Etiket: Ses

  • Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu (harf söyleyememe), kekemelik, hızlı bozuk konuşma,otizme bağlı oluşan konuşma bozukluğu ve ses bozukluğu çocuklarda yaygın olarak görülen konuşma bozuklukları arasındadır. Bu yazıda bu tür konuşma bozukluklarıyla karşılaşıldığında ne tür terapi yöntemlerinin uygulandığından bahsedilecektir.

    Kekemelik, özellikle 2-5 yaş aralığındaki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir akıcılık bozukluğudur. Çocuk kekelemeye başladıktan sonra terapist genellikle kekemelik kendiliğinden geçebileceği için;6 ay süresince aktif olarak çocukla terapiye başlamaz. Bunun yerine aileye çocuğun takılmalarını azaltmak için ne şekilde davranmaları ve nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğreterek belirli aralıklarla çocuğu gözlemler. Çocuktaki takılmaların
     6 ay süresinde kendiliğinden geçmediği durumda ise terapist çocukla birebir çalışmaya başlar.

    Kekemeliğin terapisinde uygulanacak teknik çocuğun yaşıyla yakından ilişkilidir. En yaygın olarak kullanılan yöntemler akıcılığın şekillendirilmesi ve lidcomb yöntemleridir. Lidcomb yöntemi yaşı daha küçük olan çocuklarda tercih edilir ve sürece aile de dahil edilerek terapistin uyguladıklarını evde uygulaması sağlanır. Akıcılığın şekillendirilmesi tekniğinde ise çocuğun konuşmasındaki nefes koordinasyonu, yumuşak başlangıç ve sözcükler arası geçişler tekrardan düzenlenerek, çocuğa takılmaların en aza indirildiği bir konuşma öğretilir.

    Artikülasyon bozukluğu çocuğun belirli sesleri (harfleri) doğru şekilde üretememesi olarak tanımlanır. Terapide ilk basamak çocuğa çıkaramadığı seslerin doğru şekilde sesletiminin öğretilmesidir. Bu süreçte konuşma terapisti abeslang, eldiven, ayna gibi materyallarden yararlanır. Çocuk doğru sesi çıkarmayı başardıktan sonra bu sesi sözcük, sözcük öbeği ve cümle içinde kullanma öğretilir ve ardından sohbet, Kitap okuma, resim anlatımı gibi çeşitli tekniklerden yararlanarak çocuğun sesletimini öğrendiği sesi günlük hayatta, konuşmasına aktararak genellemesi sağlanır.

    Gecikmiş dil, çocuğun anlama ve kendini ifade etme becerilerinin yaşıtlarının gerisinde olması anlamına gelmektedir. Gecikmiş dil ve konuşma terapisinde çocukla çalışmanın yanı sıra anne ve babayla çalışma büyük önem taşır. Öncelikli olarak ebeveynlere çocuğun dil ve konuşma gelişimini destekleyecek şekilde etkili iletişim kurma yöntemleri öğretilir. Ardından ebeveynlerin kurulan bu doğru iletişimi Oyun oynama ve kitap okuma gibi etkinliklerle desteklemesi sağlanır. Bu süreçte terapistin her seansta anne ve babanın çocukla oyun oynama ve kitap okuma esnasında çektikleri video kayıtlarını izleyerek geri dönüt vermesi gelişim açısından etkili olmaktadır.

    Konuşma terapisti terapi sırasında çocuğun konuşma ve anlama becerilerini destekleyecek çalışmalar yapar. Yapılan çalışmaların genel amacı çocuğun daha uzun cümleler kurması, sözcük dağarcığının geliştirilmesi ve sesleri (harfleri)doğru şekilde üretmesidir.

    Hızlı bozuk konuşma, kişinin normalden hızlı konuşması sebebiyle ortaya çıkan takılma, ses-hece atma, sözcük tekrarı gibi akıcısızlık problemlerinin görüldüğü bir konuşma problemidir. Hızlı bozuk konuşma terapisinde öncelikli hedef çocuğun konuşma hızıyla ilgili farkındalık sahibi olmasıdır. Terapist ses kaydı, süre tutma gibi tekniklerden yararlanarak çocuğun farkındalık kazanmasını sağlar. Ardından çocuğa basamaklar halinde kolaydan zora doğru konuşma hızını kontrol etmesi öğretilir. Bu süreçte nefes koordinasyonu ve yumuşak başlangıç gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

    Ses bozukluklarının en sık görülen belirtisi ses kısıklığıdır ve genelde bağırma, bağırarak ağlama, yüksek sesle konuşma gibi ses sağlığına zarar veren alışkanlıklara sahip olan çocuklarda görülür. Ses terapisinde öncelikli olarak çocuğun ses sağlığına zarar veren davranışlar hakkında farkındalık sahibi olmasına yönelik çalışmalar yapılır, ardından konuşma esnasında vokal kordlara zarar vermeden doğru şekilde ses üretimi çalışılır. Terapi esnasında vokal fonksiyon egzersizleri ya da rezonant terapi gibi tekniklerden yararlanılarak vokal kordlarda yer alan hasar giderilir, çocuğun sağlıklı sesine kavuşması ve bu sesi ileriki dönemlerde koruması sağlanır.

