak ya da güneş yanıkları bebekler ya da küçük çocuklarda sıvı kaybına neden olabilir.Özellikle de ishal ya da kusma varsa sıvı kaybı olasılığı çok artacaktır.

    Ne yapmalı

    1-Çocuklar 10-4 arasında güneşe çıkmamalı

    2-Güneş kremlerinin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesinde fayda var.Mayıs ayında da hava güneşli iken güneş kremi kullanmakta fayda var.Güneş kremleri 50 faktör ve üstü olmalı. Daha koyu kıvamda olanlar daha etkin.

    3-Güneşe çıkılması gerekirse giysilerin güneş kremlerinden çok daha etkin olduğu unutulmamalı.

    4-Şapka çok önemli.Artık bebeklerde kataraktı önleme açısından güneş gözlüğü de öneriliyor ancak kullanımı zor olabiliyor.

    5-Bebek ve çocukların günde 5-10 dakika kadar ya sabahın erken saatlerinde ya da akşamüstü geç saatlerde korunmasız güneşe çıkması D vitamini sentezi açısından önemli.

    Deniz

    Üç aydan büyük bebekler denize girebilir ve başlarını da sokabilirler.Deniz suyu çocuklar ve bebekler için çok yararlıdır.Denizin temiz olmasına ve ısısına dikkat etmeli.Tabii 10-16 arası güneşe çıkmamak gerektiği unutulmamalı.Eğer bebek üç aydan küçükse ya da deniz bebeğin dayanamayacağı kadar soğuksa deniz suyu portative havuza doldurulabilir ve bebek onun içinde banyo alabilir.Suda güvenliğe çok dikkat edilmesi gerekir.Bebekler ve küçük çocuklar bir saniye bile göz önünden ayrılmamalıdır.

    Havuz

    Deniz suyu bebekler ve çocuklar için havuzdan çok daha sağlıklıdır.Klor miktarı çok önemlidir.Klor az olduğunda enfeksiyon riski olmakta çok olduğunda solunum yollarını tahriş edebilmektedir.Allerjik çocuklarda normal klor miktarları bile rahatsız edici olabilir.6 aydan küçük bebekler havuza girmemeli ya da ille gireceklerse de başlarını sokmamalıdırlar.Hassas çocukların burunun havuz sonrası hemen serum fizyolojikle yıkanması ve hemen duş alınması faydalı olacaktır.

    2- Yaz Hastalıkları

    Besin zehirlenmeleri

    Yazın besin zehirlenmeleri kıştan daha sık görülür. Bunun nedeni sıcaklığın besinler üzerindeki etkisi ve ayrıca ev dışında sık yemek hazırlanıp evdeki kadar hijyen kurallarına dikkat edilmeyişi olabilir. Hem bakteriler ( salmonella gibi) hem de virusler ( örneğin yeni isimlendirilen norovirus) besin zehirlenmelerine neden olabilir. Özellikle suyun bakteri ya da viruslerle kontaminasyonu sıklıkla besin zehirlenmesi nedenidir. Ayrıca meyve ve sebzelerin yeterince yıkanmamış olması, çiğ et tutulan elle direk yenen besinlere ellenmesi besin zehirlenmesi nedeni olabilir.

    Korunma için mutlaka içme ya da kullanma suyunun temizliğinden emin olunmalı, yoksa kaynatmadan kullanmamalıdır. Meyve ve sebzeler dikkatle yıkanmalı ve sirkeli suda bekletilmelidir. Et ve çiğ yenen besinler ayrı muhafaza edilmeli, ete ellenen elle çiğ yenen besinlere dokunulmamalıdır. Yiyeceklerde bir miktar bakteri ya da virus bulunsa da bağışıklığı iyi durumda olanlara bir şey olmayabilse de, bağışıklık sisteminde problem olan insanlarda, küçük çocuklar ve yaşlılarda besin zehirlenmesi görülebilmektedir.

    Besin zehirlenmesi durumunda yavaş yavaş ama bolca dengeli sıvılar alınması önemlidir, ilaç tedavisinin genellikle yeri yoktur ama probiyotikler işe yarayabilir. Mide barsak enfeksiyonları Kışın aksine rotavirus gibi viruslere az rastlanırken bakteriyel etkenler daha sıktır.

    Cilt problemleri

    Ciltte milaria dediğimiz halk arasında isilik olarak bilinen döküntü sıcağa bağlı olarak oluşmaktadır. Yine sıcaklık ve terlemeye bağlı olarak mantar enfeksiyonları yazın daha sık görülür. Cildi kuru ve temiz tutup bunlara özgü tedaviyi uygulamak gerekir.

    Sinek ısırıkları, cilt yaralanmaları ya da güneç yanıklarına bağlı sekonder cilt enfeksiyonları görülebilir. Yine sık el yıkama, cilt temizliği önemlidir. Cilt enfeksiyonun yeri ve şiddetine göre ya krem olarak ya da ağızdan antibakteryel tedavi uygulanır. Yine böcek ısırıklıklarına ya da arı sokmalarına bağlı olarak allerjik reaksiyonlar da görülebilir. Kimi zaman bölgesel ağrı ve şişme ile sınırlı kalırken bazen vücudun diğer yerlerine de yayılan bir dökinti ve şişme, nadir olarak da anafilaktik reaksiyon dediğimiz ürtiker ve solunum yollarında şişmeye yol açabilen anjiyödem görülür. Bu farklı şiddetlerde olabilen bir durumdur. Nadiren hayatı tehdit edici bir boyuta varabilir ama çocuk allerjik dahi olsa ilk böcek sokmalarında ( mesela arı) bu durum nadirdir. Local antihistaminli ve analjezik etkili kremler hafif reaksiyonlarda yeterli olabilirken, daha ağırlarında ağızdan antihistamin alınması çok şiddetli reaksiyonlarda ise bir hastaneye başvurulması gerekmektedir.

    Ateşlenmeler

    Yazın ateşlenmeler kıştan oldukça nadir olmakla birlikte zaman zaman görülebilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları nadirdir. Halk arasında güneş çarpması olarak da bilinen ısı şokuna bağlı olarak da yüksek ateş görülebilmektedir.

    Yaralanmalar

    Yazın çocuklar açık havada çok daha fazla zaman geçirip çok daha hareketli oldukları için yaralanmalar çok daha sık görülür. Ufak tefek sıyrık ve yaralanmalar evde temiz suyla yıkanıp antibakteryel kremler sürülerek tedavi edilebilir. Eğer toprak ya da kirli zeminlere maruz kalma söz konusuysa çocuğun tetanoz aşısının güncel olup olmadığından emin olunmalıdır. Durdurulamayan bir kanama ya da ciltte kalan bir açıklık mevcut ise bir hekime başvurmak gerekir. Çocuklar sıklıkla kollarını ve bacaklarını yaralar, burkulmalar ve yumuşak doku yaralanmaları yaşarlar. Ancak bilinmesi gereken bir şey özellikle bileklerdeki kemiklerin oldukça hassas olduğu ve küçük çocuklarda bu bölgelerdeki kemik kırıklarının da burkulmaya yakın bir sıklıkla görülebileceğidir. Bu tip yaralanmalarda mutlaka doktor muayenesi gerekecektir.

  • Çocuklarda uyku problemleri

    Çocuklarda uyku problemleri

    1-KABUSLAR

    Genellikle gecenin ikinci yarısında korkulu rüyalardır.Her yaşta çocukta olabilir.Gecede birden fazla kabus görülebilir.Stresli zamanlarda ve bir travma sonrası sıklaşabileceği gibi bazen bu tip bir neden olmadan da olabilir.Genellikle çocuğu uykudan uyandırır ve çocuk anne babanın varlığına ve rahatlatmasına ihtiyaç duyar.

    Kabus gören bir çocuğun yanına gidip rahatlatmak gerekir.Kabus bazen çocuğu çok sarsar gerçekten ayırmakta güçlük çekebilir.Rüyayı anlatması genellikle rahatlamasına yardımcı olur.

    2-GECE TERÖRÜ

    Gece terörü kabustan daha korkutucudur ancak kabuslar kadar sık rastlanmaz. Genellikle küçük çocuklarda görülür (en sık 1-4 yaş)Uykunun en derin safhasında olur genellikle bu da uyuduktan 1-2 saat sonradır.

    Gece terörü yaşayan çocuklar kontrol edilemez şekilde ağlayabilirler. Terleme,sarsılma hızlı nefes alma gibi belirtiler gösterebilirler. Genellikle şaşkındırlar.Bağırabilir tekme atabilir ya da boş boş bakabilirler. Sizi tanımıyor gibi davranabilirler.Bütün bunlar olurken genellikle uyanık değildirler.

