Etiket: Sık

  • Mantar hastalığı deyip geçmeyin

    Mantarlar deride kıl ve saç diplerinde, tırnakta yerleşip çoğalan, ancak mikroskopla görülen organizmalardır. Bu organizmalar çevremizde, doğada, kullanılan ayakkabı ve terliklerde, havlularda, genel kullanıma açık duş, jimnastik salonu ve fitness, yüzme havuzlarında, otel ve cami halılarında bulunduğundan, tüm mantar hastalıkları oldukça bulaşıcıdır. Bu mantarlar üremek için sıcak ve nemli ortamları severler, sporlarını bu bölgelere bırakarak ürerler. Deri ile temas ettiği bölgeden bulaşma olur. Ayrıca kedi, köpek gibi evcil hayvanlardan, çiftlik hayvanlarından, hastalıkla enfekte ise temas yoluyla insana geçebilir.

    Toplumda genellikle sosyoekonomik düzeyi düşük çocuklarda saç mantarları sık görülür. Bu çocuklarda saçlı deride üzeri beyaz kabuklu , üzerindeki saçı döken ve açılma yapan bir görünüm vardır. Daha derin tutulumuda ise küçük bir sivilce gibi başlayıp, giderek büyüyen, üzeri akıntılı ve kabuklu büyük lezyonlar oluşur.Eğer bu derin formu tedavi olmazsa kalıcı kelliğe neden olur.Tedavi ortalama 6-8 hafta olup, çevresindeki herkes de sorgulanmalıdır. Kırsal alanda ve bozuk hijyen koşullarında yaşayanlarda mercimek boyutunda, beyaz sarı kabuklanmaların saça yapışması favus adı verilen bir tablo oluşur.Bu da saçta kalıcı kelliğe neden olur.

    Vücut mantarlarında gövde, kol ve bacaklar en sık tutulan bölgelerdir. Genellikle yuvarlak, etrafı daha belirgin kırmızı, üzeri ince beyaz kepeklenmeli lezyonları vardır. Zamanla büyüyerek vücutta girintili çıkıntılı bir harita şeklini alabilir. Topikal sürme ilaçlarla ortalama tedavi 4 haftadır.Yaygın lezyonu olan hastalarda ağızdan 4-6 hafta ilaç tedavisi uygulanmalıdır.

    Bunun yanında mantarlar sakal bölgesinde, yüzde, kaş kirpik ve göz kapağında , kasıklarda yine benzer özellikte kaşıntılı lezyonlara neden olabilir. Kuaförlerde iyi sterilize edilmemiş malzemelerle yapılan işlemlerde yüz, saçlı deri mantarları oluşabilir. Aşırı ekzersiz yapan, sık terleyen, uzun süre ev dışında kalan ve hijyen şartlarına uymayan kişilerde kasık mantarları daha sık görülür.

    Mantar hastalıklarından sıklıkla gördüğümüz diğer bir form ayak mantarıdır. Bazen ayak parmak aralarında maserasyon dediğimiz beyaz pamuksu bir ıslaklık, bazen parmakları ve ayak tabanını da tutan kuru beyaz kabuklanma ve kızarıklıklar şeklinde karşımıza çıkabilir. Bazı hastalarda da özellikle ayak tabanında yerleşen beyaz sarı su kesecikleri olabilir. Ayak mantarı çok kaşıntılı ve bulaşıcıdır. Ortak ayakkabı ve terlik kullanımı ile bulaşması sıktır. Tedavisi ortalama 6 hafta olup sürme ilaçlarla, gerekirse ağızdan ilaçlarla tedavi edilir. Ayak parmak araları ve ayağımız vücudun en önemli giriş kapısıdır. Burada oluşan çatlak ve yarıklardan sadece mantarlar değil, mikroplar da girer. Bunun sonucunda ayağın tamamı hatta bacakta kızarık, şiş, zaman zaman akıntılı yara ve enfeksiyon oluşabilir. Bu nedenle ayak bakımı biz dermatologlar için çok önemlidir.

    El mantarı, ellerde beyaz kepekli, kızarık döküntüler şeklinde olur. Sıklıkla ekzama ve bazen sedef hastalığı ile karıştırılabilir

    El ve ayak mantarlarından bulaş yoluyla, bazende tek başına izole olarak mantar, tırnak yatağı ve plağına yerleşebilir. Tırnakta beyaz veya siyah renkli kalınlaşma, dökülme, tırnak şeklinde bozulma bazen de akıntılı iltihaplanma yapabilir. Tırnak mantarında tedavi ağızdan ilaçlarla 3 ay sürme tedavilerle 6 aydır.

    Bazen doğru teşhis alamayan yada hastaların biliçsizce kaşıntıya iyi geliyor diye sürdüğü kortizonlu ilaçlarla mantar hastalığı geniş bölgelere kadar yayılan bir artış gösterir. Bu nedenle doğru teşhis ve doğru tedavi gerektiren bir hastalıktır. Bağışıklık sisteminde bozukluk olanlarda, diabet hastalarında , bebeklerde (ağızda) mantar hastalıkları daha sık görülmektedir. Bu nedenle bu hastaların daha dikkatle takibi gerekir.

    Toplumumuzda bu hastalığın yaygın olarak görülmesinin en önemli sebebi kanımca , çok ciddiye alınmamasıdır. Vücutta yada yüzde kızarık döküntüleri olan kişiler mutlaka hekime başvurmaktadır. Ancak ayak tabanında kalınlaşma, kepeklenme olan , el ve ayak tırnaklarında kalınlaşma ve renk değişiklikleri olan kişiler genelde tedavisiz kalır. Birçok mikroorganizmanın buralardan bulaşması ile de ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Hekime başvuran hastalar ise tedavi sürelerini tam olarak tamamlamadığından hastalık geçip tekrar eder. Özellikle saç mantarında tedavi zamanı çok önemlidir. Geç kalındığında kalıcı kellik ortaya çıkar bu nedenle erken teşhis ve tedavisi hızla yapılmalıdır.

    Kaplıcaları ile ünlü bir şehirde yaşıyoruz. Toplu kullanım alanı olan yerlerde ki buna havuzlar da dahil yalın ayak basılmamalı, hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Sık terleme olan bölgelerin kuru tutulması, gerekirse terleme tedavilerinin uygulanması mantar hastalıklarının oluşmasını önleyebilir. Kuaför ve kişisel hijyenle ilgili uygulamaların yapıldığı yerlerde sıklıkla kullanılan ürünlerin, kişiye özel oluşturulması ve kullanılması son derece önemlidir. Evde tırnak yada ayakta mantar enfeksiyonu olan hastaların diğer ev halkına hastalığı bulaştırmaması için tedavi olmaları elzemdir. Varis ve dolaşım bozukluğu olan kişiler özellikle ayak ve tırnak bakımlarına dikkat etmelidirler.

    Sizlere bu yazımda sıklıkla karşılaştığımız mantar hastalıkları hakkında bilgi vererek, tedavisi ve önlemleri hakkında bilgi vermeye çalıştım. Tüm okuyucularıma mantar hastalıklarından uzak sağlıklı bir yaşam diliyorum.

  • Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Son yıllarda özellikle ABD kökenli başlamış olan estetik genital (vajina estetiği) cerrahi trendi içerisinde yer alan çok sayıda yeni cerrahi teknik mevcuttur. Bu tür cerrahi prosedürler yakın zamanda British Medical Journal’da yayınlanan bir makalede eleştirilmekte Ve ABD kökenli ‘designer vagina’ trendi gereksiz bulunmaktadır. 

    Bu konunun oldukça tartışmaya açık olduğu kesin bir gerçektir. Ancak konunun merkezinde kadınların vajina yenilenmesi yolu ile cinselliklerini ifade etme ve cinsellikten zevk alma konusunun bulunduğu unutulmamamalıdır. 

    Kadınların erkeklerle bir çok konuda eşit haklara sahip olmaya başladığı günümüz toplumunda, cinsel bölge görüntülerini değiştirme özgürlükleri ve cinsellikten zevk alma konusundaki bilinçlenmeleri de toplum tarafından kabul edilmelidir. 
     

    Genital Bölge Anatomisi

    Genital bölge anatomisinde kişiden kişiye değişen ciddi farklılıklar olabilir. Ancak genel olarak dışta bulunan dudaklar (labium majus), içte bulunan dudaklar (labium minus),ve üstte ortada klitoris mevcuttur. Genellikle dudaklar altta perinenin en alt kısmına, üstte de klitorise kadar uzanır. Nadiren steroid türü çeşitli ilaçlara bağlı ya da yapısal olarak klitoriste büyüme görülebilir.Klitoris embryonik hayatta erkek penisinin karşılığıdır. Yaklaşık 8000 adet sinir ucu bu bölgede bulunur ve bu sayı erkek cinsel organının yaklaşık 2 katıdır. 

    Teorik olarak klitoris üzerindeki doku miktarı ne kadar fazla olursa, cinsel uyarılmanın o kadar zor olacağı söylenebilir. Klitorisin hemen alt kısmında küçük dudakların arasında üretra girişi (idrar yolu) onun altında da vajina girişi mevcuttur. Kızlık zarı (himen) hemen vajinanın girişinde bulunan ince dairesel doku parçasıdır. Himen de çeşitli anatomik şekillerde olabilir. Dudaklardan yukarıya doğru yer alan tüylü bölge mons pubis (Latince anlamı Venüs Tepesi) olarak adlandırılır. 

    Çeşitli cerrahi müdaheleler uygulanarak kadın genital bölge görüntüsünü değiştirmek mümkündür.Bazı müdaheleler sonrasında cinsel fonksiyonlarda da düzelme olmaktadır. 

    Estetik cerrahi müdahelelerin toplumda daha çok kabul görmeye başlaması ve kadınların toplumdaki yerinin değişmesiyle daha fazla sayıda kadın genital bölge estetik müdahalelerine ilgi duymaya başlamıştır.Bazı kadınlar ise genital bölgenin görüntüsü ya da şeklinin eşiyle mutlu bir cinsel hayat yaşamasına engel olduğunu düşünmektedir. 

    En sık başvurulan genital estetik müdahaleler vajinoplasti (vajina daraltma)ve labioplasti (dudak küçültme) operasyonlarıdır.Daha az sıklıkla mons pubis için liposuction, labium majus ya da minuslara yağ enjeksiyonu,klitoris etrafından doku çıkarılarak duyarlılığın artırılması,lazerle genital cilt yenileme ve kültürel nedenlerle yapılan himenoplasti( kızlık zarı dikilmesi) operasyonları uygulanmaktadır. 
     

    Labioplasti (İç Ve Dış Dudaklarla İlgili Cerrahi Teknikler)

    Labium minus küçültülmesi: 
    Çeşitli yöntemlerle labium minus (iç dudaklar) için yapılan küçültme operasyonudur. İç dudakların küçültülmesi estetik genital cerrahide en çok başvurulan müdahalelerden birisidir. Genellikle labiumların çok büyük, sarkık ya da estetik olarak hoş görünmediğini düşünen kadınlar bu operasyon için başvurur. Ayrıca labiumlar arasındaki büyüklük ya da görüntü farklılığının giderilmesi için de uygulanabilir. Bazı kadınlar ise dar giysilerin, bisiklete binme vb fiziksel aktivitenin ya da cinsel ilişkinin rahatsız edici olduğunu ifade eder. Genellikle lokal anestezi altında bile uygulanabilen oldukça basit bir prosedürdür. Çeşitli kesi yöntemleri kullanılabilir. Kesi yerinin iyi seçilmesi ameliyat sonrası ağrılı kontraktür oluşumunu engellemek için önemlidir. İki çeşit kesi yöntemi yaygın olarak kullanılır. Birinci yöntemde Y şeklinde bir kesi ile labium minus kenarında bulunan doku klitorise kadar çıkarılabilir. Özellikle labiumları daha uzun olan hastalar için tercih edilebilir. Labiumları daha kısa olan hastalar için ise V şeklinde bir kesi ile labiumun en geniş olduğu bölgeye kesi yapılarak doku çıkarılabilir. Her iki yöntemde de kendiliğinden eriyen dikiş materyali kullanılabilir. Genel anestezi, sedasyon ya da topikal anestezi sonrası lokal anestezi ile yapılabilir. Labioplasti, vajen girişinde normalden iri, geniş, kırışık ve sarkmış durumlarındaki genital iç dudakların kesilerek estetik olarak küçültülmesi ameliyatlarına verilen isimdir. 

    Jinekolog hekimler tarafından genital estetik ameliyatları içinde yer alan labioplasti ameliyatlarına “iç dudak estetiği” da denilebilmektedir. 

    Labioplasti ameliyatları, kişilerin istedikleri şekilde dış genital bölgeden memnun kalabilmeleri amacıyla yapılan vajen estetik ameliyatlar grubundadır. Labioplasti ameliyatlarının kozmetik amaçları haricinde işlevsel yararları da bulunmaktadır. 

