Etiket: Sigara

  • Sigara Bağımlılığı

    Sigara Bağımlılığı

    Günümüzde yoğun olarak görülen bağımlılık tütün ve sigara olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyleki tüketimi artık çok doğal bir ihtiyaç gibi karşılanmakta ve bilinçlendirme çalışmalarına dair algı bile yeterli olmamaktadır. Çünkü kişiler kulaklarını tıkamaktadırlar.

    Tütün dumanında bulunan diğer bazı zararlı maddeler:

    • Boya sökücü ASETON

    • Akü yapımında kullanılan KADMİYUM

    • Roket yakıtında bulunan METANOL

    • Çakmak gazı BÜTAN

    • Temizlik maddesi AMONYAK

    • Fare zehiri ARSENİK

    • Öldürücü zehirler SİYANÜR ve NAFTALİN

        Sigara içilmesinin vücuttaki zararlı etkileri göz ardı edilmemelidir. Akciğerlere zarar vermekte ve etkileri; öksürük, balgam, nefes darlığı, kanser olarak ortaya çıkmaktadır. Kalbe zararı ise; damarlarda tıkanma ve kalp krizi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağza ve boğaza da zarar vermekte ve etkileri; tat almama, ağız kokusu, dişlerde sararma, boğaz kanseri, boğaz iltihabı olarak karşımıza çıkmaktadır. Burna zararı ise; koku almada azalmadır. Sindirim sistemini de olumsuz yönde etkilemektedir. Mide kanseri ve mide ülseri bunun göstergesidir. Kemiklere zararı ise; kemiklerde erime olarak karşımıza çıkmaktadır. Damarları da olumsuz yönde etkilemektedir. Damarlarda tıkanma sık rastlanılan sonuçlardan biridir. Cilde de zararı vardır. Ciltte kırışıklıklar oluşturmaktadır. Ellerde ise; parmaklarda sararma görülmektedir. Üreme sistemimize olan olumsuz etkisi ise fazlası ile yansımaktadır; kanser, çocuk sahibi olamama, çocuk düşürme, sağlıksız bebek doğurma, cinsel güç kaybı. Beyinde ise; felç, zihinsel-bedensel yorgunluk hissi olarak etki olmaktadır.

    Sigara; akciğer kanseri ölümlerinin % 90’ından, tüm kanser ölümlerinin % 30’undan, bronşit      ölümlerinin % 75’inden, kalp krizi ölümlerinin % 25’inden sorumludur.

    Akciğer kanseri, kanser ölümlerinin birinci sırasında yer almaktadır. Akciğer kanserinin % 90 nedeni sigaradır. Ülkemizde her yıl 40 bin kişide akciğer kanseri tespit edilmektedir. Sigara, nefes borularını ve akciğerleri çalışamaz hale gelecek şekilde hasara uğratır.

    Yaşamınızı nefes darlığı içinde, oksijen tüpüne bağımlı ve yatağa bağlı olarak tamamlamak ister misiniz? Eminim ki kimsenin cevabı evet olmayacaktır. Ancak içilen her sigaranın, insan yaşamını 5 dakika kısalttığını biliyorken niçin hala devam etmekteyiz? Erken yaşta sigaraya başlayanların ömrü ortalama 20-25 yıl azalmaktadır.

    Sigara içenler bir tek kendilerine değil, aynı zamanda çevreye de zarar vermektedirler. Her şeyden önce; bulundukları çevrenin havasını kirletirler, çevrelerindeki insanların pasif sigara içmelerine neden olurlar, ev ve orman yangınlarına neden olurlar.

    Peki pasif sigara içmek ne demektir? Başkalarının sigara dumanını solumaktır. Bu tanım o kadar da zararlı gelmiyor sanki ancak birçoğumuz bize verdiği zararın farkında değiliz.Aslında pasif sigara içiciler de sigara bağımlıları kadar zarar görürler. Pasif sigara içimi; akciğer kanserine, kalp hastalıklarına, çocuklarda akciğer ve solunum yolu hastalıklarına neden olur.

    Sigara içenlerin çoğunluğu sigaraya 20 yaşından önce başlarlar. Başlama yaşı genellikle 13-14 yaşlarıdır. Sigara firmaları bugünün sağlıklı gençlerini

    yarının sigaraya bağımlı devamlı müşterisi yapmak isterler.

    Özellikle gençlerin sigaraya başlama nedenleri ise; özenti, gösteriş, kendini ispatlama, arkadaş baskısı, arkadaşlar arasında yer edinme, otoriteye (ebeveyn, okul idaresi) karşı gelme olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sigara içenlerin çoğu sigaraya başladıkları için pişmandır. Sigara içenlerin % 70’i sigarayı bırakmak ister. Ancak bunu çok bir oranı başarabilir. Sigaraya bağlanmak çok kolay, bırakmak ise zordur.

    Gelişmiş batı ülkelerinde sigara içenlerin sayısı azaldıkca, sigara şirketleri az gelişmiş olan ülkelerde reklam ve tanıtım kampanyaları yapmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde sigara salgını azalmaktadır. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerde salgın hızla artmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünyada en büyük sağlık sorunu sigaradır. Önlenebilir en önemli hastalık ve ölüm etkeni sigaradır.

    Sigarayı bırakmak kolay değildir ama mümkündür. Sigarayı bırakmaya karar verirseniz; kalbiniz ve akciğerleriniz daha iyi çalışacak, kanınız vücuda daha iyi oksijen taşıyacak, hastalanma riskiniz azalacak, daha uzun yaşayacaksınız.

    Sigara Bırakmanın Sağlık Üzerine Olan Olumlu Etkileri

    20 dak:    Kan basıncı, nabız ve ateş normale döner.

    8 saat:         Kandaki oksijen düzeyi normale döner.

    24 saat:         Kalp krizi riski azalır.

    48 saat:         Sinir uçlarından rejenerasyon başlar.

    72 saat:         Solunum fonksiyonları düzelmeye başlar.

    2 hafta-3 ay:   Dolaşım düzelir, akciğer fonksiyonları %30 artar.

    1-9 ay:         Akciğerin temizleme kabiliyeti artarak enfeksiyon riski azalır.

    5 yıl:         AC kanserinden olan ölümler %50 azalır, kalp krizi riski hiç içmeyenlerin düzeyine iner.

    10 yıl:     AC kanseri ve diğer organ kanserleri yakalanma riski azalır.

     

    “SİGARAYA HAYIR” demek için sebepler

    Gelişmiş ülkelerde gençler sigara içmiyor, sigara nefesin, saçın, elbiselerin kötü kokmasına neden oluyor, sigara parmakları ve dişleri sarartıyor, çevredeki insanların ve özellikle çocukların sağlığını bozuyor, sigara spor yapmaya engel oluyor, sigara içmek ve hastalıklarını tedavi etmek için çok para harcanıyor, sigara akciğeri, kalbi ve bütün vücudu harap ediyor, sigara kanser yapıyor.

    Sigarayı Bırakmak için; önümüzdeki 2 ile 4 hafta arasındaki bir günü, sigarayı bırakma günü seçin. Bu sizin hayatınızın en önemli günüdür. Sonra; bırakma nedenlerinizi bir kâğıda yazın. Bunun bir kopyasını her gün görebileceğiniz bir yere (örneğin; buzdolabının üzerine) asın. Örneğin; sağlığım için, kötü kokmamak için, tasarruf etmek ve çocuğuma iyi model olmak için sigarayı bıraktım. Sonra; daha önce sigarayı bırakmayı denediğiniz zamanları gözden geçirin. Neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını düşünün. Sonra; kendinizi ödüllendirin. Sigarayı bırakmak zor bir iş olabilir. Sigarayı bırakmayı bir şeyi terk etmek olarak algılamayın. Öncelikle daha sağlıklı olmak için bir adım olarak düşünün. Sonra; harcamadığınız parayla kendiniz, aileniz ve özellikle çocuklarınız için özel bir şeyler alın, evinizdekileri, özelikle çocuklarınızı, size bırakma konusunda yardımcı olmaları için teşvik edin.

    Sigara içmenin yerine geçebilecek ve daha sağlıklı olan şu işleri yapmayı deneyin: Ellerinizi meşgul etmek için; resim çizin, yazı yazın, gazete okuyun, örgü örün, bulmaca çözün, en  önemlisi spora başlayın. Sonra; sabah kalktığınızda; dişlerinizi fırçalayın, ağzınızı yıkayın, kahvaltıdan hemen sonra tekrar dişlerinizi fırçalayın. Yemeklerden sonra; dişlerinizi fırçalayın, sigara içmeyen bir arkadaşınızı arayın. Sonra; alkollü içecekler veya yağlı yiyeceklerden uzak durun. Sakız çiğneyin, bolca su için, akşam yemeklerinden sonra size sigarayı hatırlatan kahve yerine meyve çayı için.

    Psikolojik destek ve teşvik alın. Bu sayede; sigarayı bırakmanızdaki engeller üzerine çalışılabilir ve motive edici çalışmalarla kolaylıkla ilerleyebilirsiniz.

    Stres ve şiddetli sigara içme isteği hissettiğinizde; bulunduğunuz mekândan başka bir mekâna geçin, soğuk sıvı yani su, süt, soda, ayran için. Bu sıkıntının süresi en fazla 5-6 dakikadır; bu süreyi saatinize bakarak veya geri sayarak atlatabilirsiniz.

