Etiket: Sevgi

  • Aşk Acısı Neden Acıtır?

    Aşk Acısı Neden Acıtır?

    Aşk ilk insanlardan bu yana varlığını sürdürmüştür. Bundan 300 bin ila 40 bin yıl önce yaşamış neandertallerin mezarlarında çiçekler ve polenler, mağaralarında sevgi ve aşk temasının işlendiği duvar resimleri bulunmuştur. Bunlar o dönemde yaşamış insanların bile birbirine ilgi, sevgi ve aşk hissettiğini göstermektedir. Peki, acaba aşkı uzun zamanlar önce yaşamış olan bu insansılar da aşk acısı yaşıyorlar mıydı? Bunu cevabı muhtemelen evet. Çünkü aşk duygusu başlangıçta mutluluk, neşe ve yoğun bir duygusal yükseliş içerirken, bitiş sürecinde ise öfke, nefret, hüzün ve bazen de yoğun bir yıkım olarak hissedilmektedir. Doğanın değişmez bir kuralı olan sevmek ve sevilmek, geçmişte insanları etkilemiş, günümüzde etkilemekte ve gelecekte de aynı yoğunlukta etkilemeye devam edecektir.

    Aşk Acısı Gerçek Bir Acıdır
    Aşkın ömrü 6 ay ila 1,5 yıl arasında değişmektedir. Sağlıklı yürüyen bir ilişkide aşk sevgiye evrimleşir. Bu aşkın yok olduğu anlamına gelmez, bilakis güvenli bir bağlanma ve sevgi halini alır. Eğer aşk duygusu çok uzun süre devam ederse bu durum sağlıklı bir durum olmaktan çıkarak bir bağımlılık ve obsesyon halini alabilmektedir. Aşık bir insanın beynindeki nörobiyolojik süreç ile obsesif kompulsif bozukluk durumundaki süreç oldukça benzer bulunmuştur. Ayrılık acısı beynin amigdala olarak adlandırılan bölgesinde yoğun bir uyarılmaya sebep olur. Ayrıldığımız insanın yokluğu beynin bu bölümünde öyle bir panik duygusuna sebebiyet verir ki, bu duygular küçük bir çocuğun sokağa bırakıldığında yaşadığı çaresizlik, yalnızlık ve terk edilme duyguları ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Aşık olma halinde başta yaşanan pozitif duygular ile bitişinde yaşanan negatif duygular eşit yoğunluktadır. Aradan uzun yıllar geçse bile kişi bu travmatik olayı ayrıntılı bir şekilde hatırlar ve bu durum ayrılığın acısını uzun süre yaşamasına sebep olur. Zamanla veya profesyonel destekle bu olumsuz duygular azalabilir. Bu acı her ne kadar bir ömür boyu az da olsa hissedilse de aynı şiddette kalmaz. Kişi aşık olduğu insanı kaybettiğinde tıpkı bağımlılıklarda olduğu gibi yoksunluk duyguları yaşar. Günümüzde aşık olduğu kişi tarafından yok sayılan, dışlanan, hakarete uğrayan yine de ondan vazgeçemeyen birçok insan vardır. Bu bağımlılık sonucu iş, ev ve okul performansı bozulur. Bazı kişilerde ise yıllar içerisinde bu acı daha da artarak başka psikolojik ya da psikosomatik bozukluklara sebep olabilir. Aslında aşk acısı da bir tür yas reaksiyonudur.

    Aşk Acısı Eğiticidir
    Yaşanan aşk acısı aynı zamanda öğretici olabilmektedir. Kişiyi olgunlaştırır ve daha farklı bir bilinç düzeyine taşır. Kişiye empati yapma, kendine ve hayata daha farklı yönlerden bakma becerisi kazandırır. Ayrılığı anlamlandırmaya, karşısındaki insanın duygularını anlamaya çalışan insan kendi duygularını da daha net gözden geçirir. Çünkü aşık olunan insan kişinin aynasıdır. İnsanlar genellikle kendi iç dünyası ve içsel sorunları ile örtüşen insanları seçerler. Karşındaki insanı kendi iç dünyasını görmede bir araç olarak gören insan kendini daha iyi tanıma yolunda da başarı elde eder. 

    Aşk Süreci Nasıl Yaşanmalı?
    Aşkın kalıcılığını sağlayan en temel unsur iki ayrı özgürlüğün karşılıklı tanınmasıdır. Kişilerin birbirilerinin olumlu ve olumsuz yönlerini olduğu gibi görüp kabul etmesi çok önemlidir. Zaman içerisinde aşkın saygı ve sevgi temelinde bir ilişkiye dönüşmesi gerekir. Sağlıklı bir ruhsal yapı, öteki insanın zaman zaman hayır diyebileceği veya olumsuz geri bildirimler yapacağı gerçeğine tahammül eder. Hayatın olumlu ve olumsuz yönlerini olduğu gibi görüp kabul eden insanların hem sevgili hem de öteki ilişkileri çok daha sağlıklı olacaktır. 

  • Çocukları Sevgi ve Disiplinle Yetiştirebilmek

    Çocukları Sevgi ve Disiplinle Yetiştirebilmek

    Sevgi ve disiplin birbirine aykırı görünmelerine karşın aslında çocuk yetiştirmede birbirlerini tamamlayan iki unsurdur. Önemli olan her ikisini de uygularken çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun şekilde uygulayabilmektir.

    Çocuk gelişiminde sevgi kadar disiplinin de önemi vardır. Sevgi ve hoşgörümüz, çocuğun temel güven duygularını pekiştirir, daha özgüvenli ilişkiler kurmasına, çevresini daha cesaretle keşfetmesine vb… sağlar. Disiplin ise çocuk açısından tamamlayıcı bir unsurdur. Burada bahsedeceğimiz disiplin çocuğu hizaya sokacak, yaramazlıkları önleyecek bir anlayıştan farklıdır. Çocuğun disiplin yoluyla sorumluluklarını kavrayabilmesi, sınırlarının farkına varıp buna göre daha doğru ilişkiler kurabilmesi, seçimlerini daha rahat yapabilmesi ve problemlerini daha başarılı çözebilmesi amacıyla uygulanmalıdır. Çocuklar büyüdükçe bu iki kavramın doğru ve tutarlı uygulanabilmesinden son derece fayda göreceklerdir.

    Öncelikli olarak sevgiden bahsedecek olursak düşünmemiz gereken çocuklarımızın tamamıyla bize bağımlı ve muhtaç bir yaşam sürüyor olduklarıdır. Bizler çocuklarımızı severken çok fazla düşünmediğimiz kendi olumlu duygularımızla mı, yoksa kırık dökük hayatımızda bir teselli bulabilmek için mi onlara sarılıyoruz. Bu anne babalar açısından büyük bir handikaptır. Çünkü bize ağır gelen sorunlarımızdan uzaklaşabilmek için çocuklarımıza sarılmamız aslında onların gerçek anlamda ihtiyaç duygukları sevgiyi verebilmemizden bizleri uzaklaştırır. Unutmayalım ki yetişkinler olarak çözemediğimiz sorunlarımız için derman bulabileceğimiz en son kişiler çocuklarımızdır. Bu açıdan düşünürsek yetişkinler olarak yaşadığımız bütün sorunların çocuğun dünyasına ait olmadığını anlarız. Çocuğumuzla kuracağımız ilişki, onun dünyasına ait merakları, sorunları, sorumlulukları vs.. içermelidir. Kendi kişisel kaygılarımızı çocukla kuracağımız ilişkinin içinde yaşarsak herşeyi hem çocuk hem de kendimiz açısından anlaşılmaz ve işin içinden çıkalamaz bir hale getiririz.