    İç dudakların normalden iri ve geniş olması genelde doğuştan gelen bir durumdur. Özellikle ergenlik döneminde hormonal etki ile birlikte artmaktadır. Bu durumun aslında bir hastalık olmadığını, yalnızca kişiden kişiye değişen anatomik (yapısal) bir varyasyon olduğunu da söyleyebiliriz. 

    Diğer taraftan bazı kişilerde kronik tahriş olma (mantar enfeksiyonu, kaşıntı veya sürtünme gibi), ırsi (genetik) nedenlere bağlı olarak iç dudaklar normalden daha iri, geniş yüzeyli, kırışık ve sarkık olabilir. Hormonal nedenler arasında androjen hormonu alınması da labial hipertrofi sebebidir. 

    Dudakların çekilmesi ve yapılan doğumlar da iç dudaklarda sarkma ve genişlemelere neden olabilir. Ayrıca ilerleyen yaşlarda aynı tüm vücudumuzun cilt dokusunda olduğu gibi iç dudaklarda da sarkma, saçaklanma ve kırışıklıklar artabilir. Yine hormonal nedenlere bağlı genital iç dudaklarda renk koyulaşmaları ve esmerleşmeler de ortaya çıkabilir. 

    Bazı durumlarda ise doğuştan tek taraflı asimetri söz konusu olabilir (Labial asimetri). Labial asimetri durumlarında yapılan labiyoplasti operasyonları da son derece yüz güldürücüdür. Hastalarımızın bir kısmı iç dudaklarındaki büyümenin ergenlik döneminde ortaya çıktığını, bir kısmı da doğuştan beri hep var olduğunu bizlere iletmektedirler. 

    Tarafımıza başvuran hastalarımızdan çok az kısmında ise çocukken geçirilmiş trafik kazaları veya bisiklet kazaları gibi genital travmalar sonucunda iç dudaklar zarar görmüş olabilir. Bu hastalarda da cinsel estetik ameliyatlar oldukça yüz güldürücü olmaktadır. İç dudakları normalden geniş ve iri olan bayanlarda öncelikle özgüven eksiklikleri ve psikolojik olarak kendilerini partnerlerine karşı yetersiz hissetmeleri gibi sorunlar ortaya çıkar. 

    Doğal olarak güzel ve estetik görünmek her kadının hakkıdır. Cinsel organın şekilsizliği kişilerin sosyal ortamlarda rahat hissedememelerine, cinsel ilişkide kendilerini iyi hissetmedikleri için ilişkiden haz alamamalarına, ilişkide hazza değil kendi vucutlarındaki eksikliklere konsantre olmaya ve tüm bunların bir sonucu olarak da kolay arkadaşlıklar kuramamalarına neden olabilir. 

    Vajeni veya dış genitalyasından memnun olmayan pek çok genç kız veya kadın karşı cinsle sosyal arkadaşlıklardan bile kaçınabilmektedirler. Hatta, kliniğimize başvuran pek çok kişi bu probleminden ötürü evlenemediğini bile bize itiraf etmiştir. 

    Labial hipertrofi sorunu yaşayan bayanların pek çoğu sıkı pantolon, tayt ve bikini giymekten kaçınmaktadırlar, sosyal ortamlardan rahatsız olurlar. Kendilerini adeta “herkesin seyrettiği düşüncesi” onları son derece rahatsız eder. Bu durum plajlarda ve arkadaşlık ortamlarında çok daha da belirgindir. Bu sorunu yaşayan çoğu bayan hayatları boyu pantolon yerine etek giymeyi tercih ederler. 

    Diğer taraftan geniş, sarkık ve bol kıvrıntılı dudakların içlerinde enfeksiyon gelişme riski (vulvit ve vaginit) artmaktadır. Sık enfeksiyonlar vajen akıntılarına ve vajen bölgesinde hoş olmayan kokulara neden olabilmektedir. 

    Bazı bayanlar da iç dudakların sarkıklığından ötürü cinsel ilişkide penetrasyon (penisin vajene girmesi) sırasında gerilmeye bağlı ilişki sırasında acı çektiklerini söylemektedirler (disparonia). 

    Çok nadiren de olsa bazı bayanlar iç dudakların vajen girişini kapatmasından ötürü idrar yaparken zorlanma, ıkınarak idrar yapma ve idrarın bacaklara akması gibi şikayetlerde de bulunmaktadırlar. Hatta bu kişilerde idrar yolu enfeksiyonları ve sistit riskleri de artmaktadır. 

    İç dudakların normalden geniş ve uzun olması batılı kültürlerde can sıkıcı ve utanma sebebi olmasına rağmen, bazı kültürlerde bu durum oldukça hoş ve seksi bulunmaktadır. 

    Örneğin Japonya’da iç dudaklarda genişlik ve uzunlukla giden “kelebek görünüm” bir hayli çekicidir. Yine bazı Afrika ülkelerinde küçük yaşlardan itibaren genç kızların iç dudakları çekilerek uzatılmaya çalışılmaktadır. 

    Diğer taraftan Afrika kıtasında bazı müslüman ülkelerde “kadın sünneti” de bir hayli yaygın bie töredir (Mali, Mısır, Somali, Sudan gibi ülkelerde). 

    Vajen estetiği içinde yer alan labioplasti (labiaplasty) ameliyatları herşeyden önce kişilerde özgüven artışına neden olmaktadır. Genital estetik ameliyat sonrası kendilerini çok mutlu ve huzurlu hissetmektedirler. Bu durum hayata tüm bakışlarını bile olumlu yönde etkilemektedir. 

    Vajen estetik operasyonları ve labioplasti ameliyatı olan bayanlar partnerlerine karşı artık çok daha rahattırlar. Bu hastalar cinsel ilişkiye daha iyi konsantre olduklarınadan ötürü ilişkiden daha fazla haz almaktadırlar. Fazla dokuların çıkarılması kişideki özgüveni arttırdığı için uyarılma ve hazzı da olumlu yönde etkilemektedir. 

    Eğer önceden idrar yaparken zorlanma şikayetleri de ameliyattan sonra son bulacaktır. Genital estetik ameliyat sonrası sistit, idrar yolları enfeksiyonu, mantar enfeksiyonları ve genital enfeksiyonlar da daha nadir olarak görülmektedir. 

    Diğer taraftan bu bayanlar eskisene göre çok daha hür ve mutlu bir şekilde dar pantolon, bikini ve tayt giyebilecekler, sosyal ortamları paylaşabileceklerdir. Önceden doğum yapmamış kadınlar ve genç kızlar labiyoplasti olabilirler. Labiyoplasti ameliyatı gebelik için asla bir engel değildir. 

    Labioplasti operasyonu olan bayanlar ileride rahatlıkla normal doğum veya sezaryen ile doğum yapabilirler. Bakire yani daha önceden hiç cinsel ilişkiye girmemiş bayanlar labioplasti ameliyatı olabilirler. Labioplasti ameliyatları kızlık zarına (hymen) asla zarar vermez. 

    Labium Majus Küçültülmesi: 
    Dış dudakların küçültülmesi prosedürü genellikle daha nadir olarak başvurulan bir cerrahidir.Genellikle dar giysilerle veya mayo ile hastayı rahatsız ettiği için talep edilir.Wedge şeklinde doku çıkarılması ya da liposuction yoluyla dış dudaklar küçültülebilir. 

    Labium Majus Büyütülmesi: 
    Labiumlara Yağ enjeksiyonu labiumların daha genç ve dolgun görünmesi için yapılan estetik müdaheledir. Nadiren bu tür cerrahiye başvuran hastalar için , kalça ya da bacağa yapılan liposuction işlemi sırasında alınan yağ dokusu büyük dudakların içine düşük basınçlı bir sistem kullanılarak enjekte edilebilir. 
     

    Vajinoplasti

    Vajina (vagina, vajen) kadınlarda cinsel ilişkinin gerçekleştiği 8-10 cm uzunluğunda, adeta bir “akordion” gibi esneme özelliği bulunan bir kas dokusundan oluşan bir kanaldır. 

    Kadınlarda vajina aynı zamanda doğum kanalı ve rahimden gelen adet kanının dışarıya boşaldığı kanaldır. Ayrıca vajina içinden geçen idrar kanalı (üretra) kadınlarda işeme fonksiyonunu sağlar. 

    Vajinanın sınırları iç genitalya ile dış genitalyayı ayıran kızlık zarı ile başlar, rahim ağzı organının olduğu alanda sonlanır. Vajina “vagina” veya “vajen” (vagen) olarak da ifade edilebilmektedir. 

    Vajinanın yaş, doğumlar, jinekolojik müdahaleler, kürtajlar ve sık cinsel ilişkiler sonucunda sıkılığı ve darlığı zaman içinde azalabilir. 

    Doğum ya da yıllara bağlı olarak vajinanın gevşediğini düşünen kadınlar genellikle bu operasyon için adaydır. Buna bağlı olarak cinsel ilişkinin kendisi ya da eşi için daha az tatmin edici olduğunu ifade eden kadınlar vardır.İki farklı yöntemle yapılabilir.Birinci yöntemde vajina girişine dikiş konulur. İkinci yöntemde ise vajina arka duvarındaki kaslar sıkılaştırılarak ve vajina mukozasından parça çıkarılarak daraltma işlemi gerçekleştirilir.İlk prosedür genellikle çok etkili olmadığı için önerilmez. Vajinoplastiye ihtiyaç duyan kadınların bir kısmında doğum sonrası gelişmiş olan idrar ya da dışkı kaçırma sorunları da bulunabilmektedir. Bu durumda eş zamanlı olarak bu sorunların da basit cerrahi müdahele ile düzeltilmesi mümkündür. Genel anestezi altında yapılması tercih edilen basit bir cerrahi prosedürdür. 

    Bazı kişilerde yapısal olarak vajina normalden çok daha geniş olabilir. 20 yaşında olmasına ve daha önceden hiç doğum yapmamasına rağmen geniş vajinası nedeniyle vajina daraltıcı ameliyat olan hastalarımız olmuştur. Bu durum ‘Wide and smooth vagina’ (geniş ve yumuşak vajina) ismi ile bilinmektedir. Vajina sıkılığının azalması doğum yapmamış kişilerde dahi cinsel ilişki sırasında boşluk hissi, vajinadan gaz çıkışı ve duyarsızlaşmaya neden olabilmektedir. Özetle bu tür operasyonlar daha önceden doğum yapmamış kişilere dahi uygulanabilir. 

    Vajina sıkılığının azalması, gevşemesi, esnekliğinin azalması cinsel tatminsizliği, hem kadın hem de erkekte cinsel ilişki sırasında duyarlılık ve his kaybını beraberinde getirmektedir. His kaybı da orgazm olamama sorununu ortaya çıkartabilir. 

    Genişlemiş vajinaya yeniden sıkılık vermek için yapılan ameliyatlara “vajinal daraltma ameliyatları” (vajina sıkılaştırma, vajinoplasti veya vajen daraltıcı operasyon) isimleri verilir. 

    Vajinal daraltma ameliyatları, vajina estetiği ameliyatları kapsamında ele alınmaktadır. 

    Vajina daraltma ameliyatları; vajina daraltıcı ameliyatlar, vajen daraltma ameliyatları, vajina yenileme ameliyatları, vajen gençleştirme ameliyatı, vagina daraltma operasyonu, vajen düzeltme ameliyatları, vajina sıkılaştırma (sıkılaştırıcı) ameliyatlar, vajina düzeltme (düzeltici) ameliyatlar gibi değişik isimlerle de anılmakta olup ideal “vajina darlığı” için yapılmaktadır. 

    Vajina daraltıcı ameliyatlar İngilizce’de “surgical vaginal rejuvenation” veya “vagina tightening surgery” olarak geçen cinsel estetik operasyonları arasında bulunmaktadır. 

    Vajina sıkılaştırma operasyonları vajinoplasti (vaginoplasti) ameliyatları olarak da bilinmekle birlikte aslında bu tabir doğru değildir. Çünkü vaginoplasti (vajinoplasti) “vajina oluşturma” anlamına gelmektedir. 

    Vajinoplasti ameliyatları; vajinası kör şekilde sonlanan (Rokitansky Meier Küstner Hauser Sendromu) veya vajinanın doğuştan gelen yapısal (anatomik) problemlerinde yani vajina darlığı durumunda tercih edilen bir ameliyat çeşididir. 

    Halbuki vajina daraltıcı ameliyatlarda vajina oluşturmaktan çok vajinayı yenileme ve sıkılaştırma amaçlanmaktadır. Bu bölümde de sık kullanımından ötürü vajen daraltma operasyonları ile vajinoplasti eş anlamda kullanılmıştır. 

    Vajinoplasti İngilizce’de “vaginoplasty” olarak geçmektedir. Vaginoplasty operasyonları özellikle yurt dışında da büyük ilgi gören cinsel estetik ameliyatları arasındadır. 

    Neovajinoplasti (neovaginoplasty), “yeni vajina oluşturmak” için yapılan ameliyatlardır. 

