Etiket: Şeyler

  • Hayat Koşarak Bitmez: Yavaşlayın!

    Hayat Koşarak Bitmez: Yavaşlayın!

    Günlerimizi öyle hızlı yaşıyoruz ki sanki her an bir yere yetişecekmiş gibi. Bu durum konuşmamıza dahi yansımadı mı? Sanki biri kovalarcasına hızlı hızlı konuşmak, kendimizi ifade edememek, konuşmak yerine acele ederek el mimiklerini kullanmak, iletişimimiz de git gide hızlıca yok oluyor… Her gün başlı başına ayrı koşturma. Hafta sonları, tatil günleri, bir bayram tatili izni nefes almak için bile hızlı hareket ediyoruz hemen gidip gelelim de aradan çıksın diyoruz. Değerlerimizde hızlıca bizden uzaklaşıyor… Kısacası her şeyi koşarak yapmaya o kadar alışmışız ki değerlerimizden tutunda iletişimize kadar bu durum dört bir yanımızı sarmış. Gündüz işe yetişme temposu, evrakları yetiştirme, çocuğu okula bıraktın koştur koştur eve gelince de çocuk telaşı, yemek yetiştirme, yapılacak işler, uyku saati diyorsunuz oh derken kendinize vakit ayırırken sizde yorgunluktan uyuyup kalmışsınız… Yavaşlayın! Hayatı vitese takmış bir şekilde ilerliyoruz, devamlı aynı şeyler, vücudunuz yoruluyor, hem fiziksel yorgunluk yaşıyorsunuz hem de beyin yorgunluğu! Çoğu kez duyduğum şeylerden biri fiziksel yorgunluk bir şekilde geçiyor da beyin yorgunluğu nasıl geçecek.

    Evet, sevgili okurlarım nasıl geçecek? Büyük bir şehirde yaşadığımız için hayatın zorluklarına rağmen devamlı mücadele etmek zorundayız. Hayat bazısına doğuştan fırsat vermemiştir. İnsanlar fırsatları kendi oluşturmak için çalışır. Kendilerini çok fazla çalışmak zorunda hissederler. Durup soluklanmaya vakit yoktur sürekli bir yerlere yetişme çabası içindedir. Hatta hayatın güzelliklerini kaçırdıklarının farkında olurlar. Dünyaya bir kez geldiklerinin de bilincindedirler. Ama zorunlulukları hayallerinin önüne geçer ve koşmaya kaldıkları yerden devam ederler. Ve zamanla ruhumuz yaşlanır… Durup dinlenemiyoruz. Hayal olarak kalıyor. Ödenmesi gereken faturalar, banka işleri, evin düzeni, ev alışverişi, okul, sosyal hayat… Yapılması gereken şeyler evet ama bunu koşturarak değil kendinizi dinleyerek yapmalısınız. Elbette bunlar yapılacak şeyler biz koşsak da koşmasak da illa ki yapılması gerekenler bir şekilde yapılıyor. 

    Önemli olan sindirerek koşturmak… Bir de üstüne bu kadar şeyi yapıp vicdan azabı çekenler yok mu? Her şeyi yapmalarına rağmen çocuğumun şuyu eksik ona yetişemedim, onu haftanın 5 günü aradım şimdi 3 günü arıyorum vicdan azabı çekiyor üstüne koşmaya devam ediyor. Yahu en son ne zaman sinemaya gittin? Hayatın neresinde kalmıştın? Yaş geldi geçiyor eskisi gibi olabilir mi her şey? Ya da istediğin halde olmuyor mu? Eski sağlığın yok mu? En önemlisi ruh sağlığı yaşamış olduğun bu koşturma seni psikolojik olarak yıpratır ve hastalıklar ortaya çıkar; depresyon, panik atak, kaygı, memnuniyetsizlik… Çaresi var mı elbette var ama iş işten geçmesin. Eskisi gibi olabilir mi kırılan bir vazoyu tamir etseniz ne kadar birbirine bağlanır ki…  Her birimizin hikâyesi, yaşam deneyimi ayrı ama hemen hemen dikkat edin herkesin yaşadığı şeyler benzer. Ta ki bir gün bir şekilde düzende bir yanlışlık olduğunu anlayıncaya kadar… Belki fırsat yaratıyorsunuz ama alışık olmadığınız için anı nasıl değerlendireceğinizi bilmiyorsunuz içinde bulunduğunuz anı unutup sanki maratondaymışsınız gibi koşmaya devam ediyorsunuz. E bu hız fazla olunca etrafınızdakileri göremiyor sağlığınızda ihmal ediyorsunuz. Sevgiden geçmeyen her gün bana kalırsa kayıp gündür. İş bu illa ki yapılır önemli olan severek sindirerek yapmak. 