    Bütün bunları göz önünde bulundurarak düşünürsek çocuğumuza koyacağımız sınırlar ve kurallar, çocuk için anlaşılır olmalıdır. Aile olarak kendi içimizde tutarlı ve ortak şeyler söylemeliyiz. Birimizin yasakladığı bir şeye diğerimiz izin veriyorsa bu yasak çocuk açısından anlamsızlaşır. Çocuk her zaman faydacı davranacaktır. Anneden koparabileceği izni anneden, babadan koparabileceği izni babadan istemeye başlar, yada birisi izin vermezse diğerinden izin ister. Bu durum çocuklarımız açısından tutarsız bir ilişki ağı olup bir türlü sınırlarını bilememesine ve her fırsatta aynı konuları dayatmasına neden olur. Ebeveynlerin özellikle göz önünde bulundurması gereken şey budur. Çocuğu kimin daha fazla sevindirdiği değildir. Zaten bu tip bir çelişki ileride çocuğumuzun sosyal yaşamda pek çok yaşamasına neden olacaktır. Evde aile büyükleriyle yaşıyorsak (büyükanneler, büyükbabalar) bu konuda özellikle onları da bilinçlendirmeliyiz. Torunlarına karşı çok daha yumuşak yüzlü olabilirler. Böyle bir durumda annen baban izin veriyorsa diye teyit almaları gerekir.

    Koyduğumuz kuralların, verdiğimiz cezaların çocuk açısından anlaşılır ve akla yakın olması gerekir. Aksi taktirde çocuklar için için kırgınlıklar yaşarlar, anlaşılmadıkları ve sevilmedikleri duygusuna kapılırlar. Çocuk, sevgiyi aldığı zamandaki gibi disipline edilirken de sevinç ve mutluluk yaşamaktan hoşlanır. İşte bu yüzden çocuk disiplininde ödül her zaman cezadan daha fazla işe yaramaktadır. Çocuklarımızın günlük düzenini (bilgisayar, sokak, ders, yemek gibi), her zaman yapmaktan hoşlanmadığı yada zorlandığı faaliyeti, zevk aldığı uğraşın yapılması için gerekli bir iş olarak sunmalıyız. Bu şekilde zevk aldığı işler otomatik olarak sorumluluklarını gerçekleştirmenin ödülü biçiminde sunulacaktır. Tabi bunu yaparken sınırsız olmamalıyız, eğlenceli faaliyetinde sınırları olmalıdır, bunu nasıl kullanacağına da çocuk karar vermelidir. Çocuğun güvenliği ve sağlıklı gelişimi açısından ondan sorumlu olan ailelerdir. Bu yüzden sınırlar koyarken otorite biz olmalıyız. Aşırı otoriter olmak kadar otorite koyamamakta sakıncalıdır. Bu konuda özellikle yapamayacağımız şeylerle tehdit etmemeliyiz (bacaklarını kırarım, pipini keserim vs..). Bu şekilde bir davranış hem otorite koyamamamıza hem de çocuğumuzun ruhsal yönden sıkıntılı bir gelişim izlemesine neden olacaktır. Aynı şekilde çocuğun istediği herhangi bir şey içinde tutamayacağımız sözler vermemiz son derece sakıncalıdır. Buna örnek olarak çok pahalı olan, alamayacağımız şeyleri bir gün alacağımız hayalleri kurdurmamızı söyleyebiliriz. Bu, o anda çocuğun bunu ertelemesine yarasa bile ileriki hayatında çocukluğunda hayalini kurupta ulaşamadığı şeylerin gelecekte ki birer yansımaları olacaktır. Muhtemelen kişinin normalde elde edebilmesinin zor olduğu şeyleri elde edebilmek için sınır tanımaz bir hırsla çabalamasına neden olacaktır.     

    Çocuğumuz yolda, alışveriş merkezinde bizden bir şey istiyor ve bizde alamıyor isek ve çocuk inatla ağlıyor ve diretiyor ise yapılacak en mantıklı şey sabırlı olmaktır, dövmek ve çekiştirmek değil. İstediği ağlasın, kendini yerlere atsın, sabırlı olmalıyız. Eve döndüğünde unutur, ve bu tecrübesinden ağlayarak isteklerini gerçekleştiremeyeceğini öğrenmiş olur. Tekrar etmemeye başlar. Özellikle dayaktan kaçınmalıyız çünkü bu çocuk açısından ders verici değil gurur kırıcıdır. Çocuk cezalandırılırken mutlaka bunu niçin yaşadığını bilmek ve anlamak zorundadır. Yoksa olumlu davranışları pekiştirmek, olumsuz davranışları azaltmak hedefinden uzaklaşmış oluruz. Dövmek, çocuğun sorunlu olduğunu değil, bizim zorluklar karşısında zayıf ve tahammülsüz olduğumuzun göstergesidir. Çocuğa verilecek en iyi ceza onun zevk aldığı faaliyetleri kısıtlamaktır, doğru olan davranışları da sevgi ile ödüllendirmektir. Bazen sıcak bir sarılış, onlara alınacak pahalı bir hediyeden çok daha değerli olabilir. Onları maddi şeylerden daha fazla sevgimizle ödüllendirmemiz, çocukların benlik değerlerinin daha sağlam olmasını sağlar.

    Bazen disiplin açısından eğlence ve oyuncak çok iyi fırsatlar sağlayabilir. Öncelikle çok fazla oyuncak almanın zararlı olduğunun bilinmesi lazım. Bu, çocuklara oyuncakları daha değersiz ve her istediğinde ulaşılan nesneler haline getirir. Halbuki gelecek hayatlarında istedikleri bir kaç seçenek arasında seçim yapmak zorunda kalacaklardır. Elde ettikleri şeylere daha az değer verecek ve buna dair sorunlar yaşayacaklardır. Çoğu aile kendi çocukluklarında yaşayamadığı yada çok yoğun olup çocuklarıyla yeterince ilgilenemediği için duydukları bu  sıkıntıyı onların her istediğini alarak gidermeye çalışır. Bu çok yanlış bir davranıştır. Kesinlikle elde ettiğine değer verebilmesi için ona vakit tanımalıyız. Yaklaşık üç dört haftada bir oyuncak alınmalıdır. Birden fazla beğendiği oyuncak varsa aralarından birini seçmek ve diğerlerini gelecek sefere ertelemek için onları teşvik etmeliyiz. Eğer pahalı ama alabileceğimiz bir şeyi istiyorlarsa onlara bu oyuncağın parasının küçük bir kısmını biriktirmesini üstünü bizim tamamlayacağımızı söyleyerek yönlendirebiliriz. Bu özellikle çocuklara arzu ettikleri şeylere ulaşabilmek için emek vermeyi ve çaba sarfetmeyi öğretir.

    Eğer kardeşi varsa her iki çocuğa da kendi aralarında paylaşmayı özendirmeliyiz. İleride sosyal hayatlarında paylaşmak istemiyor olmaları, onların yalnız ve mutsuz bireyler olmalarına yol açacaktır. Bunun için çocukları birbirleriyle kıyaslamamalıyız.

