Etiket: Sık

  • Çocuklarda bahar alerjisi,

    Kış mevsiminin bitmesiyle birlikte Mart ve Nisan aylarında baharın güzel günleri bizleri bekliyor. Bahar ayı hepimizin sevdiği aylar olmakla birlikte dikkat etmemiz gerekenler vardır. Bahar aylarında sıklıkla bahar yorgunluğu, grip, soğuk algınlığı, ishal gibi hastalıklar yanında alerjik hastalıkların belirtileri de kendini göstermektedir. Allerjik hastalıklardan ise alerjik nezle, göz allerjisi ve astım bahar ayının en önemli hastalıklarıdır.

    Bahar alerjisi nedir? Bahar ayları olan mart, nisan ve mayısta polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte burun kaşınması, hapşırma, nezle, burun tıkanması, gözlerde sulanma, kaşınma gibi alerjik nezle, göz alerjisi belirtilerinin görülmesine bahar.alerjisi denir.

    Bahar aylarında ayrıca sık sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri de görülebilmektedir. Çocuklarda genellikle alerjik nezle astımla birlikte görülür.Bahar alerjisi polen alerjisi olarak da bilinmektedir. Çünkü bahar alerjisinin asıl nedeni polenlerin olması nedeniyledir.

    Bahar alerjisinin belirtileri nelerdir?

    Bahar alerjisi bahar aylarında sık nezle, burun tıkanması, peşpeşe hapşırma, burunda kaşınma, damakta kaşıntı, kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri, gözlerde sulanma, kaşınma gibi göz alerjisi belirtileri, sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri bahar alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Bu belirtiler özellikle bahar aylarında oluyorsa bahar alerjisi mutlaka akla gelmelidir.

    Bahar alerjisi olan çocuklar kokulara çok hassastır. Bahar alerjisi gözde, burunda ve akciğerde hasarlar oluşturmaktadır. Bu nedenle burun, göz ve akciğerler aşırı hassastır. Kokulara da aşırı hassas olurlar. Bahar alerjisi olan çocuklar kokulara aşırı hassas oldukları için çamaşırların parfümsüz detarjanla yıkanması ve ev temizliğinde kokusuz ürünlerin kullanılması önemlidir.

    Bahar alerjisi yorgunluk yapar ve okul başarısını etkiler. Bahar alerjisi olan çocukların genellikle burunları tıkalı olduğu için uyku kaliteleri de bozulur. İyi bir uyku alamayan çocuklar ise gün boyu kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Bu da okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir.

    Bahar alerjisi belirtileri ne zaman başlar?

    Bahar alerjisi belirtileri Mart ayında başlar. Mart ayında ilk ortaya çıkan polenler ağaç polenleridir. Nisan Mayıs ayında ise ot polenleri kendini gösterir. Temmuz ayından ekim ayına kadar ise yabani ot polenleri kendini gösterir. Hangi polenin alerji yaptığının öğrenilmesi ne zaman önlem alınacağının öğrenilmesi açısından çok önemlidir.

    Bahar alerjisi teşhisi nasıl konulur?

    Bahar alerjisi belirtileri gösteren çocuklar “çocuk allerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı testler yapılmaktadır. Bu testlerden en önemlisi ciltten yapılan allerji testleridir.

    Doğru teknikle, doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına allerji testleri teşhis koydurmamaktadır. Çocuk alerji uzmanları tarafında çocuktaki belirtiler ile allerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulmalıdır.

    Alerji testleri kandan yaptırılabilir mi?

    Kandan allerji testleri çok doğru sonuç vermeyebilir. Ayrıca kandan yapılan testler pahalıdır. Bu sebepten en doğru sonucu ciltten yapılan allerji testleri verdiği için kan yerine ciltten yapılan allerji testleri tercih edlmektedir. Sadece ciltte problemi olan veya cilt testlerini etkileyen ilaç kullanan çocuklarda bu testi kandan yapmaya tercih etmekteyiz.

    Alerji testleri kaç yaşında yapılır?

    Allerji testleri yenidoğan döneminden itibaren yapılabilmekle birlikte polen allerjisi için alerji testi genellikle 2 yaşından sonra tercih edilmektedir. Bunun sebebi alerji gelişebilmesi için en az iki polen mevsimi ile karşı karşıya kalmak gerektiği içindir.

    Bahar alerjisi teşhisi neden önemlidir?

    Bahar alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabilir. Okul performansını çok etkiler. Allerjik nezleli her beş çocuktan birisi ilerde astıma ilerleyebilir. Bu sebepten teşhis önemlidir.

  • Alerjik rinit (nezle) nedir?

    Alerjenlere burun mukazasının alerjik reaksiyonu sonucu nezle, burun tıkanması, hapşırma, burun, göz, kulak ve boğaz kaşınması belirtileri ile kendini gösteren hastalıktır.

    Alerjik nezle belirtileri genellikle gribal enfeksiyon belirtileri ile karışır. Alerjik nezle belirtilerinin tekrarlayıcı olması nedeniyle gribal enfeksiyondan ayrılır. Alerjik nezlede ilave bir hastalık yoksa ateş olmaz. Peş peşe hapşırmaların olması da gribal enfeksiyondan ayırmada önemlidir. Özellikle polenlere alerjisi olan kişilerde alerjik nezle belirtileri bahar aylarında artar.

    Türkiye’de alerjik nezle sıklığı %3 ile 36 arasında değişmektedir. Alerjik nezle belirtileri varsa mutlaka çocuk alerji uzmanı tarafından incelenmelidir. Neye alerjinin olduğu bulunulmalı ve gerekli durumlarda alerji aşıları yapılmalıdır.

    Alerjik Nezle Sıklığı

    Alerjik nezle sıklığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artmaktadır. Alerjik nezle dünya nüfusunun %20 ile %40’ını etkilediği görülmektedir. Ülkemizde bugüne kadar yapılan çalışmalarda alerjik nezlenin sıklığı çocuklarda %2.9 ile %39.9 arasında olduğu görülmektedir. Son 10 yılda da sıklık giderek artmaktadır.

    Alerjik nezlenin dünyada sıklığının artışı hakkında birçok neden öne sürülmektedir. Çocuklarda batı tipi beslenmenin daha sık olması, fazla kilo alınması, hava kirliliği, hijyen gibi bir çok faktör üzerinde durulmaktadır.

    ALERJİK NEZLENİN BELİRTİLERİ

    – Alerjik nezlenin en önemli belirtileri sık tekrarlayan nezle (sulu ve bol), burun kaşıntısı, burun tıkanması ve ard arda en az 4-5 defa olan hapşırmadır.

    – Bu belirtilerin dışında kulak kaşıntısı, yumuşak damak ve boğazda kaşıntı, tat ve koku bozukluğu, sık sık burun kanaması olabilir.

    – Birlikte göz alerjisi varsa gözlerde sulanma, kaşınma da olabilir.

    – Geniz akıntısına bağlı öksürük, geniz akıntısının yutulması sonucu kusma, karın ağrısı ve iştah azalması gelişebilir.

    – Ayrıca kulakta sıvı birikmesi nedeniyle işitme azalması yapabilir.

    – Alerjik nezle enfeksiyonlara eğilim yarattığı için sık sık sinüzite neden olabilir.

    – Burun tıkanmasına bağlı ağız sürekli açık kalması nedeniyle sık boğaz enfeksiyonu gelişebilir. Geniz akıntısı geniz eti büyümesi yaparak horlamaya neden olabilir. Gerek geniz eti büyümesi gerek burun tıkanması nedeniyle uyku kalitesi bozulur. Genel bir yorgunluk ve bitkinlik hali vardır. Bunun sonucunda da iyi uyku alamayan çocuk okulda da başarısız olur. Ağzı açık kalan çocukta diş çürümesi de kolay gelişir.

    – Sınav süresince burnu tıkalı veya burnu devamlı akan, gözleri kaşınan bir çocuğun sınavda başarısı mutlaka etkilenir.

    – Alerjik nezleli çocukların alt göz kapakları altında deri renginde koyulaşma da görülür. Bu koyulaşmanın nedeni bu bölgedeki damar içindeki kanın birikmesi sonucu deri rengini koyulaştıran hemosiderin denilen pigmentin birikmesi nedeniyledir.

    – Burunun sık sık yukarı doğru silinmesi ile burun üstünde çizgilenme görülebilir. Burun kaşınması ve akıntı nedeniyle alerjik selam olarak bilinen burnun aşağıdan yukarı doğru silinme hareketi yapılır ki bu duruma “alerjik selam” denilir.

    – Burun üstünde cilt kızarık olabilir. Gözlerde kızarma, göz kapaklarında şişme görülebilir.

    – Burun içinde polip denilen şişlikler görülebilir. Bu de nefes almayı zorlaştırabilir. Polipler alerjik nezleli çocukların %5’inde görülür.

    – 6 aylık bebekte alerjik rinit bildirilmesine rağmen çoğunlukla klinik belirtilerin ortaya çıkmasından önce 2 veya daha fazla mevsim geçmesi gerekir. Bu nedenle genelde 2 yaşında büyük çocuklarda görülmektedir. Ancak alerjik nezle belirtileri olan 2 yaş altındaki çocuklar da alerjik nezle yönünden incelenebilir.

    – Ergenlik döneminde de tek başına alerjik nezle belirtilerinin görülmesi pik yapmaktadır.

