Etiket: Semptomlar

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    İnsanlar genellikle üzgün veya düşük modda hissettikleri anlar veya zaman dilimlerinden bahsederken “depresif” kelimesini kullanırlar. Stresli veya zor bir dönemden geçerken kendinizi bu şekilde hissetmeniz normaldir. Ancak, ruh halinizin birkaç gün değil de haftalar boyunca düşük olduğunu düşünüyorsanız veya neden bu kadar kötü hissettiğinizden emin değilseniz, daha ciddi bir şey olabilir.

    Sıklıkla ‘majör depresif bozukluk’ tanısı konan ‘Depresyon’, iki haftadan uzun süren hüzün duyguları ya da düşük duygudurum duygularını ifade eder ve günlük yaşamınıza girmeye başlar. Depresyonun yalnızca bir klinik psikolog veya psikiyatrist tarafından doğru şekilde teşhis edilebilecek bir durum olduğunu unutmayın.

    Depresyona ne sebep olur?

    Tek bir depresyon nedeni yoktur ve muhtemelen yaşanan olaylar (travma veya size yakın birini kaybetme gibi) ve biyolojik faktörlerin (genetik, hormonlar veya belirli kimyasalların dengesizliği gibi) bir araya gelmesiyle gelişir. Depresyondan etkilenen insanlar genellikle olumsuz düşünme kalıpları yaşarlar ve normal aktivitelerini yapmayı bırakarak semptomlarını daha da kötüleştirebilirler. Başka bir deyişle, depresyon bir ‘kısır döngü’ haline gelir: ruh haliniz çok aşağıda, hiçbir şey yapmaktan hoşlanmıyorsunuz, bu yüzden zevk aldığınız şeyleri yapmayı ya da yapmanız gerekenleri (okul çalışması ya da günlük işler gibi) yapmamak sizi daha da kötü hissettirir.

    Depresyonun bazı belirtileri nelerdir?

    Depresyondan muzdarip herkes depresyonu farklı şekilde yaşayacaktır, ancak bazı ortak belirtiler ve semptomlar vardır. Depresyon hafif ila şiddetli arasında değişebilir. Depresyonunuz varsa, deneyimleyebileceğiniz bazı belirtiler şunlardır:

    • Depresif duygu durumu
    • Genellikle ilgi duyulan aktivitelerde ilgi ve istek azalması.
    • İştah artması veya azalması
    • Uykusuzluk ve aşırı uyuma isteği.
    • Hiçbir şeyden zevk almıyormuş gibi hissetmek
    • Enerjinin düşmesi ve sürekli yorgun hissetmek
    • Suçluluk yada değersizlik duyguları hissetmek
    • Konsantrasyon güçlülüğü
    • Umutsuzluk, karamsarlık ve intihar eğilimi
    • İş ve sosyal hayatında işlev kaybı

    Yukarıdaki belirtiler en az iki hafta boyunca gözlemlenirse bir ruh sağlığı uzmanından yardım alınmalıdır.

    Depresyon sadece birinin ruh halini etkilemekle kalmaz uzun süreli etkilerinde aynı zamanda biyolojik olarak da etkiler.

    Çoğu insan bu duygu ve davranışlardan bazılarını farklı zamanlarda ve şekillerde deneyimler. Depresyonla arasındaki fark, semptomların daha şiddetli olması, daha sık ortaya çıkması ve zamanla kaybolmamasıdır.

    Tipleri

    Kalıcı depresif bozukluk (distimi olarak da bilinir) en az iki yıl süren depresif bir ruh halidir. Kalıcı depresif bozukluk tanısı konan bir kişi, daha az şiddetli semptomların olduğu dönemlerle birlikte majör depresyon ataklarına sahip olabilir, ancak semptomlar, kalıcı depresif bozukluk olarak kabul edilmesi için iki yıl sürmelidir.
    Doğum sonrası depresyon, birçok bebeğin doğumdan sonra yaşadığı “bebek mavileri” (doğumdan sonra iki hafta içinde ortaya çıkan nispeten hafif depresif ve anksiyete belirtileri) çok daha ciddidir.

    Postpartum depresyon geçiren kadınlar, hamilelik sırasında veya doğumdan sonra (postpartum depresyon) tam gelişmiş majör depresyon geçirir. Doğum sonrası depresyona eşlik eden aşırı üzüntü, endişe ve tükenme duyguları, bu yeni annelerin kendileri ve / veya bebekleri için günlük bakım faaliyetlerini tamamlamalarını zorlaştırabilir.

    Psikotik depresyon, bir kişinin şiddetli depresyonu artı yanlış bir şekilde yanlış inançları (sanrılar) rahatsız etmek veya başkalarının duyamayacağı veya göremediği şeyleri (halüsinasyonlar) duymak veya duymak gibi bazı psikoz biçimlerine sahip olduğunda ortaya çıkar. Psikotik belirtiler tipik olarak suçluluk, yoksulluk veya hastalık sanrıları gibi depresif bir “tema” ya sahiptir.

    Mevsimsel duygulanım bozukluğu, daha az doğal güneş ışığının olduğu kış aylarında, depresyonun başlangıcı ile karakterizedir. Bu depresyon genellikle ilkbahar ve yaz aylarında yükselir. Genellikle sosyal geri çekilme, artmış uyku ve kilo alma eşlik eden kış depresyonu, mevsimsel duygudurum bozukluğunda her yıl beklenen şekilde geri döner.

    Bipolar bozukluk, depresyondan farklıdır, ancak bu listede yer almaktadır çünkü bipolar bozukluğu olan bir kişi, majör depresyon kriterlerini karşılayan (“bipolar depresyon” olarak adlandırılan) son derece düşük ruh halleri yaşar. Fakat bipolar bozukluğu olan bir kişi, aşırı yüksek – euphoric veya irritabl – “mani” denilen ruh halleri veya “hipomani” denilen daha az şiddetli bir formda da yaşar.
    DSM-5’in tanısal sınıflandırmasına yeni eklenen diğer tip depresif bozuklukların örnekleri arasında yıkıcı duygudurum bozukluğu bozukluğu (çocuklarda ve ergenlerde tanı konan) ve premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) bulunmaktadır.

    Belirti ve bulgular

    Aşağıdaki belirtilerden ve semptomlardan birçoğunu günün çoğunda, neredeyse her gün, en az iki hafta boyunca yaşıyorsanız, depresyondan muzdarip olabilirsiniz:

    Kalıcı üzgün, endişeli veya “boş” ruh hali
    Umutsuzluk duyguları veya karamsarlık
    sinirlilik
    Suçluluk, değersizlik veya çaresizlik duyguları
    Hobiler ve aktivitelerdeki ilgi veya zevk kaybı
    Azalmış enerji veya yorgunluk
    Hareket etmek veya daha yavaş konuşmak
    Huzursuz hissetmek ya da hala otururken sorun yaşamak
    Yoğunlaşmak, hatırlamak veya karar vermek zorluğu
    Zorluk uyku, sabah erken uyanış veya aşırı uyku hali
    İştah ve / veya kilo değişiklikleri
    Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri
    Net bir fiziksel sebep olmaksızın ağrılar, ağrılar, kramplar veya sindirim problemleri ve / veya tedavi ile bile rahatlama

    Depresyonda olan herkes her semptomu deneyimlemez. Bazıları çok fazla deneyim yaşayabilirken bazı insanlar sadece birkaç semptomla karşılaşır. Majör depresyonun teşhisi için düşük duygudurumun yanı sıra çeşitli persistan semptomlar gereklidir, ancak sadece az sayıda ama üzücü – semptomları olan kişiler “subsendromal” depresyonlarının tedavisinden yararlanabilirler. Semptomların şiddeti ve sıklığı ve ne kadar sürdüğü, kişiye ve hastalığına bağlı olarak değişecektir. Semptomlar ayrıca hastalığın evresine bağlı olarak değişebilir.

    Risk faktörleri

    ABD’de en sık görülen ruhsal bozukluklardan biri depresyondur. Güncel araştırmalar depresyonun genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin birleşiminden kaynaklandığını düşündürmektedir.

