Etiket: Şey

  • İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    Kariyer, başarılı evlilik, eğitim, bir şeyler satın almak, tatile çıkmak ve daha bir çok şey kendimizi “iyi hissetmek” için hayalini kurduğumuz şeyler. İyi bir kariyere sahip olursanız, kendi standartlarınıza göre dört dörtlük bir eş bulur ve yine ondan dört dörtlük çocuklara sahip olursanız, o harika arabayı satın alırsanız ve üstüne bir de işyerinde düzenli terfi aldığınızda…. HAYIR! Maalesef ne yapılan araştırmalar, ne de yaşamsal deneyimler bunu doğruluyor! Satın aldıklarınızla ya da mükemmele ulaşma hayallerinizin gerçekleşmesi ile iyi hissedebileceğinizi düşünüyorsanız; mutsuzluğunuzun sebebi sizin yarattığınız bu illüzyon.

    <

    Yapılan araştırmalar insana iyi hissettiren yani insanı mutlu eden şeylerin başında “seks” i sıralıyor. Tabi ki doğanın devamı için gerekli olan üreme davranışı tam ve gerçek anlamda ve insana uyarlanmış hali ile yaşanırsa, yani içerisinde romantizm, fantezi, samimiyet, kendi bedenini olduğu gibi kabullenme ve partnerinle uyumlu olma gibi gereklilikleri yerine getirirse kişiyi gerçekten mutlu edebilir. Bunları yerine getirmeyen seks ise insanı mutsuz edebilir ki iyi haber bu noktadaki çiftlerin sahip olduğu cinsel fonksiyon bozukluklarını cinsel terapiyle tedavi edebiliyoruz.

    İnsanları iyi hissettiren davranışlarda kinci sırada ise; insanlarla sohbet etmek geliyor, yani iletişim kurmak. Anlatmak, dinlenmek, dinlemek, fikir almak ve en önemlisi onay almak. Doğduğumuz andan itibaren “onaylanmak” psikolojimiz ve nasıl hissettiğimiz üzerinde önemli bir söz sahibi. Çocukken etrafımızda olan ve bizi onaylaması gereken kişiler yakın çevremizdedir ; yani kontrolümüz ve seçimimiz dışındaki ailemiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdır. Bu çevrede sürekli eleştiren ve onaylamakla ilgili meselesi olan insanlara sahipsek o çocukluktan epey yaralı çıkabiliyoruz. Ama her çocukluğun bir çıkışı var neyse ki. Yetişkin olmaya başladığınız noktada sizi çocukken eleştiren ve bizi beğenmeyen insanlardan dolayı hissettiğiniz değersizlik duygularına tekrar bir göz atıp kendinizle barışırken, çevrenizdeki yetişkinlerin onay vermeme halinin onların kendileriyle ilgili bir mesele olduğunu fark ederek hafiflemeyi seçmeliyiz.

    İYİ HİSSETTİREN İNSANLAR BİRİKTİRİN!

    Herkesin çevresinde olumlu ve olumsuz insanlar vardır. Yani her duruma karşı olumsuz yaklaşan insanlar olduğu gibi olaylara pozitif bakarak insana kendini iyi hissettiren, felaketleştirme yerine çözüm odaklı yorumlar yapan kişiler de vardır. Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda size iyi gelen bir kişiyle konuşun. Tercihen yüz yüze gerçekleşecek bu konuşmada kontrolünüz dışında gelişen olumsuz bir gidişat olursa ise konuşmayı kısa kesip bitirin ve şansınızı başka biriyle deneyin.

    ESNEME HAREKETLERİ İLE HAYATINIZI ESNETİN.

    İnsanın zihinsel süreçlerine bedeni, bedensel süreçlerine zihni eşlik eder. Yani zihin olarak gergin ve stresliyken bedenimizde gergin ve streslidir. Bu yüzden bu döngüyü bedenle kırmak yine iyi hissetme önerilerim arasında.

    Uzun süre masa başı bir işte çalışmak, ya da sınıfta hareketsiz ders dinlemek uykunuzun gelmesi, kendinizi mutsuz hissetmeniz gibi zihinsel semptomlara sebep olabilir. Böyle durumlarda ellerinizi havaya kaldırıp avuçlarınızı açıp kapattığınızda bile serotonin yani mutluluk hormonu salgılama oranınız epey artar. Mümkünse yerinizde ayağa kalkıp esnerseniz sonuç daha iyi olacaktır.

    MEDİTASYON EN GÜZEL TERAPİ

    Meditasyon bilinenin aksine hiçbir şey düşünmemeye çalışmak değil, zihni izlemeye, kendini gözlemlemeye çalışmaktır. Özel ritüelleri hiç önemli değildir. Oturarak, yatarak, öğlen arasında kısacası her zaman yapabileceğiniz kendinizi gözlemlemek adına bir moladır. Birkaç dakikalığına zihninizi yönlendirmeden akışına bırakmak ve bu durumda neye ne tepki verdiğini izlemektir. Böylece kendinizi, duyularınızı, tolerans geliştirdiğiniz ve geliştiremediğiniz şeyleri tanırsınız. 

    Ve güzel haber bunu 5 yaşında da 85 yaşında da yapabilirsiniz. Yapılan araştırmalarla, düzenli meditasyon yapan kişilerin zihinlerinin daha iyi çalıştığı, zorluklarla daha iyi mücadele ettiği, daha sağlıklı olduğu gibi bir çok sonuca ulaşılmıştır.

    Meditasyon+Esneme=Yoga

    Meditasyonla zihninizi izlerken bir yandan belli esneme hareketleri yapmanız durumunda yaptığınız şeye “yoga” deniyor. Bedeninizin kapasitesine uygun esneme adımlarıyla bir süre zihninizi akışına bırakmak hem bedeniniz hem de zihniniz tarafından şükranla karşılanacaktır.

    HEDİYE VERİN, SÜRPRİZ YAPIN…

    İnsan diğer canlılarla birlikte anlamlı ve tamdır. İnsanı mutlu eden şeylerin başında ise yine diğerleriyle sağlıklı sosyalleşme hali gelmektedir. Bir insanın elindeki parayla kendine bir şey alması ile bir başkasına bir şey alması arasındaki mutluluk düellosunda ise başkasına bir şey vermealma davranışının açık ara önde olduğu görülmüştür. Yani insanlar birine yardım ettiğinde, ya da sevdiği birine hediye aldığında daha çok mutlu olmaktadır. Bu sebeple küçük büyük farketmez, hediyeleşmek mutlu eder diyebiliriz.