    Hayatta kendiniz için bir iyilik yapın; 

    Doğanın kusursuz huzurundan faydalanın, işlerinizin koşuşturmasına bir ara verin yavaşlayın! 1 günde olsa kendinizi doğanın yeşiline bırakın. Kafanıza gereğinden fazla bir şey takmayın. Söylemesinin kolay olduğunu biliyorum fakat zaman sihirli bir ilaçtır. Zamanla kafanıza bir şey takmamayı öğreniyorsunuz. Kişilere veya eşyalara bağımlı olmayın! Yeniliklere açık olun, dışarıdan izlemek yerine içerisine girin o tadı alın ve kendiniz alışkanlıklar yaratın. Üşendiğiniz ve ya yorulduğunuzda hep aynı hep aynı şeyler diye isyan ettiğinizde durun ve derin bir nefes alın. Belki sizin isyan ettiğinize başkaları sahip olmak istiyordur. Kıymetini bilmediğiniz şeyleri elinizden çıkıp gittikten sonra kıymete binmesi hiçbir şey ifade etmez. Bir gün ölecekmiş gibi yaşadığınıza inandığınız gibi uygulamasında yaparsanız hem yoğun temponuz sırasında acı çekmemiş olursunuzHerkes kalbinin renginde yaşar hayatı ve herkes kalbinin rengini bulaştırır etrafındakiler . Demem o ki siz yavaşlayın etrafınızdakilerde yavaşlasın siz sevin etrafınızdakilerde sevsin… En önemlisi siz kendinize değer verin etrafınızdakilerde size değer versin. Şimdi derin bir nefes alın! Hayatınıza geri baktığınız kendiniz için bir şeyler yapmış olun. Gücünüz ruhunuzda gizli…

  • Çocukları Sevgi ve Disiplinle Yetiştirebilmek

    Çocukları Sevgi ve Disiplinle Yetiştirebilmek

    Sevgi ve disiplin birbirine aykırı görünmelerine karşın aslında çocuk yetiştirmede birbirlerini tamamlayan iki unsurdur. Önemli olan her ikisini de uygularken çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun şekilde uygulayabilmektir.

    Çocuk gelişiminde sevgi kadar disiplinin de önemi vardır. Sevgi ve hoşgörümüz, çocuğun temel güven duygularını pekiştirir, daha özgüvenli ilişkiler kurmasına, çevresini daha cesaretle keşfetmesine vb… sağlar. Disiplin ise çocuk açısından tamamlayıcı bir unsurdur. Burada bahsedeceğimiz disiplin çocuğu hizaya sokacak, yaramazlıkları önleyecek bir anlayıştan farklıdır. Çocuğun disiplin yoluyla sorumluluklarını kavrayabilmesi, sınırlarının farkına varıp buna göre daha doğru ilişkiler kurabilmesi, seçimlerini daha rahat yapabilmesi ve problemlerini daha başarılı çözebilmesi amacıyla uygulanmalıdır. Çocuklar büyüdükçe bu iki kavramın doğru ve tutarlı uygulanabilmesinden son derece fayda göreceklerdir.

    Öncelikli olarak sevgiden bahsedecek olursak düşünmemiz gereken çocuklarımızın tamamıyla bize bağımlı ve muhtaç bir yaşam sürüyor olduklarıdır. Bizler çocuklarımızı severken çok fazla düşünmediğimiz kendi olumlu duygularımızla mı, yoksa kırık dökük hayatımızda bir teselli bulabilmek için mi onlara sarılıyoruz. Bu anne babalar açısından büyük bir handikaptır. Çünkü bize ağır gelen sorunlarımızdan uzaklaşabilmek için çocuklarımıza sarılmamız aslında onların gerçek anlamda ihtiyaç duygukları sevgiyi verebilmemizden bizleri uzaklaştırır. Unutmayalım ki yetişkinler olarak çözemediğimiz sorunlarımız için derman bulabileceğimiz en son kişiler çocuklarımızdır. Bu açıdan düşünürsek yetişkinler olarak yaşadığımız bütün sorunların çocuğun dünyasına ait olmadığını anlarız. Çocuğumuzla kuracağımız ilişki, onun dünyasına ait merakları, sorunları, sorumlulukları vs.. içermelidir. Kendi kişisel kaygılarımızı çocukla kuracağımız ilişkinin içinde yaşarsak herşeyi hem çocuk hem de kendimiz açısından anlaşılmaz ve işin içinden çıkalamaz bir hale getiririz.