    Depresyon her yaşta olabilir, ancak genellikle yetişkinlikte başlar. Depresyon, çocuklarda ve ergenlerde meydana geldiği kabul edilmektedir, ancak bazen düşük ruh halinden daha belirgin sinirlilik ile kendini gösterir. Yetişkinlerde birçok kronik duygudurum ve anksiyete bozukluğu, çocuklarda yüksek kaygı seviyeleri olarak başlar.

    Özellikle orta yaş ve yaşlı erişkinlerde depresyon, diyabet, kanser, kalp hastalığı ve Parkinson hastalığı gibi diğer ciddi tıbbi hastalıklar ile birlikte olabilir. Depresyon olduğunda bu koşullar genellikle daha kötüdür. Bazen bu fiziksel hastalıklar için alınan ilaçlar depresyona katkıda bulunan yan etkilere neden olabilir. Bu karmaşık hastalıkları tedavi etmede deneyimli bir doktor, en iyi tedavi stratejisine yardımcı olabilir.

    Risk faktörleri şunları içerir:

    Kişisel ya da aile depresyon öyküsü
    Büyük yaşam değişiklikleri, travma veya stres
    Bazı fiziksel hastalıklar ve ilaçlar

    Depresyon yaşadığınızı düşünüyorsanız ne yapmalısınız?

    Depresyon belirtileri yaşadığınızı düşünüyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanını ziyaret edin. Depresyon ile ilgili farklı tedaviler mevcuttur. Psikiyatristiniz ve psikoloğunuz kişisel durumunuza ve deneyimlerinize uygun bir tedavi planı oluşturmak için sizinle birlikte çalışabilir. Aşağıdaki gibi teknikler içerebilir:

    Bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik tedaviler

    Kişiler arası psikoterapi

    Problem çözücü psikoterapi

    Destekleyici psikoterapi

    İlaç (genellikle anti-depresanlar)

    Yaşam tarzı değişiklikleri: düzenli egzersiz, iyi beslenme ve uyku rutinlerini uygulama.

    Panik Atak Tedavisi

    Anksiyete

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)

    DEHB, günlük hayatın birden çok görevi üstünde, özellikle organizasyon, planlama ve sürekli odaklanma gerektiren karmaşık görevlerin yapılmasını zorlaştıran bir rahatsızlıktır. DEHB belirtileri ve belirtileri tipik olarak yedi yaşından önce ortaya çıkar. Bununla birlikte, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile normal “çocuk davranışı” arasında bir ayrıma gitmek zor olabilir. Bunu belirlemek için çeşitli ölçüm araçları kullanmak gerekir. DEHB olan çocuklar genellikle tembel,haylaz gibi düşünülebilir ya da potansiyelinden daha az akademik başarı gösterebilirler. DEHB’nin yetenekle hiçbir ilgisi olmadığını da unutmayın. DEHB olan birçok çocuk entelektüel ya da sanatsal açıdan yeteneklidir. Fakat odaklanma problemi olduğu için bu yeteneklerini açığa çıkartamazlar. Çocuğunuzun dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik semptomlarının DEHB’den kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın, tedavi edilmesi gerekir,aksi takdirde birçok soruna neden olabilir. Doğru destek ile çocuğunuz hayatın her alanında başarı elde edebilmektedir. Lise öğrencileri üzerinde tarafımızdan yapılan bir araştırmada DEHB’nin şiddeti arttıkça sayısal yeteneğin DEHB olmayan çocuklara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda yapılan bir araştırmaya göre de özellikle matematiksel başarı söz konusu olduğunda, problem çözme ve hesaplama becerilerinin DEHB belirtileri göstermeyen akranlarınınkinden daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır (Lucangeli & Cabrele, 2006; Zentall, Smith, Lee & Wieczorek, 1994).

    Aşağıdaki kriterleri siz veya çocuğunuz karşılıyorsanız mutlaka bir uzmana danışınız.

    TANI KRİTERLERİ (Dsm-5’e göre)
    A. Aşağıdakilerden (1) ya da (2) vardır: 
    (1) Aşağıdaki dikkatsizlik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en az 6 ay süreyle uyumsuzluk doğurucu ve gelişim düzeyiyle uyumsuz bir derecede sürmüştür: 

    Dikkatsizlik

    a. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar. 
    b. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı oyunlarda dikkati dağılır. 
    c. Doğrudan kendisiyle konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür. 
    d. Çoğu zaman yönergeleri izleyemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir). 
    e. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemede zorluk çeker. 
    f. Çoğu zaman sürekli zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almada isteksizdir. 
    g. Çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örneğin; oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler,kitaplar ya da araç gereçler). 
    h. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır. 
    i. Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır. 
    (2) Aşağıdaki hiperaktivite-dürtüsellik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en az altı 6 süreyle uyumsuzluk doğurucu ve gelişim düzeyine aykırı bir derecede sürmüştür: 

    Hiperaktivite

    a. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur. 
    b. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar. 
    c. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir). 
    d. Çoğu zaman sakin bir biçimde boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır. 
    e. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır. 
    f. Çoğu zaman çok konuşur. 

    Dürtüsellik

    g. Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabı yapıştırır. 
    h. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır. 
    i. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örneğin; başkalarının oyunlarına ya da konuşmalarına burnunu sokar). 

    B. Bozulmaya yol açmış olan bazı hiperaktif-dürtüsel semptomlar ya da dikkatsizlik semptomları 12 yaşından önce de vardır. 
    C. İki ya da daha fazla ortamda semptomlardan kaynaklanan bir bozulma vardır [örneğin; okulda (ya da işte) ve evde]. 
    D. Toplumsal, okul ya da mesleki işlevsellikte klinik açıdan belirgin bir bozulma olduğunun açık kanıtları bulunmalıdır. 
    E. Bu semptomlar sadece bir yaygın gelişimsel bozukluk, şizofreni ya da diğer bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örneğin; duygudurum bozukluğu, anksiyete bozukluğu, dissosiyatif bozukluk ya da kişilik bozukluğu).

  • Travma sonrası stres bozukluğu (tssb)

    Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kişinin fizik bütünlüğüne, bir tehdit olayını yaşama ya da başka bir kişinin ölümüne ya da ölüm tehdidi altında kalmasına yaralanmasına ya da fizik bütünlüğüne bir tehdit oluşturan bir olaya tanıklık etme ya da ailesinden birinin ya da bir yakınının beklenmedik ölümü ya da şiddete maruz kalarak öldürülmesi, ağır yaralanması, ölüm ya da yaralanma tehdidi altında kaldığını öğrenmesi gibi kişinin doğrudan yaşadığı aşırı travmatik bir stres kaynağının ardından birtakım özgül semptomların gelişmesidir.

    Kişi söz konusu olaya tepki olarak aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme, aşırı bir travmayla karşılaşma sonucu ortaya çıkan özgül semptomlar arasında travmatik olayı sürekli olarak yeniden yaşama, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli olarak kaçınma, genel tepki gösterme düzeyinde azalma ve artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli bulunması gibi semptomlar vardır. Tanı semptom görünümü en az 1 aydır bulunuyor olmalıdır.

    Çocukluklarda cinsel yönden travmatik olaylar, gerçek bir şiddete başvurma ve yaralanma ya da şiddete başvurma ve yaralanma tehdidi olmayan gelişimsel olarak uygunsuz cinsel yaşantıları kapsayabilir. Travmatik olay çeşitli yollarla yeniden yaşanabilir. Kişi sıklıkla bu olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayın yeniden yaşandığı sıkıntı veren rüyalar görür. Nadir bazı durumlarda, kişi bir kaç saniyeden bir kaç saate dek, hatta günlerce sürebilen disosiyatif durumlarda olayın bazı öğeleri yeniden yaşayabilir ve kişi o sırada yine o olayı yaşıyormuş gibi davranabilir. Genellikle flashback’ ler olarak nitelenen bu epizodlarlar, tipik olarak kısadır, ama uzamış stres ve artmış uyarılma ile ilintili olabilir.

