Etiket: Şey

  • Cinsellik ve Kıskançlık

    Cinsellik ve Kıskançlık

    Kıskançlık ayrıcalıklı bir yere konma arzusu ve bir başkasının ayrıcalıklı bir yere konmasından rahatsız olmaktır.

    İki insan yakın bir ilişki kurduklarında, içlerinden biri ya da her ikisi birden diğerini kıskanabilir. Kıskançlık her türden ilişkide ortaya çıkabilir ama daha sık bir biçimde ve genellikle sevgililer arasında olma eğilimindedir. Dolayısıyla kıskançlık deyince ilk aklımıza gelen cinsellik içeren kıskançlıktır.

    Kıskançlık türü ve biçimi açısından eşit yaratılmamıştır. Bazıları gerçekten kaçınılmaz ve ahlaken zararsızdır, ama bazıları da yıkıcı ve salgın hastalık gibi kaçınılması gereken türdendir. Ne var ki kıskançlıkla ilgili yapılan açıklamalar bu iki tür arasındaki ayrımı yapmamızı pek sağlamaktadır. Genellikle de kıskançlık ikinci şekli ile tanım bulmaktadır.

    Kültürümüz kıskançlık konusunda birbiriyle çelişen görüşler içerir. Bir yandan pek çok insan kıskançlığın yalnızca kaçınılmaz değil bir o kadar övülesi bir şey olduğunu düşünür. Bu görüşe göre partneriniz bir başkasıyla yakınlaştığınızı düşünüp, sizi kıskanmıyorsa, o zaman sizi gerçekten önemsemiyor demektir. Bu genel inanış şöyle ifade edilir: “Kıskançlığı seni üzmesin; ne de olsa bu seni sevdiğini gösterir. Öte yandan kıskançlık için “… kıskançlık… beslendiği etle alay eden bir canavardır…” (Shakespeare)  modunda yakıştırmalar yapılan kötü bir davranış ve özellik olarak da tanım bulur. Yani insanın eşini başkalarından kıskanması takdir edilebilirken başkalarının sahip olduklarını kıskanmak ise istenmeyen bir durumdur. 

    Bu görüşlerde doğruluk payı vardır. Kıskançlığın bir biçimi gerçekten kaçınılmazdır ve ahlaki açıdan da masumdur, öteki biçimi ise kaçınılması gereken ve ahlaki bakımdan nefret verici bir duygudur. İkisine de “kıskançlık” denmesi talihsiz bir durumdur.

    Bu yüzden haset, kıskançlık ve aç gözlülük arasındaki farkları görmek gerekir.

    Haset arzulanan bir şeyin başkasına ait olması ve bize değil de ona haz vermesi inancına dayanan kızgın bir duygudur. Haset duygusu kişiyi istenilen şeyi sahibinden çekip almaya, bozmaya, yok etmeye zorlar.

    Kıskançlık da hasete dayanır ama kıskançlık standart bir şekilde üç kişiyi içerir. İmrenme ise iki kişi. İmrenme duygusunun odak noktası bir özellik ya da nesnedir. Kıskançlığın odak noktası ise üçüncü bir kişidir. İmrenmede rahatsızlık veren karşı tarafın sahip olduğu özellik yeşil gözleri, samimi sıcak kişilik özellikleri ya da sahip olduğu nesne güzel bir araba, ev, vb şeylerin kendisinde de olmasını istemesidir. Kişiyi rahatsız eden şey, karşıdakinin sahip olduğunun kendisinde olmamasıdır.

    Kıskançlık ise farklıdır. Tanımı gereği, kıskanç kişinin diğerinden(arkadaşından, sevgilisinden eşinden) beklentisi özel bir yere konmak, kayrılmaktır. Ancak kıskançlık yaşayan kişi yalnızca kendisinin özel bir yere konmasını istemekle kalmaz, aynı zamanda kendisinden başkasının bu muameleyi görmesini de istemez.

    Özetle kıskançlık sevilen kişiyle öznenin arasına bir üçüncü kişinin girmesidir.

    Özellikle eş ve sevgili ilişkilerinde özel bir yere konmak bunu hissetmek ve hissettirmek kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal almamalıdır. Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı olmak zorunda değildir. Özel bir yere konmak çok dar bir odağa sahiptir ve boğucudur. Bir kişinin diğerini kıskandığını söylemesi her bakımdan özel bir yere konmak istediği anlamına gelmemelidir. Bazı insanlar bunu böyle arzulasa da genel norm bu değildir. Aslına bakılırsa partnerimizin bizi her zaman, her bakımdan özel bir yere koymasını beklemek yanlış yönlendirilmiş bir istektir. Hiç kimse bir başkasının ihtiyaçlarının tümünü karşılayamaz.

    Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal olacak olursa taraflardan birisi ya da her iki tarafta boğucu bir süreç yaşayacaktır. Özel bir yere konma arzusunun boyut değiştirip tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal alması tek başına kıskançlıktan ziyade kişinin yetersizlik ve kayıp korkusu yaşamasıyla ilgili bir durumdur. İlgi ve sevgi nesnesini kaybetmek korkusuyla ilgilidir.

  • Çocuğumuzda dil gelişiminde sorundan şüpheleniyorsak ne yapmalıyız?

    Çocuğunuz iletişim kurmaktan kaçınıyorsa,

    İsmine dönüp bakmıyorsa,

    İşine geleni anlıyor işine geleni anlamıyor gibi bir izlenim veriyorsa

    Basit komutlara uymuyor/ uymak istemiyorsa

    18 aylık olmasına rağmen anlaşılır sözcük yoksa, 2yaş yaklaşık 50 kelime kazanılmamışsa

    4 yaşında konuşmaların %70 i yabancılar tarafından anlaşılmıyorsa,

    Dil gelişimi sosyal iletişiminde bir sorun olup olmadığı çocuk ve ergen psikiyatristince değerlendirilip olası nedenler arasında ayırıcı tanı yapıldıktan sonra uygun eğitim ve terapiye başlanabilir. Erken müdahale çok önemlidir.

    Dil gelişimi için aileler neler yapabilir?

    Her yaptığınız aktivite ile ilgili konuşun. ‘‘selin yemeğini yiyor, şimdi kaşıkla çorbasını içiyor’’

    Geçmiş veya gelecekle ilgili konuşun. ’’selin bugün banyo yaptı’’

    Konuşurken yüzünüze ve ağzınıza baktığından emin olun. Özellikle yeni sözcük söylerken sizi izlemesini sağlayın.

    Konuşması için fırsat yaratın.

    Özellikle o anda ilgilenmediği bir şeyi söyletmeye çalışmayın. Bu ne? Diye sormaktan vazgeçin. Farklı sorular ile söyletmeye çalışın. Örneğin köpeği göstererek ‘’Aaa ben bu hayvanın adını biliyorum. Hmm…. Kedi miydi? Yok bu kedi değildi….’’ Deyip bekleyin. Kendisi söylerse ödüllendirin, söylemezse ‘’köpekti değil mi? Köpek!’’ diyerek tekrarlayın.

