Etiket: Sigara

  • İçilen her sigara cildinizde bir kırışıklık oluşumuna zemin hazırlıyor

    Cilt kuruluğu, dudak kenarlarındaki kırışıklıklar ve yüzde gri- esmer görünüm… Tüm bunlar sigara içerek cildinize ne kadar zarar verdiğinizin belirtisi ve daha genç yaşlarda yaşlı bir cilt profilin de ilk sinyalleri… Sigara cildinize güneşin neden olduğu olumsuz etkilerden daha fazla hasar veriyor.

    Deri yaşlanmasına etki eden faktörlerin açığa çıkarılmasına ve böylece tedavisine yönelik ilgi her geçen gün artmaktadır. Yaşlanma moleküler değişikliklerin sonucu oluşmaktadır. Bu moleküler değişikliklere yol açan birçok çevresel faktörler tanımlanmıştır. Ağız yoluyla veya hava yoluyla alınan maddelerin metabolitleri ve hormon düzeyleri deri yaşlanmasını etkilemektedir. Ultraviyole, hava kirliliği, enfeksiyonlar, sigara içmek ve bazı hormonal faktörler yaşlanma sürecini hızlandıran en önemli faktörlerdir.

    Sigara derinizi erken yaşlandırır

    Sigara içen kişilerde hayatı boyunca sigara kullanmamış kişilere göre iki kat daha fazla kırışıklık oluştuğu saptanmıştır. Sigaranın deride yapmış olduğu değişiklikler güneş ışığı, yaş, kilo değişiklikleri ile ilişkili olmayıp; sadece sigara içme süresi ve miktarı ile ilişkilidir. 30-69 yaşları arasındaki kişilerde yapılan bilimsel bir araştırmada yılda içilen paket sayısı ile yüzdeki kırışıklık arasında pozitif ilişki saptanmıştır.

    Sigara içmenin güneş ışınlarına göre daha fazla deri yaşlanmasına etki ettiği bildirilmektedir. Sigaranın fotoyaşlanma sürecini de hızlandırdığına dair yayınlar bulunmaktadır.

    “Tiryaki yüzü” ne sahip olmak istemiyorsanız

    Sigara içen kişilerde tipik “sigara tiryakisi yüzü ” adı verilen dudak çevresinde dudağa dik çizgiler, yüzde kırışıklık ve soluk cansız kuru deri, alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi sık karşılaştığımız görüntülerdir. Bu görüntü ne yazık ki; 70 yaş üzeri fizyolojik yaşlanma sürecinde gözlenen görüntüyle aynı olmaktadır.
    Sigara; içerisinde yer alan nikotin maddesine bağlı olarak derinin üst tabakasında( stratum corneum) su içeriğinde azalmaya neden olarak derinin daha kuru görünümüne neden olur. Bir takım mekanik faktörlerin etkisi altında sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde kırışıklıklar ortaya çıkar. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan deri mikrodamarlarındaki değişiklik lokal deri iskemisine yol açmakta; bu da derinin beslenmesini ve toksinlerden arınmasını engellemekte ve derinin hasarlanmasına yol açmaktadır. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olduğu gibi kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır. Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın, sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan düzensiz kalınlaşmış deri görünümü bu elastik fibrillerin kalınlaşmasına ve parçalanmasına bağlıdır. Sigaranın kısırlık, erken menopoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menopoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.
    Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.
    Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar. Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya “nikotin belirtisi” denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde “lökoplaki” adını verdiğimiz ileride kansere neden olabilen inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir.

    Cilt sağlığınızı düşünüyorsanız sigarayı bırakmalısınız

    Erken deri yaşlanmasında sigara en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortalama insan ömrünün uzadığı günümüz dünyasında yaşlı insan popülasyonun her geçen gün artması deri yaşlanması nedenleri ve çözümüne yönelik çalışmaların da artmasına yol açmaktadır. Tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi korunma yöntemlerine gerekli özenin gösterilmesi, erken deri yaşlanması ile mücadelede birinci derecede önemli olmaktadır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın

  • Gebelik ve Sigara

    Gebelik ve Sigara

    Erişkin insan kendi isteği ile sigara içebilir ve biz sigara içmenin zararlarını ona anlatsak da o kendi iradesiyle içip içmemeye karar verir. Ancak anne karnında ki bebek kendi iradesi dışında kendi istemeden annesi sigara içtiği için sigaranın zararlı etkilerine maruz kalmaktadır. Pek çok yan etkileri olduğu bilinen sigaraya bebeğimizin daha anne karnındayken maruz kalmasını hiçbir annenin istemeyeceğini düşünüyorum. Ama bazı anneler bağımlı olduklarından biz ne kadar çok söylesekde sigara içmeye devam etmektedirler.
    Bu annelerin bebeklerinde ve kendilerinde
    1. Erken doğum eylemi olasılığı artar
    2. Düşük doğum ağırlıklı dediğimiz intrauterin gelişme geriliğine sebep olabilir.
    3. Gebelik zehirlenmesine daha çok rastlanır. (preeklampsi)
    4. Erken membran yırtılması dediğimiz suyunun erken gelmesi olayı daha sık rastlanır.
    5. Erken doğuma bağlı olarak respiratuar distress sendromu dediğimiz solunum sıkıntısına daha sık rastlanır.
    6. Ani rahim içi bebek ölümlerine daha sık rastlanır.
    7. Bu bebeklerin ileri yaşlarında kansere yakalanma olasılıkları daha fazladır.
    Yukarda saydığımız pek çok olumsuz sonuçlarını düşünerek annelerimizin sigara içmemesini hatta sigara içilen ortamda dahi bulunmamalarını bebekleri adına istiyoruz.
    ***
    Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

    Kısa vadeli etkiler

    Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.
    Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

    Uzun vadeli etkilker

    Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
    Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
    Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:
    * Düşük riski artar…
    * Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…
    * Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…
    * İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…
    * Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…
    * İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…
    * Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…
    * Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar…
    * Lohusalıkta süt miktarı azalır…
    * Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…
    * Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…
    Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler:
    * Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı mümkün olduğunca azaltın.
    * Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın… Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
    Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/mine-sidika-kermalli/kadin-hastaliklari-ve-dogum-ureme-endokrinolojisi-ve-infertilite/ankara

  • GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    GEBELİĞE HAZIRLIK MUAYENESİ

    Günümüzde genellikle planlı programlı gebelikler daha sık görülmeye başlandı. Sağlıklı bir gebelik süreci, sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek kadar, bebeğin yaşam kalitesinin yüksek olması açısından, gebelik öncesinde yapılması gereken jinekolojik muayene önem taşımaktadır.
    1-) Anamnez:

    Muayene öncesi doktorunuz ile paylaşacağınız bilgiler, yol gösterici olacaktır. Yaşınız, adet düzeniniz, jinekolojik bir hastalık ve ameliyat öyküsü, ne kadar süredir korunmadığınız, daha önce gebelik geçirip geçirmediğiniz, nasıl sonuçlandığı konuları değerlendirilecektir.

    Ayrıca kronik bir hastalığınız (yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diabet, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, kan hastalıkları, psikolojik sorunlar gibi) olup olmadığı, devamlı kullandığınız ilaçlar, ailesel hastalıklarınız, geçirmiş olduğunuz ameliyatlar da bilinmelidir.
    Kişinin beslenme alışkanlıkları, sigara, alkol ve bazı keyif verici madde kullanımı, egzersiz alışkanlığı, çalışma şartları da sorulacaktır.

    2-) Jinekolojik muayene:

    Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile üreme organlarınızda bir sorun varsa saptanabilir. Enfeksiyon, rahim ağzında yara, polip, myom, yumurtalık kistleri araştırılır.
    1 yıldan daha uzun süre önce smear testi yapıldıysa şayet, tekrardan yapılmalıdır.
    Hastanın tansiyonu ölçülür. Kilo ve boyu değerlendirilir.

    3-) Testler:

    Anne ve baba adaylarının kan grupları öncelik taşır. Anneden tam kan sayımı, tam idrar tahlili, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, TSH(Tiroid hormonu) ölçümü yapılabilir. Hepatit B (B tipi sarılık), Hepatit C(C tipi sarılık), HIV (AIDS hastalığı) araştırılır.

    4-) Tedavi:

    Gebelik öncesi jinekolojik enfeksiyonlar varsa tedavi edilir. Ameliyat gerektiren bir durum varsa (myom, yumurtalık kisti) hasta uyarılır. Çünkü özellikle myom ameliyatları sonrası 1 yıl gebelik önerilmez.
    Kronik hastalıklar açısından (diabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kan hastalıkları, tiroid hastalıkları, psikolojik hastalıklar) ilgili uzman doktorlar ile görüşülmesi önerilir.

