Etiket: Ses

  • Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Pestalozzi’nin dediği gibi “bir çocuğun eğitimi bir çiçeğin eğitimi gibidir.” İlgi özen beceri isteyen bir iş sadece kurallara yöntemlere dayanmıyor, kitaplarda öğrenilmiyor, özveri istiyor. Beni bir düşünsenize yetişkinler yani bir çiçeği☺, önce toprağı kazır tohum ekersiniz. Çiçek açması için uygun koşulların sağlanması gerekir. Zamanında sular gübrelerseniz çiçek açar. Çok dokunup örselenirse de, bir köşede bırakılıp unutulursa da bir çiçek kurur. Ben de bir çiçek gibiyim, her şeyi kararınca ben de isterim.

    Kardeşimle bir oyuncağı paylaşamayıp kavga etmeye başladığımızda sen geldin, bana her şeyi öğretmek isteyen ancak uygulamada zaman zaman yetersiz kalan ah benim güzel annem güzel babam. İşte sen, o an geldiğinde yüzün birkaç gün önce yemeği ocakta unuttuğunda çok sinirlenip söylenirken bana gösterdiğin tencerenin dibi gibi kapkara, ellerin bu yüz ifadesini takındığında hep olduğu gibi sadece şişman parmağın yanındaki havada diğerleri sımsıkı kapanmış, sesinse yağmurlu havalarda çıkan o korkunç ses gibi, son kulağıma gelen sesse genelde “yeter artık gidin odalarınıza!”

    Sana cevap verdiğimde daha da kızgın olabiliyor, bazen bana ceza verebiliyorsun.Yemek yemediğimde ceza, akıllı durmadığımda ceza, ilacımı almadığımda ceza, derslerimi yapmadığımda ceza, sizinle görüşlerimiz ayrıldığında ceza… oysa ben bir canlıydım belki bunu unutmuştunuz. 5 yıllık hayatımda bu sözcüğü ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama hep bir yerler de vardı. Bu davranış şekline otoriter-cezacı anne baba tutumu dendiğini çook ilerde öğrenecektim.

    Otoriter anne-baba tutumlarında;anne babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlediği, çocuklarını kendi kurallarına uymaları ve saygılı olmaları konusunda uyardıkları görülür. Bu tutum, yetersiz sosyal gelişimin nedenidir. Böyle bir ortamda tartışmaya yer yoktur. Ana-baba düşüncesini, “Bunu sadece benim söylediğim şekilde yapacaksın, o kadar. Ben anneyim / babayım, sen ise çocuksun” cümlesiyle sınırlar ve istediklerinin yapılması için çocuğu zorlar. Çocuğun istek ve gereksinimlerini dikkate almaz. Anne baba olay yerine sinirli gelmekte ve bir savcı gibi ayrıntıları inceleyip haklıyı haksızı ayırt etmek için uğraş vermektedir.

    Paylaşılmayan oyuncak ve kardeşlerin tartışması yerini anne babanın öfkesine bırakır. Kardeş kavgası ikinci plana düşer, sorun oyuncağın paylaşılmaması değil birbirlerine edilen hakaretler saygısızca sarfedilen sözcükler olur. Anne baba -ilk kim almıştı? –biriniz bana yalan söylüyor –cezalısınız defolun odalarınıza gibi çözümden uzak ifadeler derin yaralar bırakacaktır.. Anne baba otoritesiyle problemi çözmüştür ancak çocuk ne öğrenmiştir?

    Evet istenmeyen davranış durmuştur, kavga sona ermiştir ancak çocuk problem çözme becerisini, sorumluluk bilincini öğrenememiştir. Çünkü tüm kararları anne baba vermiş, çocuk problem çözme süreci dışında bırakılmıştır. Anne babanın aşırı disiplini, baskısı altında olan çocuk sessiz çekingen küskün bir kişilik yapısına sahip olurken, sevgiyi esirgeyerek denetlemenin egemen olduğu ailelerdeki çocuklar ise kaygılı isyankar olabilmektedir.

    Otoriter cezacı bir aile ortamında yetiştirilen çocuklarda, anne-babaya sevgisizlik, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmama, kavgacı ve geçimsiz olma, duygularına hakim olamama, alınganlık, birden parlayıverme, güvensizlik, yersiz korku ve kaygılar gibi özelliklere rastlanabilmektedir.

    Siz cezacı otoriter anne baba tutumuna mı sahipsiniz düşünedururken ben isteklerimi sıralamaya başlayayım size,

    Anne baba,

    -Tüm haklarımı elimden alıp ceza vermek yerine bana problem çözme becerisi kazanmam için fırsat ver, kendi problemimi çözmemi öğret bana

    -Hoşunuza giden şeyler yaptığımda değil beni bir işte başarısız olduğumda da sevdiğinizi gösterin, koşulsuz sevgiyi öğret bana

    -Sorumluluk almama izin ver, ilerde bir ailenin sorumluluğunu almayı öğret bana

    -Yüksek sesin tehlike olmadığını öğret bana,

    – Karşıdakini dinlemenin birey olmak olduğunu, benim bir canlı olduğumu öğret bana

    Sen yeter ki öğret bana, ben hazırım benzemeye sana…

  • Zamanında doğan çocuklarda nörolojik gelişim basamakları

    Bir memeli hayvan (örneğin inek) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yiyecek aramaya başlamasına rağmen insan diğer hayvanlar gibi olmayıp sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar. Beynin ve sinir sisteminin ana gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    Büyüme; vücut hacminin ve kitlesinin artması demektir. Gelişme ise biyolojik işlevlerin kazanılmasını ifade eder. Büyüme ve gelişme sürecinin belirli bir sıra düzeni vardır. Örneğin vücut kısımlarının büyümesinde başlangıçta en hızlı büyüyen baştır. İlk altı aydan sonra göğüs çevresi büyüme hızı artar. 9-12 aydan sonra ise kol- bacaklarda uzama ön plana geçer. Ergenlikte görülen büyüme hızlanmasında da önce ayak ve bacak uzunluğunda bir artış görülür. Bunu kalçaların enine büyümesi, daha sonra göğüs ön arka çapında artma, omuzların genişlemesi ve gövde uzunluğunun artması izler.

