Etiket: Sık

  • SERVİKAL SMEAR

    SERVİKAL SMEAR

    Pap smear testi, aynı zamanda, vajnal smear, servikal smear, servikal yayma diye de adlandırılan günlük pratikte smir (dilimizde okunuşu) diye adlandırılan ve rahim ağzı (serviks) kanseri taramasında kullanılan bir testtir. Biz yazımızda bu testten kısaca smear diye bahsedeceğiz.
         

    Smear testinde ana amaç rahim ağzından, mikroskop altında incelenmek üzere dökülen hücreleri toplamaktır. Rahim ağzı, vajinanın üst kısmında bulunan, rahim ve vajina arasındaki bağlantıyı sağlayan, rahimin alt ve dar kısmıdır.
         

    Smear testi ile rahim ağzı kanserinin veya öncü bulgularının erken tanısı konur. Böylece tedavi için büyük şans sağlar. Rahim ağzı kanseri uzun süren bir gizli hastalık döneminden sonra ortaya çıkar. Bu dönemin tanınmasında smear taraması çok önemlidir ve rahim ağzı kanserine bağlı ölümleri %72 oranında azalttığı saptanmıştır. Tüm kanserlerde olduğu gibi rahim ağzı kanserinde de erken tanı hayat kurtarıcıdır. Anormal hücrelerin smear ile erken saptanması, kanserleşme meydana gelmeden süreci durdurmak için atılacak ilk adımdır.             

    Smear taraması ile rahim ağzı kanseri önlenebilir kanserler arasına girmiştir ve kadın sağlığı açısından çok önemlidir.              

    SMEAR NEDEN YAPILIR              

    Smear yukarda da bahsedildiği gibi, rahim ağzı kanseri taraması ve önlenmesi amacıyla yapılır. Bu test 30 yaşın üstündeki kadınlarda, HPV (Human Papiloma Virüs) testi ile kombine edilebilir. HPV cinsel yolla en sık bulaşan ve bazı tipleri, kadınlarda rahim ağzı kanserine neden olabilen bir virüstür.             

    KİMLER PAP SEMAR YAPMALIDIR?             

    Smear testin genellikle 21 yaşın üzerinde kadınlara önerilmektedir. Ancak doktor gerek gördüğünde bu test daha erken yaşlarda ve değişik sıklıklarda da tekrar edilebilir.             

    PAP SMEAR NE SIKLIKTA YAPLMALIDIR?              

    21-65 yaş arasında, 3 yılda bir smear yapılması genellikle tavsiye edilendir. Şayet HPV testi ile kombine ediliyor ise smear testinin sıklığı 5 yılda bire düşürülebilir.              

    Ancak bazı risk faktörleri var ise, yaşa bakılmaksızın çok daha sık aralıklarla smear testi yapılabilir. Bu risk faktörleri şunlardır;

    • Daha önce smear testinde kansere dönüşme ihtimali olan hücrelerin varlığı
    • AIDS enfeksiyonu
    • Transplantasyon, kemoterapi veya uzun süreli steroid kullanımına bağlı olarak bağışıklık sisteminin zayıflaması.

    Gebelerde smear ilk 3 ayda güvenle yapılır, işleme bağlı olarak hafif lekelenme olsa da bu düşüğe yol açmaz.

    KİMLER SMEAR YAPTIRMAYABİLİR?

    Aşağıdaki bazı durumlarda smear testi yaptırılmayabilir;

    • Rahim alma ameliyatında rahim ağzı, genellikle rahim ile beraber komple olarak alınır. Bu ameliyatı olan kadınlar, ilerde smear testine devam edip etmeyeceklerini doktorlarına sormalıdır. Şayet myom ve benzeri sebeplerden dolayı rahim alınmış ise genelde smear takibine gerek kalmaz. Ancak rahim ağzı kanseri veya kanser öncüsü süreçler nedeniyle ameliyat yapılmış ise smear takibi önerilebilir.
    • Şayet daha önceki smear tetkikleri normal ise genellikle 65 yaş sonrasında smear taraması önerilmez.

    İlk tarama yaşı, sıklığı ve taranacak kitle ile ilgili farklı ülkelerde ve farklı kliniklerde farklı uygulamalar olabilmektedir.  Burada önemli olan doktorun kararıdır ve her hasta, tarama yaşı, sıklığı açısından kendi risk faktörleri açısından değerlendirilir.

    SMEAR NE KADAR GÜVENİLİRDİR?             

    Smear testi rahim ağzı kanseri taraması için oldukça güvenilir bir yöntemdir. Ancak yine de %100 her rahim ağzı kanserini yakalamaz. Nadiren smear sonucu normal geldiği halde anormal hücreler bulunabilir.
    Bu durum bir hata yapıldığı anlamına gelmez. Aşağıdaki durumlarda anormal hücreler smear ile saptanmayabilir

    • Smear alınırken örneğe az hücre girmesi
    • Anormal hücre sayısının oldukça az olması
    • Kan veya iltihap hücreleri ile anormal hücrelerin örtülmesi

    Bazen anormal hücreler smearde saptanmayabilir. Ancak düzenli takipler yapılırsa, zaman hastanın lehine işler. Çünkü rahim ağzı kanseri gelişimi yıllar içinde olur ve ilk smearde saptanamayan anormal hücreler bir sonraki smearde saptanır.

    SMEAR TESTİNE GİDERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    Smear testinin doğruluğunu arttırmak için test için gitmeden önce bazı noktalara dikkat etmeniz gerekir

    • Smear testinden 2 gün öncesine kadar cinsel ilişkiden, vajinal duştan, vajinal fitiller ve kremlerden kaçınmak gerekir. Çünkü bu işlemler anormal hücrelerin saptanma olasılığını azaltır.
    • Adet kanaması döneminde smear testinden kaçınmak gerekir. Çünkü kan hücreleri de anormal hücrelerin saptanmasını zorlaştırabilir.

    SMEAR TESTİ NASIL ALINIR?

    Smear testi oldukça basit ve ağrısız bir işlemdir. Ofis şartlarında bile yapılabilir. Test jinekolojik masada ve jinekolojik muayene pozisyonunda alınır. Öncelikle vajinaya, spekulum denilen bir alet yerleştirilerek vajen duvarları birbirinden ayrılır. Böylece rahim ağzı daha rahat görünür hale gelir. Daha sonra doktor ucu plastik bir fırça veya spatula ile rahim ağzından sürüntü alır.  İncelenecek olan hücreler o sürüntünün içindedir. İşlem esnasında kesme veya koparma şeklinde bir uygulama yoktur. Bu nedenle tamamen ağrısızdır.

    SMEAR SONRASI?

    Smear testini aldırdıktan sonra günlük aktivitelerinize dönebilirsiniz. Uygulanan yönteme göre toplanan hücreler ya özel bir sıvının içine konarak (sıvı bazlı smear) veya ince bir camın üzerine yayılarak (klasik smear) laboratuvara yollanır. Örnekler laboratuvarda mikroskop altında incelenerek kanser veya kanser öncüsü olabilecek hücreler araştırılır. Bu işlemler uzun süren işlemler değildir ve testin sonucu genelde birkaç gün içinde çıkar.

    SMEAR SONUÇLARI NASIL RAPORLANIR?

    Smear daha ileri tetkik gerektiren şüpheli durumlar için doktorunuzu uyarır.
    Normal sonuç; hücrelerde herhangi bir anormallik olmadığını gösterir. Bu durum herhangi bir tedavi ve ileri tetkik gerekmediği anlamına gelir. Bir sonraki smear zamanına kadar ayrıca bir şey yapmaya gerek yoktur.  Bu duruma test negatif denir. Ancak buradaki “negatif” kelimesi bir olumsuzluk ifadesi değildir.

