Etiket: Şey

  • Mutluluk

    Mutluluk

    2300 yıl önce Aristotle insanların her şeyden çok mutluluk istedikleri sonucuna varmış. Aristotle‘den beri çok zaman geçmiş olmasına rağmen, mutluluk arayışımız konusunda ilerleme gösteremediğimizi söyleyebiliriz.

    Bu konuda siz de benimle aynı fikirdeyseniz gelin savımızı desteklemek için çevremize bakalım. Önce hastaneler…Tıp alanının hemen her uzmanlık alanında stresin neden olduğu hastalıklarda yakınan yüzlerce insanın var olduğunu görürüz. Hatta estetik cerrahi alanında bile, başvuruların bir kısmını kendi görüntüsünden memnun olmayıp, mutsuz olup da değiştirmek isteyen insanlar oluşturur.

    Şimdi adliye koridorlarında gezinelim…Günde kaç kişi mutlu olma hayalleriyle kurmuş olduğu evliliğinden vazgeçiyor acaba? Var mı bir tahmininiz?

    Eveeet hadi sokaklara inelim. Oradan oraya koşturup insanların arasına… Gülen birine rastladınız mı? Ya da en azından varoluşundan dolayı mutlu olan ve bu da yüzüne, bedenine, duruşuna yansımış birine? Tamam, birkaç tane var galiba ama onlarca insan arasında birkaç tane… Psikiyatri ve psikoloji kliniklerine hiç uğramayalım isterseniz…

    Şimdi de mutluluk konusunda yapılmış olan birçok araştırma ışığında mutluluğun ne olduğunu, nasıl ve nerelerde bulunabileceğine bir bakalım…

    Yaşamamızın niteliğini belirleyen ve kontrolümüzde olmayan pek çok güç vardır. Ne kadar uzun boylu olacağını ya da zekâmızı belirleyemeyiz. Ana – babamıza, nerede, ne zaman ve hangi şartlarda doğacağımıza da karar veremeyiz. Genlerimizde yazılı olan kod, denetimimiz dışındadır. Yine de bütün bunlara rağmen eylemlerimizi denetleyebildiğimiz, kendi kaderimizin patronu olduğumuzu hissettiğimiz zamanlar olur. Bu anlarda yaşamımızın kontrolümüz altında olduğunu hissederiz ve keyifleniriz. Arkanıza yaslanın ve böyle bir, anınızı düşünün. Yeryüzündeki gülümsemeyi görebiliyor ve kendinizle gururlanmanızın verdiği keyfi tahmin edebiliyorum. İşte bu duygu MUTLULUK deyince akla gelen duyguya en yakın duygudur. Hatta mutluluk budur.

    Hemen hepimiz büyürken en önemli şeyin gelecek olduğuna inandırılarak büyürüz. Çocukken iyi alışkanlıklar edinirsen, GELECEKTE iyi bir karakterin olur hatta GELECEKTE evliliğin bile ona göre olur… Derslerine iyi çalışırsan, GELECEKTE iyi bir mesleğin olur. İşini iyi yaparsan GELECEKTE mesleğinde yükselirsin. Çocuklarına doğru model olur onları iyi yetiştirirsen GELECEKTE sen rahat edersin Şimdi para biriktirirsen GELECEKTE yaşlandığında sıkıntı çekmezsin.

    “ Şimdi bunları yap, GELECEKTE bunlar olur” doğumdan ölüme kadar tüm yaşantımızı kapsar. Gelmeyen, sonu olmayan GELECEĞİ bekleyerek sonunda kaçınılmaz olan yaşlılık ve ölümle burun buruna geliriz.

    Şimdi sıra iyi haberlerde…

    Her anımızda ödüller bulma yeteneği geliştirdiğimizde, yaşantımızdan zevk almaya ve anlam bulmaya öğrendiğimizde mutluluğu dışsal kuvvetlerde değil de, içsel gücümüzde aradığımızda yaşamımızın içeriğini belirleme fırsatını yakalarız. Yani yaşamamızın kontrolü elimizde olur.

    Buradan “ kendinizi içgüdülerinizi bırakın, dilediğiniz an dilediğiniz gibi yaşayın, paradır, puldur, kariyerdir. Bırakın bu fani şeyleri, mutluluk işte o vazgeçmişlikte, o kendini koyuvermişlikte” şeklinde bir sonuç çıkarmayın. Aslına bakarsanız hedefinize giden yolda verdiğiniz mücadeleden zevk aldığınız sürece hedeflerinizi yükseltmede ve yolunuza devam etmede bir sorun yok sorun başarmak istediğiniz şeye fazlasıyla kendinizi kaptırıp, bu yüzden yaşadığımız andan zevk almayı bıraktığınız zaman ortaya çıkar. Yani siz demek hedefiniz demek olduğunda… Hedefiniz sizin önünüze geçtiğinde… Sadece GELECEKTE güzel günler için yaşamaya başladığınızda… Emerson’un dediği gibi “ Her zaman yaşamaya hazırlanıyor ama hiç yaşamıyor.”

    Dışsal uyarıcıların ve ödüller olarak gördüğümüz paranın satın alabileceği her şey ağzımızı sulandırıyorsa, patronumuz, eşimiz, arkadaşımız yüzünü asıp sesini yükselttiğinde günümüz rezil oluyorsa, herhangi bir karar uygulamaya geçilmiyorsa da yine sorun var demektir. Çünkü bütün bunların hepsinin tek bir anlamı var; Yaşantımızın içeriğini belirleyememek. Akıp giden ömrümüz üzerinde kontrolümüzün olmaması…İnsanoğlu dışsal uyarıcıların kendini etkilemesine izin vererek kontrolü yani, ne yapıp ne yapmayacağını, ne alıp almayacağını ve hatta ne hissedip hissetmeyeceğini kendisinin dışındaki olaylara ve insanlara bırakarak iyi şeyler olmasını ve mutlu olmayı beklemektedir.

    Yapılan araştırmalar, paranın, gücün, konumun ve eşyaların kendi başlarına yaşam kalitesine zerre kadar katkıda bulunmadıklarını ortaya koymuştur. İnsanlara anlamda doyum sağlayacak olan, zayıf bir vücut, zenginlik ya da kariyer değil, yaşamlarıyla ilgili iyi şeyler hissetmektir. Bir etkinliğe başka hiçbir şeyi umursayamayacak kadar kaptırmalarıdır. Yani yaşadıkları her şeye kendilerini gerçekten vererek zevk almalarıdır.

    Şimdi de olayları insanları, geçmişi ve geleceği, aşk gibi güç gibi kavramları hayatımıza istediğimiz şekilde nasıl sokacağımıza bakalım. Başka bir değişle yaşamımızın içeriğini nasıl kontrol edeceğimizi görelim.

    Zihin ya da bilinç doğumdan ölüme kadar tüm duyduklarımızın, gördüklerimizin, umduklarımızın, zevklerimizin ve acılarımızın toplamıdır. Hem dış dünyadan hem de içimizden algıladığımız, fark ettiğimiz her şeydir, İnsanoğlu dışarıdaki gerçeklik ne olursa olsun, yalnızca bilincin içindekileri değiştirerek, mutlu ya da mutsuz olabilir. Çünkü dışarıdaki olaylar nötrdür. Onlara anlam yükleyen biz insanoğlunun bilincidir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • Aşırı Düşünme Alışkanlığı

    Aşırı Düşünme Alışkanlığı

    Yüzeysel olarak bakıldığında, aşırı düşünme kulağa çok kötü gelmiyor değil mi ?

    Ancak aşırı düşünmek problemlere sebep olabilir.

    Bir konuyu fazla düşündüğünüzde, yargılarınız puslu bir hal alır ve stresiniz artar. Negatif tarafına daha fazla yoğunlaşırsınız. Bu durumda da harekete geçmek zorlaşır. Burada aşırı düşünceden kaçınmanın 10 yolunu paylaşacağım :