    Gece terörü dönemleri 45 dakikaya kadar sürebilir.Arkasından hemen uykuya dalarlar (aslında hiç uyanmamışlardır.)Pek çok çocukta gelişim aşamaları içinde başka bir sebep olmaksınız olur ancak bazen stres travma ya da korkuların da yansıması olabilir.Genellikle gece terörü çocuklar tarafından hatırlanmaz.

    Gece terörü sırasında çocuğun yanında olup kendini yaralamasını engellemek gerekir aynı zamanda panic olmamak lazımdır.Çocuğu uyandırmaya gerek yoktur.Çocuğun genellikle kısa bir süre sonra mışıl mışıl uyumaya başlayacağı unutulmamalıdır.Çocuklar yorgun olup yeterince uyumadıklarında daha sık görülür. Gece terörü sık yaşandığında bir çocuk hekimine danışmakta fayda verdır.

    3-UYURGEZERLİK VE UYKUDA KONUŞMA

    Aynı gece terörü gibi çocuk derin uykudayken olur.Genellikle donuk bir bakışları olur,başkalarına yanıt vermeyebilir ve uyandırması güçtür.Çoğu zaman yatağa dönüp uyumaya devam eder ve kalktıklarını bile hatırlamazlar.Ailede başkalarında da genellikle vardır.

    Çocuğunuz uyurgezerse ortalığı tehlikelerden arındırıp gece takılıp düşmesini engellemek gerekir. Evin dış kapısı mutlaka kilitlenmelidir.Çocuğunuzu uyandırmaya gerek yoktur usulca yatağına yatmasına yardımcı olursanız uyumaya devam edecektir.

    Çok sık olursa ya da çocuğunuzun güvenliğini tehdit ediyorsa doktoruyla konuşmakta fayda vardır.

    Çocuğunuz yorgun ve uykusuzken bu tip durumlar daha sık yaşanacağından uyku düzenine dikkat etmekte fayda vardır.

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Çocuklarda kabızlık

    Çocuklarda kabızlık

    Kabızlık çocuklarda gittikçe daha sık görülmeye başlayan bir problem.Yanlış beslenme alışkanlıklarının etkisi yadsınamaz.Çocuklarda kabızlığın nasıl oluştuğuna ve sebeplerine şöyle bir bakalım.

    Kabızlık çocuklarda karın ağrısının en sık sebebi.Kabızlığın ise en sık görülen iki nedeni var. Birisi “dışkısını tutma” diğeri de beslenme ilgili sebebler.Çocuklar tuvalet eğitimi sırasında yaşadıkları korku ve stresten dolayı büyük tuvaletlerini tutmaya başlayabiliryorlar. Bu da zamanla hem bir alışkanlığa dönüşüyor hem de bir kısır döngünün oluşmasına sebeb oluyor.Tuttukça ,dışarı çıkmaları daha da zorlaşıyor ve daha fazla tutmaya başlıyorlar.Bazı çocuklarda ev dışındaki tuvaletlere gitmek istemediklerinden dolayı ya da ev dışı ortamlarda da tutma başlıyor ve daha sonra alışkanlık haline gelebiliyor.Dışkısını tutma çocuklarda oldukça sık görülüyor.Bunu engellemek için de tuvalet eğitimi sürecine özellikle dikkat etmek ve ne zaman olduğu değil nasıl olduğunun çok daha önemli olduğunu unutmamak gerek.Tutmaya bağlı kabızlığın en iyi tedavisi düzenli tuvalet alışkanlıkları yerleştirmek ve zeytinyağı! Evet 4 yaşından büyük çocuklarda günde bir kaç kaşık zeytinyağı oldukça etkili oluyor. Bir de tabii tuvalete gitmekle ilgili endişeyi azaltmak,bu konuda konuşmak da etkili olabilir.

    İkinci en önemli sebep beslenme alışkanlıkları. Normal bağırsak hareketleri için alınan nişasta lif dengesinin yerinde olması ve yeterli sıvı alınması gerekiyor. Çocukların makarna pilava düşkünlükleri,sebze ve salata yememeleri kabızlıklarının en önemli sebebi.Nişasta çok lif az olduğu zaman dışkı çok katı bir hale geliyor.Çocuklar kiloları başına bir gram lif almalılar.Fazlası demir emilimini engelleyebiliyor.Birinci yıldan sonra yedikleri ekmeğin yarısı beyaz yarısı esmer olabilir.

