Etiket: Sezeryan

  • Anne Dostu Sezeryan

    Anne Dostu Sezeryan

    Sebep ne olursa olsun. Bebekten kaynaklanabilir. Anne kaynaklı olabilir, sistemik hastalıklar vb… sayamayacağımız kadar bir sürü faktör bizi doğum şeklimizi sezeryan olmaya yönlendirebilir. Sezeryana hiçbir zaman karşı olmadık.Bir ameliyat olan bu doğum şekli ; hekimin , bebeğin, annenin belki de kurtarıcısıdır. Eğer herşey yolunda giderken acil sezeryan yapmak gerekmiyorsa, zamanı ve şartları ayarlama imkanımız varsa Anne Dostu Sezeryan neden olmasın diye soruyorum.

    Her şey yolunda giden bir gebelikse acil sezeryan yapma zorunluluğumuz yoksa , bebek ne zaman gelmek isterse o vakit gelsin. Ameliyathanede kaygıya sebep olan faktörleri azaltabiliriz. Mümkün olduğunca gebeye destek sağlayabiliriz.

    Şartların uygun olduğu vakalarda ten tene temas olmassa olmazımızdır. Anne ile güvenli bağlanmanın ilk adımıdır ten tene temas .

    Doğum şekli sezeryanda olsa doğana ,doğurana,doğuma ,doğum ekibine saygı duyduğumuz doğum yöntemidir.

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..
  • Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47'e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50'den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
    Toplumda “Alerjigelip geçici bir hastalık gibi algılanıyor, oysaki Alerji birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir hastalıktır. Alerjinin oluşumunda doğum şekli önemli bir yer tutuyor.
    Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor.Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
    Dünya'da alerjik hastalıklardaki artışın nedeni araştırılırken; çocuklarda alerji ile ilgilenen bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” dir. Bu hipotezde bağışıklık sistemini bir teraziye benzetebiliriz.
    Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
    Normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki zararsız mikroplarla temas eden bebek bağışıklık sistemini doğru yoluna oturtacak ilk doğal uyarıyı bu sırada almış oluyor. Oysa ki; sezeryan doğum ile dünyaya gelen bebekler tamamen steril bir artamda doğdukları için bu sırada hiçbir mikrop teması söz konusu olmadığında bağışıklık sistemi alerji yönüne kayıyor.
    Özellikle ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan anne adayları tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemelidirler.