Etiket: Seks

  • KADIN CİNSELLİĞİ

    KADIN CİNSELLİĞİ

    Kadınlar için cinsel uyarıcı olan şeyler nelerdir? Bu konuda 21. yüzyıla kadar çok araştırma yapılmamıştır. Genelde erkeklerin nelerden etkilendikleri araştırma konusu olmuştur. Günümüzde kadınlarında çalışma hayatında yer almaları ve üst düzey yönetici kadrolara gelmeye başlamaları nedeniyle artık kadınlar içinde araştırmalar yapılmaya başlandı. Tüketim dünyasında daha çok yer almaları da kadınların mutluluğu için ve daha fazla cinsel haz alabilmeleri ile ilgili tüketime yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Tüm bunların içinde bilim adamları artık kadını cinsel yönden duyarlı hale getirmede nelerin ne ölçüde rolü olduğunu araştırmaya başladılar. Bu arayış hem kadınların cephesinde hem de erkeklerin cephesinde çok önemlidir. Kadının nasıl daha fazla cinsel zevk alacağı konusundaki bilgi hem kadını mutlu edecek, hem de ilişkiyi güzelleştireceği için erkeği de mutlu edecektir. Jacqualine Tarkiel “seks aşkla olur ama seks aşkın dışında da olur ve güzel, doyurucu olabilir” diyor. Aşksız seksin sadece erkeklere özgü olduğunu söylemek doğru bir düşünce değildir. Kadın da erkek gibi, uygun bir seks ilişkisinden haz alacaktır. Bu haz olayı gerçek bir doyumdur. Aşkla birlikte alınan doyum daha fazla haz veren ve daha farklı etkileri yaşatan bir durumdur. Bu yaşantıda aşk o kadar etkin ve baskındır ki, seksten alınan zevkin daima önünde yer alır.

    Ergenlik döneminde yaşanan bir başka önemli nokta ise, gençlik (ergenlik) döneminde tüm dürtülerin kabarmasıdır. Bu, kızda da erkekte de böyledir. Genel düşünce olarak, kızlar mastürbasyon yapmaz sanılır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Hatta mastürbasyon yapan kız kendini suçlu ve günah işlemiş olarak görür ve çok büyük bir sıkıntı içine girer. Mutsuz olur. Genç kızların, cinsellik konusunu en yakınında olan annesiyle rahatça konuşabilmesi gerekmektedir. Ama genç kız hem konuşmaya çekinir, hem de anne yeterli bilgiye sahip olmadığı için kızı konuyu açtığında hemen kapatma yoluna gider.

    Kadın için çok önem verilmesi gereken bir nokta, menopoz döneminde sekstir. Bu dönemde seks ilişkisinin olmaması veya az olması, kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak eşlerini mutsuz eder ve ilişkilerini olumsuz etkiler. Menopoz döneminde östrojen hormonlarının azalması, salgı sistemindeki düzensizlikler, vajinal kuruluk gibi sorunlar tedavi edilmediği takdirde cinsel isteksizlik yaşanabilir. Bu sorunun çaresi vardır. Menopoz dönemine giren veya girmek üzere olan kadınların mutlaka bir psikologla görüşmeleri uygun olacaktır. Öncelikle kafalarındaki soru işaretlerini netleştirmelidirler. Bazen bu bilgilenme tamamen sorunu çözmektedir. Bazen cinsel ilişkiye girememe korkusuyla psikoloğa giden pek çok çift cinsellik konusunda bilgilendirme aşamasında ilişkiye rahatça girebilmektedirler. Bu da bize kadınların çoğunlukla cinsellik konusunda önyargılardan ve yanlış toplumsal değer yargılarından daha çok etkilendiğini göstermektedir. Kadın olsun erkek olsun cinsellik konusunda bilgi eksikliği Türkiye’de bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Utanma, bilgisizlik, yanlış bilgiler, batıl inançlar ve günah duyguları cinselliğin katili olmaktadır. Menopoz dönemindeki kuruluk gibi basit ve çözümü olan bir olay bile pek çok aileyi mutsuz edebilmektedir.

    Türkiye’de hala seksin güzel, hoş, temiz, herkes için gerekli bir olay olarak algılanmaması önemli sorunlar yaratmaktadır. Burada en önemli görev medyaya düşmektedir. Görsel ve yazılı basın sürekli olarak kadını bir meta olarak sunmamalı, özellikle televole gibi programların zaten bilinçli olmayan bir toplumda kadına bakış açısını daha da olumsuza doğru körüklemektedir. Medya seksin güzel, gerekli, zevkli bir olay olması gerektiğini topluma anlatabilirse, yanlış bilgi eksikliklerini ve inanışları düzeltebilir.

    Medya, psikologlar, sosyologlar ve ilahiyatçılarında desteğiyle cinselliğe bakış açısı değiştirilebilir. Yasalarla da kadına yönelik ayrımcılın ortadan kalkması desteklenmelidir.

  • UYKUDA SEKS HASTALIĞI SEKSONAMİA

    UYKUDA SEKS HASTALIĞI SEKSONAMİA

    “Kontrolsüz güçsüz bırakır”

    Adil Maviş

    Seksomanya denilince, bireylerin aklına, tabiri caiz ise halk arasındaki kullanımıyla “seks düşkünlüğü” gibi bir kavram gelebilmektedir. Ancak, seksomanya psikolojik ve nörolojik bir rahatsızlıktır. Daha anlaşılır bir dil ile seksomanya, “uykuda seks hastalığı” anlamına gelmektedir. Önceleri bir fenomen etkisi yaratmış olsa da, günümüzde artık çok ciddi bir uyku bozukluğu problemi olarak kabul edilmektedir. Daha da kategorize etmek gerekirse, seksomanya, “parasomni” kapsamında yer alan bir rahatsızlıktır. Parasomniler, bireyde genellikle çocukluk döneminde kendini gösteren, ergenlik dönemine geçişte ve yetişkinlik döneminde azalarak kaybolan, ancak nadiren de olsa yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabilen davranış bozukluklarıdır. Uykuya geçiş anında, uyku sırasında ya da uyku sonrasında bireylerin sergiledikleri anormal hal, hareket ve davranışlar bütünüdür.

    Tıpkı REM (Rapid Eye Movement – uykuda hızlı göz kırpma) ve uyurgezerlik gibi, seksomanya da son derece ciddi sonuçlara gebe olabilen bir rahatsızlıktır. Seksomanyak birey, uykusundan yoğun bir cinsel dürtü ile uyanmakta ve partnerini, istekli ya da isteksiz olup olmamasını sorgulamadan cinsel birleşmeye zorlamakta, seksi başlatmaktadır. Aynı uyurgezerlik rahatsızlığında olduğu gibi, bireyler seksomani sırasında gerçekleştirdikleri eylemleri hatırlayamamaktadırlar. Eylemler her zaman, seksomanyak bireyin partnerini sekse zorlaması ile sonuçlanmayabilir; mastürbasyon ya da okşama, dokunma ve benzeri cinsel tatminleri gerçekleştirmesi ile de sonuçlanabilmektedir. Uyurgezerlik ve seksomani belirtileri gösterilen uyanmalar “konfüzyonel uyanıklık” olarak bilinmektedir ve “tam anlamıyla uyanıklık” olarak kabul edilmemektedir. Konfüzyonel uyanıklık ardından, birey bir süre sonra tekrar uykuya dalar. Ancak bu uyanmalar sırasında, birey kendisine, çevresine ya da çevresindekilere ciddi zararlar verebilir.

    Seksomanya Belirtileri Nelerdir?

    Bireye seksomanyak teşhisi elbette ki profesyoneller tarafından konulmalıdır. Birey, bu konu ile alakalı herhangi bir şüphe duymaktaysa, seksomanya belirtileri olan sık sık cinsel içerikli rüyalar görme, uykuda boşalma ya da ereksiyon yaşama, normal bir gün sırasında yaşanan seks deneyiminden tatmin olamama ve benzeri unsurları kendisinde barındırıp barındırmadığını gözlemlemelidir. Seksomanik konfüzyonel uyanıklık sırasında, kontrol seksomanyak bireyin elinde değildir, bu açıdan “uyurgezerlik” problemine benzemektedir. Seksomanyak birey, kontrolsüz bir şekilde, yoğun bir cinsel dürtü ve istek ile parterini sekse zorlamasının yanı sıra, normal bir seks deneyiminde uygulamadığı fantezileri, gerçekleştirmediği davranışları sergilemektedir ve okşama, çığlık atma, orgazm sesleri çıkarma, küfür etme, partnerine ya da kendisine fiziksel ya da manevi şiddet uygulama, inleme, bağırma ve doyumsuzluk gibi belirtiler göstermektedir. Birey, konfüzyonel uyanışı sırasında yaşananları hatırlamamaktadır ve bu tarz bir uyanış sonrasında, ertesi güne son derece yorgun başlamakta ve algı problemleri yaşamaktadır.

    Seksomanya Yaygın ve Tehlikeli Mi?

    Elbette ki, parasomnik bir rahatsızlık olan seksomanya, hem hasta birey hem de çevresi açısından tehlikeli olabilmektedir. Konfüzyonel uyanış sırasında sergilenen seksomanyak davranışlar, belirtildiği gibi hastalık sonucu ortaya çıkmaktadır ve bireyin kendi tercihi değildir, kontrol dışı meydana gelmektedir. Bu sebepten dolayı fiziksel ve duygusal hasara yol açabilmektedir. Seksomanya parasomnisinin yaygınlığı konusunda net bir bilgi geçtiğimiz yıllara kadar verilemiyordu. Bunun sebepleri arasında, hasta bireyin ya da tanık olan partnerinin yaşananlardan utanması, net bir şekilde paylaşamaması gibi durumlar söz konusuydu. Ancak günümüzde, özellikle Kanada merkezli araştırmalar doğrultusunda, seksomanya parasomnisinin sanıldığından çok daha yaygın olduğu ortaya çıkmıştır. Uykuda seks hastalığı, çoğunlukla erkeklerde gözlemlenmektedir.

    Seksomanya Nasıl Tedavi Edilir?

    Seksomanya tedavisinden önce teşhisinin de konulması oldukça önemlidir. Böyle bir hastalıktan şüpheleniliyorsa, bünyesinde nöroloji uzmanları bulunan bir uyku merkezine başvurmak yapılması gereken en doğru eylemdir. Elektroensefalografi (EEG) ve polisomnografi (PSG) isimli tetkiklerin ortak zamanlı yapılarak, hastalığından şüphelenilen bireyin tüm gece uykusunun izlenmesi en çözüm odaklı yöntemlerden biri olacaktır. Uykuda seks hastalığı, her ne kadar konfüzyonel uyanışlar, yani “parasomniler” çerçevesinde nörolojik bir rahatsızlık olarak ağır bassa da, nöroloji ve psikoloji arasındaki bağ kesinlikle hafife alınmamalıdır. Dolayısıyla hastalığın tedavisinde psikolojik ve psikiyatrik olarak profesyonel bir yardım almak kesinlikle faydalı olacaktır. Hasta birey ve partnerinin, tüm bu tedavi sürecini hızlandırmak ve iyileşme sürecini başlatmak adına, utanmadan ve sıkılmadan yaşananları ve belirtileri paylaşmaları da çok önemlidir. Bu paylaşımlar sırasında da meydana gelebilecek olan psikolojik tahribatı en aza indirgemek ve iyileşme sürecini hızlandırmak adına, profesyonel bir psikolojik yardım alınması şart olarak kabul edilmelidir.

    Psk.Hipnoterapist Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Yatakta neden mutsuzuz?

    Yatakta neden mutsuzuz?