    – Özellikle egzamalı bir çocukta peş peşe hapşırma, nezle ve gözlerde sulanma sık sık oluyorsa alerjik nezle yönünden araştırılmalıdır.

  • Narsisistik ve Borderline Kişilik Organizasyonları ile Psikodermatolojik Hastalıklar arasındaki ilişki

    Narsisistik ve Borderline Kişilik Organizasyonları ile Psikodermatolojik Hastalıklar arasındaki ilişki

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik bozuklukları; kişinin kendi kültürüne göre, beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, süreklilik arz eden bir iç yaşantılar ve davranışlar örüntüsüdür. Ergenlik ya da genç erişkinlik yıllarında başlar, zamanla kalıcı olur ve sıkıntıya ya da işlevsellikte bozulmaya yol açar. Herkeste çeşitli biçimlerde görülebilecek kişilik özelliklerinin, kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için, bunların esneklikten yoksun ve uyum bozucu olması, işlevsellikte belirgin bir bozulmaya ya da kişisel sıkıntıya neden olması gerekmektedir. Değişmeyen bu tutum ve davranış kalıpları şu alanlarda kendini gösterir: (1) Düşünce farklılıklarında (kişinin kendisini, başkalarını ve olayları yorumlama biçiminde); (2) Duygulanım farklılıklarında (duygusal tepkilerin görülme aralığı, yoğunluğu, değişkenliği ve uygunluğu); (3) İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan zorluklarda; (4) İtkilerini kontrol etmekte yaşanan zorluklarda.

    Narsisistik Kişilik Bozukluğu

    Narsisizm ve narsisistik kişilik organizasyonu ve bozukluğu, psikanalizin merkezi kavramlarından biridir. Patolojik anlamıyla narsisism ilişki yeteneğindeki bozulma , kendi benliğine duygusal yatırım yapma, diğerlerinin kendisi hakkındaki düşüncelerine karşı aşırı duyarlılık ve ilişki nesnelerine karşı empati yoksunluğu olarak kendini gösterir. Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6’dır. Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Mental aktivite, kendilik tasarımının yapısal bütünlüğünü, zamandaki sürekliliğini ve olumlu duygusal renklenmesini ayakta tutmaya yönelik olduğu ölçüde narsisistiktir. Özetle, kendilik saygısını kazanmaya ve sürdürmeye yönelik etkinlikleri, narsisistik olarak niteleriz. Bu tür etkinliklere duyulan ihtiyacın zorunluluğu ve sıklığı oranında da, narsisistik patolojinin ağırlığından söz edebiliriz. Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler). Nemli ve özel biri olduklarına kendilerini inandırabilmek için, başkalarının da öyle düşünmesini sağlamaya çalışırlar. Karşısındakini ne kadar etkileyebilirse, kendisini de değersiz biri olmadığına inandırabilir. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar. Başkalarını etkileyerek kendilerini değerli hissetme çabaları, insanların yokluğunda, yerini fantezilere bırakır. Dışarıdan gelecek olumlu yansımalar yoksa, bunun yerini hayaller alır. Bütün insanları etkileyecek, herkesin hayranlığını kazanacak ve çok tanınmış, tapılan bir insan olmalarını sağlayacak şeyler yaptıkları, çeşitli hayaller kurarlar. Kendilerini Nobel ödülü almış, konuşma yaparken, dünyanın en zeki, en yakışıklı insanı seçilmiş, bütün dünyayı kurtaracak bir kahramanlığı gerçekleştirmiş olarak hayal ederler. Bu hayallere, gerçekmiş gibi inanır ve kendilerini değersiz hissetmekten kurtulurlar. Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar. Çok beğenilmek isterler. Ancak başkalarının kendilerini beğendiklerini hissettiklerinde kendilerine saygı duyabildiklerinden dolayı, sürekli başkalarının beğenisini kazanmak için çabalarlar. Hiçbir şeyle gerçek anlamda ilgilenmez, daha çok beğenilebilmek için çok farklı etkinliklerle meşgul olurlar. Başkalarına göstermek için, her konuda bilgi sahibi olmak isterler. Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Birileri işlerini daha kolay yollardan hallediyorken, kuyruklarda beklemek, özel muamele görmemek, kendilerini değersiz hissettirdiğinden, kayrılacakları bir yaklaşım ve tedavi beklerler. Özel ya da ayrıcalıklı davranılmasını sağlamak için çaba gösterirler, beklentileri karşılanmadığında da öfkelenir ya da kendisine özel muamele yapmayan kişileri aşağılarlar. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanırlar. En başta kendisini iyi hissettirecek şekilde davranmalarını sağlamak olmak üzere, ilişkide bulundukları insanları kendi gereksinimleri ve amaçları doğrultusunda kullanırlar. İlişkide bulundukları insanlar, bu gereksinimleri karşılamamaya başlar veya onlara gereksinimi kalmazsa uzaklaşır, başka insanlar bulurlar. Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdirler. İnsan ilişkilerindeki en büyük zorluklarından biri empati yapma yeteneklerinin olmayışıdır. Kişiler arası ilişkilerinde benmerkezci, kendilerine dönük ve başkalarını sömürücüdürler. En büyük, eşsiz olmaları ile başkalarının ilgisine, sevgisine ve hayranlığına bağımlılıkları, çelişkili bir görünüm verir.6 Eşsiz oldukları inancı, başkalarına yakınlaşabilme, onlarla özdeşleşebilme, onlarla eşduyum yapabilme yetilerini ketler. İlişkide bulundukları nesnelerde bir tür ulaşılmazlık hissini oluştururlar. Onların sorunlarıyla, dertleriyle, gereksinimleri ile ilgilenmezler. İlişkide bulundukları insanların sadece kendisine karşı ne hissettiğine ilişkin duyguları ile ilgilenirler. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar. Bilinçli ya da bilinçsiz haset, dikkati çekecek kadar ön plandadır. Başka birinin iyi ve başarılı olması, kendi yetersizlik duygularını tetiklediği için rahatsızlık yaratır. Biri hakkında iyi bir şey söylendiğinde kendisini huzursuz hissederler. Buradaki korku, geride kalma, unutulma ve önemini yitirme korkusudur. Acilen, övülen, takdir edilen kişilerin küçümsenmesi çabasına girişirler. Çeşitli fırsatlarla, söz konusu kişilerin açıklarını yakalamaya ve teşhir etmeye çabalarlar. Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler. Kibir, uzaklık, soğukluk narsisistik yaralanmalara karşı bir savunma olarak, sık görülen bir durumdur. Başkalarından gelecek eleştirilere karşı bir savunma olarak, başkalarının fikirlerini önemsemediklerini baştan belli ederler. Eleştirilebilecekleri durumlarda kibirli ve uzak davranırlar.

    Borderline Kişilik Bozukluğu

    Borderline rahatsızlık, psikiyatrik bakış açısının başlangıçlarında şizofrenik rahatsızlıkların sınırında kabul edilmişti; sonrasında ise nevrozlar ve şizofreni arasında bir geçiş bölgesi olarak kavramsallaştırıldı. Özellikle de psikanalizdeki kabul bu yönde. Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile itkilerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar gösterirler. Terk edilme korkusu içinde yaşarlar. Sevgili veya eşlerinin ya da yakın arkadaşlarının kendilerini terk edeceğinden korkarlar ve terk edilmemek için, intihar tehditleri ya da girişimleri de dahil olmak üzere, çılgınca çabalar gösterirler. Suçluluk uyandırmak, duygu sömürüsü yapmak ya da borçlu bırakmak gibi yollarla insanları kontrol altında tutmaya çalışırlar. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişiler arası ilişkilere sahiptirler. Kendilerine iyi ve yakın davranan insanları çok çabuk yüceltir, çok çabuk yakınlaşırlar, ancak bir hayal kırıklığını takiben de çok uzaklaşır ve öfke duyarlar. Bazen bir ayrılma ya da öfke dönemini, yeniden aynı kişiyi yüceltme alabilirse de, genellikle çabuk uzaklaşma eğilimleri yüzünden sık arkadaş ve sevgili değiştirirler. Kimlik karmaşası olarak tanımlanan belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu vardır. Nasıl biri oldukları, nelerden hoşlandıkları, neleri önemsedikleri, gelecekle ilgili tasarıları, nasıl kişilerle arkadaş olmak istedikleri, nasıl yaşamak istedikleri konularındaki duygu ve düşünceleri sık ve kolaylıkla değişir. Çok kısa zamanlarda bir biriyle zıt arzu, istek, inanç ve düşüncelere sahip olabilirler. Kendine zarar verme olasılığı yüksek, en az iki alanda, dürtüsellik (örn. para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkı- nırcasına yemek yemek) gösterirler. Hızlı araba kullanma, rastgele ve ödeme zorluğu çekecekleri halde alışveriş yapma, rastgele, riskli olabilecek cinsel ilişkiler kurma, yemek yeme ya da içki içmeyi denetleyememe, kumar oynama, alkol veya madde kullanma gibi, çeşitli alanlarda denetimsiz, dürtüsel davranışlar gösterirler. Yineleyen, intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı gösterirler. Jiletle kollarını, göğsünü kesmek, üzerinde sigara söndürmek gibi çeşitli yollarla kendilerine fiziksel zararlar verirler. Bu davranışlar çoğunlukla yoğun can sıkıntısı, şiddetlenen ve baş edilemeyen boşluk duygusuna karşı yapılır. Öte yandan, başkalarının istediği gibi davranmasını sağlamak, ya da kendisini üzmüş oldukları için cezalandırmak amacıyla da kendine zarar verme, intihar etmekle tehdit etme ya da intihar girişiminde bulunma, sık görülür. Duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı, duygulanımda kararsızlık (afektif instabilite) vardır. Küçük olaylara bağlı olarak duygulanımları dramatik değişimler gösterir. Aniden büyük bir çöküntüye, yo- ğun bir sıkıntıya girebilir ya da öfkeye kapılabilirler. Çoğunlukla duygularını iyi tanımlayamaz ve kendilerini neyin böyle hissettirdiğinin farkında olmazlar. Sıklıkla öfke ve sıkıntıyı bir arada yaşarlar ve böylesi durumlarda kendilerine veya başkalarına zarar verici davranışlar gösterirler. Kendilerini sürekli olarak boşlukta hissederler. Kimlik bütünlüğünün, uzun süreli amaçların olmamasına bağlı bu durum, özellikle kendilerini iyi hissettirebilecek kişi ve ortamların yokluğunda belirgin hale gelir. 8Uygunsuz, yoğun öfke duyarlar ya da öfkelerini kontrol altında tutamazlar. Başka dürtülerini olduğu gibi, öfkelerini de kontrol etmekte güçlük çekerler. Öfke ile kaplanmış ego yıkıcı, zarar verici davranışları kontrol edip, engelleyemez. Stresle ilişkili, gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır disosiyatif belirtiler gösterirler. Özellikle terk edilme, nesne kaybı ya da dışlandıklarını hissettikleri durumlarda stresle ortaya çıkan, genellikle kendisine kötülük yapılacağı ya da düşmanlık yapıldığına ilişkin sanrılar ile disosiyatif belirtiler söz konusu olabilir. Bu belirtiler, nedenin anlaşılmasının sağlanması ya da kısa süreli, düşük doz ilaç uygulamasıyla düzelir.

    Psikodermatoloji

    Günümüzde, psikosomatik dermatoloji, dermatolojinin önemli ve vazgeçilmez bir bileşenidir. Deri (ten), ruhun aynasıdır. Dilimizde de deriye ait duygularımızı ileten onlarca deyim bulunmaktadır: “Tüylerim diken diken oldu”, “kaşıntı tuttu beni”, “kalın derili (yüzsüz)” vs. Deri ve beyin, embriyoda aynı germ yaprağından, ektodermden köken alır. Bu iki organın yaşamın ileri evrelerinde birbirlerini çeşitli şekillerde etkilemeleri birçok araştırmaya konu olmuş ve bu konuda çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar üç grup altında toplanabilir: 1- stres araştırmaları, 2- deri hastalıklarında analitik ve dinamik çalışmalar, 3- psikosomatik dermatolojik araştırmaların klinik değerlendirmesi ve tedavisi. Son yıllarda konunun önemini fark eden bazı ülkelerde bu iki bilimsel disiplinin birlikte çalıştığı psikodermatoloji bölümlerinde psikiyatri, dermatoloji doktorları ve psikologlar birlikte çalışmakta, hastaların tanı ve tedavi planları ortaklaşa düzenlenmektedir. Gerçekte psikiyatri ve dermatolojinin bu ortak çalışmasının birçok olguda bir gereklilik olduğu artık kabul edilmektedir. Böyle bir işbirliği, bir taraftan birincil rahatsızlığı psikiyatrik olmasına rağmen dermatolojiye başvuran ve doğrudan psikiyatriye başvuruyu reddeden olgularda tedavide başarı şansının artırılmasını ve hastaya psikiyatrik desteğin sağlanmasını hedeflerken, diğer taraftan birincil sorunu dermatolojik olan ve ikincil olarak psikiyatrik sorunlar geliştiren hastalarda dermatolojik tedavinin yanısıra psikiyatrik tedavi desteğinin sağlanması ile de hekim ve hasta açısından daha doyurucu ve bütüncül bir yaklaşım getirmektedir.

    Dermatolojik Tanıların Gruplanması

    En sık kullanılan sınıflamada hastalıklar üç gruba ayrılırlar:

    1. Psikosomatik Deri Hastalıkları: Neurodermitis, Psoriasis vulgaris, Kontaktdermatitis (Periorale Dermatitis), akne, urtikaria

    2. Psikiyatrik Deri Hastalıkları:

    2.a. Somatoform Rahatsızlıklar

    2.a.1. Konversiyon rahatsızlıkları : Lokal genital veya anal Pruritus, Erythema e pudore

    2.a.2. Farklılaşmamış somatoform rahatsızlıklar: Yaygın Pruritus (sine materia) ve Glossodynie

    2.a.3. Bedensel Dismorf Rahatsızlıklar

    2.a.4 Sosyal Fobiler: Eritrofobi

    2.b. Kronik Manipülatif Rahatsızlıklar

    2.b.1 Artefakte: Dermatkitis artefakte

    2.b.2 Simulasyonlar: Münchausen Sendromu

    2.b.3 Paraartefakte (Impuls Kontrolü rahatsızlıkları): Nevrotik Exkoriationen, kaşınma atakları, akne excorie, trikotilomani, onychophagie, onychotilomani, morcicatio buccarum, cheliditis factitia (ekzama), balinitis simplex

    2.b.4 Delirium sendromu: Dermatözdelirium

    3. Somatopsişik dermatöz rahatsızlıklar

    3.a Cilt kanserinde psikolojik/psişik değişimler (Melanom)

    Yöntem

    Araçlar

    Bu çalışmada, SKID 2 ve SCL-90 ölçeklerinin yanısıra, katılımcılara sosyo-demografik bilgileri içeren bir anket formu uygulanacaktır.

    SKID-2

    Narsisistik ve Borderline Kişilik organizasyonuna sahip kişileri seçmek için SKID-2 kullanılacaktır. 117 sorudan oluşmaktadır. Narsisistik boyutu ölçmek için 16; borderline boyutu ölçmek için 14 soru bulunmaktadır. Cevaplar “evet” ya da “hayır” şeklinde olmaktadır.Sadece uygulanan deneğin cevapları değil, testörün gözlemleri de belirleyici ve önemlidir. Testör , kendi izlenimine göre, uygulanan denek yerine “evet” yanıtını işaretleyebilir, çünkü tanısal kategoride “evet” yanıtları belirleyicidir. Uygulama ortalama olarak 75 dakika sürmektedir. Uluslararası çalışma grubu SKID 2’ye son şeklini 1996 yılında vermiştir.

    SCL-90

    Bireyde var olabilecek psikolojik semptomları ve bu semptomların düzeyini belirlemek için kullanılan bir ölçme aracıdır. 9 alt test ve 1 tane de ek skala olarak adlandırılan toplam 10 adet alt testten oluşmaktadır.17 yaş ve üzerindeki bireylere uygulanabilir. Bireysel ve grup olarak uygulanabilen bir ölçektir.Bireye 90 maddeden oluşan ve 5 dereceli likert tipi cevaplanan soru formu verilir ve formda yer alan yönergeye uyması istenir. Üniversitelerin psikoloji, psikolojk danışmanlık ve rehberlik bölümü mezunları ve psikiatrlar tarafından uygulanabilir. Uygulayıcının SCL-90 Belirti Tarama testini uygulaması için özel bir eğitim alması gerekmektedir.

    Denekler

    Çalışmaya, Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ne başvuran hastalardan, SKID-2 ve SCL-90 uygulamalarından narsisistik ve borderline kişilik organizasyonu tanısı alanlar arasından seçilen 120 kadın ve 120 erkek yetişkin (18 yaş ve üzeri) denek olarak katılacaklardır. Bu narsisistik ve borderline kişilik organizasyonuna sahip olan deneklerin, psikosomatik, psikiyatrik ve somatopsişik dermatoloji tanı gruplarından birine de dahil olması gerekmektedir. Her bir dermatoloji tanı grubuna 40 kadın ve 40 erkek deneğin düşmesi amaçlanmıştır. Eğitim ve diğer sosyodemografik özelliklerin eşit şekilde dağılım göstermesi amaçlanmamıştır.

    Uygulama

    Deneklerle yüzyüze görüşülerek kalem kağıt (soru cevap) testi uygulanacaktır. Her bir uygulama için 120 dakika planlanmıştır. Deneklerle, SKID 2 ve SCL 90 dışında, aile ve biyografi temelli bilgiler de alınacaktır görüşmelerde. Kimlik bilgileri istenmeyecek ve görüşmelere gönüllü katılım belgesi imzalatılacaktır.

    Araştırma Modeli

    Yapısal eşitlik modeli bu araştırmanın istatistiki analiz modelidir. Yapısal eşitlik modeli çalışmalarında, araştırmacının elinde teorik bir model vardır- narsisistik ve borderline kişilik organizasyonları ile dermatolojik 3 tanı grubu arasındaki ilişkiyi açıklama modeli-, ancak bu kez modelin temel işlevi bir dizi teorik yapı arasındaki neden sonuç ilişkilerinin açıklığa kavuşturulmasıdır-narsisistik ve borderline kişilik organizasyonları, dermatolojik 3 tanı grubunun da nedenlerinden birini oluşturmaktadırlar- . Ancak bu tür çalışmalarda da araştırmacı değişkenler arası ilişkilerin araştırılmasından önce söz konusu değişkenlerin meydana getirdiği ölçme model(ler)ini test etmek zorundadır. Bir başka deyişle, tıpkı doğrulayıcı faktör analizinde olduğu gibi, her bir değişkenin ölçme modelinin data tarafından doğrulanıp doğrulanmadığı test edildikten sonra, bu değişkenler arasındaki ilişkilerin teorik olarak tahmin edildiği gibi olup olmadığı sorusuna yanıt aranır. Literatürde tüm değişkenlerin ölçme modellerinin ayrı ayrı test edilmesinin yanı sıra, tüm değişkenlere ait ölçme modellerinin tek bir model içinde test edildiği de görülmektedir.