    Bütün bunları göz önünde bulundurarak düşünürsek çocuğumuza koyacağımız sınırlar ve kurallar, çocuk için anlaşılır olmalıdır. Aile olarak kendi içimizde tutarlı ve ortak şeyler söylemeliyiz. Birimizin yasakladığı bir şeye diğerimiz izin veriyorsa bu yasak çocuk açısından anlamsızlaşır. Çocuk her zaman faydacı davranacaktır. Anneden koparabileceği izni anneden, babadan koparabileceği izni babadan istemeye başlar, yada birisi izin vermezse diğerinden izin ister. Bu durum çocuklarımız açısından tutarsız bir ilişki ağı olup bir türlü sınırlarını bilememesine ve her fırsatta aynı konuları dayatmasına neden olur. Ebeveynlerin özellikle göz önünde bulundurması gereken şey budur. Çocuğu kimin daha fazla sevindirdiği değildir. Zaten bu tip bir çelişki ileride çocuğumuzun sosyal yaşamda pek çok yaşamasına neden olacaktır. Evde aile büyükleriyle yaşıyorsak (büyükanneler, büyükbabalar) bu konuda özellikle onları da bilinçlendirmeliyiz. Torunlarına karşı çok daha yumuşak yüzlü olabilirler. Böyle bir durumda annen baban izin veriyorsa diye teyit almaları gerekir.

    Koyduğumuz kuralların, verdiğimiz cezaların çocuk açısından anlaşılır ve akla yakın olması gerekir. Aksi taktirde çocuklar için için kırgınlıklar yaşarlar, anlaşılmadıkları ve sevilmedikleri duygusuna kapılırlar. Çocuk, sevgiyi aldığı zamandaki gibi disipline edilirken de sevinç ve mutluluk yaşamaktan hoşlanır. İşte bu yüzden çocuk disiplininde ödül her zaman cezadan daha fazla işe yaramaktadır. Çocuklarımızın günlük düzenini (bilgisayar, sokak, ders, yemek gibi), her zaman yapmaktan hoşlanmadığı yada zorlandığı faaliyeti, zevk aldığı uğraşın yapılması için gerekli bir iş olarak sunmalıyız. Bu şekilde zevk aldığı işler otomatik olarak sorumluluklarını gerçekleştirmenin ödülü biçiminde sunulacaktır. Tabi bunu yaparken sınırsız olmamalıyız, eğlenceli faaliyetinde sınırları olmalıdır, bunu nasıl kullanacağına da çocuk karar vermelidir. Çocuğun güvenliği ve sağlıklı gelişimi açısından ondan sorumlu olan ailelerdir. Bu yüzden sınırlar koyarken otorite biz olmalıyız. Aşırı otoriter olmak kadar otorite koyamamakta sakıncalıdır. Bu konuda özellikle yapamayacağımız şeylerle tehdit etmemeliyiz (bacaklarını kırarım, pipini keserim vs..). Bu şekilde bir davranış hem otorite koyamamamıza hem de çocuğumuzun ruhsal yönden sıkıntılı bir gelişim izlemesine neden olacaktır. Aynı şekilde çocuğun istediği herhangi bir şey içinde tutamayacağımız sözler vermemiz son derece sakıncalıdır. Buna örnek olarak çok pahalı olan, alamayacağımız şeyleri bir gün alacağımız hayalleri kurdurmamızı söyleyebiliriz. Bu, o anda çocuğun bunu ertelemesine yarasa bile ileriki hayatında çocukluğunda hayalini kurupta ulaşamadığı şeylerin gelecekte ki birer yansımaları olacaktır. Muhtemelen kişinin normalde elde edebilmesinin zor olduğu şeyleri elde edebilmek için sınır tanımaz bir hırsla çabalamasına neden olacaktır.     