  • Konuşma Bozuklukları

    Konuşma Bozuklukları

    ÇOCUKLARDA KONUŞMA BOZUKLUĞU

    Çocuklarda en çok 2 ila 5 yaşları arasında görülen ancak 12 yaşına kadar ortaya çıkma olasılıkları olduğu gibi nadir durumlarda ilerleyen yaşlarda, hatta yetişkinlikte dahi görülebilen konuşma bozuklukları ülkemizde çoğu zaman kekemelik adı verilen problemle aynı şey olarak algılanmaktadır. Oysa her konuşma bozukluğu kekemeliğe eşdeğer olmadığı gibi bu problemlerin nedenleri ve çözümleri de birbirinden farklı olabilir. Tedavinin gecikmesi, yanlış tedavi gibi durumlarda konuşma bozukluklarının ilerleyerek kekemeliğe dönüşmesi ise maalesef mümkündür.

    Konuşma bozukluklarının ve kekemeliğin nedenleri arasında duyma duyusunda var olan sorunlar, yavaş ve yaş grubunun gerisinde kalan zeka gelişimi, çeşitli gelişim bozuklukları, dikkat dağınıklığı, dikkat eksikliği, öğrenme zorluğu ve dil gelişiminin normalden yavaş olması sayılabilir. Bunların yanında ancak konusunda uzman bir psikoloğun yardımıyla tespit edilebilecek şartlanma, travma ve fobiler de konuşma bozukluğunun nedenleri arasında olabilir. Kimi konuşma bozuklukları çocuk okul çağına başlamadan önce kendiliğinden geçse de bu durum geçer ümidiyle görmezden gelinemeyecek kadar ciddi nitelikte de olabilir. Bu nedenle konuşma bozukluğu terapisi ve varsa kekemelik tedavisi için mutlaka işin uzmanı bir kişiye başvurulmalıdır.

    Yapılan araştırmalar küçük ve orta ölçekli konuşma bozukluklarının özellikle 6 yaşına dek pek çok çocukta kısa sürelerle görülebileceğini kanıtlamaktadır. Bu tarz normal sayılabilecek aksamaların kekemeliğe dönüşmesi ise çoğu zaman maalesef ailenin konuya bilinçsiz yaklaşımı, çocuğa aşırı baskı uygulanması ve uzman yardımı almaktan kaçınılması nedeniyle meydana gelir. Çocuğun konuşma bozukluğu konusunda sürekli sıkıştırılması ve sorunun yüzüne vurulması, hatanın kendinden kaynaklandığı algısının yaratılması, bilinçsizce yöntemlerle çocuğun konuşmaya zorlanması gibi durumlar problemi daha kötü ve içinden hale çıkılmaz hale getirilebilir. Henüz kekemelik ortaya çıkmadan ya da konuşmadaki aksamalar ilk fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması iyi niyetli fakat bilinçsiz çabaların çocuğa verebileceği zararı en aza indirecek ve sorunun büyümeden çözülmesini sağlayacaktır.

    HANGİ DURUMDA UZMANA BAŞVURULMALIDIR?

    3 Aylık:

    Dış uyaranlara karşı tepkisiz kalıyorsa

    3-5 Aylık

    Anlamsız sesler çıkarmıyor sıcak veya kızgın seslenmelere tepki vermiyorsa

    6-9 Aylık

    Heceli sesler çıkarmıyor annesisin sesine yüzünü görmediği halde tepki vermiyorsa.

    10-11 Aylık :

    İsmine tepki vermiyorsa, jest ve mimiklerini kullanmıyorsa.

    12 Aylık:

    Hiçbir sözcük kullanmıyor, ses taklidi yapmıyorsa.

    18 Aylık:

    Aile üyelerini tanımıyor, basit komutlara uymuyorsa.

    24 Aylık:

    50 Kadar sözcük öğrenmediyse, çevresindeki birkaç kişinin isimlerine tepki vermiyorsa.

    3 Yaşında:

    Söyledikleri sözcüklerin çoğu anlaşılmıyorsa. Basit cümleler kuramıyorsa.

    4 Yaşında

    Kişi zamirlerini, iyelik/çoğul eklerini kullanmıyor, geçmiş/gelecek zamana ilişkin konuşamıyorsa, sorulan sorulara yanıt vermiyorsa.

    5 Yaşında

    Konuşmaları anlaşılmıyor. Sorulan sorulara sessiz kalıyor. Basit cümleler kuramıyor ve basit hikayeler anlatamıyorsa.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Dil ve beyin

    Biyolojik iç saatle ilgili yıllardır devam eden çalışmalar EPİFİZ bezine odaklanmıştı.