    SAĞLIKLI BİR EVLİLİK MUTLULUK SEBEBİ

    Onay almanın insan hayatındaki öneminde uzun uzun bahsettik. Evlendiğimizde en azından bir kişi bizi onaylamış oluyor. Bu onayın her gün düzenli gelmesi de insanın stabil mutluluğuna katkıda bulunuyor. Ancak burada altını çizmek gerekir ki mutlu bir evlilik insan hayatını ne kadar olumlu etkiliyorsa mutsuz bir evlilik de o kadar olumsuz etkileme gücüne sahip. Bu yüzden evli çiftlerin evlilik problemlerini önemsemeleri, gerekirse destek almaktan çekinmemeleri çok önemlidir.

    Hepinize mutlu olmak için bahaneler yarattığınız güzel günler diliyorum.

  • Ben Nereye, Sen Oraya!: Aşırı Kontrolcü Ebeveyn Tutumları

    Ben Nereye, Sen Oraya!: Aşırı Kontrolcü Ebeveyn Tutumları

    Çoğumuzun ya söylediği, ya ailesinden veya çevresindekilerden işittiği bir söz “Ben nereye, sen oraya!”. Benzeri başka cümleler de var:

    Bensiz hiçbir yere gidemezsin.

    Bana sormadan bir şeye dokunmayacaksın.

    Benden izin almadan kimseye söz vermeyeceksin.

    O kadar çok türetilebilir ki bu cümleler. Sizce de bazen çocuklarımızın hayatına gerektiğinden fazla müdahale etmiyor muyuz? Aşırı serbestlikle aşırı baskıcı davranmanın ortasını bulamıyoruz. Kontrol edeyim, koruyayım derken ipin ucunu fazla kaçırıyoruz. Aslında farkında olmadan yaptığımız çoğu şey ile çocuğumuzun kişilik gelişimini olumsuz etkiliyor, yetişkin olduğunda bazı becerilerden yoksun olmasına sebep oluyoruz.

    Biz aşırı kontrolcü olunca ne oluyor peki?

    Öncelikle her insan farklı olduğu için bunun pek çok sonucu olabilir. Bunlardan biri; ergenlik dönemiyle birlikte çocuğunuz isyankar bir tutum geliştirebilir. Onu çok fazla sınırlandırdığınız için size öfke duyup saldırganlaşmasına ya da sizden uzaklaşmasına sebep olabilirsiniz.

    Bazen de kendilerini değersiz, sevilmeyen, beceriksiz biri olarak görüyorlar. Ailesi kontrolcü olan çocuklarda “Ben yapabilirim, başarabilirim” duygusu gelişmiyor.

    Oluşabilecek sonuçlardan bir diğeri de sizden kendini ayrıştıramayan yetişkinler olarak hayatlarına devam etmeleridir. O kadar çok sizin görüşleriniz doğrultusunda hareket etmişlerdir ki, çoğu durumda kendi düşünceleri, istekleri, ilgileri veya hayalleri yoktur. Evlendiklerinde de ya yine sizin fikirleriniz doğrultusunda evlilik hayatlarını sürdürecek, ya da bu sefer de eşlerinden kendilerini ayrıştıramaz hale geleceklerdir. Yalnızca evlilik için değil, aynı şeyler çoğu kez iş hayatlarında da karşılarına çıkacaktır. Yeni bir şeyler üretemeyen, denilenin dışına çıkamayan, belki pasif denilebilecek kişiler olacaklardır.

    Ne Yapmalı?

    Çocuğunuzla sağlıklı bir ilişki kurmanın ve onun kişilik gelişiminin olumlu yönde gelişmesi için en önemli şey koşulsuz sevgidir. Bir çocuk ne yaparsa yapsın sevileceğini bilirse hem sizinle daha pozitif bir ilişki kurar hem de kendisi gevşer,  rahatlar.

    Aile tutumlarıyla ilgili kitaplar okuyun. Bu konuyla ilgili yazılmış çok fazla kitap, makale, blog yazısı var. Doğrusu ne öğrenin. Ne aşırı serbest ne aşırı kontrolcü bir tutum sergileyin.

    Çocuk psikolojisi üzerine kitaplar okuyun. Hem çocuğunuzu hem kendinizi anlamak için okuyun. Sizler de bir zamanlar çocuktunuz ve yaşadıklarınızın kişiliğiniz üzerinde nasıl etkileri olduğunu bu sayede kavrayabilirsiniz. Kendiniz üzerindeki etkilerini keşfettiğinizde çocuğunuza karşı da daha dikkatli davranmaya başlarsınız.

    Çocuğunuzun bir birey olduğunu kabul edin. Onların da ilgileri, hayalleri, sevdikleri-sevmedikleri, üzüldükleri, korktukları, kendi düşünceleri ve istekleri var. Sizinle birlikte komşunuza gelmek istemiyorsa bir sebebi vardır. Sebebini öğrenmeden zorlayıcı olmayın. İstek ve kararlarına saygı duyun.

    Duygularını ifade etmesi için teşvik edin. Genelde çatışmalar, taraflar duygularını ifade edemediği için doğar.

    Bir şeye kızdığında, üzüldüğünde bunun ne olduğunu anlamaya çalışın, hemen yargılamayın.

    Duygu ve düşüncelerini küçümsemeyin. 

    Ona fırsatlar verin. Dünyayı, hayatı, insanları hatta hayvanları tanıyabilmesi için… Nelerden zevk aldığını keşfetmesinde, geleceğe dair hayallerini oluşturmasında destekleyin.

    Unutmayın, anne babalar çocuklarını yetiştirerek onları hayata hazırlarlar. Sizler de bu ayrıntılara önem vererek çocuğunuzun size bağımlı olmamasını, kendisiyle ilgili olumsuz düşünceler geliştirmemesini veya size karşı öfke duymamasını sağlayabilirsiniz.

  • Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir?

    Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir?

