Etiket: Sık

  • Çocuklarda egzama

    Egzama (Atopik Dermatit)
    Çocuklarda en sık görülen, uzun süre devem edebilen, tekrarlamalar gösteren alerjik deri hastalığıdır.

    Egzama Görülme Sıklığı
    Çocuklarda görülme sıklığı 15-20 arasında iken yetişkinlerde %1-3 arasındadır. İstanbul’da yapılan çalışmada egzama sıklığı 13-14 yaş grubunda %2.8 iken 6-7 yaş grubunda %6.5 bulunmuştur.

    Egzama Belirtileri
    Bebeklerde egzama diğer adıyla atopik dermatitin ilk belirtisi yanaklarda olan kızarıklıklardır. Aileler genellikle öpmeyle olduğunu düşünürler. Bazı zamanlar azalır bazı zamanlar ise çok belirginleşir. Aslında alerjik yürüyüşe başlandığının ilk belirtisidir. Bebeğin büyümesiyle boyun altlarında, kol ve bacakların dış yüzeylerinde kızarıklık olmaya başlar. Bebek daha da büyümeye başlayınca artık kızarıklıklar eklem yerlerinde olmaya başlar. Bebeğin cildi kurudur. Kaşıntı ve huzursuzluk olur.

    Egzama Teşhisi
    Bebeklerde yüzde kızarıklık, boyunda veya kulak arkasında kızarıklık veya eklem yerlerinde kaşıntılı, kızarıklık olması halinde egzamadan şüphelenmek gerekir. Bu belirtilerin görüldüğü bebek veya çocukların anne veya babalarında veya akrabalarında alerjik hastalıklar varsa egzamadan şüphe daha da artmaktadır. Egzama belirtileri olan bebeklerin veya çocukların muayenesi yapılır. Kızarıklığın egzamaya uygun olup olmadığı değerlendirilir. Egzamanın belirtileri varsa, aileden alınan bilgiler ve bebeğin muayenesi sonucunda egzama düşünülüyorsa nedene yönelik testler yapılmalıdır.

    Genelde bebek doğduktan sonra 3 ay içinde belirtiler olduğu için aileler testin yapılamayacağını düşünür. Ama işin aslı öyle değildir. Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir.

    * Egzama teşhisinde alerji testleri
    Çocuklarda egzama için alerji testi doğumdan itibaren yapılabilmektedir. Kandan ve ciltten alerji testleri yapılır. Kandan alerji testi cilt testine göre daha pahalı ve daha az duyarlı olduğu için genellikle deriden alerji testi yapılmaktadır.

    Testler bebeklerde sırttan yapılırken büyük çocuklarda daha sık koldan yapılmaktadır. Alerjenler damlatılır ve alerjenlerin cildin içine nüfus etmesi sağlanır.
    Çocuklarda alerji testini çocuk alerji uzmanları veya çocuk alerji uzmanları gözetiminde yapılması doğru teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Test doğru teknikle yapılmazsa alerji olmasına rağmen yanlış olarak saptanamayabilir veya tam tersine alerji olmadan alerji var denilerek gereksiz yere bebeğin uzun süre diyet yapmasına sebep olup bebeğin büyümesi ve gelişmesine zarar verilebilir.

    Alerji testleri tek başına teşhis koydurmaz. Bu testin doğru değerlendirilmesi, yorumlanması ve çapraz reaksiyonlar konusunda deneyimli olunması gerekir. Test sonucunda alerji saptanmışsa bu alerjinin egzamanın asıl nedeni olup olmadığı da anlaşılmalıdır.
    Alerji testinin doğru teknikle yapılması, yorumlanması, çapraz reaksiyonların değerlendirilmesi, saptanan alerjinin gerçekten egzamanın nedeni olup olmadığının belirlenmesi konularında en deneyimli olanlar ise çocuk alerji uzmanlarıdır.

    Alerji testi nadir de olsa ciddi reaksiyonlara neden olabilir ve bu reaksiyonların tanınması ve müdahale edilebilmesi için bu konuda tecrübeli olan çocuk alerji uzmanının olması ve gerekli tıbbi ekipman ve ilaçların hazır bulundurulması çok önemlidir.
    Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir. Test için açlık veya tokluk önemli değildir. Bazı ilaçların testten 1 hafta önce alınmaması gerekir. Özellikle antihistaminikler ve öksürük şurupları kullanılmamalıdır.

    Egzamanın Tedavisi
    Egzama tedavisinde alerjenlerden ve kimyasallardan korunma, cildi nemlendirme ve cilde uygulanan tedaviler yer almaktadır.

    * Korunma
    Egzama tedavisi için alerji saptanan gıda kesinlikle diyetten çıkarılır. Diline bile sürmesi alerjiye neden olur. Hatta bazen nefes sıkışması, tansiyon düşmesi gibi ciddi alerjik sorunlara neden alabilen alerjik şoka bile neden olabilir. Bu nedenle sıkı diyet önemlidir. Katkı maddesi içeren gıdalar tüketilmemelidir. Çünkü gıda alerjisi olan kişilerde katkı maddelerine karşı alerji 10 kat daha fazla görülmektedir. Bebek anne sütü alıyorsa annenin de diyet yapması gerekir. Çünkü annenin sütünden de alerjik madde geçebilmektedir.
    Egzamalı çocuklarda ev tozlarına alerji çok sık görülmektedir. Bu nedenle ev tozu alerjisinde de önemleler alınmalıdır.

    * Cilt temizliği ve banyo
    Cildin temizliği ve bakımı çok önemlidir. Çünkü egzamalı çocukların cildi kurudur ve bariyeri bozuktur. Cildi zarar vermeyen sabun ve şampuanlar kullanılmalıdır. Haftada 2-3 defa banyo yapılmalıdır. Banyodan çıkarken de vücudun su kaybını önlemek için banyo yağları kullanılmalıdır. Banyo yağları küvetin içine veya durulama suyuna konularak uygulanabilir. Kurulama havluyla nazikçe ve tamponlayarak yapılmalıdır.

    * Cildin nemlendirilmesi
    Egzamalı çocukların cilt bariyerleri bozuk ve ciltleri kuru olduğu için egzama tedavisinde nemlendirici kullanmak çok önemlidir. Gün en az 2 defa nemlendirici kullanılması faydalı olur. Her banyodan sonra ilk 5 dakika içinde hafif nemliyken kullanılması da tavsiye edilir.

    * Egzamalı çocuğun banyosu
    Egzama tedavisi için haftada 2-3 kez banyo önerilir. Ciddi vakalarda buğday veya mısır nişastalı su içinde 10-15 dakika beklemeleri önerilir. Banyoda kullanılan sabun ve şampuan cildi kurutmamalı ve tahriş etmemelidir. Banyo sonunda cildin yağlanmasını sağlayan banyo yağları kullanılması tavsiye edilir. Banyo sonrası 3-5 dakika içinde nemli haldeyken sağlam deriye nemlendirici egzamalı bölgeye doktorunuzun önerdiği merhemler kullanılır. Havluyla tampon yaparak kurulanmalıdır.

    * Egzama tedavisinde egzamayı düzelten merhemler
    -Kortizonlu merhemler
    Kaşıntılı cilt lezyonları için kullanılır. Banyodan sonra uygulanacaksa banyodan hemen sonra ilk 5 dakika içinde uygulanmalıdır. Günde 3 defa uygulanabilir.
    -Pimekrolimus merhem
    Kortizonlu merhemlerden daha az etkilidir. Zararlı etkisi daha azdır ancak henüz 2 yaş altında ruhsatı yoktur.
    -Kaşıntı azaltıcı ilaçlar
    Kortizonlu merhemler kaşıntıya faydalıdır. Antihistaminik ilaçlar da kullanılabilmektedir.

    * PUVA
    Çok deneyimli ekiplerce uygulanabilir. Cilt kanserine yatkınlık yaratabilir.

    * Ultraviyole ışın tedavileri
    Tedaviye cevap vermeyen hastalarda faydalı olabilir. 12 yaş üstünde uygulanabilir. Güneşe hassas olanlara uygulanmamalıdır.

    * Aşı tedavisi (immunoterapi)
    Henüz egzamalı çocuklara aşı uygulanması tavsiye edilmemektedir.

    * İmmunosüpresif tedaviler
    Tedaviye dirençli vakalarda uygulanabilir.

    * Antiseptik tekstil ürünleri (ipek giysiler)
    Nemlendirme ve tedavi edici merhemler sürüldükten sonra ağır egzamalı çocuklara tavsiye edilebilir. Ciltten su kaybını azaltmaktadır. Cildi daha az tahriş eder. Cilde mikrop yerleşmesini azaltır.

    Egzama Nedenleri
    C
    ildin yapısında bulunan yağ miktarında ve içeriğinde değişme olur. Cildin yapısındaki bu değişme sonucunda deriden yoğun su kaybı olur. Su kaybı dirençli kaşıntıya neden olur. Cildin yapısının bozulmasıyla alerjik gıdalar veya çeşitli kimyasal maddeler cilde daha fazla zarar vererek iltihap hücrelerin cilt bölgesine toplanmasına neden olur. Bu olaylar sonucunda da ciltte egzamanın belirtileri ile karşılaşırız.

    Egzama gelişmesinde genetik çok önemlidir. Filaggrin mutasyonu denilen genetik bir bozukluk egzama oluşmasında önemlidir. Bu genetik bozukluk sonucu cildi dış etkenlerden koruyan bariyer özelliğinde bozulma görülmektedir.

    Bebeklerde görülen egzamada en önemli neden gıda alerjisidir. Tedaviye başlanmadan önce nedenin ne olduğu net olarak belirlenmelidir. Aksi taktirde egzamalı çocuklara genellikle nemlendirici ve kortizonlu merhemler verilir. Düzelir gibi olur ama bir türlü düzelmez, tedaviye yanıt vermez. Çünkü altta yatan neden gıda alerjisi olup alerjik gıdaya devam edildikçe hastalık son bulmaz. Bu nedenle kesin sebebin bulunması gerekmektedir.

