Etiket: Sık

  • Ateş öcü değildir!

    Çoğumuzun hafızasında kulağımıza biryerden çalınan korkulu ‘ateş’ hikayeleri vardır. Herşeyden önce ”ateş” vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır. Vücudun mikropları öldürmeye çalıştığının bir göstergesidir. Çocuk acillerin kapısından telaşla içeri giren anne babaların korkulu rüyasıdır. Ateş, hastalığın bir teşhisi değil bir bulgusudur. Ateşin öcü olmadığını anlamak, bilgi sahibi olmak ve ateş halinde neler yapabileceğimizi bilmek anne baba olarak en önemli sorumluluklarımızdan biridir. Öncelikler telaş yapmayın. Hasta olan çocuğunuzun mimiklerinizi takip ettiğini unutmayın. Bu noktada sizi en iyi yönlendirecek şey çocuğunuzun genel durumudur.Genel durumu iyi olan ,neşesi bozulmayan çocuğunuzu sakince değerlendirmeye devam edin.Öncelikle kıyafetlerini inceltin. Arada (çok sık olmayarak) ateşini ürkütmeden yavaş hareketlerle ölçün.Unutmayın çok sık ateş ölçmek hem çocukta huzursuzluk yaratır hem de sizin çocuğunuzun durumunu yanlış değerlendirmenize neden olur. Çocuğunuzu değerlendirirken diğer semptomları daha sonra doktorunuzla paylaşmak için not edin(burnu akıyor, vücudunda kızarıklıklar çıktı, gözlerinde çapaklanma gördüm,kakası cıvıklaştış, ateş şu saatte şöyleydi.. vb.)

    Ateşin dirençli olup olmaması (destek tedaviye cevap verip vermemesi) ve eşlik eden semptomlar önemlidir. Ancak, ateşin derecesi ve yüksek kalma süresi antibiyotik ihtiyacı olan bakteriyel infeksiyonlar ve antibiyotik ihtiyacı olmayan viral hastalıklar arasında ayırıcı değildir. Yani çocuğun ateşi çok yükseldiğinde antibiyotik kullanılması gerektiği anlamına gelmez!! Çocuklarda, gerçek vücut ısısına en yakın vücut ısısını makattan ölçeriz. Ancak yenidoğanlarda ve dört yaşından büyük çocuklarda önerilmez.Uygulamadaki zorluklar ve başkasına kullanıldığında infeksiyon bulaştırma gibi kısıtlamaları mevcuttur. Makat içinde 2-3 dakika tutularak ölçülen ateşin 38 derece üzerinde olması ateş kabul edilir. Bu değer kulaktan ölçümler için 37.8’dir ve kulaktan ölçüm daha sık kullanılır. Yenidoğanlarda koltuk altından ölçmek daha uygun olacaktır. Bebeklerin ateşlerini banyodan hemen sonra ölçmemek gerekir.En azından 20 dakika beklenmelidir. Aksi
    taktirde yanlış bir şekilde yüksek değerler elde edebilirsiniz. Alından ölçen termometrelerin kullanması diğer ölçüm yöntemlerine göre daha kolaydır. Belki de en sık yapılan hata, alından ateş ölçen infrared termometrelerin vücudun başka noktalarında kullanılmasıdır.Bu durum hem sizin aklınızı karıştırır hem de yanlış ölçümler yapmanıza neden olur.Ayrıca cihazın ölçüm yapan yüzünün temiz olduğundan emin
    olmalısınız. Bebeğinizin ateşini koltuk altından ölçecekseniz,koltuk altı bölgesinin kuru olmasına, termometrenin uç kısmının koltuk altının derin kısmına değmesine ve bip sesini duyana kadar termometreyi geri çekmediğinize emin olun.

    Ateş düşürmede temel olan büyük çocukların kendilerini rahat hissettiği küçük çocukların rahatladıkları düzeye kadar düşürmektir.Yani sayısal sabit bir değer belirlemek gerekmez. Yüksek derecelerde ateş düşürücü ilaç kullanılabilir Düşük derecelerde ise kıyafetlerini inceltmek ya da çıkartmak, ortam ısısını ayarlamak, bol su vermek ve olabildiğince yeterli kalori almasını sağlayacak şekilde besleyerek destek tedavi verilmesi uygundur.6 aydan büyük anne sütü alan bebekler hastalık dönemlerinde ek gıdaları kabul etmek istemeyebilirler. Bu durumda sık sık emzirin. Ateş düşürmede sirke, alkol, soğuk su kullanmayın.Çok soğuk suyun altına sokmanın aksi etki yapabileceğini unutmayın. En sık kullanılan ateş düşürücüler parasetamol ve ibuprofendir. İçerisinde düşük dozda ateş düşürücü bulunan grip-soğuk algınlığı ilaçlarını ateş düşürücü olarak kullanmak doğru olmaz.Kullanılan ateş düşürücüleri verilmesi gereken saat aralıklarına ve dozuna uymadan kullanmak doğru değildir. Geri dönüşümü zor sorunlara neden olabilir. Ateş düşürücülerin dozunu mutlaka doktorunuzdan iyice
    öğrenin.Yapılan çalışmalarda, parasetamol ve ibuprofenin ardışık olarak kullanımının ateşi düşürmede tek başına parasetamol veya tek başına ibuprofen kullanılmasına üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.

    Kendinize güvenin, doğru bilgiler edinin,Unutmayın, bebeğinize bu dünyada en iyi bakabilecek kişi sizsiniz.

  • Akut larenjite

    Larenks boynun orta hattında yerleşmiş olup, konuşma ve solunum fonksiyonlarımızın temel organıdır. Kıkırdaklar, kaslar ve mukozadan oluşan larenks anatomik olarak 3 bölgeye ayrılmıştır. Larenjit de genelde her üç bölge de tutulur. Akut larenjit tanım olarak enfeksiyöz nedenlere bağlı gırtlak iltihabıdır. En sık etken virüslerdir. Üst solunum yolları enfeksiyonlarının %20-25’inde larenjit gözükür.

    Akut larenjit belirtileri nelerdir?

    En başlıca belirtisi ses kısıklığıdır. Ses kısıklığı toplumumuzda göz ardı edilen şikâyetlerin en önemlilerinden biridir. Ses kısıklığı uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir belirtidir. Larenjitte görülen ses problemi genellikle çatallanma ve eşlik eden tama yakın kısılma şeklindedir. Enfeksiyona bağlı oluşan ödem ses kısıklığının sebebidir. Öksürük diğer önemli şikâyettir. Ağrı sıklıkla gözükür ve yaygın boğaz ağrısı şeklindedir.

    Larenjit sebepleri nelerdir?