    Bir de kabızlığın oldukça nadir görülen sebepleri var.Örneğin rectal bölgedeki sinir ağlarının tam gelişmemiş olmasından kaynaklanan hirschprung hastalığı.Bu hastalığın en önemli belirtilerinden biri doğumdan sonra bebeğin 48 saatten fazla kaka yapmaması ve rectal bölgeden ateş ölçümü sırasında kaka yapabilmesi.Bu hastalıkta ameliyatla çözüm gerekiyor. Yine sinir sistemi ile ilgili bazı hastalıklar da kabızlık yapabiliyor ve çok nadir de olsa celiac hastalığı bile kabızla seyredebiliyor.

    Ancak tüm bunlar çok nadir.Kabızlığın en sık görülen nedeni daha önce de belirttiğim gibi dışkı tutma ve beslenme problemleri.Çocuklarda çoğu kabızlıkta ilaca başvurmadan çözüm bulmak mümkün. Zamanında ve duyarlı bir tuvalet eğitimi çok önemli.Çocuklar yeterince sıvı tüketmeli,nişasta lif oranına dikkat edilmeli.Yeşil sebze ve salatalara alıştırılmaya çalışılıp makarna pilavda aşırıya kaçmamalı.Tahılların yarısı beyaz yarısı esmer tüketilmeli.Bir de çocuklar günün belli saatinde tuvalet rutinine alıştırılmalı.

    Bunlara yanıt vermeyen çocuklarda ise ilaç niyetine zeytinyağı (4 yaşından sonra) ,kayısı erik kompostosu ya da püresi ile kuru meyveler kullanılabilir.

    Sevgiyle büyüsünler

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları

    Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları

    İdrar yolu enfeksiyonları çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra en sık görülen enfeksiyonlardır. Yenidoğan dönemi dışında her dönemde kız çocuklarında erkek çocuklarından daha sık görülür.

    İdrar yolu enfeksiyonu böbreği tutup piyelonefrit tablosuna neden olabileceği gibi alt idrar yollarını tutup sistit şeklinde seyredebilir.İdrar yolu enfeksiyonu teşhisi iidrar kültüründe bakteri üremesi ile konur.Bazen idrar uygun koşullarda alınmadığında da bakteri üremesi olabilir ve her zaman enfeksiyon demek değildir.

    İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık rastlanan etken bağırsak bakterileridir. Bunlarda birinci sırayı (%80) E. coli denen bakteri alır. Diğer bağırsak bakterileri de sıkça görülür. Virüsler ve mantarlara bağlı da idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. İdrar kültüründe birden fazla bakterinin görülmesi genellikle kolonizasyonu, kirlenmeyi düşündürür.

    Meydana gelişi

    Kız çocuklarının anatomik yapısı (üretra daha kısa olduğu için)idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olur. Mesanenin tam olarak boşalamaması ve asitliğinin azalması ile koruyucu bakterilerin kaybı idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlar.

    Hazırlayıcı nedenler.

    İdrar yolu enfeksiyonlarının oluşmasında anatomik sorunlar ve fonksiyon bozuklukları rol oynar. İdrar yolu reflüsü, idrar yolunda taş olması hazırlayıcı faktörlerdir.

    Genital bölgede hijyen bozulması idrar yolları enfeksiyonuna rol açabilir. Havuz özellikle hijyeni iyi değilse idrar yolu enfeksiyonlarına sebep olabilir. Kronik kabızlığı olan çocuklarda da idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülür ( idrar göllenmesine bağlı olarak)

    Klinik bulgular

    Çocuğun yaşına ve enfeksiyonun düzeyi ve ağırlığına göre değişir.

    Yenidoğan döneminde yüksek ateş, sarılık, emmeme, kilo alamama, huzursuzluk, konvülsiyon gibi bulgular görülebilir.

    Süt çocuklarında da iştahsızlık, bulantı, kusma tartı alamama, ishal, kabızlık, solukluk, huzursuzluk gibi belirtiler gösterir.

    Büyük çocuklarda ise belirtiler daha yönlendiricidir. Ateş, bulantı, kusma , karın ağrısı, bel ağrısı, sık idrara çıkma, sık idrar yapma, idrar yaparken yanma, idrar yapamama gibi bulgular bulunabilir.

