Etiket: Sık

  • Down sendromu olan çocukların ruh sağlığı

    Down sendromu

    Gelişimsel gerilik ve gelişimsel gerilikle beraber olan pek bozukta görülen ruhsal sorunlarla ilgili yazı varken Down sendromu olan çocukların ruhsal durumları ve etkilenmeleri ile ilgili çalışma ve yazı çok azdır. Dolayısı ile bu konudaki bilgilerimiz de azdır. Otizm spektrum bozukluğu ile ilgili yayınların nispeten çokluğunu göz önüne alındığında down sendromlu çocukların ruh sağlıkları ile ilgili konunun ihmal edildiğini söyleyebiliriz. Yine benim klinik deneyimime göre yazınla birlikte Down sendromlu çocukların en aza yarısı ruhsal sorun yaşarken, ruh sağlığı polkliniklerine baş vuruları ne ihtiyaçları olan duhsal desteği almaları da oldukça azdır.

    Down sendromu kronozomal hastalıklar arasında en sık görülendir. Down sendromu ile doğan kişilerde, birden fazla konjenital malformasyon ve tıbbi komplikasyonlar görülür. Bütün etnik gruplarda ve sosyoekonomik düzeylerde görülebilmektedir. Sıklığı 700 canlı doğumda birdir. Trizomi 21 ile sonuçlanan kromozom anomalilerinin yarısından fazlası gebeliğin ilk trimestinde düşük ile sonlandığından tüm gebeliklerdeki trizxomi sıklığı yaklaşık 1/200-250 olduğu tahmin edilmektedir.

    Tablo 1: Anne yaşı- canlı doğumda trizomi 21 için risk sıklığı*

    Anne yaşı – Down sendromu görülme sıklığı

    25 y 1/1350

    30 y 1/890

    35 y 1/355

    40 y 1/97

    45 y 1/23

    *Bay CA ve Steele MW Atlas of pediatric physical diagnosis. Genetic Disorder and Dysmorphic Conditions sf 11 kaynağından alıntılanmıştır.

    Anne yaşının down sendromu gelişimindeki rolü henüz tam olarak açıklanamaktadır. Halen 35 yaş üzeri bebek sahibi olma en önemli risk faktörü olarak tanımlanmaktadır. Buna karşın tüm down sendromlu bebeklerin % 85′ i anne yaşı 35 yaşın altında olan annelerdir. Bu durumun nedeni olarak genç yaş grubunda yüksek sayıdaki çocuk sahibi olma gösterilmektedir. Yani ileri yaş bir risk faktörü olmayı sürdürürken erken yaşta çok sayıda çocuk sahibi olma ve bu nedenle erken yaştaki doğumlarda da yüksek oranda down sendromu görüldüğü ileri sürülmektedir.

    Klinik bulgular

    Down sendromunda doğumdan sonra yapılan klinik değerlendirme ile tanı kolaylıkla konulabilir. Hipotoni, zayıf moro refleksi, boyunda fazla cilt katlantısı, basık yüz görünümü, yukarı eğimli palpebral aralıklar, anormal yapıda kulak kepçesi, beşinci parmak klinidaktilisi, avuç içinde tek palmar çizgi bu dönemde oldukça sık rastlanılan bulgulardır.

    Down sendenromunda görülen yüz anomalileri dışında zihinsel ve fiziksel gelişimle ilgili sorunlar da ortaya çıkar. Etkilenmiş bireylerde sıklıkla hafif ya da orta derecede zihinsel gerilik eşlik eder.

    Down sendromlu çocukların en önemli sağlık sorunları olarak doğumsal kalp hastalıkları, gasstroözofageal reflü, sık geçirilen kulak enfeksiyonları, işitme kaybı, obstrüktif uyku apnesi, troid bozukluklarıdır. Demans ise 30′ lu yaşlarda down sendromlu hastaların tümünde görülür. Lösemi riski de toplumda görülenden daha yüksektir.

    Gelişimsel spektrumun diğer ucunda, Down sendromlu küçük çocuklar genel oranlardaki yıkıcı davranışların yanı sıra ayırıcı sosyal, motivasyonel ve dikkat profillerinin daha düşük olduğu görülmektedir.

    Down sendromlu hastaları takip eden doktorlar iki sorunla baş etmeye çalışırlar. İlki, uygun destekleyici önlemlerin kullanılması ve özel eğitim yoluyla hastaların bilişsel performansların arttırılmasıdır. İkinci zorluk ise engelliliği kötüleştirebilen ve herhangi bir yaşta (ruhsal sorunlar, uyku apnesi, epilepsi) ortaya çıkabilen komplikasyonları tedavi etmektir. Özellikle ortaya çıkan ek ruhsal hastalıklar ve regresyon (gerileme) açısından dikkatli olmak ve gerekli müdahaleleri yapmak önemlidir.

    Down sendromu hakkında yanlış bilinenler ve gerçekler

    Yanlış bilinenler

    Gerçekler

    Genetik bir hastalıktır

    Kromozomal bir farklılıktır

    Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir.

    Nadir görülen bir bozukluktur

    Down sendromu nadir değildir

    700 doğan bebekten birinde görülür

    Tüm gebeliklerdeki trizomi sıklığı yaklaşık 1/200-250

    Anne yaşının 35′ ten büyük olması risk faktörü oluşurur.

    Down sendromu çocuklar ve ebeveynleri yanlızdır

    Down sendromu çocuğu olan ebeveynler ilgili derneklerde çocuğun yaşayacağı güçlükler, sağlık, sosyal ve hukuksal haklar konusunda ve aile desteği konusunda danışmanlık ve yardım alabilirler. Bu konuda gönüllü çalışan yazar tarafından ulaşılan dernek adresleri aşağıda verilmiştir.

    Türkiye Down Sendromu Derneği; http://www.downturkiye.com/,

    Ulusal Down Sendromu derneği, http://ulusaldown.com/

    Down Sendromlu Melekler Derneği http://downdostu.com/

    Bütün Down sendromlu çocuklar şiddetli zihinsel yetersizlik yaşar

    Down sendromlu bireylerin çoğu hafif ya da orta derecede zihinsel yetersizlik yaşarlar. Erken yaştan itibaren sağlanan özel eğitim desteği ile bu çocuklarda gelişimsel, dil, öğrenme, özbakım, sosyal ilişkilerde ciddi ilerleme kaydedilir. Çocuğun gelişimi ve sahip olduğu diğer beceriler-yetenekler göz önüne alındığında Down sendromlu çocukların zihinsel yetersizlikle ilgili yaşadığı sorunlar çok yönlü bir güçsüzlük olarak değerlendirilemez. Burda dikkat edilmesi gereken down sendromu olan çocukların olayları çözebilecekleri, yanıt verebilecekleri kadar zamana ihtiyaçları olduğunun bilinmesi ve ihtiyaçları olan zamanın onlara verilmesidir.

    Down sendromlu çocuklar her zaman hastadır?

    Down sendromlu çocuklar, konjenital kalp hastalıkları, solunum ve işitme problemleri, troid bozuklukları açısından gerçek tıbbi sorunlar açısından risk altında olsalar da, sağlık alanındaki ilerlemelerle ve bu sorunların tedavisi ile çoğunlıkla sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürürler.

    Down sendromlu öğrenciler için ayrı özel eğitim programları, eğitim öğretimde tek seçenektir.

    Down sendromlu öğrenciler normal okullarda okurlar. Eğitimleri, sosyal ve eğitsel ortamlara tam olarak katılmaları şeklinde planlanır.

    Down sendromlu öğrenciler zihinsel-gelişimsel sorunları nedeniyle ek olarak özel eğitim programlarına da dahil edilmelidirler.

    Down sendromlu bireyler liseden mezun olur, diplomalarını alır ve bir kısmı üniversite okuyabilirler

    Down sendromlu insanlar toplumun aktif üyeleri olamazlar

    Özellikle down sendromu derneklerinin aktiviteleri takip edildiğinde down sendromlu çocukların oldukça başarılı bir şekilde halk oyunları, tatbikatlar, sanat, eğitim alanında bireysel ve grup çalışması yaptığı görülür.*

    Down sendromlu insanlar, ailelerinin ve toplumlarının değerli üyeleridir ve topluma anlamlı katkılar yapar.

    Down sendromlu insanlar daima mutludur.

    Down sendromlu insanlar herkes ne hissederse onu hissederler.

    Duyguların bütün çeşidini yaşarlar.

    Dostça yaklaşımlara önem verirler ve düşüncesiz davranışlar nedeniyle yaralanırlar-üzülürler ve acı çekerler.

    Down sendromlu yetişkinler işsiz durumdadır.

    İşletmeler, Down sendromlu yetişkinleri bankalar, şirketler, oteller, hastaneler, huzurevleri, ofisler ve restoranlar gibi çeşitli konumlarda çalıştırmaktadır. Müzik ve eğlence endüstrisinde, çocuk bakımında, spor alanlarında ve bilgisayar endüstrisinde de çalışmaktadırlar. Down sendromlu insanlar herkes gibi işlerine değer verirler ve çalışmak isterler.

    Down sendromlu çocukların gelişim özellikleri

    Down sendromlu çocuklar motor beceriler, dil, sosyal etkileşim yönünden yaşaıtlarını arkadan takip ederkler. Yani zihinsel ve motor gelişimde sorun yaşarlar. Sorun yaşadıkları alanlar akıl yürütme, sorun çözme, tasarlama, soyut düşünme, yargılama, okulda öğrenme, deneyimlerden öğrenme alanlarıdır. Bu nedenle öz bakım, soyal ilişkiler, akademik beverilerde her çocuğa göre değişen şiddette sorun yaşarlar. Erken dönemden itibaren yukarıdaki sorunları yaşayan çocuklarda ailenin bu gelişimsel özellikleri açısından çocuğu desteklemesi, yeni beceriler kazanmasını sağlamada aktif etkileşim içinde olması önemlidir. Bu nedenle ailer çocukları ile yeterince zaman geçirmeli, oyun, aktif birebir sosyal etkileşim içinde olmalı, çocuğu yaşıtları ile bir araya getirmeli, oyun ve diğer etkinliklerde bulunmasını sağlayıcı ortamlar yaratmalıdırlar. Yaşıtlarıyla sosyal ortamlarda bir araya getirilen çocuklar kuralları öğrenme, dil gelişimi ve sosyal gelişim için önemli sayılabilecek desteği almış olurlar. Yine erken dönemden itibaren bireysel özel eğitim desteği, motor becerilerin gelişimi için fizyoterapi desteğinin alınması gerekir. Gelişimsel sorunlara eklenen ruhsal sorunlar çocuğun özel eğitimden alacağı desteği olumsuz etkileyeceğinden erken dönemden itibaren bir çocuk psikiyatrsi uzmanına danışılarak ek sorunlar olup olmadığı tespit edilmelidir.

    Down sendromu olan çocukların ruh sağlığı

    Down sendromlu tüm çocukların ve erişkinlerin en az yarısı ömürleri boyunca büyük bir ruhsal sağlık sorunu ile karşı karşıyadır. Birden fazla tıbbi problemi olan çocuklar ve yetişkinler, daha yüksek ruhsal sağlık sorunları yaşarlar.

    Sınırlı dil ve iletişim becerileri olan okul çağı ve gençlerde ruhsal belirtiler

    Yıkıcı, dürtüsel, dikkatsiz, hiperaktif ve karşı olma davranışları (DEHB, davranım bozukluğu ve karşı olma karşı gelme bozukluğu ek tanılarının görülme olasılığı yüksektir )

    Kaygılı, yapışmış, takıntılı, esnek olmayan davranışlar (yaygın anksiyete ve takıntı-zorlantı bozukluğu ek tanılarının görülme olasılığı yüksektir)

    Sosyal ilişkide yetersizlik, içe kapanma/dış dünyaya ilgisizlik, tekrarlayan kalıplaşmış davranışlar (otizm spektrum bozuklukları ek tanısının görülme olasılığı yüksektir)

    Kronik uyku güçlükleri, gündüz uykusu, yorgunluk ve ruhsal sorunlar (uyku bozuklukları, uyku apnesi ve depresyon ek tanısının görülme olasılığı yüksektir)

    Okul dönemi, gençlik dönemi ve genç erişkinlik döneminde, daha iyi iletişim ve kognitif becerilere sahip olmakla birlikte aşağıdaki ruhsal sorunlar görülebilir.