    Kişi travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınır. Kişi sıklıkla travmatik olayla ilgili düşüncelerden, duygulardan, konuşmaktan kaçınmak için özel bir çaba içinde olur. Psişik uyuşma ya da duygusal anestezi, olarak adlandırılan, dış dünyaya tepki verme düzeyinde azalma, genellikle travmatik olaydan hemen sonra başlar. Kişi bir geleceği kalmadığı duygusuna kapılabilir.

    Kişide travma öncesinde bulunmayan sürekli anksiyete ya da artmış uyarılmışlık semptomları gelişir.

    Bu semptomlar arasında;

    Travmatik olayın yeniden yaşandığı yineleyen kabus görmelere bağlı olabilen uykuya dalmakta güçlük,

    Hipervijilans,,

    Aşırı irkilme tepkisi gösterme sayılabilir.

    Bazı kişiler irritabilite ya da öfke patlamaları gösterdiklerini ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta ya da işlerini bitirmekte zorluk çektiklerini bildirirler.

    PTSB’ye yatkınlığı arttıran nedenler:

    1-Genetik yüklülük,

    2-Gelişim sorunlarının varlığı,

    3-Psikolojik olgunluğa kavuşamamış olma,

    4-Kültürel beklentiler,

    5-Mental retardasyon,

    6-Ailede psikotik bozukluk ve kişilik bozukluk varlığı,

    7-Negativistik tutum sergileyen yapıya sahip olma,

    8-Çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel istismar öyküsü,

    9-Travmanın niteliği, şiddeti, sürekliliği,

    10-Olaya yüklenen anlamlar,

    11-Olay ardından yaşanan olaylar,…

    TSSB’ UNDA BELİRTİ VE BULGULAR

    1.Travmaya normal tepkiler arasında anksiyete, depresyon ve psikosomatik belirtiler vardır.

    2.Duygusal labilite ve olayların rüyalara konu olması sıktır

    3.Travma konusunu sürekli düşünme ve baskılanması arasında sürekli gelgitler yaşanır.

    4.Travmanın ağırlığına göre başa çıkma süresi 2 yıla dek uzayabilir

    Bir travmanın ardından yaşanan süreçler:

    1-Ağıt dönemi:

    Olaya bağlı olarak değişik derecelerde bir yas dönemi yaşanır.

    2-Yadsıma dönemi:

    ilk şokun ardından haftalar, aylar arasında değişen bir süre olay yadsınır. Bu dönemde amneziler, uyku bozuklukları, somatik belirtiler, aşırı hareketlilik, geri çekilme gibi belirtiler vardır.

    3-Dalıcı(intrusive dönem):

    Bu dönemde kişilerde irkilme yanıtının artması, dalıcı düşünceler kurma, değişken duygulanım, süregen aşırı uyanıklık, uyku rüya bozuklukları ortaya çıkar. Yoğun anksiyete ve delirme korkusu olabilir. Olgulara bu durumun geçici olduğu anlatılmalıdır.

    4-işleme fazı:

    Bu dönemde kişi travmanın anlamını, bununla ilgili anılarını düşünür, kaybının yasını tutar, gelecekle ilgili plan yapar.

    5-Tamamlama fazı:

    Tamamlama fazına gelecekle ilgili olumlu planlar yapılması ve eski etkinlikler dönülmesi ile ulaşılmış olur.

    TSSB’UNDA GİDİŞ

    Semptomlar genellikle travmadan sonraki ilk 3 ayda başlarsa da semptomlar başlamadan önce aylar, hatta yıllar geçtiğinde olabilir. Söz konusu bozukluğun semptomları ve yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık semptomlarındaki baskınlık zamanla değişebilir. Semptomların süresi de değişir, olguların yaklaşık yarısında 3 ay içinde tam düzelme olur, birçoğunda semptomlar travmadan sonra 12 aydan daha uzun sürer. Travmatik olayın şiddeti, süresi ve kişinin olaya yakınlığı böyle bir bozukluk geliştirmeyi belirleyen en önemli etmendir. Postravmatik stres bozukluğunun aktarılmasında kalıtsal bir bileşke olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bunun yanında, 1.derece akrabalarında depresyon öyküsü olması, PTSB geliştirmeye karşı artmış bir duyarlılık ile ilişkilidir.

  • Çocuklarda besin alerjisi nedir

    Çocuklarda besin alerjisi nedir

    Besin alerjisi bağışıklık sistemimiz tarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır.Altta yatan immün cevap IgE aracılı, IgE’den bağımsız veya her ikisinin karışımı şeklinde olabilir. Besin alerjisi görülme sıklığı özellikle son yıllarda önemli bir artış göstermektedir. Çocuklarda alerjiye en sık neden olan besinler inek sütü (%2,5), yumurta (%1,3), fıstık (%0,8), buğday (%0,4), soya (%0,4), fındık (%0,2) ve kabuklu deniz ürünleri (%0,1)’dir. Erişkinlerde ise polen alerjileri sıklıkla besin alerjileri ile çapraz reaksiyona neden olmaktadır. Süt, yumurta, soya ve buğdaya karşı erken çocukluk çağı alerjileri okul çağında yaklaşık %80 düzelmektedir. Fındık, fıstık ve deniz ürünleri alerjileri ise genellikle sebat eder. Sebze ve meyvelere reaksiyonlar sık gözükmekle birlikte (yaklaşık %5) bu reaksiyonlar genellikle ciddi reaksiyonlar değildir.

    Immün sistem besin antijenlerinin büyük çoğunluğuna tolerans geliştirir ve yanıtsız kalır. Buna oral tolerans denilir. Antijen sunan hücreler (intestinal epitel hücreleri ve dendritik hücreler) ve regülatör T hücreleri oral tolerans gelişimde başroldedir. İntestinal epitelyal hücreler luminal antijeni işleyerek MHC klas II kompleksi üzerinden T hücrelerine sunar. Bu sunum anerjiye neden olur. Barsak florasının da oral tolerans indüksiyonunda rol oynadığı düşünülmüştür. Bazı çalışmalar probiyotiklerin tolerojenik bakteriyel çevre oluşturarak alerjiden korunmada potansiyellerinin olduğunu söylemektedir. İnsanlarda doğumdan sonra barsak normal florasının ve oral tolerans oluşumunun besin alerjilerinin immün regulasyonunda oldukça büyük önemi olduğu gözükmektedir.

    Besin alerjilerinde altta yatan immün cevap IgE aracılı ise bağışıklık sistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit olarak algılayıp bunlara karşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynı besinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır ve mast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarak gelişmektedir.

    Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgE dışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Kanlı, mukuslu dışkılamanın görüldüğü tip alerjik proktokolit; besin alımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize Besin proteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu bunlara örnektir. Bu duruma inek sütü, soya, yumurta gibi besinler neden olabilir.

    Alerjik reaksiyonlar oral alerji sendromunda olduğu gibi hafif lokal semptomlardan ciddi hayati tehdit eden anaflaksiye kadar çok geniş yelpazede görülebilmektedir.

    IgE aracılıklı besin alerjileri

    Deri: Ürtiker/Anjiyoödem, morbiliform döküntüler ve flaşing.

    Gastrointestinal: Oral alerji sendromu, gastrointestinal anafilaksi

    Solunum: Akut rinokonjunktivit, bronkospazm (vizing)

    Jeneralize: Anafilaktik şok

    IgE birlikteli/hücresel aracılıklı besin alerjileri

    Deri: Atopik dermatit

    Gastrointestinal: Eozinofilik özefajit, Alerjik eozinofilik gastroenterit

    Solunum: Astım

    Hücresel aracılıklı geç tip besin alerjileri

    Deri: Kontakt dermatit, Dermatitis herpetiformis

    Gastrointestinal: Alerjik proktokolit, Besin protein enterokoliti, besin protein enteropati sendromları, Çölyak hastalığı.

    Solunum: Pulmoner hemosiderosis (Heiner’s sendromu).