    İlk gün önlemleri olarak;Evinizdeki bütün sigaralardan kurtulun. Küllük, çakmak ve kibritlerinizden kurtulun. Elbiselerinizin ceplerinde, dolaplarda ya da arabanızda sigara arayın ve onları da çöpe atın. İş yerinizdeki bütün sigaralardan, kül tablalarından ve çakmaklarınızdan kurtulduğunuzdan emin olun.

    Kendinize iyi davranın. Beğendiğiniz bir yemek yiyin. Bir film seyredin. Uzun bir duş alın. Kafanızı sigaradan uzaklaştıracak şeyler yapın. Arkadaşlarınıza, ailenize ve iş arkadaşlarınıza sigarayı bıraktığınızı söyleyin. Sigarayı bırakma nedenlerinizi tekrar düşünün. Sigarayı bırakmanıza kim yardım edecek? Sigarayı bırakmakla kendinizi nasıl ödüllendireceksiniz? Sigara içmek yerine ne yapacaksınız?

    Sigaradaki   nikotin, eroin   ve kokain gibi  bağımlılık yapıcıdır.   Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk bir kaç hafta en zor zamanlardır. Vücudunuzda nikotin eksikliği  ortaya çıkar. Bu durumda konsantre olun. Kısa bir süre sonra sigara içmiyor olacaksınız.

    Sigara içmediğiniz için başarınızı kutlayın. Her bir hafta, bir ay veya bir yıllık dönemlerde; başarınız için bir takvim ve tablo tutun. Arada bir bıraktığınız için mutlu olduğunuzu anlatan yeni sebepler yazın. Sigara için harcamadığınız parayı biriktirerek hep almak istediğiniz bir şey alın.

    Sigarayı bıraktığınızda kısa dönemde; artık etrafınızdakileri rahatsız etmeyeceksiniz. Sigarayı  bıraktıktan 2 saat sonra nikotin vücudunuzu terk etmeye başlar. 6 saat sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşmeye başlar. 12 saat sonra sigara dumanından kaynaklanan zehirli karbonmonoksit kan  dolaşımınızdan temizlenir ve ciğerlerinizin daha iyi çalışmasını sağlar.

    Sigarayı bıraktığınızda uzun dönemde ise; 2 gün sonra tat ve koku duyularınız keskinleşir. 2-12  hafta içinde kan dolaşımı iyileşir. Bu da yürüme, koşma gibi fiziksel aktiviteleri kolaylaştırır. 3-9 hafta sonra öksürme, nefes darlığı, hırıltı gibi problemler azalır ve akciğerleriniz güçlenir.

    Sigaranızın    dumanıyla, arkadaşlarınızın,    ailenizin ve özellikle çocuklarınızın   grip, soğuk algınlığı ve astıma yakalanmasına, kalp  ve akciğer hastalıklarına yakalanma riskinin artmasına neden olmayacaksınız. 5 yıl içinde kalp krizi riski yarı yarıya azalır. 10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarıya inerken kalp krizi riski, hiç sigara içmemiş bir kişinin riskiyle aynı orana düşer.

    Yoksunluk belirtileri birkaç saatte başlar,  2-3 günde en yüksek düzeye ulaşarak genellikle 3-4 haftada sona erer.

    Sigarasız bir dünya diliyorum. Önce kendini ve sonrasında sevdiklerinizin iyiliği için..

  • Pasif sigara içiciliğinin çocuk sağlığına etkileri

    Günümüzde sigaranın zararları öğrenildikçe çocuğun yanında sigara içmenin zararları da daha çok fark edilmeye ve araştırılmaya başlandı.

    Sigara dumanı 7.000’den fazla kimyasalın ölümcül bir karışımını içerir.
    Bu kimyasalların yüzlercesi zehirlidir. Yaklaşık 70 tanesi kansere neden olabilir.Sigara dumanı bebekleri ve çocuklara çok ciddi zarar verir. Pasif sigara içicisi olan çocuklar, kendisi sigara içenlerin soludukları tehlikeli kimyasalları solurlar. Küçük çocukların pasif sigara dumanına maruz kaldığı ana yer evleridir.

    Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuk Sağlığı

    Evler, çocukların pasif sigara dumanına en çok maruz kaldığı yerdir Sigara içilmesine izin verilen evlerde yaşayan çocuklar, sigara içilmesine izin verilmeyen evlerde yaşayan çocuklardan daha yüksek seviyelerde kotinin (pasif sigara maruziyetinin biyolojik bir belirteci) vardır. Çocukların evlerde pasif sigara dumanı maruziyeti son yıllarda düşmüş olsa da, çocuklar hala yetişkinlerden daha fazla pasif sigaraya maruz kalmaktadır. 3-11 yaşları arasındaki 10 ABD’li çocuktan yaklaşık 4’ü (% 40,6) pasif sigara dumanına maruz kalmaktadır.

    Evinizi ve araçlarınızda sigara içmeye izin vermemeniz ve içmememeniz çocuklar arasında ve sigara içmeyen yetişkinlerin sigara dumanına maruz kalmasını azaltabilir. Bazı araştırmalar, bu tutumun sigara içenlerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olabileceğini ve ergenlerin sigara içme riskini azaltabileceğini göstermektedir.

    Çocuğun Yanında Sigara İçmenin Zararları

    Vücutları geliştiği için, bebekler ve küçük çocuklar, pasif sigara dumanındaki zehirlere karşı özellikle savunmasızdır.

    Anneleri gebe iken sigara içen bebeklerin ve doğum sonrası pasif sigara dumanına maruz kalan bebeklerin ani bebek ölümü sendromundan (SIDS)ölme riski sigara dumanına maruz kalmayan bebeklerden daha fazladır.

    Hamile iken pasif sigara dumanına maruz kalan annelerin daha düşük doğum ağırlıklı bebeklere sahip olma olasılığı daha yüksektir, bu da bebekleri zayıf doğmasına sebep olur ve birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Anneleri hamileyken sigara içen veya doğumdan sonra pasif sigara dumanına maruz kalan bebekler diğer bebeklerden daha zayıf akciğerlere sahiptir, bu da birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Pasif sigara dumana maruz kalma, bebeklerde ve küçük çocuklarda bronşit ve zatürre gibi akut alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.

    Astım tedavisi alan çocuklar pasif sigara dumanına maruz kalması sigaraya maruz olmayan astımlı çocuklara oranla daha sık ve ciddi atak geçirmesine neden olur.

    Pasif sigara dumanı maruziyeti, okul çağı çocukları arasında öksürük, balgam, hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum semptomlarına neden olur.

    Pasif sigara dumanına maruz kalan çocuklar kulak enfeksiyonları içinde risk altındadır ve orta kulakta birikebilecek sıvının azaltılması için kulak tüpü takılma için bir operasyona ihtiyaç duymaları daha olasıdır.

  • Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigaraya Başlama Nedenleri

    Sigara bağımlılığı nedenleri bakımından son derece önemli ruhsal-toplumsal sorunlar arasında yer almaktadır. Her deneyen dört kişiden üçü sigara tiryakisi olmaktadır. Sigara içenlerin; duygusal açıdan yetersizlik, kısa yoldan hazza ulaşma, gerçeklerden kaçma, otoriteye karşı çıkma, tehlike arama, aşırı tutku, başkalarına benzeme gibi özellikleri olduğu görülmektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sigaraya başlama 14 yaşa kadar gerilemiştir. Düzenli günlük içicilik ise 15-16 yaşlar arasında en üst düzeye çıkmaktadır. Bu durum sigara bağımlılığının ne oranda hayatımızı ele geçirdiğinin göstergesidir.

    Sigaranın Sağlık Üzerindeki Etkileri

    Dünya Sağlık Örgütü, sigaranın dünyada en hızlı yayılan ve en uzun süreli salgını olduğunu ifade etmektedir. Dünya genelindeki bağımlılık yapıcı maddeler arasında sigara ilk sırada yer almaktadır.

    Sigara kullanımı dünya genelinde son derece ciddi sağlık sorunlarına yol açmakta olup pek çok organ ve sistem üzerinde etkisini göstermektedir. Sigara; akciğerler hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, deri ve zührevi hastalıkları, diş hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları, üreme ile ilgili hastalıklar ve çeşitli kanser tiplerine davetiye çıkarması bakımından ciddi bir sağlık tehdidi yaratmaktadır.

    Akciğer Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • KOAH – Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

    • Amfizem

    • Akciğer kanseri

    • Astım

    • Pnömoni

    Kalp-Damar Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kalp krizi

    • KAH – Koroner Arter Hastalığına

    • Ateroskleroz

    • Koroner spazm

    • Total kolesterol düzeyinde artış

    • HDL kolesterol düzeyinde azalma

    • Hipertansiyon

    • İnme/felç riskinde artış

    • Efor kapasitesinde azalma

    Deri ve Zührevi Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Etkileri

    • Kırışıklıkların artması

    • Yaraların iyileşme süresinin uzaması

    • Erken yaşlanma

    • Beyaz saçlarda sararma

    • Sedefin daha sık alevlenmesine

    • Akne sıklığının artmasına

    • Siyah nokta artmasına

    Diş Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Periodontitis

    • Çürük

    • Diş taşı

    Mide-Bağırsak Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Ülser

    • Mide asidinde artış

    • Mide kanseri

    • Kalın Bağırsak Kanseri

    • Kolit

    Üreme Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kısırlık,

    • Dış gebelik riski

    • Erken doğum

    • Düşük doğum ağırlığı

    • Gebelikte suyunun erken gelmesi

    • Ölü bebek doğumu

    • Gebelik zehirlenmesi riski

    Sigara Bağımlılığı

    Sigara Bağımlılığı en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Araştırmalar, dünya genelinde her 10 saniyede bir kişinin tütün ve tütün ürünleri dolayısıyla yaşamını kaybettiği sergilemiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise her 10 erişkinden birisi tütün ürünleri kullanımına bağlı sağlık sorunlarından dolayı yaşama veda etmektedir. Çeşitli sağlık sorunlarına yol açan sigaraya bağlı olarak dünya genelinde her yıl 5 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetmektedir. Bu derece büyük sağlık sorunlarına yol açan sigara ayrıca sosyal hayatımızı da ele geçirmektedir. Sosyal amaçlı bir yere gidileceği zaman sigara kullanılan mekânlar ile sınırlı kalmak özgürlüğü kısıtlamakta ve hayatı yönlendirmektedir. Ayrıca, insanlar arası ilişkileri de yönetmektedir. Stresli yaşam olayları olduğunda sigara kullanımına sığınmak ise o problemin çözümü için yapılması gerekenleri görünmez kılabilmektedir. Sağlıklı yaşam ve sağlıklı nesiller için sigara bağımlılığı hayatınızı ele geçirmesi!

