Etiket: Şiddet

  • Şiddetin Çocuklar Üzerinde Etkileri

    Şiddetin Çocuklar Üzerinde Etkileri

    Gerek dünyada gerekse ülkemizde birçok araştırma yapılmıştır, şiddetin çocuk ruh sağlığına etkisi üzerine. Yapılan araştırmaların sonucunda birçok ilginç sonuca rastlamak olası. Araştırmalardan çıkan en önemli sonuç herkesin hemfikir olduğu “evet şiddet kesinlikle olumsuz bir davranış şeklidir, hele hele çocuğa yapılan şiddet affedilemez yanlış bir davranıştır”. Yine araştırmalardan çıkan bir diğer önemli sonuçta şiddet ile karşılaşan kimselerin özellikle çocukların kişilik yapılarında ve duygusal dünyalarında ciddi çöküntüler oluştuğu gerçeği ile karşı karşıya kalmaktayız. Şimdi sıkı durun; bütün bu olumsuzluklara yol açtığının bilinmesine rağmen toplumumuzda gerek çocuğa gerekse kadına karşı şiddetin küçümsenmeyecek bir boyutta olduğu gerçeği de maalesef çok açık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

    Şiddet bilindiği üzere fiziksel olarak güçlü olanın güçsüz olana karşı uyguladığı yabani bir davranış şeklidir. Bu sebepten dolayıdır ki genel de şiddete maruz kalanlar çocuklar ve kadınlardır. Şu kesinlikle göz ardı edilmemelidir ki her nerede olursa olsun her ne sebeple olursa olsun şiddet kesinlikle savunulamaz yabani bir davranış şeklidir ve hiçbir şekilde meşruluğu yoktur. Şiddet öğrenilmiş bir davranış şeklidir. Yani şiddet model alınmış bir davranış şeklidir. Babasının dövdüğü çocuğun veya annesinin dayak yediğini gören bir çocuğun bunu yaşamayan bir çocuğa göre ileriki yaşantısında şiddete başvurma oranı daha fazla olacaktır. Unutmamalıyız ki biz çocuklarımıza nasıl davranıyorsak, çocuklarımız da davranış olarak bizden onları öğrenecektir.

    Hemen akıllara şöyle bir soru geliyor: Şiddeti önlemek için ne yapabiliriz? Eğitim ve kültür şiddetin önlenmesinde etkin bir rol oynar mı? Evet, kesinlikle evet şiddetin önlenmesinde en önemli faktör eğitim ve kültürdür. Yukarıda sonuçlarından bahsettiğim araştırma gösteriyor ki, eğitim ve kültürün hâkim olduğu bireylerde karşısındaki kendinden daha güçsüz olan bireye şiddet uygulaması daha az görülen bir davranış biçimidir. Bunun sebebi de çok basittir eğitim ve kültürün hâkim olduğu bireyler problemlerin çözümünde farklı yöntemler geliştirmiş olan kimselerdir. Bu insanlar problemlerinin çözümünde daha çok iletişimi kullanmaktadırlar bu da şiddetin engellenmesinde önemli roller üstlenmektedir.

    Anne ve babası tarafından şiddet uygulanarak terbiye edilemeye çalışılan çocukların, büyüyüp evlendiklerinde kendi eşlerine ve çocuklarına şiddet uyguladıklarını birçok kere görmüşüzdür. Bu çocukların geçmişleri incelendiğinde yukarıda da değindiğimiz gibi şiddete meyilli olduklarını ve bu durumu da model alma yoluyla edindiklerini rahatça söyleyebiliriz. Eğer şiddet ortamı varsa bu tüm toplumu çok ciddi biçimde etkiler. Şiddet toplumda korkuya, insanlar arası güvensizliğe, içine kapanmaya, sosyal hayattan uzaklaşmaya neden olur. Buna toplumun şiddet olaylarına duyarsızlığı, boş  vermişliğinin de eklenmesiyle çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Televizyonlarda şiddet içeren görüntüleri izleyen çocuklar ve gençler, adeta kahramanlaştırılan kişilerle kendilerini özdeşleştirirler. Şiddet konusunda en önemli nedenlerden biri aile içindeki uyumsuzluklar, anne babadan biri ya da ikisinin de olmaması, anne babanın alkol, madde bağımlılığı, kavgaları, birbirine saygı göstermemeleri, çocukların ilgi, sevgiden yoksun büyümeleridir. Çocukluğunda anne babası tarafından şiddet uygulanarak terbiye edilmeye çalışılan çocuklar, büyüyüp evlendiklerinde kendi eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulamaktadır.

    Şiddeti körükleyen bir başka araç da bilgisayar oyunları ve internet olduğunu unutmamak gerekmektedir. Erkek çocukları daha fazla olmak üzere şiddet içeren savaşlı, kavgalı bazen garip yaratıklarla dolu, oldukça canlı ölüm, boğuşma, kan, yaralama görüntülerinin ve bolca silahın bulunduğu oyunları, kahramanın yerine kendisini koyarak ve sanki oyunun içinde bizzat öldürüyor, yaralıyor, yok ediyor gibi canlı biçimde yaşayarak oynamakta, bazen bu oyunlar uzun saatlerini almaktadır. Böylece şiddete, ölüme, kana alışkanlık gelişmekte, tüm bunları olağan, normal şeylermiş gibi algılamaya başlamaktadır.

    Kendisini güvencede hissedebilmesi ve diğerlerine güvenebilmesi için, her çocuğun anne-babasıyla güçlü, sevecen bir ilişki kurabilmesi gerekir. Kendisine sevgi ve ilgi gösteren bir yetişkinle böyle bir bağ kuramayan bir çocuğun, düşmanlık duyguları içinde gelişmesi ve “zor” bir genç olması ihtimali vardır. Kendileriyle çok küçük yaşlardayken ilgilenilmiş çocuklar arasında, “sorunlu davranışları” olan gençlere daha az sayıda rastlanmaktadır. Bir çocuğa her zaman sevgi gösterebilmek hiç de kolay bir şey değildir. Eğer çocuğunuzu idare etme konusunda herkesinkinden daha farklı güçlükler yaşıyor ve çok zorlanıyorsanız, bu durumda bir Psikolojik Danışmana başvurabilirsiniz. Böylelikle, çocuk yetiştirme konusunda bilimsel kanıtlara dayalı bazı yöntemler hakkında bilgiler edinebilirsiniz. Çocukların kendi akıllarının olduğunu unutmamak çok önemlidir. Çocuklarınızın giderek artan bağımsızlık ihtiyaçları ve bu ihtiyacı doyurmaya yönelik davranışları bazen sizleri kızdırabilir, engelleyebilir ya da hayal kırıklığına uğratabilir. Onlara herhangi bir tepki göstermeden önce, durumu çocuğunuzun bakış açısından değerlendirme konusunda göstereceğiniz istek, sizin de kendi duygularınızla baş etmenize ve daha sabırlı davranmanıza yardımcı olur. Çocuklarınıza öfke ve düşmanlık dolu sözler ve davranışlarla tepki vermekten kaçınmak için elinizden geleni yapın.

    Çocuklar genellikle taklit ederek öğrenirler. Ailelerinin değerleri, tutumları ve davranışlarının onlar üzerindeki etkisi büyüktür. Saygı, dürüstlük, ailemizden ve akrabalarımızdan gurur duymak gibi değerler, çocuklarımız için önemli bir güç ve güven kaynağı olabilirler. Çocuğunuzun olumsuz arkadaş baskısı altında olduğu, şiddetin yoğun rastlandığı bir ortamda yaşadığı  ya da davranış bozuklukları olan öğrencilerle aynı okullara gittiği durumlarda bu değerler özellikle önemlidir. Çocukların çoğu, bazen saldırganlaşıp bir başka insana vurabilirler. Bu tür şiddete yatkın davranışların olası tehlikeleri hakkında çocuklarınızla konuşurken kesin olun. Sorunlarını şiddete başvurmadan daha yapıcı yöntemlerle çözmüşse, onu bunun için takdir ettiğinizi hemen belirtin ve ödüllendirin. İyi davranışlarına daha fazla dikkat gösterilerek ve takdir edilerek, çocukların bu davranışlarını tekrar etmeleri ve sürdürmeleri sağlanabilir.

    Çocuklarınıza ceza vermek için onları itmek, kakmak, tokatlamak, vurmak ya da dayak atmak gibi davranışlar, onlara sorunlarını  iterek, kakarak, vurup, çarparak çözmenin uygun olacağı; ceza vermeleri gerektiğinde onların da benzer şekilde cezalar verebilecekleri mesajını  vermektedir. Fiziksel cezalar istenmeyen davranışları ancak belli bir süre için durdurabilmektedirler. Hatta çocukların  çok sert cezalara bile uyum yapabildiği bu nedenle de cezanın hiç  bir etkisi kalmadığı bilinmektedir. Oysaki fiziksel olamayan disiplin yöntemleri çocukların duygularıyla daha kolay başa çıkmalarına yardımcı olmakta; sorunlarını şiddet-dışı  yöntemlerle çözebilecekleri yolları öğretmektedir.