    Viral larenjitin etkenlerinden başlıcaları İnfluenza, Parainfluenza, Rhinovirusler’dır. Diğer üst solunum yolları tutulmadan izole larenjit görülebilmektedir. Bakteriyel larenjit ikinci sıklıktadır ve klinikte görülen belirtiler daha şiddetli ve sistemik etkileri daha sıktır. Tedavide antibiyotik tedavisi ve destekleyici ilaçlar kullanılmaktadır. Nadiren boğmaca ve difteri gibi geçmişte daha sık görülen hastalıklarda larenjit olarak karşımıza çıkabilmektedir. Krup adı verilen gırtlak ve bronşların beraber tutulduğu tablo çocuklarda sıklıkla görülmekte ve erken tedavi edilmediği takdirde ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir.

    Kimlerde larenjit görülür?
    Larenjit her yaş grubunda görülebilmektedir. Diğer üst solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi sigara içenlerde larenjit sıklığı daha fazladır. Çocuklarda görülen larenjitler daha ağır geçirilmektedir. Sesini profesyonel olarak kullananlarda belirtiler daha çok hissedileceğinden göreceli olarak daha sık görülecektir. Diğer solunum yolu enfeksiyonları gibi bulaşıcı olabilmektedir. Larenks hastalıkları tanısı KBB hekimlerince konulabilmektedir. Endoskopik muayene tanı aşamasında altın standarttır. Muayene ile ses kısıklığına sebep olabilecek daha ciddi hastalıklar saptanabilir ve tedavi edilecektir.

    Larenjit tanısı nasıl konulur?

    KBB Hekimince alınan anamnez ve yapılacak larenks muayenesi tanı için yeterlidir. Hekiminiz gerek duyarsa nadiren laboratuvar tahlilleri ve radyolojik görüntülemeler yapılabilir.

    Larenjit tedavisi nedir?

    Tedavinin temelini ses istirahati ve bol sıvı alınması oluşturmaktadır. Medikal tedavide hekiminiz uygun gördüğü takdirde antibiyotik, steroidler ve anti inflamatuar ilaçlar kullanılabilir.

  • Akdeniz ailevi ateşi

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF)

    Ailesel Akdeniz Ateşi (İngilizce: Familial Mediterranean Fever, FMF) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, eklem ve deri tutulumuyla karakterize ataklarla seyreden sıklıkla Ermeni, Yahudi, Türk, ve Orta Doğu Arap toplumlarında görülen otozomal çekinik genetik bir hastalıktır. Hastalık Türkiye gibi yüksek riskli toplumlarda 1000 de 1-3 görülmekte ve otozomal çekinik kalıtıldığından özellikle akraba evliliği yapanlarda yüksek sıklıkta görülmektedir.

    16. kromozom üzerinde yer alan AAA genine ‘MEFV’ geni denmektedir ve bu gen pyrin (pürin) adı verilen bir proteini kodlar. Pürin adlı bu protein, beyaz kan hücrelerimizden olan ve vücut savunmasında rol oynayan nötrofillerin baskılanmasını sağlamaktadır. AAA genindeki bir bozukluk bu proteinin sentezini bozmakta, inflamasyondaki baskılayıcı görevini yapmasını engellemekte dolayısıyla spesifik olmayan faktörlerin FMF atağını başlatmasına yol açmaktadır. Ülkemizde en sık görülen MEFV Gen mutasyonu M694V gen mutasyonudur. Bu mutanta sahip hastalar incelendiğinde başlangıç yaşının 5’den küçük, atakların daha ağır geçtiği, amiloidozun sık görüldüğü bir klinik saptanmıştır.

    FMF genellikle 5-15 yaşları arasında görülür. Ateş hastalığın en önemli ve en sık görülen bulgusudur ve ateşe en sık karın ağrısı eşlik eder. Karın ağrısının sebebi peritonit yani karın boşluğunun iç duvarının ve iç organları örten periton denen yapının inflamasyonudur. Bu tablo en sık apandisitle karıştırılmakta ve gereksiz cerrahi girişimlere sebep olmaktadır. Olguların yaklaşık %50-70’inde eklem tutulumu görülür. Çocuklarda daha sıklıkta görülüp genellikle asimetrik ve genelde büyük eklem (diz.ayak bileği,kalça,omuz) tutulumu vardır. Tutulan eklem çok hassas olup fonksiyon kaybı vardır ve 2-3 hafta veya haftalar sürebilir. Ataktan sonra eklem bulguları sona erer.

    Karın ağrısı ile birlikte veya sadece %20-40 hastada plöretik ağrı denilen akciğer zarının inflamasyonuna bağlı göğüs ağrısı görülebilir. %25-35 hastada ise en sık ayak bileği ve sırtında görülen kızarık 5-20 cm çapında deri döküntüleri görülebilir.

    Ataklar ortalama 15-60 günde bir tekrarlayıp 1-3 gün içerisinde kendiliğinden geriler. Atak sırasında vücutta enfeksiyon varlığında artan akut faz reaktanları artar ama bu hastalığa spesifik olmayıp vücudun başka herhangi bir yerinde gelişmiş olan enfeksiyondan dolayı da artmış olabilir.

    Tanı 2 majör yada 1 majör 2 minör kriter eşliğinde konur.

    Majör kriterler:

    · Tekrarlayan ateşli karın, göğüs,eklem ağrısı atakları

    · Başka bir neden olmaksızın AA tipi amiloidoz gelişmesi

    · Kolşisin tedavisine iyi cevap vermesi

    Minör kriterler:

    · 1 . derece yakın akrabalarında FMF tanısı olması

    · Deri lezyonları

    · Tekrarlayan ateş atakları

    Tanı koymada zorluk olduğunda gen analizleri de yapılabilir ancak %5-15 hastada gen mutasyonu gösterilemez.

    Hastalığın en önemli komplikasyonu amiloidozdur. Türkiyede amiloidoz sıktır ve tedavisiz % 40 hastada görülür. Amiloidoz böbrek fonksiyonlarını bozar ve nefrotik sendrom ve ardından kronik böbrek yetmezliği gelişir. Tedavisiz % 30 olguda da kısırlık gelişebilir.

  • Katılma nöbeti

    Katılma nöbeti; sütçocukluğu döneminde sık görülen ve epilepsi ile karışabilen istemsiz solunum durması ataklarıdır. Bir epilepsi değildir. İlk kez 1737 yılında Nicholas Culpepper tarafından tanımlanmış ve istemli nefes tutma olarak düşünülmüştür.

    Ne kadar sıklıkta görülür?

    Görülme sıklığı %4.6 ila 4.7 arasında değişir. Erkeklerde görülme oranı kızlara göre 3 kat fazladır.

    Kalıtımsal özelliği var mıdır?

    Çocukların %23 ila 38’inde ailede katılma nöbeti öyküsü sözkonusudur. Otozomal dominant bir kalıtım olduğu düşünülmektedir.

    Klinik özellikleri nelerdir?