    Yaşına uygun hikaye kitapları ve oyuncaklar alın küçük çocuklar için bol resimli, kalın, kolay yırtılmayan kitaplar alınabilir. Kitaptaki resimler gösterilerek basit kelimelerle, çoşkulu bir şekilde anlatılabilir. Çocuğunuzun kitaplara ilgisiz olduğunu düşünüyorsanız çocuk psikiyatristinden ne tür kitaplar alınabileceği yardım alınabilir.

    İşaretle diliyle anlattığı şeyi anlayıp hiçbir şey söylemeden hemen yapmayın, hiçbir iletişim kurmadan ihtiyacını anlar yaparsınız konuşma ihtiyacı olmaz. Ancak anlamamazlıktan gelip söylemesi için israr etmekte çocuğun hırçınlaşmasına sebep olur. Bunun yerine söylemek istediği şeyi sözelleştirerek model olun. ‘’ su mu istiyorsun? Anne su ver. Su istediğimizde ne diyeceğiz anne su ver.’’ Diye tekrarlayın ve bunu her defasında yapın, sonra suyu verin.

    Her şey hakkında da konuşun( mutfak eşyaları, banyo eşyaları) . Böylece sözcük dağarcığı gelişir.

    Birlikte şarkı söyleyin, parmak oyunları oynayın (buraya bir kuş konmuş……..gibi)

    Taklit becerilerini geliştirin. ’hadi benim gibi yap diyerek taklit etmesini isteyin. Ses taklitleri (möö-havhav-düüt-düt,)yaptırın

    3 yaşından büyük çocuklarda olay anlatan resimli kitaplardaki hikayeyi anlatın ve onun size anlatmasını isteyin. Dr Deniz Tirit Karaca
    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Mutlu Evliliğin 10 Sırrı!

    Mutlu Evliliğin 10 Sırrı!

    Evliliğe atfedilen anlama göre evlilik başlar yürür devam eder yâ da son bulur..

    Eğer sevgi ve aşk ise iki bireyi bir araya getiren o zaman da mutlu evliliğin sırrı çok da sır değildir aslında…

    1.)Doğal Olun!

    Her zaman aşkım, canım, bebeğim, hayatım …vb gibi ifadeler kullanmıyorsunuz ya da kullanamıyorsunuz bazen farklı ifadeleri de içinde barındıran bir sözcük dökülüveriyor ağzınızdan ama burda dikkat etmeniz gereken husus saygıdır SAYGI! sinirlenince adıyla hitap edin mesela ağzınızdan illa da kötü bir şey çıkacaksa da adını çirkin söyleyin mesela 🙂 Aynı tepkiyi yine vermiş olursunuz ve sinirinizi aslında yine dışavurursunuz.

    2.)Ona Köstek Olmayın Destek Olun! 

    Zira bunu yaparken o da size aynı şekilde davransın ve bu davranışınız içselleşsin hatta öyle bir içselleşsin ki ne işinize ne çevrenize ne de ailenize saygısızlık yapmasın hatta yapmayı bırakın sempati bile kazansın inanın bu daha da keyifli oluyor.

    3.)Hayatı Paylaşın! 

    Çünkü paylaşmak gerçekten güzeldir. Acınız paylaştıkça azalır. Neşeniz paylaştıkça çoğalır.

    Hem acıyı hem de tatlıyı paylaşın ki kızdığınız noktaları da bilsin sevdiğiniz noktaları da…

    Yani açıkçası sınırlarınızı iyi bilsin eşim dediğiniz.

    4.)Yuvayı Dişi Kuş Yapar! 

    Erkekler beyin yapıları gereği bizim gibi kıvrımlı ince detaycı değiller malesef. Aslında buna malesef diyoruz ama burda kadınların o herşeyi yapabilen gücünü eşleri üzerinde de denemesini bekliyoruz ve biliyoruz ki isterse her kadın eşini istediği noktaya getirebilir.

    Hani demişler ya eşin seni rezil de eder vezirde:)

    5.)Birbirinizden Öğrenin !

    Yapılan çalışmalar öğrendikçe beyin kimyasının değiştiğini ve bu kimyanın her tür duyguyu pekiştirdiğini söylüyor.

    O zaman diyoruz ki eşinizin iyi olduğu noktaları siz öğrenin  sizin iyi olduğunuz noktaları da o öğrensinki aşkınız pekişsin:)

    6.)İş Bölümü Yapın !

    Evde her şeyi birlikte yapmaya çalışın ya da birlikte yapamıyorsanız bile iş bölümü yapın bu aidiyet duygusunu oluşturur ve geliştirir.

    7.)Her Şeyi Konuşarak Çözebileceğinizi Unutmayın !

    İki kişi birbirini sever sayar ama dışarıdaki dış kapının dış mandalları hele de kadınlarsa konu ya da kötü niyetli insanlarsa pürüz çıkarmak isteyenler oluyor mutlaka..Mutlu evlilik, mutlu çift ve iyi anlaşan hayatı paylaşan iki insan malesef kıskanılıyor kıskanılır normal bir noktada olabilir  bu ama işin içine kötü niyet kompleksli patolojik durumlu insanlar girerse evliliğinize…Anlatın, konuşun eşinizle o da zaten her şeyi tek tek görüyordur.

    Sadece bizden farkları her şeyi dile getirmezler. Görürler, ona göre davranırlar ama biz kadınlar hiç susmayız:)  bunu yapmayın !

     O aranıza girmeye çalışan saçma sapan mutsuzluktan ve  kaostan beslenen zavallı insanlar için hiç değmez inanın zavallılıklarına gülün geçin. Çünkü gerçekten mutlu olsalar zaten sizin yuvanıza bir güzellik de onlar katarlar ama eğer taş koyanlar varsa hayatına bakın mutlaka istemediği bir hayatı yaşıyordur sizin ulaştığınız şeylere o ulaşamamıştır da ondandır. Onun için onların ne olduklarını bilin ve uzak durun bırakın kendi çukurlarında boğulsunlar. Sizi boğmalarına izin vermeyin.

    8.)Değer Verin !

    Onu değerli hissettirecek şeyler yapın ama bu asla yapmacık olmasın. Hasta olunca alın terini silmek gibi.. Ona bitki çayları yapmak gibi.. Bu ikinize de iyi gelecektir ve ilişkiniz güçlenecektir.

    9.)Birlikte aktiviteler Yapın !

    Beraber birşeyler yapmak demek aynı bedensel ve ruhsal durumları yaşamak demektir. Bakın, gözlemleyin mesela..Spor yapınca o neyi daha çok seviyor ya da yemek yaparken  ne tarz yemekler onu daha mutlu ediyor..

    10.)Gülümseyin !