    Evdeki şiddet çocuklar için korkutucu ve zararlıdır. Çocukların korku duymadan, sevgi içinde yaşayabilecekleri güvenli bir eve ihtiyaçları  vardır. Evinde şiddete tanık olan çocukların, ileride mutlaka şiddet gösterecekleri söylenemese de karşılaştıkları sorunları  şiddete başvurarak çözmeye “yatkın” olacakları  söylenebilir. Evinizi şiddetten uzak, güvenli bir yer haline getirmek için elinizden geleni yapın ve kardeşler arasındaki şiddet içeren davranışları kesinlikle engelleyin. Anneler babalar arasındaki düşmanlık ve saldırganlık dolu kavgaların da çocukları çok korkutacağını ve onlar için kötü örnekler oluşturacağını  unutmayın. Bazen çocuklarınızın sokaklarda, okulda ya da evde şiddete maruz kalmasını engelleyemeyebilirsiniz. Bu durumlar olduğunda, yaşadıkları korku duygularıyla baş edebilmeleri için kendilerine yardım etmeniz gerekebilir.

    Televizyonda, sinemada ya da bilgisayar oyunlarında çok fazla şiddet izlemenin de çocuklarda saldırgan davranışlara yol açtığı  bilinmektedir. Bir ebeveyn olarak çocuğunuzun izlediği şiddet miktarını kontrol altında tutabilirsiniz.

    Şiddete karşı davranışlar sergiledikleri her ortamda çocuklarınızı destekleyin ve ödüllendirin. Arkadaşlarından birinin diğerine vurduğu, küfrettiği, tehdit ettiği durumlarda çocuğunuza sakin ama kesin sözcüklerle nasıl tepki gösterebileceklerini öğretin. Şiddete karşı durmanın ve direnç göstermenin, daha fazla cesaret gerektirdiğini anlatın. Çocuklarınızın farklı yörelerden, farklı aile yapılarından gelen kişilerle geçinmelerine, onları kabullenmelerine yardımcı olun. İnsanları sadece farklı oldukları için eleştirmenin ve etiketlemenin acı verici, incitici olduğunu öğretin ve kesinlikle bu tür davranışlara izin verilmeyeceğini anlamalarını sağlayın. Şiddeti başlatan ya da cesaretlendiren sözcükleri kullanmanın ya da şiddet dolu davranışları sessizce seyretmenin, yanlış ve zararlı olduğunu anlatın. Tehditlerin ve itip kakmanın şiddeti körükleyen davranışlar oldukları konusunda kendilerini uyarın.

    Dayak çoğunlukla, yetişkinin öfkesi sonucunda çocuğa uygulanır. Çocuğun yaptığı herhangi bir davranış, yetişkini öfkelendirir ve dayak gerçekleşir. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler. Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez; çünkü bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz. Bunun sonucunda da öfkeyi kendine yöneltir. Çocuğun kendine duyduğu bu öfke, onun tüm yaşam alanlarına yayılır. Hissettiği olumsuz duygular, yaşama uyumunu zorlaştırır. Okulda, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşamaya başlar. Bir eğitim aracı olarak kullanılan dayak, kısa bir süre için etkili olabilir. Dayak yediği andan itibaren kısa bir süre içinde çocuk istenmeyen davranışı yapmaz. Ancak, bir süre sonra çocuk, kendisini o davranışı yapmaya yönelten gereksinmeleri karşılanmadığından, yeniden aynı davranışta bulunur. Dayağın, uzun vadede çocuğa kazandırdığı hiçbir eğitici yanı yoktur. Hiç mi bir şey kazandırmaz? Kazandırır, dayağı, bir yöntem olarak o da kendi yaşamına katar. Daha sonra da öğrendiği bu yabani davranışı başka insanlar üzerinde kullanmaya kalkar maalesef.  

    Çocuk dayakla terbiye edilemez. Terbiye, uzun etkili bir eğitim verme, tutum ve davranış değiştirme biçimidir. Oysa dövülen çocuk için, annesindeki öfkenin dinmesi önemlidir, aynı davranışları sonra yine tekrarlayabilir. Pek çok ‘dayak arsızı’ denilen çocukların neden dövüldüklerine değil, dayağın sonucuna önem verdikleri görülür. 

    Dayağın çocuk eğitiminde hiçbir faydası yoktur. Birçok bilimsel çalışma bunu ortaya koymaktadır. Çocuklukta karşılaşılan dayağın olumsuz etkileri yaşamın her döneminde ortaya çıkmaktadır. Evlilik döneminde sıkça yaşanan dayak olaylarında da çocukluk döneminde maruz kalınan fiziksel şiddetin etkisi vardır. Çocuğun kendine güven duygusunu ciddi şekilde sarsan dayak olaylarının olumsuz etkileri, yaşamın her döneminde ortaya çıkmaktadır. Evlilikte yaşanan dayak olaylarında da çocuklukta karşılaşılan fiziksel şiddet etkili olmaktadır. Dayak yiyerek büyüyen birey, eşiyle karşılaştığı sorunların çözümünde dayak eğilimine girmektedir.

    Şiddet öğesinin yer aldığı görüntüler, sadece yetişkin değil , tüm yaş gruplarına yönelik programlarda yer almaktadır. Bu da şiddetin sıradanlaştırılması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir. Çocuk zihinsel süreçlerindeki özelliklerinden dolayı izlediklerini yetişkinler gibi algılayamamakta ve bu yüzden farklı etkilenmektedir. Çocuk izledikleri gerçek mi, hayal mi? Yetişkinler kadar kolay algılayamaz. Bazı çizgi filmlerde karakterler onca şiddetten sonra ayağa kalkabilmektedir. Yani orada uygulanan şiddetin zarar vermediği gibi bir algılama da söz konusu olabilmektedir. Çocuğun aşırı bir biçimde televizyon izlemesi, onu okumaktan, sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez oyun oynamaktan bile yoksun bırakmaktadır. Çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta ve içe kapalı bir hale gelebilmektedir. Mutlaka çocukların izlediği programlar çocuklar ve yetişkinlerle birlikte izlenmelidir. Böylece hem o program hakkında fikir sahibi olup çocuklara uygun olup olmadığına karar verilebilir, hem de programın ardından çocuklarla sohbet ederek o programdan çocukların neler kazandığı yada nasıl etkilendiği görülebilir. Eğer çocuklar şiddet içeren sahneleri izlemek durumunda kalırsa bu durumda çocuklara bu gibi davranışların insanları incittiğinden bahsedilmeli ve bir olayın şiddet kullanmadan nasıl çözebileceği hakkında düşünmeye sevk edilmeli. Televizyonu asla çocuklar için bir oyalama aracı olarak görmemek ve bu doğrultuda kullanmamak gerekmektedir.

    Şiddet kısa vadede tırnak yeme, ders başarısızlığı, sosyal uyumsuzluk, saldırganlık ve alt ıslatma şeklinde bazı sonuçlar doğururken asıl uzun vadede yarattığı problemler gözden kaçırırlmamalıdır. Şiddet gören çocuk ileriki yıllarda mutsuz bir birey olmaktadır, mutsuz bir evlilik yapma olasılığı yüksektir, suç işleme oranı oldukça yüksektir.

    Sonuç olarak; şiddet öğrenilmiş bir davranıştır ve her öğrenilen davranış istenildiği zaman değiştirilebilir. Anne-babalar şiddetin yaratabileceği sonuçlar hakkında bilgi sahibi olduklarında bu değişimi daha kolay sağlayacaklardır.

  • Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    İlişkiler partnerlerin birbirlerine nasıl davrandıklarına bağlı olarak güvenli- şiddet içeren arası bir ölçekte değişkenlik gösterir. ilişki içerisinde karşılaşılan şiddet fiziksel ise bunu kavramak kolay olur. Fakat psikolojik, duygusal, cinsel şiddet davranışlarının anlamlandırılması her zaman kolay olmuyor.

    Aşağılama, suçlu hissettirme, yalnızlaştırma, mahrum bırakma, tehdit, korkutma, ısrarlı takip vb. gibi davranışlar, özellikle 16- 24 yaş arası gençlerin ilişkilerinde gözlemlenen şiddet davranışlarından en yaygın olanlarıdır.