    Başlangıç yaşı 6 ay ile 18 ay arasındadır. Nadiren yenidoğan döneminde ilk birkaç haftada başlayabilir. 6 ay altında başlama oranı %15’ten, 2 yaş altında başlama oranı %20’den azdır. Atakların sıklığı bir günde birkaç ataktan, yılda bir atağa kadar değişkenlik gösterebilir, Sıklıkla haftada 1-6 atak sözkonusudur. 2 yaşından sonra ataklar azalmaya başlar ve 4 yaşa kadar %50 oranında düzelme gözlenir. 8 yaşa kadar ataklar tamamen sonlanır.

    Farklı tipleri var mıdır?

    Katılma nöbetleri; olay sırasında çocuğun rengine göre; morarma ile giden (siyanotik)tip, soluk tip (pallid) ve karışık tip olmak üzere üç şekilde görülebilir. En sık görülen şekli%54’ünde siyanotik ataklar olup, soluk tip (%19-22), karışık tip %19-24 oranında görülür.

    Siyanotik ataklar öfke veya engellenme gibi duyusal uyaranlarla ortaya çıkar ve çocuğun ağlamasını takiben durgunlaşma ve arkasından nefesini tutması ile devam eder. Takiben ani morluk gelişir ve yeniden düzenli solunumun başlaması ile birlikte bilinç kaybı , vücudu geriye atarak kasma (opistotonus) pozisyonu gelişebilir.

    Soluk katılma nöbetleri sıklıkla ani korku veya ağrı ile ortaya çıkar. Düşme veya basit kafa travmaları ortaya çıkaran diğer olaylardır. Çocuk başlangıçta bağırır, sonra sessizlik, solukluk gelişir ve bilinç kaybı ortaya çıkar. Daha şiddetli ataklarda kasılmalar ve idrar kaçırma sözkonusu olabilir. Her iki tip atakta bilinç kaybı, idrar ve gaita kontrolünün kaybı, kalp atım sayısında azalma ortak klinik özelliklerdir.

    Katılma nöbetinin nedeni nedir?

    Siyanotik nefes tutma ataklarının mekanizması çok iyi anlaşılamamıştır. Solunumun kimyasal duyarlılığı ve otonom sinir sistemi düzeninde bozukluk olduğu bildirilmektedir. Soluk tipte nefes tutma atakları beyin kan akımında azalmaya neden olan vagal sinir cevabının aşırı olması nedeniyle oluşmaktadır. Göz üzerine yapılacak baskı atakları tetikleyebilir. Soluk tipte atakları olan hastaların %70’inde göz üzerine bası yapılmasına bağlı kalp durması bildirilmiştir.

    Demir eksikliği anemisinin ataklarda önemli rolü olduğu, demir tedavisi ile hastaların %36-50’sinde atakların düzeldiği bildirilmiştir.

    Nasıl tanı konulur?

    Tanı ve ayırıcı tanı hikayeye göre yapılır. Tam kan sayımı yapılması demir eksikliğinin tesbit ve tedavi edilmesi açısından önemlidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisi yararlı olmaktadır. EEG uzun nöbet veya hikayeye göre epileptik nöbet ihtimali dışlanamazsa önerilir. Kardiolojik ailesel bir hastalık olan uzun QT sendromu nadiren katılma nöbetine benzer tablo oluşturabilir. Bu nedenle tüm katılma nöbeti atağı olan hastalarda EKG değerlendirilmelidir.

    Tedavi:

    Önlemek için, çocuğun demir eksikliği varsa tedavi edilmelidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisinin yararlı olduğu bildirilmiştir. Sık tekrarlayan ataklarda kullanılan Pirasetam tedavisi ile çocukların %92’si iki ay içerisinde düzelmektedir. Atropin, klonidin ve levatiresetam tedavide kullanılan diğer ilaçlardır.

    Katılma nöbeti olan çocukların daha sinirli, hiperaktif olabileceği ve %29’unda ileri dönemlerde konsantrasyon problemlerinin ortaya çıkabileceği, çok nadiren sık ve uzun süreli atakları takiben kalbin kısa süreli durması, %0.5 ila 11’inde epilepsi gelişebileceği bildirilmiştir.

    Gerek morarma ile giden nöbetlerde gerekse soluk katılma nöbetleri sırasında tablonun çok korkutucu olmasına rağmen katılma nöbetinin iyi prognozlu bir klinik tablo olduğunu aileler bilmelidir.

    Anne ve babaların dikkat etmesi gereken noktalar ve öneriler:

    Atak sırasında çocuğun salgılarının solunum yoluna kaçmasını önlemek için çocuk yan tarafına yatar pozisyona getirilmelidir.

    Çocuğu ağlatmaktan kaçınmak (ve bunun için her dediğini yapmak yerine) ağlayacağı zaman dikkatini başka tarafa çekerek oyalanmalıdır.

    Bebeğin ya da çocuğun yüzüne soğuk su dökmek, bebeği ters çevirmek, sallamak, sarsmak gibi uygulamaların bir anlamı yoktur.

    Katılma nöbeti sırasında beyin kan akımı azalmış olduğu için bilinci kapanmış çocuk dik olarak kucağa alınmamalıdır.

    Bu ataklar normal gelişimsel ve zeka gelişimi üzerine etkisi olmayan iyi karakterdedir.

    Ataklar epilepsi ile ilişkili değildir ve bu nedenle antiepileptik tedavi önerilmez.

    Hastaları izlerken olayın sıklığı ve şiddeti göz önüne alınarak izlem planı yapılır. Örneğin demir eksikliği saptanırsa hemen tedavisi başlanmalı ve tedavi sonrası kontrol edilmelidir. Ağır vakalarda ilaç tedavisi planlanabilir. Seçilecek ilaç hekim tarafından belirlenir.

    Ancak unutulmaması gereken nokta ilgili uzmanın bu klinik tabloya katılma nöbeti tanısını koyması ve benzeri klinik tablolar ile ayırıcı tanısını yapmasıdır

    KAYNAKLAR:
    1.Rathore G, Larsen P, Fernandez C, Parakh M. Diverse presentation of breath holding spells: Two case reports with literature review. Hindawi Publishing Corporation Case Reports in Neurological Medicine 2013, Article ID 603190, 3 pages http://dx.doi.org/10.1155/2013/603190

    2. Olsen AL, Mathiasen R, Rasmussen NH, Knudsen FU. Long-term prognosis for children with breath-holding spells Dan Med Bul 2010; 57: A4217.

    3. Ergul Y, Otar G, Nisli K, Dindar A. Permanent cardiac pacing in a 2.5 month-old infant with severe cyanotic breath-holding spells and prolonged asystole. Cardiology J. 2011; 18: 704-706.