    Çocuğumuz yolda, alışveriş merkezinde bizden bir şey istiyor ve bizde alamıyor isek ve çocuk inatla ağlıyor ve diretiyor ise yapılacak en mantıklı şey sabırlı olmaktır, dövmek ve çekiştirmek değil. İstediği ağlasın, kendini yerlere atsın, sabırlı olmalıyız. Eve döndüğünde unutur, ve bu tecrübesinden ağlayarak isteklerini gerçekleştiremeyeceğini öğrenmiş olur. Tekrar etmemeye başlar. Özellikle dayaktan kaçınmalıyız çünkü bu çocuk açısından ders verici değil gurur kırıcıdır. Çocuk cezalandırılırken mutlaka bunu niçin yaşadığını bilmek ve anlamak zorundadır. Yoksa olumlu davranışları pekiştirmek, olumsuz davranışları azaltmak hedefinden uzaklaşmış oluruz. Dövmek, çocuğun sorunlu olduğunu değil, bizim zorluklar karşısında zayıf ve tahammülsüz olduğumuzun göstergesidir. Çocuğa verilecek en iyi ceza onun zevk aldığı faaliyetleri kısıtlamaktır, doğru olan davranışları da sevgi ile ödüllendirmektir. Bazen sıcak bir sarılış, onlara alınacak pahalı bir hediyeden çok daha değerli olabilir. Onları maddi şeylerden daha fazla sevgimizle ödüllendirmemiz, çocukların benlik değerlerinin daha sağlam olmasını sağlar.

    Bazen disiplin açısından eğlence ve oyuncak çok iyi fırsatlar sağlayabilir. Öncelikle çok fazla oyuncak almanın zararlı olduğunun bilinmesi lazım. Bu, çocuklara oyuncakları daha değersiz ve her istediğinde ulaşılan nesneler haline getirir. Halbuki gelecek hayatlarında istedikleri bir kaç seçenek arasında seçim yapmak zorunda kalacaklardır. Elde ettikleri şeylere daha az değer verecek ve buna dair sorunlar yaşayacaklardır. Çoğu aile kendi çocukluklarında yaşayamadığı yada çok yoğun olup çocuklarıyla yeterince ilgilenemediği için duydukları bu  sıkıntıyı onların her istediğini alarak gidermeye çalışır. Bu çok yanlış bir davranıştır. Kesinlikle elde ettiğine değer verebilmesi için ona vakit tanımalıyız. Yaklaşık üç dört haftada bir oyuncak alınmalıdır. Birden fazla beğendiği oyuncak varsa aralarından birini seçmek ve diğerlerini gelecek sefere ertelemek için onları teşvik etmeliyiz. Eğer pahalı ama alabileceğimiz bir şeyi istiyorlarsa onlara bu oyuncağın parasının küçük bir kısmını biriktirmesini üstünü bizim tamamlayacağımızı söyleyerek yönlendirebiliriz. Bu özellikle çocuklara arzu ettikleri şeylere ulaşabilmek için emek vermeyi ve çaba sarfetmeyi öğretir.

    Eğer kardeşi varsa her iki çocuğa da kendi aralarında paylaşmayı özendirmeliyiz. İleride sosyal hayatlarında paylaşmak istemiyor olmaları, onların yalnız ve mutsuz bireyler olmalarına yol açacaktır. Bunun için çocukları birbirleriyle kıyaslamamalıyız.

    Bizlere hoşlanmadığımız davranışlarda bulunuyorlarsa anneye-babaya böyle davranılmaz dememeliyiz, bu çocuk açısından anlaşılmaz bir kuraldır. Bunun yerine özdeşim yaptırıp sen böyle yaptığın zaman çok üzülüyorum, çok kırılıyorum gibi açıklamalar yapmamız daha çok işe yarar. Buna rağmen kırıcı yada inatlaşıcı davranışlarda bulunmaya devam ediyorlarsa, muhtemelen bizlere kırgın, kızgın olduğu konular vardır. Davranışları, bu duyguların dışa vurumudur. Sorunun ne olduğunu araştırmalıyız. Çocuğun sorunları hakkında asla onun yanında konuşmamalıyız. Bu çocuğa fayda değil zarar verir.