    Bizlere hoşlanmadığımız davranışlarda bulunuyorlarsa anneye-babaya böyle davranılmaz dememeliyiz, bu çocuk açısından anlaşılmaz bir kuraldır. Bunun yerine özdeşim yaptırıp sen böyle yaptığın zaman çok üzülüyorum, çok kırılıyorum gibi açıklamalar yapmamız daha çok işe yarar. Buna rağmen kırıcı yada inatlaşıcı davranışlarda bulunmaya devam ediyorlarsa, muhtemelen bizlere kırgın, kızgın olduğu konular vardır. Davranışları, bu duyguların dışa vurumudur. Sorunun ne olduğunu araştırmalıyız. Çocuğun sorunları hakkında asla onun yanında konuşmamalıyız. Bu çocuğa fayda değil zarar verir.

    Unutmayalım ki sevgi, anlayış, hoşgörü ve sabırla yetiştireceğimiz çocuk sağlıklı bir yetişkin olacaktır. Kişisel endişelerimizin, hayallerimizin, yaşamdaki stres ve sorunlarımızın hepsi biz yetişkinlerin kişisel olarak çözmesi gereken sorunlardır. Çocuğumuzla kuracağımız ilişki ile karıştırılmamalıdır. Doğada her canlının çocuk yetişitirirken amacı çocuğun güvenliğini ve ileride kendi kişisel hayatında ayakta durabilmesini sağlamaktır, karşılaştığı sorunları çözebilmesi ve yetişkin bir birey olarak kendi amaçlarını, hedeflerini kendisi için doğru şekilde ortaya koyabilmesini öğretmektir.

    Bizim istediğimiz kimliğini kazanmış olan bizimle, kendisiyle ve çevresiyle olumlu ilişkiler geliştirebilen, yaşadığı sorunları biz başında olmasak bile çözebilen, zorluklar karşısında direnebilen, ne istediğini bilen ve enerjisini doğru şekilde kullanabilen bir çocuk yetiştirebilmektir. Bunun için çocuklarımızı yeteri kadar dinlemeli ve onların fikirlerine değer verdiğimizi gösterebilmeliyiz.      

  • Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı İle Nasıl Baş

    Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı İle Nasıl Baş

    Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur günlük hayatımıza etkilemediği sürece patolojik bir durum oluşturmaz. Kardeşlik bazı uzmanlara göre rekabettir. Kıskançlık beklenen ilgi ve sevgi şefkat eksikliğine karşı verilen bir yanıttır. ilk çocukluk döneminde kıskançlık ebeveynlere ve ona bakan, vakit geçirdiği kişilere yöneliktir. Çocuk ilgi ve şefkat bekler, sevilme ihtiyacı yüksektir, sevgiyi arzular, diğer çocuklarla kendisini kıyaslama içinde bulur.

    Hiç bir çocuk annesini kaybetmeye dayanamaz. Yeni bir kardeşin dünyaya gelişiyle çocuk anneden bir süre uzaklaşır. Bu ayrılık nedeni ile çocuk terkedilmişlik duygusu yaşayabilir. Anne kucağında yeni bir bebekle eve geldiğinde çocuk artık sevilmeyeceğini düşünür. En muhtaç olduğu şey yani sevgiyi kaybetme çaresizliğine kapılır. Çocuğun asıl kaygısı annenin sevgisini kaybetmektir.  Çocuk bu süreçten sonra sürekli anne babanın sevgisini sorgulamaya başlar. Anne babasını paylaşmak zorunda kalmıştır artık yeni gelen bebeğe hem anne hem baba çok fazla vakit harcamakta hem de çevredeki herkes artık eve yeni gelen o bebeğe daha fazla ilgi göstermekte ve hediyeler almaktadır. Yeni kardeşin gelişiyle büyük çocuk ikinci plana atılmış ve terkedilmişlik duygusunu yaşar. Bütün bu olaylar yaşanırken büyük kardeş İlgi çekmek ister, yaramazlık yapmaya başlar; okuldaki arkadaşları ile sorunları başlar. Küçük kardeşe duyulan kıskançlık kardeşini vurma ısırma gibi sık rastlanan davranışlarla kendisini göstermeye devam eder. Bazı çocuklarda kıskançlıklarını bu tür hareketlerle dışa vurmazlar: içlerine kapanırlar yemeden içmeden kesilir, evin bir köşesine çekilir, parmak emer saçlarıyla oynarlar. Bazı çocuklar ise bebek gibi konuşmaya biberon ve emzik isteme davranışı gösterirler.

    Yeni gelen kardeş büyük çocuğu adeta evdeki tahtından indirir çocuk alt üst olur. Yeni bebek dünyaya gelince evdeki çocuktan abi veya abla olması beklenir oysa ki onun öyle bir isteği yoktur. Bebeğin bakımında size yardımcı olmak kardeşine bakmak, koruyup kollamak zorunda değildir, bunu kendisi istememiştir. Anne babalar çocuğa böyle davrandıkça sorumluluk yüklendikçe ikinci plana itildiğini hissedecek ve kardeşine daha fazla öfkelenecektir. Bu dönem çocuklarda kıskanmaya bağlı uyum zorlukları yaşanmaya başlanır, zaman zaman abartılı sevgi gösterilerinde bulunur ,kardeşini ağlatacak şekilde sıkıca kucaklar yanlışlıkla yere düşürür.

    Kardeş kıskançlığı durumunda ebeveynlere düşen ilk görev büyük çocuğa da ellerinden geldiğince vakit ayırıp büyüğü unutmamak. Çocuğun okul yaşamı ve oyunlarıyla onunla kardeşi dünyaya gelmeden önceki kadar ilgilenilmelidir. Büyük çocuk ve kardeşi arasındaki sosyal ilişkiye zemin oluşturulmalıdır, annenin hamileliği belirginleşmeye başladı yeni kardeş dünyaya gelmeden önce anne baba çocuğu bu duruma hazırlamalıdır. Çocuğa yeni bir kardeşi olacağını ve bundan büyük bir mutluluk duyacağı anlatılır, bebeğin eşyalarının hazırlanmasında büyük kardeşten yardım istemeli kardeşi için kendisi isteyerek seçim yapmalıdır. Yeni kardeş dünyaya geldikten sonra ebeveynler kardeşler arasında kıyaslama yapmaktan kaçınmalı, 2 çocuğa da eşit davranmalıdır.

    Zamanla kardeşinin gelişine rağmen sevildiğini gören çocuk kardeşini daha az kıskanır ve zamanla da bu kıskançlığın üstesinden daha kolay gelebilir. Çocuklarına eşit davranan kıyaslama yapmadan yetiştiren, bütün çocuklarına eşit sevgi ilgi ve zaman ayırabilen ebeveynler bu süreci daha rahat ve daha başarılı bir şekilde anlatabilirler. Her çocuğa ailede özel bir yeri olduğunu hissettirmek, her birinin kendisine değerli olduğunu yansıtabilmek ve haksızlık yapmamak kardeş ilişkilerinde en önemli faktörlerdendir. Ebeveynlerin her çocuğa bilgi ve becerilerine göre sorumluluklar vermesi ve haklarına saygı göstermesi gerekir. Her çocuğun kendisini değerli hissetmesi çok önemlidir. Çocuklar arasında paylaşma duygusu artırılmalı kardeşler arası iş bölümü ve dayanışmaya teşvik edilmelidir.