    1. Farkında olmak değişimin başlangıcıdır: Aşırı düşünme alışkanlığının farkına varmadan önce ne zaman başladığınızı bilmeniz gereklidir. Kendinizi ne zaman şüphe içinde ya da stresli ve endişeli hissederseniz, geri adım atın ve duruma nasıl cevap verdiğinize bakın. Bu farkındalık anı değişme isteğinizin başlangıcı olacaktır.
    2. Bir şeylerin yanlış yöne gideceğini değil de doğru yöne nasıl gideceğini düşünün: Bir çok durumda, fazla düşünme tek bir duygunun sebebidir : korku. Bu tamamen olumsuz düşünmeye yöneldiğinizde olur. Kafanızda olumlu düşünceleri canlandırın.
    3. Kendinizi mutluluğa yönlendirin: Bu aşamada kendinizi mutluluğa, olumlu düşüncelere yönlendirmek iyi gelecektir. Dans etmek, meditasyon yapmak, resim yapmak vb. Bir şeylerle meşgul olmak sizi daha mutlu hale getirecektir.
    4. Düşüncelerinizi bir bakış açısı içine koyun: Aklımızdaki düşünceleri olduğunda fazla büyütmek ve abartmak kolaydır. Bir de bakmışsınız bu düşünceler önüne geçemeyeceğiniz birer dağ olmuş. Kendinize bu büyüttüğünüz düşüncelerin önünüzdeki 5 yıl içinde önemli olup olmayacağını sorun.
    5. Mükemmeli aramayı bırakın: Mükemmeli arıyorsanız eğer aramayı şimdi bırakın. Hırslı olmak güzel bir duygu fakat mükemmeliyetçilik gerçek dışıdır. Bir şeyin mükemmel olması gerektiği aklınıza geldiğinde şunu hatırlayın : ‘ Mükemmeli beklemek ilerleme kaydetmek kadar akıllı bir yol değildir. ‘
    6. Korkularınızla baş edin: Geçmişte yaptığınız hataların gelecekte de aynı sonuçları getireceğini aklınızdan çıkartın. Her yeni şansın yeni bir başlangıç olacağını hatırlatın kendinize.
    7. Çalışmalarınıza zaman koyun: Kendinize sınır koyun. Eğer bir şeyler hakkında çok düşünmek istiyorsanız buna bir limit koyun. Bu düşünme 5 dakikalık bir zaman dilimiyse geriye kalan 10 dakikalık dilimde sizi endişelendiren şeyleri bir kağıda yazın. Kağıdı yırtın ya da eğlenceli bir şeyler yapın.
    8. Geleceği tahmin edemeyeceğinizi fark edin: Kimse geleceği göremez ve tahmin edemez. Eğer şuandaki zamanınızı geleceğinize kaygılanmak için harcıyorsanız zamanınızdan çalıyorsunuz. Geleceğe odaklanmak hiç faydalı bir şey değil. Şuana odaklanmanız daha mantıklı olacaktır.
    9. İyi olduğunuz taraflarınıza odaklanın: Bazen en iyi yaptığınız şeyi tekrarlamak olumsuz olan ya da başarısız olduğunuz şeylere odaklanmaktan iyidir. Hangi yönünüz kuvvetliyse o alanda ilerleyin.
    10. Minnettar olun/ Şükredin: Her sabah sahip olduğunuz şeylerin listesini yapın. Sahip olmadığınız şeyleri düşünmeyin. Negatif düşünceler negatifliği getirir.

    Bunların dışında negatif düşünceler aklınıza geldiğinde bir yere not alın ama saklamayın kesinlikle. Geceleri bu tarz düşünceleri daha çok aklımıza getiririz. Konu konuyu açar (:

    ‘Fazla düşünmek bir hastalıktır’ Dostoyevski

  • Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Mutluluk içimizde hissetmemiz gereken bir duyguyken biz sürekli dışarıdan gelen şeylere bağlıyoruz. Yeni bir araba alınca mutlu olacağım, evlenince mutlu…, çocuğum olunca.., boşanınca …, sınavı geçince .., terfi alınca mutlu olacağım. Yani mutluluk bir hedefe dönüşüyor ve bunun için de hep bir şeyleri beklememiz gerekiyor. O beklediğimiz şey gerçekleştiğinde de kısa süreli anlık bir iyi hissetme halini alıyor. Aslında o anda hissettiğimiz şey gerçekten “Mutluluk” mu? yoksa “Coşku” mu?

    Peki mutluluk nedir? Tarifini bile tam yapamadığımız herkesin farklı tanımladığı bir duygu. Kimine göre mutsuz olmamak, kimine göre sosyal statü, kariyer sahibi olmak, kimine göre zengin olmak ya da huzurlu bir aile yaşantısına sahip olmak. Ama genel bir yanılgımız var, hep bir şeylere bağlıyoruz bu mutluluk denen olguyu. Oysa mutluluk bir “His”tir. Bizim satın aldığımız ya da sahip olduğumuz şeylere kodlarsak hep dışımızda kalmaya devam edecek uçucu, anlık yükselmelerden başka bir şey olamayacak ne yazık ki!

    Mutluluğu tanımlarken sanki hep bir neşe, abartılmış bir iyi olma haliyle özdeş tutma eğilimindeyiz. Oysa mutluluk; hüzünlü bir anımızı sevdiğimiz bir dostumuzla paylaşırken de hissedebileceğimiz bir şey. Ya da sadece çocuğumuzun gülümsemesini izlerken, kedimizle oynarken, sevdiğimiz bir şarkıyı mırıldanırken.

