Etiket: Şekilde

  • Çocuklarda Davranış Problemleri

    Çocuklarda Davranış Problemleri

    Yalan söyleme, çalma, insanlara ve hayvanlara zarar verme, sık sık kavga etme gibi davranışlar, davranış sorunlarının habercisidir.

    Her yaşın kendine özgü özellikleri ve içinde barındırdığı problemleri vardır. Davranış sorunları bu durumlardan doğru şekilde ayırt edilmeli ve ayrı şekilde değerlendirilmelidir.

    Davranış sorunları bebeklik, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkabilir. Tedavi edilmezse yoğun problemlere yol açan bu durum, Çocuğu/genci/bireyi ve çevresindekilerin yaşantısını oldukça olumsuz etkilemektedir.

    Yapılan araştırmalar davranış sorunlarının genetik, biyolojik nedenlerden kaynaklandığını, bu durumları;

    • Ailenin çocuk eğitiminde aşırı denetleyici olması,

    • Katı disiplin uygulaması ya da aşırı ilgisizlik durumu,

    • Bakım ve eğitimde tutarsızlık,

    • Sınır ve kuralların doğru şekilde konulmaması,

    • Denetimde eksiklik,

    • Kuralsız yetiştirme,

    • Ağır cezaların verilmesi,

    • Fiziksel ya da cinsel istismara uğraması,

    • Travmatik yaşantının çokluğu,

    • Rol model alınan ebeveynlerin şiddet uygulama gibi davranışlarının olması,

    • Sigara, madde kullanımı gibi ortamlarda bulunması,

    • Suçlu çocuklarla arkadaşlık etme gibi nedenlerin davranış sorunlarının ortaya çıkmasında, durumun şiddetini arttırmasında etken olduğu bilinmektedir.

    Çocuğunuz Neler Yapıyorsa Davranış Sorunlarından Şüphelenmelisiniz?

    • Çıkar sağlamak, görevlerinden kaçmak için bazen de sebepsiz yere yalan söylüyorsa,

    • Öğretmenlerine karşı geliyorsa,

    • Okuldan üstü başı yırtılmış, arkadaşlarıyla kavga etmiş bir şekilde geliyorsa,

    • Okul yönetimi ya da öğrenci velilerinden sık sık çocuğunuzla ilgili şikayetler alıyorsanız,

    • Ceplerinde bıçak, çakı gibi zarar verici eşyalar buluyorsanız,

    • Kendisine ait olmayan eşyaları odasında buluyor ya da alabileceğinden daha pahalı şeylere sahip olduğunu görüyorsanız,

    • Hırsızlık yaptığına şahit olmuşsanız,

    • En sıcak yaklaşımlarınıza ya da ufak uyarılarınıza öfke ile karşılık veriyorsa,

    • Size ya da ailenin diğer bireylerine karşı saldırgansa,

    • Size ve ailenin diğer bireylerine karşı sözlü ve fiziksel şiddet uyguluyorsa,

    • Evden kaçıyorsa, izin almadan geceyi dışarda geçiriyorsa,

    • Sizin ya da başkalarının eşyalarına bilerek zarar veriyor, evdeki eşyaları kırıp döküyorsa,

    • Zarar verdiği insanların ya da hayvanların acılarına karşı duyarsızsa,

    • Verdiği zarar ya da acıların ardından pişmanlık ya da suçluluk hissetmiyorsa,

    • Alkol, sigara, uyuşturucu gibi maddeler kullanıyorsa veya kullandığından şüphe ediyorsanız,

    • Çetelere üye olmuşsa veya kendisine ve çevresine zarar veren arkadaş ortamlarında bulunuyorsa;

    Çocuğunuzda bu durumların birkaçını gözlemliyorsanız en kısa zamanda bir uzmana başvurmanız fayda sağlayacaktır.

    Davranış Sorunları;

    Doğru şekilde tedavi edildiğinde sonuç alınabilecek bir psikolojik rahatsızlıktır. Bunun için çocuk/genç, aile, okul ve uzmanın (psikiyatrist, psikolog) iş birliği içinde olduğu çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalar sonucunda hedeflenen çocuğun/gencin toplum içinde uyum sağlayabilen, işlevselliğini kazandıran bir birey olması ve hayatını verimli şekilde geçirebilmesine yardımcı olmaktır.

  • Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Özgüven, özellikle çocukluk döneminde ailenin tutum ve davranışları ile büyük ölçüde şekillenir. Ailenin genel tavrı, çocuklarına gösterdikleri güven, sağladıkları fırsatlar, almalarını sağladıkları sorumluluklar, başarıyı onaylama yöntemleri ile çocuğun birey olma yolunda kişiliğinin gelişmesine olanak sağlar. Bu sürecin sağlıklı geçirilememesi durumunda ise kişinin gerek çocukluk döneminde gerekse ilerleyen yaşlarında kendini kabul edemeyen, güvenemeyen, utanan, çekinen bir birey olmasına neden olur. 

    Çocuklarda özgüven gelişimini sağlamak adına anne ve babalara bazı görevler düşmektedir.

    – Çocuktan beklentiler gerçekçi olmalıdır. Henüz motor becerileri yeteri kadar gelişmemişken onu bir çok sanatsal ve sportif faaliyete sokmak ve başarızlığına göz yummak çocukta özgüven kaybına neden olacaktır. Aynı sebeple tuvalet eğitimi de yaşından önce verilmemelidir. Henüz kas yapısı tuvaletini tutmaya müsait değilken verilen eğitim hem aileler için hüsranla sonuçlanmaktadır hem de çocukta başarısızlık hissiyatı oluşturacaktır.

    – Akademik başarısı değerlendirilirken aldığı nottan ziyade derse olan ilgisi, alakası ve sosyal becerileri değerlendirilmelidir. Her çocuğun her dersten yüksek not almasını beklemek hem sizi hayal kırıklığına uğratacaktır hem de çocukta başa çıkamayacağı bir baskı oluşturacaktır. Bu baskı hem okula olan sevgisini negatif etkileyecek hem de kendisini yetersiz hissetmesine neden olacaktır.

    – Kıyaslamalardan mutlak suretle kaçının. Filancanın oğlu sizin oğlunuzdan daha akıcı konuşuyor olabilir, filancanın kızı sizin kızınızdan daha çok şarkı sözü biliyor olabilir. Bu, sizin çocuğunuzu yetersiz ya da başarısız yapmaz. Sadece sizin çocuğunuzun o kıyasladığınız çocuktan daha farklı ilgi alanları olduğunu gösterir. 

    – Okul yaşantısında ya da gittiği kurslarda başarılarından çok çabasını değerlendirin. En nihayetinde onun bir çocuk olduğunu ve bir yetişkin kadar hırs, konsantrasyon ve istek gösteremeyeceğini aklınızda bulundurun.

    – Çocuğunuzun özbakımını yaşına uygun bir şekilde yapmasına olanak tanıyın. Yaşlara göre özbakım becerileri değişmektedir. Bu konuda bilgi sahibi olup ona göre beklentilerinizi şekillendirmeniz sağlıklı olacaktır.

    – Çocuklarınız bir problemle karşılaştığı zaman o problemi çözmek yerine çocuğunuza o problemi nasıl çözeceğini öğretmeniz gerekmektedir. Hazıra alışan ve sorumluluk almaktan yoksun büyüyen çocuklar kendilerini değerlendirebilme fırsatı bulamadıkları için özgüven konusunda da sorun yaşarlar. Bir şeyleri kendi kendine hallettiğini gördükçe de kendilerine inanmaya başlarlar.

    – Sıkıntılarını dinleyin ve kendisini ifade etmesine izin verin. Konuşma hakkı tanınmayan çocuklar ileride de söylemek istediklerini söylemeye çekinen bireylere dönüşeceklerdir.

    – Yarım kalan işlerini tamamlaması için motive edin. Bir şeyden sıkıldığı zaman önüne hemen başka bir şey koyuyor olmak ileriki yaşantısında da sorun çözmekten ziyade sorundan kaçan bir birey olmasına neden olacaktır. Sorun çözemeyen birisi de ister istemez özgüven problemleri yaşayacaktır.

    – Özellikle 3-6 yaş dönemi içerisinde çocuklar ebeveynlerini çok fazla izliyor ve davranışlarını takip ediyor olurlar. Sizler anne baba olarak kendinden emin, rahat ve çözüm odaklı tavırlar sergilemezseniz, söylediklerinizin çok bir anlamı olmayacaktır. Çocuklar sözlerden çok davranışlara önem verir. Bir çocuğa sigaranın zararını anlattıktan yarım saat sonra karşısında sigara içiyorsanız o çocuk asla sigaranın zararlı olduğunu kabul edemeyecektir. Özgüven konusunda da bu aynı şekildedir. Eğer göstermesini beklediğiniz bir davranış varsa siz de onunla birlikte o şekilde davranmalısınız.