  • Sigara ve immünite hakkında

    Sigaranın, solunum yolu enfeksiyonları, kanser ve ateroskleroza eğilimi artırdığı, aynı zamanda AIDS’in hızlı klinik progresyonunda da önemli role sahip olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Sigaranın immun sistemi baskılayıcı etkisi nedeniyle bu tür sistemik hastalıklara yol açtığı düşünülmektedir. Sigara hücresel immünite elemanı olan T hücrelerinin çoğalımını baskılamakta; doğal öldürücü hücreler (natural killer) ve alveolar makrofaj fonksiyonlarını etkilemekte; Ig G ve Ig A’nın serum düzeylerinde düşüklüğe neden olmaktadır (1).

    Sigaranın solunum sistemi enfeksiyonlarına eğilimi artırma nedenleri arasında, en önemlilerinden birisi T hücre yanıtının baskılanmasıdır. T hücre yanıtının baskılandığı durumlarda humoral immünite de dolaylı olarak negatif yönde etkilenmektedir. Tütün flavinoidlerinin prolizisi sonucu ortaya çıkan hidrokinon (HQ) ve katekol, T hücresinin IL-2 ye bağlı olarak çoğalmasını baskılamakta ve hücrenin S fazına girmesini engellemektedir. Sigaradaki katranın, ribonükleotid redüktaz enzimini inhibe ederek lenfosit proliferasyonunu inhibe ettiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu enzim inhibisyonu için 2 yada 3 sigara içilmesi yeterli olup, inhalasyon havasında bulunan bu maddeler bir dahaki sigara içimine kadar bu inhibisyonu devam ettirmekte ve her tekrar edilen sigara içimi ile bu kısır döngü sürdürülmektedir. Hidrokinon (HQ) hücre içinde bir nükleer transkripsiyon faktörü olan NF-’nin aktivasyonunu engelleyerek, hücrenin G1 fazından S fazına geçişini engellemektedir. Hücre siklusu kontrol ağının bozulması aynı zamanda tümör progresyonu üzerinde de etkili olmaktadır (17).

    Hayvan modelleri ve insanlar üzerinde yapılan çeşitli çalışmalarda sigaranın pulmoner T hücre yanıtında belirgin supresyona yol açtığı gösterilmiştir. Hidrokinon (HQ) ve katekol, reaktif oksijen ürünlerinin fazla miktarda oluşumunu sağlayarak DNA hasarına yol açmaktadır. In vitro koşullarda yapılan çalışmalarda 50 M hidrokinon ve katekolün DNA sentezini bloke ettiği gösterilmiştir.

    Sigara içenlerin BAL (bronko-alveolar lavaj) örneklerinde, hidrokinon ve katekolün T hücrelerinin mitojenlere karşı olan proliferatif cevabını ve alveolar makrofajların sitokin (IL-1) üretim ve salımını azalttığı; ayrıca yardımcı (helper ) ve baskılayıcı (supressör) T hücreleri arasındaki oranı değiştirdiği gösterilmiştir (5).

    Bronş assosiye lenfoid doku (BALT), immün sistemin akciğerlerdeki komponentlerinden biri olup; follikül oluşturan lenfosit toplulukları, yüksek endotelial venüller, intraepitelial lenfositler ve M hücrelerinden oluşmuştur. Ancak bazı çalışmalar BALT’ın sigara içen kişilerde saptanabileceğini, sigara alışkanlığı olmayan kişilerde ise mevcut olmadığını göstermiştir. BALT’ın partikül şeklindeki antijenlere, özellikle sigara içerek inhale edilen antijenik yapıdaki moleküllere, karşı geliştiği belirtilmektedir (2-4).

    Sigaranın periferik hava yollarında, özellikle subepitelyal bölgede, inflamasyona yol açtığı bilinmektedir. Normal bir akciğerde goblet hücreleri santral hava yollarında saptanırken, periferik hava yollarında ise nadir olarak saptanır. Sigara içenlerde ise periferik hava yollarında goblet hücre popülasyonu yanında nötrofillerin de arttığını görmekteyiz. Nötrofiller goblet hücrelerinin sekretuar fonksiyonunu arttırmakta ve aşırı mukus salınımına yol açmaktadır. Ayrıca santral, periferik havayolları, subepitel ve epitel dokusunda CD8 + T hücre, makrofaj infiltrasyonu akciğerdeki yaygın inflamasyonun kanıtlarıdır (6). Niewoehner ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, akciğer fonksiyonları normal olan sigara içicilerin bronş epitelinde, makrofaj ve CD45 taşıyan hücrelerin arttığı gösterilmiştir. Astmatik hastalarda hava yollarının dış yüzeyi olan adventisya tabakasında bu inflamatuar hücrelerin birikimi gözlenirken, sigaraya bağlı obstrüktif akciğer hastalığı gelişen hastalarda ise, inflamasyonun iç yüzeyde olduğu ve hava yolunun çapının bu sebeple daraldığı bildirilmektedir (7).

    Sigara içmek, 4000 in üzerinde biyoaktif partikülü duman şeklinde solumak demektir. Bu biyoaktif komponentler, konağın hücre içi ve hücre dışı DNA P-450 ve glutatyon transferaz gibi detoksifikasyon sistemleriyle etkileşime girmektedir. Böylece oksidatif kaynaklı bir stres meydana getirilmekte ve immün sistem aktivasyonu ile inflamatuar sistem devreye sokulmaktadır. Sigara içenlerde, dolaşımdaki makrofajların sayısının arttığı ve bu hücrelerden oksijen radikal salınımının arttığı gösterilmiştir (8). Çeşitli çalışmalarda sigara içimi ile endotele, trombosi ve lökosit adezyonunun arttığı, trombositlerin agregasyonunun kolaylaştığı ve bu yolla sigaranın ateroskleroza zemin hazırladığı gösterilmiştir. Yine bu kişilerde C-reaktif protein, interselüler adezyon molekülleri ve nötrofil sayısının artışı ile aterosklerozdan dolayı mortalitede artış arasında pozitif bir korelasyon olduğu gösterilmiştir. Ateroskleroz plağında bu inflamatuar reaksiyonların progresyonu, plağın rüptürüne ve tromboza yol açabilmektedir. İnflamasyon ve beraberinde eşlik eden pro-oksidan proçes, aynı zamanda karsinogenezisin pek çok evresinden de sorumlu tutulmaktadır (9).

    Kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) gelişmesinde en önemli faktörlerden biri, bilindiği gibi, sigara içmektir. Proteaz ve antiproteazlar arasındaki denge, patogenezdeki faktörlerden biridir. Yine bu denge içerisinde de, oksidatif sistemi devrede görmekteyiz. Oksidatif stresin, akciğer makrofajlarının nükleer ve mitokondrial genomlarında genetik hasara yol açtığı bildirilmektedir (10).

    Yoğun sigara içenlerde mukozal yüzeylerde bulunan sekretuar Ig A’nın azaldığı, yine bu kişilerde epitelyal baş ve boyun tümörlerinin görülme olasılığının arttığı belirtilmiştir. Sigara içen bireyler üzerinde yapılan bir başka çalışmada, mukozal yüzeyden ve bronko-alveolar lavaj ile alınan materyellerde sekretuar Ig A’nın azaldığı ve lokal antikor düzeylerinin yetersiz olduğu gösterilmiştir. Sigara içimi immüniteyi direk yolla etkilediği gibi; mukus yapımı, serbest oksijen radikali üretimi gibi sekonder faktörlerin yapımını da değiştirerek, indirekt yolla vücudun savunma mekanizmalarını bozmaktadır.

    Sigara içimi ile pek çok kanserojen madde vücuda alınmakta olup, bunlardan birisi de polisiklik hidrokarbonlardır (PAH) . PAH grubu elemanı olan benzopyrene, sitokrom P450 (CYP) ile katalize edilmekte, daha sonra hücre DNA’sına bağlanmaktadır. Doku DNA’ larında bu toksik madde seviyesi karsinojen maddeye ne kadar maruz kalındığı hakkında bize kantitatif bilgi verebilmektedir. Bronkoalveolar makrofajlar (BAM), inhale partiküllere karşı defansta oldukça önemli immün sistem elamanlarıdır. BAM’daki bu karsinojen maddelerin metabolizması ve bioaktivasyonu kanser etiyolojisinde oldukça önemlidir. Son yapılan çalışmalarda CYP enzimlerinden olan CYP1 A1, CYP1 B1, CYP3 A4 ve CYP3 A5’in, PAH prokarsinojenlerini aktive ederek, akciğer kanser oluşumunda rol oynadığı belirtilmektedir (15).