    Açmamız gerekirse neovajinoplasti , erkek cinsiyetinden kadın cinsiyetine geçiş için yapılan cinsiyet değiştirme (transseksüalite) ameliyatlarında kişiye “yeni bir vajina oluşturmak” amacıyla yapılan işleme verilen isimdir. 

    Vajinoplasti- Perinoplasti ameliyatı olan hastaların % 85’i ameliyat öncesindeki cinsel hayatlarını “yetersiz ve kalitesiz” olarak tarif etmektedirler. Yapılan bir çalışmada bu hastaların % 93’ü ameliyat sonrasındaki cinsel hayatlarının belirgin veya orta düzeyde düzeldiğini ifade etmişlerdir. Vajina daraltıcı ve vajina sıkılaştırıcı ameliyatları esas itibari ile gevşek ve genişlemiş vajinayı sıkılaştırmak, vajina darlığını sağlamak, gerginliğini arttırmak ve bu şekilde hem kadında hem de erkekte cinsel ilişki sırasında hazzı arttırmak amaçları ile yapılmaktadır. 

    Vajinanın sıkılaşması hem kadında hem de erkekte ilişki sırasında duyarlılık hissini arttırarak cinsel hazzı olumlu yönde etkilemektedir. Yapılan bir çalışmada ameliyat sonrasında seksüel partnerin tatmini % 83 olarak bildirilmiştir. Yani, sıkı bir vagina ilişki sırasında kadına olduğu kadar erkek partnere de keyif vermektedir. 

    Gevşemiş, esnemiş, deforme olmuş ve bollaşmış vagina içinden ilişki sırasında seslerin gelmesi çiftlerdekonsantrasyonun bozulmasına da neden olabilmektedir. Vajen daraltma ameliyatı sonrasında vaginadan gelen bu tuhaf sesler de kaybolmaktadır. 

    Vajen darlığı için yapılan ameliyatlar sırasında hastada idrar torbası sarkması (sistosel), idrar kaçırma problemi ve barsak sarkması (rektosel) problemleri de varsa aynı seansta bu sorunlar da düzeltilebilir. Kötü iyileşmiş ve iz bırakmış doğum izleri (epizyotomi skarları) de vajen darlığı ameliyatı sırasında çıkartılarak estetik olarak daha iyi bir görünüm sağlanabilir. 

    Doğum sonrasında kötü atılan dikişler, doğum dikişlerinin tutmaması, iltihap kapması veya evde doğum yapma gibi nedenlerle vagina dokusunun hasar görüp düzensiz iyileşmesi sonucunda “perine” adı verilen dış genital alanda izler (epizyo skarları, nedbeler) oluşabilir. 

    Vajina ve dış genitalya (vulva) üzerindeki düzensiz nedbeler zaman içinde cinsel ilişkide ağrı (disparoni) şikayetleri yapabilir. Kliniğimizde, vajen daraltma ameliyatları ile eş zamanlı olarak bu epizyo (doğum kesisi) izleri de çıkartılabilmektedir. 

    Daha önce bartholin absesi, vajinal kist ameliyatları geçirmiş olan kişilerde vajinanın görünümü bozulabilir. Bu konularda da yapılan vajinal estetik ameliyatları ve vajen daraltıcı operasyonlar ile kişilere güzel bir genital estetik görünüm kazandırılabilir. 

    Estetik açıdan güzel görünümlü bir vajina kadınlarda kendilerine olan güvenleri arttırmakta ve cinsel açıdan tatmini, orgazm olmayı kolaylaştırmaktadır. Ayrıca cinsel ilişki sırasında erkek eşin iyi bir şekilde tatmin olması evlilikleri ve beraberlikleri güçlendirmektedir. 

    Cinsel açıdan kötü görünen bir vajina kadında kabusa dönüşebilir; bu şeklide kadınlarda depresyon, öz güvensizlik, cinsel tatminsizlik, eşinden utanma, cinsel ilişkiden kaçınma ve cinsel isteksizlik gibi sorunlara yol açabilir. 

    Özetle vajina sıkılaştırıcı ve vajina yenileme ameliyatları hem cinsel fonksiyon hem de estetik görünümaçısından kişilerde ve eşlerde memnuniyet verici olmaktadır. 

    Vajina yenileme operasyonları deneyimli kişiler tarafından yapıldığında oldukça rahat tolere edilebilen, ağrısız ve riskleri son derece az olan ameliyatlar grubundadır. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajen daraltma ve vajina estetik ameliyatlarından 3 gün sonra işinizedönmenizde bir sakınca olmamaktadır. 

    Vajinoplasti (vajina daraltma) gibi vajina estetik ameliyatlarından bir gün sonra ılık suyla banyo yapmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Vajen estetiği ameliyatı sonrasında hastalarımızda ciddi bir ağrı olmamaktadır. Verdiğimiz ağrı kesici ilaçlar ile birkaç gün süren hafif ağrı, şişlik (ödem) ve hafif lekelenme tarzı kanamanın olması ise normaldir. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajina estetik ameliyatlarından 1-1.5 ay sonra cinsel ilişkide bulunmanızda bir sakınca olmamaktadır. Yine, bir ay sonra havuz veya denizde yüzmenizde de bir sakınca olmamaktadır. Kliniğimizde ameliyat sonrası yapmanız gerekenler liste olarak size verilecektir. 

    Vajinal daraltıcı ameliyat sonrasında 15 -20 gün sonra dikişleriniz kendiliğinden dökülecektir. Kliniğimizde yapılan ameliyatlar sonrasında dikiş aldırmanıza gerek bulunmamaktadır. Bir ay sonrasında da dikişleriniz hiç ameliyat olmamış gibi iyileşecektir. 

    Ameliyattan 1-1.5 ay sonra bile değil partneriniz tarafından, bir jinekolog tarafından muayene dahi edilseniz bu tür bir ameliyat geçirdiğiniz siz söylemedikçe anlaşılmayacaktır. 

    Vajen estetiği sonrasında normal doğum yapmadığınız sürece yeniden bir vajinal genişlemeniz olmayacaktır. Vajen estetiği sonrası sezaryen ile doğum yapan kişilerde ise vajinal genişleme sorunu olmamaktadır. Vajinoplasti (vajen daraltma) ameliyatı veya labioplasti ameliyatı olmanız ileride normal doğum yapmanızı engellemez. 

    Ancak vajinal daraltma ameliyatı sonrasında normal doğum yaptığınız takdirde vajinanız yeniden genişleyecektir. Sezaryen olmanız halinde ise yeniden genişleme olmaz. Elastikiyeti azalabilir ve bu durum da cinsel ilişkide hazzı olumsuz etkileyebilir. 

    Bu nedenle vajina sıkılaştırıcı ameliyatlar doğum yapmamışlarda da uygulanabilmektedir. Her ameliyatta olduğu gibi ameliyat başarısındaki en önemli unsur ameliyatı gerçekleştiren jinekoloğun cerrahi tecrübe ve bilgisidir. 

    Ayrıca ortamın hijyenliği, ekipmanın yeterliliği ve modernizasyonu da son derece önemlidir. Vajina yenileme operasyonları hastane haricinde muayenehane ve klinik ortamında dahi yapılabilmektedir. Vajina daraltma egzersizleri adı altında ve vajinayı daraltıcı bir egzersiz bulunmamakla birlikte, vajina kaslarını güçlendiren, vajinanın kas tonusunu arttıran “kegel egzersizleri” kadınlarda oldukça yararlar sağlayabilmektedir. 

    Kegel egzersizleri hafif düzeyde geniş vajinası olan kadınların tercih edebileceği egzersizlerdendir. Ayrıca 50 yaşından sonra kadınlarda ortaya çıkan idrar kaçırma problemlerini de önlemek açısından kegel egzersizi yapılmasını hastalarımıza önermekteyiz. Kegel egzersizleri vajina sıkılaştıran egzersizlerdir. 
     

    G Noktası Büyütme

    Cinsel ilişki sırasında vajinal orgazmı sağlayan g noktası cerrahi olmayan, basit bir kollajen enjeksiyonu ile artık büyütülebiliyor. Bu şekilde hem cinsel ilişki daha tatminkar olmakta hem de orgazm olma daha kolay bir hale gelmektedir. 

    Özellikle Habertürk Gazetesinde yayınlanan röportajımız sonrasında G shot işlemi daha da ilgi duyulan bir işlem haline gelmiştir. G noktasının belirginleşmesi ve cinsel ilişki sırasında duyarlılığın arttırılması amacıyla uygulanılan G noktası büyütme işlemi “G shot” ve “G shot amplification”, “G spot amplification” isimleri ile de bilinmektedir. 

    Bu bölümde orgasm olma, klitoris ile klitoral orgasm, g noktası ile vajinal (coital) orgasm ve g noktası büyütücü işlemler ile ilgili güncel bilgiler bulunmaktadır. 

    Aslında her iki organın verdiği haz ve orgazm hisleri birbirinden oldukça farklıdır. Klitoris daha çok dış kısımda yer alan ve yüzeyel temas ile orgasmı sağlayan erojen bölgedir. 

    G noktası, ilk kez 1950 yılında Alman Jinekolog Dr. Ernest Grafenberg tarafından tanımlanmış olan diğer bir erojen bölgedir. Herhalde Dr. Ernest Grafenberg (1981-1957) bilimsel makalesinde bu bölgeyi ilk kez tarif ederken bu bölgeye kendi isminin baş harfinin verileceğinden habersizdi. Çünkü bu bölge, Dr. Grafenberg öldükten sonra “G noktası” adı ile anılmaya başlandı; bu sayede pek çok basın yayın kuruluşları tarafından konu biraz da abartılarak ayyuka çıkarıldı ve mizah konusu oldu. 

    G noktası İngilizcede “G spot” olarak geçmektedir. 

    G noktası vajina içinde, üst duvarda, idrar kanalının hemen altında yer alan elle dokunmakla belirgin hale gelen erojen bir bölgedir. Bu bölgede erkekteki prostat bezine karşılık gelen ve vajina içinde salgı üreten “skene bezleri”nin toplu (kümeleşmiş) şekilde yerleşmesinden oluşmaktadır. Bu nedenle G noktasını bir organdan çok bir anatomik bölge olarak görmek daha doğru olacaktır. 

    G noktası vajina içinde yer aldığından ötürü daha çok vajinal orgazmı sağlayan ana yapıdır. Vajinal orgazma “koital orgazm” (coital orgasm) veya “ilişki sırasında oluşan orgazm” isimleri de verilmektedir. 

    Bazı bayanlar dışarıdan elle masturbasyon yolu ile veya sürtünerek orgazm olabilmelerine rağmen vajinal (koital) yoldan orgazmı yaşayamamaktan yakınırlar. İlişki sırasında (penis vajina içindeyken) orgazm olamama kişilerde güvensizlik duygusuna, mutsuzluklara, depresyona ve dönem dönem öfke patlamalarına neden olabilir. 

    Maalesef ülkemizde dahi pek çok bayan partnerine karşı “orgazm taklidi” yaparak durumu kurtarmaya çalışsa da zaman içinde bu durum ciddi sıkıntılara, ilişki problemlerine ve cinsel arzularda azalmalara sebep olabilmektedir. G noktası günümüzde artık büyütülebilmektedir. 

    Vajina orgazmı sağlayan G noktası (g spot) günümüzde basit bir işlem ile büyütülebilmektedir. G shot adı verilen bu işlemin amacı ilişki sırasındaki orgazmın rahat bir şekilde sağlanabilmesidir. 

    G noktası büyütme işlemi ilk defa ABD’li bir jinekolog olan Dr. David Louis Matlock tarafından uygulanmış ve daha sonra bu uygulama dünyadaki pek çok yerde yaygın hale gelmiştir. 

    G noktası büyütülmesi işlemi, G noktası olarak bilinen bölgeye kolajen enjeksiyonundan ibarettir. Bu işlem “G shot”, “G spot amplification” veya “G spot augmentation” olarak geçmektedir. 

    G shot için en sık olarak uygulanılan kolajenler arasında “hyaluronik asid” bulunmaktadır. Bazı cerrahlar bu bölgeye yağ enjeksiyonu ile g noktası büyütme işlemi de yapmaktadır. G shot işlemi birkaç dakika kadar süren oldukça basit, cerrahi olmayan, ancak mutlaka deneyim gerektiren bir uygulamadır. Kliniğimizde yaptığımız işlemler genelde lokal anestezi eşliğinde (bölgesel uyuşturma) ile olur. Bu nedenle işlem günü aç karınla gelmenize de gerek yoktur. İşlem sırasında ve sonrasında hastalarımız hiçbir şekilde ağrı hissetmez. 

    Aynı gün içinde işlemden 6 saat kadar sonra cinsel ilişkiye girmenizde bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Eğer şehir dışından gelecekseniz, işlemden hemen sonra yola çıkmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. İstirahate de gerek yoktur. 
     