    Egzamanın Önemi
    Egzaması olan çocuklar ilerde astım ve alerjik nezle açısından %60-70 risk taşırlar. Akciğer hırlama çok sık olur. Özellikle gıda alerjisi saptananlar ve flaggrin mutasyonu olanlarda astım ve alerjik nezle gelişme riski yüksektir. Bu nedenle astım ve alerjik nezle belirtileri yönünden sıkı takip edilmelidir. Egzama, gıda alerjisi astım ve alerjik nezlenin sırasıyla çocukta gelişmesine alerjik yürüyüş diyoruz. Bu nedenlerle egzamayı basite almamalıyız.

    Egzama ile Karışan Hastalıklar
    * Seboreik dermatit dediğimiz yağ bezlerinin iltihabi durumu sıklıkla egzama ile karışır. Bu durum sıklıkla koltuk altlarında ve genital bölgelerde görülmektedir. Saçlı deride görülen seboreik dermatit halk arasında konak olarak bilinir. Konak egzamalı çocukların saçlarında sıklıkla vardır ve tedaviye dirençlidir.
    * Diğer egzamayla karışan durum ise uyuzdur. Uyuz ani başlar, koltukaltlarında ve genital bölgelerde kaşıntı daha fazla olur. Uyuzda genelde yüzde kaşıntı olmaz. Uyuzun tipik döküntüsü deneyimli uzmanlar tarafından tanınabilir.
    * Diğer egzamayla karışan hastalık ise sedef hastalığıdır. Sedefte pullanma ön plandadır.

    Öneriler
    -Egzamalı bebekler yünlü ve sıkı kıyafetler giymemelidir. İpek giysiler şiddetli egzma hastaları için önerilebilir.
    -Nemlendirici kullanmalıdır.
    -Cildi kurutmayan ve tahriş etmeyen uygun sabunlar kullanılmalıdır.
    -Bunun dışında kımızı ve kaşıntılı deri döküntülerine doktorunuzun uygun gördüğü ilaçlar verilmelidir.
    -Ciltten alerji testi ile alerjik gıda bulunmalıdır. Egzamalı çocukların %70’inde gıda alerjisi vardır. Altta yatan alerji bulunup o alerjenden tam diyet yapmalıdır. Bu çocukların çoğunda süt, yumurta ve çukulata alerjisi çok sıktır. Diline bile sürmesi alerjiye neden olur.
    -Katkı maddesi içeren gıdaları tüketmemeleri gerekir.
    -Annenin tükettiği gıdalar anne sütüyle de geçebilmektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin anneleri bebeğin alerji olduğu gıdayı tüketmemelidir. Ancak anne sütü alırken annenin diyetinden egzama etkilenmiyorsa anne diyet yapmayabilir.
    -Egzamalı çocuklarda peş peşe hapşırma, burun kaşınması, sık nezle, sık öksürük, sık hırıltı, nefes sıkışmaları gibi belirtileri olduğu taktirde mutlaka alerjik nezle ve astım yönünden incelenmelidir. Çünkü egzamalı çocuklarda astım ve alerjik nezle görülme riski yüksektir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Takıntı hastalığı olarak da bilinen OKB, tekrarlayan obsesyon ve/veya kompulsiyonlar ile karakterize, genellikle süreklilik gösteren, kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini bozan ruhsal bir hastalıktır.

    Obsesyon (takınıtı); kişinin isteği dışında ısrarlı ve zorlayıcı bir şekilde aklına gelen, kişide kaygı ve huzursuzluk yaratan, yineleyici özellikteki düşünce, dürtü ya da imgeler olarak tanımlanır. Kişi, genellikle obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır, ancak zihninden atamaz.
    Kompulsiyon (zorlantı); kişinin, obsesyonlarının yarattığı sıkıntıyı azaltmak için yapmak zorunda hissettiği, mantıksız olduğunu bildiği, tekrarlayıcı törensel davranışlar ya da düşüncelerdir.

    Kirlenme/bulaşma obsesyonu

    • Emin olamama/kuşku duyma obsesyonu
    • Düzen/simetri obsesyonu
    • Dini obsesyon
    • Cinsel obsesyon
    • Şiddet/saldırganlık obsesyonu
    • Temizlik kompulsiyonu
    • Kontrol kompulsiyonu
    • Sayma kompulsiyonu
    • Dokunma kompulsiyonu
    • Düzenleme kompulsiyonu
    • Biriktirme ve saklama kompulsiyonu

    En çok rastlanan takıntı, kirlenme/bulaşma (kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, kimyasal madde, deterjan, idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin) obsesyonu ve temizlenme kompülsiyonudur (defalarca elini, vücudunu, kıyafetlerini yıkama, sürekli evini temizleme gibi). Aşırı el yıkama, bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi gününün büyük bir kısmını bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir.
    Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı, emin olamama (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?) obsesyonu ve kontrol kompülsiyonudur. Bu kuşku ve kontroller yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler. Kişi, kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca evine dönebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına yüzlerce kez kontrol edebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olmak için defalarca tekrar edebilir.
    OKB’nin toplumda % 2-3 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30 yaşlar arasında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da ortaya çıkabilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına rağmen, kadınlarda daha sık görülür.
    Her insanın takıntılı bazı düşünce ve davranışları olabilir. Bunların hastalık sayılabilmesi için, kişinin günlük yaşamını, işlevselliğini etkileyecek hatta bozacak kadar şiddetli olmaları gerekir.
    Genetik: Ailesinde OKB olan kişilerde daha sık görülmektedir.

    Beyin işlevlerinde ve serotonin işlevinde bozulma

    Çocukluk çağı travmaları: Özellikle cinsel istismara uğrayan çocuklarda, önemli bir stresörün ardından kişide OKB ortaya çıkması sık görülen bir durumdur.

    Kişilik özellikleri: Obsesif kişilik özellikleri (kuralcı, titiz, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi) belirgin olan bireyler, hastalığa da yatkın olan bireylerdir.
    OKB, kişinin işlevselliğini bozan, yaşam kalitesini düşüren, kronikleşebilen bir hastalıktır. Mutlaka uygun sürede tedavi edilmesi gerekir.

    İlaç Tedavisi: Özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar öncelikle tercih edilir. Etkinin başlaması için 2 hafta gerekmekle birlikte obsesif semptomlarda düzelmenin başlaması 3 ayı bulur. Hastalık semptomlarının direncinden dolayı, tedavinin en az iki yıl sürdürülmesi önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapi: Bilişsel tedavi ile obsesyonların neden olduğu sorumluluk algısı azaltılır. Davranışçı terapi ile kişinin obsesyonları tetiklenir ve kompulsiyonları engellenir. Kişi desensitize edilir. Hem hastalığın tedavisinde, hem de nükslerin önlenmesinde bilişsel-davranışçı terapi önemlidir. Bazen tek başına, bazen de ilaç tedavisi ile birlikte uygulanır.

  • EYVAH ÇOCUĞUM ERGENLİK ÇAĞINDA

    EYVAH ÇOCUĞUM ERGENLİK ÇAĞINDA

    Çocukluk ile erişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak adlandırılan ergenlik dönemi büyüme ve olgunlaşmaya erişme anlamına gelmektedir.Ergenlikte çocukluktan erişkinliğe geçerken çeşitli fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişiklikler meydana gelir.Ergenlik dönemi 11- 21 yaş arasında yoğun dalgalanmaların olduğu bir dönemdir.Ergenlik dönemi hem ergen hem de ailesi açısından oldukça zor bir dönemdir.Ergenin fizyolojik gelişimlerinin yanı sıra psikolojik ve sosyal gelişimleri aile bireylerini endişelendirir, onu anlamakta güçlük çekmeye başlarlar.

    Ergenlikte Psikolojik Açıdan Neler Değişir?

    –Eskiden sakin, uslu, söz dinleyen çocuğunuz artık ”Ben Kimim”? sorusuna yanıt aramaya çalışır ve sürekli farklı arayışlar içindedir.

    -Ergenlerin duygu durumunda sık sık dalgalanmalar görülür.Gün içinde herhangi bi saatte çok mutlu ve neşeliyken, günün başka bir saatinde oldukça mutsuz, bitkin olabilirler.Bu durumda ailenin çocuğu sorgulamaması ve baskıcı bir tutumla yaklaşmaması gerekir.

    -Bu dönemde ergenler çok coşkuludur, zaman zaman ses tonlarını mimiklerini özgürce kullanmak isteyebilirler.

    -Sık sık hayal kurmaktan hoşlanırlar.Kurulan hayaller genellikle karşı cinsle ilgilidir.

    -Ergenler yalnız kalmaktan çok hoşlanırlar.Gün içinde yaşamış oldukları olaylar üzerine uzun uzun düşünebilirler.Oda da yalnız düşünürken, bir yandanda müzik dinlemek onlara keyif verir.

    -Ergen için önceden ailesi ön plandayken ve onlarla paylaşım yaşarken, bu dönemde arkadaşlarla daha çok paylaşım yaşamaya başlar ve arkadaşlarının fikirlerine önem verirler.

    -Genellikle kendilerini yorgun hissederler ve çalışmaya karşı aşırı bir isteksizlik vardır.

    -Yaşadıkları bedensel değişimlerden dolayı rahatsızlık hissedebilir ve çevresinden utanabilirler.

    -Ergenler ailesi ve başkaları tarafından takdir edilmekten çok hoşlanırlar.Bu ihtiyacı ailesi tarafından karşılanmayan ergen farklı arkadaş gruplarında bu ihtiyacını karşılamaya çalışır.

    -Ergenlerin öfkeleri anlıktır ve büyük patlamalar şeklinde meydana gelir.Böyle anlarda onlarla konuşmaya çalışmak anlamsızdır, sakinleşmesini beklemek gerekir.Özellikle okul ve aile içi çatışmalar bu dönemde giderek artar.

    -Yeni şeyler denemeye meraklıdırlar bu sebeple alkol, sigara, madde kullanımı bu dönemde ilgilerini çekmeye başlar.

    Ergene Ailenin Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?

    -Ergen anlaşıldığını ve yeterli olduğunu hissetmek ister.Bu nedenle onun duygularına önem verdiğinizi onu bir birey olarak kabul ettiğinizi ona hissettirin.

    -Duygusal anlamda, onun duygularını tanımasına ve ifade etmesine yardımcı olarak çocuğunuzun olgunlaşmasına destek olun.