    Ve son olarak gülümseyin onun eşiniz olduğunu unutmadan…

    Bir de en önemlisi unutmayın ki tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır 🙂

  • Cinsel Şemalar

    Cinsel Şemalar

    Anne-baba için çocukların cinsel kimliği gerçekten çok önemli oluyor. Bu önem daha hamilelik döneminde kendini belli ediyor. Her ne kadar “Sağlıklı olsun. Başka bir şey istemem. Allah ne verirse.” denilse de, anne-babaların bebeklerinin cinsiyetini öğrenecekleri günü iple çektiğini biliyoruz. Daha sonra da öğrenilen bu cinsiyete göre şekilleniyor her şey. Önce renklerden başlıyoruz ayırmaya. Kız çocuk pembe, erkek çocuk mavi oluveriyor. Odasından kıyafetlerine kadar cinsiyeti belirliyor her şeyini çocuğumuzun. Tabi oyuncak seçimleri, okunacak kitaplar da öyle. Kimse erkek çocuğuna bebek almıyor, ya da kız çocuğuna kocaman bir tır. Onların da öyle hayalleri, istekleri olmuyor. Olursa şaşırıyoruz zaten. Olmaması gerekiyor. Bu dediğim erkek çocuk için biraz daha fazla geçerli bir durum aslında. Yani kızımız kumandalı araba ya da tır almak istediğinde o kadar da tepki göstermeyebiliriz. Hatta bazen bu övünülecek bir durum da olabilir. “ Maşallah erkek gibi kız” diyerek övebiliriz. Ama erkek çocuğun oyuncak bebek istemesi, pek de övülecek, hoş karşılanacak bir durum değildir. Ona “ Maşallah Kız gibi oğlan” diyerek bir övgüde bulunmayız. Okunacak kitaplardan da eğer bir erkek çocuk sahibiysek Kül kedisi Sindirella’yı tercih etmeyiz. Peter Pan olabilir ama. Sinemaya giderken de Erkek çocuk sahibiysek Karlar Kraliçesi’ni değil, Küçük Prensi daha çok tercih edebiliriz. Aslında bunlar masumane şeyler gibi duruyor değil mi? Belki de öyledir tabi bilemiyorum ama birçok şeyi cinsiyet üzerine kurduğumuz kesin. Bunlardan daha çok var. Birkaç tanesinden daha bahsetmek istiyorum. Mesela çocuklarımızın cinsel bölgeleri ve buraya yüklediğimiz anlamlar da gerçekten çok farklılık gösteriyor. Mesela  2-3 yaşında erkek bir çocuk evde çok rahat altı olmadan gezebiliyor ve biz buna gülüyoruz. Hatta balkona çıkanlar ordan çiş yapanlar da olabiliyor. Buna da gülebiliyoruz. Ama yine aynı yaşlarda bir kız çocuğunu altında hiçbir şey yokken balkonda gören teyzenin ne diyebileceğini tahmin edebiliyorum. “Şşşşşt!…Gir kız çabuk içeriye. Öyle dolaşılır mı hiç..Ayıp!” İşte Kız çocuğun çok erken yaşlarda kendi cinsiyetiyle ilgili öğrendiği bir kavram oluyor. “Ayıp!” Sonra bütün her şey bunun üzerine inşa ediliyor. Mesela erkek çocuklarının pipisi sevilen ve ilgi gören bir şey oluyor çocukluktan itibaren. “Amanda benim oğlumun pipisi” diye seven ebeveynler çok var. Tabi sonuçta o da bir organ, el, ayak gibi. Ama bunun yanı sıra “Amanda benim kızımın kukusu” diye seven ebeveynlere çok da rastlamıyoruz sanırım. Neden acaba? Kuku kötü bir şey mi? O pipi gibi sevilmeyi hak etmiyor mu yoksa? Dokunmada da aynı tutumlar devam ediyor. Erkek çocuk pipisini elleyebiliyor. Zaten bu şekilde çişini yapıyor. Ama kız çocuk ellerse, yine “ Şşşşt…çek elini ordan ayıp, ellenmez, ört, ört, cıs.” olabiliyor. Çocukluk dönemi bitince gençlik döneminde de yine aynı tarz yaklaşımlar devam ediyor. Mesela erkek çocuklar için “Oooo benim oğlumun peşinde bir sürü kız var” denilebiliyor ve bu durum övülen bir şey oluyor. Ama yine “Oooo benim kızımın peşimde bir sürü erkek var biri gidiyor biri geliyor” diye övülerek anlatılan bir duruma pek fazla şahit olmadım. Yine genç delikanlılarımızın kız arkadaşları pek rahatlıkla erkek arkadaşlarının evine gelip hatta bazen yatılı kalabilenler ya da birlikte tatile gidebilenler olabiliyor. Ama genç bir kızın bu tarz davranışları çok da olumlu karşılanmıyor. İlk cinsel deneyim açısından da bir genç erkek ilk cinsel deneyimini ne kadar erken yaşarsa kendi arkadaş grubu içinde de o denli övülüyor ve favori olabiliyor. Genç kızlarımız içinse bunun geç olması hatta mümkünse evlenene kadar hiç olması makbul karşılanıyor. Birçok erkek evleneceği kızın bakire olmasını bekliyor. Kadın içinse erkeğin deneyimsiz olması haneye bir eksi olarak yazılabiliyor. Erkeğin deneyimlerini ödüllendirip, teşvik ederken, kızınkileri, yasaklayıp cezalandırabiliyoruz. Hatta kızlar kendi aralarında bile erken cinsel deneyim yaşamış arkadaşlarına pek hoş gözle bakmıyorlar. Bütün bunlar akşam saatlerinde dışarıda olan genç kızlarımıza ya da bayanlara da olumsuz şekilde bakmamıza neden olabiliyor. Hatta onların başlarına maalesef taciz, tecavüz gibi akıl almayacak derecede iğrenç durumlar da gelebiliyor. Şimdi bu yetiştirme tutumlarından vazgeçelim desek ne olur acaba? Erkek gibi kızlar ya da “kötü yola düşmüş” kızlar mı yetiştiririz. Ya da kız gibi oğullarımız mı olur? Erkekliğini ispat edemezler mi? Kendi akran gruplarıyla nasıl uyum sağlarlar? Gerçekten karmaşık bir durum. Ama işte bu tutumlarla yetiştirdiğimiz kız ve erkek evlatlarımız var bizim ve bu tutumlar onların da kendi cinsellikleriyle ilgili çeşitli şemalar oluşturmasına neden oluyor. Yetişkin birer erkek ve kadın olduklarında, birbirleriyle ilişkiye girdiklerinde birbirlerini anlamalarını bekliyoruz ama aynı tutumlara maruz kalmadılar ki, nasıl anlasınlar birbirlerini. Sonra aralarında hem iletişim sorunları hem cinsel sorunlar çıkıyor. Çıkar tabi ki.. çok normal. Kimi aldatmadan şikayetçi, kimi vajinusmus vakası olarak geliyor karşımıza. Orda bile farklı tutumlar karşımıza çıkıyor. Erkeğin aldatması daha kabul edilebilir, affedilebilir bir durumken, kadının aldatması namus cinayetlerine kadar varabiliyor. Zaten cinsellikle ilgili geçmiş yaşantılarında ödüllendirilmiş olan erkek neslinin aynı öğrenilmiş davranışını sürdürmesi de çok anormal bir durum değil, cinsel bölgesini çocukluğundan beri saklamaya çalışan kız neslinin vajinusmus olması da çok anormal değil. Tabi belki tek neden olarak bunları söylemek doğru olmaz ama çocukluktan itibaren bize uygulanan tutumların ve cinsellikle ilgili oluşturduğumuz şemaların yetişkin cinsel hayatımıza etkisini asla yadsıyamayız.