    4-Phillis B. Towards evidence based medicine for paediatricians. Arch Dis Child 2002; 86: 77-81

    5. Mocan H, Yildiran A, Orhan F, Erduran E. Breath holding spells in 91 children and response to treatment with iron. Archive Dis Child 1999;81:261–262

    6, Legge LM, Kantoch MJ, Seshia SS, Soni R. A pacemaker for asystole in breath –holding spell. Paediatr Child Health 2002; 7: 252-254.

  • Febril konvülziyonlar (ateşli havale)

    Febril Nöbetler (FK);

    “1 ay-5 yaş arasında görülen menenjit ve ensefalit gibi santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu yada akut elektrolit bozukluğu, intoksikasyon gibi tanımlanmış bir neden olmaksızın ve öncesinde geçirilmiş ateşsiz konvülziyon öyküsü olmadan ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetlerdir.” (ILAE sınıflaması).

    Çocukluk çağının en sık görülen nöbet tipidir.

    En erken 1. ayda görülür. Çocukların %50’sinde ilk 2 yılda başlar, 6 ay ile 5 yaş arasında en sık görülür ve pik yaptığı dönem 18 aydır. 7 yaş üzerinde nadirdir.

    Ateş sıklıkla 38.5 dereceninüzerindedir.

    Febril nöbet geçiren çocuklarda ateşin yükselmesine yol açan en sık nedenler;

    Üst solunum yolu enfeksiyonları,

    Kulak iltihabı,

    Tonsillit,

    Döküntülü hastalıklar (En sık 6. hastalık)

    İdrar yolu enfeksiyonudur.

    İshallerle birlikte FK görülme sıklığının düşük olduğu bulunmuştur.

    Febril nöbetlerde ateş %80 viral nedenlere bağlıdır.

    Neden Febril Nöbet geçirilir?

    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Ailede FK öyküsü olması ilk ve tekrarlayan FK için kesin risk faktörüdür. Kardeşler ve anne-babada FK öyküsü olduğunda risk 2 kat artmaktadır.

    FK’lu çocukların annelerinde ateşsiz nöbet ve epilepsi görülme oranı, normal popülasyondan daha fazladır.

    Diğer ileri sürülen nedenler; sitokinler, nörotransmitter adı verilen maddeler, ısı düzenlemesindeki bozukluklar, sinir sistemi olgunlaşmasında gecikme, çinko ve demir eksikliğidir.

    Klinik bulgular nelerdir?

    Sıklıkla kısa süreli, tüm vücutta kasılma ve gevşeme (jeneralize tonik-klonik), hastanın pelte gibi olduğu (atonik),nadiren vücudun belli bölgelerinde kasılmalar ile giden (Parsiyel) nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Çoğunlukla birkaç dakikada keniliğinden durur. Nadiren belli bir bölgeden başlayarak tüm vücuda yayılabilir. Başlangıçda ağlama, bilinç kaybı ve kaslarda sertleşme, solunum duraklaması görülebilir. Daha sonra yüz ve ekstremitelerde tekrarlayan sıçramalar görülebilir.

    Nöbet özelliklerine göre basit ve komplike olmak üzere 2 tipe ayrılır.

    Febril Konvülziyonda tanı nasıl konulur?

    Febril nöbetlerde tanı öykü ve muayene ile konur. Ateşin özellikleri, derecesi, eşlik eden diğer belirtiler, ayrıntılı nöbet öyküsü nörolojik gelişim ve ailede ateşli veya ateşsiz nöbet, epilepsi öyküsü önemlidir.

    Elektroensefalografi (EEG): FK’lu çocuklarda sıklıkla EEG çekilmektedir. Ancak tanı değeri sınırlıdır ve FK’ya özgü EEG bulgusu yoktur. Rutin olarak yapılması önerilmemektedir. Basit FK’da %60 normaldir. Komplike FK’da ise öncesinde nöromotor gelişim bozukluğu ve ailede FK öyküsü olanlarda nadiren EEG anormalliği saptanabilir.

    EEG dalgaları ateş ve viral enfeksiyonlarda etkilidir. Bu nedenle Febril nöbet geçiren hastalarda EEG nöbetten 7-10 gün sonra çekilmelidir. Basit FK’da bilgisayarlı beyin tomogrofisi (BBT) ve Manyetik Rezonans (MRG) gereksizdir. Ancak kafa içi basıncı artması, fokal nörolojik bulgular varsa, komplike FK’da nörolojik bulgu varsa ve febril status epileptikus sözkonusu ise BBT veya MRG yapılabilir.