    N (Narsisistik Kiş. Org.) Psikosomatik Dermatolojik Rahat.

    B (Borderline Kiş. Org.) Psikiyatrik Dermatolojik Rahat.

    Somatopsişik Derm. Rahat.

     

    Hipotezler

    Bu çalışmada,

    1. Narsisistik kişilik organizasyonuna sahip hastaların, borderline kişilik organizasyonuna sahip hastalara göre, daha yoğun şekilde psikosomatik dermatolojik tanılara sahip olacağı ve narsisistik kişilik organizasyonunun psikosomatik dermatoloji tanılarıyla anlamlı düzeyde (r=0.05) ilişkili olduğu varsayılmaktadır. Özetle, narsisistik kişilik organizasyonu psikosomatik dermatolojik rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu iddia edilmektedir.

    2. Borderline kişilik organizasyonuna sahip hastaların, narsisistik kişilik organizasyonuna sahip hastalara göre, daha yoğun şekilde psikiyatrik dermatolojik tanılara sahip olacağı ve borderline kişilik organizasyonunun psikiyatrik dermatoloji tanılarıyla anlamlı düzeyde (r=0.05) ilişkili olduğu varsayılmaktadır. Özetle, borderline kişilik bozukluklarının psikiyatrik dermatolojik rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu iddia edilmektedir.

    3. Somatopsişik dermatöz rahatsızlıklarda, narsisistik veya borderline kişilik organizasyonuna sahip olmanın belirleyici olmadığı ve her iki kişilik grubunun da somatopsişik dermatolojiyle anlamlı düzeyde bir ilişkiye (r=0.05) sahip olacağı varsayılmaktadır.

  • Alerjı ve astım hastalarına önerıler

    Sigara kesinlikle içilmemelidir. Sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmak bile tek başına birçok ilaç tedavisinden bile daha faydalı olacaktır. Evinizde başka odada da olsa sigara içilmesine izin vermeyin. Sigara bilinen pek çok zararının yanında alerjik hastalıkların, özellikle astım hastalığının görülme sıklığını artırmaktadır.

    Yün ve tüyden yapılmış yatak, yorgan, yastık, halı gibi eşyaları kullanmayın. Bunları yatak odanızda bulundurmayın. Bu gibi eşyalar toz tutarak akar adı verilen bir tür böceğin çoğalmasını kolaylaştırır. Bu böcek ise alerji hastalarının şikayetlerinin artmasına neden olmaktadır. Yatak odalarında mümkün olduğu kadar az eşya bulundurun. Anti-alerjik çarşaf ve yastık kılıflarını kullanın.

    Evinizi, özellikle yatak odanızı sık sık havalandırın. Gözle görülür toz olmasa bile evin her bir tarafını sık sık elektrikli süpürge ile temizleyin. Kullandığınız elektrik süpürgesinin tozu torba yerine su içine toplama özelliği olmasını tercih edin. Hastayı temizlik anında odada tutmamaya dikkat edin.

    Nem ve sıcak ortam hem akarların, hem hamam böceklerinin hem de küf mantarlarının çoğalmasını kolaylaştırır. Bunlarda alerji hastalarının şikayetlerini artırır. Bu nedenle evinizin rutubetsiz olmasına dikkat edin.

    Evinizde tüylü ve kürklü hayvanları(kedi, köpek, kuş gibi) beslemeyin.

    Kokular, özellikle parfüm, oje, boya gibi kimyasal maddelerin kokuları alerji hastalarını çok rahatsız eder. Bu nedenle bu tür kokulardan uzak durun.

    Hava kirliliği ve egzoz gazları da hastalığınızı alevlendirebilir. Bu nedenle, hava kirliliğinin arttığı zamanlarda dışarı çıkmamaya özen gösterin.

    Beslenmenizde mümkün olduğu kadar taze, doğal besinleri tercih edin. Katkı maddesi ve boya içeren şekerleme, sakız, hazır meyve suları ve benzeri hazır yiyecekleri yememeye özen gösterin.

    Alerjik hastalıklar ancak düzenli olarak tedavi edildiklerinde düzelebilen ve tekrarlama özelliği olan hastalıklardır. Bu nedenle iyi bile olsanız doktorunuza danışmadan ilaçlarınızı aksatmayın.

    Alerjik hastalıkların tüm dünyada yaygındır. Bu nedenle çok çeşitli tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Bunların önemli bir kısmı bilimsel değeri olmayan tedavilerdir. Bu nedenle mağarada bulunma, bıldırcın yumurtası, polen gibi etkinliği olmayan alternatif tedavi yöntemlerine itibar etmeyin. Günümüzde bu türlü tedavi yöntemlerine hiç gerek kalmadan çağdaş ve bilimsel yöntemlerle hastalığınızdan kurtulmanız mümkündür.

    Diğer birçok hastalık gibi alerjik hastalıklarda ancak hasta doktor işbirliği ile düzelebilecek hastalıklardır. Tedavi uzun sürse de bu tür hastalıkların önemli bir kısmı günümüzün tedavi yöntemleri ile iyileştirilebilirler. Her türlü sorundan doktorunuzu haberdar edin ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.

  • Çocuk astımında tanı nasıl konulur?

    Çocukluk döneminde, özellikle ilk iki-üç yaşta astım tanısı koymak güç olabilir.Çünkü bu yaşlarda hem viral solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık, hem de bronşların yapısal özellikleri nedeniyle hışıltının kolay gelişebilir.

    Bu yaşta astım tanısını destekleyecek bir laboratuar yöntemi de yoktur. Örneğin astım tanısı koymada çok önemli bir yere sahip olan solunum fonksiyon testlerini 6-7 yaşından önce güvenli bir şekilde yapmak olası değildir. Üstelik 3 yaşından önceki çocuklarda çok sık olarak hışıltıya neden olan bronşiyolit, ya da viral enfeksiyonlar tanıda zorluk yaratabilir. 3 yaşından küçük çocuklar için Martinez ve arkadaşlarının tanımladığı ölçülere bakarak karar vermek hata oranını büyük ölçüde düşürebilir.

    Bu indekse göre, hışıltıyla birlikte bir majör ya da iki minör ölçütün bulunması astım açısından risk oluşturmaktadır. Eğer ilk iki yaşta hışıltı sayısı 3’den azsa, bu durum astım şüphesi uyandırmaktadır. Ancak 3 ya da 3’den fazla hışıltı atağı olması durumunda, bu ölçütler astımı daha güçlü bir şekilde öngörmemize yardımcı olurlar.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE

    Okul öncesi dönemde astım tanısı koyarken hem bir takım risk faktörlerinin varlığını göz önünde bulundurmak ve hem de astım için bazı tipik bulguların varlığını sorgulamak gerekir. Bir yandan da astım ile karışabilecek bazı hastalıklar ayırt edilmeye çalışılmalıdır. Ayrıca, astımla birlikte bulunabilecek hastalıklar da dikkatle araştırılmalıdırlar.

    Yaşamının ilk 3 yılında, çocukların önemli bir kısmı bir-iki kez hışıltılı bir hastalık geçirebilirler. Bu semptomların yineleyici olması ve özellikle de 3 yaşından sonra da devam etmesi astım lehine bir bulgudur.Semptomların gece kötüleşmesi astımlarda sık görülen bir bulgudur, ancak gastroözofageal reflü ve adenoid hiperplazisine bağlı olarak da gece öksürüklerin olabileceği unutulmamalıdır.

    TETİKLEYİCİLER

    Ailelerin viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra çocukların “göğsüne indiği” söylemleri, bu enfeksiyonları takiben uzun süreli öksürüklerin ve hışıltıların olması astım açısından anlamlıdır. Uzayan ateşsiz, kuru veya, eforla ortaya çıkan öksürükler, astım açısından dikkat çekicidir. Beraberinde hapşırık, su gibi burun akıntısı ve burun kaşıntısı da varsa, bu durum, astıma eşlik eden alerjik rinit için uyarıcı olmalıdır bazı atipik olgular yineleyen krup atakları öyküsü ile de gelebilir. Astımlı çocukların genellikle boya, cila, deterjan, parfüm ve sigara kokusu gibi keskin kokulu iritanlara maruziyeti sonrası öksürmeleri, bronşiyal hiperreaktiviteye işaret eder ve sıklıkla astım için uyarıcı bir bulgudur. Bazen de tetik çekici olan bir aeroallerjen söz konusudur.

    Semptomların mevsimsel değişkenlik göstermesine de astımda sık rastlanır. Ağaç poleni alerjileri ilkbaharda, ot polenleri yazın, küf mantarları ise sonbaharda semptomları tetiklerken, ev tozu akarları ve hayvan tüyleri yıl boyu astım belirtilerine yol açabilirler. Bronkodilatatör ve/veya antienflamatuar tedaviye iyi yanıt alınması da astım tanısını destekleyen bir bulgudur.