    Gençlerin kurduğu flört ilişkisinde böyle davranışlardan kendini koruması için öncelikle yetişkinlerin bakış açılarının değişmesi gerekir. Ebeveynler ve yetişkinler yakınlarını, çocuklarını, kardeşlerini flört dönemi şiddetinden korumak istiyorlarsa; gençler arası ilişkinin uygun olmadığını düşünerek baskı kurmamalıdır. Gençler arası ilişkilerin olgun olmadığını varsayarak, ancak yetişkin olduklarında anlayacaklarını söylemekten, onlar adına inisiyatif alarak kurtarıcı rolüne bürünmekten kaçınmalıdır.  İlişkilere dair kişisel değer yargılarını ya da olumsuz deneyimlerini gençlere yansıtarak onların da olumsuzluklar yaşayacağını ön görerek , ayrılmaları için zorlamamalıdır.

    Bu tarz kısıtlayıcı ve ön yargılı ebeveyn davranışları gençlerin yaşadığı ilişkiyi gizli tutmasına sebep olur. Gizlenen ilişkinin güvenli olup olmadığını anlamak, şiddet içeren davranışları fark etmek ve genci korumak zorlaşır. Bunun yerine yetişkinler, gencin gelişim özelliklerine göre, açık ve dürüst olabilecekleri bir alan açmalıdır. Sadece ilişkideki riskleri ve olumsuzlukları konuşmak değil aynı zamanda güvenli ilişkinin nasıl olacağı hakkında da konuşmalıdır. Sağlıklı sınırlar oluşturabilmelerini destekleyecek, güçlendirici ve olumlu örnekleri onlarla paylaşmalıdır.

    Şiddet;  genç, yetişkin çoğu insan için baş edilmesi zor, kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Şiddetin uyarı sinyallerini tanımak, şiddetin ipuçlarını yakalamak kendimizi şiddetten korumak için büyük önem taşıyor. Ebeveynler ve yetişkinlerin gençleri bu konuda bilgilendirmesi, bu sinyalleri önce kendi tanıyarak çocuğuna da anlatması ve fark ettirmesi gerekir.

    Güvenli ilişki;  kararların ortak alındığı, ilişkiye dair konular ve cinsellikle ilgili konularda ortak duygu paylaşımlarının olduğu, adil, özgür bir ilişkidir.

  • Aile İçi Şiddet

    Aile İçi Şiddet

    Şiddet özellikle de aile içi şiddet önemli bir toplumsal problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yılda 1,6 milyondan fazla insan şiddet yüzünden hayatını kaybetmektedir (World Health Organization [WHO], 2002).

    Kişilerin beslenme ve bakım gereksinimlerini karşılayan, güven duygusu veren, beden ve akıl sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olması gereken aile, çoğu kez, her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı tek odak olmaktadır (Ünal, G. (2005). Türkiye genelinde ailelerin %85’ inde fiziksel veya sözel şiddetin yaşandığı saptanmıştır (Akın, 2013).

    Aile içi şiddet, aile bireylerinden biri tarafından bulunduğu ailedeki bir başka üyenin hayatını, fiziksel ve psikolojik, sağlığını, bağımsızlığını tehlikeye sokan kişiliğine ve kişilik gelişimine büyük boyutlarda hasar veren eylem veya ihmaldir (Türk Tabipler Birliği, 2004).

    Aile içerisinde şiddet davranışı genelde 5 alt grupta değerlendirilir (Arın, 1996).

    Fiziksel Şiddet.

    Fiziksel şiddet kaba kuvvetin korkutma, sindirme veya ceza amaçlı kullanılmasıdır. Örneğin annenin çocuğuna tokat atması, kulağını çekmesi, eşlerin birbirine vurması, tekme atması fiziksel şiddet kapsamındadır (Uçar, 2003).

    Cinsel Şiddet.

    Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme, kontrol etme amacıyla kullanılmasıdır (Artuk, 2002). Kişinin eşi istemediği halde eşini birlikte olmaya zorlaması, eşinin cinsel bölgelerine zarar vermesi, eşini yabancılar ile ilişkiye zorlanması, kişinin isteği dışında biriyle evlendirilmesi cinsel şiddete örnek gösterilebilir (Öztan, 2004).

    Ekonomik Şiddet.

    Ailede sahip olunan ekonomik kaynakların veya paranın, kişi üzerinde korkutma, tehdit veya yaptırım aracı olarak bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır. Ekonomik şiddete kadının çalışmasına ya da iş hayatında gelişmesine engel olmak, para vermemek veya kısıtlı para vermek, ailenin gelir ve gideri konusunda bilgi vermemek, ekonomik bir konuda eşin fikrini almamak, çalışmayı reddedip eşinin parasını harcamak gösterilebilir (Mutlu, 2006).

    Sözel Şiddet.

    Muhataba karşı kullanılan kelimeler, seslenme biçimi, ses tonu kişiyi korkutma, sindirme, cezalandırma ve kontrol etme amacıyla kullanılıyorsa burada sözel şiddetten bahsedilebilir. Sözel şiddetin ana örnekleri hakaret etmek, aşağılamak, tehdit etmek, başkalarıyla kıyaslamak, küçük düşürmektir (Mutlu, 2006).

    Psikolojik Şiddet.

    Psikolojik şiddet, duyguların ve duygusal ihtiyaçlarının, karşı tarafa baskı uygulayabilmek amacıyla istismar edilmesi, bir yaptırım ve tehdit amacıyla kullanılmasıdır. Eşini eve kapatmak, insanlarla görüşmelerini engellemek, giyeceği kıyafetleri konusunda baskı yapmak, eşini örtünmeye zorlamak psikolojik şiddet örneğidir (Uçar, 2003).

    Bu anlamda şiddet fiziksel, cinsel, sözel ve psikolojik unsurlar içerdiğinden, aile içi şiddet denildiğinde sadece fiziksel şiddetin düşünülmemesi gerekir. Aile bireylerinin birbirine bağırması, hakaret etmesi, baskı kurması halinde de ortada bir şiddetin olduğunun bilinmesi gerekir (Akın, 2013).

    Aileler içerisinde kullanılan şiddet türlerinden bağırma ve azarlama ebeveynler ve çocuklar arasında en çok kullanılan şiddet biçimi olduğu ortaya çıkmıştır. Çocuklara yönelik şiddet türleri arasında baskıcı ve sözel şiddet türleri (harçlık kesme, ev hapsi, televizyon yasaklama, dayak, bağırmak gibi) öne çıktığı görülmektedir. Eşler arasında en yaygın olan şiddet türü ise yüksek sesle bağırmak şeklinde belirtilmiştir (Rıttersberger, 1997; akt.Ünal, 2005).

    Kadına Yönelik Şiddet

    Kadın şiddete maruz kaldığı ilk zamanlarda şaşırır, şoka girer ve yaşadığı bu şiddetin varlığını kabul edemez. Bu olanları aniden gelen geçici bir öfkenin sonucu olarak görür ve şiddetin devam edeceğini düşünmez. Şiddeti açıklamayı ya da yardım istemeyi yaşadığı şiddet sürekli bir hal aldığında kabul eder (Karaduman, Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Kadının şiddeti tanımadaki engelleri şu şekildedir: şiddetin sıradanlaşması, şiddete sessiz kalınması, hep yakın bir zamanda şiddetin son bulacağı beklentisi, benim nasılsa bu şiddeti durdurmaya gücüm yetmez düşüncesi, çaresizlik duygusu (Karaduman, Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Şiddete maruz kalan kadın bu olaydan sonra şiddeti yabancılardan gizler. Kadında şiddet görmekten dolayı oluşan utanç duygusu ya da daha fazla şiddet görebileceği korkusu olayı gizlemenin önemli nedenleri arasındadır (Arat, 1995).

    Şiddetin sürekli bir hale gelmesi ile birlikte, aile içerisinde şiddete uğrayan kadınlar, bu olay karşısında çözümsüz kalmakta, şiddetten utanmakta, psikolojik ve fiziki olarak ağır bir şekilde yıpranmakta ve bu şiddetin izlerini hayatları boyunca taşımaktadırlar (Başaran, 2002).

    Aile içi şiddetin meydana gelme sebebi büyük ölçüde bir güç ilişkisi etrafında oluşan genel toplumsal şiddettir. Örneğin Türkiye’de kadına uygulanan şiddetin sebebi olarak kadınların uygunsuz davranışları gösterilmektedir. Erkekler eşlerinden kendilerine karşı saygılı davranılması gibi bir beklenti içerisindedirler ve saygısızlıkla karşılaştıklarında şiddetin meşru olduğunu düşünmektedirler (Başaran 2002).

    Bireyin davranışlarından bağımsız olarak maruz kaldığı şiddet, çocukluk yaşantılarıyla bağdaştırılabilir. Giyim tarzından, yaptığı yemeğin lezzetine kadar her türlü olayın kadına yönelik şiddete sebep olduğu gösterilebilir. Mağdur bu gibi olaylarda başına gelenleri çocukluğu ve ebeveynlerinin tepkileri ile özdeşleştirir. Şiddete uğrayan birey, kendisini yaptığı kötü bir davranış sebebiyle aile tarafından cezalandırılan çocuk gibi hisseder (Ulutaşdemir, 2002; Vahip, 2002; Günay, Çınar ve Keskin 1999).