  • Oksipital lob epilepsisi

    Oksipital lob epilepsi (OLE) tüm epilepsilerin yaklaşık olarak % 5- 10’ unu oluşturmaktadır (1). Genel olarak nörolojik defisit varlığında gelişen ve yapısal lezyonlarla yakından ilişkili olan tipi semptomatik OLE olarak kabul edilirken, nörolojik muayenesi ve beyin görüntülemesi normal olan OLE’li hastalar idiopatik OLE olarak sınıflandırılır (2-4). İdiopatik OLE, benign OLE (BOLE) olarak da bilinmektedir. İdiopatik OLE genellikle çocukluk çağında başlamasına rağmen semptomatik oksipital nöbetler her hangi bir yaşta başlayabilir (2).
    İdiopatik oksipital lob epilepsileri klinik özelliklerine göre erken (Panayiotopoulos tipi) ve geç başlangıçlı (Gastaut tipi) tiplere ayrılır. Erken başlangıçlı tip genellikle gözlerde kayma ve başlıca iktal bulgusu kusma ile 1- 12 yaşlarında başlar. Bu tipte hemi- veya jeneralize nöbetler veya parsiyel status epileptikus nadirdir (5,6). Diğer taraftan geç başlangıçlı tip erken başlangıçlı tipten tamamen farklıdır. Sıklıkla 3- 16 yaşlarında başlar ve başlıca iktal bulgusu görsel nöbetlerdir (7,8).
    Oksipital lob epilepsisi, epilepsi türleri arasında çok sık rastlanmamaktadır. Bu nedenle literatürde klinik özellikleri ve takip konusunda veriler de kısıtlıdır. Ayrıca, farklı beyin alanlarına hızlı iktal yayılım sonucunda vakaların %50’sinde görülen temporal veya frontal motor nöbetler nedeniyle OLE tanısı zordur (9-11). OLE’de vizüel ve okülomotor iktal semptomlar en sık görülen semptomlardır. Görsel auralar ve/veya basit görsel hallüssinasyonlar, iktal amarozis, kontralateral göz veya baş deviasyonu, göz hareket salınımları, göz kırpma, göz kapağı seyirmesi, görme bulanıklığı ve diplopi OLE hastalarında bildirilmiştir ancak hiçbiri patognomonik değildir (3). Yapılan bir çalışmada lezyonal parsiyel epilepsili 276 hastanın auraları incelenmiş ve parsiyel lob veya oksipital lob epilepsilerinde görsel auraların daha sık görüldüğü bildirilmiştir (12).
    OLE hastalarında interiktal diken ve keskin deşarjlar sık görülür. Diğer taraftan OLE hastalarının %50 gibi yüksek bir kısmının iktal EEG’lerinde fokalden ziyade bölgesel tutulum görülebilir (11). EEG değerlendirmesinde, göz kapama sırasında diken dalga paroksizmleri erken başlangıçlı idiopatik formun bir özelliğidir ancak oksipital lob epilepsilerinde multifokal deşarjlar, jeneralize diken dalgalar da sıktır (13).
    Literatüre göre, idiopatik OLE çocukluk çağı benign parsiyel epilepsilerinin %20-25’ini oluşturmaktadır (2,14). İdiopatik OLE tanısı için nörolojik muayene ve beyin görüntülemesi normal olmalıdır. İktal semptomlarına göre ayrılan iki ana tipi vardır; erken başlangıçlı Panayiotopoulos ve geç başlangıçlı gastaut tipleri. Kusma ve gözlerin tonik deviasyonları erken başlangıçlı tipin ana özelliğiyken; görsel nöbetler daha çok geç başlangıçlı tipin özelliğidir. İdiopatik formun, özellikle de Gastaut alt tipinin hastaların klinik sonuçları ve hızlı tedavi açısından migrenden ayrılması önemlidir. Özellikle erken başlangıçlı tip olmak üzere her iki tipde benign bir sürece sahiptir (14,15). Alves-Leon ve ark. (16) benign oksipital epilepsisi olan 12 çocuğu incelemiş ve 4’ünün erken başlangıçlı (%33.3), 6’sının geç başlangıçlı, ikisinde ise (%16.7) erken ve geç başlangıçlı formun iç içe olduğunu bildirmiştir (16). Bu çalışmada en sık iktal semptomlar kusma, baş ağrısı ve görsel halüsinasyonlardı ayrıca tek anti-epileptik ilaç kullanan tüm hastalarda prognoz iyiydi (16). Bu sendromlar çocukluk çağının erken dönemlerinde görüldüğü için olgunlaşma sürecinin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Aslında aile çalışmalarında hem fokal hem jeneralize özellikler gösterilmiştir. Bu bulgular bu epilepsi türlerinin idiopatik epilepsilerden çok farklı türler olmadığını desteklemektedir. Muhtemelen genetik benzerlik vardır. Özellikle bu alt grup epilepsi çeşitlerinin sınıflandırılması ve etiyolojilerinin aydınlatılması için genetik çalışmalara ihtiyaç vardır (17).
    Aksoy ve ark’ın, idiopatik OLE tanısı almış 35 hastayı inceledikleri çalışmalarında bu hastaların 15 tanesi Panayiotopoulos, 11 tanesi Gastaut alt-grubunda kabul edilmiş ve hastaların 9 de atipik bulguları nedeniyle karışık (mixed) grup olarak tanesi sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada, Panayiotopoulos alt-tipi daha sık ve daha iyi huylu olarak tespit edilmiştir (18). Benzer şekilde son dönemde yapılan çalışmalarda, sadece Panayiotopoulos ve Gastautalt tiplerinin değil, hastaların her iki grubun da bazı özelliklerini taşıdığı karma bir alt grubun da yapılması gerekliliği üzerinde durulmaktadır (19).
    İncecik ve ark’nın ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, idiopatik oksipital lob epilepsisi olan 42 hastanın %81’i tek ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edilmiş, geri kalan %19 hastada iki ya da daha çok sayıda ilaca ihtiyaç duyulmuştur. AEİ sayısı ile cinsiyet, aile öyküsü, ya da EEG bulguları arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, Gastaut alt-tipi, Panayiotopoulos ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı şekilde daha çok hastada 2 ve üzeri AEİ ihtiyacı olduğu bildirilmiştir (20). Değerliyurt ve ark, ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, Panayiotopoulos sendromu tanısı alan ve ortalama nöbet başlangıç yaşı 4.6 yıl olan 38 hasta değerlendirilmiş ve bu hasta grubunda da en sık semptomlar iktal kusma, baş-göz deviasyonu ve bilinç bulanıklığı olarak bildirilmiştir. Göz bulguları hastaların % 5’ inde rapor edilirken, iki ya da daha çok AEİ ihtiyacı olan hasta oranı %13 olarak bildirilmiştir. İlginç olarak bu çalışmada, hastaların büyük bir oranında kendisinde ya da ailesinde migren, febril konvülzyon gibi bir öykü mevcuttur (21).