    Kardeş kıskançlığını önlemenin en sağlıklı yolu öncelikle anne babaların bu duygunun doğal olduğunu kabul etmeleri ve büyük çocuğu desteklemeleri gerekir, çünkü onun dünyası değişecektir, artık anne babasının desteğine ihtiyacı vardır. Öncelikle yeni bir kardeşin geleceğini bir başkasından değil anne babasından duyması gerekir. Resimlerle yaşına uygun açıklamalarla çocuğa açıklanmalıdır. Yeni kardeş gelmeden önce hastanede kardeşe verilmek üzere bir hediye hazırlanması ve bunun çocuğun hazırlaması için ona destek olunmalıdır, aynı zamanda büyük çocuk için de abla veya abi olduğunu kutlamak için hediye hazırlanmalıdır. Kardeşleri ile ilgili alışverişleri büyük çocuğun seçmesi ona iyi gelecektir. Yeni kardeşin odasını hazırlarken, beşiğini kurarken büyük çocuktan yardım alın bu davranışlar çocuğun mutlu edecektir.

        Anne doğuma gittiğinde biraz toparlandıktan sonra çocuğun hastaneye gelmesi gerekir. Hastaneye ilk geldiğinde kardeşi ilk olarak annesinin kucağında görmemelidir. yeni bebek dünyaya geldikten sonra anne baba ara ara büyük çocukla baş başa vakit geçirmeli yeni bebekle ilgili duyguları konuşmak, kıskanmanın doğal olduğunu kendi çocukluğumuzdan hikayelerle anlatarak, kıskançlık duygusunu hafifletebilirsiniz. Kıskançlığın patolojik hale dönüşmemesi ebeveynlerin tutumlarına bağlıdır. Çocuğun gerçek inancı kardeşin gelişi ile annenin sevgisini kaybetmek olacağından öncelikle bu inancı çocuğun aklından düşüncelerinden def etmek gerekir.  Çocuk ikinci plana atılmış duygusunu yaşamamalıdır.

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda En çok yaşanılan sorunlardan biri; KARDEŞ KISKANÇLIĞI !

    *Aslında kardeşler arasında kıskançlık,dozunda yaşadığında, doğaldır. Çocuklar için faydalı ve sağlıklı bir haldir. Her çocuk, anne-babanın sevgisinin ve ilgisinin tümünü ister. En sevilen, en çok ilgilenilen olmak ister. Bu da kıskançlığı kaçınılmaz kılar.
    Her çocuk, ayrı bir birey olarak bencillik, sahip olma, paylaşamama,kendine güven duymaya ihtiyaç, özenti gibi duygular taşıdığı gibi kıskanabilir de…
    *Aslında kıskançlıkla çocuklar, hayatın gerçeklerinden biriyle yüzleşmiş olurlar. Bu da onun çevresindeki ilginin tümüne ve yaşamın bütün avantajlarına sahip olamayacağıdır. Bu acı ve zor da olsa çocuk için bir derstir. Sevgi paylaşılacaktır ve paylaşıldıkça da
    sandığının aksine azalmayacaktır.
    Böyle normal aile içi rekabet, çocuksu benmerkezciliği ve bencilliği azaltır. Rahatsızlık verici de olsa, başkalarıyla geçinmek için deneyim ve kolaylık sağlar.
     

    Çocuklar Niçin Kıskanır ?

    • Çocuk, gelişiminin bazı dönemlerindekıskançlıkgösterebilir.
    Mesela; 3 yaşındaki bir çocuk eşyalarını, oyuncaklarını, yemeğini, ailesini paylaşmayı henüz öğrenmemiştir.

    Eşyasını başkası kullanması gereken durumda kıskançlığa girebilir ve bu, doğal bir durumdur.
    • Genellikle ilk çocuklarda kardeş kıskançlığı dikkati çeker. Ailesinin ilgi ve sevgisine alışan çocuk, yeni gelen kardeşi kendine rakip olarak görür.
    Devre dışı kalacağını zanneden büyük çocuğa aile destek olmalıdır.
    • Çocuğu yoksun bırakmak veya her istediğini yerine getirmek,sürekli maddî ödüller vermek de kıskançlığı körükler.

    Çocuklarda Kıskançlık Belirtileri !

    Kıskanç çocuk, huzursuz davranışlar gösterir, uykusuzluk çeker. Basit sebeplerle kızar, ağlar, bağırır. Hele hayatının ana konusu kıskançlık olmuşsa, çocuk acı içindedir. Yardıma ihtiyacı vardır.
    • Anne-baba ile yatmak ister.
    • İlgi çekmeye çalışır.
    • Yeniden altını ıslatmaya, meme ve parmak emmeye, bebeksi konuşmaya başlayacaktır.
    • Küçük kardeşine zarar vermek isteyebilir.
    • Anne-babasının sevgisini, ilgisini sürekli arzular.

    Çocuklarda Kıskançlığı Önlemek İçin Altın Kurallar !

    • Amacımız, kıskançlık duygusunun varlığını tümüyle ortadan kaldırmak değil, onu ortaya çıkaran durumları azaltmak ve göründüğünde sebeplerini araştırmak olmalıdır.
    • Çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslamayalım.
    Çocuklara sevgi, ilgi ve disiplinde tutarlı davranalım, aşırı gösterilerden kaçınalım.
    • Çocuklar arasında büyük-küçük, kız erkek gibi ayırımlar yapmayalım.
    • Kardeşini kıskanan büyük çocuğa sözgelimi kardeşinin yemeğini beraber yedirmeyi teklif edelim. Böylelikle o da ihmal edilmemiş olur.
    • Kendini yetersiz ve değersiz hisseden çocuğun kıskançlığa kolay kapıldığını bilelim. Kendini seven ve kendiyle barışık olan çocuklar, kardeşleriyle daha iyi geçinirler. Bu yüzden onları özsaygısı olan kişiler olarak yetiştirelim.
    • Sürekli bir çocuğumuza yöneliyorsak, bunun sebebini keşfetmek için kendimizi yoklayalım. Hepsine ilgi ve sevgi göstermeye gayret edelim.
    • Çocuklarımızı kardeşleriyle de kıyaslamayalım. Böyle sözler onlar için öldürücü birer zehirdir. Kıskançlığı, çekememezliği ve yetersizliği arttırırlar. Çocuğun düşüncesine başka birinden daha aşağıda olduğunu nakşederler. Bilelim ki; her çocuk tektir ve kendine özeldir. Onu başkasıyla karşılaştırmak yanlıştır.
    • Mümkünse odalarını, değilse köşelerini ve dolaplarını ayıralım.
     Onları birbirinden farklı giydirelim.
     

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü

    Kadınlar ilkel zamanlardan bugüne dek daima üretimin sembolü olmuşlardır. Hayatın içinde aktif rol alan kadın mağara yaşamında göçebe toplumlarda çocuk bakımını üstlenmiştir, yerleşik hayatta tarımsal üretimde bulunmuştur, endüstriyel toplumlarda günümüzde ise ekonomik değer üreten bir konuma kadar gelmiştir. Şimdilerde kadın evini finanse eden, iş dünyasında statü sahibi olan, pek çok alanda yeniliklere imza atan, bir sürü projeye öncülük eden pozisyonlarda aktif olarak yer almaktadır. elbette bu aşamaya gelmek kolay olmamıştır, öncelikle kadının seçme ve seçilme hakkı elde etmesi, daha sonrasında iş hayatında erkeklerle eşit gelir düzeyine sahip olabilmesi uzunca yıllar almıştır. Kadın, verimlilik, üretkenlik, sevgi, şefkat, merhamet kelimelerinde anlam bulan içindeki bu duyguları çevresiyle çocuğuyla ailesiyle fazlaca paylaşandır. Yıllarca süregelen halen günümüzde de ses getiren kadına yönelik taciz, şiddet haberleri her defasında bizleri daha çok üzmekte ve bunun çaresini bulmaya itmektedir. Kadın erkek cinsiyetlerinin aralarındaki farklılıklar dikkat çekmektedir. Toplumun eğitimler aracılığı ile bu farklılıklar konusunda bilinçlenmesi gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurulmasını sağlayacaktır. Ben bu ilişkilerde ‘Sevgi” kavramının öneminden ve işlevinden bahsedeceğim. Böyle özel günlerde verdiğimiz değeri göstermek için özel planlar yaparız. Ancak sevgimizi ve değerimizi göstermek için yalnızca böyle özel günler değil her gün bizler için önemlidir. Sevmek ve sevilmek süreklilik arz eden bir durumdur.

    İşim gereği çiftlerle çalıştığım için sevgililerde ve eşlerde sevginin ifade edilişi ve anlaşılma biçimi arasındaki farklılıkları gözden geçiririz. Her ayrı çift terapisinde sevgi dilinin hayatımızdaki yerini şaşırarak fark ederiz. Nedir bu sevgi dili ? Ben burada kısaca değineceğim ama isteyen Gary Chapman’ın yazdığı ”Beş Sevgi Dili” kitabını satın alıp okuyabilir. Maslow’un İhtiyaçlar hiyerarşisinden bildiğimiz üzere, insan fizyolojik ihtiyaçlarını temin ettikten sonraki aşamada ait olma sevgi ve saygı ihtiyacını karşılama gereksinimi duyar. Evlenirken bireyler ne çok sevildiğini düşünür kendisini bu denli seven kişi ile hayatını mutlu mesut yaşayacağını hayal eder, bu motivasyonla evlilik kararı alır. Evlendikten sonra hayat tarzı değişen, birlikte aynı evi paylaşan ve farklı sorumluluklar üstlenen bireyler bu duruma uyum sağlamaya çalışırlar. Evlilik ile beraber karı-koca sistemi işlemeye başlar. Evliliğinin 4. ayında, 1. yılında terapiye başvuran çiftlerde artış gözlüyorum. Çiftlerin sevildiğini hissetmeme, sevgi ifadelerine yer vermede eksiklik gibi ortak şikayetleri oluyor.Evliliği ayakta tutan en temel duygulardan biri sevgidir,sevginin ifade edilişi ve algılanışı kişiden kişiye farklılık gösterir. Dolayısıyla çiftlerin eşlerinin sevgi dilinin ne olduğunu fark etmesi gerekir bunun için küçük bir dikkat yeterli olacaktır.Sevginin ne olduğunu ve sevgiyi ifade etmeyi küçük yaşlarda çocukluk döneminde ailemizden öğreniriz, bunun için sevgi dili kültürden kültüre göre değişiklikler gösterebilmektedir. İçinde sevginin yoğun olarak hissedildiği ilişkilerde de iletişim daha sağlıklı daha kaliteli daha doyurucudur. Sevginin dozu arttkça iletişim artmakta çatışma azalmaktadır. Böylece ilişkimize uzun yıllar sürmektedir.

    Sevgi dilinin ilki Takdir ve Onay cümleleridir. Örneğin; ”Seni Seviyorum” şeklinde sevginin eşe doğrudan ifade edilmesidir. Bunun yanı sıra işten gelen eşi güler yüzle karşılamak, yapılan yemeğin lezzetli olduğunu söylemek bunun için teşekkür etmek, eşe iyi bir anne iyi bir baba olduğunu söylemek, eşimizde gördüğümüz ve hayranlık duyduğumuz güçlü yönleri olduğunu söylemek, kadının erkeğe tamir içinde çok becerikli olduğunu; erkeğin kadına güzel göründüğünü, elbisesinin yakıştığını söylemesi gibi örnekler ile çoğaltılabilir.

    Diğer sevgi dili ise Birlikte Vakit Geçirmek; eşimize kendisi ile yürüyüş yapmayı teklif etmek onun tarafından sevgi ifadesi olarak algılanabilir. Bir akşam yemeğini dışarıda yemeyi , sinemaya gitmeyi, konsere gitmeyi teklif etmek alt metin olarak seninle vakit geçirmek istiyorum benim için değerlisin anlamını taşır.

    Sevgi dilinin bir diğeri ise Armağan Almak, eve giderken bir buket çiçek, bir takı, kıyafet, hediyelik bir eşya alıp vermek sevgimizi ifade edebileceğimiz somut adımlardan bir tanesidir. Bazı kadın danışanlarımın eşleri hakkında, ”Bana her gün seni seviyorum diyor, 15 yıldır evliyiz bir çiçek bile almadı, beni sevdiğini hissetmiyorum.” dediğine şahit olmuşumdur. Bu sevgi diline kadınlarda daha sık rastlanmaktadır.

    Dördüncü sevgi dili olan Hizmet Eylemleri de erkeklerin daha çok benimsediği sevgi dilidir. İşten gelen bir erkeğin evde eşi tarafından hazırlanmış güzel bir yemek masası onun için en büyük sevgi ifadesi olabilmektedir. Hasta olan eşe ilaç ve suyunu vermek, üşüyen eşe hırka getirmek, terliklerini vermek gibi eylemler bu sevgi diline örnektir. Bir kadın ev işleri yapan erkeğin ne kadar sevgi dolu olduğunu eşine değer verdiğini söylediğinde o kadının sevgi dilinin hizmet eylemleri olduğunu düşünebiliriz.

    Son olarak da Tensel Temas olan sevgi dili içinde dokunmayı barındırır. Kadınların sevgi dilleri sıralamasında birinci ve ikinci kategori arasında yarıştığını söyleyebilirim. Eşe sarılmak, elini tutmak, omzuna yaslanmak, kol kola girmek, öpmek gibi eylemler dokunsal yoldan sevginin ifadesi olarak eşler için önem arz etmektedir.

    Tüm bu ifade biçimleri çiftlerin zaman zaman yer verdiği eylemlerdir ancak bu eylemlerin devamlılığı ilişkinin dinamiği için önem taşımaktadır. Sevginin hissedildiği ve hissettirildiği ilişkilerde mutlu kadın ve erkekler olmak dileğiyle sevgilerimle,

    Bir sonraki ”İletişim’ konulu yazımda görüşmek üzere..

  • Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Eski günlerdeki gibi değiliz artık. Her gün televizyonlardan veya internet üzerinden bilgilendirici yayınlar yapılıyor. Bir kanalı açıyorsun diyorlar ki “ELEMAN ARANIYOR” e tabi iş arayanlar hemen ellerine telefonu alıyor ve ilana başvuruyorlar. Kanal değiştiryorsun… Çocuklarınızı 3T’den yani tablet, telefon, televizyondan uzak tutun diyorlar sen haklı buluyorsun e güzel hoş da sen de bunu televizyondan öğrenmiş oluyorsun. Kanal değiştiriyorsun, tansiyon hastaları için, şeker hastaları için, bel fıtığı olanlar için çözüm önerileri diyorlar dinliyorsun evde uygulamaya çalışıyorsun… Faydalı gözüküyor mu? E tabi reklamlar ve uzmanlar adeta evinde. Teknolojinin faydalı yanları var evet ama zararı da çok hatta ilişkilerimize yansıyacak şekilde.