    Çocuğa Yönelik Şiddet

    Aile içindeki şiddete görsel ya da işitsel olarak maruz kalan çocuklara sessiz, unutulmuş ya da görünmez kurbanlar adı verilmektedir. Bu çocuklar duygusal kötüye kullanılma kategorisine alınmaktadır. Doğrudan şiddete maruz kalmasalar da bu çocuklar diğer kötüye kullanılmış ya da ihmal edilmiş çocuklarla aynı belirtiyi göstermektedir (Edleson 1999).

    Ebeveynler arasındaki şiddete herhangi bir şekilde tanık olan çocuklar direkt olarak şiddete maruz kalmasa bile saldırganlıklarında artma uyku, yemek yeme ve kilo ile ilgili sorunlarda dahil olmak üzere çok sayıda sağlık ve davranış sorunları olabilir (Türkbay ve Söhmen 1999).

    Çocukta şiddet davranışlarının ilk belirtileri umursamazlık şeklinde kendini göstermektedir (Dixone ve Browne 2003). Çocuk arkadaşlarına, kardeşine, hayvanlara karşı zalimce davranır fakat sonuçlarından dolayı acı çekmez. Zaman geçtikçe çocuk kendini diğer arkadaşlarında uzaklaştırır ve sosyal ilişkilerini sınırlandırır (Risetock 1995; akt. Ünal 2005).

    Çocuğun aile içindeki şiddetten etkilenmesi annenin dövülmesi bittikten sonrada devam etmektedir. Bu çocuklar yardıma muhtaç olan, yaralanmış bir anneyle baş başa kalıp onun bakımıyla ilgilenmek zorunda kalmıştır. Annesine yardımcı olamayan çocuk yetersizlik, acizlik duygularına kapılmaktadır. Bu olay sadece bir fiziki bakım üstlenme durumu ya da şiddet gören annenin yeterli annelik yeteneklerini ve sorumluluklarını kaybetmesinden dolayı ihmale uğrama ile de sınırlı değildir (Bayındır 2010).

    İçselleştirilen öfke, korku ve çökkünlük duyguları kişinin tutum ve davranışlarını yaşam boyu etkilemektedir. Şiddet ve ihmal sonucu oluşan gelişimsel yapı çoğu kez yine çeşitli biçimleriyle şiddeti doğuran bir saldırganlık kaynağıdır (Vahip, 2002).

    Çocuk şiddet gördüğü aile ortamındaki çökkünlük duygularını içselleştirmektedir. Duygusal olarak çökmüş bir anneden psikolojik olarak ayrılmak ve bireyleşmek çocuk için iki ayrı zorluk taşır. Birincisi anne faktörünü yeterli ölçüde tam olarak doyamayan çocuk tam olarak ne istediğini bilemeden anneye daha bağlanır. İkincisi duygusal olarak çökmüş bir anneyi kendi haline bırakıp da kendi yoluna gidemez, bundan suçluluk duyar (Bayındır 2010, Özmen 2004).

    Şiddet sorununun can alıcı noktalarından biri kuşaktan kuşağa aktarılma özelliğidir. Aile içinde şiddete maruz kalan çocukların çoğu büyüdüklerinde şiddet uygulayan eşlere ya da anne babalara dönüşmeseler de, şiddet uygulayan yetişkinlerinin büyük bölümü çocuklukta aile içi şiddete maruz kalmıştır (Kaufman ve Zigler, 1987).

    Aile içinde erkek çocuk öğrendiği şiddeti ileride eşine ya da çocuklarına uygulayabilmekte kız çocuk ise baba evinde gördüğü ve içselleştirdiği şiddeti eşi ile yaşadığında olağan karşılamaktadır. Aile içinde şiddet ortamında yaşayan kız çocuk için şiddet olgusu katlanılması gereken cinsiyet rolünün bir parçası olarak kabul edilmektedir (Karaduman Uyanık ve Karakaya, 1993).

    Çocuğa uygulanan şiddetin sebebinin genellikle çocuğun davranışı olduğu belirtmekte, söz dinlememe, yaramazlık, saygısızlık, çocuğun yüksek istekleri adı altında şiddete bahane yaratılmaktadır. (Taner ve Gökler 2004).Ailede ilgisizlik, sevgisizlik, iletişim kopukluğu gibi nedenler ve anne babanın depresyonda olması ya da mental rahatsızlıklar da çocuk şiddeti için risk oluşturmaktadır (Şahin ve Beyazova, 2001).

    Aile içerisinde yaşanan şiddet depresyon, insan ilişkilerinde başarısızlık, uyku, yemek problemleri gibi sorunlara neden olmaktadır. Büyüdüğü evde şiddete doğrudan ya da dolaylı yoldan maruz kalan çocuk yakın arkadaşlık ilişkileri kuramamakta, saldırgan davranmakta, özsaygısını kaybetmekte, fiziksel ve psikolojik açıdan yıpranmaktadır (Demir Akça, Akça ve Sönmez, 2016).

    Şiddetin önlenmesi toplumların böyle bir sorunun varlığını ve bu sorunun şiddet mağdurları üzerindeki etkisinden haberdar olması ile başlar. Aile içi şiddetin varlığını ve bunun aile için oluşturduğu riskleri kabul etmek, şiddet karşısında sağlıklı bir yardım sisteminin oluşturulabilmesi için vazgeçilmezdir (Aktaş, 2007).

  • Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Romantik ilişki nedir? Sınırları nelerdir? Hangi durumda bir ilişki, ilişki olmaktan çıkıp baskı ve şiddete döner? Daha önce bu soruların cevabını düşünmediyseniz, bir düşünün lütfen. Ülkemizde biriyle romantik bir ilişki içinde olmak, flört, nişanlılık, evlilik vs, iki kişinin tek vücut olması, elmanın iki yarısı gibi tanımlanır. Hâlbuki romantik ilişki dediğimiz ilişki biçimi iki insanın, birey olarak bireyselliklerini kaybetmeden ortak bir alanda ilerlemelidir. Yani tek vücut olmak değil, kesişen kümeler halinde hayatı paylaşmaktır. Partnerlerin kendi bireysel yaşamları devam ederken, ortak bir alanda buluşmalarıdır. Unutmayalım ki bir ilişkinin üç temeli vardır; güven, sevgi ve saygı. İki kümenin kesişim noktasında mutlu bir ilişki için bu üçü aynı anda var olmalıdır.

    Peki yoksa?

    İnsanlara bir ilişkiyi ayakta ne tutar diye sorduğunuzda, verecekleri cevap sevgi olacaktır. Ancak bir ilişkinin en önemli temellerinden biri de güvendir. İlişkideki birçok problem de sevgi eksikliğinden değil, güven eksikliğinden ortaya çıkar. Bu da saygının olmamasıyla birleşince çoğu ilişki partnerlerden birinin diğerine duygusal şiddet uygulamasıyla sonuçlanır. Nedir bu duygusal şiddet?

    Öncellikle, duygusal şiddet partnerinize bağırmanız, onunla ayrılmak istemeniz, kavga etmeniz değildir. Herkes öfkelenebilir ve her zaman sabitliğini koruyamaz. Duygusal şiddet, belli bir süreç boyunca devam eden, karşındakini kontrol etmeye çabası içeren her türlü aşağılama, tehdit, korkutma davranışıdır. Bu davranışlar beraberinde, güvensizlik ve suçluluk hissini, özgüven eksikliğini getirir. Bahsi geçen kontrol etme davranışları içinde telefon karıştırmak, takip etmek, mutsuzluk için karşındakini suçlamayı sayabiliriz.

    Duygusal şiddet de fiziksel şiddet gibi bir döngü içinde ilerler. Şiddeti uygulayan kişi öncesinde mükemmel görünür, güven kazanır, herkese kendini hayran bırakır sonrasında partnerini güçsüzleştirmek için hamlelere başlar. Size gösterdiği yüzü ile insanlara gösterdiği yüzü aynı değildir ve insanlara duygusal şiddete maruz kaldığınızı söylediğinizde inanmayabilirler çünkü bu insanlar çok iyi rol yapar, çok iyi güven kazanırlar. Kurtulamayacağınızı düşünüp hapsolmuş hissedersiniz. Kaçmaya karar verdiğinizde şiddeti uygulayan kişi bir anda değişmiş gibi görünür,  size söyler verir, her şeyin farklı olacağını söyler; ikinci bir şansı, hatta üçüncü, dördüncü ve beşinciyi de kazanır. Böylelikle siz şiddet döngüsünün içine girmiş olursunuz. Arkadaşlarınızı, dostlarınızı hatta ailenizi bile sizden uzaklaştırmış olacağı için kimden yardım isteyeceğinizi bilemediğiniz bir duruma gelebilirsiniz. Bu sebeple farkındalık kazanmak bu konuda, özellikle ülkemizde oldukça önemli. Çünkü sizi kısıtlıyorsa, kiminle görüşeceğinize, kıyafetinize, görünüşünüze karışıyorsa, sizi sürekli takip ediyor, “nerdesin?” “kimlesin?” sorularını ısrarla sorup sizi bunaltıyorsa bu duygusal şiddetin belirtileridir. Unutmayın ki sadece kadınlar değil erkekler de duygusal şiddetin kurbanı olabilirler. Günümüzde özellikle sosyal medya üzerinden kadınlar da erkeklerin hayatlarını kontrol etmek için kısıtlayıcı davranabiliyorlar.