    KAYNAKLAR
    1. Kuzniecky R, Gilliam F, Morawetz R, Faught E, Palmer C, Black L. Occipital lobe developmental malformations and epilepsy: Clinical spectrum, treatment, and outcome. Epilepsia. 1997;38:175–81. Adcock JE1, Panayiotopoulos CP Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol. 2012 Oct;29(5):397-407.
    2. Adcock JE, Panayiotopoulos CP. Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol 2012; 29: 397-407.
    3. Kuzniecky R.Symptomatic Occipital Lobe Epilepsy. Epilepsia, 1998; 39(Suppl. 4):S24-S3 I.
    4. Proposal for revised classification of epilepsies and epileptic syndromes. Commission on Classification and Terminology of the International League Against Epilepsy. Epilepsia. 1989;30:389–99.
    5. Panayiotopoulos CP. Benign childhood epilepsy with occipital paroxysms: a 15-year prospective study. Ann Neurol 1989;26:51-56.
    6. Ohtsu M, Oguni H, Hayashi K, Funatsuka M, Imai K, Osawa M. EEG in children with early-onset benign occipital seizure susceptibility syndrome: Panayiotopoulos syndrome. Epilepsia 2003;44:435-442.
    7. Gastaut H. A new type of epilepsy: benign partial epilepsy of childhood with occipital spike-waves. Clin Electroencephalogr 1982;13:13-22.
    8. Di Bonaventura C, Giallonardo AT, Fattouch J, Manfredi M. Symptoms in focal sensory seizures. Clinical and electroencephalographic features. Seizure 2005;14:1-9.
    9. Wieser HG, Blume WT, Fish D, Goldensohn E, Hufnagel A, King D, Sperling MR, Lüders H, Pedley TA; Commission on Neurosurgery of the International League Against Epilepsy (ILAE). ILAE Commission Report. Proposal for a new classification of outcome with respect to epileptic seizures following epilepsy surgery.Epilepsia. 2001 Feb;42(2):282-6.
    10. Engel J Jr. Classification of epileptic disorders. Epilepsia. 2001 Mar;42(3):316.
    11. Salanova V, Andermann F, Olivier A, Rasmussen T, Quesney LF: Occipital lobe epilepsy: electroclinical manifestations, electrocorticography, cortical stimulation and outcome in 42 patients treated between 1930 and 1991. Surgery of occipital lobe epilepsy. Brain 1992; 115:1655–1680.
    12. Ye BS, Cho YJ, Jang SH, Lee MK, Lee BI, Heo K. The localizing and lateralizing value of auras in lesional partial epilepsy patient. Yonsei Med J. 2012 May;53(3):477-85.
    13. Smith S J M . EEG in the diagnosis, classification, and management of patients with epilepsy. J Neurol Neurosurg Psychiatry 2005;76:ii2-ii7.
    14. Panayiotopoulos CP, Michael M, Sanders S, Valeta T, Koutroumanidis M. Benign childhood focal epilepsies: assesment of established and newly recognized syndromes. Brain 2008;131:2264-2286.
    15. Caraballo RH, Cersosimo RO, Fejerman N. Benign focal seizures of adolescence:a prospective study. Epilepsia 2004;45:1600-1603.
    16. Alves-Leon SV, Nunes RG, Andraus ME, Junior JC, Hemb M, Genofre MA. Clinical and electroencephalographic characteristics of benign occipital epilepsy of childhood in two tertiary Brazilian hospitals. Arq Neuropsiquiatr. 2011 Aug;69(4):648-53.
    17. Taylor I, Berkovic SF, Kivity S, Scheffer IE. Benign occipital epilepsies of childhood: clinical features and genetics. Brain 2008;131:2287-2294.
    18. Aksoy A, Haliloğlu G, Yalnızoğlu D, Turanlı G. Childhood Epilepsy with Occipital Paroxysm: Classification, Atypical Evolution and Long-Term Prognosis in 35 Patients. Turk J Pediatr. 2015 Sep-Oct;57(5):439-52.
    19. Yilmaz K, Karatoprak EY. Epilepsy classification and additional definitions in occipital lobe epilepsy. Epileptic Disord. 2015 Sep;17(3):299-307.
    20. Incecik F, Herguner OM, Altunbasak S. First-drug treatment failures in 42 Turkish children with idiopathic childhood occipital epilepsies. J Neurosci Rural Pract. 2015 Jul-Sep;6(3):300-3.
    21. Değerliyurt A, Teber S, Bektaş O, Senkon G. Panayiotopoulos syndrome: a case series from Turkey. Epilepsy Behav. 2014 Jul;36:24-32.

  • Çocukluk çağı absans epilepsisi

    Çocukluk çağı absans epilepsisi nedir?

    Absans epilepsi ve nöbetleri bilincin (dalma, duraksama, boş boş bakma) ve motor aktivitenin etkilendiği dalma ve boş bakma ile karakterize bir epilepsi çeşitidir. Tipik absans nöbetlerinin özelliği ani başlama ve sonlanmadır (saniyelik nöbetlerdir). EEG’de özel bir patern olan bilateral senkron, 3 Hertz ritmik diken dalga deşarjları eşlik eder. Bu bulgular absans epilepsi için özel ve tipik bir bulgudur. Bu epilepsi çeşidinde epileptik deşarjlar beynin tüm alanlarından kaynaklanmaktadır. Çocukluk çağı absans epilepsilerinin başlangıç yaşı 4- 10 yaş arası olup en sık olarak 5- 7 yaşları arasında görülmektedir. Hastaların nörolojik muayenesi ve gelişimleri normaldir. Nöbet özelliği ani başlangıçlı, bilinç kaybı ile giden, kısa (4-20 saniye, nadiren daha uzun süren) ve sık tekrarlamaktadır (günde onlarca). Hastaların çoğu kızdır (%70).

    Hastalığın sıklığı nedir?

    Sıklığı epilepsili çocukların % 10 kadardır. Yani 10 epilepsili çocuktan birisi absans epilepsidir.

    Bu hastalık genetik bir hastalık mıdır? Kardeşinde de olabilir mi?

    Hastalığın genetik yönü vardır. Hastaların % 20’ sinde ailede başka bir epilepsili birey bulunmaktadır. Genetik faktörler dışında çevresel faktörler de etkili olabilmektedir. Bu hastaların bir kısmı geçmişte ateşli havale geçirmiş çocuklardır.

    Nöbet özellikleri nelerdir?

    Tipik nöbetler kısa saniyelik özellik göstermektedir. Ani başlar ve ani olarak sonlanır. 4- 20 saniye arasında sürebilir. Bilinç kaybı mutlaka olmaktadır. Nöbetler günde birkaç kereden yüzlerce kereye değişebilir. Nöbetler genellikle kendiliğinden olmaktadır. Hızlı hızlı nefes alıp verme durumlarında özellikle koşma, oynama esnasında nöbetler tetiklenebilmektedir. Yemek yerken olursa bir an durup boş bakar sonra yemeğini yemeye hiçbir şey olmamış gibi devam eder. Konuşuyor ise bir anda konuşma kesilir. Birkaç saniye sonra kaldığı yerden devam eder. İlginçtir bu çocukların bir kısmını ilk olarak öğretmeni fark etmektedir. Dersi dinlerken sıklıkla daldığı fark edilir. Bazen aileler bu dalmaları önemsemezler. Gözü daldı. Normalmiş gibi algılanır. Geçer diye aylarca önemsemeyebilirler.

    Bu hastalığın teşhisi nasıl konulur?

    Dalma şikayeti ile gelen hastalara EEG çekilerek tanı kolaylıkla konulabilmektedir. EEG yani elektroensefalografi 24 kablodan oluşan saçlı deriye özel tutturucu maddeler ile yapıştırılan bir alettir. Çekim beyin aktivitesini direkt kaydeder. Radyasyon gibi zararlı bir yöntem değildir. Çocuğa kesinlikle zarar vermez. Bu EEG kayıtlarında tipik bozuk dalgaların saptanması teşhisi kolaylaştırmaktadır.

    Bu hastalığın tedavisi var mı?

    Evet var. Çoğunlukla bir ilaç tedavisi ile hastaların çoğu iyileşmektedir. Bir kısım hasta ise dirençli olabilmektedir. Bazan iki hatta da üç ilaç verilebilir.

    Bu hastalık iyi mi kötü mü? Hiç kurtulamayacak mı?

    Bu hastalık % 90 oranında iki yıl içerisinde düzelmektedir. Hastalık süresi uzayan hastalarda nöbetler 5- 6 yıl sürebilir.

    Bu hastalarda özel bir diyet var mı?

    Hayır özel bir diyet önerilmemektedir. Sağlıklı beslenme ve aburcubur yiyeceklerden uzak durulması uygundur.

    Hastalar nelere dikkat etmelidirler?