    I- IgE Aracılıklı Besin Alerjileri

    Ürtiker anjiyoödem duyarlı kişide, besinin alınmasından sonra dakikalar-2 saat gibi bir süre içinde belirtiler başlar. Kaşıntılı ürtiker plakları oluşur. Bazen dil ve dudaklar şişer. Kapiller ve küçük damarların geçirgenliğinin artışına bağlıdır. Akut ürtikerde yaklaşık %20’sinde besinler etkendir. Çocuklarda; yumurta, süt, fıstık ve diğer kabuklu kuruyemişler rol oynar. Erişkinlerde en sık balık, kabuklu deniz ürünleri, fıstık etkendir. Kronik ürtikerde besinlerin rolü çok daha düşük olup bazı çalışmalarda %2-4 civarında bulunmuştur.

    Oral alerji sendromu: Polen-besin sendromu olarak da isimlendirilir. Önce inhalan yolla polen alerjisi gelişir. Ardından bununla çapraz reaksiyon yapan besin alındığında semptom oluşur. Besinin alınmasından sonra dakikalar içinde dil, dudak, damak, boğazda kaşıntı, yanma, bazen anjiyoödem oluşur. Kulak kaşıntısı, boğazda tıkanma hissi de gelişebilir. Genellikle çiğ meyve ve sebze yemekle oluşur. Bu besinlerin pişmiş formunda tipik olarak oral alerji sendromu görülmez. Burada söz konusu olan besinler; elma, armut, kivi, fındık, havuç, kereviz olup, polen mevsiminde semptomlar daha belirgindir. Bu tür alerjinin tanısında taze besinle prik test yapılmalıdır. Ticari antijenlerin içindeki oral alerji sendromuna yol açan antijen yapısı bozulmuş olup yanlış negatif sonuç verebilir.

    Gastrointestinal anafilaksi: Etken besinin alınmasından sonra, semptomlar dakikalar-2 saat içinde başlar. Bulantı, kusma, karın ağrısı, karında kramp ve ishal görülebilir. Semptomlar her zaman çok şiddetli olmaz. Bebek veya çocukta periyodik karın ağrısı, kusma gibi gözden kaçabilecek semptomlar; buna ikincil çocukta iştahsızlıkla kendini gösterebilir.

    Akut rinokonjunktivit: Besin allerjisine bağlı izole rinokonjunktivit çok nadir görülür. Genellikle başka alerjik semptomlar da eşlik eder. Besin alımından sonra dakikalar-2 saat içinde semptomlar başlar. Göz çevresinde kızarıklık, gözlerde kaşınma ve sulanma, burun tıkanması, akıntısı ve kaşıntısı ile hapşırma eklenir.

    Bronkospazm: Astım veya izole “wheezing”, besin alerjisi bulgusu olarak çok nadir bir durumdur. Sorumlu besin bronş hiperreaktivitesini artırabilir; ancak astım atağı başlatabilmesi çok nadirdir. Duyarlı olan besin pişirilirken veya başka nedenlerle havaya karışan antijenlerinin inhalasyon yolu ile alınması, bronkospazm’da daha önemli bir yer edinmektedir.

    Besine bağlı anafilaksi: İgE bağımlı sistemik reaksiyonlar hafif ürtikerden şoka kadar değişik şiddette olabilir. Semptomlar, besin alındıktan hemen sonra (dakikalar- 2 saat) başlar. Bifazik de olabilir ve ilk reaksiyondan 1-2 saat sonra tekrar alevlenebilir.

    Besine bağlı egzersizle oluşan anafilaksi: Gıdayı aldıktan sonraki 2-4 saat içinde yapılan ağır egzersizle ortaya çıkan bir durumdur. Gıdadan yakın zaman önce veya sonra egzersiz yapılmazsa, reaksiyon olmaz. Egzersizle mast hücre aktivasyonuna bağlanmaktadır. Daha çok genç erişkin yaşta görülür. Kereviz, buğday, meyve, fıstık, balık ve deniz ürünleri ile görülür.

    II- IgE Birlikteli / Hücresel Aracılıklı

    Atopik dermatit: IgE aracılıklı veya non-IgE aracılıklı olabilir. %90’ı 1 yaşından önce başlar. Tipik dağılımı vardır. Aşırı kaşıntılı, tekrarlayıcı ve kronik seyirlidir. . En sık süt, yumurta, soya, buğday ve fıstıkla oluşur. İlk 6 ayda ortaya çıkan ve topikal steroide cevap vermeyen atopik dermatitlerde besin alerjisi mutlaka düşünülmelidir. IgE aracılı olanda deri prick testi veya spesifik IgE tayini ile sorumlu besin belirlenebilir. IgE aracılı olmayan mekanizmalar için diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi 2 hafta kadar bir eliminasyon ve ardından provokasyon yaparak lezyonlardaki düzelme-alevlenme reaksiyonları ile sorumlu besin varsa saptanabilir.

    Alerjik eozinofilik özefajit: Bebeklikten adölesana kadar her dönemde görülür. Erişkinde daha sıktır. Bebeklerde beslenmeyi reddetme, huzursuzluk, kusma, büyüme geriliği gözlenirken çocuklarda karın ağrısı, kusma, gastro-özefagial reflü hastalığı benzeri şikâyetler, yutma güçlüğü, yiyeceklerden iğrenme, adölesanda ise disfaji, besinlerin özefagusta takılma hissi, bulantı, reflü benzeri şikâyetler, büyüme geriliği gibi şikâyetlerle kendini gösterir. Reflü tedavisine yanıt vermez. Tipik öykü ve gastrointestinal sistemden alınan çoklu biyopsi örneklerinin incelenmesi ile tanı konur. Biyopside eozinofil infiltrasyonu görülür. Alerji saptanan besinin 3 ay kadar eliminasyonu ile düzelir. Bebeklerde mama olarak tam hidrolize amino asit mama önerilir.

    Alerjik eozinofilik gastroenterokolit: Gastrik ve intestinal mukozadan serozaya kadar ilerleyebilen eozinofil infiltrasyonu vardır. Periferal eozinofili de görülebilir. Vaskülit yoktur. Eozinofil infiltrasyonlu kas tabakası kalınlaşması, obstrüksiyon benzeri bulguya yol açar. Kronik veya intermittan karın ağrısı, bulantı, irritabilite, iştahsızlık, büyüme geriliği, kilo kaybı, ishal, anemi, protein kaybettiren gastroenteropati bulguları olabilir. Her yaşta görülebilir. Serum IgE düzeyi yüksektir. Hastaların %50’sinde bir atopik hastalık vardır. Bazı besin ve inhalan allerjenlere prick deri testi pozitiftir.

    Astım: Kronik astımda besinle atak tetiklenmesi nadir görülür. Besinlerin inhalasyonla alınması, bronkospazm yapabilir. Pişirilen besinlerin buharı da etkili olabilir.

    III-Hücresel Aracılıklı

    Kontakt dermatit: Genellikle besine temasa bağlı gelişir. Çiğ besinlerin rolü daha fazladır. Balıkçı, kasap gibi mesleklerde daha sık görülür. Tanıda “Patch” test uygulanabilir.

    Dermatitis herpetiformis: Kol ve bacakların ekstansör yüzünde, kalçada çok kaşıntılı papüloveziküler döküntülerle seyreder. Kronik seyirlidir. Gluten duyarlı enteropati ile ilişkilidir. Herhangi bir yaşta çıkabilir. Çölyak hastalığı veya atopik dermatitle karışabilir. Gastrointestinal şikayetler minimal veya hiç yoktur. Gastrointestinal lezyonlar Çölyak hastalığına benzerse de biyopside patolojik değerlendirme ile ayrılabilir. Lezyonlar, glutensiz diyetle birkaç ayda düzelir.

    Alerjik proktokolit: Dışkıda yoğun veya gizli kan bulunur. Genellikle 6 aydan küçük bebeklerde görülür. Anne sütü yolu ile veya direkt alınan inek sütü veya soya proteinine bağlıdır. Bebekler tamamen sağlıklı görünümdedir. Lezyon, distal kalın barsaktadır. Sadece dışkıda kan vardır. Kanın miktarı değişkendir. Direkt görünebildiği gibi tetkikle gizli kan bulunabilir. Sorumlu besini elimine edince, 72 saat içinde dramatik iyileşme görülür. Alerjen eliminasyonu ile 6 ay-2 yaş arası kaybolur.