    -Fazla baskıcı ve otoriter tutumla çocuğunuzu sıkmayın.Çocuğunuz kendi özgürlük alanı olduğunun farkında olmalıdır.

    -Arkadaş çevresini, onlarla olan ilişkilerini eleştirmeyin.Unutmayın ki bu dönemde arkadaşlar onun için ailesinden daha önemlidir.

    -Sizinle çeşitli sorun ve konuları paylaşmak isteyebilir.Bu durumda onu sabır ve saygıyla dinleyin.

    -Çocuğunuza sorumluluklar verin ve ona güvendiğinizi sık sık hissettirin.

    -Zaman zaman sizinle paylaşmak istemediği konular da olabilir, bu durumda da ona saygı duyun, ısrarcı davranmayın.

    -Sık sık nasihatlerde bulunmak yerine ona sevginizi gösterin ve evdeki ortamın huzurlu olmasını sağlayın.

    -Ergenlik dönemi gergin ve çatışmalarla geçiyorsa mutlaka bir uzmandan yardım isteyin.

    ;

  • Özel Öğrenme Güçlüğü

    Özel Öğrenme Güçlüğü

    Yaygın adıyla özel öğrenme güçlüğü olarak tanımladığımız öğrenme bozuklukları, bireyin yaş-eğitim-zekâ düzeyi ile bağdaşmayan okul başarısı sorunları ile kendini gösterir. Okuma bozukluğu, matematik bozukluğu ve yazılı anlatım bozukluğu olarak üç alt tipi mevcuttur.
    Öğrenme güçlüğünün bir zekâ problemi olmadığını bilmek gerekir. Bu grupta değerlendirilebilecek çocukların zekâ düzeyi takvim yaşı ile uyumludur ve akranları ile aynı düzeyde akademik eğitime devam etmektedirler. Ne var ki ÖÖG tanısı alması muhtemel çocuklarda akademik hayatın ilk yıllarında (1 veya 2. Sınıfta hatta bazen daha önce) sinyallerini vermeye başlayan öğrenme problemleri bir süre sonra okul başarısını olumsuz etkilemeye başlar.
    Çocuğunuz okuma- yazma becerisini yaşıtlarından daha geç öğreniyor olabilir. Okumada veya yazmada harf/hece atlamaları yapıyor, kelime içerisinde harflerin sıralamaları değişiyor olabilir. Harfleri veya sayıları ters yazıyor, matematik işlemlerini yaparken toplama yerine çıkarma işlemini kullanıyor olabilir. Çarpım tablosunu veya saati öğrenirken zorlanabilir. Haftanın günlerini, ayları veya mevsimleri sıra ile söylemekte güçlük çekebilir. Sağını solunu, yönlerini karıştırabilir; zamanı veya eşyalarını organize etmekte zorluk yaşayabilirler.
    Unutmayalım ki hiçbir şey yapmadan beklemek ÖÖG’nü çözecek bir yaklaşım değildir. Bu durum kendiliğinden geçmez. Sadece okul eğitimi ya da ilave ders aldırmak da soruna tam anlamıyla çözüm getirmez, üstelik yıllar ilerledikçe çocuğun okuldaki başarısı düşebilir, öğrenmeye karşı isteksiz olabilir, özel durumundan dolayı arkadaşları arasında uyum problemleri yaşayabilir.
    Öğrenme bozukluğu tanısı; çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı ve çocuk psikoloğu işbirliğiyle yapılan muayene ve testler sonucunda konur. Eğer çocuğunuzda bu tür bir öğrenme problemi olduğunu düşünüyorsanız yapmanız gereken bir danışmanlık merkezinden yardım almaktır. Çocuğunuz öğrenme becerileri yönünden değerlendirilecek ve desteklenmesi gereken alanlar belirlenerek bir öğrenme programı oluşturulacaktır. Okuldaki öğrenme programından farklı olarak danışmanlık merkezinde; dikkat becerileri, öğrenme süreçlerinin farkına varma, hatalarının kontrolünü yapabilme ve üstesinden gelebilme ayrıca sosyal uyum becerileri konularında destek verilecektir.
    Ebeveynlerin çocuklarına uygun şekilde yaklaşabilmeleri ve onların başarılarına destek olabilmeleri için en kısa zamanda doğru tanıya ulaşmaları ve eğitim süreçlerinden faydalanmaları gerekir. Uygun koşullar sağlandığında öğrenme bozukluğu yaşayan çocukların da yetenekleri geliştirilebilir.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Her çocuk zaman zaman stres ve benzeri faktörlere bağlı olarak hiperaktif özellikler gösterebilmektedir; ancak gerçek hiperaktivitede çocuk bu özellikleri zaman zaman değil daima gösterir. Bir çocuğun gerçekten hiperaktif olduğunu söyleyebilmek için problem olarak kabul edilen davranışların geçmişi ve sebepleri iyice araştırılmalı, başlangıç yaşı ve devam etme süresi göz önünde bulundurulmalıdır. Gerçek hiperaktivitede belirtiler 7 yaşından önce ortaya çıkmıştır ve en az 6 aydır devam etmektedir. Ayrıca bu belirtilerin en az iki ayrı ortamda ( örneğin hem ev hem de okul ortamında) gözlemleniyor olması ve bireyin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olması gerekir.
    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, ataklık ve dikkat süresinin kısalığı ile kendini gösteren kalıcı bir psikiyatrik bozukluktur. Beraberinde değişik ölçüde öğrenme güçlükleri ve özel öğrenme bozukluklarını da içerebilir.
    Toplumda yaygın olarak çok zeki olan çocukların hiperaktif olduklarına inanılır. Oysa bu doğru değildir. Aksine hiperaktif çocukların çoğu normal zekâya sahiptirler. Ayrıca zekâ sorunu olan ve DEHB’nun eşlik ettiği çocuklar da vardır.
    DEHB, okul öncesi ve okul çağı çocuklarında ortalama görülme sıklığı % 3-5’dir. Ülkemizde kentsel kesimde ilkokul çocuklarına yönelik bir yaygınlık çalışmasında sıklık oranının % 6,5 olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerde görülme sıklığı kızlara oranla 4-9 kat daha fazladır.
    Belirtiler; dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik başlıkları halinde gruplandırılmıştır. Çünkü DEHB gösteren çocukların bazıları sadece dikkatsizlik belirtilerini, bazıları sadece hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini, bazıları ise hem dikkatsizlik hem de hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini bir arada gösterebilmektedir.
    DEHB başlıca 3 grupta toplanabilir.

    1.Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip:

    Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre daha az olması durumudur. Dikkat süresi ve yoğunluğu her yaşta farklıdır. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi, 12 yaşındaki bir çocuk için kısadır. Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir.
    Bu sorunu taşıyan kişiler belirli bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Okul dönemindeki çocuklarda derse odaklanamama, ders araç gereçlerini sıklıkla kaybetme, üzerine aldığı görevleri bitirememe, öğretmeni dinlememe, ödev veya sınavlarda sık hata yapma ön plandadır. Okumaya ilgili değildir. Okurken ve yazarken hatalar yapabilir.
    Uyarana ve çevreye ait bazı faktörler de dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında on dakikadan fazla oturamayan bir çocuk, bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir televizyon programını uzun süre izleyebilir. Bu, onda dikkat eksikliği olmadığını göstermez. Dikkat eksikliği olan bir birey için, dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ortamlarda daha da zordur. Bununla birlikte birebir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken konularda daha uzun süre odaklanabilir.

    2.Hiperaktivite-İmpulsivitenin ön planda olduğu tip:

    Aşırı hareketlilik (hiperaktivite); bireyin, yaşından ve gelişim düzeyinden beklenmeyecek düzeyde hareketli olmasıdır.
    Dürtüsellik (impulsivite); genel olarak bireyin kendisini kontrol edebilmesinde bir sorun olmasıdır. Bu tür bireyler yapacakları şeyin sonucunu düşünmezler, akıllarına geleni hemen yaparlar ya da hemen söylerler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, sıra bekleyememe gibi özellikleri olan kişilerde bu sorunun olduğu düşünülür.
    Hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu bireyler genellikle çok konuşur, sanki bir motor tarafından sürülüyormuş gibi hareketlidir, elleri ayakları kıpır kıpırdır veya oturduğu yerde kıpırdanıp durur. Küçük çocuklar sürekli koşuşturur veya tırmanır, okulda oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar. Sakin bir biçimde oyun oynama ya da boş zaman geçirme zorluğu yaşarlar. Sıra beklemekte güçlük çekerler, başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer, sorulan soruların cevabını soru tamamlanmadan yapıştırlar.

    3.Birleşik tip:

    Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik- dürtüsellik belirtileri aynı anda yoğun olarak görülür. En sık görülen tip birleşik tiptir.

    TANI ve TEDAVİSİ

    Tanının konulabilmesi için yapılan ekip çalışmasıyla bir psikolog veya psikolojik danışman tarafından çocuğa; gelişim düzeyini, mental becerisini ve davranış problemlerini değerlendirmek üzere testler uygulanır. Ailenin ve öğretmenin gözlemleri, daha önceden yapılandırılmış formlar aracığıyla tespit edilir. Bir çocuk psikiyatrisi veya nöroloğu tarafından muayene ve gerekli tetkikler yapılır. Tüm verilerin bir araya getirilip değerlendirilmesi ile tanıya gidilir.
    DEHB belirtileri 3 yaş civarında dikkati çekmekle beraber genellikle ilkokula başlamayla birlikte daha da belirginleşmektedir. Bu belirtileri gösteren çocuklar 3-6 yaş döneminde yerinde duramayan, kendini tehlikeden sakınmayan, yaşıtlarına karşı kaba kuvvet kullanan, sık sık başkalarının konuşmalarını kesip araya giren, yaramaz ve şımarık bir görünüm sergileyen özelliktedirler. Aile bu durumu genellikle çok ciddiye almaz ve büyüyünce geçer şeklinde bir tavır takınır. Ancak çocuk büyüyüp ilkokul çağına geldiğinde okuldaki uyum sorunları başlar ve öğretmenin de belirtileri tespitiyle durumun ciddiyeti anlaşılır. Zekâ düzeyinde bir sorun yoksa ve ek bir öğrenme problemi eşlik etmiyorsa 1. ve 2. sınıfta problemin ders başarısına etkisi fazla hissedilmeyebilir. Ancak 3. sınıftan itibaren derslerin yoğunlaşmasıyla okul performansı da düşmeye başlar.

