Etiket: Sen

  • Depresyon Masalı

    Depresyon Masalı

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çiçeği bildiğin çiçek, ağacı bildiğin ağaç, suları bildiğin su yani gayet sıradan bir ülkede İstek ve Eylem adında iki arkadaş yaşarmış. Beraber yer içer, beraber oturur kalkarlarmış. Bir şeyleri ayrı yaptıkları çok nadir olurmuş ki bu bile yetermiş ikisinin de üzülmesine, kavuşma isteğiyle yanıp tutuşmasına. Günlerden bir gün İstek asık suratla dikilmiş Eylemin karşısına ve demişki:

    İstek- Eylem! Ben olmadan hiçbir şey yapmak istemiyorsun, o da yetmezmiş gibi her şeyi benim başlatmamı istiyorsun. Bir kere sen bir şeyler yapsan da sonradan ben katılsam ne olur ki?

    Eylem- Değerli İstek, sen benim için çok önemlisin. Sensiz bir şey yapmak, hele hele bir şeyi başlatmak benim için neredeyse imkansız. Ne olur bunun için kızma bana ve eskisi gibi devam edelim.

    İstek- Hayır! Ben bundan çok sıkıldım. Sana küstüm, artık seninle konuşmayacam.

    Deyip gitmiş oradan İstek.

    Bu küslük ikisini de çok üzmüş. Eylem İstek olmadan hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Eskiden kendisini mutlu eden şeyler artık canını sıkar olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş, uyku uyuyamaz, iki kelam edemez olmuş. İstek de aynı durumdaymış. Kendisini hep bir yarım hissetmiş, meğer Eylem kendisini ne kadar tamamlıyormuş.

    Günler, haftalar, aylar öylece geçip gitti. Eylem artık bu duruma dayanamayıp koşmuş bilgenin yanına. Anlatmış olup biteni. Bilge sormuş:

    Bilge- Neden İsteğin şartını kabul etmedin?

    Eylem- Ne bileyim onsuz hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hele hele bir şeyi başlatmak bana ayrı bir zor geliyor.

    Bilge- Peki, şimdi sana söyleyeceklerimi harfiyen yerine getir.

    Eylem- Tamam.

    Bilge- İstek ile beraber yaparken çok eğlendiğiniz bir şeyi çık şu dağın başında yavaş yavaş yapmaya başla.

    Eylem- Ama hiç keyfim, isteğim yok.

    Bilge- Sen sözümü dinle gerisine karışma.

    Eylem- Peki, çok istemiyorum ama öyle olsun.

    Eylem çıkmış dağın başına. Mangal yapmak için odun toplamaya başlamış. Bunu gören istek; bu apaçık Eylamin bana ‘’seni özledim gel artık, bundan sonra bazı şeyleri ben başlatacam‘’ demesinden başka bir şey değil diyerek koşmuş dağın başına. İki arkadaş sarılıp hasret gidermiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamamışlar çünkü İstek arada bir naz yapıp küsüyormuş ama Eylem artık onun gönlünü nasıl alacağını bildiği için bu küslük çok sorun olmuyormuş.

    Depresyonda olan, hiçbir şey yapmak istemeyen değerli arkadaşlarım! Bazen hareket etmek, bir şeyler yapmak tekrar yaşama isteğimizi/mutluluğumuzu geri getirebilir. Mesela bu hafta sonu bir mangal yapın( istemeseniz bile). İsteğin, keyfin, mutluluğun size koşarak geleceğini göreceksiniz.

  • “Ben Böyleyim…Değişemem”

    “Ben Böyleyim…Değişemem”

    Değişirsin de sadece SEN istersen. Birisi seninle ilgili değişim isteği belirtebilir, yardım da edebilir. Eyvallah o kişi de değerlidir de , içselleştirmezsen kalıcı olmaz. Kişiler değişmez demiyorum, sadece kendisi isterse değişir. Evlilik öncesi Danışmanlık almaya gelen gençler var, çok da iyi yapıyorlar. Bazen şunu çok duyuyorum; Hocam iyi hoş ama çok kıskanç; evlenince ben bu yönünü değiştiririm. Değiştiremezsin çocuğum. Seni çok seviyor diye, sen çok güzelsin diye değişmeyecek. Değişmiş gibi görünen kısım da aslında kalıcı değil. Senin istediğin gibi üç kez davranacak, iki ay davranacak özümsemediği için gene aynı şeyler tekrar tekrar başa saracak. En kibar tabirle malzeme bu, kabul ediyorsan devam et. Birisi yani başka birisi için yapılan değişim gerçekçi olmaz, kalıcı olmaz. Sürdürülemeyen şey de anlamlı olmaz. İnsanlar değişmez mi peki? Elbette değişir, yoksa neden bu işi yapalım. Tek kriter şu; Kişi kendisi istesin. Peki gelelim değişim için neler gerekir? Öncelikle yazımın başından beri belirttiğim gibi kişinin istemesi gerekir. Peki yeterli mi ? Tabi ki değil , adım atmak gerekir. Bunun için önce Fark etmek, sonra İstemek, veee Adım atmak gerekir. Hala bitmedi a Dostlar. Kimse kolay olduğunu söylemedi. Bu yol zorlu bir süreçtir. Sonu çok keyifli ama başı ve süreç zorludur. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi “Ayağını seven bu Yola girmesin”. O yola çıkınca tek Yolcunun Siz olduğunu anlayana kadar Hayat sizinle mücadele eder. En sevdiklerinizle, en değer verdiğiniz şeylerle. İşin özünü anladığınızda kavgayı bırakırsınız, aynalar devreye girer. Her aynanın sizi gösterdiğine emin olursunuz. Sizin görüntünüz iyiyse; aynanın da güzel görüntüyü yansıtmaktan başka bir seçeneği yoktur. Kendi görüntümüz kötüyse ( her şeye eleştirel bakıyorsak, çok katıysak) aynadaki görüntü de bunları yansıtır. Etrafmızdaki her kişiyi bencil, dünyayı yaşanılmaz bir yer olarak görürürüz. Biz değişince etkimiz değişeceği için gelen tepkiler de değişmeye başlar. Güzel değişimler için Yolunuz Açık olsun. Takipte Kalın, Sonsuz Sevgiler.