    Mons Pubis için Küçültme ya da Liposuction

    Mons için liposuction işlemi,tek başına ya da kalça ve karın bölgesi için yapılan liposuction işlemi sırasında uygulanabilir.Lokal anestezi altında uygulanması mümkündür.Mons pubis bölgesine estetik amaçlı uygulanan bir cerrahidir.Cilt sarkması bulunmayan hastalarda tercih edilebilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı nedeniyle mons bölgesinde cilt sarkması bulunan hastalara wedge şeklinde doku çıkarılarak müdahele edilebilir. 
     

    Hoodectomy

    Klitoris cinsel ilişki sırasında “aynı erkeğin penisi gibi” içi kanla dolarak şişer. Klitoris içeriğindeki sinir yoğunluğundan dolayı oldukça hassastır ve kadınlarda orgazmı sağlayan ana organdır. Klitorisin kanlanımının artışı ile oluşan orgazma “klitoral orgazm” adı verilir. 

    Bu cerrahi ile klitoris etrafındaki cilt katmanlarının çıkarılarak, klitorisin daha duyarlı hale getirilmesi ve böylece, cinsel uyarılmanın daha fazla olması amaçlanmaktadır.Ayrıca klitoris görüntüsünün düzeltilmesi için de uygulanabilir. Bu tür cerrahide mümkün olduğu kadar klitorisin uzağında kalınarak klitoris çevresinde skar oluşumu engellenmelidir. 
     

    Himenoplasti

    Kültürel ya da dini nedenlerle, bütünlüğü bozulmuş olan kızlık zarına yapılan cerrahi müdaheledir.Bu hastaların bir kısmını çocukluk ya da genç kızlık döneminde cinsel saldırıya uğramış olanlar oluşturur.Hastaların bu kararı vermesi genellikle evlilik öncesi döneme rastlar.Ancak evlilik öncesi dönemi beklemeden kalıcı olarak kızlık zarının eski bütünlüğüne kavuşturulması basit bir cerrahi prosedür ile mümkündür.(Bu konu ile ilgili detaylı bilgiye Kızlık Zarı başlığından ulaşabilirsiniz).

  • Yaşlanma ve deri

    Deri görünür bir organ olması nedeniyle yaşlanma belirtilerini en belirgin yansıtan organdır. Yaşlanmaya bağlı olarak gelişen deri değişiklikleri hem doğal yaşlanma süreci hem de çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkar. Doğal yaşlanma sürecinde deri yıpranmaya başlayabilir ancak güneş ışınları ve çevresel faktörler derideki yaşlanma sürecini hızlandırır. Deri yaşlanmasının başlangıç yaşını saptamak güçtür. Çünkü genetik, endokrin ve çevresel faktörler her birey için farklılık gösterir.

    Doğal yaşlanma sürecinde derimizde en sık görülen değişiklikler; incelme, kuruma, kabalaşma, kırışıklık, deri esnekliğinin azalması, gevşeme ve sarkma, kahverengi lekeler, seyrek ve gri saçlar, iyi ve kötü huylu oluşumların görülme sıklığında artış şeklinde sıralanabilir. Günümüzde yaşlı popülasyonu oluşturan bireylerimizin çoğu sosyal açıdan aktif olduğundan, sağlıklı ve güzel görünüme sahip deri, tırnak ve saçların varlığını daha çok istemektedir.

    Yaşlanma ile birlikte hücre yenilenme hızının azalması ile deri üst tabakası incelir. Yara iyileşmesinde gecikme, bariyer ve ısı düzenleme fonksiyonlarında azalma görülebilir. Deriden kimyasal maddelerin temizlenme hızı azaldığından temas ekzamaları artar. Renk hücrelerinin sayı ve fonksiyonları azaldığından güneş gören bölgelerde düzensiz kahverengi lekeler oluşur. Deri alt tabakalarında bulunan kollajen ve elastin miktarının azalması ve bunları yapan hücrelerin sayı ve hacimlerinin azalması ile deri kırışıklıkları meydana gelir. Yine yaşlanmayla birlikte ter bezi sayısı azaldığından terleme azalır. Yağ bezlerinde yağ salgılama azalır, yağ bezlerinin büyüklüğü artar ve yüzde küçük yağ kistleri oluşur. Gri veya beyaz saçlar yaşlanmanın en belirgin işaretlerindendir. Kıl sayısı ve yoğunluğunun azalması ile kıl büyüme hızları azalır. Yaşla birlikte her iki cinste yaygın saç dökülmeleri görülebilir. Hormonal dengenin değişmesi ile menapoz sonrası çenenin alt kısmında kalın ve sert kıllar oluşabilir.

    Yaşlı insanlarda tırnaklarda kuruluk ve gevrekleşme, opaklaşma, sarı- gri renk değişikliği görülebilir. Tırnak uzaması azalır. El tırnaklarında kırılganlık ve ayrışma, ayak tırnaklarında kalınlaşma ve kıvrılma olabilir.

    Deri kuruluğu yaşlılığın en önemli problemlerinden biridir. Bacaklarda daha fazla olmakla birlikte el üstünde, kol ve gövdede de görülür. Deri kuru, kepekli ve çatlak görünümdedir. Kuruluğun giderilmesinde nemlendiriciler kullanılır. Bunlar krem losyon formunda olabileceği gibi likit sabun şeklinde de olabilir. Deri kuruluğu genellikle kaşıntıyı da birlikte getirir . Sıcak su ve tahrişi arttırıcı banyo kaşıntıyı arttırır. Ortam neminin arttırılması ılık su ile pansuman, nemlendirici ve steroid ilaçlar bu problemin çözümünde etkilidir.

    Yaşlanmayla birlikte melanom dışı deri kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır. Ayrıca deride seboreik keratoz ve solar lentigo dediğimiz iyi huylu oluşumlar da ortaya çıkar. Güneş koruyucular ve deri nemlendirilmesi bunların önlenmesinde önemlidir.

    Ayaklarımız yıllar boyu bizim ağırlığımızı çeken en önemli uzvumuzdur. Bu sebepledir ki yaşlılıkta en fazla mekanik güce maruz kalırlar. Ayak tabanında kalınlaşma, nasır, tırnak bozuklukları, zaman zaman yaralar, mantar enfeksiyonları daha sık görüldüğünde ayak sağlığının korunması kritik öneme sahiptir.

    Bu anlattıklarımızdan sonra kim yaşlanmayı ister diye sorabiliriz kendimize, peki kim yaşlanmaya engel olabilir ki ? Bana sorarsanız yaşlanmayı yavaşlatan en önemli unsurlar kişinin ruhunu genç tutabilmesi, manevi güzelliği sayesinde sahip olduğu dış kıyafeti olan derisine özen göstermesidir. Özellikle güneş ışınlarından korunmak, derimizi nemlendirmek, tedavi amaçlı ve engelleyici kozmetik ürünler kullanmak, gerekirse kozmetik işlemlerle müdahale etmek, bol su içmek, egzersiz yapmak hepimizin beden ve deri yaşında küçülmeler yapabilir. Tabiki her yaşın bir güzelliği vardır ancak her yaş döneminde ayna karşısına geçtiğimizde kendimizi daha güzel görünümlü görmenin de bir sakıncası yoktur. Ayrıca yaşlanma sürecinde oluşabilecek deri hastalıkları, bu bakım ve özenle daha az sıklıkla görülecektir.

    Herkese sağlıklı ve mutlu yeni yaşlar diliyorum.

    Derinize ve ruhunuza iyi bakın lütfen.

  • GENİTAL ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI

    GENİTAL ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI

    Vajinal enfeksiyonlar, her kadının hayatın belli bir döneminde karşılaştığı, bazen son derecede basit bazende ciddi sorunlara yol açabilecek sağlık sorunudurlar. Vajinal enfeksiyonların sıklığı genellikle cinsel hayatın başlaması ile birlikte artar. Alınacak basit önlemlerle bu enfeksiyonların sık oluşmasını önleyebiliriz. Genital hijyenin kadının özgüveni ve sağlıklı cinsel hayatı için ne kadar önemli olduğunu göz önünde bulundurursak, bu enfeksiyonlardan korunmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

    Sağlıklı bir cinsel yaşam ve genital hijyen için dikkat edilecek önemli noktalar:

    Tuvalette temizlik önemlidir: Tuvalet sonrası mutlaka önden arkaya temizlik yapılmalıdır. Arkadan öne doğru yapılan temizlikte makat bölgesinde olan mikroplar vajinaya doğru taşınabilir. Bu mikroorganizmalardan en önemlisi E.Coli isimli bakteridir ve vajinal enfeksiyonların sık görülen nedenlerindendir

    Vajinal duş yapılmamalıdır: Sanılanın aksine vajina içini basınçlı su ile yıkamak ortamın asit-baz dengesini değiştireceğinden içeride bulunan mikroorganizmalarında ortamını değiştirir. Bu dengenin bozulması bazı mikroorganizmaların olması gerekenden daha fazla oranda ortamda bulunmasına neden olarak enfeksiyona yol açar.

    Nemden korunmak gereklidir: Genital bölgenin nemli kalması mantar başta olmak üzere genital enfeksiyonlara zemin hazırlar.Cinsel bölgenin temizliğinde bu bölge için üretilmiş yıkama jelleri tercih edilmelidir. Genital bölge kuru ve temiz tutulmalıdır. İç çamaşırları hergün değiştirilmelidir.

    Dar giysilerden kaçınmak gerekir: Dar pantolonlar, özellikle zayıf kadınların tercih ettiği kıyafetlerdendir. Uzun süre dar kıyafetlerin giyilmesi bölgedeki nem oranının artmasına yol açar.

    Pamuklu çamaşır tercih edilmelidir: Sentetik iç çamaşıları ortamın hava dolaşımını engeller ve nemi emmedikleri için de vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlar. İç çamaşırları ütülenmeli ve mümkün olduğunca çamaşır suyu kullanılmamalıdır.

    Tahriş edici maddelerden uzak durulmalıdır: Renkli tuvalet kağıtları,parfümler, kokulu kişisel hijyen ürünleri ve sabun genital bölgenin düşmanlarıdır. Bu ürünler mümkün olduğunca kullanılmamalıdır.

    Güvenli olmayan cinsel ilişkide prezervatif kullanılmalıdır: Uzun süreli tek eşli ilişkiniz yoksa mutlaka cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı prezevatif ile önlem alın.Bu hastalıklardan korunmanın tek ve en etkili yoludur.

    Adet kanaması döneminde dikkat edilmesi gerekli hususlar: Adet kanaması döneminde hareket serbestliği sağlayan vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sık değiştirilmeleri gerektiğidir. Bu tamponlar uzun süre vajen içinde kaldığında ağır enfeksiyonlara yol açabilecekleri gibi toksik şok sendromu gibi ağır tablolara bile yol açarlar.

    Adet kanaması döneminde cinsel ilişkiyi yasaklayan yeterli tıbbi bilgi elimizde bulunmamakla birlikte,üst genital sistem enfeksiyonu daha önceden geçirmiş olan bayanların ilişkiye girmemeleri gerektiği bilinmektedir. Enfeksiyon belirtisi varsa, hemen doktorunuzla temasa geçin. Her 6 ayda bir şikayetiniz olmasa bile jinekolojik muayene olun.

    VAJINAL AKINTI

    Kadınların jinekoloğa başvurma nedenlerinden başta geleni vajinal akıntılardır. Akıntıların özellikle bekar genç kızlarda ve menopozdaki kadınlarda başta olmak üzere herhangi bir sebebi yoktur. Bunlar doğal akıntı olarak bilinir. Bir enfeksiyon veya altta yatan bir neden varsa bu akıntılar doğal olmayan akıntılardır.

    Doğal akıntılar: Berrak yapıda olup, sıvı yumurta akını andırır. Genellikle kokusuzdur, fakat bazı kadınlar ekşi bir kokudan şikayet ederler. Genellikle kaşıntı yoktur ve cinsel ilişkide ağrı olmaz.Bu akıntıların en büyük özelliği aynı şiddette uzun süre devam etmesidir.Bazen bu akıntı miktarı çok fazla miktarda olup, endişeye kapılabilirler. İç çamaşırları ve günlük pedleri devamlı ıslaktır. Bu ıslaklığın kıvamı yumurtlama döneminde biraz sıvılaşabilir. Bunun amacı döllenmeyi kolaylaştırmak içindir. Adet dönemine yaklaştıkça bazı hanımlarda akıntının renginde koyulaşma ve koku olabilir. Bu adet kanamasını oluşturan hormonların etkisir. Eğer akıntı normale göre artmış ise, görüntü ve yapısında değişiklik oluşmuş ise vajinal enfeksiyon teşhisi konulabilmesi için mutlaka jinekolog muayenesi gerekmektedir.