    Psikolog ve doktorun bulgularının sonucuna göre problemin boyutları belirlenir. Çocuğun davranış sorunlarına yönelik terapi, anne- baba eğitimi, öğretmen eğitimi, sınıfta uygun ortamın düzenlenmesi ve ilaç tedavisi gibi gerekli eğitim ve tedavi yöntemleri başlatılır.
    Bu sorunla başa çıkabilmek için ailenin doktor ve terapist ile devamlı işbirliği içinde olması büyük önem taşımaktadır. En etkin tedavi, davranış ve eğitim alanındaki tedavi yöntemleri ile ilaç tedavisinin eşzamanlı sürdürülmesidir.

  • Kabızlık

    Sık Karşılaşılan ve Çoğu kez göz ardı ettiğimiz problem…Günümüz yaşamı gereği karşımıza daha sık çıkmakta…

    Kabızlık çocuk hastalıkları uzmanına başvuruların %3-5 kadarını, çocuk gastroenteroloji uzmanına başvuruların %20-25 kadarını oluşturmaktadır. Yani çocukluk döneminde sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Çocuğun 2 haftadan uzun süre dışkılamasında zorlanmanın olması veya dışkılamasında gecikmenin olması olarak karşımıza çıkar.

    Kabızlık;
    · Son 2 ay içerisinde haftada üç veya daha az sayıda dışkı yapma
    · Haftada 1 veya daha fazla dışkı kaçırma
    · Tuvaleti tıkayacak şekilde kalın dışkı yapma
    · Ağrılı dışkılama, dışkı tutma davranışı
    · Karında muayene sırasında dışkıların ele gelişi
    Bu yukarıda yazılı belirtilerin en az ikisinin bir arada olması kabızlığı tanımlar. Kız çocuklarda daha sık görülmektedir.

    Kabızlık çoğu kez her hangi bir altta yatan bir sebebe bağlı olmadan görülebilmektedir. Ailesel yatkınlık vakaların yarısına yakınında bulunmaktadır. Kabızlık en sık 2 yaş civarında tuvalet terbiyesi verilirken kabızlık karşımıza çıkar. Anne sütünden süt bazlı formülalara geçiş sırasında da kabızlık görülebilir.

    Kabızlık sorgulanırken doğumdan sonra çocuğun ilk 24 saatte dışkı yapıp yapmadığı, kabızlık sorunun süresi, dışkının özelliği ( kıvamı, keçi pisliği şeklinde olup olmadığı, tuvaleti tıkayacak şekilde olup olmadığı, dışkı kaçırma olup olmadığı), beraberinde idrar kaçırma probleminin olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Aile iyi bir gözlemci ise kabız çocuklarının bir kenara saklanıp dışkı yapıyormuş gibi algılanmaya sebep olacak davranışlar içerisinde olduğunu doktoruna söyleyebilir.

    Bazen de altta yatan bir sebebe bağlı ortaya çıkabilmektedir; Günlük süt miktarının fazla olması, inek sütü alerjisi, posasız gıdaların fazlaca alınmış olması, bazen sıvı kaybı gibi beslenmeye bağlı nedenler olabildiği gibi bazen de hipotiroidi, çölyak hastalığı ( buğday unundaki gluten isimli bir proteine karşı alerji), kistik fibrozis (ter bezlerinin ve dış salgı bezlerinin hastalığı), şeker hastalığı, kalsiyum yüksekliği, potasyum azlığı gibi metabolik sebepler olarak karşımıza çıkabilir. Kabızlığın sebebi olarak nörolojik hastalıklar karşımıza çıkabilmektedir.

    Ayrıca ilaç alım hikayesi örneğin; antiasit ilaç alımı, havale ilacı kullanımı ( fenobarbital), tansiyon ilaçlarının alımı sorgulanmalıdır.

    Yine hastanın makat bölgesinin muayenesi de önemlidir. Makat bölgesinde çatlak olması, anüsün yerleşim yeri, kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliği gibi sebepleri ayıt etmemize yardımcı olabilir.

    Bel bölgesinin anormalliğini muayene sırasında hekim gözlemleyebilir veya aile söyleyebilir.

    Aşağıda yazılı bulgular hekimi ve aileyi altta yatan önemli bir problem olduğu konusunda uyarmalıdır.

    · Beraberinde büyüme gelişme geriliği olması
    · Anal bölge sfinkterinde refleksin olmaması (makatın gevşek olması), makatın muayenede boş bulunması
    · Bacakların kuvvetinde azlık veya refleks azlığı
    · Omurga muayenesinde alt kısımlarında kıllanma çukurluk, omurga kavsinde bozukluklar
    · Karında şişlik olması

    Tanı; Hasta yakınlarından edinilecek bilgiler çoğu kez yeterlidir. Ancak organik bir sebep düşündürecek bulgular varsa;
    Direk karın grafisi ; Barsaklarda dışkı birikimini göstermede ve omurgalara ait hastalıkların ortaya çıkartılmasında kullanılabilir.
    Barsak temizliği yapılmadan baryumlu (ilaçlı ) kalın barsak grafisi çekilmesi, şüpheli durumlarda anorektal bölgenin monometrik incelenmesi doğumsal kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliğini ortaya çıkarmada önemlidir. Bu hastalığı destekleyen bulgular var ise kalın barsağın son kısmından alınacak tam kat biyopsi ile sinir yumaklarının (gangliyonların ) yokluğunun gösterilmesi ile tanı konulabilir.

    Tedavi: Tedaviye başlamadan önce aileye baştan tedavinin uzun süreceği sabırlı olmak gerektiği açık bir dille anlatılmalıdır.

    Aileye ve çocuğa tuvalet eğitimi anlatılmalı ve eğitimin en az 6-12 ay süreceği belirtilmelidir. Tuvalet eğitiminin sabah kahvaltısı sonrası yerine getirilmesi gerektiği ve erişkin insanlarında bu şekilde yaptığı çocuğa uygun bir dille anlatılmalıdır.

    Diyet:
    · Diyet tedavisine diyete başaltıcı lavmanlar uygulandıktan sonra başlanmalıdır.
    · Aile uygulama sırasında GÜNLÜK tutmalıdır.
    · Diyet posa içermeli ve diyetteki posa miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır.
    · Süt ve süt ürünlerinin miktarı diyette azaltılmalıdır.
    · Bazı mamalar ( soya içeren mamalar ve anne sütüne yakın içerikli mamalar) çocuğun yaşına göre denenebilir.

    Posalı gıdalar olarak;

    Sebzeler; Kereviz, enginar, bezelye, Brüksel lahanası, karnabahar, taze fasulye, ıspanak, pırasa, domates ve salatalık, marul ve havuç verilebilir.
    Kurubakliyatlar: Kurufasulye, mercimek, (yeşil ve kırmızı),
    Meyvalar: Elma (mümkünse kabuklu), incir,portakal, üzüm, çilek, muz (olgun olmak kaydıyla), armut, kayısı seçilecek meyvelerdendir.
    Kurutulmuş Meyvalar: Kuru üzüm, incir kurusu, kuru kayısı, kuru erik, hurma posa içeriği yüksek besinlerdir.
    Meyva suları: Taze sıkılmış portakal suyu, elma suyu, üzüm suyu fayda sağlayabilir.
    Patlamış mısır, fıstık, patates kabuğuyla fırında pişirilirse, kepekli ekmek verilebilir.
    Bal yerine pekmez özendirilmelidir.

    · Su alımı artırılmalıdır .
    · Fast-food türü beslenmeden uzak durulmalı / ev yemekleri özendirilmelidir.

    İlaç: Boşaltıcı lavmanlar doktor tercihine göre idame tedavisi bunu takip etmelidir. Beraberinde gastroözefagial reflü hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
    Doktor, aile ve yakın çevresi ve öğretmeni ÇOCUĞUN kabızlığın üstesinden gelmesinde yardımcı olmalıdırlar.

  • Lenf bezi/bezesi şişlikleri

    ÇOCUKLARDA LENF BEZESİ ŞİŞLİKLERİ

    Lenf Bezesi Nedir?

    Lenf bezeleri veya bezleri insanlarda anne karnından itibaren tüm vücutta var olan ve bağışıklık sistemi için yaşamsal önemi olan yapılardır.

    Lenf bezeleri dışarıdan fark edilen veya elimize gelebilen boyun, koltuk altı, kasık gibi yerlerde olduğu kadar karın boşluğu ve göğüs boşluğu gibi yerlerde de yoğun olarak bulunurlar.

    Lenf bezeleri, vücutta çok önemli görevleri bulunan, lenf damarları olarak tanımlanan ve hücreler arası sıvıları süzerek tüm vücudumuzda, diğer damarlara benzer şekilde, ayrı bir dolaşım sisteminin köşe noktalarında yer alırlar.

    Doğal ve sağlıklı olan lenf bezelerinin beklenen yerlerde, normal boyut ve şekillerde görevlerini yapıyor olarak mevcut olmalarıdır.

    Lenf Bezelerinin Görevleri Nedir?

    Lenf bezelerinin ana görevi genel olarak mikropları tanımak, enfeksiyonlarla savaşmak ve zararlı olabilecek yabancı maddeleri tanıyıp süzmek olarak basitçe tanımlanabilir.

    Lenf bezelerinin büyüklükleri yerleşim yerine göre değişir. Genellikle birkaç mm’den 2-3 cm’ye kadar büyüklükte olabilirler.

    Yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve küçük çocuklar zaman içinde çevrelerindeki bakteriler, virüsler ve diğer mikroplarla karşılaşırlar. Her gün farklı mikroplarla tanışırlar ve bağışıklık sistemi bu karşılaşmalarla devamlı olarak aktiftir ve görev yapmaktadır. Lenf bezeleri de bu bakımdan devamlı aktif ve dinamik durumdadırlar.