    Epifiz; melatonin hormonu salgılar.

    Ancak yapılan çalışmalarda göz ve epifiz bezi çıkarılan deney hayvanlarında biyolojik saatin aynen sürdüğü görüldü.

    Sonraki çalışmalarda vücut iç dengesini sağlayan, sıcaklık, uyku, iştah, cinsellik gibi işlevleri düzenleyen Hipotalamus’da saptanan SUPRAKİYAZMATİK çekirdeğin ışığa duyarlı retina hücreleri üzerinde doğrudan etkili olduğu ve zaman ritmini doğrudan düzenlendiği görüldü.

    Benzer bir buluş DİL konusunda gerçekleşmiştir. Afazik (dil sorunu olan) hastalarda yapılan 1800’lü yıllarda başlayan çalışmalarda Broca, Werbike gibi alanlar saptandı. Sadece dile hitap ettiği sanılan bu alanların bazı motor hareketleri de etkilediği günümüz teknolojisi (PET, QEEG vb) ile saptandı. (şu anda sağ, sol beyincik, sol ön korteks cingulate denen bölge incelemektedir.)

    Şunu özellikle belirtmemiz gerekir; Broca alanı tetiklenen kişilerden 4 eylem istenir ve PET’le takip edilir;

    Deney kelimelerini tekrarlama

    Sadece dil o kelimeyi söyler gibi oynatma

    Elini oynatma

    Elini oynattığını düşünme

    Çok ilginç bir sonuç alındı; 1. ve 2. ci olayda pozitif sonuç alındı, 3. olay beklendiği gibi negatifti ancak 4. sonuçta pozitif çıktı!

    Genel hatları açısından beynin sol tarafı dil işlevleri açısından baskındır. Ancak şunu da bilmemizde önem vardır; çocuk doğar doğmaz konuşmaya başlamaz ama iletişim kurabilir. Bunu ise beynin sağ yarıküresinin üstlendiği düşünülmektedir.

    (Nitekim çocuk büyüdüğünde de kavramlar, mizah, yüz ifadesi dolaylı istekleri anlama görevlerini sağ beyin üstlenmiştir.)

    Dil gelişiminin organize olduğu 2 yaş öncesi çocuklarda kafa travması, sol fronto-perieto-temporal tümörler, apse, norkolepsi, migren, mitekondriyel sitopoti ve epilepsi (piknolepsi) nedeni ile oluşan mistizm; dil yitimine edinsel disfozi denir.

    Aynı şekilde herpes simpleks virüsü (uçuk) önemsiz görünse de beyin iltihabı yapıp Wernice’yi etkiler. Hidrosefoli (beyin boşluklarında sıvı birikmesi) de kokteyl parti sendromu denen çok konuşma, ne konuştuğunu bilmeme, yersiz konuşma dibi durumlara yol açar.

    Şimdi genel olarak iletişmi incelersek;

    İletişim dili 3 bölgeden oluşur;

    Paralinguistik(prosodi): Dilin melodisi

    Nonlinguistik: Sözel olmayan iletişim( beden dili)

    Metalinguistik: dilin düşünce ve niyetle ilişkisi

    Dil bileşenleri ise;

    Fonoloji: Ses bilgisi

    Morfoloji: Biçim bilgisi

    Sentoks: Söz dizimi

    Semontik: Anlam bilgisi ve

    Pragmatik: Kullanım bilgisi olarak tanımlanır.

    Dil yolu ile konuşma bir çok organın birlikte hareketini gerektirir.

    Ses telleri

    Akciğer

    Solunum yolları

    Diyafram

    Gırtlak(lorenks)

    Yutak (forenks)

    Sinüsler

    Dil

    Ağız

    Çene kasları

    Bunların tamamının çalışması ile ses üretimi gerçekleşir. Bu durumsa

    Respirasyon(solunum)

    Fonasyon _ ses tellerinin titreşimi

    Rezonans_ farklı boyutta ses üretimi

    Geçici dil/konuşma sorunları nüfusun büyük çoğunluğunda yaygındır. Bu daha çok ailenin psiko-sosyal yapısına da bağlıdır. Ayrıca erken doğum, gebeliğin ilk 3 ayında enfeksiyon kapma, annenin alkol alımı, ağır metal (kurşun, civa), radyasyon ve ototoksik (işitme sinirini yıpratan) ilaçların dolaylı alımı da çok önem taşır.

    Sorunun kalıcılığını görmek için EEG, QEEG, videoloringostroboskopi, nazoferingoskopi, elektroglottogrofi, akustik gerodinomi tanı için kullanılan tekniklerdir.

    Konuşma bozuklukları:

    Dizatri: konuşma kaslarında güç kaybıdır.