  • Zihinsel Şemalarımız

    Zihinsel Şemalarımız

    “Şema” kavramını temel zihinsel yapılarımız olarak da tanımlayabiliriz. Zihnimizdedirler ve yaşantılarımız yolu ile bilgi edinerek oluşurlar. İnsanoğlu doğduğu anda kendisine, çevresine, yaşadığı dünyaya, zamana,  varoluşa dair bilgiler henüz kafasında şekillenmemiştir. Herhangi bir bilgi ve inanca sahip değildir. Yani insan zihni doğuştan, John Locke’nin ortaya attığı bir kavram olan “Tabula rasa” yani boş levhaya benzer. Zihnimiz doğuştan aynı boş bir levha gibidir. Gün geçtikçe ve çeşitli deneyimlerle karşılaştıkça bu boş levha şekillenmeye, farklılaşmaya ve dolmaya başlar. İnsan doğduğu andan itibaren temel içgüdüsü olan “yaşama içgüdüsü” ile hareket eder ve hayatta kalmaya, neslini devam ettirmeye çalışır. Bu süreç içerisinde yapması gereken çok elzem bir şey vardır ki o da “bilgi edinmek”. İnsan bilgi edinmeye neredeyse aç bir şekilde dünyaya gelir. Çünkü hayatta kalması ve yaşamını devam ettirebilmesi için yapması gereken en önemli şey bilgi edinmektir. İnsan bu bilgi edinmeyi duyu organlarını ve beynini kullanarak temel yaşantıları yolu ile yapar. İnsanın kendisini,  çevresini, dünyayı algılaması hayatta kalması için en önemli ihtiyacıdır. Bu nedenle insanoğlu bilgi edinme potansiyeli ile dünyaya gelir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği de  temel yaşantılarıyla direkt alakalıdır. Aslında insanın bu bilgi edinme sürecinin ana rahminden itibaren başladığını söylemek daha doğru olacaktır. Çünkü oradayken de duyu organları yolu ile çeşitli deneyimler edinilmeye başlanmıştır. İşte yaşantılar sonucu edindiğimiz deneyimler bizim zihinsel yapılarımızı yani şemalarımızı oluşturmamızı sağlarlar. Şemalar her şeye dair geliştirilebilir. Bu nedenle sayılarla belirlenemeyecek kadar çokturlar. Anne şeması, baba şeması, yiyecek şeması, yenilmeyecek şeması,  sert şeması, yumuşak şeması, oyuncak şeması, kalem şeması, insan şeması, araba şeması, sandalye şeması, öğretmen şeması, arkadaş şeması, zayıf şeması, şişman şeması, başarılı şeması, başarısız şeması, zeki şeması, hareketli şeması, sakar şeması, güzel şeması, çirkin şeması, tatlı şeması, ekşi şeması, zengin şeması, para şeması, meslek şeması, aşk şeması, evlilik şeması vb. Geliştirilen bu şemalar, daha sonra karşılaştığımız durumları anlamada ve yorumlamada bize rehberlik ederler. Şemalar temelde hayatımızı kolaylaştırmak; bizi belirsizlikten kurtarmak, her durumda her şeyi yeni baştan öğrenme zahmetinden kurtarmak gibi işlevlere sahiptir. Yenilebilir şeması geliştiren bir insan, daha sonra karşılaşacağı her yenilebilir şeyi yiyebileceğini anlayacak, bunun üzerine uzun uzun düşünmeyecektir. Şema sayesinde gülmenin mutluluk ifadesi olabildiğini, ağlamanın üzüntü ifadesi olabildiğini anlayacak, duygusal ifadelerin anlamlarını yorumlayabilecek ve bu şekilde sosyal ilişkiler geliştirebilecektir. Anne ya da baba şeması bir kişinin nasıl bir anne ya da baba olacağını belirleyebilir. Şemalar zamanla katı, değişmez, koşulsuz kabul edilen değerlendirmeler haline gelirler ve içselleşirler. Bu özellikleri sayesinde şemalar gittikçe güçlenir, değiştirilmeleri zor hale gelirler. Şemalar, bize gelen bilgiyi değerlendirmeye soktuğumuz filtre, süzgeç olarak işlev görürler. Olayları, durumları sahip olduğumuz şemalara göre değerlendirir ve kararlarımızı şemalara göre veririz.  Ancak geliştirdiğimiz şemalar her zaman bizi mutlu etmeyebilir, işimize yaramayabilir; yani olumsuz ve uyumsuz şemalar da geliştirebiliriz. Kendisiyle ilgili başarısız şeması geliştiren bir öğrenci sınavdan 100 üzerinden 90 dahi alsa kendisini başarısız olarak kabul edebilir. Ya da kendisini şişman olarak gören birisi ne kadar kilo verse de bedenini gerçekçi bir şekilde algılayamayabilir. Kendisini değersiz olarak gören biri, kendisine ne kadar değer verilse de değersizlik algısı değişmeyebilir. Bu nedenle şemaların oluşum sürecini ve nasıl oluştuğunu bilmek,  işimize yarayan şemalarımızı ve uyumsuz şemalarımızı fark etmek gerekir. Bir takım yollarla oluşturduğumuz bu olumsuz şemalar nedeni ile hayatımızda yolunda gitmeyen şeyler olabilir. O nedenle hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, mesela kilo veremiyorsak, ilişkilerimizde kendimizi yetersiz hissediyorsak, bize değer verilmediğini düşünüp sürekli bunu sorguluyorsak, ayrılıkla ilgili terk edilmeyle ilgili kaygılarımız varsa, başarılı olamıyorsak vs. durup önce bir düşünmeliyiz. Bizim bu konuyla ilgili olumlu/olumsuz şemalarımız var mı? Bu tek başımıza düşünmenin ve bulmanın biraz zor olduğu bir konu olduğu için gerekirse mutlaka bir uzman desteği almalıyız ki işe yaramayan olumsuz ve bizi engelleyen olumsuz şemaların yerine, işe yarayan ve bizim gelişmemizi sağlayan olumlu şemalar koyabilelim.

  • Regl Dönemindeki Psikolojik Değişiklikler ve Başetme Yöntemleri

    Regl Dönemindeki Psikolojik Değişiklikler ve Başetme Yöntemleri

    “Bugün kendimi çok kötü hissediyorum”, “ Giyecek hiçbir şeyim kalmadı”, “Kimse beni anlamıyor”, “Kendimi çok çirkin hissediyorum”, “Çok kilo almışım”, “ Canım hiçbir şey yapmak istemiyor” gibi benzer cümleleri her ay pek çok kadından duyup, bu sıkıntıları yaşadıklarına şahit olabiliyoruz. Erkeklerin tam olarak anlamakta zorlandıkları bu sıkıntılar kadınlar için hiç de yabancı sayılmaz. Aşırı duygusallık, hassasiyet, ağlama krizleri, öfke nöbetleri, olur olmadık şeylere takma, içsel bir sıkıntı, bunaltı hissi ile geçen regl döneminden (adet dönemi/mens dönemi) bahsediyorum. Bu dönemde kişide; karında ağrı, halsizlik, yorgunluk, göğüslerde hassasiyet, aşırı uyku hali, mide bulantısı ve kusma, iştahta artış, baş dönmeleri, terleme, çarpıntı, mide bağırsak bozulmaları, kas ağrıları, cinsel istek değişiklikleri, vücutta su tutulması, migren atakları gibi pek çok fiziksel sıkıntı yaratabilecek durumlar görülür. Buna ek olarak psikolojik belirtiler de kişinin günlük hayatında oldukça etkiler ve çekilmez hale getirebilir.