    Besin protein enterokoliti: Protein intoleransı da denir. Hayatın ilk üç ayında görülür. Tipik inatçı kusmalar, tekrarlayan ishal vardır. Dehidratasyona neden olabilir. Kusma, beslenmeden 1-4 saat sonra olur. Alerjiye neden olan besin verilmeye devam edilirse kanlı ishal, anemi, abdominal distansiyon ve büyüme geriliğine neden olabilir. Semptomlar, inek sütü proteini veya soya bazlı mamalara bağlı gelişir. Nadiren anne sütü aracılığı ile aktarılan inek sütü proteini de etken olabilir. Daha büyük bebeklerde ve çocuklarda yumurta, buğday, pirinç, yulaf, fıstık, diğer yağlı tohum çerezler, tavuk ve balık duyarlığı ile de benzer enterokolit sendromları görülebilir. Dışkıda gizli kan, nötrofil ve eozinofil infiltrasyonu vardır. Gıda emilimi bozulduğu için şeker malabsorbsiyonuna bağlı dışkıda redüktan madde pozitif saptanabilir. Gelişen sekonder disakkaridaz eksikliği de ishalin 2 haftaya kadar uzamasına neden olur. Diyete rağmen semptomların düzelme süresi uzar deri prick testi negatiftir. Sorumlu allerjeni elimine ederek genellikle 72 saat içinde semptomlar düzelir; provokasyonla tekrar olur. Tam iyileşme 6 ayla 2 yıl arasında değişir.

    Besin protein enteropati sendromları: Hayatın ilk aylarında ishal ve kilo alamamak şeklinde görülür. Hastaların çoğunda dirençli, uzamış ishal, kusma, büyüme geriliği, malabsorbsiyona neden olur. Kusma, gıdanın alımından 1-3 saat içinde, ishal 2-10 saat; ortalama 5 saat içinde başlar. Genellikle 9 aydan küçüklerde başka gastrointestinal sistem bozuklukları olmadığı belirlendikten sonra sorumlu besinin alımı ile 6-24 saat içinde bulguların ortaya çıkması, gıdanın diyetten çıkarılması ile düzelmesi, tekrar verilmesi ile yine semptom oluşması kesin tanıya götürür. Dışkıda redüktan madde ve yağ pozitif bulunur. D-xylozabsorbsiyon testi bozuktur. En sık inek sütü proteinine bağlı olur. Soya, yumurta, buğday, pirinç, tavuk ve balığa bağlı da olabilir. Eliminasyonla semptomların düzelmesi birkaç gün ile haftalar arasında değişir. Bebeklerin yarıya yakınında anemi olur. Çoğunda protein kaybı vardır.

    Heiner sendromu: Besin ilişkili pulmoner hemosiderozis de denir. Besinlere karşı pulmoner reaksiyondur. İnek sütü proteinine presipitan IgG antikoru yapılması söz konusudur. Yumurta, domuz eti ve karabuğday ile vakalar da bildirilmiştir. Akciğerde infiltrasyon, pulmoner hemosiderozis, tekrarlayan pnömoni, gastrointestinal kan kaybı; demir eksikliği anemisi ve büyüme geriliği ile seyreder. Tedavide besinin eliminasyonu önemlidir. Eliminasyon ve tolerans gelişme süresi değişkendir. 2 yıl süt eliminasyonu sonrası sütü tolere eden, ama 2 ay sonra yeniden Heiner semptomları görülen vaka bildirilmiştir.

    BESİN ALERJİLERİNDE TANI

    Dikkatli bir öyküyle besin alerjisinin IgE aracılı mı yoksa non IgE aracılı mı olduğuna karar verilebilir. IgE aracılı alerji tanısı ani başlangıçlı besin alerjisi öyküsü olması, deri prick testi ve spesifik IgE ölçümü ile kombine edildiğinde %50-100 arasında konulur.

    Atopi patch testinde kuyucuklara besin alerjenleri konur ve deriye yama tarzında yapıştırılır. 48 saat sonra yama çıkartılır ve deri üzerindeki eritem ve ödem değerlendirilir.

    Besin alerjisi tanısında ”altın standart” çift kör plasebo kontrollü besin yükleme testidir. Bu testte hem testi yapan kişi hem de hasta verilen besinin içeriğini bilmemektedir.

    Besin alerjilerinde dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi

    Besin alerjilerinde en iyi tedavi stratejisini belirlemek için; kişinin hangi besine alerjisi olduğu ve bu besinle teması sonrası görülen reaksiyonların net olarak bilinmesi gerekir. Tedavide alerjiye neden olan besinin diyetten çıkarılması ve istenmeyen maruziyet durumunda gelişebilecek reaksiyonların acil tedavisi önemlidir.

    Hazır gıdaların etiketlerinin okunması; bilinmedik markaların ve etiket bilgisinde içerik yazmayan ambalajlı gıdaların tüketilmemesi gerekir.

    Bazı besin dışı ürünler de besin alerjenleri içermektedir. Örneğin grip aşısı yumurta proteini içermektedir ve ciddi yumurta alerjisi olan hastalarda risk oluşturmaktadır; Bazı ilaçların içinde bulunan laktoz (süt şekeri), süt proteini olmamasına rağmen ciddi inek sütü proteini alerjisi olan hastalarda alerjik reaksona neden olur. İnek sütü proteini olan kazein de lateks eldivenlerin yapısında kullanılır ve inek sütü alerjisi olan kişilerde alerjiyi tetikleyebilir. Kozmetik ve el sanatları malzemelerinde de bazı besin alerjenleri vardır.

    Eliminasyon Diyeti

    Yapılan çalışmalarda, alerjik besinin diyetten elimine edilmesi zaman içinde alerjene bağlı görülen reaksiyonları azalttığı ve remisyonu sağladığı görülmüştür. Bu yaklaşım inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocuklarda daha etkin olmuştur. Kuru yemiş ve deniz ürünlerine karşı yapılan eliminasyon diyeti ile tolerans sağlanamamıştır.

    İnek sütü eliminasyonu: inek sütü sadece kalsiyum, fosfor ve D vitamini kaynağı değil aynı zamanda protein, yağ, vitamin (B12 vitamini, A vitamini, pantotenik asit, riboflavin) kaynağı olduğundan küçük çocuklarda bu gıda diyetten çıkarılacaksa onun yerine konulacak besinler profesyonel bir diyetisyen yardımı ile seçilmelidir. Aksi taktirde beslenme yetersizliğine neden olabilir. Unutulmamalı ki inek sütüne alerjisi olan çocukların yaklaşık %90’nda keçi sütüne karşı da alerjileri vardır. Formüla ile beslenen inek sütü alerjili bebeklerde, aminoasit bazlı veya yoğun hidrolize formüller alternatif olabilmektedir.

    Yumurta eliminasyonu: Yumurta diyete; protein, B12 vitamini, riboflavin, pantotenik asit, biyotin ve selenyum katkısı sağlar. Süt, soya, et, balık ve kümes hayvanları gibi pek çok besin, yumurta içeriğinde bulunan mikrobesinleri içermektedir. Yumurtayla alınan mikro besinler günlük besin ihtiyacının az bir kısmını oluşturduğundan alternatif besinleri tüketmek yumurtanın diyetteki eksikliğini kapatmaktadır.

    Buğday eliminasyonu: Buğdayın sağladığı karbonhidratlar, diyet için temel enerji kaynağıdır. Ayrıca buğday çok sayıda mikro besini (tiamin, riboflavin, niasin, B6 vitamini, folik asit, demir, magnezyum) de içermektedir. Bu yüzden buğday eliminasyon diyeti verilen çocuklara ihtiyaçları olan mikro ve makro besinler ek olarak verilmelidir. Buğday alerjisi olan hastaların buğday içeren tüm besinlerden kaçınmaları gerekmektedir. Bu da işlenmiş birçok besinin (ekmek, makarna, kek, kurabiye, kraker vb.) diyetten çıkarılmasını gerektirmektedir. Buğday alerjisi olan hastalarda kullanılabilecek alternatif unlar (pirinç unu, mısır unu, yulaf unu, çavdar unu) bulunmaktadır.

    Yapılan çalışmalarda, inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocukların %7-75’inin, fırınlanmış süt ve yumurta ürünlerini tolere edebildikleri gösterilmiştir.

    Besin alerjisi olan bebeklerin annelerinde eliminasyon diyetleri: Yapılan çalışmalarda bebek için alerjen olan besinin, anne tarafından alındığında anne sütü yoluyla bebeğe geçerek alerjik reaksiyonlara neden olabileceği gösterilmiştir. Eğer anne sütüyle beslenen bebek spesifik bir besine karşı alerji tanısı almışsa annenin de diyet yapması önerilmektedir. Annenin diyetinde bebekte alerji yapan besinin miktarının azaltılması, tamamen elimine edilmesi veya süt ve yumurta alerjileri için bu besinlerin sadece fırınlanmış şekilde tüketilmesi gibi alternatif diyet seçenekleri bulunmaktadır. Hangi alternatifin seçileceği hastaya göre belirlenmelidir. Örneğin annenin alerjen besini tüketimi sırasında, bebekte belirgin kötü bir etki görülmüyorsa annenin alerjen besini tüketmesine izin verilebilir. Ancak anne sütündeki alerjene karşı bebekte akut reaksiyon görülüyorsa ya da annenin alerjen besini düşük miktarlarda tüketmesi bebekte kronikleşen semptomlara yol açıyorsa annede tam eliminasyon önerilir. Eliminasyon diyeti yapan annelerin yeterli beslenmesi sağlanmalı ve diyet nedeniyle alamadıkları vitamin ve/veya mineral desteği ilave olarak verilmelidir. Bu anneler emzirdikleri için dengeli ve doğru bir diyet yapmaları için profesyonel diyetisyen yardımı almalıdırlar. İnek sütü eliminasyonu yapan annelere, günlük 1000 mg/gün kalsiyum takviyesi yapılması önerilmelidir.

    Immünoterapi: Alerjen besine tolerans gelişmesidir. Rutin olarak uygulanan bir yöntem değildir. Her hasta bu terapi için uygun değildir.

    Oral Immünoterapi: Besin alerjisi olan çocuklara alerjik olan gıdanın küçük, ancak artan dozlarda uygulanması, reaktivite eşiğinin yükselmesine ve sonuçta tolerans gelişmesine neden olmaktadır. Ama bu terapinin de yan etkileri vardır bazı hastalarda idame dozda bile reaksiyon görülmektedir veya küçük bir bölüm hastada eozinofilik özofajit gelişmektedir.

    Sublingual Immünoterapi: Besinlerle immünoterapi uygulamasında bir diğer yol besin özleriyle yapılan sublingual immünoterapi.

    Probiyotikler: Besin alerjilerinde alerjik yanıtın düzenlenmesinde probiyotiklerin rolü araştırılmaktadır. Hamilelik ve emzirme döneminde annenin diyetine probiyotiklerin eklenmesinin yüksek riskli bebeklerde egzama insidansını azalttığı gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda inek sütü alerjisi olan çocuklarda tolerans gelişimini hızlandırdığı saptanmıştır. Ancak tam tersine besin alerjilerinde probiyotiklerin faydası olmadığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Bu yüzden henüz rutin kullanımları önerilmemektedir.

  • Hipokondriyazis

    Hipokondriyazis

    Hipokondriyazis, kişinin fiziksel semptomlarının gerçekçi olmayan bir biçimde veya hatalı/çarpıtılmış yorumlamasına bağlı olarak, kendisinin ciddi bir hastalığı olduğu ya da olacağına dair korku ve aşırı zihinsel uğraşması olarak tanımlanan psikiyatrik bir bozukluktur. Hastalık Hastalığı olarak da adlandırılır.

    Tüm tıbbi değerlendirmelere ve doktorlar tarafından verilen güvencelere rağmen kaygı sürmeye devam eder. Kişisel, sosyal ve mesleki alanlarda işlevsizlik söz konusu olur.

    Hastalık hastalığı psikiyatrik bir bozukluktur ancak, bu hastalığa sahip bireyler öncelikle yaşadığını düşündüğü semptomları ilgilendiren bölümlere giderler. Yani psikolojik destek almaya en son gelirler veya hiç gelmezler. Çünkü ciddi bir hastalığı olmadığını kabullenemezler. Yaptırdıkları tetkikler negatif çıktığında kısa bir süre rahatlama yaşarlar ancak sonra yeniden ilgili bölümlere giderler ve tetkikleri yeniden yaptırırlar. Doktorların anlamadıklarını ve doğru muayene edemediklerini düşünürlerse ilgili başka bir doktora gider ve uygulamaları tekrarlarlar.

    Kişi, bedensel işlevlerle (çarpıntı, terleme gibi); önemsiz görülen bedensel sorunlarla (küçük yaralar, ara sıra öksürük) veya değişken beden algılarıyla (kalbin yorulması gibi) ilgili olan bu belirtileri varlığından kuşkulandığı hastalığın işaretleri olarak algılar ve yorumlar. Hastalık kaygısı tek bir organ veya hastalıkla ilgili ya da aynı anda ve değişik zamanlarda farklı organ ve hastalıklar ile ilgili olabilir (kanser ve kalp hastası gibi).

    Hipokondriyak hastalarda sağlık ve hastalıkla ilgili hatalı ve çarpıtılmış düşünceler ön plandadır.

    Bu yanlış inanışlar aşağıdaki gibidir;

    • “Bedensel belirtiler her zaman bir hastalık habercisidir.”

    • “İyi olduğunuzdan emin olabilirsiniz ama hasta olmadığınızdan emin olmazsınız”

    • “Doktorlar sık sık teşhis etmede hata yaparlar.”

    Hastalarda algıda seçicilik söz konusudur ve çevrelerinden, haberlerden, sosyal medyadan, doktorlardan kendi inanışlarını destekleyecek ifadeleri seçerler, böylece inanışlarını güçlendirirler. Kaygı düzeyleri giderek artar.

    Gerçekçi olmayan hastalığı ve bedensel semptomlarına olan aşırı ilgisi, sık hastane ziyaretleri günlük yaşamını, aile, iş, sosyal hayatını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir.

    Hipokondriyazisin görüşme sıklığının genel nüfusa oranı % 4 ile % 6 olarak belirtilmektedir. Görülme sıklığı kadın ve erkekte eşittir. Kişide hastalık hastalığı herhangi bir yaşta başlayabilir, ancak semptomlar çoğunlukla erişkinlik döneminde görülür. Hastalık aylarca hatta yıllarca sürebilir, alevlenme ve yatışma dönemleri gibi dalgalanmalar gösterir, aralarda tam düzelmeler olabilir.

    Hastalığa eşlik eden diğer bozukluklar depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır.

    Bu hastalar ciddi bir hastalığı olmadığına ve düşüncelerinin gerçek dışı olduğunu çok zor kabul ederler. Psikolojik desteğe direnç gösterirler. Semptomlarını değerlendiren doktorları ile kurduğu güven ilişki ve doktoruna inanması, psikolojik destek almasını kolaylaştıracaktır.

    Geçmişe oranla günümüzde tedavi olabilen hastaların sayısı artmıştır. İlaç tedavisi ile birlikte Bilişsel tedavi yöntemi en fazla önerilen yöntemdir.