    Sıçanlar üzerinde yapılan bir çalışmada, sigaranın majör komponentlerinden biri olan nikotine, kronik olarak maruz kalım durumlarında antikor yapımının ve antijene bağlı T hücre sinyalizasyonunun inhibe edildiği gösterilmiştir. Ayrıca inozitol-1,4,5-trifosfat (IP3) ve sensitif intraselüler kalsiyum depolarında azalma; bunun sonucunda T hücre fonksiyonlarında bozulma meydana geldiği bildirilmiştir. Kalsiyum depoları, hücrenin nükleusu ile sitoplazması arasındaki iletişim için kritik derecede önemli olup, eksikliğinde hücrenin G0/G1 fazından S fazına geçişi bloke olmaktadır. Yine uzun süre nikotine maruz kalındığı durumlarda, T hücre anerjisinin geliştiği de bildirilmektedir (11).

    Langerhans hücreleri, oral mukoza ve derinin epitel tabakasında yerleşimli, immün sistemin oldukça önemli elemanlarından biri olup, lenfosit aktivasyonu ve antijen sunumuyla ilgilidir. Hücresel immünitenin önemli komponentlerinden biri olan langerhans hücrelerinin, viral, fungal infeksiyonlar ve neoplastik değişikliklerin engellenmesinde de oldukça önemli görevleri vardır. Yaşla birlikte hücresel immünitede ve onun komponentlerinden biri olan langerhans hücrelerinde sayı ve fonksiyonca azalma meydana geldiğinden, yukarıda bahsedilen enfeksiyonlar ve maligniteye eğilim artmaktadır (12-13). Yapılan çalışmalarda sigara içen kişilerde, oral kavite ve dudakta, epitel langerhans hücre sayısında belirgin azalma olduğu ve bu etkinin yaşla birlikte görülen azalmadan daha ciddi olduğu belirtilmiştir. Oral mukoza, sigaradaki kanserojen maddelerden benzopyrene karşı geçirgendir. Langerhans hücreleri ise savunmada oldukça önemli lokal immün sistem elemanı olarak görev yapmaktadır. Oysa sigara içenlerde, sigara; bu hücrelerin azalmasına ve fonksiyonlarının bozulmasına; dolayısıyla lokal bariyerin kırılmasına yol açmaktadırlar. Sigara içen kişilerde oral mukoza ve servikal mukoza kanserlerinin sigara içmeyenlere göre daha sık görülme nedenlerinden birisinin, langerhans hücrelerindeki azalmaya bağlı olduğu bildirilmektedir (14).

    Sigara içenlerde periodontitis gelişme olasılığı, içmeyen bireylere göre daha yüksektir. Periodontitisli sigara içen bireylerin salya ve ağız çalkalama suyunda bakılan nötrofil sayısı ve elastaz seviyesinin düşük olduğu gösterilmiştir. Elastaz enziminin periodontitisden korunmada ve hastalığın iyileşmesinde önemli bir rolü vardır. Sigara içenlerde doku onarımının geciktiği ve tam olmadığı yönündeki yayınlar bu enzimin rolünü açığa koymaktadır. Sigara damar duvarlarında konstrüksiyona ve permeabilitede azalmaya; bu durum ise nötrofillerin migrasyonunun bozulmasına yol açmaktadır. Sigara aynı zamanda, nötrofil kemotaksisini inhibe etmekte, hücre membranını paralize etmektedir. Tüm bu negatif etkiler nötrofil fonksiyon bozukluğuna yol açmaktadır (16).

    Sonuç olarak; sigaranın immün sistemde baskılayıcı etkisi özellikle T, B hücreleri ve makrofajlar üzerine olmaktadır. Hücresel, humoral ve fagositer immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını, özellikle çoğalma kabiliyetlerini, bozarak vücudun defans mekanizmalarını kırmakta, bu yolla tekrarlayan kronik enfeksiyonlar, kanser ve ateroskleroz gibi hastalıklara yol açmaktadır.

  • Sigara ve immünite

    Sigaranın, solunum yolu enfeksiyonları, kanser ve ateroskleroza eğilimi artırdığı, aynı zamanda AIDS’in hızlı klinik progresyonunda da önemli role sahip olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Sigaranın immun sistemi baskılayıcı etkisi nedeniyle bu tür sistemik hastalıklara yol açtığı düşünülmektedir. Sigara hücresel immünite elemanı olan T hücrelerinin çoğalımını baskılamakta; doğal öldürücü hücreler (natural killer) ve alveolar makrofaj fonksiyonlarını etkilemekte; Ig G ve Ig A’nın serum düzeylerinde düşüklüğe neden olmaktadır (1).

    Sigaranın solunum sistemi enfeksiyonlarına eğilimi artırma nedenleri arasında, en önemlilerinden birisi T hücre yanıtının baskılanmasıdır. T hücre yanıtının baskılandığı durumlarda humoral immünite de dolaylı olarak negatif yönde etkilenmektedir. Tütün flavinoidlerinin prolizisi sonucu ortaya çıkan hidrokinon (HQ) ve katekol, T hücresinin IL-2 ye bağlı olarak çoğalmasını baskılamakta ve hücrenin S fazına girmesini engellemektedir. Sigaradaki katranın, ribonükleotid redüktaz enzimini inhibe ederek lenfosit proliferasyonunu inhibe ettiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu enzim inhibisyonu için 2 yada 3 sigara içilmesi yeterli olup, inhalasyon havasında bulunan bu maddeler bir dahaki sigara içimine kadar bu inhibisyonu devam ettirmekte ve her tekrar edilen sigara içimi ile bu kısır döngü sürdürülmektedir. Hidrokinon (HQ) hücre içinde bir nükleer transkripsiyon faktörü olan NF-’nin aktivasyonunu engelleyerek, hücrenin G1 fazından S fazına geçişini engellemektedir. Hücre siklusu kontrol ağının bozulması aynı zamanda tümör progresyonu üzerinde de etkili olmaktadır (17).

    Hayvan modelleri ve insanlar üzerinde yapılan çeşitli çalışmalarda sigaranın pulmoner T hücre yanıtında belirgin supresyona yol açtığı gösterilmiştir. Hidrokinon (HQ) ve katekol, reaktif oksijen ürünlerinin fazla miktarda oluşumunu sağlayarak DNA hasarına yol açmaktadır. In vitro koşullarda yapılan çalışmalarda 50 M hidrokinon ve katekolün DNA sentezini bloke ettiği gösterilmiştir.

    Sigara içenlerin BAL (bronko-alveolar lavaj) örneklerinde, hidrokinon ve katekolün T hücrelerinin mitojenlere karşı olan proliferatif cevabını ve alveolar makrofajların sitokin (IL-1) üretim ve salımını azalttığı; ayrıca yardımcı (helper ) ve baskılayıcı (supressör) T hücreleri arasındaki oranı değiştirdiği gösterilmiştir (5).

    Bronş assosiye lenfoid doku (BALT), immün sistemin akciğerlerdeki komponentlerinden biri olup; follikül oluşturan lenfosit toplulukları, yüksek endotelial venüller, intraepitelial lenfositler ve M hücrelerinden oluşmuştur. Ancak bazı çalışmalar BALT’ın sigara içen kişilerde saptanabileceğini, sigara alışkanlığı olmayan kişilerde ise mevcut olmadığını göstermiştir. BALT’ın partikül şeklindeki antijenlere, özellikle sigara içerek inhale edilen antijenik yapıdaki moleküllere, karşı geliştiği belirtilmektedir (2-4).

    Sigaranın periferik hava yollarında, özellikle subepitelyal bölgede, inflamasyona yol açtığı bilinmektedir. Normal bir akciğerde goblet hücreleri santral hava yollarında saptanırken, periferik hava yollarında ise nadir olarak saptanır. Sigara içenlerde ise periferik hava yollarında goblet hücre popülasyonu yanında nötrofillerin de arttığını görmekteyiz. Nötrofiller goblet hücrelerinin sekretuar fonksiyonunu arttırmakta ve aşırı mukus salınımına yol açmaktadır. Ayrıca santral, periferik havayolları, subepitel ve epitel dokusunda CD8 + T hücre, makrofaj infiltrasyonu akciğerdeki yaygın inflamasyonun kanıtlarıdır (6). Niewoehner ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, akciğer fonksiyonları normal olan sigara içicilerin bronş epitelinde, makrofaj ve CD45 taşıyan hücrelerin arttığı gösterilmiştir. Astmatik hastalarda hava yollarının dış yüzeyi olan adventisya tabakasında bu inflamatuar hücrelerin birikimi gözlenirken, sigaraya bağlı obstrüktif akciğer hastalığı gelişen hastalarda ise, inflamasyonun iç yüzeyde olduğu ve hava yolunun çapının bu sebeple daraldığı bildirilmektedir (7).

    Sigara içmek, 4000 in üzerinde biyoaktif partikülü duman şeklinde solumak demektir. Bu biyoaktif komponentler, konağın hücre içi ve hücre dışı DNA P-450 ve glutatyon transferaz gibi detoksifikasyon sistemleriyle etkileşime girmektedir. Böylece oksidatif kaynaklı bir stres meydana getirilmekte ve immün sistem aktivasyonu ile inflamatuar sistem devreye sokulmaktadır. Sigara içenlerde, dolaşımdaki makrofajların sayısının arttığı ve bu hücrelerden oksijen radikal salınımının arttığı gösterilmiştir (8). Çeşitli çalışmalarda sigara içimi ile endotele, trombosi ve lökosit adezyonunun arttığı, trombositlerin agregasyonunun kolaylaştığı ve bu yolla sigaranın ateroskleroza zemin hazırladığı gösterilmiştir. Yine bu kişilerde C-reaktif protein, interselüler adezyon molekülleri ve nötrofil sayısının artışı ile aterosklerozdan dolayı mortalitede artış arasında pozitif bir korelasyon olduğu gösterilmiştir. Ateroskleroz plağında bu inflamatuar reaksiyonların progresyonu, plağın rüptürüne ve tromboza yol açabilmektedir. İnflamasyon ve beraberinde eşlik eden pro-oksidan proçes, aynı zamanda karsinogenezisin pek çok evresinden de sorumlu tutulmaktadır (9).

    Kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) gelişmesinde en önemli faktörlerden biri, bilindiği gibi, sigara içmektir. Proteaz ve antiproteazlar arasındaki denge, patogenezdeki faktörlerden biridir. Yine bu denge içerisinde de, oksidatif sistemi devrede görmekteyiz. Oksidatif stresin, akciğer makrofajlarının nükleer ve mitokondrial genomlarında genetik hasara yol açtığı bildirilmektedir (10).

    Yoğun sigara içenlerde mukozal yüzeylerde bulunan sekretuar Ig A’nın azaldığı, yine bu kişilerde epitelyal baş ve boyun tümörlerinin görülme olasılığının arttığı belirtilmiştir. Sigara içen bireyler üzerinde yapılan bir başka çalışmada, mukozal yüzeyden ve bronko-alveolar lavaj ile alınan materyellerde sekretuar Ig A’nın azaldığı ve lokal antikor düzeylerinin yetersiz olduğu gösterilmiştir. Sigara içimi immüniteyi direk yolla etkilediği gibi; mukus yapımı, serbest oksijen radikali üretimi gibi sekonder faktörlerin yapımını da değiştirerek, indirekt yolla vücudun savunma mekanizmalarını bozmaktadır.

    Sigara içimi ile pek çok kanserojen madde vücuda alınmakta olup, bunlardan birisi de polisiklik hidrokarbonlardır (PAH) . PAH grubu elemanı olan benzopyrene, sitokrom P450 (CYP) ile katalize edilmekte, daha sonra hücre DNA’sına bağlanmaktadır. Doku DNA’ larında bu toksik madde seviyesi karsinojen maddeye ne kadar maruz kalındığı hakkında bize kantitatif bilgi verebilmektedir. Bronkoalveolar makrofajlar (BAM), inhale partiküllere karşı defansta oldukça önemli immün sistem elamanlarıdır. BAM’daki bu karsinojen maddelerin metabolizması ve bioaktivasyonu kanser etiyolojisinde oldukça önemlidir. Son yapılan çalışmalarda CYP enzimlerinden olan CYP1 A1, CYP1 B1, CYP3 A4 ve CYP3 A5’in, PAH prokarsinojenlerini aktive ederek, akciğer kanser oluşumunda rol oynadığı belirtilmektedir (15).

    Sıçanlar üzerinde yapılan bir çalışmada, sigaranın majör komponentlerinden biri olan nikotine, kronik olarak maruz kalım durumlarında antikor yapımının ve antijene bağlı T hücre sinyalizasyonunun inhibe edildiği gösterilmiştir. Ayrıca inozitol-1,4,5-trifosfat (IP3) ve sensitif intraselüler kalsiyum depolarında azalma; bunun sonucunda T hücre fonksiyonlarında bozulma meydana geldiği bildirilmiştir. Kalsiyum depoları, hücrenin nükleusu ile sitoplazması arasındaki iletişim için kritik derecede önemli olup, eksikliğinde hücrenin G0/G1 fazından S fazına geçişi bloke olmaktadır. Yine uzun süre nikotine maruz kalındığı durumlarda, T hücre anerjisinin geliştiği de bildirilmektedir (11).

    Langerhans hücreleri, oral mukoza ve derinin epitel tabakasında yerleşimli, immün sistemin oldukça önemli elemanlarından biri olup, lenfosit aktivasyonu ve antijen sunumuyla ilgilidir. Hücresel immünitenin önemli komponentlerinden biri olan langerhans hücrelerinin, viral, fungal infeksiyonlar ve neoplastik değişikliklerin engellenmesinde de oldukça önemli görevleri vardır. Yaşla birlikte hücresel immünitede ve onun komponentlerinden biri olan langerhans hücrelerinde sayı ve fonksiyonca azalma meydana geldiğinden, yukarıda bahsedilen enfeksiyonlar ve maligniteye eğilim artmaktadır (12-13). Yapılan çalışmalarda sigara içen kişilerde, oral kavite ve dudakta, epitel langerhans hücre sayısında belirgin azalma olduğu ve bu etkinin yaşla birlikte görülen azalmadan daha ciddi olduğu belirtilmiştir. Oral mukoza, sigaradaki kanserojen maddelerden benzopyrene karşı geçirgendir. Langerhans hücreleri ise savunmada oldukça önemli lokal immün sistem elemanı olarak görev yapmaktadır. Oysa sigara içenlerde, sigara; bu hücrelerin azalmasına ve fonksiyonlarının bozulmasına; dolayısıyla lokal bariyerin kırılmasına yol açmaktadırlar. Sigara içen kişilerde oral mukoza ve servikal mukoza kanserlerinin sigara içmeyenlere göre daha sık görülme nedenlerinden birisinin, langerhans hücrelerindeki azalmaya bağlı olduğu bildirilmektedir (14).

    Sigara içenlerde periodontitis gelişme olasılığı, içmeyen bireylere göre daha yüksektir. Periodontitisli sigara içen bireylerin salya ve ağız çalkalama suyunda bakılan nötrofil sayısı ve elastaz seviyesinin düşük olduğu gösterilmiştir. Elastaz enziminin periodontitisden korunmada ve hastalığın iyileşmesinde önemli bir rolü vardır. Sigara içenlerde doku onarımının geciktiği ve tam olmadığı yönündeki yayınlar bu enzimin rolünü açığa koymaktadır. Sigara damar duvarlarında konstrüksiyona ve permeabilitede azalmaya; bu durum ise nötrofillerin migrasyonunun bozulmasına yol açmaktadır. Sigara aynı zamanda, nötrofil kemotaksisini inhibe etmekte, hücre membranını paralize etmektedir. Tüm bu negatif etkiler nötrofil fonksiyon bozukluğuna yol açmaktadır (16).

    Sonuç olarak; sigaranın immün sistemde baskılayıcı etkisi özellikle T, B hücreleri ve makrofajlar üzerine olmaktadır. Hücresel, humoral ve fagositer immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını, özellikle çoğalma kabiliyetlerini, bozarak vücudun defans mekanizmalarını kırmakta, bu yolla tekrarlayan kronik enfeksiyonlar, kanser ve ateroskleroz gibi hastalıklara yol açmaktadır.

  • Bahar Yorgunluğu

    Bahar Yorgunluğu

    Yorgunluk nedir?

    Genel tanımlamanın zor olduğu yorgunluğu, yapılan bir iş sırasında yada yapılan işin ardından başka bir işe başlamak için gerekli olan enerjinin olmadığı hissi olarak tanımlanabilir. Kişide tükenmişlik hissedilir.

    Yorgunluk neden oluşur?

    Nedenleri üç kategoride toplanabilir.Bunlar;

    -Fizyolojik Yorgunluk

    Sağlık durumu normal olan kişilerde stres, dinlenmenin yeterli olmaması, gerekenden az olan uyku, diyet değişiklikleri veya aşırı aktivite durumunda görülür. Yaşlı olan hastalarda bu tip yorgunluk daha sık görülür.

    -Organik Yorgunluk

    Yorgunluğun organik tipi bazı hastalıklarla birlikte görülür. Genellikle orta ve ileri yaş hastalarda en sık karşılaşılan durumdur.

    -Psikojenik Yorgunluk

    Sıklıkla depresyon ile görülen yorgunluk çeşitidir. Şiddetindeki değişiklik kişinin duygusu, düşüncesi ve yaşadığı stresin ortanına göre farklılıklara sebep olabilir. Düşünce ve duygunun her an sabit kalmadığı gibi bu yorgunluk türü de sabitlik göstermeden azalmalara veya artışmalar uğrayabilir.

    Bu üç kategoriye dahil olan ve olmayan sebepler de sıralanabilir. Bunlar;

    – Yeterli kalitede ve uzunlukta uyuyamamak (sık sık uykusu bölünen ve 6 saatten az uyuyanlarda),

    – Kansızlık (demir eksikliğine bağlı kansızlık yaygındır),

    – Yanlış beslenmek (tek yönlü beslenmek, protein, yağ, karbonhidrat dengesini kuramamak),

    – Depresyon (stresi hayatında yoğun şekilde bulunan kişilerde, mesai saatleri uzun olan kişilerde),

    – Tiroid bezinin az çalışması,

    – Sigara kullanımı (kanın akciğerde yeteri kadar oksijen alamaması),

    – Çay ve kahve tüketimindeki aşırılık (tansiyonu ve kas gerginliğini arttırır),

    – Şeker hastalığı ve kalp hastalığı, böbrek hastalığı, yorgunluğun nedenleri olarak sayılabilir.

    Yorgunluk bir hastalık mı, yoksa bir hastalık işareti midir?