    Depresyon, sosyal geri çekilme, azalmış ilgi alanları ve başa çıkma becerileri

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Takıntı-zorlantı bozukluğu

    Kognitif ve sosyal becerilerin kaybı ile sonuçlanan gerileme-regresyon

    kronik uyku sorunları, günlük uykuda arma, iştahsızlık, duygudurumla ilişkili sorunlar (duygudurum bozuklukları, uyku bozuklukları, uyku apnesinin ek tanı olarak görülme olasığılı yüksektir.

    Yaşlı yetişkinlerde aşağıdaki ruhsal sorunlar görülebilir:

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Depresyon, sosyal geri çekilme, azalmış ilgi alanları ve başa çıkma becerileri

    Kognitif ve sosyal becerilerin kaybı ile sonuçlanan gerileme-regresyon

    Demans

    Çocukta «yeni» bir “duygusal/davranışsal sorunlar (ruhsal sorunlar)” varsa, öncelikli araştırılması gereken tıbbi nedenler:

    Eskiden olmayan davranışsal bir sorun ortaya çıktığında, bunun tıbbi bir duruma bağlı olarak ortaya çıkıp çıkmadığını belirlemek için yapılması gereken bazı testler vardır

    Troid fonksiyon testleri

    Uyku sorunlarında, uyku laboratuvarlarında yapılacak testler

    Kabızlığın veya bağırsak ile ilgili zorluklarda beslenme öyküsünün alınması ve sorun alanların giderilmesi önemlidir. Gerekli olduğunda diet için uzmana yönlendirilebilir.

    İşitme (odyoloji), görme (oftalmoloji), anemi (hematoloji) ve gastro intestinal sistem açısından değerlendirildiğinden emin olmanız önemlidir.

    Duygusal/davranışsal sorunlar ve tıbbbi sorunlar birlikte olduğunda izlenecek yol:

    Down sendromlu çocuklarda ve yetişkinlerde duygusal/davranışsal sorunlar yaygın olarak görülür ve her zaman altında yatan bir tıbbi durumdan kaynaklanmaz. Bununla birlikte Down sendromlu çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bu tıbbi durumlar kapsamlı olarak değerlendirilmelidir.

    Tıbbi durumlar duygusal/davranışsal sorunlara neden olabilir, onları şiddetlendirebilir. Tetavilerinde uyum problemlerine neden olarak çocuğun altta yatan duygusal/davranışsal sorunların tedavisini güçleştiren bir duruma neden olabilir.

    Bir tıbbi durumun düzelmesi alta yatan duygusal/davranışsal sorunları ortadan kaldırmaz. Örneğin hipotroidisi olan bir çocuğun beraberinde de depresyonu varsa, hipotroidi tedavisi ile depresyonu düzelmez. Yine depresyonu olan bir çocukta Hpotroidi tedavi edilmediği sürece depresyon tedavi edilse bile tam olarak düzelmez. Duygusal/davranışsal ve fiziksel sağlık bir bütün ve bir biriyle bağlantılı olup, hem tıbbi durumun hem de ruhsal durumun eş zamanlı olarak tedavi edilmesi gereklidir.

    Down sendromlu çocuklarda sık görülen ruhsal bozukluklar:

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Bu, bozuklukta çocuklarda günün çoğunda devam eden, günlük yaşamdaki bir takım olaylarla ilgili aşırı bir kaygı duyma ve endişeli olma durumu söz konusudur. Çocuklar bu kaygılarını kontrol etmekte güçlük yaşarlar. Bu kaygı ile beraber aynı zamanda, huzursuzluk, aşırı heyecan duyma, endişe, kolay yorulma, düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması, sinirlilik, kaslarda gerginlik, uyku bozukluğu şeklinde yakınmalar da tabloya eklenebilir. Bu tablo down sendromlu çocuklarda kaygının arttığı, günlük yaşamla ilgili stresörlerinin arttığı olaylar sonrası ortaya çıkar. Endişe, genellikle evden okula geçiş, yemek veya yatma zamanları gibi geçişler ve yeni durumların önceden belirlenmesi sırasında olduğu kadar, belirsiz, yeni ve alışılmadık durumlarda da ortaya çıkmaktadır.

    Obsesif kompulsif bozukluk- takıntı-zorlantı bozukluğu

    Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) çoğu zaman istenmeden gelen, belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan, yineleyici düşünceler, dürtüler ya da düşlemler olarak tanımlanan obsesyonlar ile, obsesyona tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallara göre kişinin kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemler olarak tanımlanan kompulsiyonlarla karakterize olan ve çocukluk çağında başlayabilen bir psikiyatrik bozukluktur.

    Artan huzursuzluk ve endişe seviyesi, tanıdıkları alıştıkları rutini takip etmesine yol açabilir. Bu durum çocuğun günlük yaşamında esnek olmayan, bazı rutinlere sıkı sıkıya bağlı bir şekilde kalmasına neden olur. Ebeveynler sıklıkla çocuklarının durumunu belli bir davranış örüntüsü içinde “sıkışıp kaldıkları” şeklinde tanımlarlar. OKB aynı zamanda çocuğun kaygı durumunu, dikkat ve günlük işlevlerini de olumsuz etkileyecektir.

    Sıklıkla görülen obsesyonlar kompulsyonlar; kirlenmeye karşı temizlik ve yıkanma davranışları, zarar görme düşüncesine karşı denetleme, cinsellikle ilgili obsesyonlara karşı güvenlik arayışı, dini düşüncelere karşı başka düşünceler ve davranışlar, işleri doğru yapıp yapmadığı düşüncesine karşı kontrol ve düzenleme davranışları sayılabilir. Down sendromlu çocuklarda yine takıntı halinde benzer günlük rutinleri değiştirememe, aynı yemek yeme, aynı kıyafeti giyme ritüelleri ve takıntıları sık görülür. Klinik çocuklarda ve gençlerde farklılık gösterir. Yine çocuklar obsesif ve kompulsif davranışların kendine yabancı olduğunu ayırt etmediğinde ve ebeveynler bunları yaşamın parçası olarak görüp ruhsal yakınmalar olduğunu fark etmediğinde tanı konması uzun zaman alabilir.

    Tanı klinik olarak belirtilerin ayrıntılı öyküsünün alınması ile konur. Ebeveynler aşağıdaki soruları yanıtlayarak çocuklarında obsesif kompülsif belirtiler bulunup bulunmadığı hakkında fikir sahibi olabilir. Belirtilerin varlığında çocuk psikiyatrisi uzmanlarından danışmanlık ve tedavi desteği alabilirler.

    Obsesif kompulsif bozukluk varlığını tesbit için kısa tarama soruları:

    Çocuğunuz çok sık yıkanıp temizleniyor mu?

    Çocuğunuz bazı şeyleri çok sık kontrol ediyor mu?

    Çocuğunuzu rahatsız eden, saçma gelen kurtulmak istediği düşünceler var mı?

    Çocuğunuzun günlük faliyetlerinin bitmesi uzun zaman alıyor mu? (örneğin okula hazırlanma, yemek yeme, giyinme, banyo yapma)

    Çocuğunuz işlerini belli düzene koymak konusunda kaygı yaşıyor mu?

    Bu sorunlar çocuğunuzun günlük yaşamını, sosyal yaşamını, okul becerilerini etkileyip onu rahatsız ediyor mu?

    Depresif bozukluk

    Benzer sıradan tipik bir kişiye kıyasla, sıradan olaylar, Down sendromlu çocuklar ve yetişkinler için orantısız, olağanüstü bir psikolojik etkiyle sahip gibi gözükmektedir. Down sendromlu çocuklar ve yetişkinler, çoğunlukla olumsuz olarak algıladıkları çevrelerindeki değişmelere karşı daha hassaslardır. Hem tıbbi durumlarında kronik seyreden hastalıklar, hem belirtilerdeki kötüleşmeler çocukların günlük ve fiziksel aktivitelerinde kısıtlanmaya neden olan durumlar depresif bozukluk için risk oluştururlar. Aynı zamanda günlük yaşamda karşılaştıkları stresler, yaşamla ilgili değişiklikler örneğinabi yada ablanın evlenmesi, bir aile bireyini ani veya kronik hastalık sonucu kaybetme, uzun süre evde yaşayan evcil hayvanın ölümü, öğretmenden ayrılma (izin, hastalık), okula gidememe, okul değişikliği gibi nedenler Down sendromlu çocuklar için ciddi stres etkeni olabilir ve depresif yakınmaları başlatabilir.

    Özellikle ergenlik dönemi depresyon açısından en riskli dönemdir. Gelişimsel sorunlar, öğrenme güçlükleri nedeniyle bir yandan okul sorunları ile baş etmeye çalışan genç, bir yandan da kendi farklılıklarını daha çok fark edecek ve kimliğin oluşması sırasında kafa karışıklığı yaşayacak ve farklılığı a sorgulamaya-anlamaya çalışacaktır. Bu dönemde arkadaş ilişkileri önemli olduğundan yaşıtlarında farklı olma konusunda güçlükler yaşayabilecektir. O nedenle stres faktörü varlığında tüm çocuklarda ve özellikle down sendromlu ergenlerde depresif belirtiler açısından uyanık olmak gereklidir. Anne ve balar sorunların çocuğun depresyonundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını fark etmelidirler. Sinirlilik, mutsuzluk, eskiden yaptığı şeylerden keyif almama, davranış sorunları, okul sorunları, dikkat sorunları, uyku sorunları, iştah sorunları, halsizlik, yorgunluk, içe kapanma, saldırganlık, huzursuzluk, az konuşma, kendini suçlama, kendini değersiz hissetme, karamsar olma, yaşamla ilgili olumsuz konuşma şeklindeki yakınmaların varlığında anne-baba çocuklarında depresyon olabileceğini düşünmeli ve bir çocuk ve ergen psikiyatristinden yardım almalıdır.

    Down Sendromlu Kişilerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtiler Nelerdir? Tanı nasıl konur? Neden Önemlidir?

    Özellikle daha genç yaş gruplarında, daha fazla bilişsel ve alıcı ifade edici dil ile ilgili sorun yaşayan down sendromlu çocuklarda, dikkat güçlüğü, dürtüsellik ve hiperaktivite ile ilgili sorunlar sık görülür. Ancak down sendromlu çocuklarda görülen DEHB sıklığı % 31-% 34 bulunmuştur. Bu DEHB toplumda görülen yaygunlığından oldukça yüksektir.

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendirme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur.

    DEHB tanısının gelişimsel sorunu olan ve down sendromu olan çocuklarda atlanmaması ayrı bir önem taşır. Çünkü bu çocuklar günlük oyun, sosyal ilişki, okul becerisi gibi yapmaları gereken aktiviteleri, var olan hareketlilik, dürtüsellik ve dikkat dağınıkşlığı nedeniyle yapmakta güçlük yaşayacaklardır. Almaları gereken özel eğitimden faydalanmaları güçleşecektir. Bu da daha dezavantajlı oldukları anlama, öğrenme becerilerine daha da olumuz bir şekilde yansıyacaktır.

    Down sendromlu çocuklarda uyku sorunları

    Uyku bozukluğu özellikle Down sendromu gibi gelişimsel bozuklukları olan çocuklarda görülür.Sadece üç temel uyku sorunu (uykusuzluk, aşırı gündüz uykusu ve parasomniler) olmasına rağmen, doğası gereği down sendromlu çocuklarda uyku bozukluğunun pek çok nedeni vardır. pek çok altta yatan nedeni (uyku bozukluğu) vardır.Down sendromlu çocuklarda, diğer çocuklarda görülen uyku sorunlarının nedenlerine ek olarak, çeşitli eklenen çeşitli organik ve ruhsal sorunlar uyku sorunlarına neden olabilir. DEHB, yaygın aksiyete bozukluğu, depresyon, iki uçlu bozukluk Down sendromlu çocuklardaki uyku sorunlarına neden olan ruhsal bozukluklardır.