  • Gıda alerjileri ve gıda intoleransları

    Şimdi hepinizin kafasını karıştıran ve merak ettiğiniz bir konuyu anlatıyorum. Nedir bu sürekli bahsedilen intolerans ve alerji denilen şeyler? Neler yapılmalı? Bu yazımla aklınızdaki birçok soruyu cevaplamış olabilirim umarım.
    ***Öncelikle gıda intoleransı ve gıda alerjisi aynı şey demek değildir
    ***Gıda alerjileri immün sistem yanıtıdır. Belirli yapılardaki proteinlere karsı vücudunuzun geliştirdiği immün sistem yanıtıdır. Bu proteinleri vücudunuz yabancı olarak algılar ve onlara karsı immün yanıt ile adeta savaş açar. Bazı durumlarda anafilaksi tablolarında hayatı tehdit edebilir.
    ***Gıda intoleransları ise daha çok sindirim sistemi sorunlarıdır. Sindirim sisteminde oluşan bir stresse bağlı olarak ya da bir enzim yapı eksikliğine bağlı olarak gelişir.
    Peki, sindirim sistemindeki bu sorunlar nelerdir?

    Yediğiniz gıdalardaki yapıları yeterli şekilde parçalayamamak, sindirememek (Sindirim enzimlerinin eksik olması ya da aktif olamaması; mesela laktoz intoleransı, süt ürünleri içerisindeki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimi eksikliğinde oluşur.)

    Gıdalardaki bir maddeye kimyasal yanıt ( gıda katkı maddelerine, MSG, sülfitlere, boya maddelerine )

    Gıdalardaki bulunan bazı doğal yapılara ve proteinlere hassasiyet olabilir ( kafeine mesela ya da bruksel lahanası soğan gibi gıdalardaki doğal şekerlere, glüten vs.)

    NOT: Burada ufak bir not düşmek istiyorum. Literatüre yeni yeni giren çalışmalar artık intoleranslarında birer immün sistem yanıtı olduğunu gösterecek bulgular ortaya koymaktadır ama henüz net olarak kabul görmüş değildir.
    NOT:İkinci önemli notumuz ise intoleranslar uzun süre devam ettiği anda bağışıklık sistemini bağırsaklar üzerinden sürekli uyaracağından uzun vadede immün bir yanıt oluşturmaktadırlar yani basta immün bir yanıt değil iken sonradan bağışıklık sistemi de devreye girmektedir.
    NOT:Gıda alerjilerinde genelde IgE yanıtı hakimdir. Ama IgE yanıtı olmayan alerji durumları da mevcuttur; Mesela çölyak hastalığı.

    GIDA HİPERSENSİTİVİTESİ = GIDA İNTOLERANSI VE GIDA ALERJİLERİNİN GENEL ADI OLABİLİR

    Genel olarak Ig yanıtlarına göre ayırırsak:

    IgE Aracılı: Tüm sistemi etkileyen alerjik yanıtlar

    IgE Olmadan: Daha çok bağırsak düzleminde oluşan yanıtlar ve bağırsağı etkileyen sonuçlar. Sonrasında sistemi etkiler.

    IgG Aracılı: Gıda intoleranslarının altındaki temel neden olduğu düşünülmektedir. Sürekli gıdaya maruz kalınma sonucu oluşan reaksiyonlar olabilir. Sistematik sorunlara yol açabilir.

    ***Gıda alerjiler hayatı tehlike edecek şekilde karsınıza çıkabilir (anafilaksi) ama intoleranslar daha çok kronik bir zeminde yavaş yavaş etki ederler. Ve intolerans oluşumu her gecen sene git gide artmaktadır. Bunu altındaki nedenlerden birinin de gene kronik toksisite, yanlış beslenme, sedanter yaşam olduğu düşünülmektedir.
    ***Endüstriyel toplumlardaki insanların %20den fazlasında artık gıda intoleransları görüldüğü ortaya konmuştur. Ailede birinde alerjik hastalığı olan kişilerin ( alerjiler, astım, egzama vb. ) alerji geliştirme olasılığı %40 daha fazladır. Eğer iki aile bireyinde alerjik bir hastalık var ise bu oranın %80lere kadar çıktığı ortaya konulmaktadır.
    ***Yapılan bir çalışmada erişkinlerde görülen gıda alerjilerinin %45inin 18 yasından sonra çıktıyı ortaya konulmuştur. Bu da yukarıda bahsettiğimiz gibi benim nazarımda yanlış beslenme, sedanter yaşam ve kronik toksisite sonucudur.
    ***İşin en kötü yanlarından biri gıda intoleranslarını tespit etmek hem zordur hem de tespit etseniz bile bu intoleransın neden olduğu toksisiteyi ve alttaki sorunları, sindirim sorunlarını çözmeye odaklanmamak toplumda yapılan en büyük hatalardan biri olmaktadır.
    Peki bizde intolerans olduğunu nasıl anlayacağız? Ne gibi şikâyetler oluşur intolerans ya da alerji durumunda?

    ***Gıda intoleransları ve gıda allerijleri benzer semptomlar verirler bu yüzden bunları ayırmak oldukça zor olabilir. Bu semptomlar;

    İshal

    Kabızlık

    Anksiyete hali

    Şişkinlik

    Karında gaz sürekli

    Titreme

    Kızarıklar

    Ciltte yanma hissi

    Çarpıntı

    Baş ağrıları

    Bulantı

    Ödem

    Yorgunluk

    Karın ağrısı

    Burun akıntısı

    Asit reflüsü

    Mide yanmaları

    Nefes alma sorunları

    Kasıntı gibi semptomlar olabilir.

    Gıda alerjilerinde ise basit durumlarda yukarıdaki semptomlar görülebilir ama ileri durumlarda yaşanan şikâyetler ise su şekildedir;

    Nefes almakta zorlanma

    Kaşıntı

    Kurdeşen

    Baş dönmesi

    Hipotansiyon

    Anafilaksi şeklinde karşımıza çıkabilir.

    ***Semptomlar gıdayı yedikten birkaç saat sonra başlayabilir ya da 24-48 saati bulabilir başlaması. Hatta bazı durumlarda birkaç gün sonra bile semptom verebilir, bu yüzden de saptaması zor olmaktadır. Hatta çoğu kişi 2 gün sonra gelen şikâyetlerin bir alerji ya da intolerans tablosu olabileceğini anlayamadığı için alerjiler, intoleranslar çoğu zaman göz ardı edilmektedir.
    ***Alerji vakalarının %5i çok hızlı reaksiyon gösterebilir ( 0-30 dk. İçin de ) ve anafilaksiye kadar giden tablo ile ölüme bile neden olabilir. Alerji vakalarının %95i ise 30 dakikadan daha geç semptomlar verir, hatta 4 günü bile bulabilir. Burada daha çok hayati tehlike oluşturmayan ama sistemi stresse sokan yanıtlar ve semptomlar oluşur.
    ***Kan tahlilleri ya da biofeedback testleri bize intoleranslar konusunda fikir verebilir ama çoğu testte bu bilgiler yanıltıcı olabilir, en iyi yanıtı bedeniniz bilir. Hastalarımda da bu tahlillerin bazılarını kullanıyorum (onlara maddi yük olmayacak şekilde muayene ücretine dâhil, kliniğimde kendim yapıyorum.) Ama aynı zamanda bir eliminasyon diyeti ile hastamızla beraber semtpomları yakından takip ediyoruz ve bu sayede intoleransımız olan gıdaları daha kolay tespit edebiliyoruz. Her zaman söylediğim gibi semptomlar her zaman en önemlisidir, birçok testten üstündür gözümde. Ama bu demek değildir ki testlerin hepsi anlamsız. İntoleranslar söz konusu olduğu anda eliminasyon diyetlerini ve soncularının en kötü yanı bunlarda da net bir şey anlayamama ihtimalimizin olması. Çünkü intoleranslardaki semptomlar günler içinde gelişebilir ve gözden kaçabilir. Bazen küçük fark edilmeyecek semptomlar verebilir baslarda. O yüzden testlerle eliminasyon diyetini bir müddet kombinlemek daha olumlu sonuçlar almanıza fayda verebilir.
    ***Eliminasyondaki mantık; intolerans olduğunu düşündüğümüz gıdaları beslenmemizden çıkarıyoruz. Belirli bir süre (1-2 ay) bu gıdaları tüketmiyoruz ve sonrasında düşük oranda bu gıdaları yeniden beslenmemize sokarak vücudumuzun yanıtını gözlemliyoruz. Gıdaya karşı hala semptom veriyorsak (yukarıda saydığımız semptomlardan) intoleransımız var demektir. Tabi bu sürede kişinin sindirim sistemi için uygun bir beslenme düzenlenmelidir ve gerekirse supplementer destekler gerekirse başka yöntemler ile altta yatan başka sorunlar var ise çözmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Alt kısımlarda adım adım eliminasyondan bahsedeceğiz.
    Buradan sonra da size hem sık görülen gıda alerjilerinden hem de en sık görülen gıda intoleranslarından ve de bunlara karşı neler yapılabileceğinden bahsedeceğim.