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    Çocukların nörolojik olgunlaşmasını; 1) Kaba motor 2) İnce motor 3) Dil ve 4) Sosyal alanlardaki gelişmeler olmak üzere incelemekteyiz. Bu şekilde aşağıda yenidoğan döneminden altı yaşa kadar olan dönemde çocukların gelişimi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Gelişim evrelerinde belirtilen basamaklar genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çocuğunuzun bu basamakların herhangi bir maddesini karşılayamaması çocuğun geri kaldığını göstermez. Çocukların gelişim düzeylerini bilimsel olarak göstermek için hazırlanmış profesyonel testler ve ölçekler (Denver I-II, Bayley, AGTE vb) mevcuttur. Okuyucularımıza ve anne babalara; kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalarını, yazılanları genel bilgi amacıyla kullanmalarını ve şüphelenilen durumlarda da çocuk gelişim uzmanı veya çocuk hekimlerine başvurmalarını özellikle belirtmek isterim.

    Yenidoğan dönemi ve 1. ay:

    Kollar ve bacaklar hafif bükülü olarak gövdeye doğru toplanmış durumdadır (fleksion postürü).
    En önemli refleksi doğuştan itibaren kısa süreli ışığa ve objeye göz odaklanmasının olmasıdır.
    Yakalama refleksi kuvvetli olup ellerini yumruk yapar. Seslere reaksiyon verir

    2. ay:

    Yüzükoyun yatırıldığında başını yerden kaldırabilir. Dik tutulduğunda baş daha az düşer.
    Ellerini genelde yumruk yapar.
    Işığı ve objeyi gözleri ve başı ile 900 izleyebilir.
    Anneyi tanır, yüksek sesle irkilir.

    3. ay:
    Başını sürekli dik tutabilir. Yüzükoyun yerden başını kaldırıp direnebilir.
    Ellerini ve bacaklarını istemli olarak tek tek hareket ettirebilir.
    Nadiren ellerini yumruk yapar. Eline verilen objeyi kısa süre tutabilir.
    Elindeki objeye bakabilir ve cisimleri 1800 izler, yüze odaklanabilir.
    Memnuniyetini ses çıkararak belirtebilir. Sesli gülebilir.

    4-5. aylar:

    Kendi etrafında dönme çabası ile başlar ve dönebilir.
    Yüz üstü pozisyonda el bilekleriyle kendini destekleyerek başını ve göğsünü yataktan kaldırabilir.
    Her iki eli ile yakalar ve elleriyle objeye ulaşmaya çalışır. Objeyi ağzına götürür.
    Çıngırağı uzun süre sallayarak oynar ama düşürünce alamaz
    Sesli gülebilir, Çevreye bakarak eğlenir.
    Aktif olarak etrafına bakar, başını sesin geldiği yöne çevirebilir.

    6. ay:

    Destekle oturur. Baş kontrolü tamdır.
    Yüzükoyun pozisyondan sırt üstü dönebilir.
    Başparmağını kullanır. Biberonunu tutabilir, ayaklarını yakalar.
    Objeyi bir elinden diğerine geçirir
    Yiyecekleri gördüğünde ve tanıdık ses duyduğunda heyecanlanır, kendi kelimeleri ile konuşur (agucuk yapar).
    Yabancıları ve aile fertlerini tanır

    7-8. aylar:

    Ellerini destekleyerek kısa süreli oturabilir.
    Objeleri masaya vurur.
    Da-da, ba-ba/dede gibi iki heceli kelimeleri söyler
    Bütün objeleri ağzına götürür.
    Kolları ile kişilere uzanır

    9-10. aylar:

    Desteksiz ve bağımsız oturur, oturma pozisyonuna geçer.
    Emekler, sürünür, tutunarak ayağa kalkar. Tutunarak ayakta durabilir.
    Başparmağı ile işaret parmağı arası yakalama yapabilir
    Yardımla bardaktan içebilir
    Bay bay diye el sallar.

    11-12. aylar:

    Düzgün olarak emekleyebilir.
    Tek başına ayakta durur
    Tek elinden tutarak gezer
    Basit emirleri anlar
    2-4 anlamlı kelime söyler, anne/baba anlamlı söyler
    Müzik dinler

    13-15. aylar:

    Tutunmadan yürür ama kolay düşer.
    Sürünerek merdivenleri çıkabilir.
    Kalemle anlamsız çizgiler çizer, karalar.
    4-6 tane mantıklı kelime kullanır, kendine özgü konuşur.
    İsteklerini eliyle gösterir. İşaretle cisimleri gösterebilir

    18. ay:

    Yardımla merdivene, yardımsız sandalyeye çıkabilir.
    Ayağa kalkar, oyuncağını taşıyarak yürüyebilir
    İki dört küpü üst üste koyabilir
    Topu karşısındakine atabilir.
    Yemeğin tümünü yardımsız yiyebilir.
    10-20 kelime haznesi vardır, sorulduğunda 2-3 organını işaret eder.
    Giysilerini, çoraplarını, eldivenlerini çıkarabilir.

    24. ay:

    Koşabilir, merdiveni her iki ayağıyla inip çıkabilir.
    İki ayağı üzerine zıplayabilir
    Kitap sayfalarını beceriksizce çevirebilir, bildiği objelerin resmini gösterir
    Ben ve sen kelimelerinin kullanır
    İki-üç kelimelik cümle kurar

    2-3 yaşlar:

    Rahatça koşar, merdiven çıkıp inebilir.
    Objeleri düşürmeden yerden toplar,
    Topa ayağıyla vurabilir, atlar
    Geri geri yürüyebilir
    Ellerini yıkar, kurular
    7-8 küpü üst üste dizer, tren yapar
    İdrar ve gaita kontrolü kazanır, tuvalet terbiyesi başlar.

    3-4 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde durabilir, üç tekerlekli bisiklete binip pedal çevirebilir.
    Kalemi güzel tutar, daire ve artı çizebilir.
    İsmini, yaşını ve cinsiyetini bilir
    İki renk bilir, vücudunun tüm parçalarını bilir
    Ona kadar sayabilir.

    4-6 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde sıçrayabilir.
    Kendisi giyinip soyunabilir.
    Başı ve gövdesi belirli insan resmi çizer. Üçgen çizebilir
    Yarışma ve grup oyunlarını oynar, ağır olan cismi fark edebilir.
    Otoriteye direnir, disiplin sorunları yaşar.

  • Tik bozukluğu: tekrarlayan haraket bozukluğu

    ~~Tikler, normal davranışlara benzeyen, ani ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürebilir. Genellikle birkaç kez bazen peşpeşe görülebilir. Sıklıkları ve belirginlikleri değişkendir. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür. Tik öncesinde hissedilen kimi hisler tik sonrasında hafifler. Hareket tikleri anlık, yalın hareketlerden (göz kırpma, kaydırma gibi), daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (“ayıp” el-kol haraketleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterirler. Ses tikleri ise boğaz temizleme gibi sıradan bir davranıştan anlamlı sözcük, küfür ya da cümleler gibi bir yelpazede yer alabilir.
    Tik bozuklukları geçici veya kalıcı tik bozuklukları şeklinde görülür. Geçici tik bozuklukları daha çok çocukluk çağlarında görülür. Geçmeyen veya tedavi ile yardım edilmeyen durumlar daha çok kalıcı olmaktadır. Özellikle karmaşık tikler görülenlerde kalıcı olma ihtimali daha yüksektir. Kalıcı tik bozukluklarında daha çok tek bir tik yer alır. Sık olarak baş-boyun-yüz bölgelerinde görülür.
    Tikler istem dışı olmasına rağmen zaman zaman kontrol edilebilir. Özellikle sıkıntı verici durumlarda (sınav öncesi, stres verici yaşam olayları gibi) artabilir. Zaman zaman kendiliğinde tiklerin kaybolduğu da olabilir. Özellikle ateşli hastalıklar tikleri artırabilir. Ateşli hastalıklar tikleri ilk defa ortaya çıkarıcı bir neden olabilir.
    Tik bazı vakalarda ailesel olabilir. Anne, baba veya yakın akrabalarında tik hikayesi olabilir. Geçici tiklerin aile bireylerinde görüldüğü yaşlarda çıkma olasılığı vardır. Tüm tiklerin ortaya çıkış yaşları, tedavileri ve seyirleri bilinmesine rağmen neden olduğu (fizyopatolojisi) halen bilinmemektedir.

    Tedavi

    Tik bozuklukları daha çok stres verici olaylar ile çıktığından ve kontrol edilemediğinden özellikle kaygı giderici ilaçlar faydalı olmaktadır. Küçük çocuklarda görülen geçici tik bozukluklarında allerji ilacı olarak kullanılan bazı ilaçlar faydalı olabilir.
    Tikler istemsiz/istemdışı geliştiğinden etrafındakiler bu konuda uyarılmalıdır. Tikler “inadına” yapılan bir davranış olarak kabul edilmemelidir. Bu rahatsızlığın genetik bir nedenden çıktığını ve bu nedenle bu davranışların çıkabileceğini kabul etmek aileleri rahatlatır. Öğretmenlerin bu hastalık hakkında bilgilendirilmeleri çocuğun sınıfta yersiz tepkilerle karşılaşmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir.

    SIK GÖRÜLEN TİKLER VE SINIFLANDIRMA

    1-Basit Tikler (1-2 saniyeden kısa sürerler)

    a.Hareket Tikleri

    Göz kırpma, burnunu kıvırma, dudak yalama, ani kafa atımları, omuz silkme, parmaklarıyla oynama veya tıklatma, ayaklarını sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe

    b.Basit Ses Tikleri

    Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan veya kuş sesleri

    2-Karmaşık Tikler (Daha karmaşık “anlamlı” ve 2 saniyeden uzun sürelidir)

    a.Karmaşık Hareket Tikleri

    El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, “şaşırmış” ya da “anlamamış” gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla “sayı sayar gibi” yapma, “bir ileri iki geri” adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

    b.Karmaşık Ses Tikleri

    Heceler veya kelimeler söyleme, küfürlü veya kötü sesler tekrarlama, kelime tekrarları, karşıdan yapılan hareketleri tekrar etme

  • Bebeklerde kolik nednleri

    Kolik nedir?

    3 haftadan fazla süren, haftada üç günden fazla, 3 saati geçen ağlama ve huzursuzluk nöbetlerini kolik olarak adlandırıyoruz. Kolik genellikle doğumdan 3 hafta sonra başlar ve 3 aya kadar devam edebilir. Bebeklerin % 5 ile % 25 inde görülmektedir. Koliğin etkin bir tedavisi olmamakla beraber, bebeğin ağrısını azaltacak yardımcı ilaçlar ve masajlar, bazı seslerin dinletilmesinin bebeğe faydası olabilmektedir.

    Bebeklerdeki ağlama nöbetlerine yüksek tonda çığlık atma, yüzde kızarma ve inleme, bacakları karnına çekme, kafasını geriye atma, yumruklarını sıkma, gaz çıkarma, tahta gibi sert bir karın ve huzursuzluk eşlik eder. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; bu sorunlara neden olabilecek başka bir hastalığın olup olmadığıdır. Bunun içinde bir hekim muayenesi şarttır. Bebeklerde; fıtık, barsak düğümlenmesi, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu gibi problemler de çok ağlamaya yol açar ve bebeğin kolik sorununu taklit edebilir.

    Koliğin kesin olarak bir nedeni tespit edilememiştir. Sadece bazı teoriler ortaya atılmıştır. Barsak gelişiminin yetersiz olması, besin alerjileri, barsak hareket azlığı, formüla mama intoleransı, gebeliğin stresli geçmesi, annenin alkol kullanması, anne yaşının küçük olması, ailenin sosyal şartlarının kötü olması gibi durumlar kolik riskini artırmaktadır.