    5-) Diş bakımı:

    Gebelik öncesi diş kontrolü ve gerekirse tedaviler yapılmalıdır. Gerekli olduğunda gebelik esnasında, ilk üç ay sonrasında, diş röntgeni (karın bölgesi korunarak), diş dolgusu ve diş çekimi yapılabilir. Buna rağmen mümkünse gebelik öncesi ve sonrasında diş tedavisi daha uygundur.

    6-) Aşılar:

    Çocukluk çağı hastalıkları Kızamık, Kızamıkcık, Suçiçeği daha önce geçirilmeyip gebelik esnasında geçirilirse bebekte bazı kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle hastaya sorulmalı ve eğer emin değilse kan testleri ile kontrol edilmelidir. Aşı olmamış veya hastalık geçirmemiş kişilere aşı yapılmalıdır. Aşıdan sonra en az 3 ay gebelik için beklemek gerekir.
    Tetanoz aşısı, hamilelik süresince güvenle yapılabilen bir aşıdır. Gebeliğin 3. ayından sonra uygulanabilir.
    Hepatit B aşısı da gebelik öncesi önerilir.

    7-) Besin desteği:

    Sağlıklı beslenen anne adayının ek vitamin alması gerekli değildir. Ancak beslenmede yeterince Folik asit ve Demir alındığından emin olunmalıdır.

    Folik asit, anne karnında bebeğin kafatası, omurga, beyin ve sinir hücrelerinin gelişimine ve vücutta kan yapımına  olumlu katkıları olan bir B grubu vitamindir. Yeşil yapraklı sebzelerde, karaciğer, böbrek, mercimek, ceviz, fıstık, fındık, tahıllarda bulunur. Yine de gebelik sürecinde vücut ihtiyacı artmaktadır. Gebelik planlayan kadınların birkaç ay öncesinden ek folik asit almasında yarar vardır.Plansız gebeliklerde de öğrenildikten itibaren başlanmalıdır. Gebeliğin 3. ayına kadar devam edilmelidir. Günlük 400 mikrogram yeterlidir.

    Demir de önemli bir mineraldir. Eksikliğinde kansızlık ve anne karnında bebekte gelişme geriliği görülebilir. Demir en çok kırmızı et, karaciğer, sakatatlar ve daha az olarak yumurta sarısı, balık, yeşil yapraklı sebzelerde  bulunur. Bu gıdalar ile birlikte demir emilimini artıran C vitamini içeren sebze ve meyveler de yeterince tüketilmelidir.

    Kalsiyumlu gıdalar yeterince alınmalıdır. Günde 3 su bardağı kadar mümkünse az yağlı süt ayrıca yoğurt veya peynir tüketilmelidir. Laktoz allerjisi varsa, laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketilmelidir. Günlük 1000 mg kalsiyum alımı bu şekilde sağlanabilir.

    Taze sebze ve meyveler günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Protein için et, tavuk, yumurta, süt, balık yemek gerekir. Tabii ki en az 8 bardak su vazgeçilmezdir.
    Omega 3 ve 6 için balık (özellikle somon, ton balığı), sınırlı miktarda ceviz, tuzsuz badem ve kavrulmamış fındık, özellikle çiğ olarak semizotu alınmalıdır.
    Unlu ve şekerli gıdalar sınırlı olarak tüketilmelidir. Bunun yanında tuz miktarı da azaltılmalıdır. Mutlaka yediğimiz gıdaların kalorilerine dikkat etmeliyiz.

    😎 Sigara, alkol ve diğer zararlı maddeler:

    Gebeliğe karar veren bir kadının sigarayı bırakması hem gebelik oluşumu hem de sağlıklı gebelik için gereklidir.
    Sigara içerisindeki maddeler plasentadan direkt olarak bebeğe ulaşmaktadır. Bu nedenle sigara miktarı azaltılarak zararlarından korunulamaz. Aynı zamanda sigara içilen ortamda da bulunmamak gerekir.
    Sigara içen gebelerde
    • Düşük
    • Ölü doğum
    • Erken doğum
    • Düşük doğum ağırlıklı bebekler
    • Erken su kesesi açılması
    • Plasenta sorunları sigara içmeyenlere göre daha sıklıkla görülmektedir.