    Yorgunluğun bahsedildiği gibi bir çok sebebi belinmektedir. Bu sebeplerin bir çoğu yorgunluğun genelde hastalıkların önemli bir belirtisi olduğunu göstermektedir. Örneğin; yorgunluktan fazlaca şikayeti olan kişiyde gerekli incelemelerin ardından “Depresyon Hastalığı” teşhisi konulabilir. Hastalığın önemli belirtisi yorgunluğu yoğun hissetmesi sayılır. Elbette yorgunluğu hissedene kadar bir veya birden fazla problem ile karşılaşılabilir. Az önce verdiğimiz örnekten devam edecek olursak, aşırı stres, yoğun mesai saatleri ya da kişiler arası iletişim problemleri zamanla yorgunluk hissinin yaşanmasına ve bu his ile beraber depresyonu ortaya koyacaktır. Bu özelliğe ek olarak elbette şunu da söyleyebiliriz; yorgunluk kronik bir hal alarak bir hastalık haline gelebilir.

    Yorgunluk hangi durumlarda masum bir halin ötesine geçerek tehlike işareti olabilir?

    Her insanın günlük yaptığı ve yapması gerektiği aktiviteler vardır. Her gün kişi aynı enerjide aynı güçte olamayabilir fakat bu enerji düşüşü neredeyse hergün oluyorsa ve günlük yapmanız gereken işlerinize engel oluyorsa tehlikeye işaret sayılabilir. Aile geçmişinde hastalıklar bulunan kişiler risk grubunda oldukları için doktor kontrolü gerçekleştirmeyi ihmal etmemelidir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu nedir? Belirtileri nelerdir?

    Akşamları erken yatılmasına rağmen sabahları çok yorgun uyanmak, bulunan her fırsatta dinlenilmesine karşın yeterli enerjiye ulaşamamak, yaşanan depresif haller, dikkat problemi yaşanması ve bunun iş ve sosyal hayatı etkilemesi belirtilerinin en az 6 ay sürüyor olması Kronik Yorgunluk Sendromunun kişide varlığını gösterir.

    Kronik yorgunluk sendromu fiziksel, zihinsel ve duygusal belirtilerle ortaya çıkan karmaşık bir tablo. Nedeni bilinmeyen yorgunluk, halsizlik ve bitkinlik belirtilerine; dikkat dağılması, algısal bozukluklar, konuşma güçlükleri, bilinçte bulanıklık, unutkanlık, davranış değişimleri gibi sorunlar eşlik ediyor. Bunların yanı sıra kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve bulantı da görülebiliyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu daha çok kimlerde görülüyor?

    Genç ve orta yaş hastalığı olarak görülen Kronik Yorgunluk Sendromu kadınlarda erkeklere nazaran 3-4 kat daha sık ortaya çıkıyor. Ancak bunun nedeni bilinmiyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu’nun tedavisi nasıldır?

    Kronik Yorgunluk Sendromu için özellikle belirlenmiş bir test yoktur. Yukarıda sıraladığımız dört semptomun bir arada görülmesi gerekir. Özellikle en az 6 ay süren nedensiz yorgunluk tanı koymada önemli rol oynar. Tanısı konulan hastalığın semptomik ve kombine tedavisi gerekir. Tedavinin amacı semptomları azaltmaktır. Birçok Kronik Yorgunluk Sendromu hastasının tedavi ile düzelen depresyonu ve psikolojik bozuklukları vardır. Tedavi;

    • Davranışsal terapi ve bazı hastalar için derecelenmiş egzersiz

    • Bilişsel-Davranışsal terapi

    • Sağlıklı beslenme

    • Uyku yönetim teknikleri

    • Ağrıyı, rahatsızlığı ve ateşi düşürecek ilaç tedavisi

    • Anksiyete ve Depresyon için gerektiği durumlarda Bilişsel Davranışçı terapiye ek ilaç tedavisi kombinasyonunu içerir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu yaşayan hastalar aktif bir sosyal yaşam için teşvik edilir. Rahatlama ve stres azaltma teknikleri kronik ağrı ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabilir.

    Kronik yorgunluğun giderilmesi için yapılması gerekenler nelerdir?

    • Stres kaynaklarınızı tanıyın, bu kaynakları yönetin ve sizi yönetmesine fırsat vermeyin.

    • Aktivite günlüğü oluşturun. Günlükler çok az veya çok çalıştığınız zamanları anlamanıza, bu sayede de dengeli ve gerçekçi hedefler belirleyip uygulamanıza yardımcı olacaktır. Hedefleri kolaydan başlayarak arttırın. Dinlenmeye ayırdığınız zamanınızı giderek azaltıp, hedeflerinizi küçük parçalar haline getirerek güne, daha sonra haftalara yayabilirsiniz.

    • Uyku düzeninize dikkat edin. Gün içinde uyumayın.

    • Gevşemeyi öğrenerek, kas gevşetici egzersizler yapın.

    Alkol ve sigaranın yorgunluk üzerinde ne gibi etkileri vardır?

    Alkol, içiminden sonra hızla kana karıştıktan sonra kan şekerinin düşmesine ve dolayısıyla kişide yorgunluk hissine sebep olmaktadır. Sigara, yorgunluk yapan en büyük etkenlerden biri olmaktadır. Sigara içenlerin tiryakiliğine neden olan nikotin dışında içerisinde bir çok zehirli madde bulunduran sigara yorgunluk hissi meydana getirerek içen kişinin sabahları zor kalkmasına ve yaptığı işlerde çabuk yorulmasına neden olmaktadır. Vücudun ihtiyaç duyduğu bazı mineral ve vitaminlerin dışında ayrıca en önemli yaşam kaynağımız oksijen olmaktadır. Sigara ile içimize çekmiş olduğumu duman akciğerlerde birçok tahribat yaparak kişinin yeteri kadar oksijen almasının önüne geçmektedir. Yeterli oksijeni alamayan vücut gece boyuncada düzgün uyumamaya neden olmaktadır. Sigara aynı zaman damarlarda daralmaya neden olarak kan akışının yavaşlamasına neden olabilmektedir. Sigaranın meydana getirdiği bütün bu stres altında vücut doğal olarak yorgun düşmektedir. İçilen sigaranın yorgunluk yapması vitamin eksikliğinin oluşmasından da kaynaklanmaktadır. Vücut aldığı besinlerden gereken vitamin ve mineralleri tam olarak elde edememektedir. Sigara yorgunluk hissi kişinin cinsel hayatınında olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.

  • Sigara kullanımının çocuk  sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımının çocuk sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımı, dünya ülkeleri için çok önemli ve aynı zamanda önlenebilir halk sağlığı sorunlarındandır. Yapılan çalışmalarda ortalama her üç erişkinden birisinin sigara bağımlısı olduğu belirtilmektedir. Bunların dışında, sigara kullanmaya„nların da %38’i çalıştıkları yerlerde sigara dumanına maruz kalarak pasif içici olmaktadırlar.

    Dünya genelinde sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile yılda ortalama 5 milyon kişi ölmektedir. Türkiye’de ise tüm ölümlerin %41.6’sı sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile olmaktadır.

    Çocuklar sigara ile pasif olarak karşılaşmaktadır. Yani sigara içen anne, baba veya diğer kişilerin içmiş oldukları sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda solunan havaya karışarak etki yapmaktadır. Sigara bağımlısı olan kadınların %50-70’i hamilelikleri boyunca sigara kullanımlarını devam ettirmektedirler. Ülkemizde çocukların en az %62’si sigara içen bir erişkinin sigara dumanına maruz kalmaktadır. Bu zararlar çocuk anne karnında iken başlamaktadır. Sigara içen veya yanında sigara içildiği için pasif olarak sigara dumanına maruz kalan anne adayının karnındaki fetus da böylelikle sigaranın zararlı etkisine maruz kalmaktadır. Bu nedenlerden dolayı sigaranın çocuklar üzerindeki zararlı etkileri doğum öncesi dönemde başlamaktadır. Bu zararlı etkiler, tütünde bulunan kansere yol açan (karsinojen) ve diğer zararlı kimyasal maddeler yolu ile olmaktadır.

    Gebelik sırasında anne ile bebek kanı göbek kordonu yoluyla ilişki içinde bulunur. Böylelikle annenin sigara kullanımı ile tüm karsinojen maddeler ile zift, nikotin ve karbon monoksit bu ilişki içerisinde bebeğe direkt olarak geçmektedir. Nikotinin kuvvetli bir damar daraltıcı etkisi olması nedeni ile rahime giden kan miktarı azalmaktadır. Karbon monoksit ise hücrelere zarar vererek gelişme gerilikleri ve beynin oksijensiz kalmasına yol açmaktadır. Sigara; erken doğumlara, doğum eylemi ile açılması gereken su kesesinin gerekenden çok daha önce açılarak bebeğin, gelişimi tamamlanmadan doğum yoluna girmesine, bebeğin gelişme geriliğine ve akciğer gelişiminin engellenmesine, bebeğin kalp ve damarlarında yapısal değişikliklere ve bağışıklık sisteminde bozulmalara, tansiyon yükselmesi ve ödemlerle seyreden gebelik zehirlenmesine, plasentanın erken ayrılmasına ve annenin doğumdan sonra sütünün miktarında azalmalara yol açmaktadır.

    Doğum sonrası pasif içici bebeklerde ve çocuklarda en sık ve en önemli zararlar akciğer ve solunum yollarında olmaktadır. Böyle çocuklarda astım gelişme riski artmakta ve akciğer enfeksiyonları daha zor iyileşirken, nezle, sinüzit ve bronşiyolit daha sık oluşmaktadır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda besinlerin mideden yemek borusuna kaçışları olarak tanımlanan gastro-özofageal reflü gelişmektedir.