    Regl Dönemindeki Duygusal ve Davranışsal Değişiklikler:

    • Gerginlik

    • Sinirlilik

    • Öfke

    • Tahammülsüzlük

    •  Depresif duygu durum

    •  Ağlama

    •  Üzüntü hissi

    • Endişe

    •  Kendini beğenmeme

    • Etkinliklere karşı ilgi azalması

    •  İçe kapanma

    •  Sabırsızlık

    •  Alınganlık

    •  Dikkatsizlik

    •  Unutkanlık

    Bu belirtilerden bir kaçı, çoğu kadının regl döneminde görülebilir. Bu bozukluklar kişinin yaşamını çok fazla etkilemediği takdirde tedavi önerilmez; ancak kişinin özel ve iş yaşamını, işlevselliğini etkiliyorsa, kişi bu dönemlerde yaptığı hatalardan, sıklıkla pişmanlık yaşıyorsa, öfkesi artık kontrol edilemez hale geldiyse ve kendisine ya da çevresine tamiri zor zararlarda bulunabiliyorsa bir uzmandan yardım almakta fayda vardır. Bu dönemde  progesteron hormonunun dalgalanmalarına ve buna adapte olmaya çalışan bünyenin uyum sağlama çabaları mevcuttur. Bu nedenle jinekolojik bir muayene olunmasında da fayda vardır.

    Regli döneminde yaşanan  sıkıntıları azaltmak için neler yapabiliriz:

    1. Regl döneminizdeyken hassas olduğunuzu yakın çevreniz ile paylaşmalısınız

    Kadınların yüzde doksanında regl öncesi ve sırasında öfke ve huzursuzluk oldukça yüksektir. Normal zamanlarda daha fazla tolere edilebilen durumlar bu dönemde daha fazla hayal kırıklığı ve öfke hissi uyandırır. Bu noktada regl dönemi belirtilerini şiddetli yaşayanlar yakın çevreye konu ile ilgili bilgi vermeli, bunun bir sendrom olduğu açıklanmalı, yakınları kişiye daha anlayışlı davranmalı ve yapılan davranışları kişisel olarak algılamamalıdır.

    1. İkili ilişkilerde regl döneminizin arkasına sığınılmamalıdır.

    Bu da bir önceki durumun aksine bunu sık sık yakın çevresine ifade eden ve yaptığı her olumsuz davranışın hoşgörüyle karşılanmasının beklendiği bir durumdur. Bu dönemlerde hassas olduğumuzu yakınlarımızla paylaşmalıyız ama onlarında insan olduğunu ve onların da farklı dönemleri olabileceğini unutmamalıyız. Regli dönemi kendimizi hiçbir şey düşünmeden hoyratça ifade edebileceğimiz, insanların biz regl dönemindeyiz diye bize tepki vermeyecekleri ve bizim ikincil kazançlar sağlayabileceğimiz bir dönem de olmamalıdır. Bu nedenle regl döneminde hassas olduğunuzun siz de bilincinde olmalı ve buna göre da sonradan pişmanlık duyabileceğiniz davranışlardan kaçınmalı, duygu, düşünce ve davranışlarınızı bu dönemlerde nasıl kontrol edebileceğinize ilişkin çalışmalar yapmalı ya da destek almalısınız.

    1. Önemli sorunları bu dönemde çözmeye çalışmamalı, ertelemelisiniz.

    Bu dönemde sorunları daha fazla gözünüzde büyütebilirsiniz ve durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir. O nedenle bu dönem geçinceye kadar ertelemekte fayda vardır. Herhangi bir  başka psikolojik sıkıntı varsa, bu dönemde daha da artabilir. Örneğin depresyonda olan bir kişi bu dönemde intiharı da düşünebilir. Böyle bir durum sık sık yaşıyorsanız destek almak son derece önemlidir.

    1. Makyaj yapıp, kuaföre gidin, alışveriş yapın. 

    Regl döneminde pek çok kişi kendini çirkin hissetmektedir. Saçların şekle girmemesi, yüzdeki sivilceli görünüm, vücutta tuz tutulumuna bağlı ödem ve kilo artışı, giydiğiniz kıyafetleri beğenmeme gibi. Ancak bu dönemde aynalara küsmek yerine; hafif bir makyaj yapmak, kuaföre gitmek ya da güzel hissetmek için kendine zaman ayırmak, alışverişe çıkmak aslında  kişiye iyi gelecektir.

    1. Açık havada yürüyüş yapın

    Kişi stres yaratacak ortamlardan mümkünse uzak durmalı, çeşitli egzersizler ve gevşeme teknikleri kullanmalıdır. Rahat kıyafetler ve müzikli gevşeme çalışmaları, çok ağır olmayan gevşeme ve ağrıyı azaltıcı egzersizler önerilebilir.

    1. Meditasyon yapın

    Çeşitli meditasyonlar  ya da kendi kendimize olumlu telkinlerde bulunmak işe yarayabilir..

    1. Yeme alışkanlıklarınızı düzenleyin

    Kafein alımını azaltmak , kendimizi küçük tatlılarla aşırı olmayacak düzeyde şımartmak iyi gelebilir.

    1. Ilık duş alın

    Ilık duş almanız sizi oldukça rahatlatır ve regl dönemine bir zararı dokunmaz.

    1. Arkadaşlarınızla keyifli vakit geçirin

    Regl döneminde olumsuz psikoloji çoğu zaman kadınları yalnızlaştırır. Ancak bu dönemde enerjisi yüksek, iyi vakit geçirdiğiniz kişilerle birlikte olmak, onlarla zaman geçirmek kesinlikle iyi gelecektir.

    1. Dinlenin

    Eve gidip, güzel seveceğiniz bir film alıp, bir porsiyon dondurma ve uyumak da iyi bir fikir olabilir.

    Her şeyden önemlisi bu dönemin geçici olduğu ve tüm bu duygusal hassasiyetlerin geçici olduğu, bu belirtilerin bu dönemin özelliklerinden kaynaklı hormonsal bir değişim olduğu ve bu nedenle kendimizi böyle hissettiğimiz  unutulmamalıdır.

  • Elalem Ne Der? Korkusu

    Elalem Ne Der? Korkusu

    Aman bu saatte tek başına dışarı çıkma ‘elalem ne der?’

    Bu elbiseyi mi giyeceksin ‘elalem ne der’?