    Ayrıca doğum sonrası ani bebek ölümleri, bebeklerde astım, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, ileriki yıllarda öğrenme ve davranış sorunları daha sık görülmektedir.
    Alkol de bir diğer zararlı maddedir. Kişi gebe olduğunun farkına varmadan bebeğin hayati organları gelişmeye başlar. Hem sigara hem de alkol bu gelişimi çok olumsuz etkiler. Alkol alan anne bebeklerinde de düşük, düşük doğum ağırlığı ve zeka geriliğine rastlanmaktadır.
    Uyuşturucu maddelerin hepsi düşüklere ve doğumda bebekte sakatlıklara neden olurlar..

    9-) Kilo kontrolü ve egzersiz:

    Gebelik öncesi hem aşırı zayıflık hem de aşırı şişmanlık tercih edilmez. Genellikle her iki durum da gebe kalmayı zorlaştırabilir. Gebelik oluştuktan sonra da sorunlar yaşanır. Bu nedenle kilo kontrolü önem taşımaktadır. Düzenli egzersiz ve diyet ile ideal kilo sağlanmalıdır.

    10-) Çevresel etkenlerin gözden geçirilmesi:

    Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamlarda zarar verebilecek maddelerden uzak durmalıyız. Civa,böcek ilaçları, boya, tiner, kuru temizleme sıvıları gibi kimyasal maddeler ve X-ray, nükleer tedavi cihazları ile çalışan kişilerin gebelik öncesi ve sırasında bunların etkilerinden uzak olabilecek şekilde bölüm değiştirmeleri daha güvenli olacaktır. Çok uzun ve yorucu çalışma şartları da zarar verebilir.
    Evde çok keskin temizleme ürünleri, boya, tiner, hobi amaçlı kullanılan yapıştırıcılardan uzak durulmalıdır. Bulunulan ortamda çok sigara içilmesi uygun değildir. Çok sıcak banyo ve sauna da zararlıdır.

    11-) Gebelik ve doğum için maddi ve manevi hazırlık:

    Çiftler hayatlarındaki çok önemli bir adımı atmaya hazırlanırken buna hem ruhen hem de maddi olarak hazır olmalıdırlar. Böylece hamilelik ve doğum süreci çok daha keyifli yaşanabilir.
    Yukarıda başlıklar altında sıraladığımız bilgiler, kendi tecrübelerimiz eşliğinde oluşturduğumuz tıbbi tavsiyelerdir. Bu hazırlık aşamalarında uzman bir doktor ile işbirliği yapmanızı öneririz.

  • Sigarayı Bırakın Ruhunuz İyileşsin

    Sigarayı Bırakın Ruhunuz İyileşsin

    Sigarayı bırakmak stres, anksiyete ve depresyonu azaltır, hayata olan bakış açınızı daha pozitif bir hale dönüştürür. Bunlar sadece ruhsal problemler yaşayan içiciler için değil tüm sigara içenler için geçerli. Hepimiz sigarayı bırakmanın fiziksel sağlığımıza olan olumlu etkilerini az çok biliyoruz. Ama kaçımız bu kötü alışkanlığı bırakmanın aynı zamanda akıl sağlığımıza da olumlu etkileri olduğunun farkında acaba? Birçok tiryaki sigarayı bırakmayı istediklerini fakat sigara içmenin streslerini azaltıp onları rahatlattığını düşündükleri için içmeye devam ettiklerini söyler. Sanılanın aksine, sigara içmek stres ve gerginliği arttırır. Sigara içen bireylerin içmeyenlere oranla depresyon ve anksiyete bozukluklarına yakalanma risklerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