    Bebeklerde koliği gidermek için bazı öneriler bulunmaktadır. Bunlar davranış değişiklikleri, diyet değişikliği, bitkisel çaylar, bazı seslerin bebeğe dinletilmesidir. Bebeğin kucağa alınması, hafif hafif sallanması, yumuşak bir ses tonu ile onunla konuşulması, gürültüsüz ve loş ışıklı bir odaya alınması, gözlerinin içine bakarak karnına sıvazlama yaparak masaj yapmak önlem olarak denenebilir. Tek başına anne sütü ile beslenen bebeklerde diyet değişikliği yapmaya gerek yoktur. Mama ile beslenen bebeklerde laktozsuz mamalar ya da alerjisi olan bebeklerde hidrolize alerji mamaları denenebilir. Bitkisel çayların kolik tedavisinde etkili olduğunu gösteren araştırma az sayıdadır. Rezene, meyan kökü, papatya kolik tedavisinde en sık kulla­nılan bitkilerdir. Melisa, rezene ve matricariae recutita karışımıyla yapılan çalışmada bir haftadan sonra ağlama zamanı azalmış, yan etki saptanmamıştır. Yine bir araştırmada kolikli bebeklerde beş değişik bitkinin karışımından yapılan bir bitkisel çay kullanmışlar ve anlamlı etkili bulmuşlardır. Bebeklerde kolik için kullanabilecek ağrı kesiciler ve gaz damlaları mevcuttur. Bunların doktor önerisi olmadan kullanmak doğru değildir.

    Gaz sancısı (kolik) nedeniyle ağlayan bebek nasıl sakinleştirilir

    Kolik selim bir durumdur ve pek çok vakada 3 ay sonra ortadan kaybolmaktadır. Ağlayan bir bebeği sakinleştirmek için birçok yöntem var­dır. Ancak, bir bebeğin yatıştırılmasını sağlayan bir yöntem bir diğerinin daha çok ağlamasına neden olabilir. Yavaş tonda bir şeyler mırıldanır­ken bebeğin gözlerinin içine bakmak ve onu hafifçe sallamak, genellikle yararlı olmak­tadır. Ağlayan bebeği rahatlat­mak için aşağıdaki yöntemlerde denenebilir:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde yavaş yavaş sallanması. Çok sert ve hızlı sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğin­den dikkatli olmak gerekir.

    Kucakta hafif hafif sallayarak gezdirmek.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/ bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kun­daklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin karnına sıcak havlu sarmak

    Bebeğe ılık banyoya yaptırmak

    Şarkı veya ninni söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır.

    Ritmik seslerden yararlanma. Birçok bebek vanti­latör ya da elektrik süpürgesinin sesiyle, rahim içinde duyduğu guruldamaların teyp kaydıyla, doğadaki seslerle ya da babalarının sesleriyle sakinleşebilmektedir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve doku­nulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakin­leştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/ bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafif­çe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Bu yöntemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir. Ama bir çok bebek bu yöntemlerden bir veya bir kaçı ile sakinleşmektedir. Bütün bunların dışında kolikle başa çıkamadığını düşünüyorsanız, doktorunuza danışarak ilaçla tedavi yöntemini tercih edebilirsiniz. Fakat bilmelisiniz ki, koliği kesen sihirli bir ilaç yok. Ve ilaçların da yan etkileri olabilir.

  • Üfürüm nedir ?

    Üfürüm nedir ?

    Kalp üfürümü nedir?

    Kalp üfürümü kalp atımları arasında duyulan basit gürültü sesleri olarak tanımlanmaktadır. Doktor, kalp muayenesinde “lub-dub”, “lub-dub”, “lub-dub” şeklindeki kalp seslerini duyar. Çoğu zaman, lub ve dub ile dub ve lub sesleri arasındaki sürede başka ses duyulmaz. Sessiz olması gereken bu dönemlerde duyulan herhangi bir ses üfürüm olarak adlandırılmaktadır. Üfürüm kelimesi rahatsız edici olmasına rağmen, üfürümler son derece yaygındır ve genellikle sağlıklı bir kalbin kan pompalama sesleri şeklinde normaldir.

    Masum üfürümler

    Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda duyulan kalp üfürümleri genellikle endişe verici değildir, hiçbir özel bakım gerektirmez ve bu sesler zamanla kaybolur. Çocuklardaki bu seslere “normal” ya da fonksiyonel veya masum kalp üfürümleri denilmektedir.

    Çocuğunuzda böyle bir üfürüm varsa, muhtemelen bir ve beş yaşları arasındaki rutin muayene sırasında tespit edilmiştir. Doktor bu sesin “normal” bir kalp üfürümü olup olmadığını belirlemek için çocuğunuzu dikkatli bir şekilde dinleyecektir. Ancak bu sesten emin olmak için bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanına danışmak daha uygun olacaktır.

    Bebeklerde kalp üfürümü duyulması

    Doğumdan itibaren yaşamın ilk altı ayında duyulan üfürümler ise işlevsel ya da masum olmayıp büyük olasılıkla hemen bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Kalbin kan toplama (kulakçıklar) ve pompalama (karıncıklar) odaları arasındaki deliklerin (septal defektler) ya da kalpten çıkan büyük kan damarları (aort ve akciğer atardamarları) arasındaki anormal bağlantıların bu üfürümlerin sebebi olabileceği unutulmamalıdır. Bu bebeklerde maviye dönen cilt rengi değişiklikleri (morarma), solunum veya beslenme güçlükleri, büyüme gerilikleri de görülecektir. Bu nedenle elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması gerekmektedir. EKG kalbin elektriksel uyarı ve ileti sistemi hakkında fikir verirken, ses dalgalarını kullanarak yapılan EKO kalbin yapısı hakkında ayrıntılı bilgi verir.

    Testlerin normal çıkması durumunda bebekteki ek kalp sesi masum üfürüm olarak adlandırılabilir, ancak Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanınız bebeğinizi gelişim dönemi boyunca takip etmeye devam edecektir. Çünkü sağlıklı bebeklerde anne karnında olan, ancak doğumdan sonraki yakın zamanda kapanması gereken açıklıkların Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından izlemi önemlidir. Aksi halde kaçırılacak tedavi zamanlaması sonucunda düzeltilmesi çok zor durumlarla karşılaşılabilir.