    Doğal olmayan akıntılar:

    En sık görülen nedenleri:

    1. Vajen enfeksiyonları
    2. Rahim ağzı yaraları
    3. Cinsel ilişki ile bulaşan enfeksiyonlar
    4. Rahim ağzı kanseri
    5. Spiralin ipine bağlı akıntı
    6. Rahim ağzında olan poliplere bağlı akıntı

    En sık görülen belirtileri:

    • Akıntı
    • Kaşıntı ve tahriş
    • Cinsel ilişki sırasında ağrı
    • Kasıklarda rahatsızlık hissi veren ağrı
    • Dış bölgede şişme,ödem

    Bu belirtileri gördüğünüzde mutlaka en yakın zamanda tedavi için doktorunuza başvurun…

  • Cildimizde yaz hastalıkları

    CİLDİMİZDE YAZ HASTALIKLARI

    Yaz mevsiminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde sıcaklar tüm hızıyla devam ediyor. Her ne kadar yaz mevsimi çoğumuz için dinlenme, kış yorgunluğunu atma fırsatı sunsa da , bazı kişiler için sıkıntılı günler anlamına da gelebiliyor. Çünkü bu mevsimde nezle , grip yaşamasak da bazı cilt hastalıkları ile yaz mevsiminde eskisine göre giderek artan sıklıkta karşılaşıyoruz. Özellikle açık tenli kişiler bu cilt problemlerinden daha fazla etkileniyorlar. Çünkü günümüzde tatil anlayışımız yüz yıl öncesinden çok farklı: yazın güney ve batı sahillerine deniz tatiline gitmek büyük-büyük annelerimizin aklına gelmezdi bile! Kıyısı olan yerleşim yerlerinde çok sıcak günlerde denize girildiğinde de insanlar derileri görünmeyecek giysilerle suya girerlerdi. Beyaz bir cilt ayrıcalık simgesiydi o yıllarda! Ancak sürekli açık havada çalışmak zorunda olan işçiler kararırlardı.

    1940lı yılların ortalarında BİKİNİ denen deniz giysisi icat edildikten sonra alışkanlıklar da hızla değişmeye başladı. 1950lerden sonra yanık ten sağlık ve çekicilik simgesi oldu. İnsanlar güneş altında daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Bu arada ozon tabakası da delindi ve güneşin zararlı UV ışınları yeryüzüne giderek daha yoğun dozlarda ulaşmaya başladı. Sonuç: giderek daha fazla sayıda insan yaz mevsiminde yaşadığı cilt sorunları nedeniyle doktora başvurmaya başladı. Bu sorunların yazın keyfimizi kaçırmaması için karşılaşabileceğimiz durumlara ve alabileceğimiz önlemlere göz atalım:

    GÜNEŞ ALERJİSİ:

    Güneş alerjisinin başlıca iki tipi vardır:

    Polimorf ışık dermatozu en sık rastlanan tiptir. Bu hastalıkta etken doğrudan doğruya UV ışığa karşı gelişen aşırı duyarlılıktır. Döküntüler , bahar aylarının son günlerinde , henüz tatil mevsimi açılmadan , kısa kollu ve yakası açık giysiler giymeye başladığımızda, önceden güneş görmeyen vücut bölgelerinin güneşle ilk temasını izleyen 3-4 gün içinde kendini gösterir. Genellikle kolların dirsekten aşağı kısmı, boyun, dekolte , bacakların dizden aşağısı ve ayakların üst yüzlerinde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklıklar şeklinde döküntüler ortaya çıkar. Kontrol altına alınmadığı takdirde bu döküntüler 2-3 ay kadar devam edip yaz sonuna doğru kendi kendine iz bırakmadan kaybolurlar. Her yıl aynı dönemde tekrarlama eğilimindedirler. Tedavisinde güneş koruyucular, kaşıntı giderici losyonlar ve antihistaminiklerden faydalanırız. Önceden bu alerjiyi yaşamış olanlar mevsiminde şikayetleri başlamadan doktora başvurduklarında bu dönemi daha rahat geçirebilecek önlemler önerilir.

    Fotoalerjik reaksiyonlar : Bazı antibiyotikler, bazı şeker hastalığı ilaçları, idrar söktürücüler ve bazı antidepresanlar gibi ağızdan alınan ilaçlar, maydanozgiller , turunçgiller,incir sütü, turpgiller ve bazı çayır bitkilerinin deriye teması, bazı kozmetiklerde , losyon ve parfümlerde kullanılan kimi esanslar ve kimyasal maddeler cildin güneş ışığı ile temasının ardından güneş alerjisini tetikleyebilir. Güneşle temastan 4-6 saat sonra ortaya çıkan reaksiyonlar genellikle geçici özellikte olup tekrarlama eğilimi göstermezler. Kaşıntıyı rahatlatıcı önlemler yeterli olur. 24-48 saatte ortaya çıkan alerjilerin ise vücudun önceden duyarlanmasına bağlı olduğu düşünülür. Bunlar tekrarlama eğiliminde olduklarından tetikleyici etkenin bulunup mutlaka bunlardan uzak kalınması gerekir.

    MAYORKA AKNESİ: Özellikle cildi yağlı olan yetişkin kadınlarda görülür. UVA ışınlarına maruz kaldıktan kısa süre sonra boyun, dekolte , omuzlar ve kollarda kırmızı ufak kabarıklıklar şeklinde kendini gösterir. Özellikle plajda kullanılan güneş kremlerindeki yağ ve kimyasal ürünlerin tetiklediği düşünülmektedir. Sonbaharda kendi kendine iyileşir. Cilt tipine uygun fazla yağlı olmayan jel tarzı güneş ürünlerinin tercih edilmesi bu sorunun ortaya çıkma riskini azaltacaktır.

    GÜNEŞ YANIĞI : Yoğun güneş ışığına uzun süre korunmasız maruz kalınması ile ortaya çıkan doğal bir deri reaksiyonudur. Güneş temasından 4-8 saat sonra deride kızarma, acıma, şişme, ağrı ile kendini gösterir. İleri vakalarda deride su toplama olur. En şiddetli seviyesine genellikle 2. Günde ulaşır. Bu tür vakalara genellikle hafta sonu günübirlik denize giden kişilerde Salı-Çarşamba günleri rastlarız. Güneş yanığı yaşamamak için ışınların en kuvvetli olduğu 11-16:00 saatleri arasında güneşte oturmamak, cilt tipine uygun güneş koruyucu krem ve losyonları sık aralıklarla, suya her girip çıktıktan sonra tekrarlamak, açık renkli giysi, şapka, gözlük gibi fiziki korunma tedbirlerini ihmal etmemek temel önlemlerdir. Unutmamalıyız ki, acısı birkaç günde geçse bile güneş yanığı , uzun vadede cilt yaşlanmasını ve deri kanseri riskini arttıran en önemli risk faktörlerinin başında gelir. Yaşam boyu 5 kezden fazla güneş yanığı geçirmek deri kanseri riskini 2 kat arttırmaktadır. Melanoma adı verilen en tehlikeli deri kanseri tipinin ağır güneş yanığı gibi kısa süreli yoğun güneşe maruz kalma sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Özellikle çocukluk çağında içi su dolu kabarcıkların gelişimi şeklinde geçirilen tek bir ağır güneş yanığı, yaşam boyu deri kanseri geliştirme riskini arttırmaktadır.

    HERPES SİMPLEKS=BASİT UÇUK : Viral bir hastalık olan dudak uçuğu vücutta sinir köklerinde uyur halde bulunur. Vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı hallerde uçuk mikrobu aktif hale geçer. Ateşli hastalıklar, yorgunluk, stres gibi etkenlerin yanı sıra, güneşin UV ışınlarının da bağışıklık sistemimizi baskılayıcı etkisi vardır. Bu yüzden önceden vücudunda Herpes virüsü taşıyan kişilerin genellikle tatillerinin ilk günü güneşlenmelerini takip eden saatler içinde dudakları uçuklar. Böyle bir tatsızlık yaşamamak için güneşe çıkmadan 24 saat önce koruyucu dozda uçuk ilacı almak faydalı olacaktır.

    İSİLİK: Yazın en sık görülen hastalıklardandır. Ter bezlerinin ağzının fazla üretime bağlı olarak tıkanmasıyla ortaya çıkar. Gözeneklerin altında biriken ter zerrecikleri dokuyu tahriş ederek döküntü ve kaşıntı yapar. En sıklıkla bebeklerde, fazla kilolu kişilerde, sıcak ve nemli ortamlarda çalışanlarda görülür. En çok boyunda, koltukaltı ve kasıklarda, diz ve dirseklerin iç yüzünde, meme altlarında ve belde kemer çizgisinde küçük kırmızı kabarcıklar şeklinde kendini gösterir. Çok şiddetli kaşıntı yapabilir. Tedavisinde öncelikle isilikli kişi serin bir ortamda tutulmalıdır. Serinletici ılık duş almak faydalıdır. Kaşıntılı durumlarda ferahlatıcı , mentollü losyonlar önerilir. Bunlar yeterli olmadığı takdirde doktora başvurulmalıdır.

    MANTAR HASTALIKLARI : Mantar hastalığı bütün deri yüzeyinde görülebilir. Dermatofit veya kandida denilen mikroorganizmaların yol açtığı yüzeysel deri enfeksiyonlarıdır. Derinin özellikle koltukaltı, kasıklar, ayak parmaklarının arası gibi sıcak ve nemli bölgelerinde daha sık rastlanırlar. Yaz mevsiminde terlemenin artması, hareketsiz kalınması, deniz ve havuza girme sonrası vücudun iyi kurulanmaması ve ıslak mayo ile kalınması yaz mevsiminde bu hastalıkla daha sık karşılaşmamıza neden olurlar. Bu hastalıktan uzak kalmak için genel olarak hijyen ve bakım önemlidir. Mantarlar bulaşıcı olduğu için giysi, mayo, havlu, saç fırçası gibi kişisel kullanılan gereçler risk grubunda olan veya mantar geçiren insanlarla paylaşılmamalıdır. Doktorun vereceği krem, sprey şeklinde sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla mantar hastalığı hızla iyileşir. Hastalığın tekrarlamaması için vücudun kuru ve serin tutulması, banyodan , denizden, havuzdan sonra iyi kurulanmak çok önemlidir.

  • Vitiligo ( ala hastalığı )

    Vitiligo ( ala hastalığı )

    Vitiligo – Ala Hastalığı

    Vitiligo latince “vitelius” kelimesinden gelmiştir. Vitelius Türkçe dana anlamına gelmektedir. Hastalık bu hayvanın sırtındaki lekelere benzetilmiştir. Derimizde pigment üreten, dolayısıyla derimize rengini veren melanosit hücreleri vardır. Bu melanositlerin hasar görmesi sonucu, pigment üretilemez. Pigment yetersizliği sonucu deride, dağınık ve yama şeklinde sınırları belli olan beyaz leke ve lekeler oluşmaktadır. Lekeler süt kadar belirgin bir beyazlıktır. Bu lekelerin büyüklükleri değişebilmektedir; nokta kadar olandan tüm yüzü kaplayacak kadar büyüklüklerde olabilmektedir. Bazen melanin pigmenti kaybı kısmidir ve tam beyaz leke olmayabilir. Her beyaz leke vitiligo anlamına gelmemektedir. Nadir olarak kıllarda da renk kaybı olabilmektedir.Halk arasında sedef ala, baras, ebreş olarakta bilinmektedir. Toplumumuzda vitiligo, deride beyaz kepekli kırmızı yaraların seyreden psoraisis hastalığıyla karıştırılmaktadır. Ancak bu iki hastalık birbirinden tamamen farklıdır.

    Vitiligo Hastalığının Seyri Nasıldır ?

    Vitiligo hastalığı uzun süreli, tekrarlayıcı çoğu zaman yaşam boyu sürebilen zaman zaman alevlenme ve yatışma dönemleriyle seyreden bir hastalıktır. Hastalık, her hastada farklı ve kişiye özgü bir seyir göstermektedir. Bir başka deyişle her hastanın vitiligosu farklıdır. Bazı hastalarda az sayıda plak oluşur ve hiçbir zaman artmaz. Bazı kişilerde hastalık o kadar yaygın olabilir ki nerde ise hastanın normal deri renkli alanı kalmamıştır.

    Vitiligo görülme sıklığı ve özellikleri nerelerdir?

    Toplumda vitiligo göreceli olarak değişmekle birlikte % 1-2 oranında görülmektedir. Görülme sıklığında cinsiyete bağlı bir fark yoktur. Yaklaşık hastaların %30 oranında ailesinde vitiligo vakaları vardır. Hastalığın kendisi kalıtsal değildir ancak genetik yatkınlık söz konusudur. Siyahlarda, Fas ve Yemen yahudilerinde sıktır. Vitiligo doğumdan yaşlılığa kadar ortaya çıkabilirse de başlama yaşı en sık olarak 10 ila 30 yaşları arasındadır. İleri yaşlarda ve bebeklerde çok nadirdir. Kadınlarda derinin görünümüne artmış olan ilgi, vitiligonun erkeklere göre daha erken fark edilmesini sağlar.

    Vitiligoda şikayetlerin başlangıç belirtileri ve özellikleri nelerdir?