    Antikülasyon bozukluğu: disleksi ve benzeri

    Sözel aproksi

    Akıcılık bozuklukları bunlar sırası ileişitsel engeller, damak- dudak bozukluğu, çocukluk depresyonu (boşanmış ile, ailede ölüm) nörolojik açıdan sol yarıkürede DELTA ve THETA, BETA dalgalarında yükselme, ALFA’da düşme, mentol reterdasyon, otizim gibi sebeplere ilintilidir.

    Bunun dışında Frojil – x sendromu, Down, CP(Serebral Palsi), Asperger, Londou- kleffner gibi sendromlarda da benzer konuşma bozuklukları belirir.

    Nöroterapi bu alanda sonuç alınan başlıca terapi yöntemlerinden biridir.

    Beynin sol yarıküresindeki yukarıda anılan dalga boylarının düzeyinin optimal seviyeye getirilmesi başka bir çok yöntem yolu ile desteklenmektedir.

  • Çocuğunuz sizi duymuyor sizse ona sürekli bağırmaktan bıktınız mı?

    Bir Çalışma Aracı Olarak Görsel-İşitsel sürüklenmesi Kullanımı – Hızlandırılmış Öğrenme Öğretisi

    GİRİŞ

    Bu yazı aslında Dr. Georgi Lozanov,( Bulgar profesör ve psikoterapist), ve eserlerine dayanan bir öğretim yöntemi incelemekle birlikte nörobilim alanındaki daha yeni teknolojik gelişmelerin özellikle de AVE methodunun öğrenme/ gevşeme / asimilasyon tekniği geliştirmek için nasıl kullanılabileceğini de inceleyeceğiz.Yazının arka planında bir hafta sonu çocuklarım Berdan ve Dersu ile pek de bir şey yapmadan boş boş geçirilmiş bir süreçte onların dinleme kapasiteleri ve benimki ile aradaki uçurumu(! )keşfetmemle başladı ve bir öğretmen arkadaşın bu konuda yazmamı teşviki ile devam etti.

    DR. Lozanov’un methodu

    1966 yılında, Dr. Lozanov Sofya, Bulgaristan Suggestology Araştırma Enstitüsü’nü kurdu. Alışıldık methotların aksine , Dr. Lozanov rol oynama, oyunlar, görsel sanatlar ve müzik içeren bütünsel bir yöntem geliştirdi. Öğrenme doğal, zevkli bir süreç olacak şekilde tasarlanmıştı. Öğrenme ortamı güvenli hoş ve konu içeriği, kolaylaştırıcı ve diğer öğrencilerle iletişim ve katılımın teşvik etmesi için özel olarak tasarlanmıştır. Dr. Lozanov öğrenme sürecinin bu kullanıcı dostu özelliğinin yanı sıra hızlı olabilmesi ile de ilgilendi.

    Telkinle de insanların vücut fonksiyonlarını ve beynin her iki tarafını da koordinosyonu yolu ile zihin ve beden rezervlerini araştırmada yardımcı olmak için tasarlanmış teknikler yönteminin bir parçası oldu. Bu teknikler Suggestology olarak adlandırılır ve Raja Yoga ile bağlantılı kökleri vardır.Lozanov öğrenme, şifa ve sezgisel gelişimi için değişik yöntemlerin uygulamasıyla ilgileniyordu.

    Dr Lozanov’un ilk programı gevşeme, resim ve müzik kullanarak yabancı dil öğretimine odaklanmıştır. Bu yöntemi kullanarak, öğrenciler bir seansta % 98 oranında ya da daha iyi bir oranda günde 100 ile 1000 yeni yabancı kelime kelime öğrenmeyi başardı. Hızlandırılmış Öğrenme olarak bilinen (veya Superlearning dil öğrenimi son derece iyi çalışıyor gibiydi.

    Batı’da eğitimciler Dr. Lozanov çalışmalarını duyunca geleneksel sınıflarında bu gerçek olamayacak kadar iyi görünen yöntemi uygulamak istediler.

    Dr Jane Bancroft, Toronto Üniversitesi Fransız Doçent,onu takiben 1972 yılında, Iowa Üniversitesi’nden Ray Benitez-Bordon ve Dr. Donald Schuster, Iowa State Üniversitesi Psikoloji Profesörü gelişmiş bellek teknikleri ilgilenmeye başladı ve bu öğrenme yöntemlerini denemeye başladı. Öğrencilerin 10 gün içinde tam bir yıl devam etmişcesine İspanyolca öğrendiğini şaşırarak gördüler.

    DIY SUPERLEARNING – TEKNİĞİ

    Onların ardından da Sheila Ostrander ve Lynn Schroeder DIY’ers için Lozanov tekniğinin temel ilkelerini kullanarak ana hatlarıyla “Superlearning”i geliştirdiler.

    Nöroterapi – Ses Terapisi Bu yazıda son yıllarda giderek önem kazanan ”nöro-bilişsel çalışmalar” ın psikoloji ve nöropsikoloji bilimleri ile olan ilişkisinden yola çıkarak nöroterapinin, duygu durum bozuklukları, dikkat, okuma-yazma, konuşma ve bellek gibi bilişsel işlevleri üzerine etkisi ele alınmıştır. ALGI Kişisel Gelişim ve Danışmanlık Merkezi’nde uygulanan Nöroterapi yaklaşımı bu bağlamda tanıtılacak, kaygı ve duygu-durum bozuklukları ve dikkat, okuma-yazma, konuşma, bellek ve öğrenme gibi işlevsel sorunların tedavisine yönelik bilimsel alt yapısı açıklanacaktır. Nöroterapi: Epilepsi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi merkezi sinir sistemi hastalıklarında tamamlayıcı tedavi olarak kullanılmaktadır. Bu metod son yıllarda artan beyin görüntüleme teknikleri ve beyinin elektromanyetik akımlarının izlendiği EEG ölçümlerinden elde edilen sonuçlar ile davranışsal tıbbın bir alt kolu olarak psikonörolojik tedavilerde de etkin olarak kullanılmaktadır. Binaural Beat (Binaural; iki kulak ile ilgili, Beat; Vurgu) : Nöroterapi yaklaşımdında kullanılan Binaural Beat tonları, beyin dalgalarını istenen frekansa sürüklemek için kullanılarak bilinç durumu değitirebildiği gibi, bu duruma uygun olarak birçok bilişsel sürecin araştırılmasıda da uyarıcı olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında etkilediği nörotransmitter salınım bozukluklarında altarnatif bir terapi metodu olarak da göz önünde bulundurulmaktadır. Binaural Beat uyarımı kısaca şu şekilde yaratılır;sağ kulağa 500 Hz sol kulağa 510 Hz saf ses tonu dinletildiğinde 10 Hz frekans süperior kollikulusta oluşur. Bu 10 Hz’lik frekans beyin dalgalarından Alfa frekansına denk düşer ve dinletilen bu ses beynin frekans takip cevabıyla, baskın beyin dalgalarını Alfa frekansına sürüklemek için kullanılır. Sonuçta beyinde hakim frekans 10 Hz Alfa frekansı olur. Bu durum ise Alfa frekansının yarattığı duygu-durumun ortaya çıkmasını sağlar. Beyin Dalgaları Beynimizde bulunan sinir hücreleri sürekli olarak birbirleri ile haberleşme halindedir. Bu haberleşme esnasında sinir hücrelerinin ürettikleri elektrokimyasal sinyaller çevreye değişik Uzm. Psk. Okan Karka, 2014 Algı Kişisel Gelişim ve Danışmanlık Merkezi 2 aralıklarda frekans dalgalarının yayılmasına neden olur. Elektorensefalogram yani EEG denilen bir cihaz ile beynin gönderdiği en zayıf dalgalar dahi artık ölçülebilmektedir. Beyin saniyediki titreşim sayısı yani frekanslara göre değişen ALFA, DELTA, GAMA, TETA ve BETA denilen farklı dalgalar yayar. Delta; 0.5 – 4Hz.’e kadar yayılmış olan frekanstır. Delta frekansları en yavaş ve yüksek olan dalgalardır. Normalde yetişkinler uykudayken ağır dalga şeklinde görülür. Aynı zamanda bebeklerde de görülür. Teta; 4Hz.‘ten 8Hz.’e kadar yayılmış olan frekanstır. Teta genelde çocuklarda görülür. Yaşça daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde tahrik olma durumunda, rehavet çökme halinde ve meditasyon sırasında da görülebilir. Uykunun REM dönemi, hayal kurma, uyuklama düşünme ve tasarlama gibi bilişsel işlevlerde izlenen beyin dalgası olarak bilinir. Alfa; 8 Hz.‘ten 12 Hz.’e kadar yayılmış olan frekanstır. Hans Berger’in ritmik EEG aktiviteleri sonucu ilk defa adlandırılan dalga alfa frekansıdır. Beynin her iki arka tarafında da görülür, dominant olarak görüldüğü hemisfer sağ hemisferdir. Kişi kendini rahat ve güvende hissettiği her an beyinde alfa dalgası hakimdir. Beta;12 Hz.‘ten 40 Hz.’e kadar yayılmış olan frekanstır. İki tarafa da simetrik bir şekilde dağılmış olan ve frontal alandaki en belirgin dalgadır. Beta faaliyeti dikkat, alarm hali ve farkındalığın arttığı hiper uyanıklılık durumlarında izlenir. Düşük seviyelerdeki çoklu veya farklı beta dalgaları aktif, meşgul veya kaygılı düşünme hali ve aktif konsantrasyon ile ilintilidir. Beta frekansı en çok kişi eğer tetikteyse veya kaygılıysa görülür. Gama; 30 Hz.‘ten 100 Hz.’e kadar yayılmış olan frekanstır. Gama dalgaları, bir amaç uğruna belli bir bilişsel veya motor işleyişi için nöronları birarada tutar. Algılama, bilinç, ve düşünce gibi bilişsel işlevler esnasında izlenmektedir. Binoral Frekans Farklılıklarının (İki Kulaklı Frekans Farklılıkları – BFD) Tarihçesi ALGI Kişisel Gelişim ve Danışmanlık Merkezi Nöroterapi Programları‘Binoral Vuruş (duyum)’u baz alır. Binoral Duyumun kısa geçmişi: Fizikçi William Henry DOWE tarafından 1935’te keşfedilen binaural beat algılama, kulaklar arasındaki uzaklıktan dolayı, ses dalgalarının iki kulağa farklı fazlarda gelmesiyle, ses kaynağının yerinin tespitine yaramaktadır. İlk olarak 1973’te Oster, Auditar Beats in the Brain adlı, Scientific American’da yayınlanan makalesinde, binaural beat ses dalgalarının EEG’de kaydedilebildiğini göstermiştir. Oster makalesininde binaural beats için, beynin sesin lokalizasyonunu nasıl belirlediğini anlamada, bilişsel ve nörolojik çalışmalar için ise tedavi ve teşhis açısından işitsel bozuklukları olmayan kişilerde kullanılabilen bir uyarıcı olarak bahsetmiştir. Ses terapisinde kişiye özel olarak hazırlanan nöro-işitsel beyin aktivasyon programları ile beyin binaural beat- çift yönlü vuru- tekniği ile uyarılır. Gündelik hayatın aksine, programlar süresince Uzm. Psk. Okan Karka, 2014 Algı Kişisel Gelişim ve Danışmanlık Merkezi 3 kişinin sağ ve sol kulağından farklı frekanslarda sesler verilerek beyin dalgalarının düzenlenmesi sağlanır. Ses terapisi, duygu durum bozuklukları ve dikkat, okuma-yazma, konuşma ve bellek gibi bilişsel işlevlerin desteklenmesinde doğrudan etkili bir yöntem olarak başta ABD olmak üzere birçok ülkede yıllardır kullanılan bir yöntem olarak bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkan bir terapidir Tipik bir Nöroterapi Programında Süreç Uzman Psikolog eşliğinde kişi öngörüşmeye alınır. Standart ölçme ve değerlendirme süreçleri ile kişinin başvuru nedeni ve beklentileri değerlendirilir. Nöroterapi programına uygun bir profil görüldüğü zaman saf ses odyometri testi uygulanarak işitsel işlemleme açısından kişinin durumu tespit edilir. Tamamen kişiye özel olarak hazırlanan Nöroterapi Programı en az 6 en fazla 18 gün, günde 1 ya da 1,5 saatlik seanslar eşliğinde uygulanır.