    – Çocuklar gelişim süreçleri içerisinde sürekli olarak sınırlarını belirlemeye çalışırlar. Bu sınırlar net bir şekilde belirlenemezse çocuk, kendi öz kontrolünü geliştirmekte problem yaşar. Bu da akademik ve sosyal yaşantısında zorluk yaşamasına, bu sebeple de kendine olan inancını kaybetmesine neden olur. Belli bir disiplin evin içerisinde muhakkak olmalıdır ve bu sınırlar anne, baba ve evde yaşayan başka akrabalar ya da bakıcılar tarafından benimsenmeli, herkes tarafından uygulanmalıdır.

    – Başarılı olabileceği ortamlar yaratmaya çalışın. Bir oyun oynarken kasten yenilmek çocuğa özgüven kazandırmaz, bu maalesef yanlış bilinen bir doğrudur. Aksine sizin samimiyetinizi sorgular. 4 yaşınızdaki oğlunuzla teke tek maç yapıyorken maçı kaybetmeniz gerçekçi değildir. Maçı kazanırken onun da bazı başarılar kazanmasına fırsat vermek önemlidir. Maçın galibi siz olsanız da maç bitiminde konuşulan konu onun attığı golün güzelliği ve kazanma çabası olmalıdır.

    – Çocuğunuz size bir şey anlatırken sadece dinlemeniz yeterli değildir. Ona değer verdiğinizi vücut diinizle de göstermelisiniz. Başka bir şeylerle uğraşarak yüzüne bile bakmadan diyalog kurmaktansa gözlerine bakarak, mümkün olduğunca onun hizasına gelerek anlattıklarını kulak vermek, çocuğun önemsendiğini hissetmesini sağlayacaktır.

    – Kendi işleriniz ile alakalı olarak da yaşına uygun bir şekilde kendisinden yardım isteğinde bulunun ve bu yardımı takdir edin. 
    Bunlar ve bu paralelde davranışlar çocuğunuzun kendini değerlendimesine olanak tanıyacak, yaptığından emin, çözüm odaklı, başarılı, istekli ve özgüveni yüksek bir birey olmasını sağlayacaktır.
    Bu tip durumlarda bir uzmanla birlikte çalışıyor olmak, davranışları birlikte gözden geçirmek çok daha faydalı olacaktır. 

  • Okulda çocuğun ruh sağlığını neler etkiler ?

    Okul, çocuğun ailesinden sonra ilk sosyal çevresidir. Anne-babanın yerini artık okulda öğretmen almıştır. Çocuk için öğretmeni her şeyi en iyi, en doğru bilendir.
    Öğretmenini seven çocuk, okula istekle gider, öğretmeninin yönergelerine uyar. Sorumluluklarını yerine getirir, bu da öğrenim yaşantısını olumlu etkiler.
    ÖĞRETMEN, sınıf içinde düzen ve disiplini sağlayabilecek özellikte olmalıdır.
    Çocuğun ruh sağlığının önemine inanmalı, öğrencilerine destek olmalı, güven vermeli, onları incitecek tavırlardan uzak olmalıdır.

    Öğrenci ayrımı yapmamalıdır, en küçük bir ayrım çocuklar tarafından hissedilecektir.
    Sevgisini, sınıfta disiplini bozmadan yansıtabilmelidir.

    Öğrencilerini etkin, başarılı, kendini ifade edebilen, yaratıcı, mutlu bireyler olacak şekilde desteklemelidir. Onları araştırmaya, incelemeye yöneltmeli, edilgen olmaktan uzak tutmalıdır.

    Rehber özelliğini her zaman korumalıdır. Çocuğun kişilik gelişiminin önemine inanmalı ve kendisinin etkili olduğunu unutmamalıdır. Adil davranmalı, dengeli ve tutarlı davranmalıdır.
    Öğretmenin kendi ruh sağlığının yerinde olması öğrenciyi pozitif yönde etkileyecektir.
    Öğretmen öğrencileri ile ilişkilerinde göz kontağı kurmalıdır. Öğrencilerini etkin şekilde dinlemeli ve çocuğa bunu hissettirmelidir.

    Sorunların çözümünde ‘’ben dili’’ kullanmalıdır. Örneğin, ‘’gürültü yapıyorsunuz’’ yerine ‘’gürültü olunca üzülüyorum’’ gibi.