    Pasif içici durumunda olan bebek ve çocukların kalp ve damar yapılarının damar sertliğine eğilimli olmasına yol açmaktadır. Gebeliği süresince yoğun sigara tüketen anne adaylarının bebeklerinde doğuştan kalp deliklerinin oluşması tetiklenmektedir.

  • Astımlı çocuk için şeker bayramı acil serviste geçmesin!

    Yıllardır gözlediğimiz ve önlemeye çalıştığımız bir durum vardır ki; o da bayramların astımlı çocuklar için gerçek bir tehlike olduğudur. Bir çok astımlı çocuk bayramın sonlarına doğru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı şikayetleri ile acil servislere başvurmaktadır.

    Normalde doktor gözetiminde tedavi ile hastalığı kontrol altında olan bir hastada ne olup ta bayramlarda alevlenme yaşanıyor?

    Birinci ve en önemli nedenin kötü beslenme olduğunu söyleyebiliriz.. Adı üzerinde; şeker bayramı, özellikle çocuklar için bol şeker ve çikolata demektir. Bunun yanı sıra normalde az tüketilen kızartma, cips, kola v.b. gıdalar da bayram nedeniyle daha rahat tüketilmeye başlar.

    Bu tür gıdalar birçok astım hastasının veya astımlı çocukların anne ve babalarının hastalık ile ilgili bilmediği bir gerçek nedeniyle astım alevlenmesine neden olmaktadır.Bu gerçek astım ve reflü birlikteliğidir. Astımlı çocukların % 80’de reflü gözlenmektedir. Bu çocukların bir çoğu reflünün farkında bile değildir. Durum doktor tarafından alınan hastalık öyküsü ve beslenme düzeni araştırması sırasında anlaşılır. Farkında olmadan tüketilen kakaolu gıdalar, çay kahve ve kola gibi kafein içeren yiyecek ve içecekler midede asit salgısının artmasına ve mide başını tutan kasların gevşemesine neden olur. Sonuç; asitli mide içeriğinin yemek borusundan yukarı soluk borusuna kaçması ve akciğerlerde astımı tetiklemesidir. Bayramlarda çocukların beslenmesi üzerindeki kontrol ortadan kalkınca doğal olarak reflünün tetiklediği astım atakları da görülmeye başlar.

    Bayramları olası bir tehlike haline getiren bir diğer durum da bayram ziyaretleri sırasında yaşanan ortam değişiklikleridir. Alerjisi olan astımlı çocukların çoğunun evinde halılar kaldırılmıştır. Sigara ev içinde kesinlikle içilmez. Ancak bayramlarda bu sıkı kontrol ortadan kalkar. Ziyaret edilen büyüklerin evlerinde bir araya gelen çocuklar halıların üzerinde koşup oynadıkça havaya kalkan toz alerjik durumu alevlendirir.

    Misafir olarak gidilen evlerde sigara yasağı da sıklıkla delinmektedir. Evlerde çocukların olmadığı bir odada sigara içilmesinin zararı olmayacağına inanan anne ve babalar kurallarda yaptıkları bu gevşemenin bedelini sıklıkla bayramı acil serviste geçirerek öderler. Sigara dumanı evin dört duvarı arasında içildiğinde eşit olarak ev havasına yayılmaktadır. Başka bir odada oynuyor olsa da astımlı çocuk bu kokudan etkilenmektedir.

    Sonuçta; astımlı çocuk ve erişkinlerin hastalık kontrolü için uymaları gereken tüm kuralların bayramlarda da geçerli olması gerekmektedir. Sigaralı ortamlardan ve çikolatadan uzak durulmalıdır. Geç saatte yemek yedikten kısa süre sonra yatmak da reflü ve dolaylı olarak astım atağı tetikleyicisidir. Bu nedenle yatmadan önce en az 2 saat süreyle yemek yememek gerektiği kuralı da bayramda geçerli olmalıdır. Mide boşalmasını geciktiren yağlı kızartmalar ve cips gibi gıdaların da kontrollü tüketilmesi çok önemlidir.

  • 31 mayıs dünya tütünsüz günü

    Dünya Sağlık Örgütü 1987 yılından bu yana 31 Mayıs’ı bütün dünyada ‘’Dünya Tütünsüz Günü’’ olarak kutluyor ve 31 Mayısta bütün dünya da tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın yol açtığı sağlık sorunlarına karşı toplumu bilinçlendirme amacıyla birçok aktiviteler düzenleniyor.

    Dünyada her yıl yaklaşık 6 milyon kişi sigara içmekle ilgili hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmekte ve bunun 600.000 de aslında direkt sigara içtiği için değil pasif olarak sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybetmektedir.

    Türkiye’de, yaklaşık 15 milyon kişinin sigara içtiği ve her yıl yaklaşık 150 bin insanın buna bağlı bir hastalıktan hayatını kaybettiği biliniyor.

    Sigara ve sigara dumanında çok zararlı 40 dan fazla kanserojen 4000’den fazla kimyasal madde bulunuyor. Sigara içinde bulunan toksinlerden en çok nikotin, karbon monoksit ve katranın zararları yoğun olarak yaşanır. Nikotin, bağımlılık yapan maddedir. Karbon monoksit, hücrelerin oksijen gereksinimlerinin karşılanmasını engeller. Katran ise solunum sistemindeki silia dediğimiz solunum yollarını koruyan tüycükler üzerine yapışır ve onların hareketlerini bozar.

    Sigara herkes için zararlı ama en çok ta çocuklar için zararlı. Çocuklar sigara ile sıklıkla pasif olarak karşılaşır. Yani sigara içen bir erişkinin, sıklıkla anne-babanın, içtiği sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda soluduğu havaya karışarak onu etkiler.

    Sigara dumanı önemli bir çevre kirleticisidir. Sigara içimi yalnızca içene değil, yanında bulunanlara da zarar verir; bundan en çok etkilenen grupta bebekler ve çocuklardır. Akciğerleri henüz gelişmekte olan ve yetişkinlerden daha fazla ve hızlı nefes alıp veren çocuklar için sigaranın zararları daha yıkıcı olmaktadır. Bebekler ve çocuklar sigara kullanmayan gruplar olmalarına karşılık erişkinlerin sigara içmelerinden en fazla etkilenen gruplar arasında yer almaktadırlar.

    Sigaranın olumsuz etkileri aslında anne karnında baslar.

    Sigara kullanan kadınların hamilelikleri sırasında daha fazla düşük yaptıkları,

    Hamilelikte sigara kullanımının, bebeğin erken doğumuna neden olabildiği ve sigara içen kadınların erken doğum yapma riskinin 1,5-2 kat daha fazla olduğu,

    Hamilelikte sigara kullanımının bebeğin anne karnında, doğumda ve doğum sonrası ilk bir hafta içindeki ölme olasılığını 1,5 kat artırdığı.

    Sigara kullanan hamilelerin bebekleri anne karnında yeterli oksijen ve besin alamadıkları için yeterince büyüyemedikleri, zamanında doğmalarına rağmen küçük olarak doğdukları ve sigara kullanan hamilelerin düşük doğum ağırlıklı bebeklerin olma riskinin sigara içmeyen anne adaylarına göre üç̧ kat daha fazla olduğu

    Yine emzirme döneminde sigara kullanımının annenin kanındaki nikotin seviyesini artırarak, annenin süt miktarını azalttığı, dolayısıyla annesi sigara içen bebeklerin anne sütü alma suresinin kısaldığı ve bu nedenle bebeklerin büyüme ve gelişimin etkilendiği yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Sigaranın Solunum Sistemi Üzerine Etkisi

    Hamilelik döneminde sigara kullanımı bebeğin anne karnındaki solunum hareketlerini azaltmakta ve bu durum büyüdükten sonrada devam edebilmektedir

    Sigara kullanılan ortamlarda büyüyen bebek ve çocukların sigarada bulunan toksik maddelerin etkisiyle mikroplara karşı savunma mekanizmaları zayıflamaktadır.

    Savunma sistemi zayıflayan bebekler mikroplarla karşılaştıkları zaman çok daha kolay ve ağır olarak hastalanmaktadırlar.

    Sigara dumanı, solunum sistemindeki tüycüklerin hareketlerini azaltarak mikropların üst solunum yollarına yapışmasını kolaylaştırarak bronşit ve zatürree gibi akciğer hastalıklarını artırmaktadır.

    Sigara ortamında büyüyen bebek ve çocuklarda
    orta kulak iltihabı çok sık olarak görülmektedir. Sık kulak iltihabı geçiren çocukların kulak zarlarının da iltihaptan etkilenmesiyle kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca sigara dumanına maruz kalma çocuklarda alerjik hastalıkların artmasına, Alerjik Rinit ve Astım oluşumuna neden olmaktadır. Yapılan, çalışmalar sigara içilen ortamlarda büyüyen çocukların akciğerlerinde hırıltı/hışırtı seslerinin oluşması, astım, solunum güçlüğü gibi sorunların daha sık görüldüğünü net bir şekilde göstermektedir.

    Sigara dumanı ASTIMA başlatabildiği gibi olan astımın tetiklenmesi, astım ataklarının daha sik ve ciddi olmasına ve yine tedaviye de daha dirençli olmasına neden olmaktadır.

    31 Mayıs Dünya Tütünsüz Gün nedeniyle bir çağrıda bulunup sigarayı bıraktığınızda hem kendinize hem çevrenize faydalarınız sayılamayacak kadar çoktur diyor ve su gerçekleri sizinle paylaşmak istiyoruz.