    Duygusal şiddet görüp görmediğinizi anlamak için aşağıdaki ifadelerin üzerine düşünebilirsiniz. Duygusal şiddetin en öne çıkan belirtileri şunlardır;

    • Sürekli devam eden eleştiriler ya da manipüle ve kontrol için çabalama

    • Utandırıcı ve suçlayıcı biçimde, insanların önünde aşağılayıcı bir dil kullanma

    • Sözlü taciz, isimler takma ve etiketleme

    • Ceza olarak affetmeme

    • Cezalar verme ya da ceza tehditleri

    • İlişki dinamik bir süreçtir; bu dinamik süreçte kişinin kendi payını reddetmesi

    • Akıl oyunlarıyla kendinizden şüphe etmenizi sağlamaya çalışma

    • İletişim kurmayı reddetme

    • Arkadaşlarınızdan ve ailenizle aranıza mesafe koymaya çalışarak sizi izole etmesi

                      Unutmayın ki duygusal şiddet de bir tür şiddettir ve sizin için ağır sonuçları olabilir. Nasıl ki fiziksel şiddet kullanan bir insanla birlikte olmamanız gerekiyorsa duygusal şiddete meyilli bir insanla da birlikte olmamalısınız. Çünkü değerlisiniz. Duygusal şiddet öz değerinizi size sorgulatır ve özgüveninizi yok edebilir. Buna izin vermeyin. Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  • Çocuk ve gençlerde şiddete eğilim, bunu etkileyen faktörler ve önlemler

    Bilgisayar oyunları, internet kullanımı ve televizyon, çocukve gençlerde şiddete eğilim yaratır mı?

    Çocukluk dönemi özdeşimlerle, değerlerin öğrenildiği bir dönemken, ergenlik dönemi bu özdeşimlerin, değerlerin gözden geçirildiği yeni değerler kazanıldığı, kimliğin şekillendiği bir dönemdir. Bu dönemlerdeki şiddet içerikli filmler ve oyunlar gencin değer yargılarını ilişki biçimlerini derinden etkileyecektir. Medyanın şiddet davranışlarını hayatlarının bir parçası olarak sunduğu kahramanlar, çocuklar ve gençler için özdeşim nesnesi olabilecektir. Bu etkilere maruz kalan çocuk ve gençlerde şiddet içerikli davranışlar artacaktır. Çoğu zaman dünyayı tehlikeli bir yer, kurallarını kendilerinin koyduğu, bu şiddet içerikli kurallara uyulduğunda başlarına bir şey gelmeyeceği yada başlarına gelecek cezai sorumlulukların önemsizliği, yada karşılarında şiddet uyguladıkları kişilerle ilgi empati eksikliği söz konusudur. Televizyon maruziyetine bağlı şiddet eğilimi bu maruziyete uğramayan çocuklara göre şiddet eğilimini yaklaşık 10 kat kadar arttırmaktadır. Etkilenme her yaş için söz konusudur.

    Son yıllarda çocuklar ve gençler arasında şiddet eğiliminin arttığını, medyada yer alan haberlerle birlikte görüyoruz. Bu hem değişen dünya ve aile yapısından, medyadaki şiddet içerikli programlardan, hem de yakın zamanda ciddi bir sorun haline gelen internette şiddet içerikli oyunlardan kaynaklanmaktadır. Şiddete maruz kalma, televizyondaki şiddet içerikli sahneler ve bilgisayatraki şiddet içerikli oyunlar, ailenin ve özellikle çocuk ve gençlerin şiddete yönelik algısını değiştirmektedir. Şiddeti televizyon veya internette görmek ve tanık olmak, şiddeti normalleştirmeyi beraberinde getirir. Bu programlardaki şiddet uygulayıcılarının kahramanlaştırılması, ceza almamaları, şiddet uyguladıkları kişilere karşı empati eksiklikleri, şiddet uygulanan kişilerin yaşadıkları acının yansıtılmaması ya da normalleştirilmesi, şiddet uygulanan kişilerin bunları hak ettiği şeklinde algının yaratılması, şiddetin ceza aracı olarak kullanılmasının normalleştirilmesi, adalet sisteminin hiç konu edilmemesi, çocuk ve gençlerin dünyaya, adalete ve vicdana yönelik algılarının-değerlerinin değişmesine neden olmaktadır. İdealize ettikleri kahramanların davranışlarını model alan çocuk ve gençler televizyonda seyrettikleri çizgi film, dizi sinemelardaki kahramanları yada internette oynadıkları oyunları gerçek dünyada sahnelemektedirler.

    İnternet kullanımı çocuğun ve gencin şiddete eğilimini arttırır. Aynı zamanda yaygın internet kullanan çocukların sosyal gelişimleri aksayabilir, daha kaygılı ve daha düşük özgüvenli olmalarına, akademik başarılarının düşük olmasına, okula devam güçlükleri yaşamalarına da neden olabilir. Gençlerin kendi davranışlarını kontrol etmekte zorlanmaları, sorun durumlarda başa çıkma yollarını bilmemeleri, öfke kontrolü ve etkili iletişim sağlayamamarı gibi durumlar da şiddet eğilimlerini artırabilir. İnternet kullanımı aynı zamanda öfke kontolü ve etkili eiletişim becerileri, sorun çözme becerilerini olumsuz etkileyerek de şiddet eğiliminde rol oynar.

    Çocukların ve gençlerin yaptıkları sosyal faaliyetlerin kısıtlı olması şiddete eğilimi etkiler mi?

    Bazen sosyal olarak daha çekingen çocuk ve gençler daha az sosyal faaliyetlere ortamlara katıldığı gibi bazen de daha fazla internette kullanmak gencin sosyalleşmesini azaltır. Her iki durumda sorundur ve çözülmesi gerekir. Çocuk ve gençler hem enerjilerini atabilecekleri, sosyal etkileşimde bulanabilecekleri hem de yaratıcılıklarını ve ilgi alanlarını geliştirebilecekleri sosyal faliyetlerde bulunmaları önemlidir. Sosyal destekleri daha iyi olan, sosyal ortamlarda daha fazla zaman geçiren çocuk ve gençler kendilerini daha güvenli hissedeceklerdir. Aynı zamanda ruhsal olarak sağlıklı gelişeceklerdir, daha yaratıcı ve daha başarılı bireyler olacaklardır.

    Günümüzde sosyal faaliyetlere az katılan, internette daha fazla zaman geçiren özellikle şiddet içerikli oyunlarla fazla zaman geçiren gençlerde şiddete eğilimin olduğunu yukarı da da belirttim. Şiddet; öğrenme yoluyla edinilen bir davranıştır. Çocukların şiddeti öğrendikleri alanlar ortadan kaldırılır, tam tersine sorunlarla baş etme, çözüm üretme biçimleri değiştirilirse şiddet davranışına başvurmaları da azalacaktır. Gençleri internetten uzaklaştırmanın bir yolu onun yerine koyabilecekleri, eğlenceli bulabilecekleri (gencin de katılmayı kabul ettiği, yapmak istediği) yeni aktiviteler koymaktır. Bu nedenle gencin kendisinin de ilgi duyduğu, sanat, spor, bilim gibi faliyetler, gencin sosyalleşmesine, internet ortamı dışında gerçek arkadaşlıkler ve iletişimler kurmasına yol açacaktır. Bu faliyetler içerisnde çocuk aynı zamanda “sorun çözme becerisini” geliştirmeyi öğrenecektir. Böylece bu faaliyetlere katılımla, hem şiddet eğiliminin azalmasına hem de ruhsal olarak daha şağlıklı, başarılı ve yaratıcılık yönleri gelişkin bireyler ortayaçıkacaktır.

    Çocuk ve gençlerin şiddete eğilimleri artıyor mu?