    Sigara Rahatlatmaz

    Neden çoğu insan sigaranın onları rahatlattığını söyler? Bu konuda araştırma yapan bilim adamları, nikotin bağımlılığında azalan nikotin seviyelerinin kişide oluşturduğu huzursuzluk duygularının bir sigara yakarak tekrar yüksek seviyelere getirmenin verdiği sahte bir rahatlama hissi olduğu görüşündeler. Sigara bağımlıları sigara içmediklerinde asabi, endişeli ve mutsuz olurlar. O esnada yakılan bir sigara geçici olarak bu duyguların azalmasını sağlar. Böylece bireyler sigaranın sanki onları rahatlattığını düşünürler. Oysaki huzursuzluklarının asıl sebebinin sigara olduğunun farkında bile değillerdir. Yapılan araştırmalar sigarayı bırakan bireylerin anksiyete, depresyon ve stres seviyelerinin sigara içmeye devam eden bireylere oranla daha düşük olduğunu göstermekte. Aynı zamanda morallerinin de daha yüksek olduğu tespit edilmiş. Sigarayı bırakmanın bir diğer artısı ise beyine giden oksijen miktarının artmasıdır. Beyine giden oksijen arttıkça konsantrasyonumuz da artmakta ve yapacağımız işlerde daha başarılı olmaktayız. Ruhsal bir problemle mücadele eden bir birey sigarayı bıraktıktan sonra daha düşük dozda bir antidepresana ihtiyaç duyar. Nikotin vücutta antidepresanların sağlamaya çalıştığı olumlu etkileri azaltır, ilaçtan alacağınızın verimi düşürür.

    Sigarayı Bırakmak İçin Öneriler

    1-Birden bırakın. İçilen sigara sayısını azaltmak doğru bir yöntem değildir. Birden bırakmak en etkili yöntemdir. Eğer bırakmakta zorlanıyorsanız sağlık ocaklarından ya da ALO 171 sigarayı bırakma hattından temin edebileceğiniz ilaçlar ya da nikotin bantları ile başarıyı yakalamak mümkün.
    2-Eğer bir antidepresan ya da farklı bir psikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka akıl sağlığı uzmanınıza sigarayı bırakacağınız konusunda bilgi veriniz. Böylece doktorunuz ilaç dozunuzu ayarlayabilir.

    3-Sigarayı bıraktıktan sonra alkol gibi sigara içmeyi tetikleyen alışkanlıklardan da uzak durmanız alışkanlıktan tam olarak kurtulana dek yapılacak en mantıklı şeylerden biridir.
    4-Evde ve işyerinizdeki bütün küllükleri ve sigaraları kaldırın. Evinizi temizleyin. Etrafa sinmiş olan sigara kokusunu uzaklaştırın. 
    5-Kendinize engel olamayıp bir sigara içerseniz sakın vazgeçmeyin. Bu durumu bir yenilgi olarak algılamayın. Hepimiz hatalar yapabiliriz. Bu durum bizi hedefe giden yolda durdurmasın. İçilen bir sigara başa sardığınız anlamına gelmiyor.
    6-Spor yapın ve sağlıklı beslenin. Spor yaparak sigara içme isteğinizi kesebilir, sağlıklı beslenerek sigaranın vücudunuza verdiği hasarı onarabilirsiniz. 
    7-Hergün sigara almak için harcayacağınız parayı bir kavanoza koyarak biriktirin. Belli bir süre sonra bu paranın biriktiğini ve yüksek bir meblağ olduğunu göreceksiniz. Bu parayla kendinizi ödüllendirin ya da bir borcunuzu ödeyin. Ne kadar rahatladığınızı ve mutlu olduğunuzu göreceksiniz. Böylece motivasyonunuz artacaktır. 

  • Sigarada yaklaşık 7 bin kimyasal madde var

    SİGARADA YAKLAŞIK 7 BİN KİMYASAL MADDE VAR

    Bazı kanserler solunum sistemi, ağız içi gibi dumanın direkt temas ettiği organlarda oluyor. Bazı kanserlerin ise direkt temasla değil tütün dumanındaki kanserojen maddelerin kan dolaşımıyla vücuda yayılması sonucu geliştiği bilinmekte. Akciğer, ağız boşluğu, dudak kanserinde direkt temas etkili olurken, böbrek, pankreas, meme, mesane, serviks, karaciğer, over kanseri veya lösemilerde tütündeki kanserojen maddelerin sistemik yayılımı etkili olmaktadır.

    Bu kanserojen maddelere örnek olarak arsenik, aromatik aminler söylenebilir. Elektronik sigarayla ilgili yapılan araştırmalarda da maalesef akciğer kanseri riski tespit edilmiştir. Elektronik sigara da akciğerde DNA defektlerine yol açarak kanser riskini artırıyor. Son dönemlerde yaygınlaşan nargile de akciğer kanseri riskinin yanında hepatit ve tüberküloz gibi başka hastalıklar açısından risk oluşturuyor. Ana maddesi tütün olan nargilede, tütün ile kömürün birleşmesiyle tehlike daha fazla oluyor.”

    ANCAK 30 YIL SONRA DÜZELİYOR

    Sigara içimi bırakıldıktan sonra akciğer kanseri riski gelişimi, ancak 30 yıl sonra hiç sigara içmeyenlerle aynı düzeye geliyor. Sigaraya bağlı kanser gelişen hastaların sigaraya devam etmesi durumunda bu hastaların yaşam süresi daha kısa oluyor. Sigaraya devam edilmesi durumunda ayrıca ikincil kanser gelişme riski de çok daha fazla oluyor. Bazı kanser türlerinde sigaranın bırakılması ölüm riskini yüzde 30-40 azaltıyor.

  • Sigara akut miyeloid lösemi (aml) sıklığını da arttırıyor!

    Sigara kullanımı tüm dünyada ve ülkemizde bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Dünya genelinde her yıl 6 milyon kişi sigara ile ilişkili nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Bu sayının 2030 yılında 8 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.

    4 Şubat Kanser Gününde Sigaranın tüm kanserlerde olduğu gibi ,Akut Miyeloid Lösemi sıklığını da arttırmaktadır.

    Tütünün yanması sonucu sağlığa zararlı 7000’den fazla madde açığa çıkmaktadır. Sigarayla ilişkili 10 çeşit kanser (akciğer, böbrek, mesane, serviks, yemek borusu, mide, pankreas kanseri gibi) ve 18 diğer hastalık (aort genişlemesi, katarakt, zatürre, diş eti iltihabı gibi) tanımlanmıştır.

    AKUT LÖSEMİ SİGARA İLİŞKİSİ :

    Hızlı gelişen ve birden ortaya çıkan lösemilere “akut lösemiler” denir. Erişkinlerde daha sık görülen akut lösemi türü AML’dir. Son 10 yıldır miyeloid lösemiye yol açan sebeplerden birinin de sigara olduğu düşünülmektedir. 2016 yılında İtalyan araştırmacılar tarafından yayımlanan bir derlemede (1) sigara içen erişkinlerde hiç sigara içmeyenlere nazaran AML sıklığının daha fazla olduğu belirtilmiştir. Yoğun ve uzun süreli sigara kullanımı, artan bir lösemi riski ile birliktelik göstermiştir. İlginç olarak sigarayı bırakalı 20 yıldan fazla olan bireylerde lösemi riski oldukça azalmaktadır. Erkekler, kadınlara nazaran daha riskli bulunmuş ve bu durum erkeklerin sigara içme alışkanlıklarına bağlanmıştır (yoğun ve uzun süreli kullanım). Sigara ve lösemi ilişkisi tam olarak anlaşılamamakla birlikte nikotin ve nikotinle ilişkili bazı maddelerin hayvan modellerinde kansere yol açtığı ortaya konmuştur. Sigaranın içerdiği benzen, formaldehit veya radyoaktif bileşenlere (polonio 210) bağlı olarak kromozomal düzeyde bozukluklar meydana gelmektedir. Ayrıca immün sistemdeki ve dolaşımdaki akyuvar sayılarındaki değişiklikler de suçlanmaktadır.

    Koruyucu hekimlik uygulamaları ile sigaranın zararlarına dikkat çekilmelidir. Ancak bu sayede sigara ile ilişkili hastalıkların ve bunların ağır ekonomik yükünün azaltılabilmesi mümkün olacaktır.

  • Koah risk faktörleri

    Koah risk faktörleri

    Sigara: KOAH için en büyük risk faktörüdür. KOAH oluşumunda, sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi, içilen sigara sayısı çok önemlidir. Puro, pipo, nargile içilmesi de KOAH için risk oluşturur. KOAH oluşumunda sigara cinsinin bir önemi yoktur. Filtreli, filtresiz, light veya mentollü bütün sigaralar zararlıdır, ancak her sigara tiryakisinde KOAH gelişmez. Araştırmalar, tüm sigara tiryakilerinin %15 kadarında KOAH ortaya çıktığını göstermektedir.

    Pasif Sigara İçiciliği: Sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak da KOAH için risklidir. Özellikle yaşamlarının ilk yıllarında evlerinde sigara içilen çocuklarda solunum yolları enfeksiyonları ve alerjiler daha fazla görülmekte ve ileriki yıllarda KOAH riskini artırmaktadır.