    Tanı

    Üriner sistem enfeksiyonlarının tanısı uygun koşullarda alınmış idrar örneğinden yapılan idrar kültüründe anlamlı sayıda bakteri üremesi ile konur.. Doğru tanı koyabilmek ve gereksiz tedavilerden kaçınabilmek için idrar örneğinin doğru alınması çok önemlidir.

    Büyük çocuklarda üretra ağzı sabunlu suyla temizlenip bol suyla yıkandıktan sonra ( ya da üç temizleme beziyle üç kere önden arkaya temizleme) orta akım idrarının steril bir kaba alınması şeklinde alınır.

    Bebeklerde ise ya steril olarak temizlenmiş bölgeye idrar torbasının yapıştırılması ile steril idrar elde edilebilir. İdrar tam steril değilse küçük bir tüple kateterizsyon ya da pubisin üstünden iğne aspirasyonu yoluyla kültür alınması gerekebilir..

    İdrar kültürünün sonuçlanması 2-3 gün sürebilir. İdrar kültürünün sonuçlanmasından önce yapılan tam idrar tahlili de enfeksiyon olup olmadığı konusunda fikir verir. Tam idrar tahlilinde mikroskopiye, lökosit,eritrosit ıolmasına ayrıca kimyasal reaksiyonlarda nitrit ,lökosit esteraz gibi maddeler olup olmayacağına bakılır.

    Tedavi

    Tedavi antibiyotik tedavisidir. Yenidoğan,küçük bebek ya da çok hasta çocuklarda dammar yolu ya da enjeksiyonla antibiyorik tedavisi gerekebilir yoksa ağızdan antibiyotik verilir. Kültür ve antibiyogram sonucu çıkınca antibiyotiğin etkili olup olmadığı anlaşılır.

    Eğer idrar yolu enfeksiyonu tedavi edilmezse böbrekte nebdeleşme ve böbreğin büyüyememesi,yüksek tansiyon gibi sonuçlar verebilir.

    Korunmak için yapılabilecekler

    Özel bölgenin hijyenine dikkat edilmesi özellikle kızlarda önden arkaya temizlik.

    Havuz hijyenine ve ıslak mayoyla durmamaya dikkat edilmesi

    Kabızlığın engellenmesi

    Sık idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda reflü gibi etkenlerin ekarte edilir,gerekiyorsa koruyucu tedavi uygulanması.

  • Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Beni Bu Havalar Mahvetti ..

    Yaz bitti artık! Yağmurlu ve bulutlu günler bizlere eşlik ediyor. Yazın vermiş olduğu neşe ve enerji yavaş yavaş kaybolmakta. İlkbahar doğanın canlanmasını kendimizi daha neşeli ve cıvıl cıvıl hissetmemimizi sağlarken sonbahar ise aydınlık ve güneşli günlerin geride kaldığını, soğuk kış günlerini hatırlatır bizlere. Havaların erken kararması, kapalı olması keyifsizlik ve mutsuzluk verir. İşte bu nedenlendir ki sonbahara hüzün mevsimi tanımı yüklenir.

    Bu iki mevsim döngülerinde depresyon görülme sıklığı artar. Sonbaharda depresyonun en sık görülen belirtileri arasında cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli ruh halleri, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu gelmekte. Sararan yapraklar, puslu bir gökyüzü içimizdeki sıkıntıyı artırır. Güneş enerjisi beyin yapısını olumlu etkilediğinden güneş enerjisinin azalmasıyla sonbahar aylarında insanların depresyona girme olasılığı diğer mevsimlere göre daha yüksek olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyindeki kimyasal maddelerin düzeninde bozulma yaratır bu bozulma da depresif duyguların yaşanmasına sebep olur.

    Herkesin mutsuzluk yaşadığı anlar olur şüphesiz. Bunlar çoğu zaman bir işin yolunda gitmemesine, gündelik hayatın basit bir takım zorluklarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bu ve benzeri duygular hoş olmamakla beraber gelip geçici duygulardır. Yaşanan düş kırıklıklarına bağlı olarak herkesin duyabileceği gelip geçici üzüntü, hüzün depresyondan farklıdır. Depresyon, kişinin ileri derecede çökkün olduğu uzun süreli bir dönemdir. Bununla birlikte depresyondaki herkesin yaşadığı tek duygu çökkünlük olmayabilir. Hasta çok gergin olabilir. Giderek huzursuz ve kolay sinirlenen biri durumuna gelebilir. Her şeyden çok sıkılmış olabilir. Zevk aldığı etkinliklerden zevk almaz olur ya da bu etkinlikler artık ilgisini bile çekmez. “Bardağın yarısı boş mu yarısı dolu mu?” sorusuna verilen yanıt depresyon geçirme olasılığının önemli bir göstergesidir.