    Amalarla dolu hayatta teknolojinin de aması olmaz mı hiç? Tabi ki var. E hadi gelsin o zaman ama… Bu teknoloji adındaki olumlu gibi gözüken şey aslında romantik ilişkileri, günden güne kemiriyor. Nasıl mı? Mesela mesaj sistemiyle… Sen arkadaşlarınla dertleşmek istiyorsun eline telefonu alıyorsun, sevgilin veya eşin bu mesajı görüyor ve kıskanıyor. Haksız mı? Belki değil, belki haksız. E bunun tabi sonrası da var. Herkesin artık farklı sosyal medya hesaplarında profilleri var. Bu profillerde aramalar sekmesi veya haber dökümü sekmesi oluyor. Partneriniz sizden gizli bu dökümü çıkartıyor ve ne oluyor? Hangi tarihte kimi araştırmışsınız bunu görüyor ve hesap defterleri ortaya çıkıyor. Hatta bunun bir adı da var “stalklamak”.

    Herkesin telefon sabit hatlarında paketleri var artık. Faturalı hattı olanlar, ay boyunca kimlerle konuşmuş ne kadar konuşmuş şeklinde konuşma dökümünü çıkartmakta. Artık telefon tarifelerinde 1000 SMS – 4 GB – 750 DK gibi kampanyalar oluşuyor. Görüyoruz ki artık ilişkilerde partnerler günlerini, bu paketlerdeki sms sayısını, dakika sayısını birer birer hesaplayarak geçirmekte. Bir eksiklik gördüklerinde hemen sevdiklerini sandalyeye oturtuyorlar, yukarıda beyaz bir ışık beliriyor ve sorgu sual başlıyor. Kimle konuştun! Kime mesaj gönderdin! Kişi kendisini sorgulanmış, bunalmış hissediyor ya da kimi zaman fatura dökümüne bakıp yine aynı sandalyeden aranan numaralara bu kim! sorusu soruluyor. Kalpte sevginin oluşturduğu kıvılcamlar yerine sıkkınlık, bıkkınlık rüzgarları esiyor.

    Tüm bunlar aslında sağlıklı iletişim eksikliğinden ve duyguların birbirlerine aktarmayışlarından. Güvenmiyoruz ne sevgimize ne sevdiğimize. Güven nedir? İlla telefon şifresini, sosyal medya şifresini aldığınızda mı güvenmeniz gerekir. Temkinli olmak bu mudur? Bence temkin once kişinin kendisinde başlıyor; kendi sevgisinde, kendisine olan güveninde. Kendisinden emin olan insanın sevdasında emniyet arayışına girmesine ihtiyaç yoktur.

    Seviyorum diyemeden kıskanıyorum diye bağıran bir toplumuz biz. İnsanların nefes alıp vermeye nasıl ihtiyacı varsa sevmeye ve sevilmeye de bir o kadar ihtiyacı vardır. İnsan sever, sevildiğini hissetmez. Bir zaman sonra sevdiğinden şüphe eder. Sevdiğimizi belli edelim. Hem kendimizin hem de sevdiğimizin ihtiyacına nefes olalım. Sevgi sadece dile gelince mi anlaşılır? Hayır. Sevgi bakışlardaki buğudan canlılıktan anlaşılır, sevgi her bir dokunuşla anlaşılır. Hem bu dokunuşlar insanın parmak izleri gibidir her bir tende, her bir sevdada farklı izler bırakır. Dokunalım sevdiğimize; sarılalım. Çünkü biliyoruz ki biz sevdiğimize sarılmadığımız her an telefona sarılıyoruz. Sevdiğimizin derdine düşerken, onsuz onun sevdasıyla boğuşuyoruz.

    Siz sevin, sevginizi belli edin,

    Siz sevilin, birbirinizin kalbine değinin..

  • Suçlu Kim?

    Suçlu Kim?

    55 yaşlarında asık suratlı, hırslı, dediğim dedik, fazlaca konuşmayı vakit kaybı olarak gören bir insandı İsmail Bey. Doğduğu günden beri bir çocuğun yetişmesi için gereken yeterli ilgi ve sevgiyi babasından hiç görmemişti. Babasının verdiği emirlere hep sadık kalarak onun mesleğini yürütmüş, her zaman hayalini kurduğu mesleğini yapamamıştı. Oysaki o doktor olacak tüm insanlara yardım edecekti. Lisedeyken babasıyla bir defa konuşmayı denedi. Üniversite sınavına girerek hayatını kurtaracak izni alamadı. “O zaman evlenmeme izin ver” dedi babasına. Yıllardır aşık olduğu ama asla açılamadığı Sacide’yi okulun bittiği gün istemeye gitti annesi. Kız tarafı şaşkındı. Kızlarının lise mezuniyeti için sevinemeden bir de görücüleri ağırladılar. Uzun süre düşündükten sonra İsmail’in Sacide için hayırlı bir kısmet olacağına karar veren aile evliliği onayladı. İsmail Sacide’yi her şeyden çok önemsemesine rağmen bir kere bile ona sevdiğini söylemedi. Sacide ile bile çok nadir konuşup babasının dükkanındaki işine giderdi. Artık tek bir düşüncesi vardı; çocuğu olursa doktor olacak ve tüm insanlara yardım edecekti. Evlendikten iki yıl sonra Sacide bir kız çocuğu dünyaya getirdi. İsmail Bey, tıpkı babası gibi davranıyor ve asla kızına sevgi göstermiyordu.

    Kızını ilk ne zaman öptüğü sorulduğunda verdiği cevap bunu tarifleyen bir nitelik taşıyordu. İlkokula başladığı gün ilk defa kızının yanağına bir öpücük kondurmuştu. Yıllardır babasından korkan Semra tüm gün yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dolaştı okulda. Babası ilk defa diğer çocukların babaları gibi davranmıştı. Babasıyla birlikte zaman geçirmek istiyordu ama yaşamı boyunca neredeyse hiç böyle bir durum söz konusu olmamıştı. Üniversite sınavlarına hazırlanırken sıkı sıkı tembihlenmiş, tıp fakültesi dışında hiçbir tercih yapamayacağı söylenmişti Semra’ya. Kızının ne düşündüğü hiç hesaba katılmıyordu. Tıpkı babasının yaptığı gibi meslek seçiminde Semra’ya yol gösterebilecek tek kişi baba İsmail’di. Oysa o tıpçı değil de anaokulu öğretmeni olarak düşlemişti mesleğini. Ters tepki verirse “hayırsız” evlat oluvereceğini çok iyi biliyordu. Babanın dediğini emir saydı ve İstanbul’da tıp eğitimine başladı.

    Ya Baba Sevgisi…
    Hep bir şeyler eksik kaldı Semra’da. O güne kadar babasında bulamadığı sevgiyi kendinden yaşça çok büyük insanlarla duygusal bir ilişki yaşayarak doldurmaya çalışmış, defalarca babasından büyük cezalar almış ama bu durumun önüne geçilememişti. Şimdi evli bir işadamıyla beraber Semra…

    Suç Kimin? Babanın mı, kızının mı?
    İsmail Bey, babasına hep kırgın kaldı. Hayırlı evlat oldu ama yürümek istediği yola konulan taş hiçbir zaman aklından çıkmadı ama kendine yenik düştü ve aynısını kızına yaptı. Kişilerin yapmak isteyip de yapamadıklarını çocuklarına yaptırmaya çalışmaları çok sık karşılaştığımız bir problem. Her insanın kendine ait düşleri ve yapmak istedikleri olduğu tıpkı bu tabloda olduğu gibi çoğu zaman hiçe sayılıyor.

    Oysa çocuklarının gelecek planlarına saygı duyup, onlara nadiren ve kısa cevaplar vermek yerine sevecen ve güven verici bir ses tonuyla anlaşıldıkları duygusu verilebilseydi ne İsmail bey ne de Semra bu durumda olurdu.