    Anormal sonuç; anormal veya olağandışı hücrelerin saptanmış olduğunu ifade eder. Bu durumda test pozitif denir. Ancak bu sonuç hastada rahim ağzı kanseri olduğu anlamına gelmez. Tespit edilen anormal hücrelerin tipine göre sonuç yorumlanır.

    Anormal sonuçlarda sık duyabileceğiniz teşhisler ve yapılacak ileri araştırmalar şunlardır;

    ASCUS (Önemi Bilinmeyen Atipik Hücre): Rahim ağzını normalde örten sukuamöz hücreler denilen, yüzeysel yassı hücreler vardır. Bu hücrelerdeki anormalliği gösterir. Ancak bu anormallik kanser öncüsü hücreler bulunduğu anlamına gelmez. Bu durumda ek olarak HPV testi yapılarak, rahim ağzı kanserine yol açabilecek virüslerin varlığı araştırılabilir. Şayet yüksek riskli virüsler saptanmaz ise pek endişe etmeye gerek yoktur ve 4-6 ay sonra smear tekrarı yapılır. Ancak yüksek riskli HPV virüs tipleri saptanır ise ileri araştırma yapmak gerekir.

    SIL (Sukuamöz İntraepitelyal Lezyon): Bu tanı smearde toplanan hücrelerin kanser öncüsü olabileceğini düşündürür ve ileri tetkik gerektirir. Hücrelerin şekli, boyutu ve diğer özelliklerine bakılarak SIL, yüksek ve düşük dereceli olarak iki gruba ayrılır.
     

    • Düşük dereceli SIL, yıllar içinde rahim ağzı kanseri gelişme olasılığının yüksek olduğu anlamına gelir.
    • Yüksek dereceli SIL, çok daha erken dönemde rahim ağzı kanseri gelişme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu gösterir.

    Atipik Glandüler Hücreler: Glandüler hücreler, bez hücreleridir ve mukus denilen berrak yapışkan bir sıvı salgılar. Bu hücreler rahim ağzı iç lümeninde ve rahimde bulunur. Bu hücrelerdeki değişiklik kanser olduğu anlamına gelmez ama mutlaka ileri araştırma yapmak gerekir.
     

    Skuamöz Hücreli Kanser veya Adenokarsinoma: Bu hücreler görüldüğünde kanser teşhisi kesindir. Skuamöz hücreli kanser, rahim ağzını veya vajeni örten yüzeysel hücrelerden kanser geliştiğini gösterir. Adenokarsinom ise bez hücrelerinden kanser geliştiğini gösterir. Bu durumlarda hemen tetkik ve tedaviye başlanmalıdır.

    Smear sonucu anormal geldiğinde, genellikle kolposkopi denilen bir işlem ile ileri araştırma yapılır. Rahim ağzı kolposkop denilen optik bir cihazla, görüntü büyütülerek ve doku boyanarak incelenir. Şüphe edilen bölgelerden biyopsi yapılarak doku parçası alınır ve bu parça kesin tanı için incelenir.
    Tüm bunların ışığında; smear testi oldukça önemli bir tarama testidir ve hayat kurtarır. Bu nedenlerle aksatılmadan yapılması gereken bir testtir.

  • Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Geçmiş yüzyılda obstetrik uygulamalarda en belirgin değişikliklerden birisi sezeryan doğumundaki progressif artıştır. Rahim alt çizgisi kesileri ve anestezi tekniklerindeki yenilikler sezeryan doğumun güvenirliliğini artırmıştır. Yalnız unutulmamalıdır ki, sezeryan doğum, alternatif bir doğum şekli olarak sunulmamalıdır. Gerektiğinde uygulanan hayat kurtarıcı bir operasyondur. Sezeryan doğum büyük abdominal bir cerrahi prosedür olması sebebiyle medikal, anestezik ve cerrahi komplikasyonları olabilir. Sezeryan sonrası emboli, gaz gibi şikâyetleri en aza indirmek için anne mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırılmalıdır. Özellikle kilolu hastalarda bu önem taşımaktadır. Ağrıdan dolayı anne hemen ayağa kalkamazsa yatak içi bacak hareketleri başlatılmalıdır. Bebek sık sık emzirilmeli, annenin meme başı uyarısı sağlanmalı ve süt gelmesi hızlandırılmalıdır. Sık emzirme ayrıca anne rahminin (uterus) çabuk toparlanmasına da olanak sağlamaktadır. Sezeryan ameliyatı sonrasında da anne ve bebek sık sık bir araya getirilir ve emzirme sağlanırsa süt daha çabuk oluşur. Anne rahat oturur pozisyonda memeyi, kavrayıp meme başının tüm kahverengi kısmını bebeğe vermelidir. Sütü artırmak için sıcak kompres uygulanabilir. İlk 30 dakika içinde emzirmeye başlanmalıdır. Meme başı sadece su ile temizlenmelidir. Meme başında çatlak varsa ayrıca çatlak kremleri uygulanabilir.

    Eğer operasyon bölgesinde bir problem yoksa ameliyattan 3 gün sonra banyoya izin verilir. Operasyon sonrası dönem zor ve yorucu bir dönem olduğundan, bebekten fırsat bulunan her aralıkta anne mutlaka dinlenmeli, uyumalıdır. Her gün 20-30 dakika yürürseniz şişliklerin gittiğini hızla eski formunuza kavuştuğunuzu görürsünüz.

    Sezeryan sonrasında annelerin en büyük endişesi göbek sarkması, karında yağlanma ve kalıcı bir göbektir. Doğumdan hemen sonra da korse takmak ve egzersiz yapmak planlar arasında yer alır. Göbekte yağ birikmesi olduğu ve karın kasları kuvvet kaybettiği için bilinenin aksine korse kullanmak bir işe yaramayacaktır. Düzenli egzersiz ve doğru beslenme karın için etkili olacak en iyi yöntemlerdir.

    Sezeryan sonrası korse kullanımı işe yaramaz. 1 ay dolduktan ve doktor muayenesinden sonra karın kaslarını çalıştıracak egzersizler daha faydalıdır.Sezeryan sonrası az miktarda vajinal kamana 1 ay kadar devam etmesi normal kabul edilir. Bu dönemde vajinal tampon kullanılmamalıdır. Kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Doktor muayenesinden sonra cinsel hayat genellikle 4-6 hafta sonra başlayabilir. Bol sıvı alınması ilk günlerde çok önemlidir. Özellikle epidural ve spinal anestezi ile doğum yapan hastalarda 3 litre altında sıvı alındığında baş ağrısı olur. Sıvı ve kafeinli içeceklerin alınması baş ağrısını önleyecektir. Çok ani hızlı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Bol sıvı alımı ayrıca sütün de bol olmasını sağlayacaktır.Fazla miktarda kanama, kesi yerinde açılma, akıntı, kötü kokulu vajinal akıntı, göğüslerde ağrı ve kızarıklık, bacaklarda ani şişme kızarıklık, öksürük, kanlı balgam, solunum sıkıntısı, baş ağrısı gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sezeryan sonrası postpartum depresyon (doğum sonu depresyonu) da sık rastlanan bir durum olup kesinlikle önemsenmelidir. Bazı annelere tıbbi yardım bu konu da gerekebilir.
    Sezeryan sonrası ilk kontrol 7-10 gün içinde, daha sonra ki kontrol 4-6 hafta içinde olmalıdır.

  • DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”
    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”
    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Son zamanların modası dar kıyafetlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtildi. Dar kıyafet giyen kişilerde kısırlık, genital bölgede enfeksiyon, reflü, sinir sıkışmaları, dolaşım bozukluğu, varis ve selülit gibi birçok rahatsızlık görülebileceğine dikkat çekildi.

    • “ERKEKLERDE KISIRLIĞA YOL AÇABİLİYOR”

    Son zamanlarda estetik amaçla vücudu saran dar kıyafetlerin tercih edildiğini ve bunun genel vücut sağlığı ile ilgili olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ümit Özdemir, “Erkek üreme sağlığıyla ilgili dar çamaşırların etkileri nedir diye düşünürsek, erkek üreme organları olan yumurtalıkların daha yukarı kaymasına, bu da testislerin ısısının artmasına neden olmakta. Bunun sonucunda da testislerde olan üreme hücrelerinin kalitesi, hareketi, şekil bozukluğu ve sayıca azalması söz konusu olmakta. Bu da erkek kısırlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde erkek kısırlığının giderek artmasını düşünürsek, dar çamaşır giymeye bağlı olarak da ciddi anlamda üreme hücrelerinin kalitesinin bozulması kısırlıkta ciddi anlamda artışa neden olmaktadır” dedi.

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Jule Esen ise, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kadınlarda damarların baskı altında kalmasına bağlı olarak damar duvarının zarar görmesi ve varis gelişimi, genital bölgedeki havalanmanın azalması, buna bağlı olarak da kokulu vajinal enfeksiyonların ortaya çıkması, bir takım Sistit (idrar kesesi iltihabı) gibi enfeksiyonların ortaya çıkması olasıdır. Gastrit, reflü gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bağırsak problemlerine yol açabiliyor. Bağırsaklarda az çalışmaya, kabızlık problemlerine neden olabiliyor. Ani baygınlıklar ortaya çıkabiliyor dar pantolon giymekle birlikte. Yanlış nefes alma, diyaframdan nefes alamama gibi problemlere neden olabiliyor. Selülit oluşumuna neden olabiliyor. Yani güzelliklerinin bozulmasına neden olabiliyor.”

    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”

    Gebelerde, dar giyinmenin birtakım zararları olduğunu vurgulayan Op.Dr. Jule Esen, “Dar giyinmek gebelikte bebeğin gelişim bozukluklarına bebeğin hareketlerinin kısıtlanmasına, anne adayının yetersiz oksijen alımına da neden olabiliyor. İlk 3 aya kadar gebelik döneminde eski kıyafetlerin giyilebileceğini fakat 3 aydan sonra bebeğin gelişimine de uygun yer hazırlayacak olan geniş kıyafetlerin giyilmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Kan dolaşımının sağlanması, sinir fonksiyonlarının normal şekilde devam edebilmesi için kıyafetlerin cilde 1-2 santim uzak olması gerektiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, “Çok dar olduğu zaman o bölgede kan dolaşımı da sinirlerin normal çalışması da etkilenebiliyor. Böyle olduğunda diyelim dar bir kıyafet giydiniz, damarda dolaşım zorlandığı için özellikle aşağıdan yukarıya doğru kan dolaşımı zorlandığı için dolaşım bozuklukları, varis daha sık karşılaştığımız problemlerdir. Kemeriniz çok sık olur ya da bel basen bölgesinde çok dar bir kıyafet giydiğiniz zaman bu bölgeden geçen özellikle sinir sıkışmalarından sonra bacağımızda ağrı, uyuşmayla seyreden bazı sinir sıkışmalarına bağlı problemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Bunda özellikle kemerin çok sık olmaması, arka cebimize özellikle çok büyük miktarda ağırlık taşıyacak cüzdan gibi cisimlerin konmamasını öneriyoruz. Bacağınızda ağrı varsa uyuşma varsa, dolaşım bozukluğu varsa özellikle sıkı kemerler yerine pantolonunuzun daha rahat giyilmesi için askı kullanabilirsiniz” şeklinde konuştu.

    Portakal, ortaya çıkan rahatsızlıkların tedavileri hakkında şunları söyledi: “Bacaklarında dolaşım bozukluğu olanların, bacaklarında uyuşma yaşayanların, yürürken kısa mesafelerde dinlenme ihtiyacı hissedenlerin ‘belde bir sinir sıkışması mı var, yoksa dolaşım bozukluğuna sebep olan başka bir durum mu var’ bunlarla ilgili muhakkak bir kontrol edilmelerinde fayda var. Bunların tedavisinde, fizik tedavi yöntemleri, dolaşımı düzenleyen oksijen, ozon tedavisi gibi veya ödemi azaltan hacamat, sülük tedavileri, çok değişik fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Çünkü lenfatik drenaj ‘vücudumuzda biriken ödemlerin atılmasını sağlayan hücre ve dokulara besin taşıyan beyaz kan dolaşımı’ bizim için çok önemli. Yine bölgesel enjeksiyonlar, özellikle nöralterapi, proloterapi, akupunktur tedavisi çok sık başvurduğumuz ve başarılı sonuçlar aldığımız tedavi yöntemleridir.”

  • Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    % 85 skuamöz hücreli kanser olup 2. en sık jinekolojik kanserdir.30–35 yaşlarında sık görülür. Cinsel yaşamın erken yaşta başlaması, fazla sayıda partner, düşük sosyo ekonomik seviye, sigara etken faktörler arasında sayabiliriz. Artık  HPV enfeksiyonu en önemli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

    Pelvik muayene ve kolposkopi  %90 olasılıkla erken dönemde kanseri yakalamamıza yardımcı olmaktadır. Genellikle erken dönemde herhangi bir şikâyet olmazken vajinal kanama özellikle ilişki sonrası çoğunlukla ilk bulgudur. Kötü pis kokulu akıntı ileri evreler doğru kasık ağrısı diğer şikâyetlerdendir.Tedavi erken dönemde cerrahi (radikal histerektomi) ileri evrelerde ise radyoterapi (ışın tedavisi).

    Smear (pap smear)Pap smear jinekolojik muayenenin en önemli parçalarından biridir. Smear aldırma sıklığı cinsel hayat başladıktan sonra herhangi bir problem tespit edilmezse 35 yaşına kadar  2 yılda bir daha sonra yılda bir mutlaka yaptırılmalıdır. Birden fazla partneri, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, genital kondilom, daha önce anormal smear testi gibi risk faktörü olanlarda doktorun önereceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.

    Smear bir tarama testidir. Pozitif bulgu verdiğinde kolposkopi, servikal biyopsi, konizasyon veya probe kürtaj gibi tanısal işlemler yapmak gerekir.
    Smear alınmadan önce en az 24 saat vajinal duş yapılmamalı ve adetli olmamalıdır.

    Rahim kanseri (endometrium kanseri)Jinekolojik kanserlerde en sık görülenidir. Çoğunlukla 40 yaş üstünde görülür. Endemetriumdan gelişip önce üreme organlarını daha sonra çevre ve diğer organlara yayılır.Risk faktörleri    Geç menopoz   Çocuk doğurmama   Obesite,   PCOS,   Hipertansiyon,   Atipili endometrial hiperplaziler.En sık bulgu anormal vajinal kanamadır. Kesin tanı endometrial biyopsi ile konur. Pap smear tanıda yardımcı olmaz.Menopozda kanama ve ultrasonda endometriumun 5 mm den fazla olması şüphelenmemiz için olan faktörlerdendir.Tedavi Cerrahi temel olup radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi yapılabilir.

  • MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    Miyomlar rahim ve rahim ağzında görülen, rahim yapısında bulunan düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tabiatlı tümöral yapılardır. Halk arasında “ur” diye adlandırılır. Myomlar bir bezelye tanesi büyüklüğünden basket topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve uterus (rahim) içinde her yerde bulunabilirler. Myoma uteri veya uterin fibroid diye adlandırılır. Rahimde bulunan myomların her birine myom nüvesi denir.