    Ad takma, alay etme gibi tutumlardan kesinlikle kaçınmalı, sınıfında bu tür davranışlara asla izin vermemelidir.

    PROGRAM, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği şekilde okullarda uygulanmaktadır. Her ülke, toplumsal yaşamı her bakımdan destekleyecek, nitelikli insan gücünü yetiştirecek eğitim programlarını hazırlar, zaman zaman dünyadaki yeni gelişmeler, ihtiyaçlar doğrultusunda değişikliklere gider.
    Eğitim programlarındaki amaç, çocuklara bilgi yüklemek değil; onları beden ve ruh sağlığı yerinde , mutlu bireyler olarak topluma kazandırmaktır.
    Programlar, çocukların ilgi ve yeteneklerini ortaya koyan ve bu doğrultuda meslek seçimine yöneltici olmalıdır.
    Çocukların, bedensel, bilişsel, sosyal, duygusal, psikomotor, fiziksel, dil gelişimlerine destek olacak özellikte olmalıdır.
    Çocuklar, öğrenme sürecinde aktif ve katılımcı olmalı, edilgenlikten uzak olmalıdır.
    Öğrenme ortamı sadece sınıfla sınırlı kalmamalı, dış ortamdada gerçekleşebileceği unutulmamalı, gerekli deney, gezi ve gözlemler ihmal edilmemelidir.
    Çocukların ilgi ve isteklerine göre kulüp çalışmalarına yer verilmelidir.
    Ders çeşitleri ve üst sınıfta okutulacak dersler uygun şekilde yer almalıdır.
    Günlük ders programı hazırlanırken ağır dersler birbiri ardına ve günün sonuna doğru yerleştirilmemeli, ilgi çekici hobi gibi özellik taşıyan dersler ağır derslerin arasına yerleştirilerek zihinsel dinlenme sağlanmalıdır.
    Yine öğle yemeğine yakın, ağır dersler mümkünse programa yerleştirilmemelidir.
    Haftalık ders programlarında da öğrencilerin ilgi ve istekleri, dersleri kavrama kolaylıkları dikkate alınarak program yapılmalıdır.

    Teknolojik gelişmeler mümkün olduğunca programa yansıtılmalı ve uygulanabilir hale getirilerek, öğrenci ve öğretmenlerin yararlanmasına sunulmalıdır.

    FİZİKSEL ŞARTLAR, eğitim-öğretimin en iyi şekilde gerçekleşebilmesi için uygun olmalıdır. Okulun aydınlatılması, ısıtılması, havalandırılması, okul araç ve gereçlerinin sağlanması öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek özellikte olmalıdır.
    Yabancı dil, fen, bilişim laboratuarları gibi öğrencilerin uygulayarak öğrenmelerini sağlayacak donanımların yeteri kadar ve gerekli özelliklere sahip şekilde olması gerekir.
    Spor salonu,kütüphane, konferans salonu gibi öğrencilerin zamanlarını iyi bir şekilde değerlendirebilecekleri alanlar her zaman öğrencilerin yararlanmalarına açık şekilde bulundurulmalıdır. Okullarda bulunan, ancak kapalı tutulan alanlar olmaktan kurtarılmalı, çocukların en etkin şekilde kullanabilmeleri için gerekli planlamalar yapılmış olmalıdır.
    Okulda yapılması gereken temizlik rutin olarak sağlanmalı; ayrıca detay temizliklerde göz ardı edilmemelidir. Özellikle tuvaletlerin temizliği üzerinde önemle durulmalı, hijyen için gerekli malzemeler sağlanmış olmalı ve takibi yapılmalıdır.

    Kantinde alan temizliğine dikkat edilmeli, öğrencilerin temiz bırakması ile ilgili gerekli yönlendirmeler takip edilmelidir. Mikrobik hastalıkların genel alanlarda hızla bulaştığı unutulmamalı ve gereken önlemler alınmalıdır. Satılan yiyecek içecek maddelerin temizlik ve sağlığa uygunluk denetimleri sık ve belirsiz zamanlarda yapılmalıdır.
    Okul merdiven ve koridor genişlikleri standartlar dahilinde olmalıdır. Merdivenlerdeki korkuluklar; üzerinde çocukların kayarak düşmelerini önleyecek şekilde takipte olmalı, çocuklar uyarılmalı ve başıboş bırakılmamalıdır. Tehlikelere karşı uyanık olunmalıdır.
    Okullar, engelli öğrenciler de düşünülerek fiziksel şartlarını düzenlemelidir.Tekerlekli sandalyeler için eğimli bölümler vb. Sağlanmış olmalıdır.