    Erkek adam böyle mi yapar sonra ‘elalem ne der?’

    Bak elalemin çocuğuna sen daha otur.

    Bir elalemdir tutturmuş gidiyoruz. Hep bir şeyler söylüyor. Eleştiriyor. Hiç susmuyor. Toplumumuzun kronikleşmiş bireyi ‘elalem’. Yukarıdaki cümleleri ve daha nicelerini duymayan yoktur aramızda. Hep bir elalem konuşuyor,bizi ayıplıyor ve biz utanıyoruz. Sonra da o elaleme göre davranışlarımızı,söylemlerimizi düzenliyoruz.

    Ama Neden ?

    İşin gerçeği elalem dediğimiz şey aslında toplum,çevre, sosyal grup. Her toplumun kendisine göre normları,kuralları,inançları,yaşam biçimi vardır. Sosyal varlık olan biz insanlarda Abraham Maslow’un tabiriyle ait olma gereksinimi içerisindeyiz dolayısıyla toplumla iç içe olma durumundayız.  Bu ihtiyacın karşılanması için de zaman zaman ve belkide çoğunlukla başkalarını mutlu ederek bir topluluğa dahil olabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü insanlara yadırgayacakları duyguları yaşatırsak bizden uzaklaşacakları gibi çokta gerçekçi olmayan bir inancın peşine düşüyoruz.

        Aslına bakarsanız bu elalem dediğimiz şey her zaman çokta kötü bir şey değil. Bizlerin geçmişte yapmış olduğu hataları tekrarlamasını engelliyor. Sonuçta elalem’in bir kural ve çerçevesi var ki çoğu zaman fayda sağlar çünkü toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiştir bu kurallar. Ancak bu elalem’in ne diyeceği korkusu zihnimizi bulandırmaya, içimizi daraltmaya başlıyorsa burada bir problem var demektir. Çünkü bu korku yükseldiği zaman kendimizi elaleme muhtaç ve güvensiz hissediyoruz. Böylece ya başkalarına göre yaşamaya başlıyoruz ya da insanlardan uzaklaşıyoruz. Sonuç olarak kendimize olan saygımızı kaybediyoruz ve sosyal olarak yabancılaşarak ötekileşiyoruz.

        Benim Elalem korkum var mı ?

       Yapmak istemediğin şeyleri yapıyor ve bu yüzden içerleniyorsan, ne istediğini bilmiyorsan ya da hiç bu konu üzerine düşünmediysen, gerçekten inanadığın şeyleri ifade etmekten korkuyor/çekiniyorsan, insanlardan kaçınıyor veya hoşlanmadığın insanlarla vakit geçirmek durumunda kalıyorsan, karar almakta zorlanıyorsan, sürekli insanların senin yanında üzgün sıkılmış olduklarını hayal ediyorsan ELALEM  NE DER? korkusu yaşıyorsun demektir.

       İyi haber şu ki bu korkuyu yaşıyor olmanın tek sorumlusu sen değilsin. Çocuklarını; böyle davranırsan kimse seni sevmez, bak falancanın kızı şurayı kazanmış sen daha otur, hiçbir şeyi beceremezsin, cahilsin vs… gibi öz güven kırıcı söylemlerle yetiştiren aileler bu durumun paydaşı. Kötü haber bu durumu sürdürüyor ve çözmüyor oluşun seni bu paydaşa ortak yapıyor.

       Peki bu durumdan nasıl kurtulabilirim ?

       Öncelikle diğer merkezci olmaktan vazgeçmelisin. Merkeze kendini almalısın. Bunu başardığında insanlar seni sen olduğun için kabullenmiş olacak, onlara göre yaşamış olduğun için değil. Bunun bir diğer avantajı da hata yaptığında  durumu kabullenmek senin için daha kolay olacak çünkü bu senin kendi tercihinle yapmış olduğun bir hata. Oysaki başkalarına uyum sağlamak için yapacağın bir hatayı kabullenmek bu kadar kolay değildir. Çünkü başkaları için hata yaptığında keşke der, pişmanlık duyarsın ama kendi hataların sana büyümeyi öğretir. Başkalarını daha kolay affetmeni sağlar. Bazen yaptığın hatalar başkaları tarafından yanlış anlaşılabilinir. Eğer hata kendi şahsi hatan ise iyi niyetini kalben hisseder, iç huzura daha kolay kavuşabilirsin. Zihinsel olarak daha rahatlarsın ve elalem ne der diye kaygılanmaktansa kendine odaklanırsın.

      Diğer merkezli olmanın getirdiği bir diğer sonuç ise sen başkaları için ne kadar iyi olursan ol, ne kadar çaba harcarsan harca seni olumsuz söylemlerle yargılayabilirler ve herşeyi yapmış olmana rağmen nerede hata yaptığını düşünür durursun. Yeri gelir kendini kullanılmış  ve değersiz hissedersiniz. Aslında problem insanlarda değildir. senin onlarla seni sevsinler, yargılamasınlar diye kendinden ödün verdiğin bir ilişki kurmuş olman problem. Oysaki kendini merkeze alsan sen sen olduğun için yanında olan insanlarla ağı oluşturmuş olsan, vermiş oldukların ve çabaların seni mutlu ederdi. Kendin mutlu olduğun için çabalardın başkalarını mutlu etme gayesiyle değil. Ve kimseden bir beklentiniz olmayacağı için elalem ne der diye bir kaygın olmazdı.

        Zihnini elalem ne der sorusundan uzaklaştırmak istediğinde kendini bir eyleme dökebilir ve odağına eylemi alabilirsin. Bu eylemin bir hedefi olursa diğerlerine odaklanmaktansa hedefine odaklanabilirsin. Bu bir kurs olabilir, bir başarı hedefi olabilir, sana katkı sağlayacak ve seni geliştirecek sonunda da mutlu edecek her şey olabilir. Kendini bir şekilde hayatın akışına bırakman lazım, başkalarının yargılarına değil.

      İyi yönlerinin farkında olan, güçlü yanlarını bilen ve güvenebileceğiniz insanlarla beraber olun. Sevildiğin ve desteklendiğin ortamlarda , arkadaş grupları içerisinde olmayı tercih et.

      Yapacağın bir davranışta kaygın yine çok artıyorsa ‘ en kötü ne olabilir ki?’ sorusunu kendine sor. Çekindiğin kişilerle konuş , fikirlerini al ve kendi isteğin doğrultusunda değerlendir.

      Kendinle içsel konuşmalar yap. ‘Tam olarak ne istiyorum?’ sorusuna cevap ver. Kararlarını kendi isteklerin doğrultusunda al.

      Ne yazık ki insanların ağzı torba değil ki büzesin. Bu nedenle senin için neyin önemli olduğunu bul. İnsanların bu durum üzerine neler diyebileceğini,yapabileceğini listele ve kendini bunlara hazırla.