    Erken dönem vitiligoda, beyaz renkli alanlar belirgin değildir ve kaşıntılı olabilir. Başlangıçta vitiligo semptomsuz olarak ilerler. Vitiligo özellikle deri güneşte yandığında daha da belirginleşen keskin sınırlı ve kozmetik olarak rahatsız edici beyaz lekeler olarak belirir. Lezyonun daha da belirginleşmesi güneşten korunmayla önlenebilir.

    Vitiligonun klinik tipleri var mıdır? Bunlar nelerdir?

    İlk olarak yalnızca birkaç ufak küçük keskin sınırlı çevresi sıklıkla daha koyu renkli bölgeler vardır. Sınırlarda kırmızı veya koyu renkli bir halka olabilir. Lezyonların sayısı arttıkça birleşerek biçimsiz şekiller oluşturabilir. Vitiligo lezyonları tek bir bölgede veya yaygın olabilir, yaygın formu vücutta simetrik yerleşmektedir. En sık tutulan bölgeler yüz boyun ve saçlı deridir. Deri kıvrımları da sık olarak tutulur. En sık tutulan yerler tekrarlayan travmaya maruz kalan kemik çıkıntılar , önkol dışyüzü, bilek iç yüz, el sırtı, el parmağı gibi bölgelerdir Vitiligo oldukça sık olarak dudak, genital bölge, diş etleri, areola ve meme başı gibi bölgelerin çevresinde ortaya çıkar. Vitiligolularda çevresinde beyaz halka bulunan halo nevus denen benler sıktır. Saçlı deri vitiligosu genellikle beyaz veya gri saçın bölgesel yamaları şeklinde ortaya çıkar, fakat tüm saçlı derinin total beyazlaşması da görülebilir. Saçlı deri tutulumu görülmektedir. Bunu sırasıyla kaş ,kasık bölgesi ve koltuk altı tutulumu izler. Kıllarda beyazlaşma tedavi edilebilirlik için kötü bir işaret olabilmektedir. (Vitiligoda tedavi ile yada kendiliğinden renklenme kıl köklerinde bulunan melasitlerden olmaktadır.) Vitiligo küçük bir alanda sınırlı ise buna “lokal vitiligo”, belli bir anatomik alanda ise örneğin bir kolun tamamı gibi buna “segmental vitiligo”, tüm vücutta yaygın ve simetrik ise “vitiligo vulgaris” ve tüm vücudu kaplayacak şekilde yaygın ise “universal vitiligo” tanımlamaları kullanılmaktadır.

    Vitiligonun nedenleri nelerdir?

    Vitiligonun nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte aşağıda sıralanan hipotezler geliştirilmiştir. İmmun sistem yanlış çalışması hipotezi; Vitiligonun nedenleri tamamen anlaşılmamıştır ama tıbbı araştırmalar bunun immun sistemle(Vücudumuzun savunma sistemi) ilgili olduğunu düşündürmektedir. Hepimizin kanında bulunan beyaz kan hücrelerinden T lenfosit hücreleri savunma sistemi denetimdeki sapma sonucu kendi renk hücrelerine saldırmaktadır. Sinirsel hipotez: Sinirlerden salınan aracı bir madde renk hücresi melanositleri veya renk maddesi melanin üretimini yok eder. Kendi kendine yıkım hipotezi Renk maddesi melanin sentezi renk hücresi olan melanositlerce yok edilebilir.

    Genetik hipotez; Melanositlerin kalıtsal bir anormalliği, onların büyüme ve gelişimini engeller.

    Mikrokimerizm Hipotezi: Yapılan bazı çalışmalarda gebelikte (anne ile bebek arasında), organ nakli veya kan transfüzyonunda kişiler arasında hücre transferi olduğu gösterilmiştir. Bu hücre veya DNA lar alıcıda on yıllarca kalarak mikrokimerizm durumu oluşturur. Vitiligonun da böyle bir yol ile oluşmuş olabileceği düşünülmektedir. Viral nedenler: Özellikle CMV(citomegalovirus) ‘e bağlı vitiligo ve para şeklinde saç dökülmeleri öne sürülmüş ve bu amaçla antiviral tedaviler uygulanmıştır.

    B12 ve Folik asit eksikliği : B12 , B6 ve folik asit eksikliğine bağlı homosistein yüksekliğinin vitiligoya neden olabileceği düşünülmektedir. Bu aminoasidin yüksekliği kardiyovasküler hastalıklar ve sık kemik kırıklarına da sebep olduğu için önemlidir. Bu teorilerin hiçbirisi tek başına yeterince tatmin edici olmadığından bir kaçını birden içeren teoriler de bazı uzmanlarca desteklenmektedir.

    Vitiligo da kan tahlili gereklimidir ve tanı yöntemleri nelerdir?

    Vitiligo tanısı genellikle klinik olarak konsa da diğer hastalıklardan ayırt etmede nadir olarak biopsi yardımcı olabilir.Vitiligo özellikle tiroid hastalıkları ve diabetes mellitus gibi diğer otoimmun hastalıklarla birliktelik gösterebilir. %30 unda tiroid hastalığı vardır. Diğer birlikte olduğu otoimmun hastalıklar grubunda şunlar vardır: Pernisioz anemia, Addison's hastalığı, Alopesi areata ,insuline bağımlı Diabet, Uveitis, Kronik mukokutanoz Kandidiazis, Poliglandular otoimmun sendromlar. Hastaların hipotiroidi, Graves(tiroid hastalığı), diabet ve diğer otoimmun hastalıkların başlangıç işaret ve bulgularına karşı uyanık olmalıdır.

    Tanı Wood ışığında muayene ile yapılabilir. Bu ışık renk kaybını daha da belirginleştirir. Özellikle Koltuk altı ,anüs, ve genital bölgeler Wood ışığı olmadan pek belirgin değildir.

    Vitiligo Hastalığı Bulaşıcı mıdır ?

    Vitiligo hastalığı kesinlikle bulaşıcı ve mikrobik bir hastalık değildir. Vücudun bir yerinden diğer bölgeye de bulaşma olmaz.

    Vitiligo yayılır mı?

    Bu çelişkili bir konudur. Başlangıcı genellikle yavaş olup, bazen o şekilde kalabilmektedir. Ancak aylar sonrasında lekelerde hızlı bir artış da olabileceğinden hasta mutlaka yakın takip altında olmalıdır.

    Vitiligo kendiliğinden geçer mi?

    Genellikle tek olan lezyonlar üzerlerinde çillenme göstererek kendiliğinden gerileyebilmektedir.

    Vitiligo Hastalığında Önerilen Bir Beslenme Şekli Var mı ?

    Vitiligo hastalığı allerjik bir hastalık değildir ve belirli bir besin nedeniyle oluşmaz. Antioksidanlar yani A, E ve B vitaminlerinin kullanımı vitiligolu hastayı güneşin zararlı etkilerine karşı korumaktadır.

    Vitiligonun iç organlardaki bir hastalıkla ilişkisi var mıdır?

    İç organlarla ilgili bir hastalık değildir. Ancak vitiligoyla beraber bazı hastalıklar görülebilmektedir: Tiroid bezi hastalıkları, saç kaybı, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalıkları gibi. Ancak tüm bu hastalıklar yönünden mutlak tetkik yapılması gerekmektedir

    Vitiligo Hastalığı Deri Kanserine Dönüşür mü ?

    Hayır ! Ancak vitiligo hastalığında derinin doğal korunma sistemi olan melanositler olmadığı için güneş kökenli cilt kanserleri daha sık gözlenmektedir. Ayrıca kontrolsüz kullanılan bazı tedavi yöntemleri deri kanseri riskini arttırabilir. Bu nedenle tedavinin uzman gözetiminde sürdürülmesi önemlidir.

    Vitiligonun stres, sıkıntı ile bir ilişkisi var mıdır?

    Kesin kanıtlanmamış olmakla beraber, ağır stres vücudun savunma sistemini etkilediğinden lekeler artabilmektedir. Bu nedenle gereğinde mutlaka psikolojik değerlendirme yapılması gerekmektedir.

    Vitiligonun tedavisi nedir?

    Vitiligo tedavisinde birçok tedavi yöntemi mevcut olmasına rağmen tüm hastalarda iyi sonuç veren tek bir tedavi yöntemi yoktur. Bu nedenle tedavi hastaya göre bireyselleştirilmelidir. Hastalar, tedavinin süresi ve riskleri konusunda da uyarılmalıdır. Tedaviye yanıt beyaz lekeler içerisinde küçük çillenme renk adacıklarının oluşması ve bunların daha sonra birleşerek alanı kapatması şeklinde olmaktadır.

    Vitiligo tedavisi;

    A. Topikal ve sistemik ilaçlardan oluşan medikal tedaviler

    B. Cerrahi uygulamalar

    C. Ek tedavi yaklaşımları başlıklarında değerlendirilebilir.

    Medikal Tedaviler

    A. Topikal Tedaviler

    1. Kortikosteroidler(Kortizonlu ilaçlar); En sık kullanılan vitiligo ilaçlarıdır. Sistemik ve kullanıldıkları yerde yan etkileri fazla olduğu için yaygın hastalarda fazla tercih edilmemektedir. Daha çok çocuklarda, lokalize alanlarda ve yeni başlayan vitiligolarda

    etkilidir. Özellikle yüzdeki lezyonlarda en hızlı ve iyi yanıtı vermektedir ancak gözde katarakt ve göz basıncını arttırma gibi yan etkiler yönünde dikkatli olunmalıdır. Koyu tenlilerde cevap daha iyidir. Ucuz oluşu ve uygulama kolaylığı avantajları, yan etkiler ve tedavi sonrası nüksler dezavantajlarıdır.

    2. Fototedaviler;

    PUVA tedavisi 8-methoxypsoralen, 5-methoxypsoralen, trimethylpsoralen gibi ışığa duyarlandırıcı maddelerin verilmesi ve sonrasında UVA uygulanması şeklinde özetlenebilecek bir tedavidir. Özellikle yaygın ve deri tipi IV-VI olan hastalarda tercih edilmektedir. Ancak 12 yaş üzerinde kullanılabilmesi, tedaviden sonraki 1-2 yıl içerisinde hastalığın tekrarlaması, açık tenlilerde kullanılamaması, uzun takiplerinde gözde katarakt ve cilt kanseri gelişme riskleri nedeni ile artık fazla kullanılmamaktadır.

    Ultraviyole B Tedavisi: UVB tedavisi PUVA ya alternatif olarak uygulanmıştır. Uygulama kolaylığı ve kimyasal bir maddeye ihtiyaç olmaması dışında PUVA ya göre istatiksel olarak anlamlı bir fark görülememiştir. Ancak her ne kadar dar bant sonuçları tatminkar gözükse de hastaya tedavi sırasında UVB veya PUVA normal deriye de uygulandığı için lezyon ve normal deri arasındaki kontrast artar, normal deride cilt yaşlanması telenjektaziler ve cilt kanserlerinin görülme riski artar. Değişik bölgelere farklı dozlar uygulanma şansı yoktur.

    Excimer Lazer: PUVA ve UVB tedavilerindeki sorunları aşmak için mikrofototerapi adı altında Excimer lazer denen özel cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlar beyaz renkli deriyi saptayarak UV ışınlarını buraya yönlendirir. Farklı bölgelere farklı dozlar verme şansımız olur. Verilen total doz azalır. Minimal eritem dozuna göre sorunlu bölgelere daha yüksek dozlar uygulanabilir.

    3. İmmunomodulatörler; bu amaçla son yıllarda takrolimus ve pimekrolimus ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Yan etkileri topikal steroidlerden azdır, irritan etkiler olabilir ve çocuklarda topikal steroidlerden daha güvenlidir. Bu nedenle özellikle yüz ve boyundaki sınırlı tutulumda ve çocuklarda tercih edilmektedir. Excimer lazer/ışık sistemler ve UVB ile kombinasyonu daha iyi sonuç vermiştir. UVA tedavilerinde kanser riski artışı nedeni ile birlikte kullanılmaz.

    4. Kalsipotriol; Vitiligolu deride kalsiyum geri alımı bozulmuştur. Kalsipotriol melanositlerde D vit 3 reseptörlerini uyararak kalsiyum hemostazını düzenlemektedir. Dahaçok dar band UVB ile kombinasyonu kullanılmaktadır.

    5. PGE2(prostoglandin E 2); özellikle UV ile birlikte vitiligoda başarılı bulunmuştur.

    6. Psödokatalaz; Katalaz normalde deride bulunan ve serbest oksijen radikalllerinin hasarını azaltan antioksidan bir enzimdir. Vitiligolu hastalarda UV ile birlikte kullanımı ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

    7. Fenil alanin; tek başına ve UV tedavileri ile birlikte kullanılmaktadır.

    8. Plasenta; plasenta ekstresidir. Deride melanin yapımını uyarmaktadır. Gel formu bulunmaktadır.

    9. Depigmentasyon; %50'den fazla tutulumu olan ve özellikle yüz ve boyundaki repigmentasyon girişimlerinin yanıt vermediği hastalarda düşünülebilir. Depigmentasyon sonrası deri tipinden bağımsız şekilde tam bir renk bütünlüğü sağlanmaktadır. Hastalara uygulama ve sonuçları konusunda yeterli bilgi verilmeli ve hastalar asla güneşlenmeyeceklerini kabul etmelidirler. Hidrokinonun monobenzil eteri (monobenzen) ABD ve Avrupa'da bulunmakta olan tek ajandır. Serbest oksijen radikallerinin açığa çıkışını arttırarak epidermal melanositleri kalıcı olarak yok etmektedir.