    Sınıflarda öğretmen ve öğrenci iyi bir eğitim-öğretim ortamı içinde olmalıdır. Sınıf büyüklükleri, öğrenci sayısının düzenlenmesi hep bu doğrultuda hazırlanmalıdır. Kalabalık bir sınıfta öğretmenin öğrencisini tanıması ve tüm gelişim alanlarını desteklemesi güçtür. Aynı zamanda öğrencide kendini kolay ifade edemez. Bu nedenle sınıftaki öğrenci sayısı uygun şekilde düzenlenmelidir.

    Öğrenciler, kendilerine sağlanan ortamı bozmadan, zarar vermeden kullanmalıdır. Bu yönde duygularına hitap ederek ve bilinçlendirerek ortamı değerlendirmeleri sağlanmalıdır.

    YÖNETİM, öğrencilerin var olması ile vardır. Okul yönetiminden ilk sırada müdür sorumludur. Her bir öğrencinin sorumluluğunu taşıma gibi önemli ve ağır sorumluluğu vardır. Müdür yardımcıları da bu sorumluluğu paylaşırlar. Öğrenci merkezdir ve onların ruh sağlıkları kadar beden sağlıklarına da zarar gelmemesinden sorumludurlar.
    Yöneticilerin vicdani duyguları gelişmiş olmalıdır.

    Kendi ruh sağlıkları mutlaka yerinde olmalı, çevresindeki kişileri, öğrenci ve öğretmenleri olumsuz etkilememeli, öğrencilerin kişiliklerinde incitici, değersizlik duyguları verici tavır ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

    Yöneticiler, işini severek yapmalı, çevresine olumlu yönlendirmeler yapmalı, pozitif enerji vermelidir. Kendisi ve çevresi ile barışık özellik taşımalıdır.
    Sorunları etkin ve kısa sürede çözebilmelidir.
    Gelişime ve değişime açık olmalı, öğrenmeye açık ve istekli olmalıdır.
    Okulunu ileriye taşıyıp geliştirebilecek kararlar alabilmelidir.
    Öğretmen, öğrenci ve veli görüşlerine önem vermeli, uygulamalardan etkilenen kişiler olarak geri bildirimlerini dikkate almalıdır.
    Görev yaptığı gurubun psikolojisini anlayabilecek yeterlilikte bilgi ve beceriye sahip olmalıdır.
    Teknoloji ve eğitim yöntemlerinin seçimi konusunda programa uygun seçimler yapabilecek özellik taşımalı ve gerekirse yardım almaktan kaçınmamalıdır.
    DİSİPLİN, yapılması gereken işlerin kısa sürede, verimli olması için uyulması gereken bir düzen sistemidir.
    Okullarda ‘’disiplin’’ denince her öğrencinin kendisini kontrol edebilecek yeterlilikte olmasının kazandırılması aklımıza gelmeli. Öğrenci otokontrol sahibi olabilmeli ve kendi davranışlarını denetleyebilmelidir.
    Beklenen davranışlar için, önce yönetici ve öğretmenler model olmalıdır. Öğrencinin kişiliğine değer vermeyen yönetici ve öğretmen, öğrenciden beklentisini düşük tutmalıdır.
    Alınması gereken kararlar, topluca benimsenerek alınmalıdır. Bunların uygulanmasındaki takip önemlidir, yerleşmesi ve içselleştirilmesi sağlanmalıdır.
    Öğrenci kendi denetimini sağladığında zaman daha verimli şekilde kullanılır, öğretmen eğitim ve öğretimde daha etkin ve verimli olur. Yerleşmiş disiplin anlayışı, yaşamın her döneminde, öğrenci için artı bir özellik taşımış olur.
    İyi bir rehberlik sisteminin işleyişi çocukta kendisi ile ilgileniliyor fikri verdiği için disiplin sağlamada etkilidir. Sorunlar ortaya çıkmadan rehberlik, zamandan kazandıracak ve öğrencinin verimli olarak dersleri ile ilgilenmesini sağlayacaktır.
    Yine sorun meydana gelsede ruh sağlığının olumsuz etkilenmesini en aza indirecek, belki de negatif durum tamamen giderilebilecek. Bu şekilde okulda disiplin rahatça sağlanabilecektir.
    Okuldaki fiziksel koşulların öğrenciler göre düzenlenmesi de onlarda ferahlık hissi yaratır.
    Disipline uyum sağlamada, velilerin katkıları unutulmamalı, onlarla işbirliği mutlaka etkin bir şekilde sağlanmalıdır.
    Disiplin sağlanmasında ödüllendirmenin önemi unutulmamalı, olumlu davranışlar teşfik edilmelidir. Okul içinde benimsenen ve beklenen davranışlar net olarak öğrencilere bildirilmeli ve bilgilendirilmelidir.
    Öğretmen ve öğrenci samimi; fakat, ölçüsüz olmamalıdır. İşbirliği içinde olmaktan çekinilmemelidir. Çalışkan olma ve yardımseverlik öne çıkarılmalıdır.
    ARKADAŞ İLİŞKİLERİ, çocuğun ruh sağlığına önemli katkılarda bulunur. Arkadaş, çocuğun evinde karşılayamadığı bir ihtiyaçtır. Çocuklar, okula başlama öncesinde arkadaş heyecanı içindedir, arkadaşları nasıldır, kimlerle arkadaş olacaktır?
    Okul çağındaki çocuklar için arkadaş çok önemlidir. Ergenlik çağında ise arkadaşlar ailenin önüne geçmiştir. Genç, arkadaşları tarafından sevilmek ve beğenilmek ister. Arkadaş edinebilmek ve arkadaşlığı sürdürebilmek için belli bir olgunluk seviyesi gerekir.
    Arkadaş ilişkileri, insanları tanımayı, bencil olmamayı, paylaşmayı, uyumlu ilişkileri öğretir. Lider olma, yönetme, insanları olduğu gibi kabul etmeyi, kendinin farklı yönlerini keşfetmeyi, başkalarının da farklılıklarını görmesini sağlar. İşbirliği içinde olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, ezilmemeyi, ezmemeyi öğrenir. Çocuk, karşı cinsi tanır, kendi cinsiyetine uygun arkadaşlarla cinsel kimliğini pekiştirir.
    Arkadaşları ile duygu ve düşüncelerini paylaşması onda mutluluk duygusu uyandırır. Arkadaş ilişkilerini düzenleyemeyen çocukta ise günlük yaşamını etkileyecek şekilde huzursuzluk duyguları yaşanır.