    Tedavi

    Masum üfürüm tanısı konulan çocuklar bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilse dahi bu durum spor ve diğer fiziksel faaliyetler için herhangi bir kısıtlama gerektirmez.

    Masum üfürüm genellikle ergenliğin ortalarında kendiliğinden kaybolur. Bu üfürümlerin neden duyulduğundan çok nasıl kaybolduğu hala bir bilinmeyendir. Bu üfürümlerin aynı uzmanın yaptığı bir muayenede daha yumuşak, diğer bir muayenede daha gürültülü duyulması çocuğun farklı kalp hızları ile açıklanabilir. Ancak sonuç olarak, büyük olasılıkla bu üfürümler zamanla kaybolacaktır.

    Kalp üfürümü nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda, kalp rahatsızlığı tanısı konulan bebek ve çocukların bir kısmı ilaç tedavili veya tedavisiz olarak takip edilirken, bir kısmı da hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Çocuğun yaşına ve hastalığın tipine göre farklı tedavi seçenekleri vardır.

  • 7, 8 ve 9 aylık bebek gelişimi

    Ay ay çocuk gelişimi

    7. Aylık bebek gelişimi

    • AA! Gibi çığlık benzeri sesler çıkarır.

    • Önüne konan ya da uzatılan oyuncakları alır; kendisi de uzanabilir.

    • Kağıt parçası gibi küçük cisimleri avuçlayarak almaya çalışır.

    • Yüzü koyundan sırt üstüne veya tersine dönebilir.

    • Desteksiz oturmaya başlayabilir.

    8. Aylık bebek gelişimi

    • İsmi seslenilince dönüp bakar. Ayna da kendisine bakmayı sever.

    • Sesinizden kızgın ya da neşeli olduğunuzu anlayabilir.

    • Eline verilen bisküvi, ekmek gibi yiyecekleri yer.

    • Biraz uzaktaki oyuncaklara cisimlere uzanarak almaya çalışır.

    • Hece benzeri sesler (ba-da) çıkarır.

    • Yardımsız 5 sn. oturabilir.

    9. Aylık bebek gelişimi

    • Heceleri birleştirir “bababa-dadada” gibi

    • Bastırdığınızda ayaklarına ağırlığını verir.

    • İki eline birer oyuncak alıp tutabilir.

    • Bir cismi bir örtünün altına sakladığınızı görünce örtüyü kaldırıp altında onu aramaya başlayabilir.

    • Bay-bay yapar, el çırpar.

    6,7 ve 8 aylık bebekler için öneriler

    • Çocuğunuzla el çırpma oyunları oynayın. Gerekirse elerinden tutarak destekle yaptırın.

    • Çocuğunuza bay-bay yapmayı öğretin. Eve gelen ve giden herkesle bunu tekrarlayın. Elini tutarak destekle yaptırabilirsiniz.

    • Çocuğun isteklerini anlatabilmesi için zaman tanıyın. Çocuğun bakışıyla ya da vücut hareketleriyle anlatmasına izin vermeyin. Bir süre, istediğini size göstermesi ya da ses çıkarması için bekleyin.

    • Çocuk otururken iki elini aynı anda alabileceği büyüklükte oyuncaklar verin.

    • Oyun oynarken sürekli konuşun ve ses çıkarın.

    • Çocuğa her zaman adıyla seslenin.

    • Oyuncak seslerini taklit edin; bum bum, tak tak, çın çın gibi

    • Oyuncak bebeklerin hayvanların gözünü burnunu saçını gösterin ve öğretin.

    • Evdeki fotoğraflara birlikte bakın, kimler olduğunu söyleyin.

    • Değişik oyunlarla çocuğu güldürün.

    • Cee oyunu oynayın.

    • Çocukla düzgün cümlelerle konuşun.

    • Çocuklarla oyuncaklarını saklama-bulma oyunu oynayın. Oyuncağın sesini dinleyerek yerini bulun.

    • Her gün legolarla oynayın.

    • Evdeki dolapları merak edecektir. Karıştırmak isterse birlikte dolapların içini boşaltın ve sonra tekrar yerleştirin.

    • Bir kabın içine oyuncakları doldurma boşaltma oyunu oynayın.

    • Delikli tahtaya çubukları takma oyunu oynayın.

    • Halkaları çubuğa takma oyunu oynayın.

    • Çocuğunuzu bazen yüzüstü yatırarak önüne oyuncaklar koyun.

    • Çocuğu uyanık olduğu zamanlarda yerde veya güvenli bir sandalyede oturtun.

    • Çocuk otururken uzanamayacağı uzaklığa oyuncaklar koyun, tutunup kalkması için bekleyin,

    • Karşılıklı top oyunu oynayın.

    • Tek resimli sayfası olan kitaplara bakın, isimlerini söyleyin.

    • Çevrede kedi, köpek, kuş sesi duyunca dinleyin ve “bak kedi miyav dedi” deyin.

    • Çocuğu sık sık dışarıya parklara götürün.

    • Çocuğa müzik dinletin.

    • Eline küçük oyuncaklar verin, bir elinden diğerine geçirsin.

    • Üzüm, leblebi gibi küçük yiyecekleri iki parmağı ile alana kadar bekleyin. Yutma tehlikesine karşı elinden alın.

    • Bardağı, biberonu çocuğun eline verin, siz az yardım edin.

    • Eline katı yiyecekler verin, alışsın.

    • Kaşık, çatalı eline verin alışsın.

    • Başka çocuklarla bir araya getirin, hepsine oyuncak verin. Diğer çocuklara alışsın.

    • Yabancılara alışması için birlikte ev dışında vakit geçirin.

    7,8 ve 9 aylık çocuklar için guvenlik kurallari

    • Uygun araç koltuğu kullanınız.

    • Bebeği küçük çocuk ve hayvanlarla yalnız bırakmayınız.

    • Evde ve arabada sigara içmeyiniz.

    • Bebek kucağınızda iken sıcak içecekler ve sigara içmeyiniz.

    • Aşırı güneşe maruz bırakmayınız.