    Bunların aksine, bazı özellikler bizi astım tanısından uzaklaştırmalıdır. Örneğin daha yenidoğan döneminden itibaren başlayan alt solunum yolu bulguları, ateşin eşlik ettiği öksürükler, bol balgam çıkarma, gelişme geriliği, kusma ile giden öksürük atakları, akciğer grafisinde infiltrasyonların varlığı, solunum sisteminde veya solunum sistemi dışında sık olarak ortaya çıkan enfeksiyonlar ve astım tedavisine iyi yanıt alınamaması bizi astım tanısından uzaklaştırmalıdır.

    FONKSİYON TESTLERİ ÖNEMLİ

    Muayenede akciğerlerde sibilan-ronflan ve bazen de sukrepitan rallerin duyulması, ekspiryum uzamasının eşlik ettiği bir hışıltı son derecede tipiktir. Bununla birlikte ağır bir nöbet sırasında sessiz akciğerin olabileceği de unutulmamalıdır

    Akciğer grafilerinde sıklıkla iki taraflı havalanma artışı görülür. Alerji ile ilişkili olgularda, artmış eozinofiller,yüksek IgE değerleri, pozitif spesifik IgE ya da deri prick testleri tipiktir. Bunun dışında soluk havasında nitrik oksit ölçümü ya da başka biyomarkerlarin değerlendirilmesi günümüzde rutin olarak kullanılabilen iyi standardize edilmiş yöntemler değildir.

    Astım tanısı koymada en fazla yardımcı olacak testler solunum fonksiyon testleridir. Okul çağından itibaren yapılabilmesi mümkün olan bu testlerde, FEV1 değerlerinin %80’den düşük olması tipiktir. Bir beta 2 mimetik ile FEV1 değerinde % 15’den fazla düzelme saptanması astımı destekleyen en değerli yardımcı laboratuar bulgusudur. FEEF 25-75 değerlerinin düşük olması da, bu ölçümün tarama resti olarak kullanılmasını sağlamaktadır.

    Bütün gelişmelere karşın günümüzde astım tanısı koyduracak en iyi yöntem, halâ iyi bir anamnez, aile öyküsü ve atak sırasında yapılacak bir fizik muayenedir.

  • Çocuklarda endoskopi ile yabancı cisim çıkarılması

    Çocuklarda endoskopi ile yabancı cisim çıkarılması

    Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Çocuklarda yabancı cisim yutma, 1 yaşın altındaki çocuklarda ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer almaktadır.

    Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır. Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Temizlikte kullanılan kireç çözücü, deterjan, yumuşatıcı gibi sıvı yabancı cisimler içerdikleri asidik ya da bazik madde oranına göre yemek borusu ve midede hasar yapabilir ya da zehirlenmelere yol açarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı ise yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimler genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında ya da ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde takılabilirler. Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.

    Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde; yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

    Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastanın hastane koşullarında yemek borusu ve midesi endoskopi aleti ile incelenir ve yabancı cisim çıkarılır. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda yada sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.

  • Neden Terapiye Gideyim?

    Neden Terapiye Gideyim?

    Terapiye yönelik düşünceler günümüzde değişmeye başlasa da çevremizden çok sık duyduğumuz cümleler devamlılığını sürdürmektedir. Psikolog ne yapacak ki? Konuşunca sıkıntılarım nasıl geçecek? Psikolog bana benim bilmediğim ne söyleyebilir? Ben deli miyim, sen git psikologa vb. Bu tarz düşüncelerin yaygınlığı ise sıkıntı yaşayan kişilerin çözüm bulma motivasyonunu kırmaya devam etmektedir. Kimi zaman ise bu söylemlere rağmen terapiste gitmeye karar veren kişiler, terapi eğitimleri olmayan insanlara baş vurabilmekte ve yaşadığı tatsız tecrübelerin yarattığı hayal kırıklığı sebebiyle terapinin bir işe yaramadığı inancı daha da güçlenmektedir. Bu durum yaşanılan sıkıntıdan kurtulmanın mümkün olmadığına dair düşüncelerin artmasına sebep olmakta ve dolayısıyla da problem yaşayan kişilerin çaresizlik hissinin artarak devam etmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte terapistin elinde sihirli bir değnek olması hayali ve böyle bir şeyin olamayacağına dair inançlar arasında sıkışıp kalırız.

    Peki neden artık sorunlarımızı kendimiz çözemez hale geliriz?

    Sorunları çözmekte zorluk yaşamak aslında ruhsal olarak artık bir çözüm bulma ihtiyacımızdan kaynaklanır. Fizyolojik ve ruhsal sistemlerimiz her zaman bizi korumak için uğraşır. Fakat yetemediği, aşırı yüklenme olduğu durumlarda sinyaller vererek artık bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğini göstermeye çalışır. Daha önce verdiği ufak sinyalleri büyük ihtimalle fark etmemiş veya görmezden gelmişizdir. Bu sebeple sinyaller daha rahatsız edici, çözmek için çabalanmasını gerektirecek kadar büyük olur. Kaldı ki sorunlar onu yaratan düşünce sistemi içerisinde ve onu yaratan ortam içerisinde çözülemezler. Terapiye başlayan kişi önce zihninde problemin ne olduğunu netleştirir ve bu problemin nasıl geliştiğini fark eder. Seanslarda bilinçsizce uzak durduğu ve farkında olamadığı veya görmek istemediği, hayatında sıkıntı yaratan davranış kalıplarının nedenleri ile ilgili bağlantıları kurmaya başlar. Tabi ki terapi eğitimi olan uzmanlarla çalışmanız hayal kırıklığı yaşamamanız ve motivasyonunuzun kırılmaması açısından önemlidir.

    Bilinmesi gereken en önemli şey terapi bir kere gidip bütün sorunların ortadan kaldıran bir yöntem değildir, terapistin bir sözüyle veya inanılmaz çözüm becerisiyle sorun ortadan kalkamaz. Terapistiniz bu süreçte, sorunu yaratan sistemin içerisinden çıkmanızda size yardımcı olur. Sorunu yaratan bu düşünce sisteminin ve dolayısıyla davranış sisteminin değişmesi elbette zaman alacaktır ve kişinin hızına göre değişkenlik gösterecektir. Hepimiz biliyoruz ki bazen yapmamız gereken şeyi bilmemize rağmen, harekete geçmemiz zaman alır. Terapi, değişimi engelleyen bu sebeplerinizi fark etmeniz ve değiştirmenizde güçlü bir araçtır. Hepimizin yaraları vardır ve kendi kendimize bunları çözmemiz pek mümkün değildir. Bunun sebebi halledebilecek güçte olmamamız değil, sorunun ana kaynağını çok eskiden oluştuğu için farkına varamamamızdandır.

    Bu nedenle terapi aslında özgürleşmemizi sağlayan bir araçtır. Yaşadığımız sıkıntıları terapistimiz değil, biz çözeriz. Ancak çözebilmek için önce görmeli ve fark etmeliyiz.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    sınav kaygısı: Bireyin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sonucunda öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmaması ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı durumudur. Bu durum kişinin sınava hazırlanmaya başladığı dönemde de başlayacağı gibi, sınava yakın dönemlerde de ortaya çıkabilmektedir.

    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir… ,

    Bu durum çoğu zaman sadece öğrenciyi etkilemekle kalmamakta aynı zamanda aileyi de etkilemektedir.

    Öğrenci ve aileyle yapılan görüşmlerle sınava bbakış açıları yeniden ele alınarak daha vverimli bir sınava hazırlık ve sınav süreci yaşanması hedeflenir.

    stresle baş etme: stres dönemleri hayatın her evresinde olan daha çok yaşadığımız olaylara değilde olayları yorumlama şeklimize bağlı olarak hayatımızı etkileyen süreçlerdir. Çoğu zaman ilerlemek ve hayat dair birşeyler yapmak ve sorunları aşmak için motive edici özelliği olmakla birlikte aşırı olduğu zaman kişinin baş etme becerilerini engelleyen bir durum da olmaktadır. Bu gibi aşırı durmlarda alınacak profosyonel yardımlarla kişinin stresli dönemleri daha rahat atlatması ve oluşacak olumsuzlukların önüne geçilmesi sağlanır.

    evlilik ve boşanma: evlilik kişilerin hayatlarında yaşadıkları önemli süreçlerden birisidir. Çünkü roller , hayata dair beklentirlerin ben olmaktan çıkıp biz olduğu bir sürece girilmektedir. Kişiler bu sürece uyum sağlayamadıklarında da sorunlarla karşılaşabilmekte ve hatta bu sorunları giderebilmek adına evliliklerine son verebilmektedirler. Her iki süreçte bazen kişler için yıpratıcı olmaktadır. Bu dönemlerde alınacak karaların sağlıklı verilmesi için alınacak danışmaklık kişilerin bu süreci daha sağlıklık bir şekilde atlatmasına yardımcı olmaktadır.

    ergen sorunları: hem çocuklarımızı hem de ailelerini yakından ilgilendiren bir dönem. Ergenlik kişinin çocukluktan , anne babaya bağımlı olduğu dönemlerden yetişkin olmaya , ayrı bir birey olmaya geçiş süreci olup kişinin ikinci doğumu olarak ta görülebilir. Yetişkinlikte yaşanacak süreçlerin temelinin oluştuğu dönemdir. Kimi zaman sancılı geçen bu süreçte hem ergene hem de aileye verilecek danışmanlık onların bu süreçleri daha bilinçli, farkında olarak ve sağlıklı geçirmelerine yardımcı olmaktadır.