    Dünyanın ekonomik ve sosyal yapısının değişmesi, savaşlar, çevresel maruziyetler, olumsuz yaşam olayları ruhsal hastalıkları da etkilemektedir. Bazı ruhsal hastalıklarda yaygınlığın daha artmasına neden olmaktadır. Yine şiddetin önce ekranlarda, sonra hayatın içinde normalleştirilmesi, eğilimin artması, şiddet içeren davranışlar şeklinde ya da bazı hastalık belirtilerine de yansıyatrak-eklenerek başvuruların artmasına neden olabilir. Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polkliniklerinde şiddet içerikli davranışlarla başvuru olduğunda, genellikle altta yatan ruhsal bozukluklar söz konusudur. Özellikle davranım bozukluğunda başkasına yöneltilen şiddet söz konusuyken, depresyon ve iki uçlu bozukluklarda kişinin kendine ve başkasına yönelliği şiddet söz konusudur. Şiddete eğilim ruhsal yakınmaların nedenlerinden biri olsun ya da olmasdın çocuğun yaşamına, okul hayatına zarar vercek geri dönüşümsüz (kendine yada başkasına zarar verme, adli olarak başının derde girmesi, okuldan atılma gibi) sonuçlara neden olabilecektir. Aileler eskiden şiddet içerikli davranışları olmayan çocuklardaki artmış şiddet davranışları için çocuk psikiyatristlerine başvurmalı, bunun altında yatan nedenlere yönelik tedavi desteği almalıdırlar.

    Bir çocuğun şiddete eğilimi olup olmadığı nasıl anlaşılır? Bu noktada aileler ve öğretmenleri nelere dikkat etmeli?

    Bir sorunu başlamadan çözmenin yolu ona neden olan riskli durumları bilip, kötü sonuç oluşmadan müdahale etmektir. O nedenle şiddeti doğuran nedenleri, biz öğretmen ve anne-babalar öğretirsek şiddet davranışları ortaya çıkmadan önlenebilir. Yukarıda en çok tartıştığımız konu internetti. Yani çocuğun izlemesi, öğrenmesi yoluyla şiddet davranışını uyygulaması. Diğer nedenleri tanık olma yani anne babanın kendi arasındaki şiddete tanık olması, ya da bizat kendisinin maruz kalması olarak sayılabilir. Yine akran grupları, engellenmeye dayanamama, öfkesini kontrol edememe, sorun çözme becerisinin gelişmemesi, sorunlara başa çıkamaması ve bazı ruhsal hastalıklar şiddet davranışı için risk oluşturan durumlardır. Bu durumların varlığında çocuğun şiddet davranışı göstermesini engellemek için erken önlemler alınabilir. Ailede şiddetin önlenmesi, internetin kontrolu, kısıtlanması, iyi bir sosyal etkileşim ve sosyal destek, yukarıda sayılan faaliyetler, okul ve öğretmen desteği sağlanarak şiddet davranışının ortaya çıkması engellenebilir. Şiddet davranışı gösteren çocuk ve gençlerde ise bir çocuk psikiyatristi tarafından bu davranışın nedenlerine ve önlenmesine yönelik kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır.

    Aileler bilmelidirler ki şiddet içeren programlara maruziyet çocuklarını etkileyebilir, şimdi yada gelecekte şiddet, saldırganlık içeren davranış göstermelerinie neden olabilir, artırabilir. Anne babalar bazen çok dikkat etse de bu maruziyeti engellemek mümkün olmayabilir. Aileler, internet ve televizyonda şiddet içeren programlardan çocuklarını korumalıdırlar. Çocuklarının davranışları, çocuğun kendisine ya da başkalarına zarar veriyorsa çocuk psikiyatristlerinden destek almalıdırlar.

    Yine bazı ruhsal hastalıklarda çocuğun kendine ya da başkalarına yönelik şiddet içeren davranışları olabilir. Aileler bunların normal olmadığının, ruhsal sorunların bir belirtisi olabileceğini bilmeli, farkına varmalıdırlar. Çocuk psikiyatristlerinden bunların nedenlerini anlamaya ve çözümüne yönelik yardım almalıdırlar.

  • Şiddet çocukken öğrenilir

    Şiddetin öğrenilir mi, yoksa doğuştan mıdır? Bu soru çok sorulan bir sorudur. Bunu görmek için bilim insanı olmak şart değildir. Orta doğuda şiddet normal karşılanan bir şeyken Avrupa da az görülmesi öğrenilmiş şiddetin varlığını gösterir. İnsanlar şiddeti ne zaman öğrenir. Tabi ki çocuklukta.

    Evde bebeklikten beri şiddeti gören çocuk kafasında bunu normal bir durum gibi algılamaya başlar. Babasının annesine şiddet uygulamasını görünce bir kadına şiddet uygulanabileceğini öğrenir. Şiddet uygulanarak amacını elde edebileceğini görünce şartlanmayla şiddet artı ödül ikilisi beynine yerleşir. Sorunları şiddetle çözmeyi öğrenir.

    Okulda da şiddet öğrenilir. Öğretmen şiddet uygulayabilir ya da akranlarından şiddeti öğrenir. Az gelişmiş ülkelerde okulda şiddetle disiplin sağlanmaya çalışılır. Yani şiddeti birebir okul öğretir. Ne yazık ki ailelerde okullardaki şiddeti normal karşılarlar. Buda toplumda şiddet eğiliminin artmasına neden olur.

    Çocuk şiddeti en kısa problem çözme yöntemi olarak öğrenir. Çocuk psikiyatrisine gelen okulda şiddet uygulayan çocukların çoğunda evde de şiddet uygulandığı veya tartışmalı ortamların olduğu görülür.

    Çocuklar önlerine gelen sorunları çözme yöntemlerini çevresinde ki büyüklerden gözlemleyerek öğrenir. Toplum genel olarak şiddete eğilimli bir toplumsa çocukta şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenir.

    Toplumsal şiddette ister dini olsun isterse politik genelde şiddeti araç olarak kullanan toplumlarda daha fazladır. Baktığımız zaman bu tip toplumlarda kadına da çocuğa da şiddet çok sıktır. Aynı zamanda işkence vakaları da daha fazladır.

    Çocukluk çağından itibaren çocuklara şiddet dışında problemlerini başka yöntemlerle çözmeyi öğretmek toplumda şiddeti azaltacaktır. Çocuk psikiyatrisine gelen bu tip vakalarda ailenin içindeki şiddet azaltılmaya çalışılır. Bu şiddet sözel ve fiziki olabilir. Bu konuda toplumsal eğitim çok önemlidir. Kadına şiddetin konuşulduğu bir dönemde bunu ilk çocuklara öğretmek hayati bir görevdir.

  • İstismar Çağı

    İstismar Çağı

    Hangi çağda mıyız? İstismar çağındayız. Sevginin, aşkın, bilginin, toplumsal ve tinsel bütün değerlerin sınırsızca istismar edildiği bir dönemdeyiz. İnsana ait, insanla ilgili olan her ne varsa tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar istismar edilmekte, sömürülmekte. İnsanlık tarihinin geçmiş dönemlerinde de kadın, çocuk, aile, emek, siyaset, ahlak, din, hep istismar edildi. Ama hiçbir zaman günümüzde olduğu ölçüde acımasızca istismar edilmemişlerdir. Öyle ki istismarın istismar edildiği bir dönem yaşıyoruz. Her türlü istismar o kadar manipüle edilmekteki; psikolojik, fiziksel veya cinsel istismara (şiddete) uğrayan kişinin ya da hayvanların yaşadıkları acı ve içsel yıkımla gerçekten ilgili değiliz.

    İstismar ve şiddet vakalarını, en iyimser ihtimalle çok yüzeysel boyutlarda ya da sonuçları üzerinden tartışıyoruz. Keşke bununla sınırlı kalsa! Ne yazık ki istismar vakaları toplumun farklı cephelerindeki insanlar tarafından ideolojik bir zeminde tartışılır olabiliyor. Cephe diyorum çünkü; yaşanan ayrışma ve kamplaşmalar artık cepheler oluşturmuş durumda ve insanlar buradan birbirlerine ateş ediyor. İstismar gibi can yakıcı bir konuda bile akıl ve vicdanlarımızı rafa kaldırıp ”ist” ler ve “izm” leri karıştırmadan konuşamıyoruz. Samimiyetimizi kaybettik.

    İşin daha kötüsü, baskı altına alınmış karanlık yönlerimiz hortladı ve öldürücü bir cinnet içine girdi. Dedikodulara, iddialara ve haberlere baktığımızda, geleneksel din ve ahlakın engellemeye çalıştığı tüm şeytani dürtülerimiz zincirlerinden kurtulmuş haldeler. Toplumumuzun azımsanmayacak bir bölümünün hedonizm (zevk ilkesi) yönelimli yaşadığını söylemek mümkün. Tecavüzler, ensest, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, okul ve yurtlardaki pedofili olayları toplumsal hayatı tehdit edecek boyutlara ulaşmış durumda. İstatistiklere bakıldığında evliliğin en çok şiddet içeren kurumlardan biri olmanın eşiğinde olduğunu görüyoruz.