    20-35 yaş arasındadaki kadınların %20’sinde görülür. Yaş ilerledikçe, myom insidansında da artma olmaktadır. 35 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık %40’ında myom vardır. Myomlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminde görülmesi çok ender bir durumdur. Rahimde myom olmasına rağmen gebelik de oluşabilir. Bu durumda, gebeliğin erken dönemlerinde yani ilk 3 ayında myom büyür. Daha sonra küçülebilir, değişmeyebilir veya büyümeye devam edebilir. Bunu önceden kestirmek zordur. Menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında myom tanısı almış çoğu kadında menopoza girdiklerinde myom nüvelerinde küçülme izlenir.

    Yapılan histerektomilerin (rahmin alınması ameliyatı) en sık nedeni (%35) myomlardır.

    Bir kadının rahminde bir tek myom olabileceği gibi (buna myoma uteri denir) birden fazla sayıda myom bir arada da bulunabilir.(buna uterus myomatosusdenir)

    Miyom tipleri:
    1-Subseröz myom
    2-İntramural myom (myometrium içerisinde)
    3-Submüköz myom (endometrial kaviteye doğru büyümüş)
    En sık görülen myomlar intramural myomlardır. Uterusu global olarak tek bir intramural varsa buna Kugel myomu denir.
    Bir subresöz myom uterusa sapla bağlı ise buna sağlı miyom denir. Subseröz myom ligamentum latum içerisine doğru büyümüşse buna intraligamenter myom adı verilir. Subseröz bir myom uterusla bağlantısını kesip başka bir dokuya bağlanıp oradan beslenmeye başlarsa buna parazitik myom denir. Servik içerisinden gelişen myomlara servikal myom denir.

    FIGO myom sınıflaması:
    – Tip 0: Saplı submüköz myomdur, tamamı uterin kavite içerisindedir.
    – Tip 1: %50’den fazlası endometrial kavite içerisinde, daha az kısmı intramuraldır.
    – Tip 2: %50’den azı endometrial kavite içerisinde, daha fazla kısmı intramuraldır.
    – Tip 3: Endometrioma bitişik intramural myomdur ancak intrakaviter uzanım göstermez.
    – Tip 4: Myometriumun tam ortasında bulunan, endometrium veya serozayla ilişkisi olmayan myomdur.
    – Tip 5: %50’den azı subseröz olan, daha fazlası myometrium içerisinde olan myomdur.
    – Tip 6: %50’den fazlası subseröz olan daha azı intramural olan myomdur.
    – Tip 7: Saplı subseröz myomdur.
    – Tip 8: Servikal myom, parazitik myomlar bu gruba girer.

    Belirtiler:
    Myomlar sıklıkla belirti vermezler. Rutin jinekolojik muayeneler sıraısnda tesadüfen tespit edilirler. Ancak; çoğu zaman büyüme ile orantılı olarak şu bulguları verebilirler:
    Fazla adet kanamaları, adet düzensizliği (menoraji en sık belirtidir.)
    Cinsel ilişki sonrası kanama
    Adet arası dönemde ara kanama
    Sık sık idrara çıkma
    Karında büyüme veya şişlik
    Adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı
    Fazla miktarda kanamalara bağlı kansızlık
    Tüplerin ya da rahmin ağzını kapayan myomlar infertiliteye (kısırlık) neden olabilirler
    Submüköz myomlar infertiliteye neden olabilirler

    Büyük myomlar barsaklara bası yaparak barsak içinde dışkının ilerlemesine engel olmak suretiyle kabızlığa neden olurlar.
    Döllenmiş yumurtanın rahmin içinde gömülüp kalmasına engelleyici şekilde yerleşmiş myomlar tekrarlayan düşüklere neden olurlar.

    Myomların gelişiminin vücuttaki hormonlarla yakından ilgisi vardır. Örneğin menopoza girildikten sonra hormonlarda azalma olduğu için myomlar çoğunlukla küçülürler. Myom gelişiminden başlıca östrojen hormonu sorumlu tutulmakla birlikte son yapılan araştırmalarda progesteron hormonunun da etkili olduğu gösterilmiştir.

    Miyom gelişimimi arttıran risk faktörleri:
    – Siyah ırk
    – Nulliparite (Doğum yapmamış olmak)
    – Erken menarş (İlk adetin erken yaşta başlaması)
    – Kırmızı etten zeBeslenme
    – Obezite
    – Alkol
    – Ailesel yatkınlık
    – Hipertansiyon

    Egzersiz ve sigaranın myom gelişimini azaltan faktörler olduğu düşünülmektedir. Doğum kontrol hapları myom gelişimine karşı koruyucu etki gösterebilir.

    Myom nüveleri bazen dejenerasyon denen değişikliklere uğrayabilirler. Bunlardan en sık (%65) görüleni hyalen dejenerasyondur. Yağlı dejenerasyon, kistik dejenerasyon, gebelikte sık rastlanan kırmızı dejenerasyon (karneoz dejenerasyon), menopoz sonrası sık görülen kalsifik dejenerasyon diğer dejenerasyon tipleridir. Gebelikte görülen kırmızı dejenerasyonlar şiddetli karın ağrısına neden olabilirler.

    Teşhis:
    Myomlar çok küçük değilse çoğunlukla musayene sırasında elle hissedilirler. Ultrason ile myomlar çok iyi bir şekilde görülebilir ve boyutları ölçülebilir. Bazen serviksten (rahim ağzından) vajene doğru ilerlemiş myomlar spekulum muayenesinde görülebilirler. Bazen CT, MR, SİS, HSG, laparoskopi gibi diğer tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.

    Tedavi:
    Myomlar genellikle küçük ve şikayete neden olmadıklarından tedavi gerektirmezler. Buna rağmen belirgin şikayet yaratanlar, doğurganlığı etkileyecek kadar büyüklükte olanlar veya kanser ya da benzeri habis (kötü huylu) tümörlerle karışabilecek özellikte olanlar tedavi gerektirirler. Myomunuz eğer küçük ise 6 ay arayla kontrol muayeneleri yapılmalıdır. Myomun büyüme hızı böylelikle takip edilmiş olunur. Tedavi için hemen hemen her zaman ameliyat uygulanır. Çok başarılı ve yaygın kullanılan bir ilaç tedavisi henüz yoktur.

    İlaç olarak bir hormon olan GnRH Anologları nadir olarak kullanılmaktadır. Bunlar geçici olarak menopoz yaratırlar ve bu sayede myomların geçici bir süre için küçülmesini sağlarlar. Fakat etki kalıcı olmaz. Özellikle büyük myomlarda ameliyattan önce verilirse myomun küçülmesini ve ameliyatın daha kolay olmasını sağlayabilir. Fakat bunun yanında küçük myomların daha da küçülmesini ve ameliyat sırasında gözden kaçmasına sebep olabilir ve myomların ameliyatta uterus duvarından ayrılmasını güçleştirebilir.