    Obstrüktif uyku apnesi geliştirme riski yüksek olup, kandaki oksijen satürasyonunun azalmasına neden olan, uyku esnasında hafif-orta şiddette nefes almayı kesmektedir. Down sendromlu çocuklarda uyku bozukluklarının taranması rutinin bir parçası olmalıdır. Down sendromunda uyku bozukluklarının olası çok yönlü etyolojisi olduğu göz önüne alınmalıdır. Uyku sorunları ile ilgili tanının atlanmaması ve uygun tedavinin yapılması hem çocuğun hem de ailenin zorluklarını önemli ölçüde hafifletir.

    Down sendromlu çocuklarda iki uçlu bozukluk.

    İki uçlu bozukluk alevlenmeler ve yatışmalarla seyreden kronik bir hastalıktır. Depresif dönemler ve manik-hipomanik dönemlerle seyreder. Depresif belirtiler yukarıda anlatılmıştır. Manik belirtiler çocuğun herzamankinden daha fazla neşeli ya da sinirli olması, hareketli olması, çok konuşması, konudan konuya atlayarak konuşma, düşünce uçuşması, dikkatinin dağınık olması, isteklerinin artması, gezme isteğinin alışveriş isteğinin arması, cinsel içerikli konuşma ve dokunmalar, uykusuzluk, kendine güvende arma, saldırgan davranışlarda bulunma şeklindedir. Bu belirtiler çocuğun günlük yaşamını oldukça bozar. Ayrıca var olan down sendromunun gelişimsel belirtilerinde de kötüleşmeye neden olabilir.

    Sürekli belli bir zaman dliminden sonra eskisinden daha sinirli, hareketli, daha çok konuşan, kendine güveni ve eistekleri artan, uykusuzluğu olan down sendromlu çocuk ve gençlerde olası bir iki uçlu bozukluk olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir.

    Otizm spektrum bozuklukları

    Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal-iletişimsel gelişimde yetersizlik, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgilerle seyreden, erken çocukluk çağında başlayan bir nörogelişimsel bozukluktur. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda OSB sıklığının %1’in üzerinde olduğu saptanmıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında OSB’nin erkeklerde kızlardan 3-4 kat fazla görülmektedir.

    Otistik bireyler, ortaya çıkan belirtiler, bu belirtilerin şiddeti çok değişkenlik gösterir. Otizmli olgularda genellikle belirtiler hayatın ilk ya da ikinci yılında ortaya çıkmaktadır. Dil gelişiminde gecikme, sosyal ilgisizlik veya çevreye karşı alışılmadık aşırı duyarlılığı içeren başlangıç belirtileri tipik olmaktadır. OSB tanısı konulan bebekler yaşamın ilk altı ayında diğer bireyleri daha az aramakta, onlara daha az bakmaktadırlar. OSB çocukları diğer çocuklardan ayırt eden özellikler; göz teması, sosyal ilgi ve gülümsemede yetersizlik, jest ve işaret kullanımında sınırlılık, ismi seslenildiğinde bakmama, taklit etme becerisinde yetersizlik, alıcı ve ifade edici dilde gecikme olarak tanımlanmıştır. 2-3 yaş döneminde ise sosyal alanda en sık karşılaşılan belirtiler; göz temasının yetersizliği, sosyal oyunlara ve karşılıklı sosyal etkileşime azalmış ilgi düzeyi, ebeveynlerini duygudurumunu düzenlemek için daha az referans alma ve yalnız kalmaya eğilimli olmak olarak bildirilmiştir. 4-5 yaş grubunda, yaşıtlardan farklılık, kısıtlı jest mimikler, başkaları ile etkileşime girmekte isteksizlik, yaşıt aramama ve yaşıt ile ilişki sürdürememe belirginleşmektedir. Dil gelişimi ve iletişim sorunları OSB tanılı bireylerin sorunlarının önemli kısmını oluşturmaktadır. Tekrarlayan davranışlar ve yineleyici dil kullanımı, karşısındakinin konuşmasını yineleme, şahıs zamirlerini karıştırma, normal ses volümünün farklılaşması, sosyal etkileşim için dilin kullanımında sorunları içeren tarzda dil kullanımı normalden farklı olmaktadır. Yine bu dönemde sallanma, kendi ekseninde dönme, parmak ucunda yürüme, garip el hareketleri, kanat çırpma gibi motor stereotipiler sık görülmekte; ayrıca törensel davranışlar örneğin oyuncak dizme, oyuncakların belli parçaları ile oynama söz konusu olmaktadır.

    Down sendromlu çocuklarda otizzm spektrum bozukluğunun yaygınlığı % 42 gibi oldukça yüksek oranda bulunmuştur. Özellikle gelişimsel geriliği ve medikal sorunları daha ağır olan çocuklarda bu sıklık artar. 3-5 yaş arasındaki Down sendromlu çocukların otizm spektrum bozuklukları yönünden değerlendirilmesi önerilir

    Down sendromlu çocuklarda görülen ani yeti kaybı (regresyon)

    Down sendromlu gençlerdeki ve genç erişkinlerde ortaya çıkan “regresyon”, özerklik, günlük becerilerin kaybı, konuşmanın azalması, dil becerilerinde kayıp akademik becerilerde kayıp ve psikomotor aktivite ile karakterize bir tablodur. Klinik başlangıç ani veya ilerleyici olabilir ve gidişatı oldukça değişkendir. Nedeni bilinmemektedir. Bu tabloda ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler katatoni, depresyon, psikotik belirti, tekrarlayıcı davranış şeklindedir.

    Bütün hastalarda durumu tetikleyen şiddetli stres faktörü olduğu ileri sürülmektedir. Regresyon tanımlanan hastalarda kısmi yada tam düzelme %50 olarak bildirilmiştir. Kızların daha zafla etkilendiği tesbit edilmiştir.

    ÖNEMLİ NOKTALAR

    Down sendromlu çocuklarda yaygın anksiyete bozukluğu, takıntı-zorlantı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon, otizm spektrum bozuklukları, uyku sorunları, kognitif becerilerin ilerleyici kaybı ile birlikte giden noropsikiyatrik problemler en sık görülen ruhsal sorunlardır.

    Down sendromu olan çocuklardaki ruhsal sorunlar tedavi edilmezse çocuğun günlük yaşamını, eğitimini, sosyal ilişkilerini bozar. Gelişimsel olarak daha iyi bir seviyeye gelmesini olumsuz etkilerTıbbi durumu ile ilgili tedaviye uyumunu olumsuz etkiler.

    Ruhsal ve ve fiziksel sağlık bir bütün olup, hem tıbbi durumun hem de ruhsal durumun eş zamanlı olarak tedavi edilmesi gereklidir.

    KAYNAKLAR

    Aktaş D, Utine GE, Alanay Y, Ogur MG. Kromozom Hastalıkları. Temel Pediatri, Edt: Hasanoğlu E, Düşünsel R, Bideci A. Milli Pediatri Derneği. Sf 212-233

    APA (2013) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th ed, (DSM 5). Washington, DC, American Psychiatric Association.

    Bay CA ve Steele MW Genetic Disorder and Dysmorphic Conditions. Atlas of pediatric Physical Diagnosis. Edt: Zitelli Bj, Davis HW sf 11

    Dykens EM. Psychiatric and behavioral disorders in persons with Down syndrome. Ment Retard Dev Disabil Res Rev. 2007;13(3):272-8.

    Edvarson S, Msallam N, Hertz P, Malkiel S, Wexler ID, Tenenbaum A. Attention Deficit Hyperactivity Disorders Symptomatology Among Individuals With Down Syndrome. Journal of Policy and Practice in Intellectual Disabilities 2014, 11 (1): 58–61

    National Down Syndrome Society http://www.ndss.org/

    Krebs G, Heyman.Obsessive-compulsive disorder in children and adolescents. Arch Dis Child. 2015, 100(5):495-9.

    Mircher C, Cieuta-Walti C, Marey I, Rebillat AS, Cretu L, Milenko E, Conte M, Sturtz F, Rethore MO, Ravel A. Acute Regression in Young People with Down Syndrome. Brain Sci. 2017, 27;7(6).

    Stein DS, Munir KM, Karweck AJ, Davidson EJ, Stein MT. Developmental regression, depression, and psychosocial stress in an adolescent with Downsyndrome. J Dev Behav Pediatr. 2013, 34(3):216-8.

    Oxelgren UW, Myrelid Å, Annerén G, Ekstam B, Göransson C, Holmbom A, Isaksson A, Åberg M, Gustafsson J, Fernell E. Prevalence of autism and attention-deficit-hyperactivity disorder in Down syndrome: a population-based study..Dev Med Child Neurol. 2017, 59(3):276-283.

    Stores G, Stores R. Sleep disorders and their clinical significance in children with Down syndrome. Dev Med Child Neurol. 2013,55(2):126-30.

  • Çocukta okul korkusu

    OKULA GİTMİCEEEEEM !!!!!

    “Çocuğum 6 yaşında bu yıl ilkokula başladı. Okula çok büyük bir arzu ile hazırlanmasına rağmen ilk günün sabahından beri okula gitmek istemediğini söyledi.Tüm çabalarıma karşın sınıf içine sokamadım. Benimle birlikte kalmak istiyor yanımdan hiç ayrılmıyor. Şu an okula gitmiyor. Eskiden de bana bağlı bir çocuktu ancak okula başladıktan sonra bu bağlılık daha da arttı. Okula götürmek için çocuğu zorlamalı mıyım ? Nasıl hareket etmeme tavsiye edersiniz ?”

    Yeni öğretim yılının başlamasıyla birlikte ailelerin sıkça karşılaştığı bu durum okul korkusu olarak tanımlanabilir.Bazı çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler. Okul korkusunun en önemli belirtisi okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissidir. Bu nedenle çocuk okula gitmek istemez ve okulda yalnız kalamaz. Özellikle ilkokula başlayan çocuklarda görülen Okul Korkusu anneden ayrı kalma ve terk edilme kaygısıyla ilişkilidir. Annenin yokluğunda kendisine ve annesine zarar geleceği ve terk edileceği endişesini yaşar. Çocuk, hiç tanımadığı bir ortamda hiç tanımadığı insanlarla, hiç tanımadığı bir başka yetişkinle ki bu insan aynı zamanda otoriteyi temsil eden bir kişidir (öğretmen) birden bire yalnız bırakıldığını gördüğünde korkar ve endişelenir. Yoğun sıkıntı yaşar. Eğer çocuğa sorulmuş olsa o bu tedirginlik yerine, ailesinin sıcak evinde olmayı tercih eder.

    Elbette çocuğun anne veya babadan ilk uzun süreli ayrı kalışı okulun ilk günüyse çocuk okulu sevmeyecektir. Çünkü ilk kez bu “okul” onu ailesinden ayırmıştır. Bu yüzden ailelerin okul öncesi çağdan itibaren bu aşırı bağımlılığı ortadan kaldırmak için çeşitli alıştırmalar yapmaları gereklidir. Çocuğunuzun yanından ayrılırken; neden ayrıldığınızı, nereye gideceğinizi ve ne zaman geleceğinizi belirtmeli ve bu açıklamalara sadık kalmalısınız. Zamanı uzattığınızda terk edildiğini düşünecektir. “Olsun geldim ya” deseniz bile o her gidişinizde ya geri dönmezse diye kaygılanacaktır. Çocuğunuzun okul korkusunu aşmasında okulun da büyük bir rolü vardır. Öğretmen, okulu sevdirmeli, okulun ne işe yaradığını çocuğun algılayacağı bir biçimde anlatmalıdır.

    “Eğer siz, çocuğunuzu okulda yalnız bırakacağınız için kaygılıysanız çocuğunuzdan rahat olmasını beklemeyin”

    Okul Korkusunda en sık görülen nedenler:

    – Okul korkusunun kaynağı genellikle anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusudur.

    – Ayrı kalma kaygısı anne ve babada varsa çocuk bu kaygıyı öğrenmiştir.

    – Çocuk kendi yokluğunda anne ya da babasına bir şey olmasından korkmakta ya da kendisini terk edip gideceklerinden korkmaktadır.