    Unutmayalım ki sevgi, anlayış, hoşgörü ve sabırla yetiştireceğimiz çocuk sağlıklı bir yetişkin olacaktır. Kişisel endişelerimizin, hayallerimizin, yaşamdaki stres ve sorunlarımızın hepsi biz yetişkinlerin kişisel olarak çözmesi gereken sorunlardır. Çocuğumuzla kuracağımız ilişki ile karıştırılmamalıdır. Doğada her canlının çocuk yetişitirirken amacı çocuğun güvenliğini ve ileride kendi kişisel hayatında ayakta durabilmesini sağlamaktır, karşılaştığı sorunları çözebilmesi ve yetişkin bir birey olarak kendi amaçlarını, hedeflerini kendisi için doğru şekilde ortaya koyabilmesini öğretmektir.

    Bizim istediğimiz kimliğini kazanmış olan bizimle, kendisiyle ve çevresiyle olumlu ilişkiler geliştirebilen, yaşadığı sorunları biz başında olmasak bile çözebilen, zorluklar karşısında direnebilen, ne istediğini bilen ve enerjisini doğru şekilde kullanabilen bir çocuk yetiştirebilmektir. Bunun için çocuklarımızı yeteri kadar dinlemeli ve onların fikirlerine değer verdiğimizi gösterebilmeliyiz.      

  • Ergenlik Dönemi Değişimleri İle Gelen Kaygı Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    Ergenlik Dönemi Değişimleri İle Gelen Kaygı Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    İnsanların gelişim dönemlerini sekiz evrede tanımlayan Erik Erikson, ergenlik dönemini kimlik kazanımına karşılık rol karmaşası olarak ifade eder. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci olarak da ifade edilen ergenlik döneminde, kişiler ayna karşısına geçerek sürekli kendilerini izlemeye ve üstlerinde kimlikler denemeye, bir özne olmaya çalışırlar. Yaşadığı görüntüsel ve hormonal değişiklikler sonucu beğenilme ihtiyacında olan ergen için, ötekilerin gözünde nasıl göründüğü belki de diğer bütün yaşlarından daha önemlidir bu dönemde. Yeni bir saç stili, yeni bir giyim tarzı, konuşma biçimi vs hepsi üstlerinde denedikleri kimliklerdir. Bunu genellikle idealize edilen bir kişinin özelliklerini üstüne alma biçiminde gerçekleştirirler. Yani o yeni saç stili tesadüfi değildir de iyi bir kimliğe sahip birinin bir özelliğidir aslında. Bu kadar imajıyla ilgili olduğu bir dönemde, imajına gelen küçük bir darbe bile kişinin özgüvenini sarsmaya yetebilir. Araştırmalara göre ergenlerin yarısından fazlası özgüven sorunlarıyla uğraşıyor. Bu sorunların sağlıklı olarak atlatılması ise büyük önem taşıyor.

    Gelişim psikologları, gençlerdeki pozitif benlik değerinin, yeni şeyler denemek, kendini geliştirmek, sağlıklı riskler almak ve krizleri yönetebilmek anlamında önemli olduğunu; çocuğun yetişkin olduğu dönemde de bu durumun bağımsız ve olgun davranmak, başarılarından gurur duyabilmek ve bunun yanında başarısızlıklarını kabul edip bunların sorumluluğunu alabilmek, ve gerektiğinde herkese yardımcı olabilmekle sağlıklı bir gelecek oluşturmalarında büyük katkısı olduğunu belirtiyorlar. Hikayeye öbür taraftan bakmaya kalktığımızda ise başarısızlık, utanç veya hata yapma ihtimali olan durumlardan kaçan, okul yaşamında ve sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşayan bir çocuk çıkıyor karşımıza. Müdahale edilmediği durumlarda düşük özgüven, çocukların, utangaç, öfkeli, üzgün ve kaygılı, düşük motivasyonlu, bedenini beğenmeyen, daha iyi hissetmek için alkol veya madde gibi riskli davranışlara yönelen biri olmalarına neden olabiliyor.

    Bu dönemde yaşanan özgüven sarsıntıları ve kaygı bozukluklarında arkadaşların etkisi büyük olsa da korucuyu bir faktör olarak ailenin rolü yadsınamaz. Çocuklar kendilerini ilk olarak anne babalarının bakışından tanıdığı için, ilk özne kurulumları da onların bakışından olur. Çocuklar, anne babalarından, herkesten olduğundan daha fazla etkilenirler. Hepimiz, çoğunlukla farkında olmadan, bizi onların gözüne güzel gösteren kimliklere bürünürüz aslında. Çocuk için de çevresinden gelen tüm tepkilere karşın ailesinin ona biçtiği kimlik, bir referans olarak durmaktadır kenarda. Bu anlamda, ailelerin çocuklarının özgüvenlerinin desteklenmesinde tahmin ettiklerinden çok daha fazla etkileri vardır.