    Hava Kirliliği: KOAH, hava kirliliği olan büyük şehirlerde daha çok görülen bir hastalıktır. Kükürt dioksit ve partiküllerin (küçük tanecikler) neden olduğu kirlilik daha önemlidir. Büyük şehirlerimizde kömürün yerini doğal gazın almasıyla hava kirliliği ve KOAH riski de azalmıştır. Kırsal alanda ev içinde bulunan ocaklar, özellikle de tandır ve tezek yakılması, ev içi hava kirliliğine neden olarak KOAH riskini artırmaktadır. Hayatında hiç sigara içmemiş kadınlardaki KOAH’ ın nedeni bu ev içi hava kirliliğidir.

    Mesleksel Faktörler: Meslekleri nedeniyle çeşitli toz, duman, gaz ve kimyasal maddelerle temasları olan kişilerde de KOAH riski fazladır. KOAH, fabrika işçilerinde bürolarda çalışan memurlara göre daha sık görülür. En büyük risk kadmiyum madeniyle çalışan işçilerde saptanmıştır. KOAH açısından riskli olan meslekler, maden işçiliği, çimento ve pamuk işçiliği, çiftçilik ve şoförlüktür.

    Cinsiyet: KOAH erkeklerde daha çok görülen bir hastalıktır. Bunda, erkeklerin daha çok sigara içmeleri ve KOAH için riskli olan mesleklerde daha çok çalışmaları da rol oynamaktadır. Ancak, kadınlar arasında sigara tiryakiliğinin giderek yaygınlaşmasıyla KOAH kadınlarda da çok görülen bir hastalık olma yolundadır.

    Alerjiler Ve Enfeksiyonlar: KOAH’a, solunum yolları alerjileri ve kanlarında IgE düzeyleri yüksek olanlarda daha fazla rastlanmaktadır. Çocukluk çağında geçirilen bronşit ve bronşiolit gibi solunum yolları enfeksiyonları da KOAH riskini artırabilmektedir.

  • Sigara bırakma terapisi

    Biorezonans seansı bağımlılık yapan madenin çevresine yaydığı frekansların vücuttan silinmesi işlemidir. İşlem sırasında kişi sakinleşme-rahatlama dışında bir şey hissetmez.

    Biorezonans kısaca maddelerin çevresine yaydığı frekansları kullanılarak vücudun o maddeye karşı enerjetik bir yolla uyarılması işlemidir. Quitt terapisi ise Almanya kökenli olup biorezonans teknolojisinin bağımlılıklar ve kilo vermeye odaklı özel şeklidir. Bu işlemi aşılamaya da benzetmek mümkün olabilir. Amaç alerjen ya da bağımlılık yapan maddeye karşı vücutta bir “silkelenme” ve “temizlenme” hali yaratabilmektir. Biorezonans tekniği birbirinin ayna görüntüsü iki frekansın birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkar. İçilen sigaradan alınan frekans (elektromanyetik yayılım), elektronik olarak ters çevrilerek (ayna görüntüsü olarak) çok küçük elektromanyetik sinyaller şeklinde vücuda verilir. Yapılan işlem vücuda düşük frekanslarda (radyo sinyalleri gibi) yayın yapmak gibidir. İşlem bağımlılık yaratan maddeden alınan frekans paterninin ayna görüntüsünün vücuda verilmesi ve iki ters frekans paterninin birbirini ortadan kaldırması olarak ifade edilmektedir.

    Terapilerin Etkisi

    Terapi sonrasında vücutta hızlı bir temizlenme olmakta ve bir iki gün içinde bünye sigarayı gerçekte olduğu gibi yani gerek bir zehir olarak algılamakta ve sigara dumanına karşı doğal bir şekilde tepki vermektedir. Yani aslında bu terapiler ile vücudun nikotin karşı yıllar içinde geliştirmiş olduğu “tolerans” hali ortadan kalkmakta vücut sigara dumanını gerçek haliyle, yani vücuda yabancı bir madde olarak algılamaya başlamaktadır. Kısaca terapiler sonrasında sigara isteği çok net olarak hissedilebilir şekilde azalmakta, sigaranın dumanına karşı vücutta bir tepki oluşmakta ve giren kişilerin hemen hepsinin söylediği gibi “vücudun sigara istemiyor olması, fiziksel bir istek duymama hali” yaşanmaktadır. Etkisi nikotin vücuda tekrar tekrar ve ısrarla tanıtılmadıkça devam eder.