    Diğer nadiren ve daha çok araştırmalarda uygulanan ilaçlar: GnRH agonistleri, GnRH antagonistleri, mifepriston, danazol, gestrinon, selektif östrojen reseptör modulatörleri, selektif progesteron reseptör modulatörleri, levonorgesterol içeren RİA (mirena)

    Myomektomi ameliyatı:
    Myomun uterus (rahim) duvarında basitçe sıyrılarak çıkartılması işlemidir. Laparoskopik yada açık olarak yapılabilir. Çocuk isteyen kişilerde rahmin korunmasını sağlayan bir yaklaşımdır. Myomektomi ile myomları alınmış bir kişide 5 yıl içerisinde tekrar myom oluşma riski %50-60 kadar bulunmuştur, bunların dörtte birinde (%10-15) tekrar ameliyat gerekmiştir. Bu işlem uterus duvarında incelmeye neden olabileceğinden sonraki gebeliklerde normal (vajinal) doğum yerine sezeryan tercih edilmek zorunda kalınır. Myom çıkartıldıktan 6 ay sonra hasta arzu ederse gebeliğe izin verilir.

    Histerektomi ameliyatı (Rahmin alınması) :
    Hızla büyüyen yakınmalara yol açan myomları olan, ileride gebelik düşünmeyen hastalarda uygulanan bir yöntemdir. Rahim myomla beraber tamamen alınır. Hastanın menopoza girmesini önlemek için yumurtalıklar alınmadan bırakılabilir.

    Myomların tedavisi için çoğunlukla ameliyat uygulanmakla birlikte yapılan çalışmalar ve araştırmalar bazı yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmasını sağlamaktadır. Bunlara örnek olarak ülkemizde de uygulanan uterin arter embolizasyonu veya uterin arter oklüzyonu veya myoliz gibi yöntemler verilebilir.

    UTERİN ARTER EMBOLİZASYONU rahme (uterusa) kan götüren atar damarların özel tekniklerle tıkanması işlemidir. Uterin arter embolizasyonu ile myomlara giden kan azalır ve bu sayede myomlar küçülür. Ameliyat lokal anestezi ile damardan girilerek yapılır, karın açılmaz.

    Daha yeni ve henüz araştırma aşamasında olup ülkemizde uygulanmayan bir yöntem de “MR Eşliğinde Uygulanan Odaklanmış Ultrason Sistemi (MR Guided Focused Ultrasound)” yurtdışındaki ismi “ExAblate® 2000 System” dir. Bu yöntemde magnetik rezonans görüntüleme (MR) ile myomların yeri görüntülenerek ultrason dalgaları ile myomda doku yıkımı yapılmaya çalışılır. Hasta ameliyat edilmeden dışarıdan yapılan bir yöntemdir. Rahim alınmadığı için çocuk istemi olan hastalarda uygundur.

    Doğumdan Sonra Myomlarım Küçülür Mü?
    Myomlar doğumdan sonra rahmin kanlanması azalacağı için ve hormon seviyeleri düşeceği için çoğunlukla küçülür ancak her zaman küçülmeyebilir.

    Miyomlar kansere dönüşebilir mi?
    Myomlar kanser değildir, iyi huylu (benign) tümörlerdir. Kansere dönüştüklerine dair herhagi bir kanıt yoktur.

    Miyomlar ameliyattan sonra tekrar oluşur mu?
    Myomların oluşmasında genetik faktörler çok önemlidir. Bu yüzden myom üretmeye yatkın bir rahim (uterus) tekrar myom üretebilir. Ameliyatta myomların tamamı alınsa bile tekrar yeni myomlar oluşabilir. Ayrıca ameliyatta tüm myomların alındığı düşünülebilir ama gözle farkedilmeyecek kadar küçük myomlar uterus içerisinde olabilir ve bunlar ameliyattan sonra zamanla büyüyüp farkedilir hale gelebilir. Büyük bir kaç myomu olanlara göre küçük çok sayıda myomu olanlarda tekrarlama riski daha fazladır. Ortalama tekrar myom oluşma oranı %15 kadardır.

  • Adet Öncesi Gerginlik

    Adet Öncesi Gerginlik

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.

    Fiziksel belirtiler
    PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi bozuklukları, baş ağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak değerlendirilmez.

    Duygusal belirtiler
    Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pek çok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS’de nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.

    Nedenleri
    PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur. Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS’ye neden olabilir, ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS’nin bu hormonlar ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyum ve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar PMS’li kadınlarda magnezyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı şikayetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.

    Kimlerde görülür
    PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir çalışmada kadınların %88′inde değişik düzeylerde PMS bulgularına rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini arttırabilir. Örneğin migreni olan kadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir. Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına rastlanabilir.

    Tanı
    PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsal olarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekil de kaydedilmelidir.

    Tedavi
    PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.
    Diyet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkı maddesi içeren besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.

    Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan kadınlarda PMS’ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.
    Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmıştır.Ancak bu konuda kesin bulgular henüz yoktur.

    Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS’ye neden olduğu ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.
    Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.
    Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.

  • Kızlık Zarı (Hymen, Bekaret Zarı)

    Kızlık Zarı (Hymen, Bekaret Zarı)

    Kızlık zarı vajen girişinde mukozal kıvrım şeklinde bir dokudur. Oldukça ince hasas bir yapıdır. Damarlanması az bir dokudur. Alttaki şekilde görüldüğü gibi vajen duvarında ortasından adet kanının akmasına müsade eden bir boşluk bulunur. Cinsel ilişki ile kolaylıkla yırtılır. Fakat jinekolojik muayene, masturbasyon veya tampon uygulamasıda kızlık zarında yırtılmaya neden olabilir.

    Kızlık zarı tüm kadınlarda vardır. Kızlık zarının birçok çeşidi bulunur. Nadiren tüm vajinayı kapatan tipleride vardır. Bu durum ilk adet dönemlerinde ciddi problemler yaratır. Genellikle erken dönemde tespit edilir. Diğer sık sorulan kızlık zarı tipinde ise Çok ince kızlık zarlarıdır ki ilişkide kanamaya neden olmazlar. Bu da bazı çiftler arasında problem yaratabilir.

    Kızlık Zarı Dikimi

    Yukarıda tarif edilen dokunun tamiri mümkündür. Cinsel ilişki sayısı, ne zaman olduğu ve tekrar ne zaman ilişki olacağı önemli değildir. Kalıcı flep yöntemi en sağlıklı olanıdır. Kalıcı etetik yöntem ile vajen eski estetik haline döner. Doğum yapmış kişilerde dahi uygulanabilir. Kullanılan sütür (dikiş) materyeli kendi kendine erir. Estetik teknikler kullanıldığında dikiş izi kalmaz, dikiş almak gerekmez. Hastalar normal hayatlarına dönerler, çalışmaya bile işlemin ertesi günü başlayabilirler. Herhangi bir bakım gerekmez.
    İkinci bir yöntem ise pek de tercih etmediğim uçuca birleştirme tekniğidir. Bu yöntemde ilişkiden 3-4 gün önce uygulanır . Dikişlerin az bir ihtimallede olsa görülme ihtimali vardır.
    Her iki işlem de kısa süreli anestezi altında veya lokal anestezi altında yapılabilir.

    Kızlık Zarı Tipleri:
    Halka şeklindeki kızlık zarı: Ensık rastlanılan tiptir. Vajina girişini muntazam bir şekilde daraltır , ortadaki boşluktan adet kanı rahatlıkla boşalır.
    Yarım ay biçimindeki kızlık zarı: Vajen girişini yarım ay gibi daraltır. Adet kanamsına izin verir. İlk ilişkide yırtılır.
    Dudak şeklinde kızlık zarı: Ortasında yukarıdan aşağıya dar bir yarık bulunan kızlık zarıdır. Zor yıtrılır.

    Nadir Görülen Kızlık Zarları:
    Deliksiz kızlık zarı: Vajinanın ağzını tümüyle kaplar.İlk aedt günlerinde kanamnın dışarı olmaması nedeniyle çok ağrı yapar.
    Kalbur zarı: Bu tür kızlık zarı oldukça nadirdir. Zar üzerinde farklı boyutlarda delikler bulunur. Kanam olur.
    Köprülü kızlık zarı: Bu tür kızlık zarında iki delik vardır. Bu iki deliğin ortasında bir köprüyü andıran bir mukoza bulunur. İlk ilişki zor olur.

    Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırılabilir.
    Kızlık zarı genelde ilk ilişki, yabancı cisim veya muayenede ile yırtılır. İlk cinsel ilişki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduğu için halka şeklindeki zar bir kaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nedbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk ilişkiyi takip eden bir kaç ilişki sırasında da kanama görülebilir.

    Kızlık Zarı Dikimi Nasıl Yapılır
    Kızlık zarı tamiri temel olarak iki yöntemle yapılmaktadır. Bunlar arasında en sık kullanılanlar kalıcı yöntem de denilen fleb kaydırma yöntemidir. Benimde tecih ettiğim yöntemdir. Bu yöntemle yapılan kızlık zarı dikiminde etraftaki dokulardan alınan mukoza parçası ile yırtılan bölgede yeni bir kızlık zarı meydana getirilmektedir. İşlem sonrası ne zaman ilişkiye girilirse girilsin kanama meydana gelecektir. Bu tip tamirde kaç kez cinsel ilişkiye girildiği veya kızlık zarının ne zaman yırtıldığı önemli değildir. Daha önce doğum yapanlara veya kürtaj olanlara da bu yöntemle kızlık zarı tamiri yapılabilmektedir.

    Basit teknikte ise kızlık zarı geçici olarak yırtılan uçlar birbirine dikilir ve cinsel ilişki ile bu bölgeden yırtılma olur, kanama meydana gelir. Bu işlem evlenmeden 3-4 gün önce yapılmalıdır, aksi halde kanama meydana gelmeyebilir. İlişki geç olursa dikişde açılma olabilir. doku kendiliğinden iyileşir ve istenilen kanama olmaz.

    Kızlık zarının esnekliği:
    Bazı kızlık zarları esnek yapıda olur. Yani ilişkiye izin verir. Yapılan jinekolojik muayenede kızlık zarının bozulmadığı ama gebeliğin meydana geldiği vakalar mevcuttur. Bazı durumlarda ise kızlık zarı sert ve kalındır ilişki zor olur hatta bazı durumlarda aşırı ağrıdan dolayı olmaz. Kalın zarın cerrahi müdahale ile açılması gerekir.

    Kızlık Zarı (Hymen, Bekaret Zarı)
    Sık Sorulan Sorular… Sık Sorulan Sorular… Sık Sorulan Sorular…

    Kızlık zarı dışarıdan görülür mü?
    Kızlık zarı dışarıdan görülmez. Vajenin 2 cm içinde yer alır. Dış genital oragnlar olarak tariflenen vulva ve labium (dudaklar) vajinanın girişini kapatır. Bundan dolayı dış genital organlardadaki sürtünme ilişkisi, veya bisiklete binme kızlık zarına zarar vermez.

    Kızlık zarı ilk gece bozulurmu?
    Elastik yapıya sahip zarlar ilk ilikide kanama olmayabilir. Bazı durularda doğum esnasında kanayan zarlar dahi mevcuttur. Kimi hymen (kızlık zarları) ise çok incedir. Yırtılır ama kanama olmayabilir. Mukozal yapdan olan hafif kanama fark edilmeyebilir.

    İlk geceki kanama ne kadar olur?
    Bu zarın yapısına , ilişkide kadının ve erkeğin anatomik yapılarına ve pozisyonlarına göre değişir. Kalın ve damarlanması fazla olan hymende kanama fazla olur. Bazı zarlardan gelen kanma bip pedi fazlasıyla doldurur. Bazı durumlarda ise sadece kızlık zarı değil vajinanın kendisinde de yırtılma olur ve ağır kanmalar olur. Derhal jinekolog tarafından görülmesi ve müdahele edilmesi gerekir.

    Kızlık zarı bozulmadan gebelik olurmu?
    Evet olabilir. Sürtünme ile dışarı boşaldığında bile spermler vajen e bulaşabilir ve gebelik olabilir. Diğer bir ihtimalde ilişkiye müsait kızlık zarı varlığında gebelik olur ve tekrarlayan ilişkiye rağmen kızlık zarı bozulmaz.

    Kızlık zarı dikimi (tamiri) ücreti ne kadardır?
    Web sitesi üzerinden fiyat vermek tıbbi ve etik kurallara aykırıdır. Telefon ile görüşerek hem tıbbi hemde ücretlendirme hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Özel sekreterimin telefon numarası 0212 872 57 59.

    Kızlık zarının yırtılması ağrılımıdır?
    Kızlık zarı mukozal katlantı olduğu, sinir dokusu içermez. İlişkide hissedilen ağrı daha çok dış genital dokudan veya vajenin ve alt pelvisin kaslarının istemli kasılması sonucunda ortaya çıkar.

    Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi?
    Vajina içine bir cisim sokulmadığı sadece klitoris uyarıldığında kızlık zarı bozulmaz.

    Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?
    İyileşmez. Cerrahi müdahale olmadan asla iyileşmez. Kanamnın durması iyileşme işareti değildir.

    Kızlık zarında doğal çentik nedir?
    Hymen yapısındaki bir varyasondur. kaideye yani vajen duvarına varmayan çentikler doğaldır. Çok sık görülmez.Doğal çentiklerin tespiti kızlık zarı muayeneleri ve adli tabiplik bekaret raporları açısından önemlidir.

    Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi?
    Jinekologlar tarafından eski yırtık, iyileşmesi tamamlanmış; veya taze yırtık ayrımı yapılabilir.

    Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ? “Bekaret kontrolü (bekaret kontrolü)” nasıl yapılır?
    Bu muayenede jinekloglar herhangi bir zarar vermezler. Herhangi bir alet kullanılmaz Sadce dış dudaklar gazlı bezle kendine doğru hafifçe çekilir ve hymen gözlenir. bakire olup olmadığı anlaşılır. Doğal çentikler nadiren karar vermekte sıkıtı yaratır.
    Kanamanın olup olmaması ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz, bu ancak bir kızlık zarı (hymen) muayenesi ile anlaşılır.

    Bir kişinin bakire olup olmadığı yapılan kan testi, ultrason, MR veya Bilgisayarlı Tomografi ile anlaşılabilir mi?
    Hayır. Tüm bu yöntemlerle anlaşılmaz. Yalnızca deneyimli bir jinekolog tarafından yapılan jinekolojik muayene ile anlaşılabilir.

    Bekaret raporu kimler tarafından verilir?
    Bekaret raporu genellikle adli olgularda kişiler veya çiftler tarafından istenmektedir. Bekaret raporu, kişinin kendi rızası ve yazılı izni olmak kaydı ile devlet hastaneleri veya adli tıp kurumlarınca verilmektedir.
    18 yaşından küçük kişilerde bekaret raporu için anne ve babanın rızasının alınması şartı bulunmaktadır.
    Bu nedenlerle tam bir ilişki olmasa bile (dışarıya boşalma ile) gebelik şansı düşük gibi görülse de bu şans hiçbir zaman sıfır değildir.

    Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?
    Bu yöntem uygulanabilir. fakat kızlık zarının yapısının buna müsait olması ve kısa süreli genel anestezi uyulamak gereklidir.

    Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?
    Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahim ağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesi dir. Rutin uygulamda bu baikerelere yapılmamaktadır.
    Diğer bir konu ise kronik geçmeyen akıntıları olan genç kızlar ve çocuklarda kültür almak veya fiberoptik fleksibl kamera ile vajen içinde özellikle yabancı cism aramak mümkündür. Hymene durumlarda zarar verilmez.