    OKUL-AİLE İŞBİRLİĞİ, çocuğun başarısının artırılmasında, kendisini iyi hissetmesinde önemlidir. Çocuğun eğitimine yönelik ihtiyaçları; okul ve ailenin biraraya gelerek, beklentilerin ve desteklerin görüşülmesi ile çözmesi beklenir.
    Okula karşı olumlu duyguların beslenmesi yine ailenin katkıları ile desteklenir. Öğrencinin derslerine motivasyonunun artırılmasında, kendine güven duymasında, bazı olumsuz davranışlarının değiştirilmesinde işbirliği çok önemlidir. Çocuğun ruh sağlığının korunmasında okul-aile işbirliğinin iyi düzenlenmesi etkilidir.

    OKULDAKİ REHBERLİK ÇALIŞMALARI, çocuğun kendisini tanıması, çevresine uyum sağlaması, yeteneklerini keşfedip, kendini geliştirmesi, çevresini iyi gözlemleyip, kendisine göre olan fırsatları öğrenmesini sağlar.

    İnsan duyguları inişli, çıkışlıdır, bazı dönemlerde kaygı yaşayabilir, sıkıntılı durumları olabilir. Bu durumlarda, okullardaki rehberlik çalışmaları gereken ilgi ve desteği sağlar.
    Bireyin almakta zorlandığı kararlarda değişik boyutları göz önüne sererek ve kendisini tanıma yönünde destekleyerek yardımcı olur. Kendilerini aşan durumlarda gereken yönlendirmeleri yapar.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG- KURUCU
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Yaramaz, baş edilemeyen çocuklar

    1- Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan.
    2- Söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direyen (çocuk), haşarı

    Yukarıdaki tanımlar TÜRK DİL KURUMU ilköğretim okulları için hazırlanan sözlükten alınmıştır.