    Çocuklar için özgüven genellikle onları seven ve değer veren bir aileye sahip olduklarını bilmeleri ile gelişir. Sevginin doğrunun ifade edilmesinin yaygın olmadığı toplumumuzda, çocuklar bunları dolaylı olarak anlamaya çalışıp, bunu söylemenin normal olmadığını yetişkin hayatlarında da devam ettirebiliyorlar. Yani sevginizi açıkça söylemekten çekinmeyin, çocuğunuzun buna ihtiyacı var. Ayrıca çocuklar için önemsediği konularda cesaretlendirilmek ve yaptığı işlerin övgü alması da özgüvenlerini destekleyen şeylerdir. Bunlara ek olarak çocuğunuzun özgüvenine motor gücü olabileceğiniz şu stratejileri izleyebilirsiniz:

    • Çocuğunuzla ilgili veya yaptığı bir şeyle ilgili iyi hissettiğinizde, bunu ona söyleyin. Çocuklar onlara söylediğimiz pozitif ve negatif şeyleri çok iyi saklarlar.

    • Çocuğunuz bir yeteneğini sergilediğinde veya bir konuda iyi bir iş çıkardığında onu överken cömert olun. Hiçbir zaman çok fazla övmüş olmazsınız. Ayrıca överken kullandığınız pozitif karakter özelliklerini çocuğunuzun gelecekte tamamen benimsediğini göreceksiniz.

    • Çocuğunuza kendisine dair pozitif şeyleri hatırlamasını öğretin çünkü ne düşündüğümüz nasıl hissettiğimizi ve nasıl hissettiğimiz de nasıl davrandığımızı etkiler.

    • Çocuğunuza karar verebilmeyi öğretin ve karar vermesi gereken anlarda verdiği iyi bir kararı hatırlamasını öğütleyin.

    • Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmeye çalışın; aktif şekilde dinleyin onu, yeni şeyler öğrenmesine ve hedeflerine doğru yürümesine yardımcı olun.

    Bunların tümünde ortak olan şey çocuğunuza sizin desteğinizle kendi ayakları üzerinde yürümesini öğretmenizdir. Ergenlik dönemindeki çocuğunuz için özellikle aktif zaman geçirmek ve onu dinlemek önemli olacaktır. Unutmamanız gereken şey şudur ki gençlerdeki özgüven sık iniş-çıkışlarla gelişir. Bunları yapmanıza karşın çocuğunuz bir anda pozitif özgüven işaretleri göstermeye başlamadıysa, bu, yanlış bir şeyler yaptığınız anlamına gelmez, yalnızca biraz zamana ihtiyacı var anlamına gelecektir.

    Bunların yanında ailelerin kaçınmaları gereken bazı davranışlar da bulunmaktadır. Çocuğumuz her zaman bizim hoşlandığımız biçimde davranmayabilir ve biz onun bazı davranışlarını değiştirmeye çalışıyor olabiliriz. Böyle durumlarda;

    • Çocuğunuza karşı sert veya negatif bir dil kullanarak onu duygusal olarak cezalandırma yoluna gitmek yerine, o davranışı yerine yapabileceği bir alternatifi belirtmek ve onun fikrini de alarak üstüne konuşmak,

    • Sinirinizi kontrol ederek özellikle başkalarının da olduğu ortamlarda çocuğunuza bağırmamak (özellikle ergenlik dönemindeki çocuğunuz için bu utanç kaynağı olacaktır, ve sizden tamamen uzaklaşmasına neden olabilir),

    • Aşağılama biçimini alan eleştirilerden uzak durmak,

    • Çocuğunuzu tek başına hissettirecek konuşmalardan kaçınmak (örneğin isteğimizin dışında davrandığında ‘Ne yaparsan yap’ gibi bir söylem içine girmek),

    • Onları görmezden gelmemek,

    • Başkalarıyla -özellikle de diğer kardeşlerle- kıyaslamamak önemlidir. Her çocuk özeldir ailesi için fakat o bunu ancak ailesinin aktarımıyla öğrenebilir. Bu yüzden öyle olduğunu hissettirin.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyonu anlama

    Depresyon çocuklarda ve ergende nispeten yaygındır ve yetişkinlerde olduğundan çok daha farklı görünebilir. Örneğin, depresyondaki çocuklar üzgün olmaktan çok huysuz görünebilir veya bir zamanlar keyif aldıkları etkinliklere ilgi duymazlar.