    Yorgunluk, uykusuzluk, alkol, uzun açlık nöbetleri tetikleyebilir. Evlerde bulunan bazı bozuk floresans lambalar, yanıp sönen renkli reklam ışıkları, panoları, hızlı renk geçişleri olan televizyon renklamları nöbetleri tetikleyebilir. Aşırı bilgisayar oyunları oynamak önerilmez. Sık nöbet durumlarında Çocuk Nöroloji uzmanına başvurmak elzemdir.

  • Bebeklerde reflü hastalığı

    BEBEKLERDE REFLÜ HASTALIĞI

    Reflü mide içeriğinin yemek borusuna tekrar kaçmasıdır. Reflü sağlıklı bebeklerde tekrarlayan kusma ve öğürmelerin en sık nedenidir. Midemizdeki asit, yemeklerin sindirilmesinde yardımcı olur. Eğer mide ekşimesi yaşadıysanız, asit reflünün nasıl bir yanma hissine sebep olduğunu bilirsiniz. Bundan dolayı reflüsü olan bebekler de huzursuzluk olabilir.
    Bebeklerde reflü çoğunlukla fizyolojik bir olay olup 18 ay içinde kendiliğinden geçmektedir. Reflüye eşlik eden büyüme geriliği, tekrarlayan solunum sistemi rahatsızlıkları veya yemek borusunda iltihap gibi durumlar ortaya çıkabilir. İlk üç ay boyunca bebeklerin yarısında günde bir ya da daha fazla defa reflü görülür. Reflüsü olan bebeklerinde küçük bir kısmında sıkıntılı, şiddetli ya da inatçı reflü vardır.
    Reflüsü olan bebek küçük miktarlarda süt çıkarabilir veya devamlı kusabilir, hıçkırık tutabilir, öksürebilir ya da tükürük saçabilir. Bunlar normaldir, bebek bunların dışında iyiyse endişe etmenize gerek yoktur.
    Reflü 1 yaşından sonra devam ediyorsa altta yatan bir hastalıktan şüphe edilmelidir. Bebeklerde reflüde mide ile yemek borusu arasında bulunan kaslarda zayıflık olabilmektedir. Yine midenin boşalma zamanı yavaş olabilir. Kısa ve dar bir yemek borusu olabilir. Mide ve barsaklarda sindirimi yavaşlatan hastalıklarda da reflü görülebilir. 1 yaşındaki bebeklerde reflü sıklığı % 5 e kadar düşmektedir.
    Bebeklerde reflüyü önlemek için: dik pozisyonda beslemek, beslenme sonrası 20 dakika kadar dik tutup bebeği hemen yatırmamak, az az ve sık sık beslemek, biberonla beslenme esnasında 3 dakikada bir ara verip bebeğin gazını çıkarmak, biberon deliğini küçük tutmak, bebeğin mamasını biraz daha yoğun hazırlamak reflüyü önlemeye yardımcı olacaktır.
    Bebeklerde reflünün cerrahi ve ilaçlar ile tedavisi mümkündür. Cerrahiye gidecek vakalar ağır ve anatomik bozukluklara bağlı olan reflülerdir. İlaç tedavisinde anti asit ilaç tedavisi ve mide boşalmasını hızlandıran ilaçlar doktor önerisi ile kullanılabilir. Yine sütü koyulaştırıcı yani kıvam artırıcı maddeler kullanılabilir.

    Bebeğinizi besledikten sonra ufak miktarda bir çıkarma ya da kusma endişe edilecek bir şey değildir. Eğer bebekte aşağıdaki durumlar söz konusuysa doktorunuza başvurmanız gerekebilir.

    -Reflü sıkça tekrarlıyorsa, aylık düzenli kilo alımı yoksa, sürekli öksürük ve hırıltı varsa
    -Bebek yemek sırasında ve sonrasında huzursuz oluyorsa, ağlıyor ya da sırtını büküyorsa
    -Düzenli olarak yemeklerden sonra fazla miktarda kusuyorsa doktorunuza başvurmalısınız.

  • Sık görülen insanı korkutan masum bir nöbet nedeni: katılma nöbeti

    ~~Çocuğunuz ağlarken morarıyor mu? Canı yandığında bayılıyor mu? Çocuğunuzda katılma nöbeti olabilir!!!

    Katılma nöbeti (soluk tutma nöbeti) çocukluk çağında sık olarak görülen, iyi gidişli, epileptik olmayan tekrarlayıcı bir hastalıktır. Ataklarla seyreder. Atak anında oluşan renk değişikliğine göre siyanotik (morarma), soluk ve karışık tip nöbet olarak üç şekilde görülmektedir. Tipik başlangıç yaşı 6- 18 ay olup, dört yaşına doğru kendi kendine düzelmektedir. Ülkemizde 100 çocuktan 3’ünde görülmekte olup Gaziantep ilimizde 2014 yılında tarafımca yapılan bir çalışmada ülkemizle benzer oranda bulgular saptamıştır (%3.8). Bu çalışma Gaziantep ilimizde bu konuda yapılmış ilk ve tek çalışmadır. Bu çalışmada altı yaş altı çocuklarda en sık 21’inci ayda (13-29 ay) katılma nöbetinin en sık görüldüğü saptanmıştır. Erkek çocuklarda kız çocuklara göre sıklık iki kat olarak saptanmıştır. Hastaların %98’inde hastalık ilk bir yılda görülmüş olup en sık olarak morarma nöbetleri saptanmış idi.
    Katılma nöbetinin sebebi ne?
    Hastalığın nedeni, niye olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Nöbetler bayılmanın (senkobun) bir tipi olup, otonom sinir sisteminin fonksiyon bozukluğuna bağlı gelişebileceği düşünülmektedir.
    Katılma nöbeti sara hastalığından başka bir hastalık mıdır?
    Ağır katılma nöbetleri bazen epileptik nöbet (sara hastalığı) olarak değerlendirilebilir. Bu durum hem aileyi korkutmakta hem de doktorlar tarafından yanlış epilepsi tanısı konulmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle katılma nöbetlerinin başta epilepsi olmak üzere diğer tekrarlayıcı olaylar ile ayırıcı tanısının yapılması gerekmektedir. Nöbetin öyküsü ve gözlenmesi tanı için çok önemlidir.
    Katılma nöbetinin tedavisi var mı?
    Katılma nöbetini iyileştirecek bir ilaç ne yazık ki yoktur. Katılma nöbetlerinin tedavisinde genellikle ilaç tedavisi önerilmemektedir. Anne ve babanın nöbetler konusunda bilgilendirilmeleri çoğu zaman yeterli olabilmektedir. Ağır katılma nöbetleri olan çocukların aileleri korku ve stres yaşayabilirler. Bu olgular için medikal tedavi düşünülebilir. Olguların çoğunda nöbetlerin demir eksikliği anemisi ile ilişkili olduğu, demir tedavisi ile atakların düzeldiği ve genetik geçişli olduğu bilinmektedir. Bu nedenle katılma nöbeti olan çocuklara demir tedavisi önerilmektedir. Hastaların hepsi zamanla azalarak düzelmektedir. Bu nedenle hastaların bir çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Katılma nöbetleri epileptik nöbetlere çok benzediği için epilepsiden ayırt edilmelidir. Her hastanın Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Çocukluk çağında gündüz idrar kaçırma ve işeme bozuklukları

    1-2 yaş arası dönemde mesane dolgunluğunun bilinçli algılanması başlar. İşemenin istemli olarak başlatılması veya durdurulması 2 – 3 yaş arası gelişir. Gece idrar kontrolü ise 3-5 yaş civarında gelişir. İdrar kaçırma (inkontinans);idrarın uygun olmayan yer ve zamanda sürekli ya da aralıklı olarak kaçması durumudur.