  • Terleme ile ortaya çıkan cilt hastalıkları

    Terleme ile ortaya çıkan cilt hastalıkları

    Cildin en önemli görevi, iç organlarımızı sarmak ve örtmek, zararlı etkenlerden korumaktır. Bu arada dış ortamdan içeriye içerden dışarıya besin ve madde alışverişini özel yapısıyla sağlar.

    Her mevsim, dış etkenlere bağlı olarak cildin yapısı değişir. Yazın sıcak ve nemin etkisiyle gözenekler açılır. Açılan gözenekler terin atmaya çalıştığı toksik maddelerle tıkanabilir. Bu tıkanma durumu sentetik veya teri atamayacağımız kıyafetler giyersek, yüz bölgesine kapatıcı makyaj yaparsak isilik denen duruma dönebilir.

    Beslenmeyle vücudumuza aldığımız acı, baharatlı veya asitli içerikler terle bolca atılır. Beyaz tenli veya hassas ciltli kişilerde bu atılan maddeler terle beraber alerji yapabilir. Terleyince kaşınan veya iğnelenme hissi yaşayan kişiler bu nedenle rahatsızlık hisseder. Bu durumdan kurtulmak için sık sık duş almak, mümkünse bu tarz gıdalardan uzak durmak doğru olur.

    Derinin terli olması ıslaklıkla birlikte en başta mantar enfeksiyonlarına kapı açar. Bir de ortak kullanılan ve aşırı kalabalık olan, dezenfeksiyonuna dikkat edilmeyen havuzlar enfeksiyon kaynağıdır.

    Karında sırtta kırmızı lekeler, kahverengi lekeler olması öncelikle mantar enfeksiyonunu düşündürür. Herhangibir bulgu vermese de ciltte kasıkta sırtta veya göğüste çıkan lekeler varsa hemen doktora görünmek gerekir.

    Bakteri enfeksiyonları ise daha çok kendini sivilcemsi kabarcıklar olarak belli eder. Bunlar bazen ağrılı ve tek olur bazen de hiçbir sıkıntı yapmadan hızla sayıca yayılır. Birdenbire ortaya çıkan sivilcemsi kabarıklıklar sıkılıp patlatılırsa enfeksiyon yayılır. İz kalmasına sebeb olur.

    Cildinde yara, kızarıklık, sivilcemsi kabarıklıklar olan kişilerin başkalarıyla ortak kullanılan alanlarda bulunması bulaştırıcılık açısından risktir. Hasta kişinin havlusu veya kıyafetlerinin kullanılması mikrobik etkenin yayılmasına sebeb olur.

    Terlemeyle ortaya çıkan deri hastalıklarının engellenmesi için şunlara dikkat etmek gerekir:

    Teri vücuttan uzaklaştıracak yapıda kumaştan yapılmış giysiler seçmek.

    Her gün kıyafetlerin yıkanması, aynı tişört veya gömleğin ertesi gün giyilmemesi

    Baharatlı, acılı, katkılı gıdalardan uzak durmak veya az tüketmek.

    Sık sık duş alıp terin gözenekleri tıkamasını engellemek

    Kadınların fondöten pudradan uzak durması.

    Hepinize Sağlıklı ve İyi Tatiller…

  • Siğiller

    Siğil (Verruka) grubu hastalıklar Human Papilloma Virus’lara (HPV) bağlı olarak gelişen selim, deri enfeksiyonlarıdır. Klasik tip siğiller HPV 1,2,4,7,27 ve 57 tipleri ile oluşur. Özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençlerde sık görülür. İnsandan insana derideki çatlak ve yaralardan direkt siğil teması ile geçer. Aile içinde ve okulda bulaşma tipik olup, ortak banyo ve havuzlardan da bulaşır.Virüsün bulaştığı yüzey ve eşyalarla temas yoluyla yayılabilir.Yalınayak yapılan aktivitelerle ayaklarda gelişebilir.Hayvanlardan insana geçebilir. Kasaplarda , balıkçılarda, mezbaha işçilerinin ellerinde basit siğillerin görülme sıklığı daha yüksektir. 6 aya kadar uzayabilen kuluçka süresi vardır. Sıklıkla el sırtında, parmaklar ve tırnak çevresinde yerleşmekle birlikte deri ve mukozaların herhangi bir yerinde yerleşebilir.

    Siğillerin görünümleri nasıldır? Klinik görünüm HPV tipine, siğilin yerleştiği bölgeye ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Basit siğiller özellikle el parmakları, dirsek, dizler gibi travmaya maruz kalan alanlarda, deri renginde, üzeri pürtüklü deri kabartıları şeklindedir. Tırnaklarını ısıranlarda tırnak kenarı ve dudaklarda görülebilir. Ayak tabanı gibi basınca maruz kalan bölgelerde deriden kabarık olmayan, küçük siyah noktacıklar şeklinde görülebilir. Düz siğiller en sık yüz, boyun, el sırtı, bilek ve dizlerde yerleşir. Erkeklerde sakal bölgesinde ince saplı siğiller oluşabilir. Tıraş ile travma edildikçe yüzde yayılma gösterir. Anogenital bölgedeki siğiller, yassı, deriden hafif kabarık, bazen karnabahar görünümünde kitleler şeklinde olabilir.

    Sık sorulan bir soru ; siğiller kansere yol açar mı?

    Bazı HPV ‘lerin neden olduğu siğiller, ki bunlar anogenital siğillerdir, başta rahim ağzı olmak üzere, peniz ve anal kanserlere neden olabilmektedir. Bu nedenle anogenital siğili olan erkeklerin eşleri de ayrıntılı genital muayene edilmelidir. Hem tedavileri yapılmalı hemde koruyuculuk açısından aşılama yapılmalıdır.

    Siğillerin tanısı nasıl konur?

    Tanı genellikle klinik görünümle net olarak konabilir. Şüpheli olgularda deri biyopsisi alınarak tanı desteklenir. PCR ve DNA probu ile gelişmiş moleküler tekniklerle neden olan virus tipi belirlenir.

    Siğiller hangi hastalıklarla birlikte sık görülür?

    Çocukluk ve genç erişkinlik döneminde bulaşma ile siğiller oluşabilir. Bunun yanında yaygın, tedaviye dirençli siğiller; Hodgkin hastalığı, AIDS, böbrek transplantasyonu, bağışıklık sistemi bozulmuş ve immunsupresif tedavi alan hastalarda ve atopik ekzamalılarda daha sık görülmektedir.

    Siğiller nasıl tedavi edilir?

    Siğillerde uygulanacak tedavi hastanın yaşı, siğilin yerleşim yeri, yaygınlığı, süresi ve hastanın bağışıklık durumuna göre seçilir. İlk ve erken tedavi siğilin yayılmasını ve tekrar etmesini engeller. Siğiller üzerine çeşitli kimyasal ajanları içeren, krem, pomad, jel ve solüsyon formunda topikal tedaviler uygulanabilir. İyileşmeyen basit siğil ve anogenital siğillerde sıvı azot gazı ile kriyoterapi tedavisi ilk seçenek tedavilerdendir. 1-3 hafta arayla birkaç seans uygulanır. Gövde yerleşimli siğillerde radyofrekans elektrokoterizasyon daha sık tercih edilir. Son zamanlarda özellikle anogenital siğil ve dirençli ayak tabanı siğillerinin tedavisinde ve nüksü önlemek için immunomodulatör ilaçlar topikal olarak kullanılmaktadır. Lazer ile siğillerin tedavisi genelde düz siğillerde el ayak yerleşiminde tercih edilebilir. Tedaviler sırasında bağışıklık sistemini uyaran çinko’nun kullanılmasının tedavi başarısını arttırdığı söylenmektedir.