    Duygu repertuarımız o kadar genişken, mutluluğun biraz abartıldığını düşünüyorum. İnsan olarak her duyguyu deneyimlemek bizi ruhsal anlamda çok daha zenginleştiren bir şey. Ama biz sadece mutlu olalım beklentisine kapıldığımızda çok daha derin duygular hissedebileceğimiz değerli “An” ları kaçırıyoruz. Belki de hayat; her bir “An”ı farkındalıkla hissedip ustaca yaşayabilme sanatı. Yani yaşadığımız tüm duyguların harmanlandığı “An”lar bütünü. Biz ise onu üç ay sonra gelecek, 1 yıl sonra gelecek bir tren gibi bekliyoruz. Oysa mutluluk bir sonuç değil süreçten keyif alacağımız bir hayat yolculuğu..

    Bekleyerek, hazırlanarak, sipariş vererek elde edebileceğimiz bir şey değil Mutluluk. Tüm pozitif bilimlerin, dinlerin, bütün kadım öğretilerin dediği gibi. “Mutluluk İçimizde”. Dışarıdaki şeyler eğer biz izin verirsek sadece harekete geçirebilir. Ama herhangi bir kişiye, bir duruma bağlı olamaz. Eğer öyle olursa da sürdürülebilir olamaz. Uzun zaman beklediğiniz şeylerin gerçekleştiğinde hissettiğiniz duyguyu hatırlayın. İlk başta kısa süreli bir “Haz” sonrasında kocaman bir boşluk. Hatta belki hayal kırıklığı. Bunca zaman beklediğim şey bu muydu? Bu kadar mıydı?.. Öyle anlamlar yükleriz ki o beklentiye, gerçekleştiğinde hiç bir zaman yeterli olmaz.

    Sonuç olarak mutluluk, kişilere ve durumlara bağlı olmadığında, kaynağı kendi içimizden beslendiğinde, sürekliliği olan bir Olguya dönüşür, ne yaşarsak yaşayalım.

    Son söz; mutluluğun sana gelmesini mi bekliyorsun; daha çook beklersin!!

  • Dissosiyatif Amnezi : Zor Olan Ne? Kaybetmek mi Yoksa Bulmak mı?

    Dissosiyatif Amnezi : Zor Olan Ne? Kaybetmek mi Yoksa Bulmak mı?

    ”Uyandığımda kendimi bir parkta bank üstünde yatar halde buldum. Üzerimde okul üniformam, baş ucumda da kitaplarım duruyordu. Yattığım yerden doğruldum ve etrafıma baktım. Sabahın ilk ışıkları ve etrafta muhtemelen işe gitmek için koşuşturan insanlar vardı. Burası kocaman bir şehir ve ben kimim, nerdeyim, burası neresi ve hatta adım ne hiç birini hatırlamıyordum. Çaresizdim. Kafamda olan kocaman bir hiçlikten başka bir şey değildi. Korkuyordum, kaybettiklerim nelerdi, kimlerdi acaba? Kendimde fark ettiğim tek şey o anda etrafa yönelen tedirgin ve ürkek bakışlarımdı. Bu bakışlar o anda işine gitmek için oradan geçen bir polis memurunun dikkatini çekmiş olacak ki yanıma geldi ve ‘Kızım iyi misin?’ diye sordu bana. ‘’Bilmiyorum’’ dedim. O kadar kendine yabancı hissediyordum ki kendimi iyi olup olmadığımı bile bilmiyordum. ‘’Burada ne yapıyorsun, ne zamandır buradasın?’’ Ağzımdan tek çıkan kelime yine ‘’Bilmiyorum’’ oldu. Polis memuru bana hem durumu anlamaya çalışan şaşkın hem de halime üzülen mahzun bakarak ‘’Hadi kızım gel benimle, ailene ulaşmaya çalışalım’’ dedi. Yapacak başka bir şeyimde yoktu ve o anda güvende hissedeceğim tek insan oydu sanırım. Birlikte polis karakoluna gittik. Arkadaşlarına daha doğrusu sonradan öğrendiğime göre amirlerine durumumu anlattı. İçlerinden diğerlerinden yaşça daha büyük olanı yanıma geldi ve ‘’Kızım sabahın o saatinde Esenyurt’ta o parkta tek başına ne yapıyordun’’ Bir anda sanki uzun süren bir uykudan aniden uyandırılmış gibi hissettim kendimi. ‘’Esenyurt mu? Burası hangi şehir?’’ Polis amirinin şaşkınlığı daha da arttı ‘’Hangi şehir mi? Kızım İstanbul’u bilmiyor musun?’’ İstanbul? O an uykudan ziyade kendimi kabusun içinde zannettim. Polisler kimliğimin yanımda olup olmadığını sordu, üniformamı yoklarken iç cebinde kimlik olduğunu gördüm. Çıkardım ve kimliğe baktım. Adım, anne adım, baba adım, doğum tarihim, hatta Adana nüfusuna kayıtlı olduğum hepsi orada vardı. Polisler kimlik bilgilerimden adresime ve ailemin bilgilerine ulaştılar. Adana’da yaşıyormuşum, okulum, ailem, yakınlarım hep orada ama ben İstanbul’da…