    HOLİSTİC NEUROTHERAPHY -BÜTÜNCÜL NÖRALTERAPİ BIO-NEUROFEEDBACK-BİYO-NÖROFİTBEK TERAPİSİ

    Nöroterapi;epilepsi,ADHD (Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu),anksiyete,panik atak,duygu durum bozukluğu ve benzeri merkezi sinir sistemi bozukluklarında nursing technique(yardımcı teknik) olarak işlev görmektedir.

    Kısa hatları ile ve olabilecek en basit hali ile bileşenlere bir göz atalım;

    ANDULLATION THERAPHY (Biyomekanik stimulasyon)

    Hareket,kas,sinir sistemi ve özellikle de lenfatik sistem gibi vücut doku ve sıvılarına uygulanan biyolojik rezonans titreşimleri’dir.(HOMEOPATİ; Hastalıkların benzeri ile tedavisi demektir.En basit hali ile örneğin aşı aslında vücuttaki hastalık etmeninin zayıflatılmış halidir,yani vücut savunma hücrelerine bu zayıf düşmanla tıpkı boksörlerin yaptığı gibi idman yaptırırsınız ve asıl düşmanın karşısında hazır hale getirirsiniz. Temel evrensel yasalardan birisi ise BENZERLER KANUNU’dur.Benzer benzeri çeker veya benzer benzeri çözer.(Uzun süre aynı evde yaşayan karı kocanın yüzleri bile benzeşmeye başlar ya da halk deyimi ile üzüm üzüme baka baka kararır.REZONANS ise benzerler kanununun önemli bir ilkesi ve homeopatinin nedenidir.Rezonans bir sistemin doğal frekanslarının dışardan aynı frekansta bir etken tarafından uyarılması halinde doğru frekans seçilmişse yapıcı- uyarıcı,ters frekans gelmişse yıkıcı- bozucu etki yapmasıdır.Rezonas aslında bir cismin uzayda mevcut iki şekildeki hareketidir;ya ileri-geri ya da aşağı-yukarı…İleri-geri olana titreşim,aşağı yukarı olana ise salınım denir.Rezonans halinde bir sistemin salınımı belirli ve spesifik-kendine özgü bir frekans taşır.Bu aslında o cismin imzası veya el izi gibidir.Aynı zamanda bu salınım bir enerji yaratır ve bu enerji boşalmazsa cisim ya patlar ya da içine çöker.Mekanik ve az farkla da olsa biyolojik rezonans üç temel koşula bağlıdır:

    a.Cismin bir doğal frekansı olmalıdır(salınım özelliği)
    b.Dışardan etki eden güç ile cismin frekansı eşit veya çok yakın olmalıdır.
    c.Dışardan etki eden güç extra bir enerji ekleyeceği için bu enerji bir kanaldan boşalabilmelidir.)