    Ülkemizde özellikle son on yılda kadınların, çocukların ve hayvanların maruz kaldıkları istismar ve şiddet büyük bir oranda artış göstermiştir. Şiddet konusunda sayılar vahametini koruyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘nun verilerine göre 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandıSon 10 yılda 4 bin 500 kadınımız öldürüldü.  

    İnsanların birlikte yaşadıkları kişiye davranış biçimleri, ilişkilerimizin yaşandığı kültürel ortamdan ayrılamaz. İstismarın kültürümüzde merkezi bir konuma geldiğini söylemek hiç de zor değil artık. Bilinç düzeyinde ve toplumda istismarın yaygınlaşması sevgi ve iktidar arasındaki ilişki hakkındaki düşüncelerimizi temelden değiştiriyor. Cinsel istismarın artması ve yaygınlaşıp görünür hale gelmesi korku ya da öfke gibi insanı katılaştırıp geri püskürten duyguları artırıyor. İnsani ve duygusal taraflarımızı yok ediyor. Aşk ve cinsellikle ilgili sorunları olan bir toplum olarak daha sorunlu hale geliyoruz. Aşk ve cinselliği bünyeye zararlı şeylermiş gibi ele alıp tartışıyoruz. En derin anlamı itibariyle romantik aşk, uğruna ölmeye değer bir şeydi. İstismar ise en kötü yönüyle, aşkı ve cinselliği, uğruna öldürmeye değer bir şey haline getiriyor.

    Toplumdaki her türlü şiddet artışı gibi cinsel şiddet bastırılmış duyguları değil bir çöküşü temsil eder ve giderek yaygınlaşması denetimin giderek kaybolduğunun göstergesidir. Edebiyat ve toplum eleştirmeni Irwing Howe “uygarlık krizi” adını verdiği, çoğunlukla kültürel ya da psikolojik kökenli toplumsal sorunla, esas olarak kurumsal düzenlemelerden kaynaklanan daha yaygın toplumsal krizler arasında önemli bir ayırım yapar. Howe’a göre “toplumsal kriz, toplumun işleyişinde bir çöküş olduğunu gösterir: yoksullukları beslemekte, içindeki gruplar arası çatışmaları çözmekte başarısızdır, ülkeyi sonsuz bir savaşa sürükler” dolayısıyla, ekonomik ve politik reform gerektirir. Ama “uygarlık krizi ekonominin işleyişinden ya da toplumsal düzenlemelerin doğruluğundan çok, değerlerin, yani insanların davranışlarını düzenlemekte temel aldığı söze dökülmemiş ama köklü varsayımların iletilmesiyle ilgilidir.” Howe dolaysıyla şu sonuca varmaktadır: “Genellikle toplumsal kriz politik mücadeleyle, uygarlık krizi ise davranış tutarsızlığıyla ifade edilir.”

    Davranış tutarsızlığı”  Türkiye’nin şu anki durumu için çok yerinde bir kavram. Birbirimize temel bir saygı duymamızı sağlayan tüm toplumsal, siyasal ve tinsel değer ve fikirler bizi terk etmiş gibi görünüyor; daha doğrusu giderek biz onları terk ediyoruz. Uygarlık mefkûrelerimizin, ideal tolum öğretilerimizin üzerinde tepiniyoruz. Diğer bir insanın varlığına karşı göstermemiz gereken temel saygıyı yitirdik. Türkiye artık her düzeyde fiziksel ve cinsel şiddete açık bir toplum haline geldi. İstismarı ve şiddeti açığa çıkarmaya eskisine oranla çok daha istekliyiz, görünenden çok daha fazla gerçek istismar ve şiddet olduğunda da hem fikiriz. Ancak düşünce ve fikir zengini ama eylem yoksunu bir toplum olarak devam eden şiddeti ve istismarı seyretmekteyiz. 

    İlgisiz bir topluma dönüştük. İlgisiz derken, yalnızca birbirimizi görmediğimizi değil, birbirimizle ilgilenmediğimizi de söylemek istiyorum. Kökeninde diğerinin varlığına karşı ilgisizlik olarak tanımlanabilecek bir zihniyet değişimi söz konusu olan bir toplum için korkunç bir durum olsa gerek. Birbirimizin yaşamlarına karşı daha önceleri eşi görülmemiş derecede ilgisiziz, her birimiz diğerini doğal malımız ya da hakkımız gibi görmeye çok hazırız. Diğerinin haklarını ihlal etmek, sürekli soluduğumuz kirli havanın bir parçası haline geldi. Bu hava kirliliği artık doğal olanın yerini aldığı için, yaşanan bütün hak ihlalleri ve hukuksuzluklar giderek sıradanlaşıyor. Cinsel isteklerimizden tutun başka birisinin İphone marka telefonuna sahip olmaya kadar neredeyse tüm isteklerimizin karşılanmasında birbirimizi yok etme yeteneğimiz çok yüksek. 

    Ortak iyi ve ortak kötülerimizin yok olduğu dönem. Hepimizin iyi, doğru, güzel hakkında düşünceleri vardır. Bunun nereden geldiğini de tartışmamıza gerek yok. Her birimizin hikâyesi, deneyimleri ve alışkanlıkları birbirinden farklı. Çok farklı noktalardan gelmemize rağmen ortak iyilerimiz ve ortak kötülerimiz hep vardı. Ancak giderek ortak iyilerimizin ve ortak kötülerimizin yok olduğu bir dönemi yaşıyoruz. 

    Evet, Türkiye tam bir “davranış tutarsızlığı” manzumesi yaşamakta. Türkiye ne ekonomik ne de toplumsal bir kriz yaşamakta Türkiye toplumu bir “uygarlık krizinin” eşiğinde durmakta… Ötekinin varlığına olan saygımızı ve samimiyetimizi kaybettik.

  • Kadına Şiddet

    Kadına Şiddet

    1.)Erkek kadına şiddet uygular!!!

    Çünkü diğer konularda ondan üstün olmadığını o an için kabul eder yetersizlik yaşar ve bu yetersizliği de kabul edemediği için her türlü fiziksel şiddete başvurur!

    2.)Ne olursa olsun şiddetin insan hayatında yeri olmaz!!!

    Olamaz olmamalı bunu normal gibi karşılamak normalleştirmek bir toplumsal soruna yol açar dikkat etmemiz lazım. Toplumda caydırıcı cezalar verilmediği takdirde bu tür olayları maalesef ki daha göreceğiz…

    3.)Erkek kendi egemenliğini göstermek için şiddete başvurur!!!

    Erkek kendi doğası gereği kadından güçlü olduğunu zanneder (aslında kadınların acıya daha dayanıklı olduğu yapılan araştırmalarla bilinmektedir.) ve bu nedenle bilişsel, fiziksel, sosyal, toplumsal, cinsel vb daha birçok alanda kendinin üstün olduğunu zanneder ve böylelikle kendini üstün görmediği tarafları çeşitli şiddet türleriyle tatmin eder ve kendi egemenliğine ulaşır.

    4.)Şiddet Öğrenilen bir eylemdir!!!

    Şiddet ailede sosyal çevrede hatta medyada bile öğrenilen bir davanış şeklidir böylelikle sürü psikolojisi ile toplumsal şiddet olayları sürer gider.Bunu önlemek için her türlü şiddete karşı durmamız normal karşılamamız ve de nasıl ki öğrenilen bi şey olduğu gibi unutulan bi şey de olduğunu bilmemiz gerekiyor.

    5.)hakimiyet kuramayanlar şiddete başvurur!!!

    Kadına sosyal anlamda hakimiyet kuramadığını düşündüğünde tek yol olan fiziksel gücü kullanarak şiddete başvurur. Çünkü ancak bu alanda üstündür kendince…

    6.)Mutsuz erkekler şiddet gösterir!!!

     İçindeki kin nefret ve mutsuzluğunu şiddet göstererek kusar.İnsani olmayan bu eylem insanlık dışı gösterilen bir davranış hatta kabul edilmeyen acı bir süreçtir.

    7.)şiddet anlık gelişir dikkat edin!!!

    Şiddeti anlık öfke patlaması yaşadığımız andan sonra gösteririz ve de sonrasında pişman olacağımız hatta bazen geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verici olabiliriz.

    8.)Şiddetle çözüm üretmeye çalışmayın!!!

    Beyinlerinin alt seviye çözüm merkezleri çalışır. Düşünmek konuşmak anlatmak gibi insani özellikleri barındırmadıkları için direkt en kolay hiç bir şekilde düşünmeden sadece saldırganlığın vermiş olduğu bir dışavurumla kendini gösterir.

    9.)Şiddet davranışını yok edin!!!

    Çok yönlü sürekli ve sürdürülebilir olunca normal davranışlarınız yerine anormal davranışlar sergilersiniz ve hayatınız normal olmayan süreçler üstünden mutsuz bir şekilde devam eder.

    10.)Şiddet çözüm değildir!!!