    Uyku durumlarında veya yeme alışkanlıklarında değişiklikler gösterebilir, kendileri veya başkaları hakkında olumsuz şeyler söyleyebilir veya gelecekte kötü şeylerin olmasını bekleyebilirler.

    Depresyondaki bazı çocuklar yorgun ve motive olmazken diğerleri huzursuz görünebilir.

    Neredeyse tüm çocuklar bazen bu şekilde kötü hissedebilirler – bu normaldir; ancak bu çocuklar üzgün, kötü hissetmekte “takılıp kaldıklarında” sorun oluşturur. İyi haber şu ki, çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve duygularını yönetmelerine yardımcı olacak bazı etkili yollar var – böylece bu durumda takılıp kalmıyorlar.

    Depresyon, çocukları sinirli, kolay kızan yapıya getirebilir veya bir zamanlar keyif aldıkları şeyleri yapmamaya itebilir.

    Nasıl Hissettiğimizi Değiştirmek İçin Nasıl Düşünüp, Neler Yaparız?

    Hepimiz kendimiz için düşündüğümüz şeylerden ve duygularımıza yanıt olarak yaptığımız şeylerden etkileniriz. Yağmur yağıyor ve siz kendi kendinize şunu düşünüyorsanız, “Of, olamaz! Şimdi tüm planlarım mahvoldu!”; kendinizi çok kötü hissedebilir ve buna karşılık bütün gün bir şey yapmadan durabilirsiniz.

    Bunu yaparsanız, daha iyi hissetme şansınızı kaçırabilirsiniz. Öte yandan, “yağmur yağdığına sevindim; şimdi içeride kalabilir ve okuduğum harika kitabı bitiririm “derseniz, mutlu hissedecek ve hoşlandığınız bir şeyi yaparsınız.

    Üzücü veya tuhaf bir ruh hali olan çocukların, hayatlarındaki olaylar hakkında olumsuz düşünceleri olması ihtimali yüksektir. Bunun sonucunda kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olacak etkinlikler seçme olasılığı daha düşüktür. Bu programda, çocuğunuz düşünceyi değiştirerek, davranışları değiştirerek veya her ikisini de değiştirerek ruh halini iyileştirmenin yollarını öğrenecektir.

    Çocuğum Neden Depresyonda?

    Çocuklarda ve ergenlerde depresyonun, biyolojik faktörler, psikolojik faktörler (düşünce ve duygular gibi) ve sosyal faktörler (okul ve arkadaşlar gibi) olmak üzere birçok farklı nedeni vardır. Depresyon sıklıkla çok sayıda stresör ve duyarlı yapıya sahip çocukta kontrol hissi kaybı sonucu oluşur.

    Hassas/Duyarlı Kişilik

    “Hassas kişilik”, bazı çocukların daha kolay incinme veya daha üzgün olma eğiliminde olduğu anlamına gelir. Kötü durumlara veya tehditkar görünen bilgilere daha güçlü ve fazla tepki verirler. Hassas bir kişiliğe sahip bir çocuğun, yaşam boyu olumsuz duygular ve duygudurum bozuklukları yaşama riski artmıştır/daha fazladır.

    Kontrol Kaybı

    Hassas bir kişiliğe sahip olan ve hayatlarında meydana gelen şeyleri kontrol edemeyeceklerini düşünen çocukların kötü deneyimlerden olumsuz bir şekilde etkilenme olasılığı daha yüksektir.

    Bir şeylerin kontrol dışı kalması bu çocuğun dünyayı deneyimleme, zorlukları çözme ve gerektiğinde yardım alma imkânlarını sınırlayan durumlarla daha da ağırlaşabilir. Çocukların, durumu ortadan kaldırarak veya baş etme becerilerini öğrenerek kötü durumlar üzerinde bazı kontrollerinin olduğuna inanmaya ihtiyaçları vardır.

    Stresli Deneyimler

    Hassas bir kişiliğe sahip çocuklarda stresli deneyimler ruh halini de şekillendirebilir.