    Terapiler: Terapilerle kişilerin günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlar , bu sorunlara karşı geliştirdikleri çözüm yöntemleri ve sonuçları ele alınarak, kişinin ruhsal durmuna etki eden olumsuzlkar düzenlenmeye çalışıkır. Gerekl aile , gerek ilişki gerekse yaşama karşı bireysel olarak hissedilen zorluklar anlamlandırılır ve bbu durumlar karşısında kişinin farkındalığı arttırlır. Olayları algılamma yorumlama ve tepkilerinin nneden ve sonuçalrının farkına varması sağlanır.

    bireysel psikoterapi : kişinin kendisini daha iyi tanımasına , sorunlara karşı dahah etkili çözümmler geliştirmesine , önemli karakalar alaıbilme becerisi artırılarak zorlukların üsteisnden gelmesi sağlanır

    cinsel terapi: çiftlerle yapılan görüşme ile sağlıklı bir cinsel yaşantı ve cinselliğe bakış yeniden yapılandırılırken, davranışçı ödevlerle sorun olan alanlar düzeltilmeye çalışılır.

    evlilik ve çift terapileri: ilişkler tek taraflı olmayıp her zaman sorun yaşanma ihtimalleri yüksel olan yaşam denneyimlerimizdir . bura da önemliolan sorunların olup olmammamsı değil sorunlar kaşısında kişilerin göstredikleri tepkiler ve rollerinin ilişkiyi yaşayanlar tarafındann fark edilmesidir.

    aile terapisi: aileyi oluşturan bireylerinetkileşimlerinde yaşadıkları sorunların çözümlendiği terapi süreçleridir. Aynı zamanda psikolojik bir rahatsızlık tespit edilen bireye aile içi dengelerin düzenlenmesi yolu ile de yardımcı olunduğu bir süreçtir.

    Hastalıklar:

    Cinsel işlev bozuklukları:

    Vajinismus: Halk arasında ilk gece korkusu olarak ta bilinen vajinismus, bayanların cinsel birleşme sırasında aşırı korku yaşaması sonucu vajinanın grişindeki kaslarda kasılma olması ve bu kasılmaya bağlı ilişkiye girememe yada çok ağrılı ilişki olması durumudur. Korkunun altında yatan vajinanın penis için küçük olduğu ve ilişkiye gireceği zaman canının çok yanacağı, vajinada yırtılma olacağı gibi baş edemeyeceği bir durumla karşı karşıya kalma düşüncesidir. Bu kaygı okadar şiddetli olur ki çoğu zaman partneri itme veya aşırı kasılma olur. Kasılma vajina girişinde olabileceği gibi tüm vücudu kapsayacak şekilde de olabilir. İlişkiye girememe bir süre sonra eşte sertleşme sorunları ve isteksizliğe neden olabilir. Bunun bir rahatsızlık olduğunu bilmeyen çiftler karşılkılı yetersizlik duygusu ile sık sık çatışmalar yaşayabilirler. Ailelerin çocuk beklentisi, çiftlerin iyi eş olma beklentileri çiftler üzerinde baskı oluşturdukça kaygı seviyesi daha da artabilmektedir. Doğru uzman ve duğru davranışçı terapi ile %100 tedavi şansı olan bir durum olmakla birlikte yanlış yaklaşımlar evliliğin sonlanması ile sonuçlabilmektedir.

    Ereksiyon problemi: ilişkiye girmeye yetecek düzeyde sertleşmenin sağlanamaması erektil disfonksiyon olarak tanımlanmaktadır. Ereksiyon erkeğin yeterli uyarılması sonucu oluşan fizyolojik bir süreçtir. Bu süreci bozan birçok faktör sertleşmeyi engeller. Yorgunluk, isteksizlik, aşırı heyecan , gibi durumlarda normal olarak etkilenen sertleşme, kişinin başarısız olacağım düşüncesi eklendiğinde kaygıya sebeb olur ve kişi uyarılamadığı için sertleşemez. Bu durumda ilaç kullanmadan sadece terapi ile çözümlenen bir durumdur. Kişinin dikkatinin kygıdan uzaklaştırılıp onu uyaranlara yönlendirilmesi hedeflenir.

    Erken boşalma: erkeğin ilişki hemen başında isteği dışında boşalmasına engel olamamsı, cinsel birleşme olmadan önce veya olduktan çok kısa bir sürede boşalması durumunu tanımlamaktadır. Boşalma süresi öğrenilen bir süreçtir. Kişi kendisini boşalma eşiğine getirecek uyaranlara sık ve hızlı bir şekilde kendisini maruz bırakarak öğrendiği boşalma süreci ilşkiyede yansıdığında bu sorunla karşı karşıya kalınmaktadır. Tedavide günümüzde antidepresanların yan etkilerinden faydalanılmaya çalışılsa da bu çoğu zaman yetersiz olmakta, yeterli olsada ilaç alınmadığında etki göstermemektedir. Boşalma eşiğine getiren uyaranların tespiti bunlara maruz kalma yoğunluğunu azaltmaya yardımcı davranışçı ödevlerle boşalma kontrolünün sağlanması tedavinin hedefidir. Bunun için uzman bir cinsel terapisten yardım alınmalıdır.

    Duygudurum bozuklukları:

    Depresyon: ne yazık ki günümüzde sıkça ogünkü ruh halimzin kötülüğünü anlatmak için kullandığımız bir kelime olan depresyon (depresif ruh Hali) hastalık boyutun da insanın kendisini mutsuz, üzgün hissettiği, geleceğe dair ümitsizlik düşüncelerinin arttığı, kendiyle ilgili değersizlik düşüncelerinin oluştuğu bir süreçtir. Tabiki her üzüntü ve mutsuzluk depresyon olarak tanımlanmamaktadır. Geçici üzüntü halleri de dönem dönem yaşanabilmekte olup depresyon dediğimiz rahatsızlıktan bahsedebilmemeiz için bu duyguların kişide uzun süreli yaşanıyor olması ve kişinin günlük hayatını etkileyecek , diğer insanlarla olan ilişkisini, çalışma hayatını, öz bakımını etkileyebilecek düzeyde olması durummuna depresyon hastalığı diyoruz. Depresif bozuk doğru tanı ve doğru ilaç ve terapilerle tedavisi ola bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği taktirdi, ciddi kayıplara hatta intiharla sonuçlanan ölümlere neden olabilmektedir. Ve şu anda dünyada en sık rastlanılan hastalıklarda birsidir,

    bipolar bozukluk: içinde depresyon , mani ve normal dönem olmak üzere üç dönemi de içerebilen, ve bu dönemleri döngüler halinde yaşayan bir hastalıktır. Bazen aşırı çökkün durgun isteksiz olunan depresyon dönemleri yaşarken bazen de bunun tam tersi aşırı hareketlilik ve enrji halini içeren manik dönemler yaşanabilmekte bazen de her ikisinin olmadığı normal olarak tanımlanan süreçler yaşabilinmektedir. Genektik yatkınlığın çok olduğu bir hastalık olup, manik dönemler ve depresif dönemler hastane de yatmayı gerektirecek kadar ciddi olabilmektedir. Mutlaka ilaç tedavisi gerekmekte olup aile desteği de çok önemlidir. Hasta hastalığı hakkunda bilinçlilik kazanırsa hastalık dönemleri önceden tespit edilip daha hafif atlatması sağlanabilir.

    Anksiyete bozuklukları:

    panik bozukluk: Kişinin kendisine kötü bir şey olacağı ve bu durumla baş edemeyeceği endişesi yaşadığı tekrarlayan ataklarla seyreden bir rahatsızlık. Günümüzde çok sık karşılaştığımız ve sıklığı giderek artan bir rahatsızlık. Atakların sıklığı ve süreleri kişiden kişiye değişmekte olup, genellikle kalp krizi geçirme, düşüp bayılma, delirme çıldırma, beyin kanaması geçirme gibi düşünsel endişelerle birlikte çarpıntı, nefes darlığı ateş basma , mide bulantısı, uyuşma karıncalanma, baş dönmesi gibi beden belirtileri yaşanmaktadır. Bu ataklar çok korkutucu düzeyde olup genelde kişiler hastane acillerine başvurmakta, yalnız başlarına kalamamakta ya da belirtileri kontrol edemeyecekleri aşırı kalabalı ortamlara girememektedirler. Yaşam kalitesi bozan bu belirtiler tedavi edilmediğinde kişide ümitsizlik ve karamsarlık gibi depresyon belirtilerine de neden olabilmektedirler. Panik bozukluk hiçbir zaman kişinin delirmesine, kalp krizine ya da beyin kanamasına sebep olmamaktadır. Ve doğru tanı ve tedavi ve terapi süreçleri ile çözümü olan bir hastalıktır.