    – Anne ve baba çocuğu kendilerine bağımlı yetiştirmişlerse, çocuğun özgüvensizliği okuldan korkmasına neden olur.

    – Çocuk yalnız başına kendisini güvensiz hissetmektedir.

    – Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı başlatır (ailede hastalık, ailede sosyoekonomik bir kriz, kardeş doğuşu, göç, bir kayıp, okul veya öğretmen değişikliği, okulda onurunu, bedeninin tehdit eden bir durum gibi).

    Bu nedenlerden de anlaşılacağı gibi erken çocukluk döneminde sürekli anne- baba desteği almış, sorumluluk verilmemiş, sorumluluk almadığı için özgüveni gelişmemiş çocukların Okul Korkusu yaşaması daha olasıdır. Ama bu her şeyin sonu değil elbette. Çocuklar doğru bir yaklaşımla her şeyi daha hızlı öğrenebilirler. Bunun için tutarlı ve samimi olmak yeterlidir. Çocuğunuza okulu sevdirebilirseniz ve okula ne olursa olsun gitmesini sağlarsanız okula alışabilir.

    Okul korkusu sıklıkla okula yeni başlayan çocuklarda görülür. Ancak daha ileri yaşlarda görülme olasılığı da vardır. Aile içi sorunlardan, okuldaki olumsuzluklardan ya da sınıfta yaşadığı bir kaygıdan kaynaklanabilir.

    BELİRTİLER:

    – İsteksizlik, alınganlık ve sinirlilikte artış varsa,

    – İştahsızlık ve uykuda huzursuzluk varsa,

    – Okula karşı ilgisiz ve tepkisiz davranıyorsa,

    – Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladıysa,

    – Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp aşırı kaygılı olduysa,

    – Sık sık hasta olmadığı halde baş veya karın ağrısı bahane ederek şikayet ediyorsa,

    – Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları geliştiriyor ve evde kalmasına izin verilince bunlar birdenbire kayboluyorsa,

    – Okula gitmediği için suçluluk duyuyorsa,

    – Okula devam ettiği zamanlarda iyi bir öğrenci olabiliyorsa; okul korkusundan şüphelenilebilir.

    “Çocuğunuza sevginizi her işini yaparak değil, ona sorumluluk vererek gösterin”

    ÖNERİLER:

    – Okula gitme konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır.

    – Çocuğa, okulun amacını açıklamak, okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması işe yarar. Okula gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatmaya çalışılmalıdır. Çocuğun kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.

    – Korkusu yüksek bir seviyede ise ilk hafta okula birlikte gidip dönüşte almaya geleceğinizi belirtebilirsiniz. Tutarlı olursanız onu terk etmeyeceğinizi anlar.

    – Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir.

    – Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, gerekli açıklamaları yapıp, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.

    – Ona gününüzün nasıl geçeceğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak her ikinizi de rahatlatabilir.

    – Çocuğa okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya birde derslerden geri kalmış olmanın korkusunun ekleneceği söylenmelidir.

    – Çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.

    – Bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocuklarında olduğu anlatılabilir.

    – Okulla işbirliği yapılmalıdır.

    – Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne babaya bağımlılık azaltılabilir.

    – Arkadaş toplantıları düzenleyerek, sosyal beceriler kazanmasına fırsat tanınabilir.

    – Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması korkuyu yenmesini kolaylaştırabilir.

    – Çocuğun kendini terk edilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

    – Önerilenler doğrultusunda davranmanıza rağmen okul korkusunun devam etmesi halinde bir çocuk psikiyatristine başvurulması ve yardım alınması gerekebilir. Yapılan bir yanlış okul korkusunun devam etmesine ve sorunun büyümesine yol açabilir.

  • Ergenlerde borderline kişilik bozukluğu

    Sık görülen kişilik bozukluklarındandır. Ergenlik çağında belirtileri görülür. İlişkilerinde , duygularında dengesizlik olur. Abartılı tepkileri sıktır. Terk edilmeye karışı ki bu hayali bir terk edilmeye karşı da aşırı terkedilmemek için aşırı bir uğraş ve dengesiz tepkiler verebilirler. İlişkilerinde kişilere aşırı değer verme ya da aşırı değersizleştirme şeklinde aşırı uçlu insan ilişkileri olabilir. Her şey onlar için siyah beyazdır. Gri alanları göremezler.

    Dürtüsel kişilerdir. Aşırı cinsel davranış, para harcama, alkol ve madde kullanma, tehlikeli girişimler, topluma aşırı gelecek davranışlar sık görülür. İntihar girişimleri, intihar tehditleri, bedenine zarar verme davranışları sıktır.

    Aşırı sinirlilik, öfke, öfkeyi kontrol edememe, bazen aşırı paranoid düzeyde görülebilen şüphecilik, yaşamında boşluk hissi, sıkıntı hissi, nefret sık görülür.

    Ergenlik döneminde sınır (borderline) kişilik bozukluğunun ayırt edilmesi zor olabilir. Aşırı öfke, sinirlilik, dürtüsel davranışlar ergende de görülür. Ama bunlar aşırı ve zamanla azalmayıp devam ediyorsa ve yanında diğer belirtilerde örneğin boşluk hissi, ilişkilerde dengesizlik ve terkedilmemek için aşırı uğraş gibi belirtilerde fazlaysa bu tanı konulabilir. Sosyal ilişkileri bozuktur arkadaş gruplarından uzak durabilirler, bağımlı özellikleri fazla olabilir. Kişilik gelişimleri yavaşlamış, mantık süzgeçleri zayıf dürtüsel gençlerdir. İlişkilerinde takıntılı ve önyargılı davranabilir. Aşırı korku ve kaygıları olabilir. Bunlar hayatını etkileyecek düzeyde olabilir. Sadece ergenlik sorunu yaşayan gençlerde genelde bunlar sınırlı düzeydedir. Sınır kişilik bozukluğundaysa abartılı ve hayatını ciddi etkileyecek düzeydedir. Yaşına uygun olmayan küçük yaştaki çocuklarda görülebilecek kaygılar yaşarlar.

    Dengesizlik hayatlarını bozar. Bazen her şey yolunda giderken bir anda dürtüsel, öfkesini kontrol edemeyen, çökkün bir hale girerler.

    Tedavi ederken aile ve genci beraber ele almak gerekir. Çocuklukta yaşanan travmalar değerlendirilir. Beraberinde olan depresyon, anksiyete bozukluğu, davranım bozukluğu , dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu gibi hastalıklar ilaç tedavisine alınır. Ayrıca psikoterapi beraberinde uygulanır.

  • Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama çocuğun yaşamında önemli bir yaşam deneyimidir. Özellikle ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuk için ayrı bir heyecan kaynağıdır. Henüz okulun nasıl bir yer olacağı, kimlerle birlikte olacağı, okul kuralları ile ilgili belirsizlikleri yaşayabilir ve bunların her biri ayrı birer kaygı unsuru olabilir. Okul öncesi eğitim almış çocuklar ve ara sınıflarda olan çocuklar için bu heyecan biraz daha tanıdıktır. Heyecanı yaşayan sadece çocuk da değildir elbette. Anne babalar da heyecanlı ve meraklıdırlar bu dönemde. Hatta bazen öyle olur ki anne babanın heyecanı çocuğun önüne geçiverir. Çocuğun uyum sağlayamayacağından endişe duyan ebeveynlerin çocukları için durum biraz daha zordur. Bir yandan kendi kaygıları diğer yandan ebeveynlerinden gelen kaygılarla baş etmek zorunda kalabilir. Kaygılı ebeveynler çocuklarına öngördükleri olası sorunları aktarırlarken çocukların kaygısının artabileceğini gözden kaçırabilirler. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygularını fark etmeleri önemlidir. Okul ve öğretmen ile ilgili olumsuz ifadeler çocuğu olumsuz etkileyecektir. Bunun yanı sıra abartılı hazırlıklar içine girme de işin doğal boyutunun önüne geçebilir. Çocuğun okula hazırlanma döneminde onun ihtiyacı olan bilgilendirmelerin yapılması sorularının yanıtlanması gerekir. Okulun gezilmesi sınıfın görülmesi iyi gelecektir. Okul öncesi dönemde çocuğun bireyselleşmesine hizmet etmiş ebeveyn tutumları ve okul öncesi sağlıklı eğitim döneminden geçmiş çocukların uyum güçlüğü daha az olacaktır.

    Ayrılık kaygısı uyum dönemini olumsuz anlamda etkileyen sorunların başında gelir.

    Ayrılık kaygısının belirli dereceleri çocuğun normal gelişiminin beklenen bir parçasıdır. Okula yeni başlayan küçük çocuklarda ayrılık kaygısının görülmesi bir dereceye kadar normaldir. Ayrılık kaygısı bozukluğunda, gelişimsel olarak bağlandığı başlıca kişilerden ayrılma ile ilgili uygunsuz ve aşırı kaygı vardır. Üç yaşında çoğu çocuk ayrılmanın geçici olduğunu anlayabilecek bilişsel kapasiteyi kazanır ve yokluğunda anneye ait iç imajını koruyabilir. Bu nedenle 3-5 yaşları arasında ayrılık kaygısı azalır.

    Araştırmalar en büyük sorunun anneden ayrılma olduğunu bildirmektedir. Ayrılmaya tepkiler çocuğun gelişimsel düzeyinden beklenenin ötesinde ve şiddetlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklardaki tepkiler; okul reddi, ayrılma durumunda sıkıntı ve korku, ayrılma sezildiğinde mide ağrısı, başağrısı gibi yineleyen bedensel belirtiler ve ayrılmaya yönelik kabuslar şeklinde olabilir. Ayrılık kaygısı bozukluğu 12 yaş altındaki çocuklarda en yaygın olan kaygı bozukluğudur. Sıklığı yaşla birlikte azalır. Başlangıcı okul öncesinde olmasına karşın en sık 7-8 yaşlarında görülür. Ayrılık kaygısının yaygınlığı okul çağı çocuklarında %4, tüm ergenlerde %1,6 olarak bildirilmektedir.

    Stresli yaşam olaylarının (kayıplar, hastalık, ebeveynlerin boşanması, bağlanma figürlerinden ayrılığa neden bir felaket vb) ayrılık kaygısı bozukluğu için belirgin bir risk etkeni olduğu gösterilmiştir. Ailenin aşırı koruyucu kollayıcı tutumu ve müdahaleciliği ayrılık kaygısı bozukluğuna eşlik edebilir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğunda okul reddi sıktır. Bunun davranım bozukluğuna bağlı okul reddinden ayırdedilmesi gerekir. Bu çocukların okula devamsızlık örüntüleri farklıdır. Ayrılık kaygısı bozukluğunda çocuk okuldan eve dönmek için kaçarken diğer gruptaki çocuklar ailenin bilgisi dışında akranlarıyla gezmektedirler. Okul reddi olan çocuklar davranım bozukluğu olanlardan farklı olarak olumlu bir davranış örüntüsü gösterirler.

    Ayrılık kaygısı bozukluğundaki belirtiler gelişim dönemlerine göre değişiklikler gösterir. 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklar bağlandığı başlıca kişilerin başına kötü bir olayın gelmesi endişesi ve okul reddi gösterirken, 9-12 yaşları arasındakiler sıklıkla ayrılma sırasında yoğun sıkıntı duymaktadırlar. 13-16 yaş arası ergenlerde ise sıklıkla okul reddi ve bedensel yakınmalar gözlenmektedir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görme daha çok 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklarda, nadiren de 9-16 yaşları arasında tanımlanmıştır. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan küçük çocuklarda fazla sayıda belirti ortaya çıkmaktadır. Kendisine ve bağlandığı başlıca kişilere zarar geleceğine yönelik korku sıktır.