    Aileme telefon açtılar. Telefondaki ses bir kadına aitti, muhtemelen annemdi çünkü arayanlar polis olduklarını söylediklerinde feryat figanı ortalığı kapladı. ‘’Kızım!Yavrum! Kızıma bir şey mi oldu memur bey?’’ Annemi benim iyi olduğum konusunda sakinleştirdiler ve İstanbul Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde olduğumu söylediler. Ailem gelene kadar beni orada misafir ettiler.

    O günlerde benim için zor olan neydi bugün hala emin değilim. Kaybettiğim hafızam, ailem ve kendim miydi yoksa hepsini bulduktan sonra hatırladıklarım mı? O olaydan birkaç gün önce okula giderken mahalleden birisi bana saldırmış ve tecavüz girişiminde bulunmuş. Yapamadı belki ama o olayı kimseye de diyemedim. Kendimi suçlayıp durdum neden daha o kişinin bana ilgisini fark etmişken o yoldan gittim diye. Sonra en son hatırladığım okula gitmek için hazırlık yapıp evden çıkışım. Gerisini hatırlamıyorum ama evden çıktıktan sonra okul yerine terminale gidip İstanbul’a bilet almışım ve Esenyurt Otogarında inip yürüyerek o parka gidip geceyi orda geçirmişim.’’

    Bu yazıda anlatılan olay Psikiyatri’de Dissosiyatif Amnezi denilen, genellikle yaşanılan bir travmanın etkisiyle hafızanın geçici olarak yitirilmesi durumudur. En sık rastlanan dissosiyatif bozukluktur. Kadınlarda daha sık görülür. Genelde stresli ve travmatik olaylara eşlik eder. Dört alt tipi vardır:

    – Sınırlı amnezi: En sık rastlanan tiptir. Birkaç saat-birkaç gün gibi kısa süreli olaylarla sınırlı bir bellek kaybı vardır.

    – Yaygın amnezi: Tüm yaşam olayları ile ilgili bellek kaybı vardır.

    – Seçici amnezi: Sadece bazı olayların, veya bazı kişilerin hatırlanmadığı bir durum söz konusudur.

    – Sürekli amnezi: Olaylar yaşanmasının hemen ardından unutulur . Bu nedenle yeni anılar oluşturulamaz. Bir başlangıcı vardır. Başlangıcından bulunan ana dek her şey unutulmuştur.

  • DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Depresyon sözcüğü sıklıkla, gündelik yaşamda çeşitli nedenlerle ve duruma bağlı olarak ortaya çıkan geçici üzüntü, keder, karamsarlık ve isteksizlik gibi olumsuz ruh hallerini ifade etmek için kullanılabiliyor. Ancak depresyon teknik bir kavram olarak, belirli bir süreklilik içinde bedensel, zihinsel, duygusal ve davranışsal boyutlarda deneyimlenen klinik bir tabloyu ifade eder. Üzüntü, keder, karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk gibi bazı depresyon belirtileri, çoğu kez, yaşamdaki kayıplar nedeniyle yaşanabilen geçici, olağan duygulardır. Dünya genelinde 350 milyon, Türkiye’de de yaklaşık 2,5 milyon insanın depresyonla mücadele ettiği ve toplumdaki bireylerin %10-20’sinin, hayatlarının belirli bir döneminde klinik depresyonla karşılaştıkları ve kadınların depresyon yaşama riskinin erkeklere göre iki kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, depresyonun, 2030’larda insan sağlığını etkileyen en önemli hastalık olacağını öngörüyor.
    Depresyon, özellikleri itibariyle kişiden kişiye farklılıklar gösterir. En önemli farklılıklar ise belirti sürecinde gerçekleşmektedir. Depresyon durumu, kişide birçok olumsuz duyguları beraberinde getirir. Bu rahatsızlık, uzun süren, çökkün, sıkıntılı ve de stresli geçen ruh halini beraberinde geldiği kişiye empoze etmektedir. Kişinin, depresyon sırasında hayata bakış açısı değişmektedir. Depresyon süreci, kişinin gelecekten bir beklentisinin olmadığı, hiçbir durum veya şeyden mutluluk duymadığı ya da yaşamdan ümidi kestiği bir süreçtir. Kişi, kendini çok kötü bir hastalığa yakalanmış olarak hisseder ve bu hastalığın asla düzelmeyeceğini düşünür. Ve bunun yanı sıra kişi artık hayatının eskisi gibi olamayacağını da düşünmektedir. Bu tür düşünme şekilleri, daha çok ağır seyreden depresyon türlerinde görülmektedir.