    • Ağır objeleri ve içi sıcak sıvı dolu kapları masa örtüsü bulunan masa da bırakmayınız. Bebek örtüyü çekebilir.

    • Elektrik prizlerini plastik kapakla kapatınız.

    • Küçük ve keskin objeleri çocukların ulaşamayacakları yerlere koyunuz.

    • Zehirli maddeleri, ilaçları, temizlik, deterjanları, parfüm, boya gibi maddeleri bebeğin ulaşamayacağı yerlerde tutunuz.

    • Plastik, lateks, balon, bilye gibi maddeleri eline vermeyiniz.

    • Hayvan besliyorsanız, özellikle yemek yerken yaklaştırmayınız.

    • Hastalıkların erken bulgularına dikkat ediniz:

    • Ateş

    • Yememe

    • Kusma

    • İshal

    • Olağan dışı huzursuzluk

    • Ciltte döküntü

    • Öksürük

    • Havale

    • Bir şey yerken mutlaka gözlem altında tutunuz.

    • Destekleyici demir ve florür veriniz

    • Dişlerin sağlığı için biberon ve emzik ile yatağa koymayınız.

    • Dişler çıktığından itibaren yumuşak bir fırça ile fırçalayınız.

    • Zemini tehlikeli maddeler açısından kontrol ediniz.

  • 6-8 aylık bebeğin gelişim basamakları

    6-8 aylık bebeğin gelişim basamakları

    6-8 ay arası bebeklerimizde önemli değişiklikler olur. Dokunma, işitme ve görme gibi algılarını koordine etmeyi öğrenir. Dönme, yakalama, oturmak için doğrulma ve bazı bebeklerde hatta sürünme ve emekleme motor becerileri gelişir. Bu aylardaki gelişimin belli basamakları şunlardır:

    Hareket:

    ►Sırtüstü-yüzüstü ve yüzüstü sırtüstü dönebilir.
    ►Önce destekli, daha sonra desteksiz oturabilir.
    ►Ayaklarının üzerine basarak-tutulduğunda- tüm vücudunu taşıyabilir.
    ►Tek elle cisimlere uzanabilir.
    ►Bir nesneyi elden ele geçirebilir.
    ►Tüm elle cisimleri kavrayabilir.

    Görme:

    ►Tüm renkleri görebilir.
    ►Uzağı görme gelişir.
    ►Hareketli cisimleri takip etme yeteneği gelişir.

    Dil:

    ►Kendi ismine yanıt verir (bakarak, sözle vb).
    ►”Hayır” cevabı başlar.
    ►Ses tonu ile duygularını belirtmeye başlar.
    ►Seslere, ses çıkararak yanıt verir.
    ►Memnuniyet veya hoşnutsuzluk sesleri çıkarır.
    ►Sessiz harfleri de kullanarak anlamsız ses dizileri çıkarır (babıldama). Bababababa, cececece vb.

    Bilişsel:

    ►Kısmen saklanmış eşyaları bulur.
    ►Eli ve ağzıyla keşfeder.
    ►Ulaşabileceği mesafedeki cisimlere uzanmaya çalışır.

    Sosyal ve duygusal:

    ►Oyun oynamaktan hoşlanır.
    ►Ayna görüntüsü ile ilgilenir.
    ►Diğer insanların duygularını göstermelerine yanıt verir.

    Tüm gelişim basamaklarının bebeğe göre değerlendirilmesi gerektiği ve bireysel farklılıklar olabileceği hatırda tutulmalıdır. Bununla birlikte bebeğinizde aşağıda belirtilen olumsuzluklardan bir veya birkaçını gözlüyorsanız doktorunuza danışmak en doğru yaklaşım olacaktır:

    ►Kasları çok sert ve gerginse
    ►Bez bebek gibi çok gevşekse
    ►Kollarından tutup oturur pozisyona getirirken hala başı belirgin arkaya düşüyorsa
    ►Cisimlere sürekli aynı taraf eliyle uzanıyorsa
    ►Kucaklanmayı reddediyorsa
    ►Onunla ilgilenen kişiye hiçbir sevgi belirtisi göstermiyorsa
    ►Etrafında insanlar olmasından hoşlanır gibi görünmüyorsa. Bir veya iki gözü sürekli olarak içe veya dışa dönüyorsa.
    ►Devamlı göz akıntısı, yaşarması veya ışığa duyarlılık varsa
    ►Etrafındaki seslere yanıt vermiyorsa
    ►Cisimleri ağzına götürmesinde zorluk varsa
    ►4 aydan sonra başını ses kaynağına çevirmiyorsa
    ►5. ayda yüzüstü-sırtüstü veya tersi pozisyon değişikliği yapamıyor, dönemiyorsa
    ►5 aydan sonra geceleri yatıştırılamıyor, avutulamıyorsa
    ►5 ay sonrası kendiliğinden gülmüyorsa
    ►6 ay sonrası yardımla oturamıyorsa
    ►6 ay sonrası sesli gülmüyor veya haykırma sesleri çıkarmıyorsa
    ►6.-7. ayda cisimlere aktif olarak uzanmıyorsa
    ►30-180cm aralığındaki cisimleri 7. ayda her iki gözüyle izlemiyorsa
    ►7. aydan sonra ağırlığını hiç ayaklarına yüklemiyorsa
    ►7. ayda hareket ve sesleriyle dikkat çekmeye çalışmıyorsa
    ►7 ay bitiminde hala hecelerle babıldama (cecececece, dedededed vb) başlamamışsa
    ►7 ay bitiminde “Cee” oyununa ilgi göstermiyorsa

    Yukarıdaki liste mutlak problem göstergesi değildir. Ama unutmayalım ki önemli olan aksaklıkları büyük problemler haline gelmeden yakalamak ve çözebilmektir.

    Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

  • Çocuk ve oyuncak

    Evimizin vazgeçilmez üyesi olan oyuncaklar, çocuğun sadece eğlenmesine değil; düşünmesine, arkadaşlarıyla iletişim kurup paylaşmasına yardımcı oluyor.