    Sigarayı bıraktıktan:

    20 dakika sonra kalp hızınız azalır ve kan basıncınız düşer

    12 saat sonrakanınızdaki karbon monoksit seviyesi normale döner

    2-3 hafta sonra kan dolaşımınız ve akciğer fonksiyonlarınız normale döner

    1-9 ay sonra öksürük ve nefes darlığınız çok yok olur

    1 yıl sonra kalp krizi geçirme riskiniz sigara içen bir kişiye göre %50 azalır

    5 yıl sonra ağız ve boğaz kanseri geliştirme riskiniz %50 azalır

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riskiniz sigara için bir kişiye göre %50 azalır

    15 yıl sonra sigara içmeye bağlı oluşan kalp hastalığı riskiniz sıfırlanır

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnozun tarihçesi?

    Hipnoz, telkinler yolu ile bilinçaltındaki (yaşanmış, şahit, tanık olmuş) travmatik olgular sonucu davranış bozukluğuna yol açan sorunları çözümlemek için yapılan psikolojik tekniktir. İnsanoğlu var odluğundan beri telkinlerle iletişime geçmek ve ikna edebilme olgusu var. Hipnozu tedavi aracı olarak kullanan kişi ise bilim adamı Franz Mesmer (1734-1815), bu yönetme bilimsel yöntem, teknik kazandıran ise Fransız nörolog Jean-Martin Charcot’tu (1825-1893). 1890 yılında Carter- Turner isimli İngiliz dış hekimleri ağrısız diş çekiminde hipnotik anastezi (Hipnoterapi) kullanarak diş çekimini yaptılar. Sigmund Freud (1856-1939) serbest çağrışımla psikanaliz tekniğini geliştirmeden önce histerik kadınların tedavisinde hipnoz yöntemini kullandı. O günden bugüne kadar da birçok bilim adamı, psikiyatrist, psikolog, nörolog, tıp dünyasından birçok doktor hipnoz çalışmalara katıldı ve kendi uzmanlık alanlarında bu tekniği kullanmaya başladı. Dr. Erickson, Dr. Weitzen Hoffer, Dr. Gorton, Dr. Pattie, Dr. Schilder olan pek çok önemli hipnoterapistlerin hipnoz alanına büyük katkıları olmuştur.

    Hipnoz nedir?

    Kişiyi bir yere odaklayarak ve telkinler vererek bilinçaltına inme tekniğidir. Hipnoz bir uyuma halinden öte bir uyanıştır aslında. Yaşadığımız, şahit olduğumuz olaylar bizde savunma ve saldırı mekanizmasını tetikler bu sayede kendimizi korumuş oluruz. Ama bunu bilinçli halimizle yapmayız tamamen içgüdüsel bir yapıyla hareket ederiz. Tıpkı saldırgan bir yırtıcı hayvan gördüğümüzde kaçmak, donmak, saldırmak gibi gösterdiğimiz refleks hareketler gibi. Bizde yaşadığımız travmatik olaylara her zaman doğru davranışları geliştiremeyiz. Bazen güçlü olmak için yemek yer, sigara içer, madde kullanır veya başka şeylerle bastırmaya çalışırız. İlk etapta zevkli veya iyi gelen bu tür davranışlar zamanla bilinçaltımız tarafından onay gördüğü için o davranış şekli artık bir çözüm olarak algılanır. Yani strese girdiğimizde; sigara içmek, aşırı yemek, tırnak yemek, madde kullanmak, alkol almak gibi davranışlar anlık rahatlama sağlasa bile kalıcı çözemediği için artık biz o maddeleri kullanmaya devam ederiz ve sonrasında stresimizin yanında birde nur topu gibi bağımlılıklarımız oluşur. İşte Hipnoz bu davranış bozukluğunu çözmeye çalışır ve büyük bir oranda da çözer.

    Hipnoz ne değildir?

    Filmlerde gördüğümüz şeklinde değildir hipnoz. Hipnoz seansı esnasında hiç kimse hiç kimseyi farklı konular hakkında veya geçmişte yaptığı bir durum ile ilgili itirafa zorlayamaz veya itiraf ettiremez. Öyle olsaydı karakollarda polis yerine hipnoterapistler olurdu ve suçlular çabucak yakalanırdı.

    Hipnoz doğal bir süreçtir. Hipnoz yapılan kişi hipnoterapistin sözlerini duyabilir, duymayabilir. Bu olgu o kişinin hipnozunu etkilemez.

    Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama senalarında hipnoz uygulanan kişi pek fazla konuşturmayız daha çok telkin veririz.

    Hipnoz uygulanan kişi kendisini nasıl hisseder ve ne düşünür?

    Hipnozdan sonra kendisini rahat, gevşemiş, huzurlu, mutlu hisseder. Tüm bedeni yumuşacık olduğunu söylerler ve sigaraya karşı isteklerinin azaldığını, çikolatayı, patates kızartması, kek, börek, kola gibi yiyecek ve içecekleri seven ve ona dayanamayan kişiler, hipnozdan sonra, yemesem de diyerek yiyeceklerinin efendisi konumuna gelirler. Hipnozda hiçbir yiyecek yasaklanmaz. Kişi hedeflediği kiloya geldiğinde kararında o yiyecekleri yine yiyebilir.

    Hipnozun kullanım alanları: Hipnozun birçok kullanım alanı vardır.

    • Ağrısız diş çekiminde,

    • Küçük operasyonlarda anestezi kullanmadan cerrahi müdahale yapılabiliyor. Hatta fıtık ve apandis ameliyatlarında dahi kullanılmıştır)

    • Normal doğumlarda anestezi kullanılmadan ağrı olmadan doğum yapılabiliniyor

    • Sigara bırakma

    • Sağlıklı zayıflama

    • Korkulardan kurtulma (Yükseklik, uçak, gemi hayvan, karanlık, tek başına, kapalı yerde kalma) gibi birçok korkuları yenmede etkilidir

    • Tırnak yeme

    • Sınav kaygısı yenme

    • Topluluk önünde konuşamama

    • Özgüven sorunlarında

    • Birçok cinsel rahatsızlıklarda

    Hipnoz tekniği kullanılmaktadır ve etkilidir.

    Hipnozla Sigara bırakma ve zayıflama

    Uzun yıllardan beri sigara içmeniz, günde çok paket sigara içmeniz veya kaç kere sigara bırakmaya çalışıp bırakamamanız hipnozla sigara bırakmak için önemli değildir. Önemli olan tek şey var o da gerçekten sigarayı bırakmak istiyor oluşunuz ve buna kararlı olmanız. Eğer sigarayı yaşamınızdan tamamen uzaklaştırmak istiyorsanız hipnozla sigara bırakma seanslarına başvurabilirsiniz.

    Aynı şekilde kaç kiloda olmanızdan öte ben artık gerçekten kendim için fit, sağlıklı olmak ve güzel görünmek istiyorum demeniz gerek.

    Her bağımlılığın altında birçok travma yatar. Bu travmaları iyi analiz edebilmek, çözümleyebilmek için öncelikle bir ön görüşme yapılır ve hikayesi alınır. Bağımlılığın tarihçesine bağlı olarak ya terapi sürecine geçilir veya hemen hipnoz seanslarına alınır. Psikoterapinin kaç seans süreceğini önceden kestirmek mümkün değildir lakin Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama süresi ortalama 5-6 seans arası sürmektedir.

    İlk hipnoz seansından sonra kişiler, çoğunlukla sigara içmezler, ikincisi ve sonraki hipnoz seansları sigara içme isteğinin tamamen giderilmesi ve benliğin güçlenmesi için uygulanır. Hipnozla zayıflama seanslarına katılanlarda ayda ortalama 4-5 kilo arasında kilo vermeye başlarlar.

    Hipnozda ne yapılıyor ki kişi seanslardan sonra sigara içmiyor veya kilo verebiliyor?

    Terapi ve Hipnoz senalarında sigara içmeye, aşırı, gereksiz ve düzensiz yemek yemenin sebebi çözüldüğü için önünüzde kocaman bir pasta olsa dahi bir çatal alıp bırakabiliyor veya sigara içenler yanınızda olsa bile sigara isteğiniz olmadan sohbete devam edebiliyorsunuz. Hipnoz sizi iradeli hale getiriyor.

    Başarı oranı ortalama % 94 gibi yüksek bir orandır. Normalde % 50 başarı iyi bir başarıdır yani her iki kişiden biri başarıyorsa bu güzel bir sonuçtur. Bizim başarımızın yüksek olmasının sebebi terapi, danışmanlık ve hipnozu beraber uygulamamızdan kaynaklanmaktadır. S Konsept Danışmanlık ve ADED (Aile danışmanlık Terapi Eğitim Derneği) olarak bu istatistiği şimdiye kadar bu uygulamayı yaptığımız danışanları belirli aralıklarla arayarak oluşturmaktayız.

    Hipnoz yöntemi ile sigarayı bırakmak isteyenleri bu yöntemi tercih etme gerekçeleri neler?

    Bireysel başvuruların dışında firmalar kendi çalışanları için bu uygulamaları bizden talep etmekte.

    Son dönemlerde çok ciddi bir talep var. Çünkü en doğal zayıflama ve sigara bırakma yöntemi olduğundan dolayı birçok kişi başvurmakta.

    Bu yöntemi uygularken kişilerin dikkat etmesi gereken noktalar neler, siz neler tavsiye edersiniz?

    İnternetten iyi araştırmaları gerekir. Bu uygulamayı yapan kuruluşun, kişinin cv’leri incelenmesi gerekir aynı zamanda hipnozu uygulayan kişilerin psikoloji, psikyatri, tıp, pdr gibi alanlarda eğitim alan kişilerden olması uygulamanın sağlıklı ve başarılı olmasını artırır.