    Depresyon, hiç bir şey olmadan kendi kendine ortaya çıkabilir ya da bir sorun depresyonun meydana gelmesine direkt olarak etki yapıyor olabilir. Yani depresyonun ortaya çıkması için herhangi bir sorun olmasına gerek olamayabilir.

    Depresyona uğramış kişide, belli başlı bazı durumlar gözlenir. Bu durumlar, kendini sorgulama, yaptığı şeylerden pişmanlık duyma, keşkeleri ortaya çıkarma, olumsuz yönde seyreden şeylerden kendini suçlama gibi durumlardır. Aynı zamanda bunların dışında depresyona yakalanmış kişi, sürekli olmak uyumak isteyebilir. Hiç bir şey yapmak istemez. Yemek yeme alışkanlığı da bu rahatsızlıkta değişim gösterebilir. Kişi, ya çok fazla ya da çok az yemek yer.

    Depresyon Çeşitleri

    Depresyonun kendi içerisine birçok çeşidi bulunmaktadır.

    *Majör Depresyon: Bu tür depresyonlar ağır depresyonları ifade eder.

    *Minor Depresyon: Hafif geçen depresyonları ifade eder.

    *Kronik Depresyon: Bu tür durumlarda depresyon hafif fakat uzun sürelidir.

    *Klinik Depresyon: Hastanede yatılı olarak tedavi edilen ağır depresyonlardır.

    *Manik Depresyon: İki uçlu depresyonlardır.

    *Mevsimsel Depresyon: Mevsimlere göre meydana gelen ve mevsim değişince kendiliğinden sona eren depresyonlardır.

    *Psikotik Depresyon: Bu tür rahatsızlıklar, daha çok şizofreni ile karıştırılır. Antipsikotiklerle tedavi süreci gerçekleşir.

  • ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    Son zamanlarda gerginim ve mutsuzum. Geceleri uyumakta zorluk çekiyorum, birkaç kadeh bir şeyler içersem biraz gevşiyorum, sonra bir koltukta uyuya kalıyorum. İki kızım da akşamları onlarla ilgilenmediğimi söylüyor. Son zamanlarda annemler yüzünden eşimle çok sık tartışıyoruz. Sanırım artık kendime zarar veriyorum.

    Eskişehir’de İşletme Fakültesi bitirmiş olan , 38 yaşındaki bu danışanımın aile öyküsünü almaya başladığımda; maalesef ki , anne ve babası tarafından yutulduğu ve bireyselleşmesine hiç izin verilmediği gerçeği ile yüzleşmesi gerekecekti:

    Üniversiteyi kazandığımda annem benimle birlikte Eskişehir’e geldi, ev tuttuk ve dört yıl birlikte okuduk. Başlangıçta bu durum hoşuma gitmişti ancak her şeyime müdahale ediyordu.

    Kız arkadaşlarıma hep bir kulp buluyor, beğenmiyordu. Bir gün evlenmek istediğimi söyledim. Anında babam kız arkadaşımın memleketi olan Rize’ ye gitti ve bütün ailesini araştırdı. Maddi durumları pek iyi değildi, annem “ ele güne rezil oluruz, gelinin kimlerden ? ” diye sorarlarsa ne diyeceğim diyerek bütün evlilik sürecimi burnumdan getirdi.

    Sonunda baktılar ki kararlıyım, onlarla birlikte yaşamam şartı ile kabul ettiler. Oturdukları siteden bir ev ve araba aldılar. Babamın iş yerinde çalışmaya başladım. Ancak ne yaparsam yapayım babam bir türlü beğenmiyordu. Tam on sene gecemi gündüzüme kattım, sırf onu mutlu etmek, takdirini kazanmak için çalıştım. Son beş yıldır şirketin karı üçe katlandı, ama babamın gözünde hep başarısız bir çocuk olarak kaldım.