    Büyük çocuklar ve erişkinler için tanıdık, olağan ve basit görünen (örn. basit nezle-grip) enfeksiyonlarla bebekler ve küçük çocuklar ilk karşılaştıklarında, henüz pek tanımadıkları bu mikroplara karşı bağışıklık sistemi savunma için tepki gösterir.

    Lenf Bezeleri Hangi Durumlarda Büyür?

    Bebekler ve küçük çocukların sonbahar ve kışın sıkça geçirdikleri üst solunum yolu enfeksiyonları çene altındaki, boyunun özellikle üst ön kesimlerindeki bezelerde tepki ve savunma amacıyla büyümeye neden olurlar. Bu lenf bezelerinin boyutları çoğunlukla 1.5-2 cm’yi pek geçmez.

    Aslında lenf bezleri gibi bağışıklık sisteminin benzer doğal yapıları olan bademcikler ve geniz etinde de bu durumlarda büyüme gözlenir.

    Benzetme yapmak gerekirse vücut için bir tehdit gibi olarak algılanan enfeksiyonlara ve mikroplara karşı lenf bezelerinin yapısındaki lenfosit adı verilen akyuvarlar çoğalır ve enfeksiyon iyileşene, yani tehlike ortadan kalkana kadar alarm durumunda kalırlar.

    Çoğunlukla enfeksiyon iyileşince lenf bezeleri de küçülür, Enfeksiyon iyileştikten sonra bile belli bir süre için büyük halde kalabilirler. Bazen de küçülmeleri birkaç haftayı bulabilir.

    Genellikle tüm çocukların boyunlarında mercimek, nohut veya fındık kadar lenf bezeleri her zaman ele gelebilir.

    Bazı durumlarda lenf bezelerinin kendileri, örneğin boğaz, ağız içi veya diş enfeksiyonuna bağlı olarak, enfekte olur, iltihap yapabilirler ve çoğunlukla ağrılı ve kızarık olarak büyüyebilirler. Gelişen bu durum lenfadenit (lenf bezi iltihabı) olarak tanımlanır ve doktor önerisiyle antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezeleri bulundukları bölgeye göre grup halinde görev yaparlar. Örneğin çene altı ve boyunun üst kesimindeki bezeler çoğunlukla boğaz, ağız içi, dişler, bademcikler gibi yakın bulundukları yapıların sorunlarında aktifleşir, tepki verirler.

    Bademcik iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarında, diş çürükleri veya ağız içi yara ya da diğer enfeksiyonlarında büyüme yaparlar.

    Saç diplerinde veya kafa derisindeki enfeksiyon ya da yara-zedelenmelerde ense kökündeki bezler büyüyebilir.

    Kasıklardaki lenf bezleri ise yakın çevredeki yara, enfeksiyonlar ile ayak, tırnak yerleşimli yara ve enfeksiyonlarda büyüme yapabilirler.

    Koltuk altı bezleri de kollarda veya ellerdeki sorunlarda büyüyebilirler.

    Karın içi ve göğüs boşluğu içindeki lenf bezelerinin büyümeleri çoğunlukla belirti vermeden geçer.

    Çocukluk çağında lenf bezlerinde büyüme daha az sıklıkta daha önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Bunlar arasında tüberküloz gibi enfeksiyonlar, bazı romatizmal hastalıklar, bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ve sık olmayarak lösemi-lenfoma gibi bazı çocukluk çağı kanserleri olabilir.

    Baş-boyun bölgesi yerleşimli bazı kanserler boyundaki bezelerde uzun süren büyümeler yapabilirler.

    Büyümüş lenf bezeleri nasıl değerlendirilir?

    Lenf bezelerinin büyüklükleri, normal ya da önemli hastalık belirtisi olup olmadıkları gibi konular hemen her zaman bulundukları yere, yaşa ve hastanın diğer yakınma ve bulgularına göre değerlendirilir. Boyunun alt kesimlerinde, arka bölgesinde, köprücük kemiklerinin üzerindeki boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezelerinin daha fazla önemsenerek bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Eşlik eden halsizlik, kilo kaybı, aşırı terlemeler, solunum yakınmaları, vücudun birçok yerinde lenf bezlerininbüyümüş olması, karın şişliği ve ağrısı, solukluk, vücutta morarma-kanamaların olması ciddi hastalıklar için uyarıcı olabilir. Çocukluk çağı kanserlerinde sıklığın onbeş yaş altındaki her bir milyon çocukta 150-200 gibi düşük olduğu dikkate alınacak olursa lenf bezesi büyümelerinde öncelikle enfeksiyonlar olmak üzere daha sık görülen nedenler öne çıkar.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Öykü

    Lenf bezelerinde büyüme nedeni ile doktora başvuran bir çocuğun değerlendirilmesine ayrıntılı öykü ile başlanır.

    Hastanın yaşı önemli olabilir. Lenfomalar genellikle daha büyük yaştaki çocuklarda, enfeksiyonlara bağlı durumlar ise genellikle altı yaşından küçük çocuklarda daha sık nedendir.

    Hastaya önceden antibiyotik tedavisi verilip verilmediği ve süresi sorgulanmalıdır. Yeterli sürede uygun antibiyotiğin kullanıldığı düşünülüyorsa yanıt durumu da tanı açısından anlamlı olabilir.

    Öyküde solunum sıkıntısı ve öksürük olması göğüs içerisinde hastalık düşündürebilir. Genel olarak belirgin derecede halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve devamlı yüksek ateş tüm vücudu ilgilendiren daha önemli bir hastalığı düşündürebilir.

    Yüksek ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı lenfoma veya tüberküloza işaret edebilir. Üç ardışık gün 38OC’yi geçen nedeni bilinmeyen ateş, vücut ağırlığında tanı öncesi son 6 ayda açıklanamayan şekilde %10’u geçen kayıp ve geceleri aşırı terleme önemli olup lenfomalar açısından anlamlı olabilir.

    Yine nedeni açıklanamayan uzun süreli yüksek ateş, aşırı halsizlik, eklemlerde şişlik ve ağrı, yaygın adale ağrıları, eklem sertliği, ciltte döküntü gibi bulgular bağ dokusu doku hastalıklarını veya romatizmal hastalıkları düşündürebilir.

    Kedi tırmalaması veya ısırması öyküsü diğer bulgularla beraber, özellikle koltuk altında büyümüş bezelerde, kedi tırmığı hastalığı düşündürebilir. Bazen sadece kedilerle yakın temas öyküsü bile bu tanıdan şüphelendirebilir.

    Yakın zamanda yapılmış bazı aşılar da lenf bezelerinde büyümeye neden olabilir. Aşılama öyküsü mutlaka değerlendirilmelidir.

    Hastanın tüberkülozlu birisi ile olası temas öyküsü ayrıca mutlaka sorulmalıdır.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Büyüme Süresi

    Lenf bezelerinde büyüme olması durumunda büyüme süresi önemlidir. Bulgular iki haftadan daha kısa süreli ise akut; süre daha uzun ise subakut veya kronik olarak tanımlanır.

    Enfeksiyonlara bağlı durumlar içinde lenf bezelerinde hızlı büyüme şeklinde reaksiyonlara genellikle bakteriler neden olurlar.

    Boyundaki lenf bezesi iltihapları çocukların yaklaşık ¾’ünde akut, yani hızlı başlangıçlı olup hastaların yarısında bulgular 3 günden, büyük çoğunluğunda ise 1 haftadan daha kısa sürelidir.

    Haftalar-aylar içinde gelişen subakut veya kronik lenf bezesi iltihaplarının en önemli nedenleri arasında ise kedi tırmığı hastalığı, mikobakteri enfeksiyonları ve toksoplazma enfeksiyonu olup daha az sıklıkla Epstein-Barr Virus (EBV) veya sitomegalovirus (CMV) enfeksiyonları nedendir.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfomalarda belirtiler ve büyümüş lenf bezelerinde benzerlikler olsa da Hodgkin lenfomada öykü aylar öncesine bile uzanabilir; Hodgkin-dışı lenfomada süre çok daha kısa sürelidir.

    Tek veya İki Taraflı Lenf Bezesi Büyümesi

    Boyundaki lenf bezelerindeki büyümenin tek taraflı veya iki taraflı olması önemlidir.

    Çocuklarda boyundaki lenf bezelerinde tek taraflı iltihaplı büyümenin etkeni genellikle bakterilerdir.

    Boyunda günler içinde hızlı gelişen tek taraflı lenf bezesi iltihaplanmalarında genellikle halsizlik, aşırı terleme, kilo kaybı, iştahsızlık gibi tüm vücudu ilgilendirebilecek bulgular pek görülmez. Bu çocukların yarıdan azında öyküde solunum yolu veya başka enfeksiyon öyküsü alınır.

    Boyunda hızlı gelişen iki taraflı, çok sayıda lenf bezesi iltihaplanmalarında en önemli etken viral enfeksiyonlardır. Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve öksürük üst solunum yolu enfeksiyonu düşündürür.

    Hastanın yakın zamanda bademcik iltihabı veya başka üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş olması, yüzünde veya boynunda zedelenme veya enfeksiyon olması, diş sorunları veya ağız içi başka bir enfeksiyon durumunda boyunda büyümüş lenf bezelerinin tepkisel olarak enfeksiyon veya iltihaba bağlı olduğu öncelikle düşünülebilir.

    Fizik Muayene Bulguları

    Hastanın genel halinde fazlaca düşkünlük, belirgin kilo kaybı, solukluk, devamlı yüksek ateş olması kanser türü bir hastalık, bağışıklık sisteminde yetmezlik hali veya tüberküloz gibi sistemik hastalıkları düşündürür.

    Hastanın nabız, kan basıncı, solunum durumu gibi yaşamsal bulguları kaydedilir, değerlendirilir. Sık nefes alıp verme, solunum sıkıntısı ve/veya boyundaki toplar damarlarda dolgunluk göğüs içinde kitlesel bir hastalığa işaret edebilir.

    Cilt döküntülerinin eşlik etmesi çocukluk çağının döküntülü hastalıklarını, EBV enfeksiyonunu, Langerhans hücreli histiyositozu düşündürebilir.

    Ciltte solukluk, peteşi ve ekimoz denilen küçük lekeler veya morartılar yanında göğüs ön kemiğinde veya uzun kemiklerde ağrı yanında karaciğer-dalak büyüklüğü saptanması lösemi veya kemik iliğini de tutmuş başka bir kanseri düşündürebilir.