    Alınan öyküden çocuğun hastalık, hastaneye yatma, anne babanın hastalığı, anne baba kaybı ya da taşınma gibi ayrılık dönemleri yaşadığı öğrenilebilir. Ayrılık kaygısı bozukluğunun temel özelliği anne babadan, evden veya tanıdık çevreden ayrılmanın başlattığı aşırı kaygıdır. Çocuğun kaygısı dehşet veya panik derecesine varabilir. Bu bozuklukta çocuklar, kendileri için önemli yakınlarından uzaktayken kendilerine yaklaşan kişinin zarar vereceğinden, kötü şeyler olacağından korkarlar. Pek çoğu ana babasının hastalanacağı, kaza geçireceği endişesini yaşar. Kaçırılacakları, kaybolacakları ve ailelerini bulamayacakları korkusu yaygındır. Ergenler anneden ayrılmayla ilgili kaygılarını doğrudan ortaya koyamazlar. Davranışlarında bu kaygının etkisi vardır. Evden ayrıldıklarında, yalnız başlarına bir etkinliğe katıldıklarında sıkıntı duyarlar. Alışveriş yaparken, eğlenceye ya da sosyal ortamlara girerken yanlarında birilerini (genellikle anneyi) isterler. Sık olarak ayrılma öncesi ortaya çıkan hafif kaygı, ayrılma sonrası şiddetlenir. Hırçınlık, yeme güçlüğü, huysuzlanma, anne babaya yapışma ya da onları sürekli izleme görülür. Uyku sorunları sık görülür. Uykuya dalana dek yanlarında birinin kalmasını isterler. Bu çocuklar sıklıkla ana-babanın yatağına giderler veya kapılarında uyurlar. Gece kabusları ve korkular kaygının diğer bir gösterim şeklidir. Sıklıkla bulantı, kusma, mide ağrısı gibi yakınmalar getirirler. Bedenlerinin değişik yerlerinde ağrılar, boğaz ağrısı ve grip benzeri belirtileri olabilir. Daha büyük çocuklarda çarpıntı, halsizlik, baygınlık gibi belirtiler vardır.

  • Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete yaygındır ve tedavi edilebilir

    Anksiyete rahatsızlık derecesine ulaşabilen korku, endişe ve kaygı halidir. Anksiyete bozuklukları ruhsal sorunlar içinde en sık görülenlerden rahatsızlıklardandır. Bu rahatsızlık halini aldığında gündelik işlerinizi yapmanızı, iş hayatınızı, aile yaşantınızı ve sosyal hayatınızı etkiler. Eğer sizde anksiyete bozukluğu varsa bu zayıf, deli ya da kişilik sorunu olan birisi olduğunuz anlamına gelmez. Şiddetli anksiyete bozukluğu tedaviyle yenilebilir. Anksiyete bozukluklarında etkili olan tedaviler mevcuttur.

    Anksiyete Nedir?

    Tıpta bir rahatsızlık haline dönüşmüş korku duygusuna anksiyete adı verilir. Ortada gerçekten korkutucu bir durum olmadan kişinin korku duyması halinde anksiyete bir ruhsal rahatsızlık (anksiyete bozukluğu) belirtisi olarak değerlendirilir. Anksiyete genel olarak kişinin zarar görebileceği veya tehlikeli durumlarda yaşadığı ruhsal ve bedensel tepkileri tanımlayan bir kavram olarak da kullanılır. Bu tepki ruhsal olarak korku, durumla ilgili tasalanma, bedensel olarak kalp atımlarında artış, terleme, çevreden kopma vb. gibi belirtilerle kendini gösterir. Anksiyete herkes tarafından belli zamanlarda yaşanabilecek normal bir tepkidir. Bir araba tarafından ezilme tehlikesi geçirirken, sınav kapısında beklerken veya topluma karşı bir konuşmaya başlamadan önce birçok insan anksiyete yaşar. Bu nedenle kişinin anksiyete yaşantılarının zaman zaman ortaya çıkması son derece doğaldır. Bununla birlikte eğer anksiyete tepkileri çok sık biçimde ortaya çıkıyor ve kalıcı bir şekilde yaşantınızı etkiliyorsa halledilmesi gereken bir rahatsızlık haline gelmiş demektir.

    Eğer aşağıdakilerden herhangi birinden mustaripseniz muhtemelen anksiyete bozukluğu geçirmektesinizdir:

    • Korkularınız yaşadığınız durumla orantısız biçimde çok şiddetli ise

    • Anksiyete tepkilerini sık sık yaşıyorsanız

    • Korktuğunuz durumlardan kaçınmaya başlamışsanız

    • Bu durum iş, sosyal ve aile yaşantınızı etkilemeye başlamışsa

    Anksiyetenin değişik biçimleri

    Anksiyetenin önde gelen belirti olarak görüldüğü çeşitli rahatsızlıklar vardır. Yaşanan anksiyetenin türüne, süresine, ortaya çıktığı durumlara ve şiddetine göre birbirinden ayrılan çeşitli anksiyete bozuklukları vardır. En sık görülen anksiyete bozukluğu tipleri panik bozukluğu, sosyal fobi, agorafobi ve yaygın anksiyete bozukluğudur. Aşağıda bu durumlar tek tek ele alınacaktır. Siz kendi durumunuza en çok uyanı bulmaya çalışın.

    Panik Bozukluk

    Panik atak aniden başlayan sıkıntının kısa zamanda çok şiddetlendiği başı ve sonu belli olan şiddetli bunaltı veya korku nöbetidir. Eğer bu ataklar sık sık ortaya çıkıyorsa, kişi başka ataklarında olacağına ilişkin sürekli kaygı duyuyorsa veya atakların yol açabileceğini düşündüğü sonuçlarla (kalp krizi, felç, çıldırma, ölüm) ile ilgili olarak kaygılanıyorsa veya ataklarla ilişkili olarak belirgin davranış değişikliği gösteriyor, bazı ortamlardan kaçınıyorsa o zaman panik atak panik bozukluk dediğimiz rahatsızlığa dönüşmüş olabilir. Panik bozuklukta yaşanan panik ataklar genellikle o an kişinin çevresinde olan bitenlerden bağımsız biçimde ortaya çıkar ancak kişi giderek daha önce panik atak yaşadığı ortamlara veya yerlere girmekten kaçınmaya başlayabilir.

    Panik atakta sıklıkla görülen ruhsal ve bedensel belirtiler:

    Ruhsal Belirtiler:

    • Kaygı

    • Kontrolü yitirme korkusu

    • Kaçamama korkusu

    • Ölüm korkusu

    • Delirme korkusu

    • Gerçek dışılık (ortamdan kopma) duyguları

    Bedensel Belirtiler:

    • Baş ağrıları

    • Kas gerilimi

    • Titreme veya vücutta sarsıntı hissi

    • Göğüste ağrı-sıkışma

    • Nefes darlığı/boğulma

    • Kalp atımlarında hızlanma, çarpıntı

    • Ayaklarda ve ellerde uyuşma, karıncalanma, keçeleşme

    • Bulantı ya da karın ağrısı;

    • Terleme

    • Sıcak/soğuk basması

    • Görme Bulanıklığı, Benekler görme

    • Sersemlik

    • Baş dönmesi

    • Düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    Panik ataklar diğer anksiyete bozukluklarında da görülebilir ancak bu tür durumlarda korkulan ortama maruz kalındığında ortaya çıkar, kişi hangi durumda panik atak yaşayacağını bilebilir.

    Sosyal Fobi

    Sosyal fobinin ana özelliği insanlarla birlikte herhangi bir faaliyette bulunurken aşırı korku ve heyecan (anksiyete) hissetmektir. Bu hastalar toplum içindeyken genellikle yargılanma veya eleştirilmeden korkarlar. Sosyal fobisi olanlar başka insanlarla birlikte iken konuşma, yemek yeme, bir şey içme gibi bir faaliyette bulunduklarında aptalca veya utandırıcı şeyler yapacakları endişesini duyarlar. Ayrıca bu esnada hissettikleri anksiyete belirtilerinin (titreme, sesin yetmemesi, konuşurken ses titremesi, kızarma, terleme gibi) dışardan görüleceği düşüncesi bile korkuya yol açabilir. Anksiyete belirli sosyal durumlara özgü olabilir fakat sıklıkla çoğu sosyal ortamda yaşanır.

    Sosyal fobide sıklıkla korkulan ortamlar:

    • Başkalarının önünde konuşma yapmak

    • Soru sormak

    • Başkalarıyla birlikte yemek yemek, bir şey içmek

    • Başkalarının önünde yazı yazmak

    • Dikkatleri üzerinde toplamak (kalabalık bir odaya girmek)

    • Sosyal aktiviteler (yemekler, partiler, evlenme törenleri, dini törenler)

    • Telefonda konuşmak

    • Yeni biriyle tanışmak

    Agorafobi

    Yardım alınamayacak ya da hemen çıkılamayacak ortamlarda anksiyetenin fiziksel ve ruhsal belirtileri ve sıklıkla birlikte panik atak görülmesine agorafobi adı verilir.

    Anksiyete daha çok aşağıdaki durumlarda ortaya çıkma eğilimindedir:

    • Panik atak geçirme riski olan durumlar

    • Kıstırılmışlık duygusu yaratan veya ayrılanılamayacak, kaçılamayacak ortamlar (kalabalık alışveriş merkezleri, sinema, tiyatro, toplu taşım araçları, otobüs, metro, tren vb.)

    • İhtiyaç olduğunda yardım alınmasının veya yardıma erişilmesinin güç olduğu durumlar (otoyollar, köprü, tünel, geniş açık alanlar, evde yalnız kalmak, yalnız başına yola çıkmak)

    • Yabancı veya tanıdık olmayan çevreler

    Bu durum birçok şeyden kaçınmaya ve kişinin yaşamının etkilenmesine yol açar. Aşırı ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir.

    Sıklıkla korkulan veya kaçınılan durumlar:

    • Tek başına evden ayrılmak

    • Evde yalnız kalmak

    • Yalnız başına seyahat etmek

    • Kalabalıklar

    • Kalabalık toplantı yerleri

    Spesifik Fobiler

    Spesifik bir fobi, belirli nesne veya durum için duyulan belirgin, kalıcı, aşırı ya da mantıksız bir korkudur. Korkulan nesneye maruz kalmak genellikle hızlı ve yoğun bir korku reaksiyonu (yani panik atak) üretir. Bu alarm cevabına, nesneden veya durumdan kaçma yönünde güçlü bir dürtü eşlik eder ve buna korkuyla ilgili önemli bozulma ve sıkıntı eşlik edebilir. Spesifik fobilerden mustarip kişiler genellikle korkulan nesnelerle gelecekteki karşılaşmaları önlemek için ellerinden geleni yaparlar ve bunu yapmak için büyük çaba sarf ederler. Hiçbiri daha az değil, genellikle korkularının aşırı veya mantıksız olduğunu fark ederler. Bu bilginin, korkulan nesnelerden kaçma ve bunlardan kaçınma dürtüsü ya da takip eden fizyolojik ve öznel tepkileri kontrol etme yeteneği üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Yaygın anksiyete bozukluğu diğer anksiyete bozukluklarından farklıdır. Anksiyete yaşantısı belli bir duruma veya panik atağı geçireceği korkusuna bağlı değildir. Normal gündelik olaylar ve gelecekle ilgili aşırı endişeden kaynaklanan sürekli bir anksiyete vardır. Maddi konular, iş ve okul başarısı, aile bireylerinin sağlık durumları, çıkılan seyahatler, kapı veya telefon çalması vb. her tür gündelik olay bir kaygı konusu haline gelebilir. Endişe hali yaygın anksiyetenin bir özelliği olmakla birlikte, diğer psikolojik anksiyete belirtilerinin de olması nadir değildir.

    Yaygın anksiyetede görülen belirtiler:

    • Huzursuzluk, aşırı endişe ve heyecan

    • Kolay yorulma

    • Dikkat toplamada güçlük ya da zihnin durmuş gibi olması

    • Sinirlilik

    • Bedensel gerginlik

    • Uyku bozukluğu

    Anksiyeteye yol açabilecek durumlar:

    Psikolojik

    Bedensel

    İlişki sona ermesi

    Bedensel hastalıklar

    Şiddetli tartışmalar

    Aşırı alkol ya da ilaç kullanımı

    Yakın birinin kaybı

    Maddi sorunlar

    İşte zorlanma, iş kaybı

    Uykusuzluk

    Korkutucu ya da üzücü bir olay/travma

    İnsanlarda gerilim yaşadıkları zaman daha hızlı ve derin nefes almaya doğal bir eğilim vardır. Yine gerilim anlarında olağandan daha fazla kaygı duymak da bir doğal eğilimdir. Bu iki etken anksiyete bozukluğu geçirenlerde genel olarak bulunur. Sıklıkla nefes alma şeklinizi değiştirmek ve kaygıyı azaltmak anksiyeteyi geçirecek önemli iki yöntemdir.