    10. Kamuflaj uygulamaları; Mikropigmentasyon İlk kez 1989da demir oksid pigmentleri kullanılmıştır. Bugün benzer teknik kalıcı eyeliner için kullanılmaktadır. Tatuaj, depigmente alanın repigmentasyonu amacı ile yalnızca koyu derili kişilerde kullanılabilir. Renk uyumu zordur, ve renk silinmeye eğilimlidir.

    Deri dihidroksiaseton prepratları (güneşsiz yanma)ile boyanabilirsede renk uyumu sıklıkla başarılı değildir.

    B.Sistemik tedaviler;

    1. Steroidler; Aktif ilerleyici lezyonlarda, melanosit antikorlarına karşı sitotoksik etkiler hızlı iyileşme sağlamaktadırlar. Ancak yan etkileri nedeniyle kullanımları kısıtlıdır ve yarar-zarar dengesi gözetilerek tedavi başlanmalıdır.

    2. Levamisol ile tedavi: Vitiligo tedavisinde güvenli ve etkili bulunmuştur.

    3. Vitaminler: B 12, Askorbik asid, Folik asid tedavide önerilmiştir.

    4. Suplatast tosilat :Diğer ilaçlarla birlikte kullanımı önerilmektedir. Tcell, IL-4 mRNA transkripsiyonunu engelleyen anti allerjik bir ajandır

    * Cerrahi Yaklaşım: Ufak alanlarda ve stabil (4-6 aydır ilerleme yok) vitiligosu olan hastalar cerrahi transplantasyonlar için adaydır. Uygulama zaman alıcıdır, sadece segmental yada lokalize vitiligo hastaları için sınırlıdır. Parmakların dorsal yüzleri, el bilekleri, alın ve saç çizgisinde diğer tedavilerin başarısı zordur. Buralarda cerrahi uygulamalar yapılabilir.

    Uygulanan cerrahi teknikler şunlardır;

    1-Epidermal ve melanosit süspansiyonları: Hastanın normal derisindenhazırlananmelanosit ve deri süspansiyonları dermabrazyon veya lazer ile kaldırılan vitiligolu alana konur. Eğer alınan melanositler kültüre edilerek çoğaltılır ise daha geniş alanarda kullanılabilir. Ancak uzun,zahmetli ve daha pahalı uygulamadır.

    2-İnce dermoepidermal greftler: dermatomla alınan normal deri, yine dermatomla alınan vitiligolu deri alanına yerleştirilir.

    3-Emme bülü greftleri: Greftler vakumla belli basınç ile normal pigmentli deriden elde edilir. Vitiligolu alandan donma ya da emme ile alınan bülün tavanı kaldırılır ve yerine bu normal donor konulur.

    4- Punch minigreft: 0.7 yada 1 mm çaplı punch denilen özel aletler ile normal pigmente deri alınır bunlar vitiligolu deriye yine buradan aynı çaplı punchlar ile alınan yerlere yerleştirilir.

    C. Yardımcı Tedaviler;

    1. Psikolojik Destek: Bilimsel araştırmalar, vitiligo hastalarında psikolojik destek sağlanmasının yaşam kalitesini arttırdığını ve hastalığın iyileşmesine katkıda bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle, gerekli durumlarda uygun ilaçlar ya da ilaç olmaksızın çeşitli psikoterapi yöntemleri kullanılabilir.

    2. Bitkisel İlaçlar;Benzer şekilde bitkisel tedaviler, doğal ilaçlar da uzun süreli iyilik sağlayamamaktadır. Ağızdan alınan bitkisel ve doğal ilaçların ağır iç organ (ör:karaciğer) toksisiteleri, önemli yan etkileri ve ilaç etkileşimleri olabilmektedir. Bu nedenle bir deri hastalığı olan vitiligo hastalığının tedavisi , dermatoloji uzmanınca, etkinliğinin yanı sıra emniyetliliği de kanıtlanmış onaylanmış ilaçlarla yapılmalıdır. Hekiminiz yeni geliştirilen ilaçlar ya da diğer tedavi yöntemleri konusunda en sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşacağınız kaynaktır.

    Vitiligo hastalığı olan bir kişi nelere dikkat etmelidir?

    Deriye renk veren madde aynı zamanda cildi güneş ışınlarından da korur. Vitiligo lekelerinde bu madde yok olduğu için bu lekeler güneşe karşı korumasız hale gelmiştir. Kolaylıkla güneş yanığı oluşabilir. Aynı sebeple bu lekelerde bazı deri kanserlerine de yatkınlık arttığından mutlaka deri hastalıkları uzmanı bir hekimin önerisinde güneş koruyucu krem kullanılmalı ve mümkünse beyaz lekeler güneş ışınlarından korunmalı. Darbe, çizik ve sürtünme yerlerinde yeni lekeler çıkabilmektedir. Bu nedenle cildin zararlı etkilerden korunması gerekmektedir.

  • FETAL KALPTE HİPEREKOJEN ODAK

    FETAL KALPTE HİPEREKOJEN ODAK

    Fetal kalpte, kalbin papiller kasının ekojenitesindeki artma sonucu oluşan durumdur. Ultrasonografide kalbin içinde parlak beyaz odak şeklinde görüntü ile tanı konur. Kalbin sol ventrikülünde (karıncık) çok daha sık görülür. Genellikle çapı 3 mm’den daha küçüktür.

    Tanı: Tanı ultrasonografi ile kolaylıkla konuabilir. Kalbin içinde parlak beyaz renkli odak görünümü mevcuttur. Hiperekojen odak, kemik parlaklığındadır. Sol ventrikülde görülme sıklığı sağ ventriküle göre 4 kat daha fazladır. İki taraflı hiperekojen odak görülme sıklığı ise yaklaşık %5 kadardır.

    Klinik Önemi: Hiperekojen odak kalp içindeki normal papiller yapıda mineralizasyonun artması sonucu oluşur. İkici trimesterdeki fetuslarda görülme sıklığı yaklaşık %3-4’tür. Bütün gebeliklerde bu sıklıkla görülürken Trizomi-21 (Down sendromu) olgularında %18, Trizomi-13 olgularında ise %39 sıklıkla görülür. Özellikle ilave başka anomaliler varsa Trizomi-21 ve Trizomi-13 görülme sıklığı artar. Bu nedenle kalpte hiperekojen odak tanısı konduğunda ek anomali olup olmadığı dikkatlice aranmalıdır. Eğer kromozomal anomali düşündüren başka bir ultrasonografi bulgusu tesbit edilir ise gebe yüksek riskli kabul edilir ve amniosentez veya kordosentez ile kromozom analizi gerekir. Ek anomali tesbit edilmez ise gebe kromozom anomalisi açısından düşük riskli kabul edilir. Düşük riskli gebelerde Trizomi-21 riskinin yaklaşık 1.8 kat arttığı söylenebilir

    Prognoz: Fetusta hiperekojen odak dışında ek anamali görülmezse prognoz iyidir. Kromozom anomalisi olmadığı taktirde, saptanan hiperekojen odak oluşumunun fetusta sorun oluşturmadığı söylenebilir. Bu bebeklerin, hayatlarının kalan dönemlerinde bu oluşumdan dolayı genel sağlıklarında herhengi bir sorunla karşılaşması beklenmez.

  • Perioral dermatitis

    Yüzde özellikle ağız çevresine yerleşen, kronik seyirli, kırmızı bir zeminde sivilceye benzer döküntüler yapan bir cilt hastalığıdır.

    Bulaşıcı bir hastalık değil.

    Sistemik hastalıklar ile birlikteliği yok

    Toplumda görülme sıklığı 0.5-1% dir.

    Ülkenin endüstrial gelişimi ve geografik yerleşimi sıklığında etkilidir.

    Çocuklarda gözlenmekle birlikte 20-45 yaş gurubunda daha sıktır.

    Kadınlarda daha sıktır. Özellikle erişkin hsataların %90 nı kadındır.

    Erkeklerde özellile kozmetiklerin kullanımının artması ile görülme sıklığı artmaktadır.

    Neden bilinmemektedir. Bir çok faktörin etkilediği bilinmektedir. Ancak en sık neden kortizon içeren krem gurubu ilaçların uzun ve kontrolsüz kullanımın bu hastalığa neden olabileceğidir.

    Başlıca belirtiler gerginlik ile yanma hissidir. Kaşıntı sıklıkla yoktur yada çok hafiftir.

    Klinik “Rosacea” genel bilinen adı Gül Hastalığına benzemektedir.

    Sıklıkla ağız çevresine yereşmektedir. Tipik görüntüsü üst dudağın etkilenmemesi alt dudağın 3-5 mm sınırına kadar belirtilerin olmamasıdır.

    Deri belirtileri; kırmızı ve hassas bir deride sivilceye benzeyen kırmızı küçük kabarmaların varlığıdır. Hatta bunların sulaltılı yada iltihaplı görünümdede olabilmektedir

    Çok nadiren yanaklarda ve alt göz kapağına yerleşebilmektedir.

    Bunun dışında çok azda olsa el üstünde ve kadınlarda dış genital yerleşimide gözlenmektedir.

    Çok nadir görülen klinik ve görsel olarak ağır seyreden bir formu vardır. Bu “Granulomatous perioral dermatitis” olarak tanımlanmaktadır.

    Peroral Dermatitisi yapan ve arttıran nedenler;

    • Stres

    • İlaçlar; Kortizonlu içerikli ilaçların(Özellikle florunoid kortikosteroidler ) orta ve güçlü olanlarının ağız çevresinde kontrolsüz ve uzun süre kullanımı. Saman nezlesi ve astım için kullanılan kortizonlu ilaç içerikli sprey ve inhaler gurubu ilaçalarda arttırabimektedir.

    • Yüzde kan dolaşımını artıran acılı yiyecek ve alkol alımı

    • Kozmetikler;

      • Florlu diş macunları,

      • parafin ve vazelin içerikli nemlendirici kozmetikler

      • isopropyl myristate içeren kozmetikler

      • Bunları içeren nemlendiricili fondoten kullanımı

      • Benzer içeriki güneş koruyucular.

  • Behçet hastalığı nedir? Tanı ve tedavisi

    Behçet, nedeni bilinmeyen kompleks bir multisistem hastalığıdır. İlk kez 1937 yılında İstanbul’da Hulusi Behçet adındaki dermatoloji profesörü tarafından tanımlanmıştır.

    Ortalama 20- 40 yaş arasında başlayan hastalık her iki cinste eşit sıklıkta görülür. Ancak gençlerde ve erkeklerde daha şiddetli seyreder. Akdeniz ülkelerinde, Japonyada ve güney Asya’da sık görülürken, kuzey Avrupa’da ve Amerika’da daha nadir izlenir. Ülkemizdeki sıklığı ise ortalama 8-37/10.000 arasında değişmektedir.

    Etyopatogenez:

    Nedenine yönelik pek çok faktör ileri sürülmüştür. Bunlardan bir tanesi genetik faktörlerdir. Özelikle Akdeniz ülkelerindeki ve Japonya’daki hastalarda HLA -B5, HLA-B51 birlikteliği sık görülmekle beraber sabit bir kalıtım biçimi saptanmamıştır.

    Behçet hastalığının özellikle herpes simplex virüsü ve streptokoksik enfeksiyonlarla tetiklendiği bazı araştırmalarda ileri sürülmüştür. Burada enfeksiyonun genetik olarak predispoze kişilerde immünregülasyondaki bir defekti tetiklemesi yoluyla hastalığı başlatabildiği düşünülmektedir.

    Hastalığın patogenezinde immün mekanizmaların rol aldığına dair bir çok kanıt mevcuttur. Bunlar arasında oral mukozaya karşı otoantikorların saptanması, kanda dolaşan immün komplekslerin ve lenfositotoksinlerin varlığı, ataklar sırasında CD4/CD8 oranında ve Natural killer hücre sayısında azalma sayılabilir. Ayrıca kanda soluble IL-2 reseptör düzeyinde artma saptanmıştır.

    Mukokutanöz lezyonların erken dönemlerinin ışık, immünfloresan ve elektron mikroskopik incelemelerinde nötrofilik bir vasküler reaksiyon yada lökositoklastik vaskülit bulguları saptanmaktadır.

    Hastalığın erkeklerde ve gençlerde daha şiddetli seyretmesi, çocuklarda ve yaşlılarda az görülmesi, akne vulgarise benzeyen akneiform lezyonların izlenmesi major sex hormonlarının rolünü düşündürmüştür. Hormon düzeylerinde değişiklik saptanmamış olsa da uç organ yanıtlarında bir değişiklik olabileceği ileri sürülmüştür.