    Boğazda kızarıklık, bademciklerde beyazımsı iltihapların bulunması, sert damakta kırmızımsı döküntülerle beraber kızarık dil-çilek dili gibi görünüm streptokok denilen bakteri enfeksiyonunu düşündürür.

    Saçlı deride dermatit veya enfeksiyonlar ense bölgesi veya boyun arkası lenf bezelerini büyütebilir.

    Özellikle boğaz, bademcikler, dişler ve diş etleri, kulak önü tükürük bezi (parotis), çene kemiği ve boyunda önde bulunan tiroid bezi muayene edilmelidir.

    Görülen diş çürükleri veya apsesi boyundaki bezelerde iltihaplı büyümeye neden olabilir.

    Çocuklarda sık görülmeyen, boyun önünde tiroid bezi karsinomu denilen tümörler ve geniz-boğaz yerleşimli nazofarinks karsinomu denilen tümörler de boyundaki lenf nodlarına metastaz yapabilirler. İki bölge de iyi muayene edilmelidir.

    Karın muayenesi önemlidir. Karında kitle palpe edilip edilmediğine dikkatle bakılmalı, ayrıca testisler de muayene edilmelidir.

    Karaciğer ve dalak büyümesi sık görülmemekle beraber tüm vücudu ilgilendiren bir hastalığa işaret eder.

    Ayrıca her iki göğüs bölgesinin muayene edilmesi ve akciğerlerin havalanmasına dikkat edilmesi gerekir.

    Lenf Bezelerinin Muayene Özellikleri

    Enfeksiyon ve enfeksiyon dışı nedenler ayrımında lenf bezelerinin nitelik ve diğer özellikleri yardımcıdır. Lenf bezelerinin parmak uçları ile nazikçe ellenip yoklanarak boyutu, niteliği, duyarlılığı, hareketliliği değerlendirilir. Hastanın boynunu, omuz ve kolunu, bacaklarını rahat bırakması ve uygun pozisyon ile adalelerin gevşek kalması sağlanmalıdır.

    Tüm lenf bezesi bölgeleri (boyun, koltuk altları, kasıklar gibi) titizlikle muayene edilmelidir. Bir lenf bezesinin tek olarak veya komşu lenf bezeleri ile birlikte büyümüş olarak ele gelmesi bölgesel; komşu olmayan ikiden fazla lenf bezesi bölgesinde büyümeler saptanması ise yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) olarak tanımlanır.

    Yaygın lenf bezesi büyümelerine karaciğer ve dalak büyümesi de eşlik edebilir ve daha önemli hastalıklara işaret edebilir.

    Yerleşim yerine göre değişmekle beraber genel olarak bir lenf nodunun bir boyutu 10 mm’den fazla ise büyümüş kabul edilir. İstisna olarak dirsek çevresinde 5 mm’den büyük ve kasık bölgesinde 15 mm’den büyük lenf nodları anormal kabul edilir.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri ise, küçük olsalar bile, aksi ispat edilene kadar her yaş grubunda ciddi olarak değerlendirilmelidir. Boyun alt kesimlerindeki büyümüş lenf bezelerinin de dikkatli değerlendirilmeleri gerekir.

    Boyunda çapı 1.5 cm’yi aşmış lenf bezeleri genellikle büyümüş kabul edilirse de çocuklarda, özellikle boynun üst kesimlerinde ve çene altlarında, çoğunlukla enfeksiyonlara bağlı olarak 2-2.5 cm’ye kadar büyümüş lenf bezeleri sıklıkla ele gelebilir. Reaktif, yani enfeksiyonlara bağlı olarak tepkisel şekilde büyümüş olarak değerlendirilen bu tür lenf bezeleri çoğunlukla oval şekilli-yuvarlaklaşmamış yapıdadır.

    Boyun yerleşimli lenf bezeleri ağız ve boğaz-yutak yanında baş ve boyun bölgesinin yüzeyel dokularını da süzer. Lenf bezelerine eşlik eden boyun yerleşimli kitlelerin yeri çok önemlidir. Boyunda arka kesimde (üçgende) yerleşmiş kitlelerde tümör olasılığı daha fazla iken ön kesimdeki (üçgende) kitleler (tiroid dışında) genellikle iyi huylu oluşumlardır.

    Ense bölgesindeki lenf bezeleri saçlı derinin arka kesimini süzer ve normal çocukların %5’inde ele gelebilirler. Yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) durumlarında sıklıkla ele gelseler de bölgesel olarak büyümeleri genellikle saçlı derinin enfeksiyon veya dermatitleri sonucudur.

    Yanlarda veya önde çene altı yerleşimli büyümüş lenf bezelerinin nedeni genellikle diş apsesi, boğaz iltihapları veya diş eti-ağız içi iltihapları gibi yerel enfeksiyonlardır.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri baş-boyun bölgesini, kolları, göğüsün yüzeyel yapılarını, akciğerleri, göğüs içi boşlukları ve karın içinden gelen lenf damarlarını süzerler. Bu yerleşimdeki lenf bezelerinin çok dikkatli ve titizce değerlendirilmeleri gerekir.

    Koltuk altındaki lenf bezeleri çocukların %90’ında ele gelebilir. Tek taraflı koltuk altında uzun süreli büyümüş tekli lenf bezesinin en önemli nedeni kedi tırmığı hastalığıdır.

    Koldan yapılan aşılar da (özellikle BCG aşısı) koltuk altında büyümüş lenf bezesine neden olabilir

    Kasıklardaki lenf bezeleri bacaklar, ayaklar, genital bölge ve çevresi ve kalçalardan gelen lenf sıvılarını süzerler. Muayenede genellikle ele gelseler de enfeksiyon nedeniyle de büyüyebilirler. Kasıklardaki nedeni anlaşılamayan lenf bezesi büyümelerinde genital bölge ve çevresinde apse, fissür veya başka iltihaplı odaklar araştırılmalıdır.

    Çocuklarda kasıklardaki lenf bezeleri fazlaca ve çok sayıda büyümüşse ilişkili çevre yapılarda tümör olabileceği de akılda tutulmalıdır.

    Kanserle İlişkili Lenf Bezesi Büyümeleri

    Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve büyümeye devam eden lenf bezeleri kötü huylu tümörler için şüphe yaratmalıdır.

    Lenf bezesinin ilişkili olduğu bölgede enfeksiyon-iltihap bulgusu olmaması, akciğer filminde veya diğer incelemelerde kitle saptanması, özellikle sürekli yüksek ateş, fazlaca kilo kaybı ve aşırı terleme gibi bulgular yanında halsizlik, solukluk, iştahsızlık gibi yakınmaların bulunması şüpheyi artırır.

    Lenfomalar, lösemi ve vücuda dağılma yapmış bazı kanserler boyunda veya diğer bölgelerde lenf bezesi büyümelerine neden olabilir. Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve giderek büyümekte olan lenf bezeleri şüphe yaratmalıdır.

    Çocukluk çağı kanserlerinn %25’ten fazlası baş-boyun bölgesinde yerleşmiş olup en sık olarak boyundaki lenf bezeleri tutulur. İlk 6 yaş içerisinde boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan tümörler içinde lösemiler ve nöroblastom en başta gelir, rabdomiyosarkom ve Hodgkin-dışı lenfomalar bunları izler.

    Altı yaşından sonra ise Hodgkin lenfoma boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan kanserler içinde en önemlisidir, bunu Hodgkin-dışı lenfoma izler. Boyunda büyümüş lenf bezeleri Hodgkin hastalığında olguların %80-90’ında görülürken (genellikle tek taraflı) Hodgkin-dışı lenfomada %40’ında (genellikle iki taraflı) görülür.

    Lenfomalar

    Lenf bezesi kanseri çocukluk çağında nispeten sık görülen kanserlerden birisidir. Bu kanserlere genel olarak ‘lenfoma’ adı verilir.

    Sık geliştikleri yerler arasında boyun bölgesi, göğüs boşluğu veya karın boşluğu olup bu yerlerdeki lenf bezelerinin aşırı büyümesi yanında göğüs içindeki timus adı verilen yapı veya karın içinde barsaklardan da gelişebilirler.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfoma olarak iki ana türü vardır. Bu iki lenfoma türünün gelişme şekli, belirti ve bulguları, tedavi yaklaşımları arasında farklılıklar vardır.

    Lenfomalar ülkemizde lösemilerden sonra çocuklarda en sık görülen kanserlerdir.

    Türüne göre ve evresine, yani yaygınlığına göre uygulanan kemoterapi ve radyoterapi ile yüksek oranlarda iyileşirler.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Tedavi

    Lenf bezesi büyümelerinin her zaman tedavi edilmesi gerekmez. Özellikle virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında büyüyen lenf bezelerinin tedavisine gerek yoktur. Hastalık geçtiğinde lenf bezeleri de genellikle geriler.

    Uzman bir doktorun değerlendirmesi sonucunda bakterilere bağlı enfeksiyon sonucu büyüme düşünülürse antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezelerinin pek beklenmeyecekleri yerlerde ve beklenenden büyük olmaları, büyüklüklerinin uzun süre devam etmesi, eşlik eden başka önemli yakınmaların olması ve tereddüt oluşan durumlarda mutlaka bir uzman doktora görünmek gerekeceği de unutulmamalıdır.

    Yukarıda bahsedilen şekilde çocuklarda lenf bezlerinin vücudun olağan yapıları olarak görevleri olduğu, özellikle boyunda çoğunlukla ele gelebildiği ve enfeksiyonlara bağlı olarak büyüme ve küçülmelerin görülebileceği bilinmelidir.

    Bunun yanında ailelerin dikkatini çeken ve şüphe yaratan her türlü lenf bezi büyümelerinin zaman geçirmeden doktor tarafından değerlendirilmeleri gerekeceği akılda bulundurulmalıdır.

    Prof Dr Bilgehan Yalçın

  • Hemanjiyomlar

    Çocukluk Çağında Hemanjiyomlar *

    Hemanjiyomlar bebeklik çağının en sık görülen iyi huylu damarsal tümörleri olup damarların endotel denilen iç çeper hücrelerinde hızlı hücre çoğalması tipik özellikleridir. Hemanjiyomlar bebeklerin %4-5 kadarında görülür.