    Alerjiye neden olan gıdaya alerjen denmektedir. Ve en sık alerjen olarak anılan gıdalar bunlardır:

    Süt ve ürünleri

    Yumurta

    Balık

    Kabuklu deniz ürünleri

    Fıstık

    Gluten

    Soya

    Mısır

    Maya

    Nightshades ailesi ( domates, patates, biber, patlıcan )

    Her türlü kabuklu yemiş ağacı türevi = Badem, fındık, kaju, ceviz, antepfıstığı, brezilya cevizi vb.

    Çikolata

    Çilek

    şeklindedir.

    ***Gıda alerjisi daha öncede belirttiğimiz gibi immün bir yanıttır ve alerjiniz olduğunu gözlemlediğiniz bir gıdayı hayatınızdan tamamen çıkarmanız gerekmektedir. Alerjiler daha çok kan testleriyle tanı koyulabilir. Sindirim sisteminizi düzeltmenize rağmen geçmeyen sorunlarınız var ise gıdalara karşı; Bu da bu gıdaya alerjiniz olduğunu düşündürebilir.

    Şimdi buradan sonra daha çok gıda intoleranslarından bahsedeceğiz…
    Gıda intoleransları yukarıda da bahsettiğimiz gibi immün bir yanıttan ziyade sindirim sistemindeki bozukluklarla alakalıdır.

  • Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri, omuri­liği kaplayan koruyucu kılıfların arasında ya da kılıfın yüzeyinde gelişebilen anormal hücre kütle­leridir. İyi huylu (yayılması muhtemel olmayan) tümör­lere, habis (kanserli ve yayılması muhtemel) tümörlere oranla daha sık rastlanır.

    Her ne kadar bazıları vücudun başka yerinde kanser olarak başlayıp omuriliğe sıçramış olsa da ki bunlar ikincil tümör olarak adlandırılır; omurilik tümörlerinin çoğu birincil (yani omuriliğin içinde başlamış nitelikte) ‘dir. İyi huylu tümörler, bazı ailelerde daha sık vuku bulur. Bununla beraber, pek çok durumda, tümöre neyin sebep olduğu bilinmemektedir.

    Belirtileri

    En önemli semptom, tümör büyüdükçe omurilikte oluşan bası sonucu artan veya kötüleşen sırt ağrısıdır. Omuriliğin hangi kısmının etki altında olduğuna bağlı olarak, omurilik tümörünün semptomları değişiklik arz eder.

    Semptomlar genellikle, uyuşukluk, karıncalanma ya da vücutta soğukluk hissi; kol ya da bacakların herhangi birinde artan adale zayıflığı; bağırsak ya da idrar torbası kontrolü kaybı; şeklindedir.

    Tedavi Seçenekleri

    Bu semptomlardan herhangi birinden muzdaripseniz, dokto­runuz, benzer semptomlara sebep olan diğer tıbbi durumlara yönelik bir kontrol yapacaktır. Daha sonra sizi bir nöroloji uzmanına (beyin ve sinir sistemi kusurları hususunda uzmanlaşmış doktor) göndere­bilir. Bu doktor, bilgisayarlı tomog­rafi ya da manyetik rezonanslı görüntüleme dahil olmak üzere, çeşitli teşhis testleri uygulayabilir.

    Tümörlerin, omurilikten çıkanlması için yapılan ameli­yatlar genellikle başarılıdır. Ancak bazı tümörlerin, omurilik zedelen­meden çıkarılması mümkün olmayabilir. Bu durumda, tümörün daha fazla büyümesini geciktirmek üzere, radyasyon terapisi alabilirsiniz. İlgili bölge­deki omurun (omurgayı oluşturan kemik bölümler) bazı kısımla­rının cerrahi yolla çıkarılması da, omurga sinirlerinin üstündeki basının azaltılmasını sağlayarak, ağrı ve diğer semptomlarda ferah­lama yaratabilir.

    Omurilikteki şişmeyi azaltmak için corticosteroid ilaçlar da verilebilir. Ameliyat veyahut radyasyon terapisisonrasında, kas kuvvet ve kontrolünü tekrar kazanmak için fizik tedaviye ihtiyaç duyabilirsiniz.

  • Tedavisi mümkün bir demansial hastalık: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    •Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.
    •Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.
    •Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi Alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    •Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu
    •Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması
    •Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması
    •Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması
    •Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması
    •Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Tedavisi mümkün bunama hastalığı: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.

    Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.

    Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar.

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu

    Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması

    Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması

    Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması

    Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması

    Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Alkol bağımlılığı tedavisinde akupunktur

    Alkol Bağımlılığı Tedavisinde Akupunktur

    • Hastanın korkuları öğrenilir.
    • Hasta söylenenin tersini yapabilir.
    • Hastanın kendine güveni kalmamıştır. Mücadele yapacak gücü yoktur.Sihirli bir değnek bekler.
    • Düzeleceğine inanmaz.
    • Hastanın güvenini kazanmak zordur.
    • Akupunktur hastanın yoksunluk semptomlarını hafifletir.
    • Hasta farklı semptomlarla karşımıza çıkabilir.
    • Alkol bağımlıları her zaman daha çok alkol isterler.
    • Alkole karşı savaşmak, semptomlara karşı savaşmaktır.
    • Hasta içindeki korkudan dolayı sizden kaçabilir. Psikoterapi, grup terapisi ve sosyal yardım gerekir.
    • Kokain bağımlılığında 4 yıl içinde %50 başarı sağlanmıştır.

    Tedavinin şartları şunlardır:
    Hasta tedaviye gelmeden önce – aynı sigara tedavisinde olduğu gibi- en az 12 saat alkolden uzak kalmalıdır. Bu durum, bize hastanın yoksunluk durumunda gelmesini sağlar. Ve biz semptomları net olarak görüp, tedavinin şekillenmesinde bu durumdan faydalanırız. Semptomlar çoğu zaman ellerde titreme, huzursuzluk, değişken arteriel tansiyon,uykusuzluk v.s. dir. İlk seansta, hastanın önce anksiyetesi çözülür. İlerleyen seanslarda karaciğer, böbrek ve otonomik fonksiyonları normale döndürülür. Bedensel ve ruhsal tam bir denge hali oluşturulur. Bu sonuçların tatmin edici bir şekilde görülebilmesi için yine bütün bağımlılık tedavilerinde olduğu gibi hastanın, durumunun ciddiyetini kabul edip, kendi özgür iradesi ile tedaviye gelmesi gerekir. Hastanın fiziksel ve psiko-sosyal durumuna göre doktor, hastanın yakın çevresinden tedavi öncesi ve sonrasında yardım isteyebilir. Çünkü seans öncesi ve sonrası, bağımlılık yapan madde alımı kesinlikle yasaktır. Aksi takdirde yapılacak tedavi başarıya ulaşmaz.
    Sonuç olarak:
    Tedavide hasta ve doktor, bilinçli ve koordine bir program dahilinde çalışırsa başarı kaçınılmazdır.
    Tedavi sıklığı:
    Tedavinin süreci ve seansların sıklığı hasatanın ihtiyacına göre belirlenir. Başlangıçta en fazla haftada 6 gün uygun olacaktır. Takibeden süreçlerde seans sayıları seyrekleştirerek devam edilmelidir. Alkol bağımlılığı ile ilgili tedavi bazen uzun bir süre alabilmektedir.