  • Psikolojik Danışmanlar Herşeyin Çaresi midir?

    Psikolojik Danışmanlar Herşeyin Çaresi midir?

    Kesinlikle hayır. Hayat psikoloji kitaplarının dışındadır ve Psikolojik Danışmanların yardım alanları da sınırlıdır. Çare, psikolojik yardım talep eden bireyin değişim ve gelişim isteğiyle sınırlıdır.

    Sürekli sızlanmak; değişmek veya sorunlara çözüm üretmek (uygulamaya geçirmek) adına hiçbir şey yapmamak zaten başlı başına bir sorundur.

    Bu nedenle Psikolojik Danışmanla iletişime girmeden önce “değişime ne kadar hazırım“ sorusunu da kendinize sormanız gerekiyor.      

    Sihirli sözcükler veya her şeyi güzelleştirecek reçeteler yoktur. Önemli olanlar, kendimizle yüzleşebilmek, nasıl daha mutlu olabilirim sorusuna yanıt aramak, başkalarını ve kendimizi daha özgür kılmak için hayatı ve insanları olduğu gibi kabul etmektir.

    Çatlak Kova

    Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patrona ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.

    İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.”Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”

    “Neden?” diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?”

    Kova cevap vermiş: “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.”

    Sucu şöyle demiş: “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.”

    Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.

    Sucu kovaya sormuş:

    “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”

    Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allahın büyük planında hiçbir şey ziyan edilemez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin…

    Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

  • Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Ebeveynler tarafından çok fazla rastladığımız cümlelerle başlayacağım sözlerime…

    “Çocuğum beni anlamıyor”

    “Onun düşeceğini biliyorum ama o kadar inatçı ki oralı olmuyor.”

    “Bir şeyi ondan isteyecek oluyorum ama yok beni hiç dinlemiyor.”

    Ebeveynler genelde bu tarz şikayetlerle gelmektedir. Çocukları bir şey ister fakat anlayamazlar.

    Çocuk öfkelenir, çocuk sinirlenir, çocuk agresif davranır hatta belki çocuk vurmaya başlar, ısırır ya da elindeki oyuncağı fırlatır.

    İnsan evladı olarak temelde en büyük problemimiz anlaşılmaktır. Anlaşılmak isteriz. İsteklerimiz karşı tarafa geçsin isteriz. Burada direkt evet kesinlikle öyle diyeniniz de vardır, düşüneyim diyeniniz de bir de hayır alakası yok diyeniniz olacaktır. Hayır diyeniniz için önerim şu lütfen bir düşünün, sıkıntılı anlarınızı aslında neyi problem ettiğiniz, karşı taraftan ne beklediğiniz…

    Beklenti demişken çocuklardan bahsetmeye devam edeyim.

    Çocuklar da anlaşılmak ister. Aslında bu döngü bebeklikte başlar. Bebek ağlar, aç olduğunu anlatmak ister, ağlar uykusunu anlatmak ister, ağlar altını pislettiğini anlatmak ister, ağlar gazının çıkartılması için yardım ister. Aslında bebeğin burada temel sorunu anlaşılmaktır. Anlaşılma uğruna ağlayıp iletişime geçer.

    Bebeklerimiz büyür bu defa her yerde anne babalar “sendrom” kelimesiyle karşılaşır. Aslında sendrom diye bir şey yoktur. Çocuğun yaşına gore yaşadığı bir takım dönemler olabilir evet ama bunu sendrom kelimesiyle sorun kabul etmeyi doğru bulmuyorum.En çok şikayet edilen 2 yaş dönemidir. 2 yaş döneminde çocuk istediği her sözcüğü çıkartamaz. Farkındalığı artmıştır ama ihtiyaçlarını dile vuramaz. Bu da onlarda öfke, saldırganlık, şiddet, agresyon doğurabilir. İhtiyaçları karşılanmayan çocuk bu durumu ileriki dönemlerde de iletişim haline getirebilir.

    Peki ne yapmalı? Ağlayan, öfkelenen çocuğa nasıl müdahale etmeli, ne demeli?

    Çocuk eğer size oyuncak fırlatıyorsa, ağlayıp kendisini yere atıyorsa sizin dikkatinizi çekmek istiyordur. Aslında bu sağlıklı bir tepkidir. Çünkü çocuk hala sizin ilginizi çekmek istiyor, hala size kendisini anlatmak istiyordur evet bu durum aslında çocuğunuzun sizinle iletişim kurma biçimidir.

    Öyleyse artık 3 aşamalı iletişim şekline geçelim…

    Çocuğunuz sizden bir şey istedi ve bu durum sizin için mümkün değil, direkt “HAYIR!” cevabı vermek yerine ona sebeplerinizi anlatmalısınız. Biz yetişkinler olumsuz bir cevap aldığımızda hemen kabul etmektense bir açıklama bekleriz. Çocuklarla iletişim kurarken de bu açıklamaları yapmalıyız.

    1- Çocuk sizden çikolata, süpriz kutusu, oyuncak, kış mevsiminde dondurma isteyebilir, ya da yazın mont giymek isteyebilir. Burada ilk olarak çocuğunuza onu anladığınızı belirtin. Aksi taktirde çocuğunuz “ya hayır anlamıyorsun istiyoruum” demeye devam edecektir.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun.”

    2- Çocuğunuza onu anladığınızı ifade ettikten sonra isteğinin neden gerçekleşemeyeceğini anlatın. İkinci aşamada “Çünkü…” cümlesi kurun.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin…”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı. ”

    3- Çocuğunuzun derdini anladığınızı ona ifade ettiniz, hayır deme sebebinizi ona anlattınız. Şimdi sıra duygularınızı ifade etmede, sosyal paylaşımını arttırmada. Bu aşamada çocuğunuza “sen… ben…” dili kullanın.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin. Eğer sen hasta olursan ben çok üzülürüm. Ben senin hasta olmanı istemiyorum.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı ve ben senin zarar görmeni istemiyorum.