    Çözümden çok daha karıştırıcı daha yara verici bedensel ve ruhsal anlamda daha zarar verici hale gelebilir dikkat etmemiz lazım çözüme giden yolu bulmamız için…

    İşte böyle etrafınızda şiddet gösteren insanlık dışı davranan! İnsanlar varsa eğer onları fiziksel eforun çok harcandığı sporlara yönlendirebilirsiniz. Hatta bu eylemi normalleştiren bir insansa eğer onu psikolojik destek alması konusunda ikna etmemiz gerekir.

    Kadınlarımıza şiddet gösterenlerin ne insani boyutta ne dinde ne de başka hiç bir alanda hoş karşılanmadığını biliyoruz. Şiddeti normalleştirmeyelim normalleştirenlere karşı duralım ve artık kadına yönelik bu şiddete bir son verelim ey İNSAN!!!

  • Şiddet Gören Çocuk

    Şiddet Gören Çocuk

    Anne-baba olarak tahammülünüzün kalmadığı; tüm sorumlulukların fazla ağır geldiği ve çoğu şeyle tek başınıza baş etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Tüm bunlar da normalde hareketlerine, yaptıklarına kızmayacağınız çocuğunuza kızmanıza hatta şiddet uygulamanıza dahi neden olabilir.

    Oysa; üzerine titrediğiniz ”ona bir şey olursa, ben yaşayamam” dediğiniz, canınızdan çok sevdiğinizi düşündüğünüz evladınıza en büyük zararı siz veriyor olabilirsiniz. Çünkü şiddetin yol açtığı psikolojik sorunlar kalıcıdır ve kişi bunun hemen farkına varıp aşamayacağı için de yıpratıcıdır. Şiddet bir tek fiziksel olmamaktadır. Geniş çaplı olarak şiddeti şöyle tanımlayabilirim; birinin bir başkasını; duygusal, fiziksel, cinsel istismara maruz bırakması, sosyal olarak izole etmesi, maddi açıdan kontrol etmesi ya da yoksun bırakması gibi davranışlarda şiddete girmektedir. Yani ”ben çocuğuma fiziksel olarak hiçbir şey yapmıyorum; sadece ceza veririm; harçlığını kısıtlarım” gibi kontrolü kendinizde hissettiğiniz ve karşı tarafı sınırlandırdığınız durumlar da şiddet başlığı altındadır.

    Yapılan en büyük düşünce hatalarından biri; ”çocuktur nasılsa unutur ya da çocuktur anlamaz!” düşüncesidir. Oysa bu doğru değildir; yani çocuk şiddeti anlar da, unutmaz da ve bundan ciddi anlamda etkilenir ve yıpranır. Yapılan araştırmalarda şiddete tanık olmak dahi çocukları etkilerken; kendileri maruz kaldığında etkilenmemeleri gibi bir şey mümkün değildir. Şiddet gören çocukta duygusal ve davranışsal sorunlar oluşur; bunların bazıları fark edilir, bazıları ise fark edilmeden kişinin yaşamını büyük ölçüde etkiler. Genellikle çocuklardaki duygusal zarar; ergenlik ya da ebeveynlikte ortaya çıkar. Yani aynı davranışlar bir başkasına yansıtabileceği bir ortam bulduğunda. Çocuk şiddeti ebeveynlerden öğrenmektedir. Çünkü anne-baba çocuk için rol modeldir. Sınıf içerisinde de evde maruz kaldığı şiddeti arkadaşlarına yansıtması da doğaldır. Çünkü bir zorlukla karşılaştığında problem çözme beceresi olarak şiddeti aileden görmüştür. Ancak anne-baba bir zorlukla karşılaştığında, zorlu koşullar altındayken sorun odaklı olmak yerine çözüm odaklı olsa; çocuk da bu beceriyi edinecektir.

    Şiddet görmek çocukta ne gibi sıkıntılara yol açabilir? Çocuklarda şiddete bağlı depresyon olabilir; kilo artışının gelişim dönemine göre sağlıklı şekilde olmayışı görülebilir. Genellikle şiddet gören çocuğun üzgün bir ifadesi vardır. Halüsinasyonlar görebilirler; içine kapanma gerçekleşebilir ve somatik-bedensel yakınmalar oluşabilir.

    Bunlar dışında şiddet gören çocukta; korku, kaygı, asabi olma, uyku problemleri, davranışsal ve gelişimsel gerilme, fiziksel şikayet, düşük benlik saygısı, güven problemi, uyum sorunu, ders başarısızlığı, dikkat eksikliği iletişim problemi, asosyal kişilik de ortaya çıkabilir.

    Ebeveynler çocuklarına nasıl davranmalıdır? Her şeyden önce ebeveynler çocuklarına destek olmalıdır. Çünkü çocuk hata yapmasa da yapsa da güvenebileceği ebeveynleri olduğunu biliyorsa rahatlıkla kendi becerilerini ortaya çıkaracaktır. Çocuklarınıza temas etmeyi ihmal etmemelisiniz; sarılmayı unutmayın. Onlara zaman ayırın. Olumlu davranışlarını pekiştirin ama olumsuzları ceza vererek ortadan kaldırmaya çalışmayın. Çünkü herkes hata yapabilir ve hatasını kabullenip ilerleyen kişi daha başarılı adımlar atabilir.

  • Çocuk Cinayetlerinin Altında Ne Var?

    Çocuk Cinayetlerinin Altında Ne Var?

    İstanbul Fatih’te bir babanın 9 yaşındaki oğlunu öldürmesi ardından benzer bir haber Adıyaman’dan geldi. Adıyaman’da Z.S isimli anne tedavi altında olan 4 yaşındaki kızını boğmaya çalışarak, küçük kızın beyin ölümüne sebep oldu.

    Yaşanan son olay çocuk cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Peki son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan bu dehşetin altında ne yatıyor? Çocuk katili olan anne ve babalar cinayeti hangi psikoloji içinde işliyor?

    Çocuk katili olan anne babaların analizini yapabilir misiniz?

    Şiddete maruz kalanların ve şiddete tanıklık edenlerin şiddet gösterme eğilimlerinin daha yüksek olduğunu düşünüyoruz. Şiddet uygulamanın bireysel nedenlerine de bakmamız gerekir. Şiddete meyilli kişilerin aşırı kontrolcü, empati kuramayan, dürtü kontrolü bulunmayan, kuşkucu, aşırı tepki gösteren, ego zayıflığı bulunan veya anti-sosyal kişilik bozukluğu olan bireyler olduğunu araştırmalar göstermektedir.

    Anne ve babalar çocuklarını nasıl öldürebiliyor ya da nasıl bir ruh hali içerisinde bu yolu denemeye karar veriyor?

    Bu soruya birden fazla cevap vermek mümkün. İlki annenin toplumdan dışlanma korkusu olabilir. Özellikle gayri resmi birliktelik sonucu olan çocukların (tecavüz, istenmeyen gebelik vb.) çocuk yaşta anne olan ve bakım verme becerisi bulunmayan anneler, toplum tarafından dışlanacağını düşünerek bu yola başvurabiliyor.

    Bir diğer neden ise çocuğa bakacak maddi durumun olmaması. Özellikle baba tarafından kabul edilmeyen gebeliklerde veya babanın ilişkisini bitirmek istemesi sonucunda annelerin bu yola başvurduğunu görebiliyoruz.

    Tabi ki bu durumun altında yatan psikolojik nedenleri de göz ardı edemeyiz. Özellikle ergenlik çağı ve beliren yetişkinlik döneminde yaşanılan hamileliklerde annenin psikolojik iyilik durumuna bakılmalı. Çocukluğundan itibaren şiddet mağduru olan annenin, istenmeyen veya hazır bulunuşluğu tamamlanmamış gebelik sürecine başlaması ruhsal durumunu olumsuz etkilemektedir.

    Bir insanı çocuk katili olmaya iten ne olabilir?

    Gelişim bebeklikten başlayıp ölüme kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreçte özellikle ilk çocukluk, erken çocukluk ve ergenlik döneminin bireyin yetişkinlik dönemindeki davranışlarında önemli etkileri olduğunu düşünüyoruz. Olumsuz yaşam deneyimlerine, aile içi şiddete, ihmal ve istismara maruz kalan çocukların diğer çocuklara oranla yetişkin olduklarında şiddet meyilli, anti-sosyal davranış örüntüleri görülen veya psikiyatrik rahatsızlarının daha fazla ortaya çıkabileceğini söyleyebiliriz.

    Hamilelik süresi ve doğum sonrasında annelerle yapılan araştırmalarda ülkemizde doğum sonrası depresyonun (postpartum) yaygın olduğunu görüyoruz. Hamilelik öncesi ve sonrasında, çocuklu bir hayata başlangıç, bireyin yeterlilikleri, korkuları, kaygıları veya eksiklikleri konusunda mutlaka psikolojik destek almalarını öneriyoruz.