    İşte; Andulasyon sistemindeki biyo-mekanik rezonans titreşimlerinin amacı farklı vücut doku ve sıvıları üzerinde etkili olan sempatik(uyumlu-aynı frekansta) titreşimler vasıtası ile varolan blokajların kaldırılması,yetersiz kan akımının ve düşük metabolizma hızının artırılması ve eklenen fazladan enerjinin toksin ve diğer atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında kullanımının sağlanmasıdır.Bu amaçla farklı doku yapılarına uyum sağlayacak farklı frekanslar tek cihazda aynı anda kullanılır.Tek bir frekans aralığı bu amaç için yetersizdir,yukarda sebebini açıkladık.Bu nedenle diğer tüm biyomekanik stimülasyon sistemlerinden köklü bir kopuş ve yenilik olan bu sistemde mevcut ve doğal olarak her bireyde farklı olan doku yapılarının işlevlerinin optimizasyonu için en uygun sempatik titreşimle tanımlanan birden fazla frekans bandının aynı anda farklı dokularda sürekli modülasyonu-salınımı sağlanmaktadır.

    Yöntem kapsamında terapi boyunca kullanıcı kontrollü bir kaydedici andulasyon motorunun etkisi sonucu oluşan vücut tepkilerini bir ivme sensörü vasıtası ile kaydeder,bio-feedback tanı programı bu sayede saptanan uygun optimal terapi frekansını otomatik olarak atar ve uygular.Bu ise hücresel indirgenmiş enerji resterasyonuna yol açar.Hücre zarı geriliminin artışı yolu ile hücre zarından iyon akım hızı artar.Özellikle cilt yüzey dokusunda mekanik değişikliklere yol açan 20-80 Hz titreşimler kullanılır.Duyusal sinir uçlarının Pacinian,Meissner’s,Merkel’s,Ruffini mechanoreceptörleri bu mekanik deri deformasyon veya değişikliklerine çok hızlı cevap vermekte ve saniyede 700 titreşim yapabilmektedir.Mekanik titreşim enerjisi ise 60m/sn elektiriksel sinir darbeleri haline dönüşmekte,hücre zarı seviyesinde ise bu elektiriksel impulslar kimyasal uyaranlara(nörotransmitter) dönüştürülüp kas hücreleri vasıtası ile doğrudan temas ettikleri organa etki etmektedirler.

    Terapi üç yönlü bir aktivite yaratır: oksijen,iyonlar,gıda maddelerinin nakillerinin artışı yolu ile hücre zarı boyunca tüm taşıma mekanizmalarının bir optimizasyonunun sağlanması,ikinci olarak hücrede mitokondrinin biyokimyasal süreçler(Krebs döngüsü ve oksidatif fosforilasyon)üzerinden enerji(ATP) üretmesinin teşvik edilmesi,son olarak da lenfatik sistemin aktivasyonu sayesinde zararlı atıkların vücuttan atılımının hızlandırılması…

    Bu terapinin 2.ayağındaki MEDİKAL İNFRARUJ ISISI(NIR) yine kan damarlarında genişleme ve dolaşımda artma,metabolizmada hızlanmayı sağlar.Kontrollü çalışmalarda ATS uygulaması sonucu HDL Kolesterol seviyesinde artma,sedimentasyon SR hızında düşme,CRP hızında düşme gösterilmiştir.ATS’nin üçüncü bileşeni ise ayak reflexsolojisidir. Andulasyon terapisi nin tarihi 1880’ de Charcot’un Parkinson hastaları için geliştirdiği vibrasyonlu sandalye ile başlar,Nazarov,Biermen,Wellens,Mainzar ve Stutz tarafından geliştirilir.