    Çok çeşitli nedenleri olabilen gündüz ya da hem gündüz hem gece kaçırma idrar kaçırma ciddi bir durumun belirtisi olabilir. Gündüz ya da gece ve gündüz idrar kaçırma nörojenik ve anatomik bozukluklar gibi yapısal nedenlerden yada fonksiyonel nedenlerden kaynaklanabilir. En sık görülen işeme bozukluğu aşırı aktif mesanedir. Aşırı aktif mesanesi olan çocuklar sık sık (günde 7’den fazla) ve az miktarda işerler. Bu durum acil idrara çıkma hissi ve yetişemediğinde idrar kaçırma ile beraber olur. Çocuk acil işeme hissi nedeniyle idrarı gelince idrar tutma manevraları yaparak (bacakları çaprazlamak, çömelmek, eliyle cinsel organını sıkıştırmak gibi) pelvik taban kaslarını kasarak idrarını kaçırmamaya çalışır. Diğer bir işeme bozukluğu ise işeme ertelemesidir. Oyun oynarken ya da okulda alışkanlık nedeniyle idrar tutma manevralarıyla işemeyi erteleyen çocuklarda görülür. İşeme sıklığı azalır, sıkışma hissi azalır. İşeme Ertelemesi olan çocuklar günde 3 kereden az işer ve son dakikaya kadar idrarlarını geciktirirler ve mesane dolduğunda idrar taşma şeklinde boşalır. İdrar akımları zayıftır ve ıkınarak idrar yaparlar. Bu çocuklar sabah idrar yapmak istemezler.. İdrarlarını tutttukları için mesaneleri genişler, mesane kası tonusu azalır ve mesane tam boşalamadığı için idrar yaptıktan sonra mesanede artık idrar kalır. Artık kalan idrar da idrar yolu enfeksiyonuna neden olabilir. Disfonksiyonel işeme; İşeme sırasında eksternal sfinkterin yeterli gevşetilememesi veya aralıklı kasılmaların olması durumudur. Artmış pelvik taban kas aktivitesi nedeniyle çocuk dirence karşı işer ve işeme bozukluğu meydana gelir. Tutma manevralarıyla idrarlarını erteleyen bu çocuklar idrar yapmaya geç başlarlar , kesintili idrar yaparlar, sıklıkla kabızlık problemleri vardır ve idrar kaçırırlar. Gülme inkontinans genellikle kız çocuklarında görülen nedeni tam olarak bilinmeyen bir durumdur. Gülme sırasında aniden idrar kaçar.

    Tanı nasıl koyulur ?

    İdrar kaçırma yakınmasıyla başvuran hastaların işeme alışkanlıkları, dışkılama alışkanlıkları ve geçirilmiş üriner sistem enfeksiyon varlığının detaylı sorgulanması idrar kaçırmaya neden olabilecek farklı nedenlerin tanımlanmasında büyük oranda yardımcı olur. Sık tuvalete gitme (günde 7’den fazla), az tuvalete gitme ( günde 3’den az), acil idrara çıkma hissi (yetişemediğinde kaçırır), idrara başlamada zorluk, kesik kesik işeme, zayıf akımla işeme, idrar gelince bacakları çaprazlama ve çömelme gibi şikayetler varsa mesane fonksiyon bozukluğu yönünden çocuğun değerlendirilmesi gerekir.

    Çocukların en az 2 gün süreyle idrar yapma sıklığının, idrar yapma miktarının ve kaçırma zamanlarının kayıt edildiği günlükler işeme ve sıvı alma alışkanlıklarının değerlendirilmesi açısından faydalıdır. Tam idrar tetkiki, üroflowmetre ile işeme paterninin, ultrasonografi ile üst ve alt üriner sistemin değerlendirilmesi basit tanı yöntemleridir. Seçilmiş olgularda veya da başlangıç tedavisi başarısız olanlarda ürodinamik inceleme, voiding sistoüretrografi gerekebilir.

    Nasıl tedavi edilir ?

    Gündüz idrar kaçıran çocukların tedavisinde altta yatan nedene bağlı farklı tedavi yaklaşımları uygulanır. Mesane fonksiyon bozuklukları, idrar yolu enfeksiyonu, vezikoüreteral reflü ve böbrek hasarına neden olabileceği için tedavi edilmesi gereken bir durumdur Mesane eğitimi, pelvik taban rehabilitasyonu, -biofeedback, , temiz aralıklı kataterizasyon ,takip-kayıt tutma ve ödüllendirme gibi yöntemler tedavide kullanılabilir. Farmakolojik tedavi olarak, başta antikolinerjik ilaçlar olmak üzere, seçilmiş olgularda alfa-blokörler kullanılabilir.

    Sonuç olarak, gündüz idrar kaçırma çocuklarda sık görülen, altta yatan nedene bağlı olarak , uzun dönemde ciddi komplikasyonlar da görülebilen bir durumdur. Ayrıntılı öykü, fizik muayene ve basamaklı değerlendirme ile nedenin belirlenerek uygun tedavi yöntemlerinin erken dönemde uygulanması oluşabilecek komplikasyonları önlemek açısından önemlidir.

    KAYNAKLAR

    Neveus T, Eggert P,Evans J,Macedo A,Tekgül S.Evaluation and treatment for monosymptomatic enuresis.A standardization Document from the international Children’s continence study. J Urol,2010

    Özkaya O.Enürezis. Turkiye Klinikleri J Pediatr Sci 2008, 4(1):106-110

    Norgaard JP, van Gool HD, Hjalmas K, Djurhuus JC, Hellstrom AK. Standardization and definitions in lower urinary tract dysfunction in children BJU Int, suppl, 1998;81

    Hjalmas K, Arnold S, Bower W, Caione P, Chiozzaa M, Gontard A. Nocturnal Enuresis: An international evidence based management study. J Urol, 2004; 171;2545-2561

    Alon US. Nocturnal enuresis. Pediatr Nephrol 1995;9: 94-103

    Jalkut M W, Lerman S, Churchill BM. Enuresis.Pediatric Urology, Pediatrics Clinics of North America 2001;48, 1461-1488