    Siğiller tedavisi olan, ama zaman gerektiren bir hastalıktır. Birçok hastalık gibi , hastalığın bulaşmasını önleme, öncelikle yapılması gereken bir yöntemdir. Siğili olan kişiler kaşıma ve travma ile başka bir bölgeye yayabilir. Topluma açık yerlerde kaplıca ve havuzlarda yalınayak dolaşılmaması önemli bir önlemdir. Aile içinde siğili olan varsa, terlik ve havlu kullanımına dikkat edilmelidir. Anogenital siğiller cinsel temas ile bulaşacağından mutlak kondom kullanılmalı, partnerlerin her ikisi de muayene edilmelidir. Hayvanlarla teması olan meslek gruplarında eldiven kullanımı son derece önemlidir. Kuaför ve berberler kullandıkları malzemelerde steriliteye dikkat etmeli, gerekirse kişiye özel ekipmanlar temin edilmelidir.

    Bugün sizlerle hayatımızın bir döneminde bizi meşgul etmiş, sık görülen bir hastalık olan siğillerden bahsettim. Bir başka deri hastalığında aydınlanmak üzere sağlıcakla kalın lütfen…

  • Deri kanserlerine dikkat !!!

    BAZAL HÜCRELİ KANSER

    Tüm ülkelerde en sık görülen deri kanseri tipidir. Derinin bazal hücrelerinden köken alır. Açık tenli, aşırı güneş ışını maruziyeti olan kişilerde daha sık görülür. En sık yüz gibi güneş gören bölgelerde gelişir. Gelişimi yıllar içinde ve yavaştır. Önce şeffaf renkte olan kabarıklık sonra yaraya dönüşür. Genellikle yayılım yapmaz. İleri yaşlarda tekrarlama riski mevcuttur. Güneşi sık görmeyen vücut alanlarında görüldüğünde kimyasal kanserojenler (arsenik gibi) sorgulanmalıdır. Pratikte metastaz yapmayan ve sadece bulunduğu bölgede yayılan bir kanser olarak bilinir.

    Bazal hücreli kanserin tüm tedavi yöntemleri ile nüks gelişebilir. Yerel olarak kullanılan immunmodulatuar ilaçlarla 12 haftalık tedavi süreci oldukça etkin ve başarılıdır. Bir başka tedavi şekli tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Mohs cerrahisi bu konuda en etkin yöntemdir. Kriyoterapi (dondurma yöntemi) ağrısız alternatif bir terapi yöntemi olup nüksler sıktır. Bazı bazal hücreli kanserlerde radyoterapi ve fotodinamik tedavi de tercih edilebilmektedir.

    SKUAMÖZ HÜCRELİ KANSER

    Deriniz skuamöz hücrelerinden köken alan kanser tipidir. Kısa zamanda gelişir ve hızla ilerler. Metastaz yapma oranı yüksektir. Sıklıkla güneş hasarına bağlı gelişen solar keratoz, aktinik keilit, bowen hastalığı gibi bazı deri hastalıklarının üzerinde gelişebilir ve dönüşebilir. Bu nedenle bu kanserden korunmanın en önemli yolu güneşten korunmadır. PUVA tedavisi alanlarda risk dikkate alınmalıdır. Bazı güneş hassasiyeti ile giden genetik hastalıklarda sıklığı artmıştır. Yine organ transplantasyonu, AIDS, Lenfoma gibi immunsupresyon durumlarında sıklığı artmış olarak görülmektedir.

    Skuamöz hücreli kanser genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkar. Ancak güneşli iklimlerde daha genç yaşlarda da görülür. Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülür.En sık yerleşim yeri alt dudaktır ve sıklıkla sigara ve pipo içenlerde görülür.Bunun yanında yanakta ,burunda, kulak önü ve kulak heliksi üzerinde, saçı dökülmüş kişilerde saçlı deride de yerleşir. Bazal hücreli kanserden farklı olarak, el sırtı, ön kol ve kadınlarda bacak ön bölgede de bulunabilir. Genellikle 1-2 cm çapa ulaştığında ortadan ülsere deriden kabarık bir lezyon halini alır. Metastaz özellikle kulak , dudak ve genital bölge yerleşimli kanserlerde daha yüksektir. Lenf nodu metaztazı yapan olgularda prognoz kötüleşmektedir.

    Tedavisi birincil kanserde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yüksek riskli olanlarda Mohs cerrahisi tercih edilmelidir. Cerrahi uygulanamayan olgularda radyoterapi diğer bir tedavi şeklidir. İç organ metastazı olan olgularda kemoterapi uygulanır.

    Uzun süreli ülser ve yaralar, yanık zemininden de skuamöz hücreli kanser gelişebileceğinden bu hastaların dikkatle takibi gerekmektedir.

    MALİGN MELANOM

    Benler üzerinde gelişen en tehlikeli deri kanseri türüdür. Ailesel yatkınlık, çok sayıda ben varlığı, güneş yanığı öyküsü melanom için en önemli risk faktörleridir. Renk hücrelerinden kaynaklanan bu kanser, sıkığı hızla artmakla birlikte, beyaz ırkta orta yaş grubunda en sık görülen kanserlerdendir. Melanom en sık deriden, nadiren göz, mukoza beyin zarı gibi dokulardan gelişir. Çocuklarda doğuştan büyük konjenital benler üzerinden gelişebileceğinden bu olgular dikkatle takip edilmelidir. Açık tenliler, açık renk gözlüler, sarı-kızıl saçlılar, güneşli ve dağlık bölgelerde yaşayanlar, mesleği gereği güneş altında çalışanlar, çocukluğunda bir veya daha fazla ciddi güneş yanığı geçirenler, ailesinde melanom bulunanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar daha fazla risk altındadır.

    Benlerdeki değişimler mutlaka kanser gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Simetride bozulma, kenarlarındaki düzensizlik, renk değişimleri, benin çapında büyüme ve kabarma kanserleşme belirtisi olabilmektedir. Riskli kişilerde dermatologlar tarafından erken tanı amacıyla, benlerdeki değişimi ayrıntılı olarak gösterebilen dermatoskopi cıhazı ile tarama ve izlem son derece önemlidir. Melanom için erken tanı hayat kurtarıcıdır. Her yıl dermatolojik kontrol yaptırılmalı, her ay kişi cildini ayna karşısında kendisi izlemelidir. Şüpheli benler cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    DERİ KANSERİNDEN KORUNMA GÜNEŞTEN KORUNMAYLA EL ELEDİR.

    Biz dermatologlar güneşten korunmayı vurgularken, hastalarımızdan daha tatile gitmediklerini, denize girmediklerini söylediklerini duyarız. Ne yazık ki Ultraviyolenin ne tatille nede sadece denizle ilişkisi vardır. Yaz kış insan derisi Ultraviyoleye maruz kalmaktadır. Kapalı ortamda çalışan kişiler en azından işe gidiş dönüş saatlerinde, evde vakit geçirenler balkon ve bahçeye çıktıklarında, dışarıda çalışanlar her an güneşten korunmak durumundadır. Şapka , şemsiye gibi fiziksel koruyucular mutlaka dikkate alınmalıdır. Deri tipine uygun güneş koruyucuları gün içinde yenilenerek, dışarı çıkmadan yarım saat öncesi mutlaka sürülmelidir. Çocuklarımızın Ultraviyoleye hassas bir derileri olduğunu UV ile oluşan DNA hasarlarından daha çabuk etkileneceklerini lütfen hiç aklımızdan çıkarmayalım ve aynı özeni onlara da gösterelim.