    Bir başkasının senin hakkındaki görüşleri senin gerçeğin olmak zorunda değil (Les Brown)

    Unutma…

  • Anne Babanın Kullandığı Dil

    Anne Babanın Kullandığı Dil

    Çocuk eğitiminde ve insan iletişiminde aslında en çok önem vermemiz gereken nokta kullandığımız dildir.Çocuğa karşı kullanılan dil o kadar önemlidir ki çocuğun tüm kişiliğini,

    kendine olan güvenini, hayata karşı olan duruşunun gücünü, hırslarını, vazgeçişlerini, kendine verdiği değeri, başarılarını ve başarısızlıklarını, kazançlara ve kaybedişlerine olan tutumunu ; kısacası çocuğun geleceği ile ilgili kurguladığınız her şeyi şekillendirir.

    • Çocuğunuz ile konuşurken kullanılan dile dikkat edilmeli.

                    Çocuğunuza kullandığınız her sözcüğün ve cümlenin bir sihri vardır ve bu sözcükler   çocuğunuzun kendini tanımlamasında yardımcıdır.Örneğin ; sen çok yaramazsın cümlesini sıklıkla söylediğinizde çocuğa verdiğiniz mesaj , ”Sen o’sun!” mesajıdır.Çocuğa kullandığınız her sözcükle bir şey ifade ediyorsunuz.Bizler yetişkin olarak ne demek istediğimizi biliyor ya da tahmin edebiliyoruz fakat çocuklar konuşulan her sözcüğü anlamı ile alır ve öğrenirler.Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün değeri çok önemlidir.

    • Çocuğunuzla ilgili çevrenize suçlayıcı bir dille konuşmamalı.

                Sosyal ortamlarda yaşantınızdan bahsederken bazen farkında olmadan ”Benim kızım çok çekingen, başkasını gördüğü zaman hep arkama saklanır. ” ”Benim oğlum çok hiperaktif, durduğu yerde durmaz!” şeklinde cümleler kurulabiliyor.Çocuğunuzu çevrenize hangi dilde anlatırsanız, çevreniz de çocuğunuzu o şekilde görmeye başlayacaktır.

    • Verilen ani tepkilere dikkat edilmeli.

    Ani çıkışlar ve bağırma,çocuğun o anda içinde bulunduğu duruma karşı korku beslemesini sağlar.Doğru davranışa yönlendirmek ve tehlikeli olan ortamdan çocuklarınızı korumak istiyor olsanız bile ani verdiğiniz tepkiler , çocuğunuza bulunduğu durumun tehlikeli ya da kötü olduğunun mesajını veriyor fakat bir süre sonra , çocuğunuzun yaşadığı bu korkunun başka keşif ve deneyimlerde de var olduğunu görebiliyorsunuz.Bu durum çocuğa doğru davranışı öğretmek yerine her şeye korkarak yaklaşmasına neden olabiliyor.

    • Tehdit Edilmemeli

    ”Yemeğini yemezsen sana park yok!” ”Bunu yapmazsan sana oyuncak almayacağım!” Hiçbir tehdit öğrenmeyi kolaylaştırmaz ve doğru bir öğrenme sağlayamaz.Çocuğunuzun ulaşmak istediği şey için mi yemeğini yemesini tercih edersiniz, yoksa yemeğe ihtiyacı olduğu için mi yemek yemesini istersiniz?Sıklıkla rastlanılan masum gibi görünen ama çocuğun omzuna büyük bir yük bindiren ve onu kaygılandıran bir tehdit de ”Yapmazsan giderim.” tehdididir.Sizin için çok değerli bir insanın sizi terk edip, onu kaybettiğinizi düşünün.Bu büyük bir acı değil mi?Gitmiyor olmanız çocuğunuzun yaşadığı bu kaybetme korkusunu asla hafifletmez.Bunların yanında size olan inancı ve güveni yok olmaya başlar.

    • Çocuğunuza hemen müdahele etmek yerine bekleyin!

    Bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şeylerden bir tanesi onun kendini ifade edebilmesi ve bir beceriyi kazanabilmesi için ona fırsat verilmesidir.Bir işyerine yeni girdiğinizi düşünün.Patronunuz sürekli başınızda yapmanız gerekenleri söylüyor ; ısrar ve sabırsızlıkla ne zaman bitireceğinizi , başarıp başaramayacağınızı kontrol ediyor.Bir süre sonra kendinizi boğulmuş ve başarısız hissedersiniz, değil mi? Çocuklarınızın da hissettiği farklı duygular değil aslında.Yeni bir beceri kazanırken ya da belirli deneyim ve sınırlı kelime hazinesiyle çocuklar kendilerini ifade etme çabasındayken , en çok karşısında sabırla bekleyen ebeveyne ve devam edebilmesi için ise ebeveynin heyecanına ihtiyacı vardır.

  • Şiddet Gören Çocuk

    Şiddet Gören Çocuk

    Anne-baba olarak tahammülünüzün kalmadığı; tüm sorumlulukların fazla ağır geldiği ve çoğu şeyle tek başınıza baş etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Tüm bunlar da normalde hareketlerine, yaptıklarına kızmayacağınız çocuğunuza kızmanıza hatta şiddet uygulamanıza dahi neden olabilir.

    Oysa; üzerine titrediğiniz ”ona bir şey olursa, ben yaşayamam” dediğiniz, canınızdan çok sevdiğinizi düşündüğünüz evladınıza en büyük zararı siz veriyor olabilirsiniz. Çünkü şiddetin yol açtığı psikolojik sorunlar kalıcıdır ve kişi bunun hemen farkına varıp aşamayacağı için de yıpratıcıdır. Şiddet bir tek fiziksel olmamaktadır. Geniş çaplı olarak şiddeti şöyle tanımlayabilirim; birinin bir başkasını; duygusal, fiziksel, cinsel istismara maruz bırakması, sosyal olarak izole etmesi, maddi açıdan kontrol etmesi ya da yoksun bırakması gibi davranışlarda şiddete girmektedir. Yani ”ben çocuğuma fiziksel olarak hiçbir şey yapmıyorum; sadece ceza veririm; harçlığını kısıtlarım” gibi kontrolü kendinizde hissettiğiniz ve karşı tarafı sınırlandırdığınız durumlar da şiddet başlığı altındadır.

    Yapılan en büyük düşünce hatalarından biri; ”çocuktur nasılsa unutur ya da çocuktur anlamaz!” düşüncesidir. Oysa bu doğru değildir; yani çocuk şiddeti anlar da, unutmaz da ve bundan ciddi anlamda etkilenir ve yıpranır. Yapılan araştırmalarda şiddete tanık olmak dahi çocukları etkilerken; kendileri maruz kaldığında etkilenmemeleri gibi bir şey mümkün değildir. Şiddet gören çocukta duygusal ve davranışsal sorunlar oluşur; bunların bazıları fark edilir, bazıları ise fark edilmeden kişinin yaşamını büyük ölçüde etkiler. Genellikle çocuklardaki duygusal zarar; ergenlik ya da ebeveynlikte ortaya çıkar. Yani aynı davranışlar bir başkasına yansıtabileceği bir ortam bulduğunda. Çocuk şiddeti ebeveynlerden öğrenmektedir. Çünkü anne-baba çocuk için rol modeldir. Sınıf içerisinde de evde maruz kaldığı şiddeti arkadaşlarına yansıtması da doğaldır. Çünkü bir zorlukla karşılaştığında problem çözme beceresi olarak şiddeti aileden görmüştür. Ancak anne-baba bir zorlukla karşılaştığında, zorlu koşullar altındayken sorun odaklı olmak yerine çözüm odaklı olsa; çocuk da bu beceriyi edinecektir.