    Çocuklarımız doğdu, bu sefer de anne- babalığımızı beğenmediler. Çocuklarımızın bütün eğitimini üstlendiler. Ne zaman itiraz edecek olsam babamın büyüklüğü karşısında eziliyor, kekeliyor, neredeyse 3 yaşında çocuk gibi korkuyorum. Hep laflarım ağzımda kalıyor.

    Bir keresinde anneme bahsedecek oldum, babama söylemiş, çok aşağılayıcı bir ses tonuyla “ Benim evimde, benim paramla yaşıyorsun, madem beğenmiyorsun her şeyin anahtarını bırak ve git, bir daha da bana baba deme “ diyerek bağırdı.

    Ne zaman benim de büyüdüğümü, bir yetişkin olduğumu kabul edecekler? Beni bir kukla gibi oynatmaktan ne zaman vazgeçecekler?

    “Her şey senin iyiliğin için..” yalanını söyleyen ebeveynler; ;

    • Kendi tatminsizlikleri ve terk edilme korkuları yüzünden , çocuklarının kontrol iplerini hep ellerinde tutmak isterler.
    • Kontrolü elinde tutmak için de “her şey senin iyiliğin için…”yalanını söylerler.
    • Bir yandan mali desteklerini zalim ve yıkıcı bir şekilde kullanırken , bir yandan da kendilerini cömert ve yüce göstermeye çalışırlar.
    • Çocuklarına vazgeçemeyecekleri imkanlar sunarak kendilerine bağımlı hale getirirler.
    • Çocuklarının büyüdüklerini kabul etmez, onlar anne baba olsalar bile yetersizliklerini yüzlerine vururlar
    • Duygusal davranarak, çocuklarında suçluluk duygusu yaratırlar.
    • Genellikle kardeşlerden birisini kurban seçerler ve kardeşleri birbirleri ile kıyaslarlar.
    • Bu durum, sürekli eleştiriye maruz kalan kardeşin, diğer kardeşi kıskanmasına ve ilerde aralarındaki kardeşlik bağlarının zayıflamasına sebep olur
    • Sağlıklı aile yapısında ergenlik döneminin sonunda gerçekleşmesi gereken bu bireyselleşip yetişkin olma süreci, kontrolcü anne babaların çocuklarında bir türlü gerçekleşemez
    • Sonunda ; mutsuz, çaresiz, içe kapanık ve suçlayıcıçocuk yetişkinlerolarak kalırlar.
  • Sebepsiz Yere Ağlayan Çocuğunuza Karşı Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz?

    Sebepsiz Yere Ağlayan Çocuğunuza Karşı Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz?

    Çocuğunuz sebepsiz ağladığında ne yaparsınız?

    A) “Bak dışarıda ne sevimli bir kedi var.” veya buna benzer bir şey söyleyerek dikkatini başka bir yöne çekerim.

    B)“Ağlamayı kesersen sana çikolata ya da şeker vereceğim.” derim.
    C)“Artık kocaman kız/erkek oldun. Ağlamak hiç yakışmıyor.”derim.
    D)“Seni doktor amcaya götürür iğne yaptırırım.” derim.

    E)Duruma göre hepsini yaptığım olur.

    Şimdi de seçtiğiniz cevaplara bakalım mı?

    A) En sık yaptığınız şey çocuğunuzun dikkatini başka yöne çekmek mi? Böyle yaptığınızda ağlaması kısa sürede kesiliyor mu? Peki ya bunun çocuğunuz için yapılacak en iyi şey olduğuna emin misiniz? Ağlayan çocuğunuzun, size ne kadar anlamsız gelse de, o an ağlamaya ihtiyacı olabileceği hiç aklınıza geldi mi?
    B) Peki ya çocuğunuz her ağladığında ona çikolata, şeker verirseniz. İleride kendini kötü hissettiğinde, sizden öğrendiği şeyi yapıp, yiyecek bir şeylere saldırdığında, kendi duygularını dışarı atamadığı gibi bir de kilo problemiyle uğraşmak zorunda kalabileceği hiç aklınıza geldi mi?

    C)Peki yetişkinler hiç mi ağlamaz ya da ağlamamalı?

    Sizin hiç sebepsiz ağladığınız olmadı mı? Bunu çocuğunuza çok sık söylediğinizde, çocuğunuz, büyüklerin ağlaması gerektiğini öğrenir. Büyüdükçe ağlamamak için daha çok çaba harcaması gerekir. Duygularını içine atarak da, çok gergin bir insan haline gelebilir.