    Çok hızlı ve derin nefes alma

    Çoğu kişi için çok hızlı ve derin nefes almanın (aynı zamanda hiperventilasyon olarak da bilinir) anksiyeteye yol açabileceğini öğrenmek çok şaşırtıcıdır. Fakat yol açar! Çok hızlı nefes almak kandaki karbondioksit düzeyini ve asit içeriğini düşürür. Bu beyne daha ve vücuda daha az oksijen ulaşmasına ve anksiyetenin bedensel belirtilerine neden olur. Bu belirtiler sersemlik, kafada hafiflik, nefessizlik, boğulma hissi, çevreden kopma, çarpıntı, titreme vb. gibidir. Hafifte olsa uzun bir süre aşırı nefes alıp vermeyle bedensel anksiyete oluşabilir. Yani çevrenizin veya sizin farkına varmadan da aşırı nefes alıp veriyor olabilirsiniz. Hafif bir aşırı nefes alıp verme, örneğin esneme, iç çekme panik atağı veya anksiyetenin bedensel belirtilerini tetikleyebilir. Aşırı nefes alıp verme bir alışkanlıktır ve bunu değiştirmek zaman alabilir.

    Endişe ve olumsuz düşünme

    Kaygı ve gerçekdışı veya olumsuz düşünme anksiyeteyi tetikleyebilir. Anksiyeteli insanlar bazen anksiyeteyi doğuracak veya daha fazla arttıracak şekilde düşünürler.

    Örneğin:

    Olumsuz bir durumu düşünerek kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz

    Zamanınızı asla hiç gerçekleşmeyecek olumsuz olaylarla ilgili düşünmekle geçiriyor olabilirsiniz

    Etrafınızdaki insanların davranışlarını ve düşüncelerini yanlış yorumluyor olabilirsiniz.

    Anksiyete nasıl tedavi edilir?

    Anksiyeteyi tedavi, etmenin en iyi yolu psikoterapi ve ilaç tedavileridir. Kullanılabilecek yöntemler:

    • Panik ataklarını kontrol etmek ve durdurmak

    • Daha önce kaçınılan korkulan durumlarla yüzleşmek

    • Olumsuz ve gerçekdışı düşünceyi değiştirmek ve kaygıları azaltmak

    Gerekirse kısa dönemli olarak ilaç kullanmak. İlaç kullanılan durumlar:

    • Kısa anksiyete tepkileri

    • Anksiyetenin çok şiddetli olduğu durumlarda danışmanın yanı sıra

    • Tıbbi tedavi ve uzman denetiminde

  • Alt Islatma

    Alt Islatma

    Enürezis; 5 yaş üzerinde idrarın istemsiz olarak boşaltılmasıdır. Bu davranışın üç ay süreyle haftada en az iki kere ortaya çıkması, okul ya da sosyal yaşantı ile ilgili sıkıntıya neden olması ve bu durumun tıbbi bir rahatsızlığa bağlı olmaması olarak tanımlanır.

    Uyku esnasında olan idrar kaçırmalarına enürezis nokturna (nokturna enürezis), gündüz uyanıkken olan idrar kaçırmalarına enürezis diurna (diurnal enürezis) , ikisinin bir arada olduğu duruma ise Enürezis continua (continual enürezis) denmektedir. Enürezis eğer bebeklikten beri süregeliyorsa primer, en az 6 aylık bir kuruluktan sonra başlamışsa sekonder enürezis olarak tanımlanır. Enürezis daha çok gece işemesi (noktural enürezis) şeklinde görülmektedir.

    Enürezis, başlama şekline göre de sınıflandırılmaktadır. %85gibi büyük çoğunluğunda enürezis hiç kesilmeden bebeklikten süre gelir. Buna birincil (primer) enürezis denmektedir. Geriye kalan %15lik kısımda tuvalet eğitimini tamamlayıp, kontrol sağlandıktan sonra alt ıslatmaya başlar. Bu duruma da ikincil (sekonder) enürezis denmektedir.

    Tüm dünyada 50milyonun üzerinde enürezisli çocuk olduğu tahmin ediliyor. Görülme sıklığı çocukların yaşlarına göre değişiklik gösteriyor. Sırayla 5 yaşında %15-20; 10yaşında  %5; 10-17 yaş arası %2-3 ve 17 yaşında %1’dir.Her yıl enüretiklerin %15’i kendiliğinden düzelir. Erkeklerde kız çocuklarına göre 1.5 kat daha fazla görülmektedir.

    Enürezisin nedenleri

    İlk olasılık idrar yollarında bir sıkıntı var mı?

    İkinci olasılık olursa bir psikoloğa ya da bir psikiyatriste gidilmeli.

    Biyolojik ve psikososyal nedenler olarak ayrılmaktadır.

    Biyolojik Etkenler

    Kalıtımsal etkenler: Enüretik çocukların yaklaşık %75’inin birinci dereceden akrabasında eskiden enürezis görülmektedir.

    Hormonal etkenler: Bazı çocukların antidiüretik hormon(ADH) işlevlerinde anormallikler vardır. ADH hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormon ‘sıvıları tut, gitmesine izin verme’ şeklinde vücuda sinyal vermektedir. ADH hormonu sayesinde az miktarda daha yoğun bir idrar üretilir.  ADH hormonunun az olduğu durumlarda çocuk açık renkli idrar yapımı ve altını ıslatma eğilimi fazladır.

    Mesane Fizyolojisiyle İlgili Durumlar: Mesane kapasitesinin daha düşük olması enürezise neden olabilmektedir.

    Uyku Bozukluğu: Bazı ebeveynler çocuklarının derin uykuda altlarına kaçırdıklarını söylemiştir. Ancak uyku ile olan araştırmalarda böyle bir sonuç bulunmamaktadır. Enüretik olan ve olmayan çocukların derin uyku süreleri eşit olmakla beraber altını ıslatma uykunun her evresinde eşit görülmektedir

    Diğer etkenler: Enüretiklerde idrar yolu enfeksiyonu sıklığı %5 olup, idrar yolu öyküsü kızlarda yaklaşık beş kat daha fazla görülmektedir. İdrar yapısındaki yapısal, dinamik ve bulaşıcı problemler de enürezise yol açabilmektedir.

    Psikososyal Etkenler

    Enüretik çocukların çoğunluğunda alt ıslatma, istemsiz ve bilinçdışıdır. Önce bir hekim tarafından organik bir rahatsızlık var mı? Ona bakılması lazım. Birincil(primer) bir neden mi yoksa sekonder bir durum mu? Anne babanın kavgaları var mı? Anne babanın mesafe ayrılığı var mı? Örneğin baba subay ya da polis görev yerine gidiyor çocuk tepki olarak altını ıslatma-altına kaçırma gibi tepkiler verebiliyor. İstemli enürezislerde genelde psikolojik bozukluk ya da karşı gelme bozukluğu gibi ek tanılar konmaktadır. Kardeş doğumu ile başlayan sekonder enürezis bir regresyon(koruyucu dürtü) belirtisi olabilir. Aşırı temiz titiz ebeveynin eğitimine karşı pasif agresif bir ifade sergiliyor olabilir. Ailenin aşırı koruyuculuğu çocukta bebeksi kalma eğilimi ile kendisini gösterebilir. Göç ya da benzer sosyal stresler yaşayanlarda görülebilir.

    Tedavisi

    Enürezis tedavisi günümüzde 3 şekilde görülmektedir.

    1.İlaçlı tedavi: İlaçlı tedavi tartışılmakla beraber hızlı sonuç verdiği için sıklıkla kullanılmaktadır. İlaçlı tedavilerde tedavi bittikten sonra tekrarlanma olasılığı yüksektir. Tedavi çoğunlukla antidiüretik hormon olan(ADH) salgısının kontrolünü dayalı gece çıkılan idrar miktarının azalmasına yönelik ve mesane kaslarının sıkılaştırılmasına yönelik kullanılmaktadır.

    2.İlaçsız tedavi: Bu yöntem çocuk ve aile ile daha sık görüşmeyi gerektirmektedir. Kayıt tutma ve kuru gecelere özendirme. Çocuğun başka birine ihtiyacı olmadan doldurabileceği şema yöntemi önerilmektedir. Kullanılan bir diğer yöntem olan alarm sisteminde çocuğun altını ıslatmaya başladığı fark edildiği ilk anda uyandırılıp tuvalete yetiştirilmesine olanak sağlanır. Mesane eğitimi, ödüllendirme-pekiştirmeden de bu tedavi yönteminde yararlanılır.

    3. Diğer Tedavi Yöntemleri:

    Psikoterapi: Davranışçı psikoterapiler oldukça etkilidir. Tedavide önemli bir yer tutmaktadır. Enüretik çocuklarla yaşamak aile için stres kaynağı olmaktadır. Bazı aileler çocuğunu cezalandırmak yoluyla öfkelerini boşaltmaktadır. Bu Enüretik çocuğun stresini arttırmaktadır. Bu yüzden bireysel psikoterapiler ve aile terapileri etkili olmaktadır.

    Sıvı kısıtlanmasının etkili olduğu kanıtlanmamış gece idrar çıkışının azalması tedavide dikkat çekmiştir.

    Yine de yatmadan bir saat önceden itibaren sıvı alımının azaltılması tedaviye yardımcı olmaktadır.

  • Çocukluk takıntısı mı, obsesif kompulsif bozukluk mu?

    Okul öncesi çocuklarda ritüeller ve takıntılı davranışları oldukça sık görürüz. Anne babalar sıklıkla çocuklarının aynı kıyafetleri giydiğinden, aynı kaşığı kullanmak istediğinden, belli bir şekilde yemek yediğinden yakınır. Bu dönemdeki her takıntı çocuğun ruhsal bir sıkıntı yaşadığı anlamına gelmez. Bu yaşlardaki takıntılar bazen çocuğun becerilerini geliştirmesinin yoludur, bazen de hayatını kontrol etme çabasının bir sonucudur ve tamamen normaldir. Obsesif kompulsif bozukluk bundan çok daha fazlasıdır, çocuğun hayatındaki tüm alanlarda sıkıntıya yol açar ve 7 yaş öncesinde çok nadiren görülür.

    Bu bozukluğu anlamak için öncelikle obsesyon ve kompulsiyonları tanımlamak gerekir:

    Obsesyon (takıntılı düşünceler): istenmeyen ve rahatsız edici düşüncelerdir. Yoğun bir kaygı ve rahatsızlık hissi oluştururlar. örnek: aklından defalarca küfürlü sözler geçmesi Kompulsiyon: obsesyonlardan kaynaklanan yoğun kaygıyı azaltmak için çocuğun yaptığı şeylerdir. Çocuk, tekrarlayıcı bir davranış ile obsesyonun oluşturduğu yoğun sıkıntı hissinden kurtulmaya çalışır. Bazen zihinsel kompulsiyonlar da olabilir, yani çocuk obsesyonun etkisini azaltmak için aklına başka bir düşünce getirir. Örnek: aklından geçen sözlerin etkisi geçsin diye 20 defa el yıkama Sık görülen obsesyonlar:
    • Kirlenme: oldukça sık görülür. Bazı nesnelere dokunup kirlenme endişesi, bu nedenle hastalanma endişesi gibi örnekler verilebilir.
    • Yanlışlıkla birine ya da kendine zarar verme korkusu
    • Simetri :nesneleri belli bir renge, boyuta göre dizme ihtiyacı duymak olarak tanımlanabilir.
    • Mükemmellik: örneğin kıyafetinin tam olması gerektiği şekilde durduğundan emin olma isteği.
    • Yasak düşünceler :ergenlik dönemine girerken bu takıntılar artış gösterir. Küfürlü düşünceler, cinsel içerikli düşünceler, istenmeyen ancak akıldan çıkmayan görüntüler olabilir. Sık Görülen Kompulsiyonlar:
    • Yıkanma/temizlik: aşırı el yıkama, mutfağı defalarca temizleme, defalarca ya da uzun süre duş alma…
    • Kontrol etme: kapıyı, çantayı, telefon ederek sevdiği birisinin iyi olup olmadığını kontrol etme, bu nedenle yapacağı işleri yetiştirememe, evden çıkamama.
    • Sayma, vurma, dokunma, silme
    • Sıraya koyma, düzenleme Belirtiler zaman içinde değişim gösterebilir. Çok küçük çocuklar, obsesyonlarını ve bunlarla ilişkilendirdiği korkularını ifade edemeyebilirler. Obsesif kompulsif bozukluk, çocuklarda kaygı, üzüntü, kızgınlık, utanç ve suçluluk duygularına yol açabilir.