    Unutulmamalıdır ki, çocuğunuza karşı sergilediğiniz her davranış, söylediğiniz her söz ileride size sergileyecekleri tutumun göstergesidir. Onu her azarladığınız, her küçük düşürdüğünüzde içindeki sevginiz biraz daha azalıyor.

    Hep sevilen, artık dünyada olmadığınızda sevgi ile anılan bir baba olmak hiçte zor değil. Aile ile ilgili konularda çocuğunuzun fikrini almak, konuşurken tehditkar olmamak, en önemlisi de ona dokunarak sevildiğini hissettirmekten kaçınmayın. Hayatındaki seçimlere siz karar vermeyin. Gerekirse seçimleri üzerinde beraberce konuşup eksi ve artıları beraberce gözden geçirin. Aksi halde, sizin seçtiğiniz yolda ne kadar başarılı olursa olsun içinden hep size kızacak bir evladınız olduğunu unutmayın

  • Çocuklarınızla Nitelikli Zaman Geçirin

    Çocuklarınızla Nitelikli Zaman Geçirin

    Ebeveynler ne yapmalı? Çocuğumuzu sevmek ve aynı zamanda kendi işlerimizi yapmak mümkün mü? Cevabımız tabii ki Evet! Bir çocuğun sevgi deposu boşsa ve ihtiyacı olan tek şey ilgi ise, o ilgiyi elde edinceye kadar elinden gelen her şeyi yapacaktır. Hemen hemen her çocuk ebeveynlerinin dikkatini kendisine çekmek ister. Yaramaz çocuk yoktur “beni gör, beni duy” demeye çalışan çocuk vardır. Anne babasının dikkatini üzerine çekmeye çalışıyordur sadece. Çünkü negatif dikkat bile hiç dikkat çekmemekten daha iyidir çocuk için. Herkes nitelikli zaman hakkında konuşuyor, önerilerde bulunuyorlar, peki nedir bu nitelikli zaman geçirmek?

    Nitelikli zaman, dikkatin odaklanması anlamına gelir. Bir çocuğa bölünmemiş ilgi gösterme anlamına gelir. Bebeklerin çoğu bir çok nitelikli zaman geçirirler; beslenirken, altı değişirken ebeveyn tamamen çocuğuna konsantre olur, bu da o anı nitelikli zaman yapmaya yeter. Çünkü ebeveyn tamamiyle ona aittir o süreçte. Çocuk büyüdükçe nitelikli zaman ayırmak gittikçe zorlaşır, çünkü ciddi fedakarlık gerektirmektedir. Özellikle çalışan ebeveynler yorgun argın işten gelir ve oyun oynamak yerine dinlenmek isteyebilirler ama çocuklarınız bu fedakarlığa değerler ve inanın oların mutluluğu size enerji olacaktır. Nitelikli zaman, anne babanın çocuklarına “var olma” armağanıdır. Şu iletiyi taşır; “sen önemlisin. Seninle birlikte olmaktan hoşlanıyorum”. Çocuğun, anne ve babanın gözünde en önemli şahsiyet olduğunu hissetmesini sağlar. Gerçekten sevildiğini hisseder çünkü anne babası tümüyle ona aittir.
     

    Nitelikli zamanın en önemli unsuru olayın kendisi değil, bir şeyleri birlikte yapıyor olmanız, bir arada olmanızdır. Yani her şeyi aslında nitelikli zaman geçirme fırsatına dönüştürebilirsiniz. Çocuğunuzla birlikte yemek hazırlayabilir, birlikte sohbet ederek ortalığı toparlayabilirsiniz, birlikte ev alışverişini yapabilirsiniz, bunun gibi birçok şeyi çocuğunuzula nitelikli zaman fırsatına çevirebilirsiniz. Böylece hem işlerinizi halletmiş, hem de çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmiş olursunuz. Nitelikli zaman demek özel bir yere gitmek anlamına gelmez. Odaklanmış dikkati hemen her yerde sağlayabilirsiniz.

    Nitelikli zaman sevecen bir göz temasını da içermelidir. Çocuğunuzun gözlerinin içine sevgiyle bakmak, sevgiyi kendi kalbimizden onun kalbine aktarmak için önemli bir araçtır olumlu göz teması. Anne babalar göz temasını genelde ciddi direktifler verecekleri zaman yada çocuklarına kızacakları zaman kullanırlar ama sevgiyi göstermek adına da kullanmak önemlidir. Göz temasınız tatlı ve sevecen olmalıdır. Ancak bu tip bakışları sadece çocuğunuz sizi memnun ettiğinde  yaparsanız koşullu sevgi göstermiş olursunuz. Duruma göre alınıp verilen sevgi çocukların saf sevgi dolu dünyasında gerçek sevgi olarak algılanmaz ve koşullu sevgiye maruz kalan çocuk gerçekten sevildiğini hissetmediği için hırçınlaşacaktır. Bu onların kişisel gelişimlerine de zarar verebilir, koşulsuz sevgi görmeyen biri bunu göstermeyi de öğrenemez. O yüzden çocuğunuzun davranışı ya da koşullar ne olursa olsun sevginizi sürekli olarak vermeniz gerekir.

    Nitelikli zaman sadece birlikte bir şeyler yapmak değildir. Aynı zamanda çocuğunuz daha iyi tanımanıza yardımcı olacaktır çünkü daha çok kaliteli sohbetler etmek için fırsat bulacaksınız. Anne ve babaların geçmiş tecrübelerinden, duygu ve düşüncelerinden bahsetmeleri, çocuklara kendilerini önemli ve değerli hissettirir. Bu yüzden duygu ve düşünce paylaşımları aralarındaki bağı daha da kuvvetlendirecektir. Küçük çocuklarla  sohbet etmek için en doğru zaman dikkatlerinin daha yoğun olduğu yapma saatleridir. Bunun nedeni dikkatlerini dağıtacak daha az şeyin olması veya uyumayı geciktirme istekleri olabilir. Neden ne olursa olsun sizi can kulağıyla dinlerler ki, bu da anlamlı sohbetleri kolaylaştırır. Bir çocuğun her yaşta anne babayla bol bol sohbet etmeye ihtiyacı vardır. çünkü en büyük bilgi kaynağı her zaman onlardır.

    Zamanınızı güzel planlayın, her fırsatı değerlendirin, birlikte yenen akşam yemekleri en güzel kaliteli zaman ritüeline dönüştürülebilir bir zaman dilimidir. Eve enerjisiz bir dönüş yapmayın, kafanızı boşaltacak, sizi deşarj edecek şeyi keşfedip eve çocuğunuza verecek bir enerjiyle gelin. Sizi dinlendirecek müzikleri dinleyebilir, açık havada kısa bir yürüyüş yapabilir, ya da size ne iyi geliyorsa onu yapın ve lütfen çocuğunuza ayıracak enerjiniz kalsın, onun en çok size ihtiyacı var, sizin ilginiz, sizin sevginiz onun gelişimi için en ama en önemli etmen unutmayınız.