    Unutmayın… Çocuğunuzun en iyi gözlemcisi sizsiniz. Eğer çocuğunuzu gözlemlerseniz ne istediğini anlayacaksınız, ve herşey anlamakla başlar…

    Çocuğunuzla iletişiminiz bol ve doygun olsun…

  • Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezilmişlikten gelip ezmeye giden, kişinin kendini her durumda yetersiz hissetmesi ve durumunu özetlerse de “özgüvenim yok benim” demesi…

    Bana göre; özgüven her insanda vardır. Duruma göre azalır ya da artar.

    Mesela sen beyin ameliyatı nasıl yapılır bilemeyebilirsin çünkü işin bu değil ve senin çok iyi yaptığın bir işi de başka biri yapamayabilir. Fakat bu durum ne seni ne onu yetersiz yapar. 

    Yine de sen kendini yeterli görebileceğin bir durumda bile sürekli şüphede hissediyor, emin olamıyor ve yetersizlik duygusuna kapılıyorsan öncelikle sana bu duyguyu temelde kimlerin atmış olabileceğine bakabilirsin. Bizim kişiliğimizin büyük bir bölümü 0-6 yaş döneminde oluşuyor bu nedenle yetersizlik gibi temel taş bir duyguyu sana yükleyen ve seni sürekli ezik, özgüvensiz, beceriksiz ve güçsüz hissettiren kişi çoğunlukla bu dönemde muhatap olduğun sana bakıcılık etmiş kişilerdir. 

    Çocukluğumuzda bize bakan kişilerden aldığımız olumlu-olumsuz duyguların, bugünümüze güncel formlarıyla kesinlikle sirayet ettiğini iyi bil.

    Yaptığın aktarımları da bulur bozarsan işin daha da kolaylaşır; Şimdiki hayatında sana yetersiz hissettiren kişiyi zihnin geçmişindeki hangi figür yapıyor?

    >Şimdi tekrar düşün; bu eziklik duygusunu, yetersizliği kim sana yükledi? Bu duygular temelde kime ait duygulardı  ve sen kimden aldın? Kim senin fazla dikkat çekmeni ve görülmeni istemezdi, seni sürekli utandırırdı ve her yaptığını eleştirirdi? 

    Senin hayatında yeterli olduğun alanlar, işler neler? Ne yapsan kendini yeterli hissedersin? 

    Unutma; Sen bir şeyleri çok iyi yapıyorsun ki bu günlere kadar gelebildin! En mükemmel, en iyi, en süper, en kusursuz olmak zorunda değilsin. Önemli olan “YETERLİ” olması,  yeterince olması… Niyet ettim bu günden itibaren kendimi yeterli görmeye. . !

  • Can Çıkmadan Huy Çıkar Mı?

    Can Çıkmadan Huy Çıkar Mı?

    Can çıkmadan Huy çıkmaz demiş Atalar, Nur içinde Yatalar☺

    Can çıkana kadar zaman içinde neler değişir neler? Yeter ki Sen İste. Otlakta Otlama, Köre Gözünü, Sağıra Sözünü Süsleme. Sen Sen Ol, Ben Olsaydım Asla Yapmazdım diye büyük konuşma, bilemezsin!! İnsan Organizması her şeye adapte olabilecek kapasitede bir Canlıdır. Çok nezih ortamlarda zirvede nezaket sunarken, uçak düşse birinci sınıf mevkide yolculuk eden kişi bile aç kalmamak için arkadaşını yiyebilecek bir canlıdır aynı zamanda! Sınavına girmediğin bir durumdan kendini galip sayma, Bilemezsin. Sen o durumu yaşamadın, yaşasaydın ne yapardın, nasıl yapardın, Bilemezsin. Kimsenin Ahlak bekçiliğini yapma, Kimsenin kusurunu sende yokmuş gibi görme. Dünyadaki tüm insanların farklı şartlarda dünyaya gelselerdi ve deneyimleselerdi farklı kişiler olacağını unutma. Yaşadıklarımızdan sonra değişiyoruz; bazen gelişme yönünde oluyor bazen kaskatı oluyor kalbimiz. Yaşanan sıkıntı ve belalar sonrasında çok acı çeken insanların değişimi iki yönde oluyor. Bir grup eğer çok Acı çektiyse, insanlığa faydalı şeyler yapıp Hayata Katkısı olan kişiler olmayı seçiyor, diğer grup ise benim canım yandı ben de başkalarının canını yakarım, düşüncesiyle daha da katılaşıyor. Büyük bir kaza geçiren ya da ölümcül bir hastalığı atlatan kişilerin nasıl kişilik değişimine uğradığını biliriz. Hayata bakış açıları değişir çünkü. Her an ölüme yakın olduğunu bilmek, bağlandıkları şeylerin çok geçici olduğunu görmek, Yaşadıkları her An’ın kıymetini bilmelerini sağlar. Huy da değişir, Meziyetler de. Asıl olan ne biliyor musun? Sen kendini tanımlıyorsun ya? Nereden biliyorsun? İlk kez karşılaşacağın bir durumda O eleştirdiğin insanlardan daha erdemli davranacağını nereden biliyorsun? Sen Kimsin? Gerçekten Kendini Tanıyor musun? Hazır mısın? Gerçek Senle Tanışmaya Hazır mısın? Hem çok keyifli hem de zor bir süreçtir bu. Kendi hiç tanımadığın yanlarınla yüzleşmek Cesaret ister. Maskelerini çıkarıp Kendini görmeye Hazır mısın? Devamı…. Gelecek Elbet. Takipte kalın, Sevgiler…

  • Elalem Ne Der? Korkusu

    Elalem Ne Der? Korkusu

    Aman bu saatte tek başına dışarı çıkma ‘elalem ne der?’

    Bu elbiseyi mi giyeceksin ‘elalem ne der’?

    Erkek adam böyle mi yapar sonra ‘elalem ne der?’

    Bak elalemin çocuğuna sen daha otur.

    Bir elalemdir tutturmuş gidiyoruz. Hep bir şeyler söylüyor. Eleştiriyor. Hiç susmuyor. Toplumumuzun kronikleşmiş bireyi ‘elalem’. Yukarıdaki cümleleri ve daha nicelerini duymayan yoktur aramızda. Hep bir elalem konuşuyor,bizi ayıplıyor ve biz utanıyoruz. Sonra da o elaleme göre davranışlarımızı,söylemlerimizi düzenliyoruz.

    Ama Neden ?

    İşin gerçeği elalem dediğimiz şey aslında toplum,çevre, sosyal grup. Her toplumun kendisine göre normları,kuralları,inançları,yaşam biçimi vardır. Sosyal varlık olan biz insanlarda Abraham Maslow’un tabiriyle ait olma gereksinimi içerisindeyiz dolayısıyla toplumla iç içe olma durumundayız.  Bu ihtiyacın karşılanması için de zaman zaman ve belkide çoğunlukla başkalarını mutlu ederek bir topluluğa dahil olabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü insanlara yadırgayacakları duyguları yaşatırsak bizden uzaklaşacakları gibi çokta gerçekçi olmayan bir inancın peşine düşüyoruz.

        Aslına bakarsanız bu elalem dediğimiz şey her zaman çokta kötü bir şey değil. Bizlerin geçmişte yapmış olduğu hataları tekrarlamasını engelliyor. Sonuçta elalem’in bir kural ve çerçevesi var ki çoğu zaman fayda sağlar çünkü toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiştir bu kurallar. Ancak bu elalem’in ne diyeceği korkusu zihnimizi bulandırmaya, içimizi daraltmaya başlıyorsa burada bir problem var demektir. Çünkü bu korku yükseldiği zaman kendimizi elaleme muhtaç ve güvensiz hissediyoruz. Böylece ya başkalarına göre yaşamaya başlıyoruz ya da insanlardan uzaklaşıyoruz. Sonuç olarak kendimize olan saygımızı kaybediyoruz ve sosyal olarak yabancılaşarak ötekileşiyoruz.

        Benim Elalem korkum var mı ?

       Yapmak istemediğin şeyleri yapıyor ve bu yüzden içerleniyorsan, ne istediğini bilmiyorsan ya da hiç bu konu üzerine düşünmediysen, gerçekten inanadığın şeyleri ifade etmekten korkuyor/çekiniyorsan, insanlardan kaçınıyor veya hoşlanmadığın insanlarla vakit geçirmek durumunda kalıyorsan, karar almakta zorlanıyorsan, sürekli insanların senin yanında üzgün sıkılmış olduklarını hayal ediyorsan ELALEM  NE DER? korkusu yaşıyorsun demektir.

       İyi haber şu ki bu korkuyu yaşıyor olmanın tek sorumlusu sen değilsin. Çocuklarını; böyle davranırsan kimse seni sevmez, bak falancanın kızı şurayı kazanmış sen daha otur, hiçbir şeyi beceremezsin, cahilsin vs… gibi öz güven kırıcı söylemlerle yetiştiren aileler bu durumun paydaşı. Kötü haber bu durumu sürdürüyor ve çözmüyor oluşun seni bu paydaşa ortak yapıyor.

       Peki bu durumdan nasıl kurtulabilirim ?

       Öncelikle diğer merkezci olmaktan vazgeçmelisin. Merkeze kendini almalısın. Bunu başardığında insanlar seni sen olduğun için kabullenmiş olacak, onlara göre yaşamış olduğun için değil. Bunun bir diğer avantajı da hata yaptığında  durumu kabullenmek senin için daha kolay olacak çünkü bu senin kendi tercihinle yapmış olduğun bir hata. Oysaki başkalarına uyum sağlamak için yapacağın bir hatayı kabullenmek bu kadar kolay değildir. Çünkü başkaları için hata yaptığında keşke der, pişmanlık duyarsın ama kendi hataların sana büyümeyi öğretir. Başkalarını daha kolay affetmeni sağlar. Bazen yaptığın hatalar başkaları tarafından yanlış anlaşılabilinir. Eğer hata kendi şahsi hatan ise iyi niyetini kalben hisseder, iç huzura daha kolay kavuşabilirsin. Zihinsel olarak daha rahatlarsın ve elalem ne der diye kaygılanmaktansa kendine odaklanırsın.

      Diğer merkezli olmanın getirdiği bir diğer sonuç ise sen başkaları için ne kadar iyi olursan ol, ne kadar çaba harcarsan harca seni olumsuz söylemlerle yargılayabilirler ve herşeyi yapmış olmana rağmen nerede hata yaptığını düşünür durursun. Yeri gelir kendini kullanılmış  ve değersiz hissedersiniz. Aslında problem insanlarda değildir. senin onlarla seni sevsinler, yargılamasınlar diye kendinden ödün verdiğin bir ilişki kurmuş olman problem. Oysaki kendini merkeze alsan sen sen olduğun için yanında olan insanlarla ağı oluşturmuş olsan, vermiş oldukların ve çabaların seni mutlu ederdi. Kendin mutlu olduğun için çabalardın başkalarını mutlu etme gayesiyle değil. Ve kimseden bir beklentiniz olmayacağı için elalem ne der diye bir kaygın olmazdı.

        Zihnini elalem ne der sorusundan uzaklaştırmak istediğinde kendini bir eyleme dökebilir ve odağına eylemi alabilirsin. Bu eylemin bir hedefi olursa diğerlerine odaklanmaktansa hedefine odaklanabilirsin. Bu bir kurs olabilir, bir başarı hedefi olabilir, sana katkı sağlayacak ve seni geliştirecek sonunda da mutlu edecek her şey olabilir. Kendini bir şekilde hayatın akışına bırakman lazım, başkalarının yargılarına değil.

      İyi yönlerinin farkında olan, güçlü yanlarını bilen ve güvenebileceğiniz insanlarla beraber olun. Sevildiğin ve desteklendiğin ortamlarda , arkadaş grupları içerisinde olmayı tercih et.

      Yapacağın bir davranışta kaygın yine çok artıyorsa ‘ en kötü ne olabilir ki?’ sorusunu kendine sor. Çekindiğin kişilerle konuş , fikirlerini al ve kendi isteğin doğrultusunda değerlendir.

      Kendinle içsel konuşmalar yap. ‘Tam olarak ne istiyorum?’ sorusuna cevap ver. Kararlarını kendi isteklerin doğrultusunda al.

      Ne yazık ki insanların ağzı torba değil ki büzesin. Bu nedenle senin için neyin önemli olduğunu bul. İnsanların bu durum üzerine neler diyebileceğini,yapabileceğini listele ve kendini bunlara hazırla.

    Bir başkasının senin hakkındaki görüşleri senin gerçeğin olmak zorunda değil (Les Brown)

    Unutma…

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, genellikle sevilen bir bireyin diğerleriyle paylaşılamaması durumunda ortaya çıkar. Kardeş kıskançlığı ise; yeni gelen kardeşi, diğer çocuğun kabullenmesi zor olduğu için normal bir durumdur. Çocuğun, yeni gelen kardeşi kabullenebilmesi, çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik yapısıyla doğru orantılıdır. Bu durumu tamamen önlemek ne yazık ki mümkün değildir. Aradaki bu kıskançlığın yaşanması normal ve sağlıklı bir süreçtir. Fakat kıskançlık aşırıya kaçıyorsa burada bir problem var diyebiliriz. Kardeşler arası dengenin kurulması konusunda en büyük görev ise ailelerindir.

    Kardeş kıskançlığını en aza indirmek için neler yapabiliriz?

    • Çocuğun hayatında çok fazla değişiklik yapmayın. Bebek geldikten sonra aile, aynı yaşamına devam etmeye özen göstermelidir. Örneğin, bebek gelmeden önce aile haftasonları birlikte zaman geçiriyorsa, bebek geldikten sonra da yanlarında bebek olmadan bunu yapmaya devam etmeliler. Çocuk, bebeğin gelişiyle odasını kaybetmek zorunda kalıyorsa, anne-babayla uyuyorken “Sen artık odana geçiyorsun, bebeğin bizimle yatması gerekiyor.” Deniyorsa, sorumluluk alma konusunda zorlanan anne, bebeğin gelişiyle diğer kardeşi anaokuluna veriyorsa, bu durum çocuğun hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve kardeşini kıskanmasına yol açmaktadır. Çünkü bu durum çocuğu, kaybettiği her şeyin sorumlusu olarak kardeşi görmeye itecektir.

    • Yapılacak tüm değişiklikleri bebek gelmeden önce yapın. Çocuğun odasının değişmesi gerekecekse, sizinle uyuyorsa ve bebekten sonra kendi odasına geçmesi gerekecekse tüm bunlar mutlaka bebek doğmadan 4-5 ay önce yapılmaya başlanmalı. Tüm bu değişiklikleri bebek geldikten sonra yapmak, çocuğa artık istenilmediğini, kardeşi yüzünden ikinci plana atılmak zorunda kaldığını düşündürecektir.

    • Bebeğin gelişini çocuğa anlayabileceği ve yaşına uygun bir şekilde açıklayın. Çok küçük çocukların henüz soyut düşünme kabiliyetleri gelişmemiş olduğundan durumun yaşa uygun ve anlayabileceği şekilde açıklanması çok önemlidir.

    • Küçük çocuklara bu konuyla alakalı hikayeler anlatmak süreci kolaylaştıracaktır. Hikaye, aileye yeni bir kardeşin katılmasıyla alakalı olabilir. Aile sevgisi, kardeş sevgisi, aileye yeni üyenin katılması konulu olabilecek bu hikayeler, yeni bir kardeşin gelişinin çok güzel bir şey olduğu mesajını verebilir. Anlatacağınız hikayede, kardeş geldikten sonra onun hayatında değişecek ve hoşuna gidecek şeylerden bahsedin. Örneğin; “Kardeşin geldikten sonra artık yalnız kalmayacaksın.”, “Kardeşin biraz büyüdükten sonra birlikte istediğiniz oyunu oynayabileceksiniz.” Bu hikayede çocuk bir kahramandır ve kardeşi olacağı için kendini kahraman gibi hissedecektir. Hikayede çocuk, kardeşini çok seven, onun sorumlulukları konusunda anne-babasına destek olan ve bu yüzden de takdir edilen bir abla/ağabey olmalıdır. Hikayenin ana amacı ise; gelecek kardeşin onun için iyi bir şey olduğu mesajının verilmesidir.

    • Bebeğin doğduğu ilk ayların çok önemli olması, ve onunla yoğun bir şekilde ilgilenilmesi gerekmesinin yanı sıra büyük kardeşin ilgisiz bırakılmaması oldukça önemlidir.

    • Kardeşine yardım etmesi konusunda sorumluluklar verin. Bebeklerin özelliklerini, yardıma muhtaç olduklarını anlatın. Hatta çocuğa kendi bebeklik fotoğraflarını gösterip öyle bir bebekken nelere ihtiyacı olduğunu açıklayın. Bu konularda kendisinden destek isteyerek gerçekleştirdiği konularda kendisini takdir ederek, kendisini iyi hissetmesini sağlayın.

    • Sevginizden bir şey kaybetmediğinizi gösterin. Kardeşler arası kıyastan uzak durun. “Sen çok yaramaz bir çocuksun. Ben artık kardeşinin annesi/babası olacağım.” , “Sen böyle davranmaya devam edersen ben kardeşini daha fazla seveceğim.” , “Tamam sen istemezsen ben de kardeşine vereyim.” Gibi kıyas içeren cümlelerden uzak durun. Kardeşini kıskanmasın diye söylenen, “Sen bizim ilk çocuğumuzsun, ne olursun olsun seni ondan daha çok seviyoruz.” Gibi kurulan cümleler çocukta iyi duygular uyandırdığı sanılırken aksine üstün gibi gözükse de yine de kendini kardeşiyle bir kıyas içinde hissetmesine sebep olur.

    • Çocuğunuzu şımartmamaya özen gösterin. Aileler genellikle, “Yeni bir kardeş geldiği için kızım/oğlum üzülecek.” Diye düşünüp gösterilmesi gereken ilgiyi abartabiliyorlar. Bu şekilde yetişen çocuklar sınır tanımıyor, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmayan çocuklar olarak büyüyorlar. Aynı zamanda verilen mesaj ise; “Sana bir kardeş yaptığımız için kendimizi suçlu hissediyor, vicdan azabı çekiyoruz. Bu yüzden de seni mutlu etmeye ekstra özen gösteriyoruz.” Oluyor. Fakat yeni bir kardeş yapmak doğal bir süreçtir ve ailenin kendisini suçlu hissetmesine gerek yoktur.

    Bu süreçteki en önemli faktörlerden biri ailenin güçlü olması ve aradaki dengeyi kurmasıdır. Yaşanılan aksi durumlar için ise bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

  • Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    -Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    -Kendi istediğimizi tekrar gerekirse tekrar söylemek
    -Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    -Anlaşamadığınız noktalar dışında anlaşabildiğiniz noktaları da bulabilmek
    -Mola verme

    Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    Eğer kişilerin sizi dinlemediğini düşünüyorsanız belki de bu kişiler dinlenildiklerini düşünmüyor
    olabilirler. Karşınızdakini onaylamak onunla aynı fikirleri paylaştığınız anlamına gelmez sadece karşı tarafın ne düşündüğünü ne hissettiğini ona geri yansıttığınızı gösterir. Örn. Şu an ki konuştuğumuz konuyu anlamadığım şeklinde bir cümle kuruyor ve öfkeleniyorsun. Benim açımdan bakacak olursak şu anki konuştuğumuz konuyu anlamadığımı düşünmüyorum.

    Kendi isteğimizi tekrar gerekirse tekrar tekrar söylemek
    Söylediğiniz şeyin anlaşılmadığını düşündüğünüzde söylediğiniz şeyi tekrar edin. Özür dilemeyin
    açıklama yapmayın. Direkt olun ricanızı tekrar dile getirin. Tartışmaya girmeyin , sinirlenmeyin, karşı tarafın söylediklerini çürütmeye çalışmayın. Neden sorusuna cevap vermeyin bunun yerine …….şeklinde tercih ediyorum/ bu şekilde hissediyorum deyin. Kendi isteğiniz için kanıt veya bilgi sunmayın.

    Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    Eleştiren: seni bu saatte burda görmek ilginç
    Siz:seni tam olarak ne rahatsız ediyor?
    Eleştiren: hepimiz fazla mesai yapıyoruz ama sen 5 te gidiyorsun.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işlerin bitmesi gerekiyor, bundan sorumlu olan benim.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işleri tamamlayan genelde ben oluyorum. İşler bitene kadar sen de kalsan iyi olurdu.
    Siz: konuya açıklık getirdiğin için teşekkür ederim.

    Analaşabildiğiniz noktaları bulabilmek

    Karşımızdakinin her dediğine evet doğru demek yerine bir kısmına evet doğru demek bizim işimizi
    kolaylaştırabilir. Kazan kazan oyunu oynamanın iyi bir yoludur anlaşabildiğiniz noktaları bulup bunu
    dile getirmek. Küçük şeyleri abartıyorsun. – Bazen öfkelendiğim oluyor. İstediğim desteği bana hiç vermedin.- istediğin desteği veremediğim zamanlar oldu.

    Mola verme
    Tartışma tırmanmaya başladığında konuşmanın tadının kaçtığını fark ettiğinizde mola verin. Örn.
    Dedikleriniz anladım, durumu biraz değerlendirmek istiyorum. Söylediklerinize daha sonra cevap
    vermek istiyorum, biraz üstüne düşüneceğim.

  • 6 aylık bebek gelişimi

    6. Ayın Sonunda Bebeğin Neler Yapabilir? Ayın sonu geldi! 6 aylık bebek neler yapar diye soruyorsan, işte cevaplarımız:

    Yüzü koyun yatarken elleri ile güç alarak oturabilir.
    Küçük cisimleri parmağı ile ya da baş parmağı ile yakalayabilir.
    Tekrar eden heceleri birleştirerek baba, mama, dede gibi kelimeleri rahatlıkla söyleyebilir.
    Bir elinden diğerine bir nesneyi geçirebilir. Ulaşamayacağı bir yerdeki oyuncağı almaya çalışabilir.
    Yastık desteği gibi desteklerle destekli olarak oturmaya başlar. Birisine veya bir eşyaya tutunabilir.
    Düşürdüğü ya da attığı oyuncağın arkasından bir süre bakabilir.
    Yüzüstündeyken bir an sırt üstüne dönebilir. Yuvarlanmaktan çok hoşlanır.
    Ayak parmaklarıyla oynayabilir.
    Tanıdığı kişilere gülücükler saçarak onlarla oyunlar oynayabilir.
    Sesinin tonunun ne anlama geldiğini anlayabilir.
    Başını bağımsız bir şekilde her yöne çevirebilir.
    Düşürdüğü ya da fırlattığı oyuncağın ona geri verilmesini ister.
    Yüzünle oynamaktan saç çekmekten hoşlanır.
    Henüz konuşmasa bile anne, baba ve biberon gibi önemli sözcükleri tanır.
    Not: Bazı bebekler bu gelişim aşamalarından birkaçına erişemeyebilir. Konu ile ilgili endişen varsa mutlaka doktoruna danışmalısın. Ayrıca prematüre bebekler bu aşamalara aynı doğum yaşındaki bebeklere göre daha geç ulaşırlar.

    6. Aylık Bebeğin Gelişimi için Neler Yapılır? Bebeğinin gelişimi için neler yapabileceğine dair birkaç önerimiz var.

    Bebeğinin 6 aylık bebek fiziksel gelişimine katkı sağlamak için, onu destekli bir şekilde oturtabilirsin.
    Burun, göz, elleri gibi uzuvlarını göstererek “Bak burun, işte ayakların” gibi kısa cümlelerle hem uzuvlarını öğretebilir hem de anlamasını sağlayabilirsin.
    Çok sevdiği bir oyuncağı onun görebileceği şekilde saklayarak bulmasını sağlayabilirsin.
    Ona resimler göstererek “bak anne, bak baba, bak dede” gibi kısa cümlelerle insanları tanıtabilirsin.
    Öneri: Bebeğinin İlk Dişini Kutlamaya Ne Dersin?

    Bu ay bebeğin ilk dişini çıkarıyor olabilir ve sen de bu dişi kutlamayı düşünebilirsin. Bu yüzden sana önerebileceğimiz etkinlik: Diş buğdayı kutlaması! Bebeğinin dişlerinin buğday gibi güçlü ve güzel olması için düzenlenen bu etkinliği yapmayı düşünüyorsan, hazırlıklar başlasın!

    6 Aylık Bebeğin Beslenmesi Altıncı ayda bebeğin ek gıdaya hazır. Bu ayda anne sütü ile vermeye devam etmelisin ama yavaş yavaş ek gıdalara da başlayabilirsin.

    Peki, Bebeğimin İlk Gıdası Ne Olmalı?İşte bebeğini ek gıda ile tanıştırmak üzere olan her annenin sorusu! İlk gıda ne olmalı? Bebeğe verilebilecek ilk gıdalar;

    Muhallebi

    Bebek ekmeği
    Kabak (bal kabağı da yeşil kabak da olabilir)
    Tatlı patates
    Havuç
    Ev yapımı yoğurt ya da kefir
    Elma, muz, şeftali, armut püresi
    Yağsız kuzu eti/ kıyma
    Tüm bu gıdalar bebekler tarafından seviliyor. Peki, 6 aylık bebek beslenmesi nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli, hangi besinleri tercih etmelisin?

    Bebeğini önce pirinç, arpa ve yulaf ile tanıştırmalısın. Daha sonra sebzelere geçmelisin. Eğer bu arada muz, elma ya da şeftali püresine geçersen, bebeğine sebzeleri veya daha az tatlı gıdaları yedirmekte zorlanabilirsin.

    Kıvam olarak ise 7. aya kadar yumuşak tutmaya dikkat etmelisin. Bebek büyüdükçe kıvamı koyulaştırabilirsin.
    Bu gıdaları birbiriyle nasıl kullanabileceğine dair 6. ay bebek beslenme listesine ekleyebileceğin birkaç öneri hazırladık.

    Pirinç Gevreği: Kolayca inceltilebildiği ve sindirildiği için ek gıda olarak sen de bunu denemelisin. Bu gıdayı, yoğurt, anne sütü ve su ile karıştırabilirsin. Fakat muz, elma gibi tatlı gıdalar ile karıştırmamalısın.
    Tatlandırılmamış Yoğurt veya Kefir: Bebeğinin ilk ek gıdaya daha kolay alışması için, süte daha yakın bir tat olan yoğurt veya kefiri deneyebilirsin. Tabii şeker ile tatlandırılmamış olmasına dikkat etmelisin. Hatta fikrimi sorarsan, yoğurdunu kendin yapmalısın. Bu hem bebeğinin hem de senin sağlığın için daha yararlı. Üstelik artık “aman tutturamadım” gibi bir derdin de yok! Çünkü piyasada kolayca yoğurt yapabileceğin yoğurt makinesi alarak bebeğine rahatlıkla kendi yaptığın yoğurdu yedirebilirsin.
    Tatlı Gıda: Anne sütü veya mama ile karıştırılmış muz veya elma püresine her bebek bayılır. Bu ilk gıda başta işini kolaylaştıracak fakat sonra daha az tatlı gıda vermeni zorlaştıracağı için ilk gıdalardan sonra vermeni tavsiye ediyoruz.
    Sebzeler: Sebzeleri mutlaka tatlı gıdalardan önce bebeğine vermen gerekir. Yoğurda göre daha az sevecek, buna hazır olmalısın. O nedenle tatlı patates ve havuç gibi besinlerle başlayarak sonra yeşil fasulye ve bezelyeye geçebilirsin.

    Bebeğimin Gıda Alerjisi Olduğunu Nasıl Anlarım?

    Bebeğine ilk gıdaları sürekli farklı bir gıdayı deneyerek değil, 3 gün üst üste aynı gıdayı vererek denemelisin. Böylece alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini anlayabilirsin. Eğer tepki gösteriyorsa bir hafta bekleyip tekrar denemelisin. Aynı tepki 2 ya da 2’ den fazla gösteriyorsa bebeğinin alerjik reaksiyonu olabilir, bu konuda mutlaka doktoruna danışmalısın.

    Eğer her gıda için reaksiyon gösteriyorsa belki ek gıda için erken davranmışsındır. Bunun için de mutlaka doktoruna danışarak ek gıdayı önündeki aylara bırakabilirsin. Bal mı? Asla!

    Bebeğin için kesinlikle yasak olan ne var diye sorarsan bal cevabını alırsın. İçeriğindeki Clostridium Botulinum denen bakterinin bebeklerde hastalık riski taşıdığı bilinmektedir. Yetişkinlere zararsız olsa bile bebeğin 1 yaşına gelene kadar hem gereksiz kalori almaması hem de hastalık riski taşımaması için baldan uzak duruyorsun. Bir parça bile olmaz!

    Bunun yanında inek sütü, domates, yumurta akı, portakal suyu gibi alerjik reaksiyon göstereceği gıdaları 1 yaşına kadar vermeni önermiyoruz. 6 aylık bebek vücudunda kızarıklık gibi bir sorununun olmasını istemeyiz. Ayrıca 1 yaşına kadar yemeklerine tuz da eklememelisin. Bu konuda farklı düşünüyorsan doktoruna danışabilirsin.

    Ve güzel bir haber! Bebeğinin elleri artık daha güçlü olduğu için 6 aylık bebek aktiviteleri de çoğalmaya başlıyor.soruna hoşuna gidecek bir cevabımız var! Bu ay artık bebeğinin cisimleri kavrama yeteneği daha iyi olduğu için biberonu veya bebek bardağını kendi tutabilir ve kaldırabilir. Üstelik bunu yaparken ne kadar mutlu olacağını gördüğünde sen de bebeğinin keyfini mutlulukla izleyemeye bayılacaksın.

    Tamam, bebeğin kendi tutabilir ve kavrayabilir dedik ama ilk biberon denemesinde hemen harikalar yaratacağını düşünme lütfen. İlk başlarda çenesinden akacak, etrafa dökecek ve üzerini kirletecek. Ama unutma deneyerek öğrenmek en güzeli.

    Yalnız biberonu sadece mama sandalyesinde vermeye dikkat etmelisin. Henüz yatar vaziyette biberon içmek için daha küçük… Ayrıca biberonunun iki elle kavrayacağı büyüklükte de olmasına özen göstermelisin.

    Bardak ya da Fincan Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalı?

    Biberondan sonraki adım ise, bardak veya fincan olacak. Fakat bebeğinin biberondan bardak veya fincana geçmesi için mutlaka oturabilmesi gerekiyor ya da mama sandalyesini kullandırmaya başlamalısın. Ayrıca, bebeğinin bardak ya da fincanla yaptığı hareketler, 6 aylık bebek davranışları hakkında da bilgi edinmeni ve bebeğindeki gelişimi görmeni sağlayabilir.

    İşte biberondan bardağa geçişe dair önerilerimiz:

    Çalkalandığında ya da yana yatırıldığında akmayan bir bardak almaya dikkat etmelisin.

    Ayrıca bebeğin bir şeylerin ses çıkarmasına bayıldığı için bardağını ya da biberonunu uçuşa geçirecektir. O nedenle fırlatıp atma ya da kazayla elinden düşürme riskine karşı kırılmaz bir ürün almaya dikkat etmelisin.

    İlk başlarda bebeğinin gırtlağından geçmesi gerekenden daha fazlası çenesinden aşağı akacağı için su geçirme ya da iyi emici bir mama önlüğü edinmelisin.
    Bebeğin senin elindeyken bardağı ya da fincanı kapmaya çalışacak. Çünkü onun işi bu. Denemesine izin ver, belki senin bebeğin tutmayı daha erken başarır ne dersin.
    Bebeğin birkaç kez denedikten sonra hala fincan ya da bardağı istemiyorsa önce ürünü değiştirmeyi denemeli, yeni ürünü de istemiyorsa bardağa geçmeyi bir iki ay ertelemesin.

    6 Aylık Bebeğin Uyku Düzeni

    Altıncı ayda bebeğinin 12 saati gece olmak üzere 14 saati geçebilen bir uyku düzeni tutturmuştur. Bu yönüyle, 6. ay bebek uykusu, senin hayatını da kolaylaştıracak şekilde bir düzene oturur. Ancak, bu düzenin oturması, bebeğine güven vererek onun uykuya çabuk bir şekilde geçme düzenini sağlamış olmanla ilişkilidir. Alıştırdıysan daha rahat bir döneme hazırsın. Eğer alıştırmadıysan hala geç değil, yanında olduğunu hissettirerek onu yavaş yavaş uyumaya bırakabilirsin.

    Geceleri Hala 2’den Fazla Uyanıyorsa Ne Yapmalıyım? Bebeğin hala geceleri 2’den fazla uyanıyorsa, bunun önüne geçmen için sana birkaç önerimiz var.

    Her uyandığında ya da ağladığında yanına giderek onu emzirmek, sallamak ya da ninni söylemek sana yardımcı olmayacak aksine sana bağımlı olma süresini uzatacaktır. Eğer bebeğin bir ya da iki kez uyanıyorsa onunla ilgilenmeyip kendi kendine uyumasını sağla.

    Üç ya da dört kez uyanıyorsa ilgiyi yavaş yavaş kesmeyi denemelisin. Mesela ağlamalarında yanına gidip onu beslemek yerine sırtına bir iki defa vurarak ya da kısa bir ninni söyleyerek yatışmasını sağlayabilirsin. Bu sana zalimce geliyor olabilir fakat değil.
    Yine de yufka yüreğin bunu yapmaya el vermeyecekse başka bir yol deneyebilirsin. Bir hafta boyunca bebeğinin uyanma saatlerini kaydedebilir ve o uyanmadan yarım saat öncesine alarmı kurup bebeğini uyandırarak her normal uyanma seansında ne yapıyorsan –altını değiştirme, sallama, besleme gibi- onu yapabilirsin. Buna sistematik uyandırma da denir. Böylece bebeğin ağlamaya başlamadan önce sen tekrar uyku moduna geçirmiş olacaksın. Bu metodun giderek süresini uzat ve daha sonra ise birer birer bunları azalt. Birkaç hafta sonra hepsini kaldırabilir ve bebeğindeki ağlama seanslarını bitirebilirsin.

    Erken Kalkan Bebekle Nasıl Baş Edilir?

    Bebeklerin işi erken kalkmaktır. Fakat bazı bebekler sabah saat 5:00’da uyanıyorsa o noktada isyan etmekte haklısın. Eğer baş edebiliyorsan ne mutlu, ama edemiyorsan, 6. ay bebek uyku düzenini sağlayabilmen için aşağıdaki önerilerimize bakabilirsin.

    Bebeğini belki de çok erken yatırıyorsundur. Bu geceden başlayarak her gece bebeğini 10 dakika geç yatırmaya başlayabilirsin. Bu toplamda 1 ya da 2 saat olana kadar her gece yapabilirsin.
    Gün ışığının içeri girmesine izin verme. Eğer gün ışığı odasına doluyor ya da oturduğun yerin gece lambaları direk bebeğinin gözüne gelecek vaziyetteyse odasının karanlık olmasını sağlamalısın. Eh bebeğine göz bandı takamayacağın için odasının perdesini karartıcı jaluziler ile destekleyebilirsin.
    Odasının penceresi sabah trafiğinin yoğun olduğu alana bakıyorsa imkanın varsa odasını değiştir, yoksa da sesi engelleyici bir formül bulmaya çalışmalısın.
    Gündüz uykularını azaltabilirsin. Gündüz uykularından her birini biraz kısaltabilir veya bir tanesini kaldırabilirsin. Tabii günün sonunda bitkin düşmesini sağlayacak kadar da abartmamalısın.
    Feryat figan ağlamıyorsa ilk yaygarasında yanına koşma. Hatta 5 dakika ile başlayarak her seferinde yanına gitme süresini uzatabilirsin.
    Eğer kahvaltı saati olarak 5:30’a alışmışsa o nedenle uyanıyor da olabilir. O halde kahvaltı için biraz beklemeli ve her seferinde kahvaltı saatini ileriye almalısın.