    Bazen yaşamımızın birçok noktasında gereğinden fazla performans odaklı olduğumuzu düşünmeden edemiyorum. Hep “en” lerin peşinde olduğumuzu düşünüyorum, hatta sekste bile. 
    2005 yılında Hürriyet gazetesinin yaptığı bir araştırmada cinsel ilişki sıklıkları ve insanların bunlara dair düşünceleri araştırılmış. Araştırma sonucunda toplumun %32.2’si sevişme sıklığını diğer birçok insana göre daha az olduğunu belirtmiş. 
     Google’a “seks ve sevişme teknikleri yazdığınızda yaklaşık 47.500 sonuç buluyor. Yine Google’a “iyi sevişiyor musunuz” diye yazdığımda yaklaşık 42.700 sonuç buluyor. Düşünmeden edemiyorum böyle bir arayış var ki bu makaleler yazılıyor ve okunuyor.  
    Rollo May, seks sıklığı ve sevişme teknikleri üzerine yapılan bu vurguyu Aşk ve İrade adlı kitabında bakın nasıl yorumluyor:
    “Bir toplumda kişilerin peşinde koştuğu nasıl-yapılır içerikli kitapların veya piyasadaki o konudaki yayınların sayısıyla, söz konusu kişilerin cinsel tutkuları ya da cinselliğe katılımdan aldığı zevk arasında ters orantı olduğunu sık sık düşünürüm. Elbette ki bu tip yayınlardaki tekniklerin, golf oynama olsun, oyunculuk olsun, sevişme olsun, yanlış bir tarafı yoktur. Fakat seks tekniğini gereğinden fazla vurgulamak, sevişmeyi mekanikleştiren bir tavra yol açar ve beraberinde yabancılaşmayı, yalnızlık duygusunu ve benlik yitimini getirir. Çiftler Kinsey’in saptadığı ve standartlaştırdığı şekilde, sevişmelerinde çetele tutmaya ve zaman çizelgelerine çok fazla önem veriyorlar. Orada belirtilen sıklığın gerisinde kaldıklarında kaygılanıp, kendilerini isteseler de istemeseler de yatağa girmeye zorluyorlar. Meslektaşım Dr. John Schimel “hastalarım…. cinsel sıklık tablosunun gerisinde kalmayı aşkın kaybolması biçiminde yaşadılar” diye gözlemliyor. Erkek bu sıklık tablosunun gerisinde kalırsa, sanki erkeksi konumunu kaybediyormuş duygusuna kapılıyor, kadın ise, erkeğin kendisine kur bile yapmadığı bir dönem yaşayınca, kadınsı çekiciliğini kaybettiğini düşünüyor… İncelikli muhasebe ve listeleri- “Bu hafta ne kadar sıklıkla seviştik?”, “Bana bütün akşam yeterli ilgiyi gösterdi mi?”, “Ön sevişme yeteri kadar uzun muydu?”- kişiyi, bu en içten gelen davranışın kendiliğindenliğinin nasıl sürebileceği konusunda şüpheye düşürür.
    Zihnin tekniklerle bu denli meşgul olduğu ortamda, sevişme hakkında sorulacak tipik sorunun, “Sevişmede tutku, anlam veya zevk var mıydı?” yerine “Performansım ne kadar iyiydi?” olmasına şaşırmamak gerekir. Örneğin, Cyril Connolly’nin “orgazm zulmü” dediği şeye ve bir başka yabancılaşma şekli olan, aynı anda orgazma ulaşma kaygısına bakalım. İtiraf etmeliyim ki, insanlar “vahiy gibi orgazm”dan söz ettiklerinde “Niçin bu kadar uğraşmak zorunda olsunlar?” diye merak ediyorum. Bu şatafatlı efektlere ilgi duymakla, hangi kendine güvensizlik çukurunu, hangi iç yalnızlık boşluğunu doldurmaya çalışıyorlar? 
    Ne kadar seks, o kadar iyi tutumundaki seksologlar bile, orgazma ulaşmaya tedirgince yapılan aşırı vurgunun ve eşi “tatmin etmeye “ yapıştırılan önemin karşısındadırlar. Erkek kadına mutlaka “gelip gelmediğini”, “iyi olup olmadığını” sorar veya üstü kapanmayacak bir deneyimi tanımlamak için üstü kapalı bir sözcük kullanır. Biz erkekler…diğer kadınlar tarafından, o anda kadının kendisine sorulmasını istediği son sorunun bu olduğuna dair uyarılıyoruz. Dahası, kafayı tekniğe takma, kadının fiziksel ve duygusal olarak en çok istediği şeyi, yani erkeğin zirve anında içinden gelen coşkunluğunu, onun elinden alır. Bu coşkunluk kadına kendisinin ve deneyimin elinden gelen heyecanı ve esrikliği verir. Roller ve başarı konusundaki bütün saçmalıkları kafamızdan attığımızda, ilişkideki yakınlığın şaşırtıcı bir biçimde ne kadar önemli olduğu gerçeği kalır geriye- buluşma, yakınlaşmanın nereye gideceğini bilmemenin verdiği heyecan, kendinden emin olma ve kendini verme, ilişkiyi unutulmaz kılar. “    
    Yukarıda da belirttiğim ve May’ in de bahsettiği gibi sürekli kendimizden bir şey bekliyoruz, hatta yatakta bile. Sadece dokunmayı…hissetmeyi içeren böyle bir yakınlaşmada bile kendimizi hissetmenin kollarına bırakmaktansa skalaları tutturup tutturamadığımız peşinde koşmak seksin özüne aykırı gibi geliyor bana. May’in de belirttiği gibi roller ve başarı konusundaki bütün bu saçmalıkları bir kenara bıraktığımızda ancak… ancak anda kalabildiğimizde, duygusal yakınlığın o andaki belirsizliğinin keyfini çıkarabilir… ancak o zaman gerçekten seksin içindeki sevgiyi hissedebiliriz gibi geliyor.