  • Sevginin İyileştirici Gücüne İnanın

    Sevginin İyileştirici Gücüne İnanın

    Aslında bütün sorunların altında yatan etmen yetişkin, çocuk farketmez sevgisizlik değil midir? Ya etrafımızdaki insanlardan yeterli sevgiyi alamıyoruz yada kendimize sevgiye karşı duvar örüyoruz. Oysaki karşımızdaki insana ket vurmadan ona kendimizi bırakmayı denesek. Hayatınızda birçok olumsuz şey yaşamış olmanız kendinizi gelecek güzellikleri yaşamaya kapatmanız anlamına mı gelir. Neden sizi sevmesine izin vermiyorsunuz bu soruyu hiç kendinize sordunuz mu? Kalbinizin bir yanını daima gelecek güzelliklere karşı boş bırakın. Sadece sevgi dolu bir bakış, bir insanın hayatını değiştirebilir. Diyor Osho. İnsan kendinden kaçamaz. Sevginin iyileştirici gücüne inanın. Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi Değişimin Sihridir. Diyor Mevlana.

    Bilimsel verilere göre aşık olduğunuzda daha üretken bir insan haline geliyorsunuz. Aşık olduğunuzda gelecekle ilgili planlar yapmaya başlıyor, karşı tarafla bir bağ ve samimiyet kuruyorsunuz. Beyniniz bu yapıyı kendi günlük hayatınıza da geçiriyor. İş ve günlük yaşantınızla ilgili uzun vadeli planlarınız artıyor, ayrıntılar üzerinden daha fazla durarak sorunları çözmeye daha odaklı bir insan haline geliyorsunuz. Aşık olma korkusunun da bir adı var: Filofobi! Üst üste yaşadığınız hayal kırıklıkları size bir kaygı bozukluğu olan filofobinin kapılarını açmış olabilir. Tekrar aşık olacağınızı hissettiğiniz zaman büyük bir kaygıya, acı çekeceğiniz hissine ve kaçıp gitme arzusuna sahip oluyorsanız dikkat edin. ’Önce korkarız, sonra da en çok korktuğumuz şey her ne ise, onu yaşamımıza bilinçsizce davet ederiz. Korkunun kendisi, korkulacak şeyi yaratır ve bizim onunla karşılaşabilmemiz için gizlice plan yapar.’’ Bu cümleler Stefano D’Anna ‘ya ait. Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince belki siz kalırsınız ama, artık yaşamıyorsunuz demektir” diyor Mark Twain. O halde korkular yerini sevgiye bıraksın. Alanının en iyilerinden biri olarak gösterilen, ilişki uzmanı John Gottman, kitaplarından birinde ‘Bir ilişkinin sağlıklı ve mutlu şekilde sürdürülebilmesi için yapılması gerekenler’ üzerine eğiliyor. Bir ilişkinin sürmesini sağlayan şeyin kendini ilişkinin ve saf sevginin akışına bırakmak olduğunun altını çizen Gottman oldukça haklı, değil mi? Bunun yanı sıra, Washington Üniversitesi’nden bir psikoloji profesörü ise çiftler arasındaki saygı, ilgi ve ortak değer yargılarının paylaşımı kesilmediği müddetçe ilişkilerin ahenk içinde devam edeceğini vurguluyor.

    Erich Fromm’un da söylediği gibi, aşk her şeyden önce bir inanç hareketidir. Sevgiyi bulmak kendinizi bulmak demektir.

  • Rol Model Olmak

    Rol Model Olmak

    İnsanlar dünyaya gelirken anne babalarını,isimlerini ve kardeşlerini seçemezler. Yalnız yaşamlarını tercih edebilirler. Yaratılış gereği kendini bir yapının içinde bulurlar. Bu yapının adı ailedir. İnsan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını ilk önce aile içerisinde sevgiyle öğrenirler. Anne şevkat ve merhametin;baba otorite ve güvenin kardeş candaş olmanın sembolüdür. İnsan aileden aldıkları veya alamadıklarıyla;çevreden ekleyip eklemedikleriyle kişiliğini şekillendirir. Dolaysıyle anne babaların çocuk yetiştirmede sabırlı ve de önyargısız olması gerekir. Neyi nasıl verirsek o şekilde alacağımız bir alışveriştir ki bu; kısa vade de kesin sonuç verir.

    Onları sevgi dolu yapmak da, kıskanç yapmak da,sorumlu bir insan yapmak da tamamen elimizde olan birşeydir. Ölçülü davranmalıyız çocuklarımıza,ölçülü olmayı öğretmeliyiz. Herşeyin azı zarar fazlası zarar ortası karar demiş büyüklerimiz. Az verip aratmayalım çok verip şımartmayalım sözü de çocuk yetiştirmede dengeyi bulma adına mükemmel bir yaklaşımdır. Sevgi ve yakınlıkta ölçünüz öyle olmalı ki çocuk hem her an sizi yanında hissederek destek bulmalı hem de anne-babasını görmediği zamanlarda kendisini özgür hissedebilmeli. Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterme yanlışına kültürümüzde genellikle hanımlar düşer. Evliliğinde kendini yalnız hisseden anneler kendini çocuğuna adamaya, ona fazlasıyla bağlanmaya başlar ve çocuğunu da kendine bağımlı hale getirebilir. Oysa her güçlükten korunan, aşırı kontrol edilen, sorunları genellikle anne-babası tarafından çözülen çocuklar pasif, beceriksiz ve kendine güveni olmayan kişilik tipi geliştiriyor. Bu yanlış anne-baba tutumuna geç çocuk sahibi olmuş, ilk çocuk anne-babası, tek çocuğu olan, erkek çocuğu evde kral ilan eden ebeveynlerde daha sık rastlanıyor.

    Çocuk el bebek gül bebek şımartılıyor, kucaktan yere indirilmiyor, “aman üzülmesin, incinmesin, her istediği olsun” denip adeta bir cam fanus içinde büyütülüyor. Her zaman yanında anne ya da babasını bulan çocukta bağımlı kişilik özelliği daha sık gözleniyor. Zamanla çocuk bu bağımlılığı eşine karşı da sergileyebiliyor. Süt kuzusu denilen gençlere dönebiliyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise çocuk henüz bebeklik dönemindeyken “Şımarmasın, bağımlı olmasın” düşüncesiyle yanlış uygulama hatasına düşmemeniz. “Çocuğunuz her ağladığında kucağa alırsanız bağımlı olur” tavsiyelerine çok fazla rağbet göstermeyin. Zira ilk yıllarda bebeğinizi ne kadar çok sevgi ve ilgi ile büyütürseniz kendini o kadar güvende hisseder ve sağlıklı bir gelişme gösterir.

    Başarılı anne-babalar, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır. Yine başarılı anne-babalar, çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir. Yeryüzündeki hiç bir çocuğu “senden adam olmaz” diyerek adam edemezsiniz! Unutmayın ki her çocuğun rol ve modeli anne ve babasıdır..Çocuk eğer sizin gözünüzde adam olmayacaksa adam olamadığınız dandır.Bu çocuklar bencilliği,yalancılığı,ikiyüzlü olmayı,aldatmayı sadece sokaktan öğrenmiyor…Yapmadığınız bir şeyi onlardan ne isteyebilir,ne de bekleyebilirsiniz.Bir çocuk anne babasının tablosudur…Bu tablonun güzel olması tamamiyle ressamına bağlı diyorum ben sevgili dostlar.

    Yapmadığımız yada gerçekleştiremediğimiz şeyleri isteriz.Yalan konuşur dürüstlük bekleriz,kitap okumayız,ders çalışmasını isteriz..Bunları çoğaltmak mümkün. Lakin onlara önce kendimizle örnek olmayı denemeliyiz.Sorumluluğumuz onları dünyaya getirmeye vesile olmamızla bitmiyor.Aksine doğru bir rol model olarak devam etmesi gerekiyor. Sevgi dolu, merhametli çocuklar yetiştirelim sevgili dostlar..

    Sevgiyle kalın!!