    Kız bebeklerde, prematüre doğanlarda, doğum ağırlığı 1500 gramın altında olanlarda ve beyaz ırkta daha sık görülürler. Hemanjiyomların çoğu kalıtsal değildir. Hemanjiyomlar kanser değildir, hiçbir dönemde kansere dönüşme tehlikesi söz konusu değildir.

    Hemanjiyomlar en sık ciltte olmak üzere, ağız çevresi ve içinde, genital gölgelerde, anüs çevresinde ve daha nadir olarak iç organlarda görülebilirler. Özellikle baş ve boyun bölgesinde daha fazla görülürler.

    Bebeklerde hemanjiyomların yaklaşık %60’ı baş ve boyun bölgesinde, %25’i gövdede ve %15 kadarı kollar ve bacaklarda görülür. Çok sayıda (çoğunlukla beşten fazla) yüzeyel hemanjiyomu olan bir çocukta iç organlarda da hemanjiyom bulunması olasılığı yüksektir.

    Bebekler doğduğunda hemanjiyomlar ya hiç belli değildir ya da yerinde belli belirsiz renk değişikliği veya leke vardır. Genellikle ikinci hafta ve sonrasında belirginleşirler. Büyümenin en hızlı olduğu dönem doğum sonrası 6 ile 8. haftalar arasında olup nihai büyüklerinin %80’ine üçüncü ayda ulaşırlar. Bebekler 5 aylık olduğunda hemanjiyomların %80’inde büyüme neredeyse tamamlanmış olur.

    Genellikle 9 ile 12. haftalar arasında gerileme dönemine girerler. Hemanjiyomlarda gerileme büyüme hızına göre daha yavaş seyreder. Gerileme döneminde yüzeyel hemanjiyomların rengi parlak kırmızıdan soluk kırmızı, gri-beyazımsı kırmızı veya soluk mor benzeri bir renge dönüşür.

    Renk değişikliklikleri tipik olarak hemanjiyomun merkezinden başlayıp çevresine doğru ilerler, bir yandan da zamanla yumuşama, sönme ve üzerinde kırışmalar gözlenir. Gerileme görülen çocukların yaklaşık yarısında sonuç olarak kılcal damarlarda belirginlik, deride incelme ve gevşeklik, kırışıklık, cilt renginde solma gibi değişik derecelerde izler kalabilir.

    Hemanjiyomlu çocuklarda maksimum gerileme ortalama 36 aya kadar gerçekleşir ve çocukların %90’ında 4 yaş dolduğunda olabilecek en fazla gerileme gerçekleşmiş olur. Bu yaştan sonra kayda değer gerileme olmadığı bildirilmektedir. Sorunlu yerleşimde ya da yapıda hemanjiyomu olan bebeklerin konunun uzmanı bir doktora görünmesi için en uygun yaş hayatın birinci ayı civarıdır.

    Boyun, çene altı, dilaltı veya ağız tabanında derin yerleşimli hemanjiyomlarda hava yolu, nefes borusu ve gırtlak çevresinde etkilenme ve tutulum varsa özellikle ilk 2-3 ay içinde solunum sıkıntısı gelişebilir. Gözler ve çevresinde yerleşik hemanjiyomlar önemli sorunlar yaratabilir. Özellikle göz kapaklarındaki hemanjiyomlarda görmenin etkilenmesi riski vardır. Üst göz kapağındaki hemanjiyomlar görme sorunlarına daha sık neden olur, küçük olsalar bile dikkatle değerlendirilmelidir. Bunlarda gözün görme açıklığının kapanması veya göze bası olması sonucunda en başta görmenin kaybını tanımlayan ambliyopi gelişmesi yanında şaşılık, astigmatizm gibi görme kusurları gelişebilir.

    Dudak ve dil hemanjiyomları emmeyi etkileyebildiği gibi dişlerin ve çene yapısının gelişimine de olumsuz etki yapabilir. Özellikle alt dudak hemanjiyomlarında tahriş ve ülserleşme daha sık görülebilir. Burun ucu ve üstü hemanjiyomları alttaki kıkırdağa ve diğer oluşumlara zarar vererek daha fazla ize, yapısal bozukluğa ve kalıcı kusurlara yol açabilir. Göz önünde olmaları anne-babalar için de sıkıntı yaratabilir.

    Hemanjiyomlarda en sık görülen komplikasyon ülserleşme, yani yüzeyinde tahriş ve yara gelişmesidir. Bebeklerdeki hemanjiyomların %15-20’sinde görülebilir. Özellikle alt dudaktakilerde, koltuk altında, ağız çevresinde ve boyun yerleşimlilerde, anüs ve cinsel organlar çevresindeki hemanjiyomlarda yaralar daha kolay gelişir ve ülserleşme daha sık görülür. Ülserleşme gelişen hemanjiyomlarda enfekte olma veya hafif kanama riski de olabilir. Bu hemanjiyomlar ağrılı olabilir ve bebekte huzursuzluk yaratabilir.

    Hemanjiyomların en önemli kalıcı etkilerinden birisi de geriledikten sonra bulundukları yerde değişik şekillerde iz bırakabilmesidir. Hemanjiyomların yaklaşık yarısında veya biraz daha fazlasında gözle görülür iz veya kalıntı kalabilir. İz veya kalıntı kalması hemanjiyomun doğal seyrine, yerleşim yerine, şekline, yüzeyinde ülserleşme olup olmamasına göre değişir.

    Hemanjiyomlu çocukların aileleri genellikle çoğu lezyonun zararsızlığı ve küçüklüğüne zıt derecede endişeli ve kararsızdır. Ana-babalarda doğumda normal olan bir bebekte aylar içinde ortaya çıkan hemanjiyom nedeniyle korku, endişe ve üzüntü egemen olup durumu kabullenmeleri zor olabilir. Bu nedenle tedavisiz izlem yaklaşımına inanç ve güvenleri yeterli olmayabilir.

    Hasta ilk görüldüğünde hemanjiyomların beklenen doğal seyri ve etkileri, olası tedavi yaklaşımlarının olumlu ve olumsuz yanları ailelere mutlaka anlatılmalıdır. Hızlı çoğalma döneminde hastanın sık görülmesi ve ölçüm ve görüntülemeler ile izlem uygun olur. Her aşamada ebeveynlere hemanjiyomların seyri ve izlem planı için bilgi verilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.

    Bebeklerde görülen hemanjiyomlara yaklaşım ve tedavi planlamaları yapılırken öncelikle mevcut hemanjiyomun yaşamı tehdit eden, önemli işlevlerin bozulmasına yol açabilecek, kalıcı zedelenme, iz, kalıntı bırakabilecek, kozmetik-estetik etkileri olabilecek veya hasta ve ailesi bakımından ciddi psikososyal etkileri olabilecek özellikleri olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

    Klinik bulgular ve seyir çok değişken olduğu için izlem ve tedavi yaklaşımları her hasta için bireyselleştirilmelidir. İzlem ve tedavinin temel amaçları yaşamı tehdit edici sorunları önlemek veya düzeltmek, hasta ve ailesi için psikososyal sıkıntıyı en aza indirmek, kalıcı şekil bozukluklarını önlemek, ülserleşmeyi önlemek yanında geliştiyse izlerin düzeltilmesi, enfeksiyon veya ağrıyı en aza indirmek üzere tedavi etmek, zedeleyici ve ciddi iz gelişmesine neden olabilecek işlemlerden kaçınmak olarak sayılabilir.

    Hemanjiyomlarda kendiliğinden ciddi kanama çok seyrektir. Ender olarak ülserleşmiş bir hemanjiyomdan hafif yüzeyel kanama olabilir. Hemanjiyomun patlaması ve ağır kanama olması beklenen bir durum olmayıp hastaların aktivitesi ve oyun oynamaları bu düşünce ile engellenmemelidir.

    Hızlı büyüyen ve sorun yaratan hemanjiyomlarda tedavi kararı zor olmaz. Daha az sorunlu görülen hemanjiyomlara nasıl yaklaşım yapılması gerektiği tartışmalıdır. Hemanjiyomların yerleşim yeri, büyüklüğü ve büyüme aşamasının değerlendirilmesi gerekir. Örneğin yüzde iz bırakma olasılığı sırta göre daha önemlidir.

    Hemanjiyomların tedavi edilmesine genellikle şu gerekçelerle karar verilir: yaşamı tehdit edici ciddi durumlar veya fonksiyonel açıdan sorun oluşturan durumlar olması; hemanjiyomdan geride kalabilecek iz veya kalıntıların önüne geçilmesi veya en aza indirilmesi; hasta veya ailesinin psikososyal sıkıntılarının azaltılması; hemanjiyomlarda gelişebilecek ülserleşmenin tedavi edilmesi ile iz kalması, kanama, enfeksiyon ve ağrı gelişiminin önüne geçilmesi.

    Hemanjiyomların tedavi ve izlemlerinin bu konuda deneyimli uzman doktorlar tarafından yapılması gerekir. Son yıllarda hemanjiyomların ilaçla tedavi edilmesi konusunda gelişmeler olmuştur. Günümüzde tedavi edilmesi gereği görülen hemanjiyomlarda, yan etkisi pek beklenmeyen, ağızdan kullanımı kolay ilaç seçenekleri vardır. Ağızdan kullanılabilen ilaçlara ek olarak hemanjiyom üzerine cilde sürülebilen etkili ilaç uygulamaları da vardır. Bu yazıda tedavilerin ayrıntısına girilmemiş olup ayrıntılı bilgi için aşağıda verilen kaynak siteye başvurulabilir.