    Klinik Bulgular:

    Oral aftlar—————————–%97-100

    Genital aftlar————————-%80-90

    Deri lezyonları———————–%80

    Göz lezyonları———————–%50

    Artrit————————————%40-50

    Tromboflebit————————-%25

    Nörolojik tutulum——————–%1-15

    Gastrointestinal tutulum———–%0-25

    1) Oral aftlar: Senede en az 3 kez tekrarlayan oral aftlar hastalığın çoğu zaman ilk belirtisidir. Genelde rekürrent aftöz stomatitdekinden farklı değilse de daha sık tekrarlamaları ve daha çok sayıda olmaları ile ayrılabilirler. Major, minör ve herpetiform olabilirler. Major olanlar çapları 0.5cm den büyük, 15 günden geç ve skatris bırakarak iyileşen ülserasyonlardır. Minör ülserasyonlar çapları 0.5cm den küçük 15 günden daha kısa sürede iyileşen ve en sık görülen formudur. Nadir görülen herpetiform aftlar ise birkaç mm çapında bazen birbirleri ile birleşerek eksülserasyonlara neden olan lezyonlardır.

    2) Genital ülserasyonlar: Oral aftlara göre sayıları daha azdır ve daha geç iyileşirler. Erkeklerde en çok scrotumda daha sonra korpus penis ve glans peniste ortaya çıkar. Papül oluşumundan sonra püstül ve ardından zımba ile delinmiş gibi tipik görünümlü keskin sınırlı ülserasyonlar oluşur. Skatris bırakırlar. Kadınlarda ençok labiumlarda daha sonra diğer genital alanlarda ve nadiren servikste izlenir.

    3) Deri lezyonları: Üç sınıfta incelenebilir:

    a) Nodüler lezyonlar: Özellikle kadın hastalarda daha çok olmak üzere eritema nodozum sık görülen bir bulgudur. Erkeklerde ise yüzeyel gezici tromboflebit sık olarak izlenir.

    b)Papülopüstüler lezyonlar: Daha çok ense, yüz, gövde ve ekstremitelerde izlenen follikülit benzeri papülopüstüler lezyonlardır. Lezyonların erken dönemde nötrofilik vasküler bir reaksiyon izlenir.

    c) Vaskülitik lezyonlar: Palpabl purpura, pyoderma gangrenozum veya Sweets sendromu benzeri lezyonlar hastalığın seyrinde izlenebilir.

    4) Göz bulguları: Behçetli hastalarda en çok morbidite oluşturan bulgulardır. En sık görülen bulgusu posterior üveit, anterior üveittir ve retinal vaskülittir. Eskiden sık olarak izlenen hipopiyonlu üveit günümüzde seyrekleşmiştir. Göz bulguları erkeklerde ve gençlerde şiddetli izlenir ve %20 oranında körlüğe kadar gidebilen ağır bir seyir gösterir.

    5) Eklem bulguları: Karakteristik bulgu nonerozif, asimetrik oligoartritdir. Eklemlerde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı izlenir. En çok tutulan eklemler diz, ayak bileği, el bileği ve dirsektir. Sakroiliak eklem , omurga, kalça ve omuz tutulumu çok seyrektir.

    6) Nörolojik bulgular; baş ağrısı, cerebellar, piramidal bulgular izlenebilir. Kafa içi basıncı bulguları, meningial irritasyon bulguları ortaya çıkabilir. Manyetik rezonans incelemesi yapılmalıdır. Nadir görülmesine rağmen mortalite ve morbiditesi yüksektir.

    7) Gastrointestinal bulgular: Japonya’da daha sık görülür. Karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık, kanlı diare ile kendini gösterebilir. Gastrointestinal bölgede aftöz ülserasyonlar olabilir.

    8) Damar tutulumu: Özellikle ven tutulumu sıktır. Venöz oklüzyonlar, yüzeyel gezici tromboflebit lezyonları görülebilir. Pulmoner ve popliteal arter anevrizmaları arteriel bulgulardır. Hemoptizi pulmoner lezyonlar sonucu izlenebilir ve fatal olabilir.

    Bunların dışında kardiak tutulum; myokardit, koroner arterit, endokardit ve valvuler hastalıkları içerir. Renal hastalık hafif veya asemptomatik olabilir ancak aktif Behçet’lilerin çoğunda glomerüllerde immünreaktif depolanmalar bulunmuştur.

    Laboratuar bulguları: Spesifik değildir. Sistem tutulumları ile ilgili olabilir.

    Paterji testi:(Derinin nonspesifik hiperreaktivitesi): Ön kol derisine steril bir iğnenin intradermal olarak batırılması ile uygulanır. Pozitif olgularda 24 saat sonra başlayıp 48 saat sonra maksimum olan bir reaksiyon beklenir. Önce etrafında eritemli halo bulunan daha sonra püstüle dönüşebilen 1-2mmlik bir papül oluşur. Test erkeklerde daha şiddetli görülmekle beraber pozitifliği ile hastalığın şiddeti arasında bir ilişki yoktur. Histopatolojik tetkikinde mononükleer hücre infiltrasyonunu, mast hücrelerinin ve polimorfonükleer hücrelerin infiltrasyonu izler.

    Tanı: Behçet hastalığının tanısı için kullanılan kesin ve ayırıcı bir laboratuar bulgu olmaması nedeni ile, tanıda klinik değerlendirme önem kazanır. Bu nedenle tanı için bugüne kadar birçok kriter öne sürülmüş ve kullanılmıştır. Bunlar arasında O’Duffy kriterleri en kabul görmüş olanlardandır. Buna göre bir kişiye Behçet denebilmesi için oral aft dışında o kişide aşağıdaki bulgulardan en az iki tanesinin olması gerekmektedir: genital aft, sinovit, posterior üveit, kutanöz püstüler vaskülit ve meningoensefalit. Bu arada inflamatuar bağırsak hastalığı ve kollajen vasküler hastalıklar mutlaka elimine edilmelidir.

    Yeni uluslararası kriterler de bugün tanıya gidebilmek için kullanılmaktadır. Uluslararası Behçet kriterlerine göre yine oral aft dışında iki kriterin olması beklenmektedir (Tablo 1).

    TABLO 1: Behçet için Uluslararası Tanı Kriterleri

    1.Oral aftlar: Doktorun gözlediği yada hastanın ifade ettiği, senede en az üç kez tekrarlayan aftlar.

    2.Genital ülserasyonlar: Doktorun gözlediği yada hastanın tanımladığı genital aftlar yada skatrisler.

    3.Göz bulguları: Deneyimli bir hekim tarafından saptanan anterior üveit, posterior üveit, retinal vaskülit veya vitreusta hücre gözlenmesi.

    4.Deri lezyonları: Doktorun gözlediği eritema nodozum benzeri lezyonlar yada papülopüstüler lezyonlar.

    5.Paterji testi pozitifliği

    Tedavi:

    Behçet hastalığının tedavisi mukokütanöz veya sistemik tutulum oluşuna göre değişiklikler göstermektedir. Mukokütanöz Behçetlilerde oral ve genital aftöz ülserasyonlar için lokal tedavi uygulanır. Bunun için lokal steroidli ve antibiotikli pomatlar ve antiseptik solusyonlar uygulanır. Yeterli olmuyorsa kolşisin 0.5 mg tabletlerinden günde 2-3 kez kullanılabilir. Kolşisinin nötrofil kemotaksisini inhibe edici özelliğinden yararlanılır. Azothioprin de bu durumda uygulanabilecek immünsupressif ilaçlardan birisidir. İnterferon-alfa da mukokütanöz tutulumlu Behçet hastalarında son yıllarda başarı ile uygulanan bir immünmodülatördür. Ayrıca göz tutulumu ve sistemik tutulumu olan hastalarda siklosporin-A, klorambusil, siklofosfamid gibi diğer immünsupressif ilaçlar kullanılmaktadır. Tromboflebit olgularında tedaviye antiagreganlar eklenmektedir. Sistemik steroidin Behçet tedavisinde yeri tam belirlenmemişse de akut seyirli sistemik olgularda ve nörolojik tutulumda yararlı olduğu bildirilmiştir.

    Seyir ve Prognoz:

    Behçet’in klinik gidişi değişkendir. Genellikle mukokütanöz ve artritik bulgular önce oluşur. Nüksler ve remisyonlarla seyreder. En sık morbidite nedeni oküler tutulumdur ve başlangıçta agresif tedavi uygulanması ile körlük sıklıkla önlenebilmektedir. Ölüm nörolojik tutuluş, vasküler hastalık, bağırsak perforasyonu, kardiopulmoner hastalık veya immünsupressif tedavi komplikasyonu sonucu olabilir.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

    KAYNAKLAR

    Jorizzo JL. Behçet’s Disease. In: Freedberg IM, Eisen AZ, Wolff K, Austen KF, Goldsmith LA, Katz SI, Fitzpatrick TB, eds. Dermatology in General Medicine, 5th edition. Newyork, McGraw-Hill 1999; 2161-2165.

    Scully C. The Oral Cavity. In: Champion RH, Burton JL, Burns DA, Breatnach SM, eds. Textbook of Dermatology. 6th edition. Oxford, Blackwell Science Ltd 1998; 3072-3074.

    Yurdakul S, Tüzün Y, Mat MC, Özyazgan Y, Yazıcı H. Behçet Sendromu. Dermatoloji’de. Ed: Tüzün Y, Kotoğyan A, Aydemir EH, Baransü O. 2. baskı. İstanbul, Nobel Tıp Kitabevleri 1994; 393-398.

  • Cinsel İsteksizlik

    Cinsel İsteksizlik

    Cinsel isteksizlik, kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusunun olmama durumudur. Görme, koklama, işitme, dokunma, tatma, düşünce ve duygular cinsel isteği meydana getirir. Kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı psikolojik etmenler, kendi biyolojik yapısı ile ilgili faktörler, çevresel ve kültürel faktörler cinsel istek düzeyimizi belirler. Hasta ya kendi kendine tanı koyar ya da partneri tarafından tanı konulur. Yani değerlendirmede görecelik söz konusudur. Bu durum partnerler arasında ciddi uyumsuzluğa ve çatışmalara yol açar. Ön planda sorun olarak veya başka bir cinsel sorunun altına saklanmış olarak karşımıza çıkar. Kadınlarda genel olarak görülme sıklığı % 30 oranında olup en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur. 

    Cinsel isteksizlik tipleri ergenlik döneminden beri görülen primer cinsel isteksizlik, cinsel sorunu olmayan bir kadının hayatının herhangi bir evresinde cinsel açıdan isteksizleşmesi ise sekonder cinsel isteksizliktir. Cinsel isteksizlik ağrılı cinsel birleşmeye, uyarılma ve orgazm bozukluklarına da neden olabilir. Bu durum partnerde de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Tam tersi partnerinde cinsel problem yaşayan kadında da isteksizlik olabilir. Kadınlarda cinsel isteksizlik; kızgınlık ve öfke, utanma, korku, endişe ve suçluluk hissetme duygularına açabilir. 

    Nedenleri;
    • Primer cinsel isteksizlik;
    1. Geçmişte yaşanmış olumsuz cinsel deneyimlerin bilinçdışı izdüşümleri; suçluluk ve günahkarlık duygularını içerir.
    • Sekonder cinsel isteksizlik;
    1. Yaşlanma
    2. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak
    3. Kronik hastalıklar
    4. Vajinal enfeksiyonlar
    5. Evlilikte ilişki sorunları
    6. Depresyon
    7. Cinsel kimlik gelişiminde sorunlar
    8. Dini baskılar
    9. Gebe kalmaktan ve cinsel yolla bulaşan hastalık kapma korkusu
    10. Hormonal bozukluklar
    11. Gebelik ve lohusalık dönemi
    12. Menopoz
    13. İlaç yan etkileri

    Kadınların yaklaşık %1’de gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan %99’luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir.

    Değerlendirme;
    • Cinsel birleşme sıklığı
    • Cinsel düşünce ve fantezilerin sıklığı
    • Orgazm ile sonlanan cinsel etkinlik sayısı
    • Gerçekte istenen ideal cinsel istek sıklığı
    • Belirtilerin ortaya çıkmasından önce yaşanan olaylar
    • Psikolojik öykü ve evlilik öyküsü
    • Kadının hayatında düzen değişikliği olup olmadığı sorgulanır.

    Tedavi;
    Cinsel istek insanın içinde doğuştan vardır. Ve bu nehir içimizde akar. İsteksizlik durumunda bu nehir üzerinde bir baraj vardır. Tedavide bu barajın yıkılması amaçlanır. Kişinin kendi isteği ile gelip gelmediği, bu isteksizliği değiştirmek konusundaki farkındalığı çok önemlidir. Temel strateji kadının gevşemiş ve kaygılı olmayan durumdayken yeterli cinsel uyarıya tepki vermesini sağlayacak şekilde cinsel durumunun yeniden yapılandırması amaçlanır.