    AVE(AUDI-VISUAL ENTRAINMENT)(Ses ve ışık stimülasyonu)

    Biyofeedback vücut sistemleri hakkında elektrofizyolojik cihazlar yolu ile toplanan bilgilerin düzenlenmesi yolu ile bu sistemlerin fonksiyonlarının(beyin dalgaları,kas tonusu,deri iletkenliği,kalp hızı,ağrı algısı gibi) irade yolu ile regüle edilmesidir.Ancak vücutta bu kontrol mekanizmasından önce gelen ,daha basit temel bazı kontrol yolları da vardır.’’OPEN LOOP’’ ve ‘’CLOSE LOOP’’ buna örnektir.Feedback ile bunlar arasındaki farkı zamanında okullarda çok başımızı ağrıtan meşhuur havuz problemi ile açıklamaya çalışalım; Open loop sistemde bir havuzu 10 musluk dolduruyor olsun,10 musluk da boşaltsın;şayet dolduran musluk şiddeti 1,boşaltan da 1 ise sisteminiz stabil kalır.Dolduran 2 boşaltan 1 seviyesinde ise havuz taşar,tersi durumda ise havuzunuz boşalır.Close loop da ise havuzun su seviyesini veya boşalma seviyesini havuza su basan veya boşaltan musluklara bir sensörle bildirirsiniz,musluklar bu seviyeye göre suyu açar veya kısar,böylece istenen seviyeyi tutturursunuz.Park ve bahçelerdeki süs havuzları, şelaleler bu esasa göre çalışırlar.

    Koku hariç tüm duyularımız serebral kortex yolu ile talamusa erişir,talamus ise kortexle yüksek sinirsel bağlantısı sayesinde kortikal aktiviteyi yönlendirir.Beynin nöronal aktivitesi 0.5-25Hz arası frekansla uyarılır.TOUCH(Dokunma),FOTIC(Işık) ve AUDITORY(Ses) uyarımları beyin dalga aktivitesini etkiler.Dokunma ve deri iletkenliği konusunu Andulasyon terapisi kapsamında inceledik. İşitsel ve görsel uyarı AVE ise ses ve ışık simülasyonu ile EEG dalgalarının regüle edilmesidir.Açık döngü AVE simülasyonunda geri besleme veya kontrol yokken kapalı sistemlerde EEG tepkileri bu amaçla kullanılır. Fotik simülasyonla ilgili ilk klinik rapor Fransa’da Pierre Janet’in SalpêtrièreHastahanesi’nde ansiyete ve histeri krizleri geçiren bir kadının örgü örerken önünde oturduğu titrek gazışığı lambası nedeni ile krizlerde azalmaya diğer etmenlerin sırayla elenmesi sonucu fotik uyarımın sebep olduğunu saptaması ile litaretüre girdi.(Alanı geliştirenler arasında Walter,Kroger,Schneider,Huxley,Collura,Thomas ve D.Siever anılmalıdır.)

    Ses simülasyonu ile ilgili ilk çalışma ise W.H.Dowe tarafından yapılmış,G.Oster tarafından geliştirilmiştir.

    Bineural Beat Uyarım denen bu yöntemde,iki kulağa iki ayrı frekansta bir ton verildiğinde beyin bineural beat denen üçüncü bir ton algılıyor.Örneğin sağ kulağa 500 Hz sol kulağa 510 Hz ses tonu dinletilirse superior collucus’ta 10 Hz frekans oluşuyor.Bu 10 Hz frekans ise beyin dalgalarından alfa dalgasını tetikliyor,uyarıyor,sürüklüyor.Sonuçta beyinde hakim frekans 10 Hz frekans oluyor.Dolayısı ile AVE etkisi ile EEG aktivitelerinin değiştirilmesi,ayrışmış indüksiyon,limbik stabilizasyon,melatonin,beta endorfin,serotonin,nörepinefrin gibi nörotransmitterlerin üretiminde ve serebral kan akımında artış sözkonusu olmaktadır.

    AVE sistemindeki CES modülü ise non-invaziv cranial electric stimulation sağlamaktadır.Bu yöntem aslında 2000 yıldır bilinip kullanılmıştır.İlk olarak Roma’lı hekim Scribonius Largus bu amaçla torpido balıklarını kullanmıştır.Yine GALEN elektrikli kimi balıkları kullanmıştır.Bu alanda G.Aldini,A.Volta,Leduc,Rouxeau,Patterson da anılmadan geçmemelidir.

    CES yolu ile serotonin,GABA,endorfin,norepinefrin ve dopamin miktarının arttığı,kortizol oranın azaldığı,alfa dalgalarının arttığı gösterilmiştir.
    Yukarda anılan tüm etkilerin sonucu ise HOMEOSTAZ yani bütüncül dengedir.
    Görüleceği üzere merkezimizde aşağıdaki terapiler sırası ile uygulanmaktadır;
    1.Biyomekanik touch rezonans stimulasyonu(titreşim)
    2.Medikal infraruj stimulasyonu(ısı)
    3.Fotik stimulasyon(ışık)
    4.Auditory stimulasyon(ses)
    5.Cranial electric stimulasyon(düşük elektrik)
    6.Ayak reflexsolojisi
    Tec.Tullio DeSantis,Dr Thomas E Fink,Dr Uwe Gerlach ,Dent.Dr D.Siever ve tarafımızdan geliştirilen bu biyofeedback uygulamalarını takiben neurofeedback uygulaması ile terapi sonlandırılmaktadır.