    Şiddet görmek çocukta ne gibi sıkıntılara yol açabilir? Çocuklarda şiddete bağlı depresyon olabilir; kilo artışının gelişim dönemine göre sağlıklı şekilde olmayışı görülebilir. Genellikle şiddet gören çocuğun üzgün bir ifadesi vardır. Halüsinasyonlar görebilirler; içine kapanma gerçekleşebilir ve somatik-bedensel yakınmalar oluşabilir.

    Bunlar dışında şiddet gören çocukta; korku, kaygı, asabi olma, uyku problemleri, davranışsal ve gelişimsel gerilme, fiziksel şikayet, düşük benlik saygısı, güven problemi, uyum sorunu, ders başarısızlığı, dikkat eksikliği iletişim problemi, asosyal kişilik de ortaya çıkabilir.

    Ebeveynler çocuklarına nasıl davranmalıdır? Her şeyden önce ebeveynler çocuklarına destek olmalıdır. Çünkü çocuk hata yapmasa da yapsa da güvenebileceği ebeveynleri olduğunu biliyorsa rahatlıkla kendi becerilerini ortaya çıkaracaktır. Çocuklarınıza temas etmeyi ihmal etmemelisiniz; sarılmayı unutmayın. Onlara zaman ayırın. Olumlu davranışlarını pekiştirin ama olumsuzları ceza vererek ortadan kaldırmaya çalışmayın. Çünkü herkes hata yapabilir ve hatasını kabullenip ilerleyen kişi daha başarılı adımlar atabilir.

  • Özgüven Eksikliği

    Özgüven Eksikliği

    Özgüven; yeteneklerimiz ve kişiliğimiz hakkında gerçekçi bir düşünceye sahip olmaktır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmalıdır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmasıdır. Özgüven eksikliği ise; kişinin bunlardan şüphe duymasıdır. Yani kişi kendi yeteneklerinin ve kişiliğinin farkında olmayıp;bunlara dair olumsuz bir düşünceye sahip olmaktır.

    Şüphe duymadaki sebep birçok olabilir. Bunlardan biri güven eksikliğidir ve kişi bu nedenle kendi üzerine olumlu düşünmez. Bir diğer unsur; sevilme ihtiyacıdır ve sevildiğini hissetmemektir. Zaten özgüven sorunu yaşayan kişi ne kadar ilgi görürse görsün ona yetmeyecektir ve sevilmediğini düşünecektir. Kişinin pasif olması ve boyun eğmesi gibi unsurlar, hatta her şeye uyum sağlaması ve hiç itiraz etmemesi de eklenebilir. Yalnız kalmaktan çekindiği için o gruba uyum sağlar. Kişi kendisinden şüphe duyduğunda eleştiriyi çok ciddiye almaktadır; aşağılık duygusu baskın  gelmektedir.

    Bir diğer önemli şey ise; özgüven eksikliğinin depresyon ile karıştırılmamasıdır çünkü depresif bir durumda olur kişi, içine kapanır, evinden çıkmak zor gelir. Ancak bunu ayırt etmek çok önemlidir. Özgüven sorunu yaşayan kişi de kendisini ortaya koymaktan çekinir ve bu depresyon ile karıştırılıp; antidepresan kullanmaya kadar giden yanlış bir tedavi olabilir.

    Özgüven eksikliğinin oluşum nedeni nedir? Ne olur da kişi kendisini keşfetmekten ya da sergilemekten uzak kalır? Bu problemin oluşması geçmişe dayanıyor olabilir; aşırı koruyucu ve otoriter bir anne/baba var ise ve çocukluğunuzda bu ebeveynlerden birisi ya da her ikisi tarafından baskı gördüyseniz ya da birey yerine koyulmadıysanız; ”sen sus çocuksun ne anlayacaksın?” gibi cümlelerle aşağılandıysanız bu özgüven eksikliğine yol açan büyük bir etken olabilir(Tabi bu eleştiri hiçbir zaman tek seferle sınırlı kalmıyor ise yani süreklilik arz ediyorsa.).

    Bir başka açıdan bakıldığında; aşırı koruyucu ve zorlayıcı anne/baba varsa; bu sefer de hata yapmanıza ya da sorumluluk almanıza hiç olanak tanımadığından birey olarak kendinizi ortaya koymanız ya da riskli durumlar karşısında karar verme mekanizmanızın gelişmesi mümkün olmaz. Bu seferde sizin yerinize sürekli hareket eden birisi olduğundan yetişkin olduğunuzda ve kendinizle kaldığınızda özgüven sorunu yaşayabilrsiniz.

    Özgüven arttırmak için neler yapmak gerekir? Öncelikle bireysel değerlendirme yapmak çok önemli. Ben kimim, değerlerim, yeteneklerim, tercihlerin neler gibi; kişinin kendisinin farkında olması ile başlaması gerekir.Bir diğer önemli ama zor olan kısım risk almaktır; yani kendiniz olmaya daha doğrusu kendimizi ortaya koyarken çekindiğimiz durumların üzerine gitmeli yani risk almalısınız.

    İç muhasebe yapmak da, bir diğer önemli etken. Kişi kendisinin farkına varmaya çalışırken ya da bir durumla karşılaştığında vazgeçmeye çok meyilli olacaktır.

    Ancak önemli olan neye eğilimi olduğundan; kendini nasıl hissettiğidir. Bir diğer önemli madde de özeleştiri yapmak ama burada özeleştiri derken bahsettiğim olumsuz şeyler değil bir tek kimseye bağlı olmadan kendi yaşamınız üzerinde aldığınız kararlar ve koyduğunuz hedefler. Kendini sevmek ve kendini, yeteneklerini tanımak da diğer değindiğim maddeler kadar önemli. Çünkü kişi kendini severse ve bilerek ilerlerse attığı adımlar daha sağlıklı olacaktır.

    Belli bir hedef koymak da bir diğer basamaktır. Eğer hedef belirlemezseniz; o zaman havada kalacaktır atacağınız adımlar! Hedef belirlerken somut hedefler koymaya dikkat etmelisiniz ki kendinize çok yüklenmeyin. Aynı zamanda iç sesiniz; kendinizi eleştirel ve olumsuz olduğu için olumlu düşünce kısmını da geliştirmek gerekir. Bir diğer madde ise sağlam ve sonsuz iletişim kurmaya çalışmak; yani bir şeyleri kendi üzerine almak ya da kurmak yerine iletişim kurmayı denemek çok önemlidir.

    Tabi şunu da hatırlatmam gerekir ki; bu yazdıklarım çok genel şeyler ve baktınız ki bu gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz;işin içinden çıkamıyorsunuz ve yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkiliyor o zaman bir uzman desteği almakta fayda var.