    Depresyon kişinin duygusal durumundan çok daha fazlasını etkiler. Kişinin uykusunu ve yemek yeme biçimini bozabilir. Kişi olumsuz ve daha karamsar düşünmeye başlar. Kişide benlik değeri algısını düşürür. Depresyon kişiyi huzursuz ve kararsız kılar. Ancak depresyonun iyi bir tarafı iyileştirilebilir bir hastalık olmasıdır. Kişi uygun bir tedavi ile yitirdiği yaşam enerjisine ve sevincine geri dönebilir. Yaşamda hiç kuşkusuz birçok zorlanma ve engellenmeler yaşanır. Depresyonla baş ederken yaşamın zorluklarını da göğüslemek ve yaşamdan daha büyük bir zevk almak için yapılabilecek çok şey vardır.

    Sonbahar depresyonu yaşayan kişilerin hava bulutlu olmasına rağmen dışarı çıkmak isteği olmasa da dışarı çıkmak için çaba göstermesi, vücudu için düzenli beslenmesi örneğin bolca meyve ve meyve suyu tüketimi, düzenli spor yapması, işyerindeki isteksizliğini azaltmak için sık ve kısa keyifli molalar vermesi, sosyal yaşamını yeniden planlayarak keyif alabileceği aktiviteler planlaması örneğin kendine bir hobi bulması, doğa yürüyüşlerine katılması, fotoğraf kursuna yazılması veya bisiklete binmeye başlaması, v.s…Depresif belirtilerin azalmasına yardımcı olacaktır.

    Depresyon, tükenmişlik değersizlik umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yaratan bir rahatsızlıktır. İşte bu olumsuz bakış açılarının depresyonun bir parçası olduğunun ve gerçek durumu tam yansıtmadığının bilinmesi gerekir. Bu olumsuz düşünceler tedavi etkisini göstermesiyle birlikte giderek gücünü ve kişi için önemini yitirmeye başlar. Depresyondan bir çırpıda kurtulup, kendinize geleceğinizi kesinlikle beklemeyin. Olabildiğince kendinize yardım edin, hemen düzelme göstermiyorsunuz diye kendinizi ayıplamayın hatta suçlamayın. Olumsuz düşünmeye yenik düşmeyin. Mevsime bağlı depresyon geçiriyorsanız, çok kalabalık ortamlardan kaçının ve pozitif enerji alabildiğiniz insanlarla beraber olun. Hafif ve sulu gıdalar alının ve kafeinli içecekler yerine bitki çaylarını özellikle de nane çayını tüketin. Özellikle hamilelik döneminde hormonların değişiminden dolayı depresyon riski daha yüksektir.

    Depresyona aşırı sorumluluk sahibi, titiz ve kolayca suçlanma eğilimi olan kişiler daha çabuk girmektedir. Yüzyllar önce yaşayan büyük filozof Buddha’ya kulak verin. O der ki: “Kendi kendine ışık ol, kendi ışığında hiçbir şeyde hiç kimsede sığınak arama; kendine gerçeği ışık yap” Hadi şimdi…

  • DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYON NEDİR?
    Depresyonun teşhis edilmesindeki en belirgin unsurlar, kişideki çökkün ruh hali, mutsuzluk, kararsızlık, yaşam sevincinin yok olması ve eskiden yapmaktan hoşlandığı şeylerden artık zevk almıyor olmasıdır. Herhangi bir sebep olmaksızın ağlama nöbetlerine tutulabilir, kendisine ve çevresine olan ilgisi azalır. Bu kişiler genelde yalnızlığı tercih eder, dışarı çıkıp insanların arasına karışmak onlara zulüm gibi gelmektedir. Cinsel ilgisi ve isteği azalmıştır. İştah ve uyku durumlarında da normalden farklılık mevcuttur. Kendilerini değersiz, beceriksiz ve yetersiz görmektedirler. Sık sık geçmişiyle hesaplaşır, pişmalıklar yaşar. Olumsuz yargı ve değerlendirmeleri olmaktadır. 