    Obsesif kompülsif bozukluk (halk arasında takıntı hastalığı), takıntılı düşünce ve tekrarlayan davranışların görüldüğü, kimi zaman dönemsel alevlenmelerle giden, kişinin günlük işlevlerini (aile, iş-okul, sosyal yaşam vb) belirgin olarak etkileyen bir bozukluktur.

    Obsesyon; irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile kovulamayan, inatçı biçimde yineleyen düşünce, görüntü ya da hayallerdir. Bunlar kişinin mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına, değerlerine ters düşer ve kabul edilemez. Ancak kişi bunların kendi zihninin ürünü olduğunun farkındadır.

    Kompülsiyon ise; çoğu kez takıntılı düşünceleri kovmak için yapılan, yineleyen davranışlardır. Çoğu zaman da kişi o anlık yaşadığı sıkıntıdan kurtulmak için tekrarlayan davranışlara başvurur.

    Bir kişinin OKB tanısı alabilmesi için aşağıdaki kriterleri taşıması gerekir:

    A. Obsesyonlar veya kompulsiyonlar olması:

    1 ve 2 de tanımlandığı şekilde obsesyonlar:

    1.Tekrarlayan ve kalıcılık gösteren, çoğu kişide önemli derecede kaygı veya sıkıntı oluşturan ve rahatsızlığın en az bir döneminde zihne girici veya istenilmeyen biçimde ortaya çıkan düşünce, istek, veya hayaller,

    2. Kişi bu düşünce, istek, veya hayalleri bastırmaya, yok saymaya veya bunları başka bir düşünce veya eylemle (örneğin bir kompülsiyon yaparak) etkisizleştirmeye çalışır.

    1 ve 2 deki gibi tanımlanan kompülsiyonlar

    1.Kişinin obsesyona tepki olarak yapmak zorunda hissettiği veya katı bir şekilde uygulanması gereken kurallara uymak adına yaptığı tekrarlayıcı davranışlar (örneğin el yıkama, sıralama, kontrol) veya zihinsel eylemler (örneğin dua etme, sayma, sessizce bazı kelimeleri tekrarlama)

    2.Bu davranışlar veya zihinsel eylemler, anksiyete veya sıkıntıyı gidermek veya korkulan olay veya durumun gerçekleşmesini önlemeyi amaçlar ancak bu davranışlar veya zihinsel eylemler önlemeye veya etkisizleştirmeye çalıştıkları şeyle gerçekçi biçimde bağlantılı değildir veya net bir biçimde aşırıdır.

    B. Obsesyon veya kompülsiyonlar zaman alıcıdır (örneğin günde 1 saatten fazla zaman alırlar) veya sosyal, mesleki, veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak anlamlı derecede bozulmaya yol açar.

    Obsesif Kompülsif Bozukluk Nasıl Gelişir?

    • Kompülsiyonlar ve kaçınmalar bireyin nesne, durum ve onunla bağlantılı sıkıntıyı (kaygı/anksiyeteyi) azaltma stratejileridir:

    • Kişi kompülsiyonla ve kaçınarak sıkıntısını azalttıkça yani bunlar işe yaradıkça yerleşirler.

    • Kompülsif davranış (el yıkama, silme vb) sıkıntıyı azaltma yoluyla olumsuz pekiştireç görevi görür ve sıklığı artar

    • Kaçınma davranışları korkulan durumlara alışmayı önler.

    • OKB gelişir ve yaygınlaşır.

    Türkiye Ruh Sağlığı Profili araştırmasına göre OKB, kadınlarda %0.6, erkeklerde %0.2 oranında görüldüğü bulunmuştur. Kadınlarda takıntılı temizlik çok görülürken, erkeklerde cinsellikle ilgili takıntılı düşünceler daha yaygın bulunmuştur.

    OKB Yaşayan Kişilerin Genel Özellikleri:

    • Abartılmış tehlike algısı: Olumsuz olayların gerçekleşme olasılığını yüksek görür ve gerçekleşirse sonuçlarını olduğundan daha kötü düşünür. (Felaketleştirme)

    • Belirsizliğe tahammülsüzlük: Mutlak kesinlik arayışı vardır. Bir şey ya vardır, ya da yok, ya temizdir ya da kirli. Ne olacağından emin olamamak kişiyi çok zorlar.

    • Sıkıntıya dayanıksızlık: Sıkıntıyla kalmayıp sürekli o sıkıntıdan kurtulmaya çalıştığı için sıkıntıya dayanıklılık azalmıştır. Derhal rahatlamaya çalışır.

    • Abartılmış sorumluluk duygusu: Bireyin kendi kontrolünün ötesindeki olaylarla ve kötü bir sonuca yol açmış olmakla ilgili abartılı sorumluluk anlayışı vardır. Kendine ya da diğer insanlara zarar vermekten kendisini sorumlu görür ve sürekli olmasından korktuğu şeyden kaçınır.

    • Düşünce-eylem kaynaşması: Kişi düşünce ve benzer zihinsel ürünlerin önemini abartır. Düşününce, bir şeyin gerçekleşme olasılığını artırdığını düşünür. “Aklıma gelen başıma geldi” deyiminde olduğu gibi. Ayrıca, bir şeyi düşünmekle onu yapmanın aynı şey olduğuna inanır kişi.

    • Zihinsel Kontrol Çabası: Kişi, düşünceler ya da davranışlar üzerinde tam ve mükemmel kontrol sağlamaya çalışır. Düşüncelerini kontrol edebileceğini sanarak, sürekli onları baskılamaya, aklından uzaklaştırmaya çalışır.

    Obsesif Kompülsif Bozukluk yaşamak, kişinin yaşamını oldukça zorlayan, sıkıntıya yol açan, yaşamsal işlevlerini bozan bir durumdur. Kişi sıkıntıdan kurtulmaya çalıştıkça sıkıntısı daha da artar. En önem verdiği değer alanlarından uzaklaşır. Çoğunlukla da bu klinik duruma depresyon da eşlik etmeye başlar. Bilinmesi gereken; ne kadar erken müdahale edilirse o kadar hızlı normal yaşantıya dönülebileceğidir.

    Tüm dünyada araştırma sonuçlarıyla etkisi kanıtlanmış Bilişsel Davranışçı Terapi, OKB tedavisinde en etkili psikoterapi yöntemidir. Uzun yıllardır yaşanıyorsa ve bir günde saatlerce OKB ile meşgulse kişi, ilaç tedavisi ile birlikte Bilişsel Davranışçı Terapi çok yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Psikoloğunuz, böyle bir durum söz konusuysa sizi bir psikiyatriste yönlendirecek, psikoterapi ve ilaç tedavisini birlikte yürütecektir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkında ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazense birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehditine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilemek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Var ya kesin bir uğursuzluk var üstümde.

    Nazar değdirmişler bana nazar.

    Benim kadar şansız kimse var mı şu dünyada?

    Daha nice yakınmalar sıralayabilirim.Sıkıntıların üst üste gelme nedenlerini hep merek etmişimdir.

    Sorum şu: Neden sıkıntılar üst üste gelir?
    Üç başlıkta açıklayayım : Kişinin Kendisiyle İlgili Olan, Kişiden Bağımsız Olan,Genel

    1.Kişinin Kendisiyle İlgili Olan

    Şimdi, öz imaj denen bir şey var, öz imaj kişinin kendisini nasıl gördüğü anlamına geliyor. Mesela: yakışıklı, zeki, zayıf, beceriksiz gibi.Tabi bunlar sabit değil örneğin zeki birisi olduğunuzu düşünüyorsunuz ama ciddi bir hata yaptınız, bundan sonra kendinizi belki aptal olarak tanımlayabilirsiniz. Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz önemli çünkü geleceğimizi çok ama çok etkiliyor. Örneğin Ahmet kendisini çalışkan, başarılı biri olarak görsün. İş yeri kapanmış ve gittiği ilk iki iş yeri onu kabul etmemiş olsun. Ahmet haliyle kendisini artık işe yaramaz hissedecektir. Üçüncü iş yerindeki görüşmesini bir hayal edin bakayım. Kendisini işe yaramaz ve kesin reddedilecek biri olarak gören birisini patron işe alır mı? Siz patron olsanız alır mısınız? Sonra yıllarca süren işsizlik süreçleri hikayeleri başlar. Kendisini işe yaramaz olarak görmeye başlayan Ahmet eşinin artık kendisine değer vermediğine inanacak ve eşine içten bir kırgınlık yaşayacak. Bu değersizlik hissi hakimken arkadaşlarının yaptığı şakaları yanlış anlayıp onlardan da uzaklaşacaktır. Özetle Ahmet’in önce işi gitti sonra eşi en sonda dostları.(Her şey üst üste geldi değil mi?)

    2.Kişiden Bağımsız Olan

    Şimdi örneğimiz güzel bir kız olan Ayşe olsun. Ayşe son zamanlarda biraz kilo almıştı. Onu uzun zamandır görmeyen teyzesinin ilk tepkisi galiba şöyle olur:

    – Kızım bu ne hal, gencecik kızsın yakışmıyor bu kilolar. Buna annenin ve bir iki arkadaşın uyarısı da eklenince artık Ayşe’nin kendisinin zayıflaması gereken bir şişman olarak görmesi nerdeyse kesin. Ayşe artık kendisini erkek arkadaşının yanında zayıflaması gereken bir şişman olarak algılayacağından gergin olacak, erkek arkadaşıyla kavga edecek ve bu durumu artık beğenilmediğinin kanıtı sayacaktır. Ders çalışırken bunları düşünecek ve kendisini derse veremeyeceğinden dolayı notları düşecektir. Özetle önce güzelim inancı gitti, erkek arkadaş ile kavga edildi, dersler problem oldu.

    3.Genel                                                                                                                                                   Örneğimiz zengin iş adamı Mehmet bey olsun.Mehmet bey kendisini girişken bir iş adamı olarak görmektedir. Ülke ekonomik krizdedir ve Mehmet beyin tanıdığı bir çok arkadaşı iflas etmiştir. Bu durum Mehmet beyi çok korkutmuştur. Mehmet bey tedbir olarak yatırımları ve işçi sayısını azaltma kararı almıştır. Artık elimizde iflastan korkan, yatırım yapmayan ve işçi kovan bir patron var. Sizce Mehmet Beyin sonu ne olur? Bence elimizde acıklı acıklı iflas yıllarını ve hayatın zorluklarını anlatan bir Mehmet Beyimiz  olur. İflası takip eden süreçte artık Mehmet bey kendisini pasif olarak görmeye başlayacaktır. Eşinin ona çok baskı yaptığını ve insanların onu kullanmak istediklerini düşünmeye başlayacaktır. Özetle önce şirket gitti sonra eşten boşandı en sonda da artık kimseye güvenmeyen biri oldu.

    ÇÖZÜM                                                                                                                                                  Asla ama asla GÜZEL öz imajlarınızdan vazgeçmeyin. Hepimiz insanız bazen arkadaşlarımızdan bazen kendi iç dünyamızdan bazen de ülkede olup bitenden etkileniyoruz ve bu gayet doğal. Önemli olan bu olumsuzlukları kimlik haline getirip ben artık buyum dememek. Bunun için moralinizi yüksek tutmanız şart. Film izleyin,kitap okuyun, dua edin, tatil yapın, dertlerinizi anlatın, kısacası sizi mutlu eden şeyler yapın.Maalesef benim olumlu öz imajım bozuldu, düzeltmem için ne yapmam gerek?         

      Hiçbir şey! Evet evet hiçbir şey. Kendinize zaman tanıyın. Olumlu öz imajların güzel yanı çok dayanıklı olmaları . Tek bir şeye ihtiyaçları var soluklanmaya/zamana. Sürekli zarar mı ediyorsunuz iş yerinizi kiraya verin, bir yıl tarımla uğraşın. Kendinizi tekrar güçlenmiş hissedince dönersiniz. Kilo mu veremiyorsunuz, rejime, spora son verin, dikkatinizi başka şeye yönlendirin, kitap yazın mesela. O olumsuz öz imajla yapacağınız tüm girişimler sadece daha da dibe çekecektir sizi. Sizde ELİMİ NEYE ATSAM KURUYOR der durursunuz.

    Bu arada güzel şeylerde üst üste gelir(Abi herife Allah yürü ya kulum demiş daha geçen ikinci evi aldı. Tanıdık geldi mi !) yeter ki kendinize olan sevginizi, saygınızı yitirmeyin.

    Kalın sağlıcakla.

  • Depresyon Masalı

    Depresyon Masalı

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çiçeği bildiğin çiçek, ağacı bildiğin ağaç, suları bildiğin su yani gayet sıradan bir ülkede İstek ve Eylem adında iki arkadaş yaşarmış. Beraber yer içer, beraber oturur kalkarlarmış. Bir şeyleri ayrı yaptıkları çok nadir olurmuş ki bu bile yetermiş ikisinin de üzülmesine, kavuşma isteğiyle yanıp tutuşmasına. Günlerden bir gün İstek asık suratla dikilmiş Eylemin karşısına ve demişki:

    İstek- Eylem! Ben olmadan hiçbir şey yapmak istemiyorsun, o da yetmezmiş gibi her şeyi benim başlatmamı istiyorsun. Bir kere sen bir şeyler yapsan da sonradan ben katılsam ne olur ki?

    Eylem- Değerli İstek, sen benim için çok önemlisin. Sensiz bir şey yapmak, hele hele bir şeyi başlatmak benim için neredeyse imkansız. Ne olur bunun için kızma bana ve eskisi gibi devam edelim.

    İstek- Hayır! Ben bundan çok sıkıldım. Sana küstüm, artık seninle konuşmayacam.

    Deyip gitmiş oradan İstek.

    Bu küslük ikisini de çok üzmüş. Eylem İstek olmadan hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Eskiden kendisini mutlu eden şeyler artık canını sıkar olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş, uyku uyuyamaz, iki kelam edemez olmuş. İstek de aynı durumdaymış. Kendisini hep bir yarım hissetmiş, meğer Eylem kendisini ne kadar tamamlıyormuş.

    Günler, haftalar, aylar öylece geçip gitti. Eylem artık bu duruma dayanamayıp koşmuş bilgenin yanına. Anlatmış olup biteni. Bilge sormuş:

    Bilge- Neden İsteğin şartını kabul etmedin?

    Eylem- Ne bileyim onsuz hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hele hele bir şeyi başlatmak bana ayrı bir zor geliyor.

    Bilge- Peki, şimdi sana söyleyeceklerimi harfiyen yerine getir.

    Eylem- Tamam.

    Bilge- İstek ile beraber yaparken çok eğlendiğiniz bir şeyi çık şu dağın başında yavaş yavaş yapmaya başla.

    Eylem- Ama hiç keyfim, isteğim yok.

    Bilge- Sen sözümü dinle gerisine karışma.

    Eylem- Peki, çok istemiyorum ama öyle olsun.

    Eylem çıkmış dağın başına. Mangal yapmak için odun toplamaya başlamış. Bunu gören istek; bu apaçık Eylamin bana ‘’seni özledim gel artık, bundan sonra bazı şeyleri ben başlatacam‘’ demesinden başka bir şey değil diyerek koşmuş dağın başına. İki arkadaş sarılıp hasret gidermiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamamışlar çünkü İstek arada bir naz yapıp küsüyormuş ama Eylem artık onun gönlünü nasıl alacağını bildiği için bu küslük çok sorun olmuyormuş.

    Depresyonda olan, hiçbir şey yapmak istemeyen değerli arkadaşlarım! Bazen hareket etmek, bir şeyler yapmak tekrar yaşama isteğimizi/mutluluğumuzu geri getirebilir. Mesela bu hafta sonu bir mangal yapın( istemeseniz bile). İsteğin, keyfin, mutluluğun size koşarak geleceğini göreceksiniz.

  • Manipülasyon Nedir?

    Manipülasyon Nedir?

    Manipülasyon kişinin duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını kendi çıkarına uygun bir şekilde yönetmektir. Manipülasyona maruz kalan olgun bir kişinin temel duygusu şaşkınlıktır.

    Ben aslında böyle bir şey söylemem, neden bu şekilde konuştum ki diye düşünür ya da bu hiç bana uygun bir davranış değil kimseye böyle davranmıyorum ama onun yanında kendimi hep bu şekilde davranırken buluyorum.

    MANİPÜLATİF KİŞİLERİN DİĞERİNİ YÖNETMEK İÇİN KULLANDIKLARI YÖNTEMLER

    Manipülatif kişilerin diğerini yönetmek için en çok kullandıkları yöntem diğerinin kafasını karıştırmaktır. Kafası karışık insan en kolay yönetilen insandır. Şayet biriyle ilişki kurarken sürekli kafanızın karıştığını hissediyorsanız manipüle ediliyor olabilirsiniz.

    Kullandıkları diğer bir yöntemse sizi şüpheye düşürmektir. Siz ne söylediğinizi ya da nasıl davrandığınızı hatırlarsınız fakat bu kişiler sizin söylediklerinizi çarpıtarak, eksilterek ya da değiştirerek sizi aslında söylemek istediğiniz şeyden bambaşka bir yere getirir. Yine şaşın hissedersiniz ve kendinizden şüphe etmeye başlarsınız.

    Özgüveninizin olması manipülatif kişi açısından olumsuz bir durumdur. Çünkü söylediğiniz sözün ve yaptığınız davranışın arkasında durursunuz ve tam olarak ne söylediğinizden emin olursunuz. Dolayısıyla bu kişiler özgüveninizi yıpratacak davranışlarda ve söylemlerde bulunur. Sizi fiziksel görünüşünüzle, yaptığınız işle, arkadaş seçimlerinizle eleştirir.

    Manipülatif kişiler çoğunlukla genel ifadeler kullanır. Bu durum karşısındaki  kişiye zihnimi okuyor mu acaba duygusu hissettirir. Örneğin güven problemin var, her şey seninle ilgili değil, çok kıskanç ve endişelisin, son zamanlarda huzursuzsun gibi.

    Sizi öfelendirerek suçlu hissettirirler. İlişki kurarken yavaş yavaş öfkelendiğinizi hissedersiniz. Duygunuz yükseldiğinde ise kendinizi aslında söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken ya da yapma istemediğiniz davranışları yaparken bulursunuz. Sonrasında gelen duygu ise suçluluktur, bu kadar tepki vererek ben hata yaptım, keşke o sözcükleri söylemeseydim çok kırıcı oldu, gibi cümlelerle kendinizi suçlarken bulursunuz.

    Duygusal anlamda sizden sıkıldığını hissettirerek alt mesaj sizi terk etmekle tehdit ederler. Bir süre görüşmeyelim diye bir taleple gelebilir, ya da şu an bunları konuşmak istemiyorum diyebilir. Bu talebin altında yatan istek sizi terk etmekle tehdit ederek onun ihtiyaçlarını karşılamaya devam etmenizdir. Bu genellikle son çare olarak başvurdukları bir yöntemdir. İlişki içindeki kişi sevgili olabilir, yakın bir arkadaş olabilir ya da bu bir partner ilişkisi olabilir. Şayet terk edilmeye karşı toleransınız düşükse, diğerinin ihtiyacını karşılamaya devam edersiniz.

    ASLINDA HERKES BİR PARÇA MANİPÜLATİFTİR

    Aslında manipülasyon herkesin az veya çok kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Bizim kimliğimiz ve kişiliğimiz 0-6 yaşları arasında oluşur. Dolayısıyla ilişki kurduğumuz kişileri çocukluğumuzda bize bakım veren kişilere benzetme eğiliminde oluruz. Örneğin bir erkek sevgilisini annesine benzetme eğiliminde olur. Annesi gibi davranması için sevgilisini manipüle etmeye çalışabilir.

    Manipülatif olmamızın diğer sebebi de her insan önce kendisini düşünür. Diğeriyle ilişkide hep iyi duygular almak ister. Diğerinin ona ihtiyacı olan duyguları verebilmesi içinse bilinçdışı çocukluğunda ona bakım veren kişilerden öğrendiği sevgi alma stratejilerini uygular.

    Bu yazıda bahsettiğim manipülasyon bilinçli olarak diğerini kontrol etmek için yapılan bir takım yöntemler kullanan kişilerle ilgili. Bu kişiler çoğunlukları ağır kişilik bozukluklarına sahip olan yani borderline kişilik bozukluğu, narsistik kişilk bozukluğu ya da antisosyal eğilimi olan kişilerdir. Ağır kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler de ya da antisosyal özellikleri olan kişiler diğeriyle empati kurma yetisi az, ya da hiç olmayan kişilerdir.

    MANİPÜLATİF KİŞİLER MAZOŞİSTİK KİŞİLERLE İLİŞKİ KURAR.

    Manipülatif kişilerle ilişki kuran kişilerin çoğunlukla mazoşistik eğilimleri olur. Yani kendine acıma, kendine üzülme duyguları yüksek olan, kendine acımaktan zevk alan kişiler manipülatif, empatik olmayan, diğerinin duygularını gözetmeyen kişilerle ilişki kurar. Bu ilişki her iki tarafı da besleyen bir ilişkidir, tencere kapak misali. Mazoşistik kişinin ihtiyacı acı çekerek zevk almakken manipülatif kişinin ihtiyacı diğerini kullanmaktır. Mazoşistik kişiler bu ilişkiden sürekli şikayet eder fakat bu kişilerle ilişki kurmaya da devam eder.

    ANDA KALARAK MANİPÜLASYONU FARK EDEBİLİRSİNİZ

    Manipülasyona maruz kaldığında kişi er ya da geç bu duyguyu fark eder. Bazı insanlarla ilişki kurarken kendinizi güvende hissetmezsiniz. Beyniniz aslında bunu size söyler. Buluşmaya geç kalırsınız mesela, buluşma gününü unutursunuz. Zihniniz o kişide size iyi gelmeyen bir takım duyguların olduğunu bilir. Bir taraftan da aslında benim iyiliğimi istiyor, iyi niyetli gibi mantıklı açıklamalarınız olur. İç sesinize güvenin. Anlaşılmadığınız hissediyorsanız ya da görüşmeden sonra kendinizi kafası ve duyguları karışmış olarak hissediyorsanız manipüle ediliyor olma ihtimaliniz yüksek

    Manipülasyona maruz kişi davranışlarında ve duygularında ne kadar sakin olursa, o an ne hissettiğinin ve ne yaşadığının ne kadar farkında olursa manipülasyona maruz kaldığını fark etmesi de o kadar kolay olur. Yapmak istemediğiniz şeyleri yapmış, konuşmak istemediğiniz şeyleri konuşmuş olmamak için anda alın. Duygularınızın karıştığını ve yönlendirildiğinizi fark ettiğinde ilişkiyi kesin. Yıkıcı yorumlarla değil, yapıcı eleştirilerle sizi teşvik eden insanlarla ilişki kurun.

    Manipülasyondan en az etkilenen kişiler kimliği ve kişiliği oluşmuş. özgüveni olan, davranışlarını ve duygularını takip edebilen kişilerdir.

  • ”Daha Ne İstiyor?”

    ”Daha Ne İstiyor?”

    Çocuklar bazen bir ihtiyaçtan bazen gerçekten meraktan düşüncelerimizi ve fikirlerimizi sorarlar. Fakat verdiğimiz cevaplar acaba onlara nasıl hissettiriyor?

    Geçen bir danışanım çocuğunun sürekli onay alma ihtiyacından, kendi kararlarını vermekte zorlandığından, ve çoğu konuda daha pasif durumda kaldığından bahsetti.

    Çoğu zaman çocuklarımızı övmenin, onların gelişimi için faydalı olduğunu düşünürüz, ebeveyn olarak da bundan tatmin duyabiliriz. Oysa bu bir süre sonra çocuğun bir çok şeyi ebeveynini memnun etmek için yapmasına sebep olabilir. Çocuklar o an çok mutlu olabilirler ama bir süre sonra olumlu verilen her geri bildirim zamanla gerçekçiliğini yitirir. Ya da “Sadece güzel şeyler yaptığımda kabul görürüm ve sevilirim” inancı yerleşebilir.

    Çünkü gerçekten de çocuklarımıza kağıda bir çizik atsalar dahi bebekliklerinden beri “aaa çok güzel olmuş” “ayy ne güzel yapmışsın” demiyor muyuz?

    Çocukların resimlerine yorum yapmak, övmek yerine resmi tasvir etmek daha etkilidir. Hem “kendisi için yapmış” olma duygusu, hem de resmine gerçekten ilgi duyduğunuzu hisseder. Her seferinde “çok güzel olmuş” yerine..

    “Bu yaptığın resmi çok beğendin.”

    “Bu resim çok hoşuna gitti.”

    “Benim fikrimi çok merak ettin.”

    Hala ısrarla sorarsa;

    “Buraya masmavi bir deniz çizmişsin, kocaman da bir ağaç var. Pembe de bir ev var. Ne kadar çok renk var! Gerçekten emek harcamışsın.” gibi betimleme yapabilirsiniz.

    Resimler her zaman anlaşılır olmayabilir. Sorgulamak yerine “buraya bir şey çizmişsin” diyebilirsiniz. Çizdiği şeyi tam anlamadan yargıda bulunmak yerine hayal dünyasına saygı duymuş olmamız iyi hissettirir.

    Bazı danışanlarım, evde her şeyin çocuğun istediği gibi olduğundan ama yine de ‘buna rağmen’ çocukların mutlu olmadıklarından, ebeveynleri ile iş birliğine girmediklerinden bahsediyorlar. Bu ebeveynler için de en içinden çıkılması zor hallerden biri gerçekten. “Bir çocuk daha ne ister ?”

    Evdeki hiyerarşinin kayması, her şeyin çocuğun istediği gibi olması aslında çocuğun yarattığı ve memnuniyet duyduğu bir şey gibi görünse de aslında güvensiz hissettiren kontrolden çıkaran bir şeydir. Çünkü çocuklar güvende hissetmeyi, gerektiğinde kontrol altında olmayı, korunmayı kollanmayı, bir yetişkin tarafından süpervize ediliyor olmayı severler ve güvenli bulurlar.

    Biz ebeveynler olarak aslında çatışmaya girmemek için zaman zaman sınırları korumaktan kaçınıyoruz. Ve üstüne bir de her şey üst üste geldiğinde, çocukların doyumsuz olduğunu düşünmemizle birlikte duygular öfkeye ve ilişkilerin bozulmasına kadar gidebiliyor.

    Çocuğun en temel ihtiyacı her istediğinin yapılması ve hep mutlu olması için uğraşılması değil, bazen negatif duygular ile de başa çıkabilmesi için bu durumlar ile yüzleşmesine fırsat vermek ve gerektiğinde ise çocuğu, başkasını ya da ebeveyni korumak için sınırlar koymaktır.

    Hem büyüyen çocuğunuz sadece aile içinde kalmayacak aynı zamanda kreşin, yuvanın, okulun, toplumun bir parçası.

    Çocuklar, yetişkinlerle ilişkilerinde ne kadar güç sahibi olduklarını ve bu ilişkiyi ne kadar kontrol edebildiklerini, gün içerisinde başlarına gelen olaylar sonucu deneyimleyerek keşfederler. Bu denemelerin büyük bir çoğunluğu evde yapılır. Evde öğrendikleri sınırlar, çocuklar tarafından dış dünyada onaylanan davranışlar için bir referans olarak alınacaktır. Çocuklar güç, kontrol ve otorite konusunda bir çok beceriyi ve kendi farkındalıklarını bu şekilde kazanırlar.Evde belirlenen uygun sınırlar çocukların sonraki yaşamlarında ev ve dış dünya arasındaki kural farklılıklarını tanımlayabilmesi ve uyum sağlayabilmesini kolaylaştırır.

    Çocuğunuza sınır koymakta zorlandığınız durumlarda bu konuda olan kitaplardan destek almayı deneyebilir, başa çıkmakta zorlanırsanız bir uzman desteği alabilirsiniz.

    Aklıma gelen kitap önerileri:

    Gerçekten Beni Duyuyor Musun?

    Pozitif Disiplin

    El Ele Ebeveynlik

    Koşulsuz Ebeveynlik

  • Kaygılı Anne Babalar

    Kaygılı Anne Babalar

    Anne babaların çocukları için kaygılanmaları muhakkak ki normaldir. Her anne baba çocuğu iyi olsun ister ve onu koruma isteğinden kaynaklı bir endişe yaşar. Fakat problem anne babaların kaygılanmaktan ziyade kaygılı bireylere dönüşmesiyle başlar.

    Kaygılı bir anne baba çocuğun bebekliğinden yetişkinliğine kadar daima abartılı bir şekilde bunun gibi şeyler düşünür: Doydu mu, üşüdü mü, aman düşmesin, aman kavga etmesin, bensiz gidemez, yalnız yapamaz,ya hasta olursa, okula alışabilecek mi, kesin başına bir şey geldi, arkadaşlarıyla arası nasıl, ya sınavı kazanamazsa, mezun olur mu, ne zaman evlenecek vs. vs.

    Böyle bir anne baba aşırı koruyucu bir tutum sergiler ve daima her şeyi kontrol etme çabası gösterir. Sürekli engellenen ve müdahale edilerek büyüyen çocuğun;

    -Bireyselleşebilmesi, bağımsızlaşıp sağlıklı ilişkiler kurabilmesi,

    -Özgüven gelişimi,

    -Gerçek yeteneklerini, gereksinimlerini fark edebilmesi,

    -Kendini koruyabilecek becerilerle donanması güçleşecektir.

    Ayrıca; kaygılı anne babaların çocukları da sıklıkla kaygılı olur; dünyayı kötü bir yer gibi algılar, baş edemediği şeylerden kaçınır, hata yapmamak için çoğunlukla hiçbir şeye girişmez. Okula başlamakta zorluk çekebilir, ayrılma anksiyetesi yaşayabilir.

    Anne babaların şunlara dikkat etmesi önemlidir:

    • Öncelikle abartılı kaygıların belirlenmesi ve nedenlerinin düşünülmesi gerekir. Bu aşamada baş edilemezse bir uzmandan yardım alınmalıdır.
    • Anne baba kaygısını azaltabilmek için diğer rollerine (işine vs.) odaklanabilir, kendine hobiler edinebilir, spor yapabilir; bu gibi etkinliklerle kendine vakit ayırması iyi gelebilir.
    • Çocuk sosyalleşmesi, çevresindekilerle iyi ilişkiler kurması konusunda teşvik edilmelidir.
    • Çocuk bağımsızlaşma konusunda yüreklendirilmelidir. Ona güvenildiğini hissetmelidir, böylece o da kendine güvenebilir.
    • Tedbirli olmak normaldir, fakat aşırı koruyucu, engelleyici bir tutum sergilememeye özen gösterilmelidir.
    • Çocuğa tek başına baş edebileceği, kendini koruyabileceği stratejiler kazandırılmalıdır. Bu konuda rol model olunması önemlidir. Çocukların en çok anne babayı gözlemlediği, onların davranış ve tutumlarını örnek aldığı unutulmamalıdır.
  • 2 Yaş Krizi Nedir?

    2 Yaş Krizi Nedir?

    ‘Bütün dünya bana karşı geliyormuş gibi hissediyorum. Annem babam bile bir şey istediğimde sürekli bana hayır diyor. Beni hep durdurmaya çalışıyorlar. Durmadan şunu yap, bunu yap diye emir veriyorlar. Oysa ben ‘benim’. Benim kendi aklım var. Bu yüzden annem babam bana yap dediklerinde ‘Hayır’ demek zorundayım. Eğer hayır demezsem, kendimi yalnızca anne ya da babamın bir parçasıymış gibi hissediyorum. Ama ben benim. O yüzden istediğim zaman hayır diyebilirim. Çünkü ben güçlüyüm. İstediğim şeylere ben karar verebilirim. Masada nereye oturmak istersem oraya otururum. Kaşığımı tabağıma durmadan vururum. İnsanlar benim burada olduğumu çıkardığım ses sayesinde anlayabilirler. ‘

    Çocuğunuz durmadan hayır diyor, olur olmadık mekanlarda kendini yere atıyor ve bir şey istediğinde onu elde edene kadar ağlama krizlerine mi giriyor? Tebrikler, ‘ Terrible two’ yani ‘2 yaş krizi’ dönemine hoş geldiniz.

    Yazının başındaki cümleler bu dönemde çocuğunuzun ne hissettiğini ve düşündüğünü size kısaca özetleyebilir. Çocuğunuz bunları sizi kızdırmak için yapmıyor, kendi benliğini kazanmak ve bağımsızlığını kanıtlamak istiyor. Bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamladığında çocuğunuz ilerde kolaylıkla insanların etkisi altında kalmaktan korunacaktır.

    Ebeveynler bu süreçte çok zorlanıp, aşırı tepkiler verebilir. Bu yüzden sık sık bu sürecin geçici olduğunu ve bu dönemin onun gelişimi için gerekli bir evre olduğunu hatırlamak gerekir.

    Ebeveyn olarak dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şu şekilde özetleyebiliriz;

    Bu süreçte çok fazla alanda çocuğunuza sınır koymaya çalışmayın. Savaşacağınız birkaç alan belirleyin. Örneğin fiziksel güç kullanması net bir sınırınız olsun ve bu davranışa asla izin vermeyin.

    Çocuğunuzun hayır ifadelerini onaylayın ve karşı gelmemeye, değiştirmemeye çalışın. Örneğin ‘Hadi çoraplarını çekmeceye koy’ dediğinizde büyük bir ‘hayır, olmaz’ cevabıyla karşılaştıysanız; ‘Tamam, demek şimdi bunu yapmak istemiyorsun’ diyerek karşılık verebilirsiniz.

    Yemek konusunda isteklerine saygılı olun. Örneğin brokoli yemek istemediğinde, ‘Neyi sevip sevmediğine karar ver. Şimdi senin brokoli sevmeyen birisi olduğunu söyleyebilirim.’ Cevabı çocuğun benlik algısını destekleyen ve önemsendiğini hisseden bir cevap olur.

    Çocuğunuz ağlama krizine girdiğinde ve istemediği şeyleri ağlayarak ifade ettiğinde ona yol gösterin. ‘Hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda bana hayır, istemiyorum diyebilirsin. ‘

    Bu dönemde çocuğunuzla güç yarışı yapmaktan kaçının. Her istediğinin olmayacağını öğrensin düşüncesi bu dönem için çok geçerli değildir. Tartışma sonuçta daima çocuğun kaybettiği şartlar oluşur. Siz kazanırsanız çocuğunuz kendini ifade etme gücünü kaybedecektir. Eğer çocuğunuz kazanırsa, kendine doğru örnek olacak bir rehberi, güçlü bir yetişkini kaybedecektir. Çocuğunuz sizi çok zorladığında, örneğin yemek yememek için kararlı davrandığı durumlarda bile, ‘Tamam, şimdi yemek zorunda değilsin. Ama daha sonra senin için yemek pişirmeyeceğimi bilmelisin.’ Hem onun istediğinin olduğu, hem son sözü sizin söylediğiniz ve sınırları sizin belirlediğiniz bir cevap olur.

    Son olarak iki yaş krizinin nörolojik boyutuna da bir bakmak gerekiyor.

    Çocuğunuzun bu dönemde beynin ön (frontal) bölgesi gelişir. Bu bölgenin gelişmesi için kararlar vermeye ihtiyacı vardır. Sizin tüm söylediklerinizi yerine getirmesini, tüm emirlere itaat etmesini beklerseniz, beynin bu bölgesinin faaliyetsiz kalmasına sebep olabilirsiniz.

    Ağlama krizler çocuk beyninde gerçek bir tetikleme yaratır. Çocuğunuzun ağlamaya hakkı vardır. Beyni gerçekten de istediği olmadığı için stres altındadır. Ağlamak bu gerilimin boşaltılmasını sağlar.

    Sizin için çok küçük olan bazı istekler onun için çok önemlidir. Arkadaşının oyuncağını almak istemesi veya herhangi bir isteğinin geri çevrilmesi, onun beyninde çok zor bir durumdur. Olgunlaşmamış, neden- sonuç ilişkileri kurmayı öğrenmemiş, bağlantı kurmamış bir beyinde, istekler hayal edilmeye başlandığında haz verecek moleküller salgılanır. Ve istediği olmadığında bu molekülleri n miktarında ani bir düşüş olur. Bu da büyük bir ağlama krizine veya saldırgan bir tepkiye yol açabilir.

    Bu dönemde ihtiyacınız olan en büyük şey ise ‘Sabır’dır. Çocuğunuzun geliştiğini ve büyüdüğünü kendinize hatırlatmak bu dönemi atlatmanıza yardımcı olacaktır.