    sosyal fobi: kişinin diğer insanlarla etkileşiminde, iletişimdeaşırı kaygı duyması ve bu kaygı ile kendisini geri çekerek iletişimini azaltması ile kendisini gösteren bir rahatsızlıktır. Kendisine güven azlığı ve diğer insanların kendisi ile ilgili olumsuz yorumlarda bulunacağı düşüncesi kişin iletişimde veya performans göstermesi gereken durumlarda aşırı kaygı duyarak geri çekilmesine neden olmaktadır. Bu durumlarla karşı karşıya kaldığında çarpıntı, ateş basması, terleme, ağız kuruması titreme gibi kaygı belirtileri yaşanması, bir daha bu durumla karşı karşıya kalındığında kaçma davranışının temelini oluşturmaktadır. Kişi kaygı yaşayacağı durumlardan kaçındıkça sorun yaşamaz ama sosyelleşme ve kendisini ifade etmeme yakın çevresine aşırı bağımlılığı ve onlara karşı öfke patlamalrı yaşamasına neden olabilir. Tedavisinde amaç ilaçlarla kaygıları kısmen azaltılarak kaçındığı davranışları yapaması sağlamakla birlikte asıl önemli olan terapi süreci ile düşünce yapıları üzerinde çalışılması ve kaçındığı davranışların üzerine giderek yeni olumlu düşünce kalpıları oluşması sağlanmasıdır.

    yaygın anksiyete bozukluğu: kaygı belirtilerinin gün içinde hemen hemen birçok olaya karşı yaşandığı, kişinin günlük işler ve aktivitelerle ilgili sürekli olumsuz sonuçlar düşünmesi ve bundan dolayıda kaygı yaşaması halidir. Bir yola çıkılması, alışveriş, misafir ağırlanması, yoldan gelecek bir yakının beklenmesi, doktora gidilmesi ve benzeri birçok olayın sonucunda kötü bir sonuçla karşılaşılacağı düşüncesini takşip eden aşırı heyecan sürekli kontrol etme isteği ve ya o işi yapmak istememe gibi durumlar görülebilir. Kaygının bu kadara aşır ve yayagın oluşu kişinin bir süre sonra yaşamdan keyif almamasına da sebeb olur. Bu durmun tedavisinde de diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi ilaç teddavisinin yanı sıra terapi yaklaşımı şarttır, aksi taktirde hastalığı tekraralama ihtimali vardır.

    travma sonrası stres bozukluğu: travma tanımı burada kişinin ruhsal yapısında ciddi tehdit algısı oluşturacak bir olay olarak tanımlanmaktadır. Doğal afetler, yaşamı tehdir edebilecek kazalar, kavga veya saldırı durumları, savaşlar, cinsel yada fiziksel saldırı, işkence cinsel taciz ve istismarlar travma olarak tanımlanmaktadır. Olayın travma olarak tanımlanması için kişinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma,kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması ve bu olay karşısında aşırı korku,çaresizlik ya da dehşete düşme tepkileri vermiş olması gerekir. Kişi travmatik olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayla ilgili kabus veya sıkıntı verici rüyalar görür, bazen olayı yeniden yaşıyor gibi hisseder, olayı hatırlatan durumlarla karşılaştıgında yoğun psikolojik sıkıntı duyar ve fiziksel tepkiler yaşar. Ayrıca olayla ilgili düşünce,duygu ve konuşmalardan kaçınmak için özel çaba sarfetmesi, olayı hatırlatan etkinlik,durum ve kişilerden kaçınması, olayın bazı bölümlerini hatırlayamaması, duygularında donukluk, insanlardan uzaklaşma ya da yabancılaşma hissetmesi, daha önce sevdiği etkinliklere karşı ilgisinde azalma olması ve bir geleceği kalmadığı duygusunu yaşaması da gözlemlenir. Uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede güçlük çekmesi, çabuk sinirlenme hali ve öfke patlamaları yaşaması, kendini sürekli tetikte hissetmesi, aşırı irkilme tepkileri vermesi, yoğunlaşma ve dikkat güçlükleri yaşaması da aşırı uyarılmışlık sınucu görülür. Bütün bu belirtilere, suçluluk duyguları, kişilerarası ilişkilerde bozulma, duygulanımda iniş çıkışlar, kendi kendine zarar veren davranışlar, bedensel yakınmalar, utanç,umutsuzluk,değersizlik duyguları, toplumdan uzaklaşma gibi belirtiler de eşlik edebilir. Tedavisinde terapiler , EMDR ve ilaç tedavileri , uygulanmakla birlikte en etkili yöntem terapi ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılmasıdır.

    obssesif kompulsif bozukluk: halk dilinde takıntı, ves vese olarakta tanımlanana obssesyon kişinin saçma olduğunu bildiği halde aklından atakamadığı düşüncelri tanımlar. Kompülsyon yani zorlantı ise bu düşüncelerden kurtulmak için yaptığı tekrarlayıcı davranışları tanımlar. Obsesyonlar yani ves veseler değişik konularda olabilmeklle birlikte en sık olarak temizlik, düzen, kontrol etme şeklinde görülür. Takınıtlar ve zorlayıcı davranışlar kişini gün içerinde çok fazla vaktini almaktadır ve günlük haytaını götürmekte ve kişler arası ilişklerinde sorunlar oluşmasına neden olmaktadır. Kendisi dışında çevresindkilerinde bu takıntılara uyması için çevresiyle sık sık çatışan vakalar da görülmektedir. Sırf takıntıları yüzünden başkalarına misafirliğe gidemeyen, misafir ağırlayamayan veya ev işlerini yetiştiremediği için sosyal hayatını devam ettiremeyen durumlar gözlemlenebilmektedir. Ruhsal yapıda ciddi zorlanmaya nneden olan bu hastalığı tedavisinde ilaçlarla azaltılan kaygı ile birlikte önemli olan davranışsal terapi yöntemleri ile tekrarlayıcı davranışlar azaltılarak kaygını ortadan kaldırılmasıdır.

    Psikotik bozukluklar:

    Şizofreni: Kişinin gerçeği değerlendirmesinin bozulduğu, olmayan durumları algıladığı ve bunlara inanarak o çerçevede yaşamını şekillendirdiği bir hastalıktır. Kuşku ve şüpheler içinde beyin olaylarla ilgi olduğundan farklı senaryolar kurar ve bu senaryolara göre davranır. Takip edilme , kötülük görme , kendisine komplo kurulduğu gibi düşünceler oluşabilmektedir. Ayrıca sesler duyma, görüntüler görme, koku alma, bedensel diğer duyular gibi olmayan duyu algıları da oluşur. Süreğen bir rahatsızlık olup kişinin günlük hayatını sürdürmesine engel olacak düzeyde ciddi belirtilerle seyreder. Kronik bir hastalık olup tedavisinde ilaçların çok önemli yeri vardır. İlaç tedavisi ile günlük yaşantısını sürdürebilir hale gelebilen hastalar olmaktadır. Akut dönemde EKT tedavisi de ciddi belirtilerin hızla toparlamasına yardımcı olabilir. Hastanın ve ailenin hekimle iyi iletişim içerinde olması, hekime duyulan güven, hastalıkla ilgili bilgilendirme ve tutum önerileri ile hastanın tedavisi sürdürmesi de önemli bir yaklaşımdır.

    kısa psikotik atak: şizofreni hastalığında görülen belirtilere benzer belirtilerle seyreden ama belirtilerin 1 aydan daha kısa sürdüğü ataklardır. Çoğunlukla olumsuz bazen de olumlu aşırı baskı yaratan süreçlerin arkasından gözlemlenir. Belirtiler 1 aydan uzun sürmediğinde bu tanı konulabildiği için tanı daha çok takiple karar verilir. İlaç tedavisi ile başlanan tedaviye durumu düzelmesi ile birlikte kişinin sters durumlarıyla baş etmesini güçlendirecek görüşmelerle devam edilir.

    şizoaffektif bozukluk: şizofreni ve bipolar bozukluk belirtilerinin birlikte gözlemlendiği bir hastalıktır. Düşünce ve algı bozukluklarının sürekli olup arada depresif ve manik atakların yaşanmaktadır. Günlük hayatı ciddi düzeyde etkileyen bir rahatsızlık olup ilaç tedavisi gerektiren bir durumdur.

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarına yaklaşım

    İdrar yolları enfeksiyonları çocukluk çağında, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen sağlık problemidir. Her iki cinste..

    ve her yaş grubu çocukta sıklıkla rastlanabilen bu şikayetler, zamanında belirlenip gerekli tedavi yapılmadığı takdirde; böbrek yetmezliğinden hipertansiyona, kansızlıktan büyüme geriliğine kadar pek çok kalıcı hasara neden olabilir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan cocuk hastalarda mutlaka ileri araştırma gerekli olup cocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

    İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedir?

    Üriner sistem enfeksiyonu böbrekler ve mesanenin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına “sistit”, böbreklerin iltihabına ise “pyelonefrit” denir. Pyelonefrit sistitten daha az görülmesine rağmen daha fazla zarar vericidir. Sıklıkla üretra (idrarın dışarı atıldığı kanal) dışındaki ciltten bakterilerin mesaneye ulaşması ile oluşur. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir.
    Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Sıklığı Nedir?
    Üriner sistem enfeksiyonları 5 yaşından küçük ateşli çocukların yüzde2’sinde saptanır, 1 yaşından küçük ateşli çocuklarda, kızların yüzde 8’inde, erkeklerin yüzde3’ünde ateşin nedeni üriner sistem enfeksiyonlarıdır.

    Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Nedenleri Nelerdir?

    İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, idrarın dışarı atıldığı kanaldan girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler (bilinen tahriş edici maddeler, banyo köpükleri ve şampuanlardır), bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır.
    Bazı risk faktörleri çocuklarda üriner sistem enfeksiyonuna zemin hazırlar. İdrarın mesaneden üreterler boyunca böbreğe doğru anormal geri kaçışı, üriner sistem tıkanıklıkları, çeşitli anatomik ve fonksiyonel bozukluklar ile enfeksiyona yatkınlık görülebilir. Yabancı cisimler, mesaneye, üreterlere yerleştirilen kateterler, kabızlık, banyo köpükleri ve sünnetsiz erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin geriye kıvrılmaması) mesanenin bakteri ile temasına neden olur. Okul çocuklarında sık görülen idrarı eve saklama eylemi de idrar yolu enfeksiyonlarının nedenlerindendir.

    Çocuklarda Üriner Enfeksiyonları Belirtileri Nelerdir?

    Çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarının semptom ve bulguları çocuğun yaşına göre değişkendir. Bebekler ve özellikle 2 yaşından küçük çocuklarda bulgular genellikle üriner sistemle ilişkili değildir ve kolaylıkla gözden kaçabilir. Bebekler ve 2 yaşından küçük çocuklarda en sık görülen semptomlar şunlardır:

    • Huzursuzluk
    • Kusma ve ishal
    • Karında şişkinlik
    • Yeni doğanda uzamış sarılık
    • İştahsızlık ve beslenme bozukluğu
    • Kilo almada yavaşlama
    • Vücut ısısında düzensizlik
    • Sebepsiz yükselen ve düşmeyen ateş
    Büyük çocuklarda ve erişkinlerde semptomlar daha belirgindir ve enfeksiyonun yerine göre bulgular değişkenlik gösterir. Alt üriner sistem (sistit) enfeksiyonlarında görülen semptomlar şunlardır:
    • İdrar yaparken yanma, sızı ağrı
    • Sık idrara çıkma
    • Acil işeme isteği
    • Karın alt tarafına ağrı
    • Tuvalete yetişemeden idrar kaçırma
    • Kötü kokulu, anormal renkte, kanlı idrar

    Üst üriner sistem enfeksiyonlarından akut pyelonefrit idrar yolu enfeksiyonları içinde en ağır ve böbrekte en fazla hasar bırakan hastalıktır. Özellikle küçük çocuklarda kalıcı hasar ihtimali daha fazladır. İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların yüzde10’ unda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları olan çocukların yüzde25’ inde ve vezikoüretral reflülü (böbreklere idrar kaçması) çocukların yüzde30’ unda kalıcı böbrek hasarı gelişebilir. En sık görülen semptomlar, titreyerek yükselen ateş, böğür ağrısı, ciddi bulantı ve kusmadır. Bu semptomlara ek olarak sistitizm semptomları da (yukarıda sayılan semptomlar) gözlenebilir.

    Tanı Nasıl Konur?

    İdrar yolu enfeksiyonu tanısı için idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmalıdır. İdrar öncelikle mikroskop altında incelenir. Kesin tanı idrar kültüründe anlamlı miktarda bakterinin üremesi ile konur.
    İdrar yolu enfeksiyonu idrar kültürü ile kanıtlandığında, böbreğin tutulup tutulmadığına karar verilmelidir. Yüksek ateş, böğürde hassasiyet, karın ağrısı, bulantı, kusma, titreme görülebilir.
    Üriner Sistem Enfeksiyonlu Çocuklar Nasıl Değerlendirilir?
    Üriner sistem enfeksiyonu kültürle kanıtlanmış olan çocuklar en kısa zamanda radyolojik olarak değerlendirilmeli ve ileri araştırmalar yapılarak altta yatan bir anatomik bozukluk var ise yespit edilip çocuk nefroloji uzmanı tarafından takibe alınmalıdır. Enfeksiyonda tanı yaşı ne kadar küçükse tekrarlama riski o kadar fazla olup her enfeksiyonda böbrek hasarı ve ileride kalıcı böbrek yetmezliği gelişme ihtimali okadar yuksektir. Maalesef ülkemizde hala çocuklarda kronik böbrek yetmezliği nedenleri arasında tekrarlayan idrar endeksiyonları ve veziko üreteral feflü ilk sırada yer almaktadır.

    Tedavisi Nasıldır?

    İdrar yolu enfeksiyonu olan çocuklara antibiyotik tedavisi hemen başlanmalıdır. Etkin tedavi üriner sistem hasarlanma riskini en aza indirir. Şiddetli enfeksiyonlarda tedavi 10-14 gün sürmelidir. Çocuklarda. üriner semptomların tespit edilme güçlüğünden ve uygun antibiotik tedavisi sonrası, normal radyolojik tetkikler olmasına rağmen özellikle kız çocuklarda enfeksiyonun tekrarlama ihtimalinden dolayı tedaviden sonra düzenli takipler yapılmalıdır.

    Çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarından korunmak için neler yapılmalıdır?

    • Çocuklara idrarın açık renk olmasını sağlayacak şekilde yeterli miktarda sıvı verilmelidir.
    • Çocuğun günde 3-4 kere idrar yapması sağlanmalıdır.
    • Çocuk tuvalette yeterli süre kalmalıdır. Aceleyle yapıp kalkmamalıdır.
    • Genital bölge sabun veya şampuanla değil, saf suyla yıkanmalıdır.
    • Kızlarda genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.
    • Kabızlığa karşı önlemler alınmalıdır.
    • Özellikle kız çocuklarda banyo süresi çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır.
    • Tekrarlayan enfeksiyonlar var ise mıutlaka ileri araştırmalar yapılmalı
    • İdrar kaçırma tuvalete yetişememe gibi idrar kesesi problemlerinin öncül bulguları var ise mutlaka ileri radyolojik araştırmalar yapılmalıdır..

  • Çocuklarda solunum sistemi hastalıkları

    Çocuklarda solunum sistemi hastalıkları

    Her yıl birçok bebek ve büyük çocuk pek çok sayıda hafif derecede solunum sistemi infeksiyonu geçirir.

    Üst solunum sistemi burun, ağız, sinusler ve boğaz bölümlerini içerir. Burun akıntısı ve tıkanıklığı çocukların hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Diğer semptomlar:

    Ağızdan nefes alma nedeniyle ağızın açık olması

    Huzursuzluk,halsizlik

    Özellikle yattığı zaman görülen öksürük

    Ani çıkan ateş olarak sayılabilir.

    Alt solunum sistemi ise akciğerler ve bronşları içerir. Üst solunum sistemine göre daha ciddi şikayetlere yol açabilir. En sık görülen semptomlar:

    Gece ve gündüz devam eden öksürük

    Yüksek ateş

    Huzursuzluk,halsizlik

    Hırıltılı nefes alıp verme

    Solunum sıkıntısı nedeniyle karın kasları, burun kanatlarında görülebilen çekilmeler

    Hızlı nefes alıp verme

    Solunum sistemi hastalıklarının pekçok nedeni olabilir. Üst solunum sistemi için en sık neden viral infeksiyonlardır. Boğaz ağrısı, nezle, krup, influenza ( grip ) en sık görülen viral infeksiyonlardır ve genellikle 4 – 10 gün içerisinde düzelirler.

    Evde destek tedavisi genellikle yeterli olur, antibiyotik kullanımının bir faydası olmaz.

    Viral alt solunum yolu infeksiyonları da genellikle hafif seyreder. Bronşiolitler bu duruma örnek gösterilebilir. Bebeklerin % 10’ unda özellikle RSV virusüne bağlı gelişmişlerse ağır seyredebilir.

    Üst solunum yollarındaki bakteriyel infeksiyonların görülme bölgesi sinüsler ve boğazdır.

    Bakteriyel pnömoniler ise viral bir infeksiyonu izleyebileceği gibi , alt solunum yolu infeksiyonunun ilk göstergesi de olabilir. Bebek ve küçük çocuklarda hızlı nefes alıp verme , hareketlerde azalma, iştahsızlığa neden olabilir. Antibiyotikler, bakteriyel infeksiyonlara karşı etkili olabilir.

    Allerjiler de solunum sistemi hastalıklarının önemli bir nedenidir.

    Temiz, beyaz burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burunda kaşıntı

    Kırmızı – sulanmış gözler, göz altlarında koyu renkli halkalar

    Huzursuzluk önemli semptomlardandır.

    Bebekler ve küçük çocuklar astım olmayabilirler. Ancak yaşla birlikte astım tanısı konulma sıklığı artar.

    Bebek ve küçük çocuklarda kuru ökürük tek belirtisi olabilir.

    Astım kötüleşir, tedavi edilmezse geceleri veya egzersizle belirginleşen hırıltı ve solunum sıkıntısı görülebilir.

    Astım, allerjiler, infeksiyonların yanı sıra aşağıdaki nedenler de solunum sistemi şikayetlerine yol açabilir:

    Sigara dumanına maruz kalmak. Doğum öncesi dönemde bile sigarayla karşılaşmak, çocuklardaki astım ve solunum sistemi şikayetlerini artırmaktadır.

    Yabancı cisim aspirasyonu

    Kistik fibroz gibi genetik, doğuştan sahip olunan hastalıklar

    Üç yaş ve altı küçük çocuklar , büyük çocuklara göre daha sık hasta olur ve daha sık solunum sistemi hastalıklarına sahip olurlar. Bu nedenle daha yakından takip edilmeleri gerekmektedirler.