    Büyük şehirlerde oyun alanları gittikçe daraldığından, çocukların eve mahkum olmaları sonucunda daha doğum öncesi başlayan ve her geçen gün sayıları artan oyuncaklar evimizde yerlerini almaya başladı. Müzik kutuları ve çıngıraklarla başlayan bebekler, tüylü hayvancıklar, pilli arabalar, robotlarla devam eden oyuncak çılgınlığı çocuk odalarını nerede ise harekete izin vermeyecek kadar daraltıyor. Çocuğunuza oyuncak alırken yanmayan, patlamayan, yıkanabilir, koparılmayan, anti-alerjik oyuncaklar tercih edilmelidir.

    Yaşına göre seçmek gerekebilir:

    Daha ilk ayda görme, işitme fonksiyonlarının gelişmesinde yatak üzerine asılan müzkli oyuncaklar gibi, sesli, hareketli, renkli objeler oldukça önemlidir. Çıngıraklar bebeğin el, ağız, göz koordinasyonunun gelişmesine yardımcı olur. Bunları şeçerken sesli, kolay yıkanan, ısırınca kopmayanlar tercih edilmelidir.

    6 ay sonrasında oturabilen bebeğe plastik renkli halkalar, küpler, tüyü dökülmeyen peluş oyuncaklar verilebilir. Özellikle düğmeli, sesli hareketli oyuncaklar bu aylarda beyin gelişmesine katkıda bulunur.

    9 ay sonunda ses çıkaran toplar, iç içe geçebilen halkalar, kutular, çocukta denge gibi becerileri geliştirebilir.

    1 yaş sonrasında sepet, tabure, sesli telefon, top, hareketli arabalar tercih edilebilir.

    2 yaşında ise büyük parçalı logolar ideal oyuncaklardır. Mutfak eşyaları, doktor setleri taklit yeteneğini geliştirir.

    3 yaşında üç tekerlekli bisiklete binilebilir, oyun hamuruyla oynayabilir.

    3-6 yaş arası grup oyunları ön plandadır. Legoların boyutları küçültülebilir. Tuşlu müzik aletleri, boyama çalışmaları da ideal oyucaklardır.

    Uzm. Dr. Gülperi Pınarcık

  • Çocuklarda konuşma becerisi ve ilişkili sorunlar

    Çocuklarda konuşma becerisi ve ilişkili sorunlar

    Konuşma beyinde başlar ve ses aracılığı ile ifade edilir. Ses, iletişimin duyulabilir hale gelmesinde önemli bir araçtır. Bebekler konuşmaz ancak çeşitli sesler çıkarır. Bunu iletişim amacıyla kullanır. Bebeğin çevreyle ilk zamanlardaki iletişim şekli ağlamadır. İsteklerini, ihtiyaçlarını ağlayarak belirtir.

    İnsanların konuşabilmesi birçok organın işbirliğini gerektirir. Ses telleri başta olmak üzere larenks (gırtlak), farenks (yutak), solunum yolları ve akciğer, dil ,damak ve dudak gibi organlarımızın konuşabilmemiz için anatomik (yapısal) ve fonksiyonel (işlevsel) olarak sağlıklı olması gerekir.

    Konuşma için gerekli olan çeşitli organların hareketleriyle ilgili komutlar beyinde yüksek işlevi olan merkezlerde hazırlanır ve buradan çıkan uyarılar sinirler aracılığı ile bu organlara iletilerek hareket sağlanır. Beyindeki konuşma işlevi ile ilgili merkezlerin, kasların ve sinirlerin hastalığına ya da bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozuklukları nedeni NÖROLOJİK MUAYENE ve GEREKLİ LABORATUVAR TESTLERİ ile saptanmaya çalışılır.

    Konuşmanın çocuklarda kronolojik gelişimi nasıldır?

    Çocukların gelişimsel özellikleri içinde en karmaşık olan ve normallik yaş aralığı en geniş olan dil ve konuşma becerisidir.Gecikmeden söz edebilmek için çocuğun bulunduğu yaş aralığının üst sınırında olmasına rağmen bu beceriyi halen gösteremediğini belirlemek gerekir

    Dil ve Konuşma becerisinin sağlıklı gelişebilmesi bazı şartlara bağlıdır.

    Bu şartlarda yaşanan sorunlar ve belirtiler aile ve doktor tarafından saptanmalıdır.

    1- İşitme normal olmalıdır. Çevresiyle yeterli iletişim kurmayan ve ses ya da kişilere tepki vermeyen bir bebekte öncelikle işitme doğru değerlendirilmelidir.

    2- Konuşmayı sağlayan organların gerek yapısal gerekse işlevsel normalliği gereklidir. Bebeklerde emme, yutma yeterliliği ve salya kontrolü bu anlamda başlangıçta sorun olmadığını gösteren belirtilerdir. Çiğneme becerisindeki yeterlilikte diğer bir önemli göstergedir.

    3- Konuşmanın doğru ve anlaşılabilir gelişmesi için oral-motor yeterliliğinin tam olması gerekir. Örneğin çocuğun yaşına uygun beklentiler sınırında bardaktan suyunu içebilmesi, çiğneme sırasında dil hareketlerinin yeterli haraketliliğini görabilmek önemli ip uçlarıdır.

    4- Zeka veya zihinsel işlev sorunu olan çocukların dil ve konuşma gelişimi gecikir.

    5- Motor gelişim geriliği veya gecikmesi olan çocuklarda , prematüre doğan ve uzun süreli yoğun bakım tedavisi gerektiren bebeklerde, bebeklik erken dönemlerinde beyin iltihabı veya önemli enfeksiyon hastalığı yaşamış çocuklarda, kafa içine kanama olmuş bebeklerde, işitme sinirini olumsuz etkileyecek ilaçları uzun süre kullanan çocuklarda konuşma ve dil sorunu yaşanabileceği unutulmamalıdır

    Dil gelişiminin yaş sınırları nedir?

    0-3 ay arasındaki bebeğin ifade edici dili ağlama, gülümseme, gıgıldamadır

    3-6 ay arasında ; p, b ve m seslerini içeren babaıldamalar başlar

    6 ay-1yaş arasında; İlgi çekmek için çıkarılan sesler, bir ya da 2 sözcük (baba, mama …gibi)

    1-2 yaş:Kullandığı sözcüklerde artış vardır

    2-3 yaş: İsteklerini 2-3 sözcüklü cümleler kurulmaya başlar ,nesneleri isimlendirir

    Sorun olabileceğini düşündüren gecikmeler?