    Örneğin, başarısızlığa uğramış hassas çocuklar, geçmişte oldukça başarılı olsalar bile başarılı olamayacaklarına inanmaya başlayabilirler. Akranları tarafından reddedilen duyarlı bir çocuk sosyal deneyimlerden çekilebilir. Aynı çocuk, bir şeyi olduğundan çok daha olumsuz görebilir veya kolayca vazgeçebilir.

    Olumsuz Düşünceler

    Depresif çocuklar dünyayı diğer çocuklarınkinden daha olumsuz olarak görme eğilimindedirler. Neyin yanlış gideceğini hayal etmede çok iyidirler. Bu eğilim üç önemli yolla ortaya çıkmaktadır: (1) dikkat ettikleri şeyler, (2) durumları yorumlama biçimi ve (3) kendi kendilerine konuşmaları.

    Dikkat

    Depresif çocuklar olumsuzluklara diğer çocuklardan daha fazla odaklanırlar. Örneğin, durumun iyi gitmediğine dair işaretlere dikkat etme ve mutsuz olayları mutlu olaylardan daha fazla hatırlama olasılıkları daha yüksektir.

    Yorumlama

    Depresyona maruz kalmış çocuklar, kendileri, başkaları ve dünya hakkında olumsuz düşünceler düşünmeye başlar. Örneğin, depresyondaki çocuklardan bir sınavda niçin iyi bir sonuç almadığına dair nedenleri düşünmeleri istendiğinde, “çünkü sınav zordu” yerine “akıllı olmadığım için” şeklinde düşünmeleri daha olasıdır.

    Kendi Kendine Konuşmak

    Depresyona maruz kalmış çocuklar da endişeli olmayan çocuklardan daha “olumsuz” kendi kendine konuşma üretirler. Yani, diğer çocuklara göre kendilerine “Bunu asla yapamayacağım” gibi ya da “İşler asla yürümez” gibi şeyleri söylemeleri daha olasıdır.

    Olumsuz düşünceler umutsuz duygulara neden olabilir; umutsuzluk çocukları yaşamlarındaki sorunları çözmeye çalışmaktan ziyade vazgeçmeye yönlendirebilir.

    Kognitif Davranış Terapisi Nasıl Yardımcı Olabilir?

    BDT, çocuklara zorluklarını çözmek için başa çıkma becerileri geliştirmelerinde yardımcı olur. Çocuklara çeşitli beceriler öğretilir. Terapist, çocukla birlikte çalışarak kendisine en çok yardımcı olacak becerileri belirlemeye çalışır.

    Çocuklar da bu becerileri pratik/egzersiz yaparak geliştirirler bunun sonucunda yeni bir bakış açısı geliştirirler.

    Depresyondaki çoğu çocuk belli düşünce alışkanlıkları ve davranışları geliştirdiğinden pratik/egzersizlerin başında yeni yollar denemek için kendilerini garip görebilir, isteksiz hissedebilir veya samimi görmeyebilirler.

    Çocuk bu becerileri denediğinde terapist veya bir ebeveyni çocuğu teşvik eden ve destekleyen bir rehber görevi görebilir.

    Özetle, BDT, çocukların/ergenlerin sorunlarla baş etmede yeni baş etme becerileri öğrenmelerine ve dünyayı yeni bakış açısı ile görmelerine yardımcı olan pratik uygulamalar içerir.

  • Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Bu cümleyi sürekli kuruyorsun, çünkü içindeki dalgaları durduramıyorsun ve her şeyi kontrol altına almak istiyorsun. Hayatında ya siyah ya beyaz olsun istiyorsun, gri renge tahammülün yok.

    Haksız da değilsin, çünkü beynimizi en çok yoran şeylerden birisi de belirsizliktir. Beyin net bilgiler ister.Fakat öte yandan da belirsizlik birlikte yaşamaya mecbur olduğumuz evrensel bir gerçeklik. Bir gün mutlaka öleceğimiz gerçeği dışında geleceğimiz ile ilgili başka neyden gözümüz kapalı emin olabiliriz?

    Peki bu belirsizlik duygusunun verdiği rahatsızlıkla nasıl başa çıkacaksın?

    Bazen belirsizlik yaşayabileceğin gerçeğini beynine aşağıdaki cümleleri tekrar ederek öğreteceksin;

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum ve onaylıyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine karar verdim.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine tercih ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini sevmesem bile kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda  iyi şeyler de yaşayabilirim kötü şeylerde, ben iyi şeyler yaşamayı tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.