    Takıntılar hem çocuk hem de aile için çok yorucudur. Yemek zamanları, uyku zamanları aile için kabusa dönüşür. Çocuk sıkıntısını yatıştırmak için ailesinden yardım almaya çalışır, onları da kendi takıntı sistemine katar. Annesine 20-30 defa “kirlendim mi?” diye sorabilir, babasından bardağını defalarca yıkamasını isteyebilir. Çocuklar genellikle okulda bu takıntıları eve göre daha iyi kontrol ederler ama buna rağmen yaşadıkları sıkıntı, okul başarısında düşmeye, arkadaş ilişkilerinde bozulmaya, odaklanma güçlüklerine yol açar.

  • Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur.

    Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki 3 temel sorun ortaya çıkmaktadır:

    1. Kısa dikkat süresi

    2. Yetersiz dürtü kontrolü

    3. Aşırı hareketlilik

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan bir psikolojik bozukluktur. Bir çocukta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu var denilebilmesi için akranlarıyla kıyaslama doğrudur. Eğer akranlarıyla karşılaştırıldığında hareketlilik ve dikkat dağınıklığı çok fazlaysa, oyun oynamasına ve akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmasına engel oluyorsa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’ndan söz edilebilir.

    Aileler yardım için gerekli yerlere baş vurduğunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ve özellikle aşırı hareketlilik belirtileri ön planda olan çocuklarını “düz duvara tırmanır”, “onu bir yerde zapt etmek imkansız”, “”ele avuca sığmaz”, “beş dakikadan fazla yerinde oturmaz”, “oyun oynarken daldan dala konar” gibi sözlerle anlatırlar.

    Belirtileri:

    -Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik Belirtileri:

    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar.

    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.

    4. Çoğu zaman sakin bir biçimde,boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da motor tarafından sürülüyormuş gibi davranı.

    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    7. Çoğu zaman sorulan soruların soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

    8. Çoğu zaman sırasını beklememe güçlüğü vardır.

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

    10. Aşırı hareketlilik veya kıvranma

    11. Yerinde oturmada güçlük

    12. Dikkatin kolay dağılması

    13. Sıklıkla bir şeyler kaybetme

    14. Kuralları takip etmede güçlük

    15. Sessizce oynamada güçlük

    16. Oyunlarda sırasını beklemekte güçlük

    17. Bir aktiviteden diğer aktiviteye kayma

    18. Sıklıkla tehlikeli aktivitelerle uğraşma

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bazı çocukların annelerine,çocuğunda belirtilerin ne zaman  başladığı sorulduğunda alınan cevap çok ilginçtir. Anneler daha hamileyken diğer çocuklarından daha hareketli olduğunu hissettiklerine belirtmektedirler. Çoğu anne-baba ise çocuklarının farklı olduğunu bebeklik döneminde ve erken çocuklukta algılarlar. Emekleme döneminde bile bu çocukların bir taraftan diğer tarafa ,bir oyuncaktan diğerine atladıkları ve kucağa alınmaktan,kucağa alınsa bile kucağında olduğu kişinin durmasından hoşlanmadıkları gözlenmektedir.

    Sıklık:

                 Kızlarda ve erkeklerde görülme sıklığı farklılık gösterir. Erkeklerin kızlardan 4-8 kat daha yüksek oranda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olma olasılığı bulunmaktadır. Ayrıca erkeklerde aşırı hareketlilik, yıkıcı davranışlarda bulunma, dürtüsellik (istekleri erteleyememe) belirtileri gösteren tip fazlayken,kızlarda daha çok dikkatsizlik belirtileri gösteren tipin fazla olduğu bilinmektedir.

                 Tüm toplumlarda ortalama %3-5 sıklıkta görülmektedir. Yani ortalama olarak her 30-50 çocuktan birinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu düşünülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedenleri:

    .       Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun oluşumundan tek bir etkenin sorumlu olmadığı, biyolojik, yapısal ve çevresel bir çok etkenin bir araya gelmesiyle oluştuğu görülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na Eşlik Eden Sorunlar:

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların büyük bir bölümü bu bozukluğun belirtilerinin yanı sıra diğer birçok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunlar arasında en  “Öğrenme Bozuklukları” gibi okul başarısını düşüren etkenler “Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu” gibi çocuğun topluma uyumunu zorlaştıran ve “Depresyon ve Kaygı Bozuklukları” gibi önemli psikolojik sorunlarla karşılaşılmaktadır.

    D.E.H.B. OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER

        Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin; anne-baba olarak birbirinizi suçlamayın. Ayrıca çocuğunuzu, aileye verilmiş bir ceza olarak görüp onu da suçlamayın.

        Tanının, çocuk psikiyatristi tarafından konulması ve tedaviye başlanması gerektiğini unutmayın.

        Bu çocukların tedavilerinin uzun bir zaman dilimini kapsayacağını bilin.

        Uygulanacaksa ilaç tedavisinin ne kadar devam edeceği çocuk psikiyatristi tarafından belirlenir. Doktorun önerilerini uygulamak önemlidir. Çocukta tedavi sürecinde hiçbir değişiklik yoksa, doktoruna bu durumu mutlaka bildirin.

        Doktor +Aile +Öğretmen işbirliği ile sorunun üstesinden gelinebileceğini unutmayın.

        Çocuğunuzu, başka çocuklarla kıyaslamayın. Bu,olumsuz davranışı düzeltmeyeceği gibi ona olan sevginiz konusunda şüphe yaratacaktır.

        Bu çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Bu nedenle evde yapacağınız çalışmaları oyun haline getirin.   Örneğin; Labirent, bulmaca, çizgi çalışmaları yaptırın. Belirli resimleri, şekilleri makasla kesip çıkarmasını, sonra başka yere yapıştırmasını sağlayın. Aynı resimleri eşlemesini öğretin. Delikli boncukları ya da düdük makarna vb. ipe dizmesini sağlayın. Hamur ya da çamur ile çalıştırın; avuç içinde yuvarlak yapmasını, daha sonra kendi dilediği şekilleri yapmasını sağlayın. Boyanmış olan örneklere baktırarak benzerlerini boyattırın. Lego ve Puzzle türü oyuncaklarla oynamasını sağlayın. Yarım vidalanmış vidayı sıktırmak, çekiçle çivi çaktırmak gibi çalışmalar yatırın.

        Ufak öbekler halinde dökülen mercimek ya da pirinç tanelerini toplamasını isteyin. Eldiven giydirip çıkartma, fermuar açtırıp-kapatma, sıkı kavanoz kapağı açtırıp-kapattırma uygulamaları yaptırın.

        “Çok dikkatsizsin “, “Sana kırk kere söyledim, hala dikkat etmiyorsun”, “Önüne bak” gibi cümleler çocukta yetersizlik ve becerisizlik duygularını pekiştirir.

        Göz teması kurarak konuşun.

        Ayrıntılı ve uzun açıklamalı konuşmalardan kaçının; açık ve kısa yönergeler verin.

        İşin ya da konunun tamamını öğretmek yerine basamak basamak öğretmeye çalışın.

        Okul ödevlerini, öğretmenden hergün gidip bizzat alın.

        Okul ödevlerinde; çalışma sürelerini kısaltın ve sık ara verin. Araların kısa olmasına (örneğin;10 dk. kadar ) dikkat edin.

        Öğrettiğiniz herşeyi çok sık tekrarlayın ve alışkanlık haline gelmesini sağlayın.

        Yanlış yaptığında ;azarlamayın, aşırı tepki göstermeyin. “Hayır, yanlış davranış!” komutunu verin.

        Kurallar koyun ve kuralların uygulanmasında tavizkar olmayın.(Yapılmasını istediğiniz ve istemediğiniz davranışları açık olarak çocuğa bildirin. Okuma-yazma biliyorsa bunları tek tek yazarak odasının belli yerlerine asın.)

        Olumlu yönlerinin görülmesine, sevilmeye ve diğer çocuklardan daha fazla ödüllendirilmeye ihtiyaçları vardır. Olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. D.E.H.B.li çocuklar sabırsız olduklarından işi yaptıktan hemen sonra onay beklerler. Örneğin; çocuğunuz başka şeylerle ilgilenmeden 10 dk. boyunca ödeviyle ilgilendiyse, ödüllendirmek için akşam yemeğini beklemeyin.          

        Ders çalışma ortamında uyarıcıların olmamasına, aydınlatma ve ısı düzeninin iyi ayarlanmış olmasına, dikkat edin. Çalışma masasının sadece çalışma için kullanılmasına; yemek yeme, oyun oynama vb. etkinliklerde kullanılmamasına dikkat edin.

        Kullandıkları araçları gereçleri kötü kullandıkları ve sık kaybettikleri zaman, yenisini almak yerine, kendi harçlığından para biriktirerek yenisine kavuşmasını sağlayın.

        Sportif yada sosyal faaliyetlere yönlendirin.

        Çocuğunuzu arkadaş edinebileceği yerlere götürün, arkadaşlık kurup oynamasına yardımcı olun.

        Çarşı-pazar gibi toplu yerlere götürün, dış çevre ile iletişimini geliştirmesini sağlayın.

        Ev dışı ortamlarda çevre ile ilgili bilgiler verin.(Trafik işaretleri, binalar, mağazalar vb.)”Gördün mü ,bak! “ diye sorun.

        TV.,bilgisayar ve video oyunları sınırlanmalıdır. İlköğretim çağındaki çocukların en çok  bir buçuk saat vakit geçirmeleri yeterlidir.

        Çalışmalarınızda sabırlı, anlayışlı, sevecen, kararlı ve tutarlı bir tavır sergileyin.

        Çocuğunuza güven verip, bazı etkinlikleri başarabileceğine inanmasını sağlayın.

        Ailenin tüm bireylerinin bu sürece katılması, aşırı disiplin ve aşırı hoşgörüden uzak, çocuğun gereksinimlerine duyarlı ve tutarlı olması çok önemlidir.

        Öğretmen seçiminde; tercih erkek öğretmenden yana kullanılırsa, daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bunun nedenin erkek öğretmenin, otoriteyi temsil etme özelliğinin daha belirgin olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.

    D.E.H.B.OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    Hiperaktivite teşhisi tıbbi bir teşhistir ve yalnızca alanlarında uzmanlaşmış çocuk psikiyatristleri tarafından konur. Hiperaktivite genellikle başa çıkılabilen bir durumdur. Tedavi aile ve öğretmenin katılımı ve profesyonel kişilerin ( çocuk psikiyatristi, psikolog, psikolojik danışman vb.) koordinasyonu ile gerçekleşir. Tedavi için altın dönem okul öncesi ve okul çağının ilk yıllarıdır. Tedavi çocuğun öğrenme uyumunu zorlaştıran yapısal ve çevresel etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkisizleştirilmesinden ibarettir. Doktor tarafından çocuğa verilen ilacın hayatı kolaylaştırmak ve sorunlu dönemlerini hızla aşmak için bir araç olduğu ve geçici süre ile sınırlı olduğu düşünülmelidir.(Ağrı kesici,ateş düşürücü ilaçların kullanım amacı gibi)İlacın etkisi ilk 30 dk.sonrasında kendini göstermeye başlar, genellikle 3.saatin sonuna doğru hafifler ve 4.,5.saatlerde sıfırlanır. İlaç, ders başarısını tek başına artıran bir unsur değildir. Ama önemli bir yardımcı olarak düşünülebilir. Öğretmen; hiperaktif çocuğun davranışlarındaki değişiklikler ile ilgili aile ve doktoruna geri bildirimlerde bulunmalıdır.

        Her çocuğun ihtiyaçları farklı olacaktır. Bu farklılık gözetilerek ihtiyaçların karşılanması gerekir. Yani sınıftaki bütün çocuklara eşit davranmak demek, hepsine aynı davranışı göstermek değildir. Sınıftaki, her çocuğun bireysel ihtiyaçlarını gözeterek davranın.

        Adı çıkan çocuklar, imajlarını bir türlü değiştiremedikleri için sınıfta hedef tahtası olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu duruma meydan vermeyin.

        Diğer çocukların belli etmeden yaptıklarını; apaçık yaptıklarından çabalarına kimseyi inandıramazlar. Farkında olmadan bu tuzağa düşmeyin, aynı davranışı gösteren başka çocuklara daha hoşgörülü yaklaşmayın.

        Öğrencilere uymaları gerekli kurallar ve kendilerinden beklenen davranışları açık olarak anlatın, sınıfta yapılabilecek ve yapılamayacak hareketlerin neler olduğunu öğretin. Sınıf tamamen sessizleşmeden yönerge vermeyin. Talimat verirken;

        -Canlı, açık bir dil kullanın, kısa konuşun.

        -Her seferinde tek talimat verin.

        -Konuşurken, göz teması kurun.

        Mümkünse, yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin. Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.

        Kurallara uymanın ve uymamanın sonuçları ile istenilen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağını belirleyip, öğrencilere anlatıp, sıkça tekrarlayın.

        Sınıf kurallarının daha iyi benimsenmesi için, kuralların öğrenciler tarafından tartışılmasına, karara bağlanmasına ve yazılmasına fırsat verin. Örneğin;

        -Sınıfa çalışmak için gelin.

        -Ellerinizle, ayaklarınızla ve eşyalarınızla, başkasını rahatsız etmeyin.

        -Sınıf arkadaşlarınıza karşı nazik olun.

        -Kurallara uyun.

        -Dikkatinizi toplayın.

        -Çalışırken sessiz olun vb. talimatlar sınıfın belirgin bir yerine yazılabilir.

        Konulan kuralların gerekçelerini örneklerle açıklayıp, sınıfta tartışın.

        Çalışmalarınızda, anlayışlı, sabırlı, esnek, sevecen ve tutarlı olmaya çalışın.

        Sorunları yaşamadan önce önlemeye çalışın.

        Tutarlı ve önceden hazırlanmış bir programa göre davranın.

        Öğrenciye önceden tahmin edebileceği biçimde davranın.

        Öğrencinize tek başına tamamlayabileceği kadar iş verin.

        Öğrencinin dikkatli ve iyi odaklanabilen, öğrencilerin arasına oturmasını sağlayın.

        Sınıf içinde öğretmenle sürekli temas kurabileceği ve dikkatini dağıtmayı engelleyecek bir yerde yani en ön ve pencereden uzak bir sırada oturmasını sağlayın.

        Gerektiğinde fiziksel temas yoluna başvurun. Örneğin; omzuna ya da sırtına dokunun.

        Her öğrenciye eşit söz vermeyi sağlamak için; öğrencinin isminin üstüne yazılı olduğu bir deste kart kullanın, kartlardan rastgele bir isim çekin ve kartı tekrar desteğe katın.

        Ödevlerini küçük parçalara ayırarak basamaklar halinde ve neden-sonuç ilişkisi ile verin.

        Ders anlatırken olabildiğince görsel, işitsel ve hareketli araçlar kullanın. Mümkünse bu araçların kurulması ve kullanılmasında ondan yardım alın.

        Çocuk derste olmadığı bir zaman, diğer öğrencilere, D.E.H.B. olan öğrenci ile ilgili olarak; zaman zaman dikkatini toplamakta güçlük çektiğini ancak yardımsever ve iyi niyetli olduğunu kendilerin de onu aralarına alarak yardım etmeleri gerektiğini vurgulayın.

        Sınav değerlendirmesi yaparken dikkatinin dağınıklığını göz önünde bulundurun sözlü sınavlarda daha başarılı olduğu gerçeğini göz önüne alın. Yazılı sınavları ise çoktan seçmeli olarak yapın.

        Bu çocuk için önlem alınırken diğer çocukların dikkatini çekecek aşırılıklardan kaçının.

        Çocuğun olumsuz tepki göstermesine neden olacağı için, sıklıkla sınıf değişikliği yapılmasını önleyin.

        Sık sık tahtaya kaldırıp, silmeniz gereken yazıları sildirin, sınıfta dağıtılması gereken materyalleri ona dağıttırın.

        Yüzme, basketbol, futbol, folklör gibi yoğun hareket getiren sosyal, sportif ya da kültürel etkinliklere katılımını sağlayın.

        Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesini isteyin, verilen görevler arasında kısa molalar verin.

        Grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece, kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için grup çalışmalarına önem verin.     

        Konusu verilmiş ya da serbest konulu resim çalışmaları, parmak boyası yaptırın, müzik çalışmalarında şarkı söyletin.

        Ders konularını işlerken uygun konularla ilgili gazete ya da mecmualardan, resim ya da yazıları keserek getirmelerini isteyin.  

        Çocuğun sevilme, beğenilme, övgü gibi gereksinimleri olduğunu unutmayın, olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. Örneğin; “Ali sessizce sıraya girmen ne güzel, aferin sana! Hepiniz böyle yerlerinize yerleşip dinlenmeye hazır olduğunuzda, çok mutlu oluyorum. Ayşe’nin söz istemek için elini kaldırmasını ve kendisine söz verilmesini sessizce beklemesini beğeniyorum. Teşekkür ederim Ayşe.”vb. gibi.

        Öğrencilerin somut dokunabilir ödül almak çok hoşuna gidecektir. Örneğin; Öğretmenle birlikte yenecek bir yemek kazanmak, bir oyunu yönetmek ya da oyundaki takımlardan birinin kaptanı olmak, düşük not aldığı bir testin geçersiz sayılacağını bilmesi, fazladan boş zaman kazanmak, öğrencinin seçtiği bir şeyi sınıfa getirerek arkadaşlarına göstermesine izin vermek. (Bir oyuncak, beslediği kuş vb.)

        Bu çocukları cezalandırmak için dersten çıkartmayın, çünkü derste sıkıldıklarından bu ceza ödül gibi olacaktır.

        Dikkat eksikliği ya da hiperaktif öğrenci için ara verme ve gruptan uzaklaştırma yöntemi uygulayın. Örneğin; “Can, ellerini ve ayaklarını daima kendine saklamalısın. Eğer bunu başaramayacaksan o zaman lütfen, masana git!(Ya da ayrılan sandalyene otur!) ve başkalarını rahatsız etmeden durabileceğine inandığın zaman aramıza katıl” denebilir. Ya da sırasında çevresine rahatsızlık vermeden oturamayan öğrenciden belli bir süre ayakta durması istenebilir.

  • Sosyal fobi nedir? (sosyal anksiyete bozukluğu)

    Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler; tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli korku duyarlar. Çocuk/ergen, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir). Sosyal fobi tanısı koyabilmek için çocuklarda bu kaygı yaşıtlarıyla karşılaştıkları ortamlarda da görülmelidir. Çocuklardaki sosyal fobi; anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak dışavurulabilir. Çocuk ve ergenler küçük yaşta çok görülmemekle birlikte genellikle korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınırlar ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla buna katlanırlar. Sosyal fobi tanısını koyabilmek için bulguların en az 6 aydır devam ediyor olması gerekir. Bireydeki kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ve/veya eğitim işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin sıkıntıya yol açar.

    Sosyal fobisi olan çocukların yakın akrabalarında da sosyal fobi görülme sıklığı 3 kat daha fazladır. Kronik aile içi çatışmalar, ayrılıklar, kayıplar, öğrenme ve okul başarısındaki güçlükler, çocuklara karşı aşırı koruyucu tutum, devamlı olarak uyumlu davranılması konusunda çocuğa uyarıda bulunma, çocuğun her davranışının onanması (eleştirel yönlendirme ile karşılaşmama), sosyal ortamlarla başa çıkmanın öğretilememesi de sosyal fobi için önemli risk oluşturmaktadır.

    Sosyal fobi yaygınlığı çocuklarda %1, ergenlerde 5-10’dur. Kızlarda erkeklerden 2 kat daha sık görülür. Ortaya çıkma dönemi genelde ilk-orta ergenliktir .

    Sosyal ortamlarda; kızarma, ürperme, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı ve miksiyon ihtiyacı gibi vejetatif semptomlar görülebilir. Kaçınma ve kaçma ihtiyacı kişiyi etkisine alır. Yeterli göz kontağı kuramazlar ya da kurmaktan çekinirler. Sosyal ortamlarda konuşamaz, ketlenirler. Sosyal fobi, çocuklarda erişkinlerde faklı olarak öfke nöbeti şeklinde de ortaya çıkabilir.

    Sosyal fobinin %45’inde kronik gidiş görülür. Erişkin sosyal fobisi olanların çocukluğunu değerlendirildiğinde yaklaşık %50’sinde sosyal fobi öyküsü olduğu saptanmıştır. Tedavi olmaz ise okul başarısında düşüş, okul fobisi, yaşa özgü sosyal aktivitelerden kaçınma, sosyal ortamlarda kendini yetersiz hissetme, özgüven eksikliği, somatoform bozukluk semptomları, depresyon ve intihar girişimleri görülebilir. Sosyal fobinin erken başlaması, birlikte depresyon gibi diğer duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve alkol/madde bağımlılığının olması gidiş için olumsuz faktörlerdendir.

    Sosyal fobinin tedavisinde;

    1. Psikofarmakolojik destek

    2. Çocuğa sosyal becerilerin kazandırılması

    3. Çocuk ve ergende bilişsel yeniden yapılanmanın sağlanması

    4. Anksiyete ile başa çıkabilme becerilerinin kazandırılması

    5. Aile içinde anksiyete arttırıcı tutumların ele alınması

    6.Çocuk ve ergenin büyütülmesinde çok koruyucu tutum uygulanmaması

    7.Anksiyete bozukluğu olan ebeveynlerin de destek alması sağlanması.,,, önemlidir.

  • Çocuk ve ergenlerde sosyal fobi

    Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün önünde olabileceği toplumsal durumlarda bir eylemi gerçekleştirirken belirgin ve sürekli korku duymadır. Korkulan sosyal duruma maruz kalma anksiyete meydana getirir, utanma korkusu vardır ve sıklıkla panik atak görülebilir. Toplum önünde konuşma, sosyal toplantılara katılma, toplum içinde gösteri yapma, yabancılarla konuşma ve otorite figürüyle karşılaşma en sık görülen sosyal korkulardır. Çocuk ve ergenlerde anksiyete oluşturan durumlardan kaçınma görülebilir ve bu durum süregen bir sıkıntıya yol açabilir. Ayrıca çocuk ve ergenler korkularının mantıksız ya da yoğun olduğunun farkına varmayabilirler.

    Sosyal fobi yaklaşık çocuk ve ergenlerde %1 görülür. Yaşça büyük olan kesimde daha sıktır ve erişkinlerde en sık rastlanan anksieyete bozukluklarından birisidir. Çocuk ve ergenlerde sosyal fobinin tanınmadığı ve az tanın konulduğu, daha çok bu çocukların “utangaç” olarak geçiştirildiği bildirilmektedir. Klinik örneklemde %14.9 gözlenir. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler, başkalarının kendilerini aptal, garip, itici bulacağından ya da utanılacak aptalca bir şey yapacaklarından ya da söyleyeceklerinden korkarlar. Somatik belirtiler sıktır; kalp hızında artma, terleme, kızarma, titreme, mide bağırsak sistemi rahatsızlıkları ve davranışlar üzerinde kontrolün azalması görülebilir. Sosyal fobisi olanlarda olumsuz biliş daha çok utanma, olumsuz değerlendirilme ve reddedilmeye yönelik yoğun kaygılara odaklanmıştır.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Sosyal fobinin ilaç ile başarılı bir tedavisi vardır.