    D) Doktora gitmekten kaçınan bir çocuk bu yüzden daha da şiddetli ağlamaya başlayabilir(ki ağlaması daha iyi bir seçenektir.). Ya da doktora gitmekten kaçınmak için ağlamamaya çalışarak daha fazla stresi içinde taşımaya çalışır. Ki bu da çocuğunuz için sağlıklı bir şey değildir. Bunlara ek olarak ya zaten var olan doktor korkusunu arttırırsınız. Ya da doktordan korkmayan bir çocuğun doktordan korkmasını sağlamış olabilirsiniz. İki durum da ileride çocuğunuzun doktor korkusuyla baş edecek kişi yine siz olacaksınız.
    E) Duruma göre farklı seçenekleri seçmiş olsanız da, bunların hiç biri çocuğunuzun ihtiyacını karşılamaya yönelik değildir.

    Ağlamak neden güzeldir?

    Öncelikle bilmeniz gereken şey ağlamanın hatta öfke nöbetlerinin(Gürültülü ağlama ve bir yandan da kollarını sallama, tepinme, bütün vücuduyla kıvranma durumudur.) dahi uygunsuz davranış olarak adlandırmamamız gerektiğidir. *Bahsettiğim öfke nöbetlerinde şiddet yoktur. Ağlamak acı çekmekten kurtulma sürecidir. Çocukların ağlamaları engellendiğinde çocuklar kendilerini daha iyi hissetmezler. Çocukların ağlamaları engellendiğinde yaşadıkları stresten kurtulamamış olurlar.

    Ağlayan çocuk, sağlıklı çocuktur. Ağlayan çocuk, sorunlarıyla ve yaşadığı stresle baş etme sürecinde olan çocuktur. Ağlamanın yararlı olduğunu kanıtlayan birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Biyokimyacı Dr. William Frey, insan gözyaşının kimyasal içeriği üzerinde yaptığı araştırmada duygusal nedenlerle dökülen gözyaşı içeriğinin, soğan doğramak gibi nedenlerle tahriş sonucu dökülen gözyaşının içeriğinden farklı olduğunu bulmuştur. Bu bulgu ağladığımızda çok özel bir şey olduğunu gösteriyor. Dr Frey, duygusal nedenlerle ağlamanın, idrar yapmak ya da dışkılamak gibi atık maddelerden kurtulma amacını taşıdığını iddia ediyor. Gözyaşlarıyla vücudumuzdan atılan maddeler, özellikle ACTH(adrenokotrop hormon) ve katekolaminler stres sonucu biriken maddelerdir. İnsan gözyaşında, vücutta çok birikirse sinir sistemi üzerinde toksik etkileri olabilen manganez de bulunmuştur. Dr. Frey bu bulgulardan , “ gözyaşlarımızı baskıladığımızda çeşitli fiziksel ve psikolojik sorunlara olan yatkınlığımızı arttırdığımız” sonucunu çıkarıyor.(Aktaran; Solther, 2012, Frey ve Langseth, 1985).

    Peki çocuklarınız için ne yapabilirsiniz? Bu araştırmalar göz önünde bulundurularak çocuğumuz ağladığında yapabileceğimiz en iyi şey onlara ağlamaları için olanak sunmaktır. Küçük çocukların hayatında bir sürü stres kaynağı vardır. Bu stres kaynaklarının hepsi ağlama ihtiyacı doğurur. Çoğu zaman çocuğunuzun neden ağladığını bilmezsiniz ama bilemenize gerek de yoktur. Önemli olan ağlamasını kabul etmenizdir.

    Çocuklarınız ağlarken onlara “ağlayabilirsin” demek ya da “şu anda gerçekten üzgünsün değil mi?” gibi bir soruyla acılarını kabul ettiğimizi belirtmek faydalı olacaktır. Söyleyecek bir şey bulamazsanız. Ya da ağlayabilirsin demek size garip geliyorsa hiçbir şey söylemeseniz de olur. Gereken tek şey, çocuğunuzu izleyerek ve dinleyerek ilgi göstermek ve yüz ifadenizle sevginizi iletmektir. Böyle davranmak sizi rahatsız ediyorsa, çocuğunuz ağlarken o sırada meşgul olduğunuz işe devam edip, arada sırada gülümseyerek onu onaylayabilirsiniz. Bu yaklaşım, çocuğunuz ağlarken dikkatini dağıtarak ya da farklı yollarla susturmaya çalışmaktan çok daha iyidir.
    Ağlamanın önemini, doğallığını ve sağlığınıza katkısını, hem çocuklarınız için hem de kendiniz için aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Ağlamak güzeldir.

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.