    Aslında depresif duygular hepimizin hayatında olan birşeydir. Bir konu ya da bir kişi ile ilgili hayalkırıklığı yaşamak, sıkıntılı, üzücü olaylar yaşamak bizi depresif hissettirebilir, moralimiz bozabilir ama bu depresyon ile aynı şey değildir. Depresyon teşhisi koyabilmemiz için kişinin şikayetlerinin en az iki haftadır sürüyor olması ve gündelik hayatını, iş ve sosyal hayatını ciddi anlamda etkiliyor olması gerekir. Unutmamalıyız ki depresyon kişinin yaptığı bir şımarıklık değildir. 

    DEPRESYONDAKİ YAKINIMIZA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ?
    Depresyonda olduğunu düşündüğünüz yakınıza, yardım etmek amacıyla olsa da asla, “takma kafana, ne var bunda, hepimizin başına geliyor, sen kafanda büyütüyorsun” gibi cümleler sarfetmemelisiniz. Bu tip cümleler depresyondaki kişiye onu ciddiye almadığınızı hissettirir. “Nasıl hissediyor olduğunu tam olarak anlayamıyor olabilirim ama seni umursuyorum ve sana yardım etmek istiyorum”, çok daha samimi bir cümle olacaktır. Onu bir psikiyatr ve psikolog ile görüşmeye teşvik etmek, ilaçlarını kullandığından ve terapilerini aksatmadığından emin olmak yine onun için yapabileceğiniz büyük bir yardımdır. Kaçınmanız gereken bir diğer hata “bak sen böyle olunca biz de üzülüyoruz, bizleri de üzüyorsun haydi artık toparlan” demektir. Bu tip cümleler zaten depresyonda olan kişiyi daha da kötü eder, suçluluk hisleri artar, kaygıları artar. Unutmamalıyız ki düzelmek o kişinin elinde olan birşey değildir, depresyon da bir hastalıktır. Sabırlı olmalısınız, onun yanında olduğunuzu, dinleyebileceğinizi birden çok kez tekrar etmeniz gerekebilir. Dolayısıyla sizin de mutlu ve sağlıklı olmanız ona daha iyi destek olabilmeniz için çok önemlidir. Tatile çıkmak, yaşadığı yerden uzaklaşmak da depresyonlu hastaya iyi gelmeyecektir çünkü tüm sorunları kafasında gittiği yere de gçtürecektir o yüzden bu tip konularda ısrarcı olmamanızı tavsiye ederim. 

    DEPRESYON İLE BAŞETMENİN YOLLARI
    Depresyondaki kişi mutlaka psikoterapi görmelidir hatta bu ağır bir depresyon ise ilaç da kullanmalıdır. Bu profesyonel desteklerin yanısıra despresyonla daha kolay başedebilmesi için de bazı önerilerimiz var.
    *Depresyondaki kişi çoğunlukla evden çıkmak istemez ama aktif olmaya kendini biraz zorlamalıdır. İlk başta zor gelecek ama sonrasında kişiye yaşadığını hissettirecektir.
    *Uyku ve yemek konusundaki düzensizlikleri minimuma indirmeye çalışılmalıdır. Örneğin iştahı olmasa bile yemek hazırlayıp sofraya oturmalıdır.
    *Yakın çevreden yardım istemekten çekinmemeli, terapi seansları aksatılmamalıdır. 
    *Depresyondaki kişinin kafasında sürekli olumsuz yargı ve değerlendirmeler vardır. Kişi bu olumsuz düşünceleri sorgulamalı, bu olumsuz düşüncenin gerçekten bir kanıtı olup olmadığını incelemelidir. Farklı bakış açısı ne olabilir diye kendisine sormalıdır. Eğer farklı bir bakış açısı bulamıyorsa şöyle düşünmenin faydası olabilir: “Bana arkadaşım böyle bir düşünce ile gelse ona ne derdim, nasıl yaklaşırdım?”
    *İşler istediği gibi gitmediğinde kişi kendi için beceriksiz, başarız, yetersiz gibi sıfatlar kullanmamalı, herşey kontrol edemeyeceğini kabul etmelidir. 
    *Depresyondaki kişi sabırlı olmalıdır. Bu, tedavisi olan bir hastalıktır. Terapinin başından beri geçirdiği gelişmeleri sık sık kendine hatırlatmalıdır.