    Normal koşullarda bir çocuk 1 yaş civarı ilk sözcüklerini söyler

    2 yaşına geldiği halde birkaç anlamlı sözcüğü yoksa, 3 yaşına geldiği halde cümle kuramıyorsa mutlaka değerlendirilmelidir

    Konuşmada gecikmesi olan çocuklarda ciddi bir sorun olasılığını düşündüren bulgular nelerdir?

    1-Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse

    2-Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa

    3-Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa

    4-Çevresine karşı isteksiz ve ilgisiz ise

    5-Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük varsa

    6-Yalnız kalmayı tercih ediyorsa

    7-İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa.

  • UÇUŞ FOBİSİ İLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

    UÇUŞ FOBİSİ İLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

    Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen, sizi daha uçağa binmeden hatta uçağa binme düşüncesi geldiğinde dahi kaygıya sevk eden bu fobi ile baş etmek aslında düşündüğünüz kadar zor değil.

    İşte size Uçuş Fobisi ile ilgili bir kaç küçük bilgi ve yararlı ipuçları;

    Korku ve kaygı, insanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli ve işlevsel duygulardır. Eğer bu duygular hiç olmasaydı, karşıdan hızla gelen bir araba karşısında, muhtemelen kılımızı bile kıpırdatmadan yolumuzda ilerleyecektik. Korku ve kaygının normal bir seyirde devam etmesi bizim hayatta kalmamız için önemliyken, aşırı olması hayatımızı zorlaştırır. Tıpkı uçuştan korkan kişiler gibi. Özellikle işi gereği sık seyahat etmesi gereken çalışanlar ya da uçağa binemediği için otobüs kullanmayı tercih edip saatlerce yol çeken insanların hayat kalitelerini azalttığı bir gerçektir. Uçuş korkusu ilk başta hafif bir kaygı ile başlarken, daha sonra kalp çarpıntısı, terleme, nefes darlığı, boğulma hissi, uyuşma, karıncalanma, mide bulantısı gibi pek çok semptom yaşamanıza neden olur.

    Uçuş fobisi, genetik olarak pek çok etkene de bağlı olmakla birlikte özetle titiz, mükemmelliyetçi, kontrolcü kişilerde ve genellikle 20 ile 40 yaş arasında sık olarak rastlanır. Fobiyi tetikleyen en büyük etken, uçak kazalarının medyada uzun süre yer bulmasıdır. Günde yüzlerce trafik kazası olurken, çok nadir gerçekleşen “Uçak düştü, Uçak kaçırıldı vs.” haberleri ve bu haberlere medyada çok geniş yer verilmesi, uçağın “daha güvensiz” bir ulaşım aracı olduğuna dair inancı arttırmış olur.

    İşte uçuş fobisi ile başa çıkmanın yolları:

    Öncelikle bilmelisiniz ki, uçak ile seyahat etmek, diğer taşıtlara göre en güvenli yollardan biridir. Özetlemek gerekirse; uçakla ölme riski 4.5 milyonda bir, yolda yürürken ölme riski 2.5 milyonda bir, trenle yolculukta ölme riski 80 binde bir ve araba- otobüsle yolculukta ölme riski 14 binde bir olarak hesaplanmıştır. İstatistiksel olarak da en güvenli yolculuğun uçak ile olduğu görülmüştür.

    Bilet alırken uçağınızı ve koltuğunuzu seçme şansınız olduğundan uçuş fobisi olanın kesinlikle büyük uçakları ve çift koridorlu uçakları tercih etmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Dar alanlar, sizde boğulmuşluk hissi yaratacağı için koridor kenarı koltuklar, ön koltuklar ya da çıkış kapısına yakın koltuklar sizi iyi hissettirecektir.

    Uçuş fobisi olan kişi uçuş saatinden önce havaalanına gidip kalkan uçakları inceleyebilir. Uçakların nasıl hareket ettiğini, nasıl kalktığını ve bunun nasıl rutin bir şekilde gerçekleştiğini gördükçe rahatlayabilirsiniz. Gözlemleriniz bittikten sonra uçağın içinde olduğunuzu hayal edip derin ve düzenli nefes alıp vererek rahatladığınızı hissedebilirsiniz.

    Uçuştan önce erken kalkmak, uçakta sizin uyumanıza daha çok imkan sağlar ve uçakta geçireceğiniz sürenin daha da kısalmasına yardımcı olur.

    Uçuş fobisi olan kişi her türlü sese aşırı derecede duyarlıdır. Uçaktan normal olarak gelen ses, sizde “acaba bir sorun mu var, bu ses neden geliyor” şeklinde yorumlamanıza yol açar. En iyisi sesleri dinlememek. Kulaklığınızı takın ve en sevdiğiniz şarkılara odaklanın.

    Türbülans her fobik kişinin kabusudur. Unutmayın ki, uçaklar hava boşluğunda asla düşmezler ve türbülans sırasında size kemerinizi takmanız istendiğinde bunun nedeni “tehlikeli bir durum” olduğundan değil, yanınızdaki kişinin üzerine devrilmemeniz içindir.

    Odak noktanızı değiştirin. Eğer odağınız kendiniz, bedeniniz, kalp atışlarınız, nefesiniz ya da uçağın nasıl kalktığı, uçaktaki sesler olursa emin olun yaşadığınız panik daha da artacaktır. Kitap-
    dergi okumak, film izlemek, oyun oynamak gibi aktivitelere odaklanmak sizi daha rahat hissettirir ve zamanın çabucak akmasına yardımcı olur.

    Bütün bunlara rağmen hala uçuş fobisi yaşıyor ya da uçakta panik atak geçireceğinizden korkuyorsanız derhal bu işle daha önce çalışmış bir uzmana başvurun. Davranışçı terapi teknikleriyle çalışan bir uzman, bir kaç seansta fobinizi yenmenizde etkili olacaktır.