    Prof Dr Bilgehan Yalçın

  • Spastik çocuk – cerebral palsy

    Spastik Çocuk () terimi, beyin felçli çocuklar için kullanılır. Uluslararası literatürde Cerepal Palsy (CP) olarak bilinir.
    SÇ, anne karnında, doğumda veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında meydana gelen olumsuzluklar sonucu beynin hasar görmesi ile oluşur. Beyinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Bu hasarın şiddetine, beyinde etkilediği bölgeye göre değişik bulgu ve belirtiler görülür.
    SÇ oluşması için en sık rastlanılan riskli durumlar şunlardır; Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı olması, çoğul gebelikler, zor doğum, doğum esnasında bebeğin nefessiz kalması, yeni doğan döneminde geçirilen uzamış şiddetli sarılık, havale, menenjit gibi beyni etkileyen iltihaplar, anne karnında karşılaşılan iltihabi veya fötusu olumsuz etkileyecek diğer durumlar şeklindedir.
    En sık rastladığımız SÇ şekli, spastik çocuk kelimesinin de kaynağını aldığı tür olan tüm vücutta kasılmalarla birlikte seyreden, motor gelişim dediğimiz çocuğun hareketlerinde gerilik halidir. Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç gelişir, oturma, ayağa kalkma ve yürüme hep geç olur, bazıları hiç yürüyemez. Sık olarak kol ve bacaklarında normalden daha fazla sertlik, katılık görülür ki buna tıp dilinde spastisite ve bazende tipine göre distoni denir. Bazen de gevşek olurlar veya baş, kol ve bacaklarında ani hareketlerle olan şekilleri de vardır. Sonuncusuna kore – atetoz denir.
    SÇ’ larda tanı, temel olarak nörolojik muayene ve gerekli tıbbi tetkikler sonrası konur. Tetkik olarak bir yaş ve altı çocuklarda beyin ultrasonu yeterli olabilir, ama beyin MR’ı (manyetik görüntüleme) her zaman en kıymetli ve doktora en fazla bilgiyi veren tetkiktir.
    SÇ’ lara çok sık olarak başka tıbbi sorunlarda eşlik eder. Bunlardan epilepsi (sara) en sık görülenidir. Görme, işitme problemleri, davranış problemleri ve psişik sorunlar, beslenme sorunları, hijyen problemleri, daha ileride aşırı kasılmaya bağlı eklem ve kemik sorunları, yapışıklıklar , eğilmeler görülebilir.
    SÇ tanısı konduktan sonra tedavi planlaması yapılır. SÇ’ lar da ilaç tedavisi en sık beraber görülen epilepsi için verilir. Bunun yanısıra kasılma giderici ilaçlar, kabızlığa yönelik ilaçlar, hırçınlık vb. gibi durumlar için psikiyatrik ilaçlarda verilebilir.
    tedavisinin temelini özel eğitim ve rehabilitasyon oluşturur. Çoğu SÇ için rehabilitasyon yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Rehabilitasyon, fizyoterapi, spor, konuşma terapisi ve mesleki/uğraşı terapileri şeklinde birçok alandan oluşur. SÇ de rehabilitasyonun amacı, hasta bireyi oluşabilecek, hastalığın yol açtığı zararlardan korumak ve kullanabileceği kapasitesinin en üstüne çıkarmaktır.
    SÇ tedavisi bir ekip işidir. Burada ekibin başı ve doğal lideri çocuk nörolojsi uzmanıdır. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, beyin cerrahisi, psikiyatri gibi uzmanlık alanlarını koodine eder, ve özel eğitim ve rehabilitasyon ekibini yönlendirir. Özel eğitim ve rehabilitasyon ekibi fizyoterapisit, özel eğitimci, psikolog, ve sosyal çalışmacılardan oluşur. SÇ tedavi ekibinin en önemli bireyi ise muhakkakki spastik çocuğun kendi ailesidir. Aileler, anne, baba, şoför, fizyoterapist, psikolog, eğitimci, finansman sağlayıcı gibi daha burada unutulan onlarca rolü oynarlar ve onlar olmadan bir SÇ tedavisi eksik kalacaktır.

  • Havale değil çocuk masturbasyonu

    Erken çocukluk döneminde masturbasyon, nadir olmayan bir durumdur. Görülme yaşı bir yaş civarından okul çağına kadar değişkenlik gösterir. Kız çocuklarında bir miktar daha fazla izlenir. Aileler tarafından fark edildiğinde genellikle anlaşılmaz, pek çok doktorda bu konuda bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için çoğunlukla havale (epilepsi nöbeti) şeklinde şüphelenilip gereksiz tetkikler yapılabilir.
    Küçük çocuklar, herhangi bir anlamı olmadan vücutları ile ilgili bölgeleri keşfederler, bu esnada bazı bölgelerden haz aldıklarını da öğrenirler, tıpkı cinsel bölgeler gibi. Bazen sıkı bezleme alışkanlığı gibi durumların da tetiklemesi ile bu bölgelere basınç yaparak bundan haz almayı öğenirler ve bu sık tekrarladıkları bir davranış haline gelir. En sık yaptıkları cinsel bölgeye basınç uygulamak amaçlı bacaklarını sıkıştırmak, sıkça yüzüstü yatarak veya herhangi bir eşyaya bastırarak sessiz kalmak şeklindedir. Çocuk bu esnada heyecanlanıp, kızarıp terleyebilir. Genellikle yalnız kalmayı ister, bunun için bir koltuk vb. arkasına saklanır. Aile farkedip yanına gelince kızabilir. Bu durumun sonunda rahatlayıp uykuya geçebilir. Daha nadir olarak bazı durumlarda ellerini kullanıp cinsel organına bastırabilir veya onunla oynayabilir.
    Bu durumun çocuk için herhangi bir cinsel anlamı yoktur, zaten o yaşta da ahlaki bir değer yargısı doğal olarak sorgulanamaz. Aileler bunu bazen farkedip anlayabilir ve utanç, kızgınlık gibi duygular hissedebilirler. Bazen durum doktora danışılınca veya benzer şekilde bir uzmana gösterildiğinde de yaşanabilir.
    Bu durumun geçici olduğu, çocuk için bir haz alma duygusu dışında bir anlamı olmadığı bilinerek yaklaşılmalıdır. Bazı davranış modelleri ile bunun kolay atlatılması sağlanabilir. Bezleme yapılıyorsa daha gevşek bezleme, mümkünse altını açık bırakıp gezmesini sağlamak uyarıcı faktörleri azaltabilir. Masturbasyon esnasında çocuğun dikkatini sevecen bir şekilde dağıtmak ve başka bir şeye yönlendirmek denenmelidir. Her halukarda bunun geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Gerekirse bir çocuk gelişimcisinden destek alınmalıdır.

  • Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Vajinal akıntı kız çocuklarında sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu kez aileler bu durumu önemsemezler ve başka bir nedenle doktora müracat ettiklerinde bu şikayetlerini dile getirmektedir. Her yaş grubunda görülebilmektedir. Bazı çocuklarda hiçbir belirti vermez. Bazı çocuklarda ise akıntı beyaz,kahverengi,sarı veya yeşil renkte görülebilmektedir.Akıntı kanlı ve pis kokulu olabilir. Klinik tablo vajinada veya vulvada olabir veya her ikiside birlikte olmaktadır ki biz bu tabloyu vulvovajinit olarak değerlendirmekteyiz.Burada vulva ve vajinada enflamasyon (şişlik) veya enfeksiyon söz konusudur. Vulvovajinitin gerçek bir enfeksiyon olmaktan ziyade, normal floramın bozulması sonucu ortaya çıktığı düşünülebilir.
    – Çocuklarda vulvovajinit’in oluşmasına yol açan bazı hazırlayıcı etmenler vardır.
    – Vajinanın anal bölgeye yakınlığı en önemli bir risk faktörüdür.
    – Bu yaş grubunda estrojen aktivitesinin yoksunluğu dolayısı ile vajinanın mukozasındaki incelik ve mukozanın atrofik oluşu.
    – Vajen PH sının nötral veya alkâli olması
    – Dış genital organların korunmasını sağlayan yağ yastıkçıkları ve pubik kılların olmayışı önem taşımaktadır.
    – Ayrıca dışkılama sonucu enfekte olan anal bölgenin temizliğinin yeterli yapılmaması ve kontamine ellerle vulvaya dokunulması başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır.
    Vajinada bulunan yabancı cisimler (sıklıkla tuvalet kağıdı) aynı tabloya yol açabilmektedir.
    Şişman çocuklar, mastürbasyon uygulayan çocuklarda bu tablonun sık görüldüğü bilinmektedir. Son yıllarda kimyasal içeren banyo köpükleri ve sabunları ile kimyasal irritasyon sonucu vulvovajinit gelişebilmektedir.
    Vulvovajinit riskini artıran bazı durumlar mevcuttur.
    Şeker hastalığı olan çocuklarda, yine bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda sık görülmektedir. Seksüel istismara uğramış çocuklarda da sık görüldüğü unutulmamalıdır.
    Vulvovajinit nedenleri bakteri, mantar veya parazit olabilir.
    Vulvovajinitler Non-spesifik
    İkincil inokulasyona bağlı
    Spesifik
    olmak üzere üç başlık altında sınıflandırılmaktadır.
    Non-spesifik vulvovajinit hijyen bozukluğu veya yabancı cisme bağlı olarak gelişmektedir.
    İkincil inokulasyonu bağlı vulvovajinit , vücudun herhangi bir yerindeki enfeksiyonun örneğin idrar yolu veya üst solunum yolu enfeksiyonun çocuklar tarafından hijyene dikkat edilmemesi sonucu ikincil olarak bulaşmasından kaynaklanır.
    Spesifik vulvovajinitler birçok nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Çoğunlulukla cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar spesifik vulvovajinite yol açmaktadır.
    Kıl kurdu
    Giardia enfeksiyon
    Shigella enfeksiyonları sırasında vulvovajinit gelişebileceği gözden kaçmamalıdır.
    Hastalarda akıntı
    Genital bölgede kaşıntı
    Sık idrara gitme
    İdrar kaçırma şikayetleri olabilir.
    Tedavide esas nedenin saptanmasıdır. Nedene göre tedavi planlanmalıdır. Parazit incelemesi yapılmalıdır. Kültür inceleme sonuçlarına göre gereken vakalarda antibiyotik veya nedene yönelik tedavi uygulanır. Perine hijjenine dikkat edilmektedir. Sıkı giysiler yerine (blucin, tayt) gibi rahatlıkla kulanılabilecek pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Sonuçta çocuklarda vulvovajinitten korunmada en önemli kuralın tuvalete gitmeden önce ellerin iyice yıkanması olduğu hatırda tutulmalıdır.