    Ben burada çocuklara ‘’yaramaz’’ diyen kişilerin dikkatini çekmek istedim. Belki yıllardan gelen bir alışkanlıkla hareketli olan çocuklara YARAMAZ diyerek, onları olumsuz olarak etiketliyoruz. Aklımıza bile gelmeyen, o kadar alışılmış , sıradan bir sözcük olmuş. Bu şekilde nitelenen bir çocuk, zaten o kavramı benimsemiştir. O kavramın gerektirdiği davranışları yapacaktır. Yaşı ilerledikçe de “ben zaten hiç kimseye faydası olmayan, kendime bile faydası olamayan bir insanım” şeklinde negatif bir yargıya sahip olacaktır.

    Günümüzde, çocuklarımıza verilmesi gereken değerin farkındalığında anlaşılabilir bir artış gözlenmektedir. Bu mutluluk veren gelişmeyle aileler HAŞARI, YARAMAZ diye nitelendirdikleri en değerli varlıkları için çözüm yolları bulabilirler.

    Çocuklarının bu şekilde olmalarının nedeni belki de kendileridir. Uzmanlarla iş birliği yaparak yeni davranış biçimleri, iletişim şekilleri öğrenebilirler. Ya da çocukta fiziksel, motor, psikiyatrik sorunlar vardır. Gerekenler yapılabilir.

    Bu çocuklar için “benim çocuğum biraz hareketli” denebilir. Ancak, aşırı hareketliliğinin nedenleri araştırılmalıdır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı ilk akla gelebileceklerdendir. Ancak, ilk yapılacak, çocuğun gününü nasıl geçirdiğinin belirlenmesidir.

    Günlük yaşam planlaması, eğer çocuk bir eğitim kurumuna devam etmiyorsa, aileler tarafından üzerinde çok ta fazla durulan bir konu değildir. Aile, anne-baba kendileri günlük yaşamlarını devam ettirirken yanlarında çocuk ta büyür gider. Genel yaklaşım böyledir. Anne-baba sosyal hayatlarını sürdürürler.

    Çocuklarının beslenmesi nasıl olacaktır? Tüm besin guruplarından yeteri kadar alabilecek midir? Yoksa hazırlaması pratik, yada hazır besinler mi çocuk için düşünülüyordur? Meyve yiyeceğine, kolay diye hazır meyve suyu mu içirilecektir? Kalori yüklemesi yapılıp, enerji sarfedebilecekleri bir ortam sunuluyor mu?
    Anne-babaya taabi olup, herhangi bir sosyal alanda hareketsiz uymasını mı bekliyoruz? Sessiz bekle!, dur!, yapma!, atma!, tutma !, koşma! Gibi ültimatomların verildiği bir davranış içinde miyiz?

    Çocuğumuzun uyku ihtiyacı ne durumda ? ortalama hergün aynı rutini yakalayabiliyor muyuz? Bebeklik döneminde uzun süreler olan uykuya ihtiyaç, okulöncesi dönemde öğle dinlenmelerine genellikle ihtiyaç duyulacak şekildedir. 5-6 yaşlarında gece derin ve yeterli uyku alan çocuklar belki ihtiyaç duymayabilirler. Gece uykusuna zamanında geç kalmadan başlamak yine en önemli faktörlerdendir. Uyku olmasada günlük yaşamda sakinleştirilmiş zaman dilimlerininde olması gerekir.

    Anne-babalarda bir yaklaşımda ‘’çocuğum çok zeki, onun için hiç durmuyor’’ yaklaşımıdır. Bu şekilde de çocuğun tüm olumsuz tavırları hoşgörüyle karşılanmakta ve çocukta davranış bozuklukları yerleşik hale gelmektedir. Çocuğun yaşı büyüdükçe işin içinden çıkılamaz hal almaktadır. Okul sürecinde sıkıntılar ve uyum sorunları yaşanmaktadır.

    Pedagoglar, aileye çocuklarının gününü planlamada destek olacak kişilerdir ve zamanında destek alınması önemlidir. Öğrenme faaliyetlerinin iyi ve başarıya yönelik şekilde yapılmasında; tüm fiziksel ihtiyaçların zamanında ve kaliteli şekilde karşılanmasının büyük önemi vardir. Ayrıca yapılan taşkınlıklarla ebeveyn- çocuk iletişimi büyük zarar görmektedir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- AİLE DANIŞMANI- DANIŞMAN ÖĞRETMEN

  • Bel ağrısına iyi gelen ev egzersizleri

    Ellerinizi belinize koyun, ciddi bir rahatsızlık hissetmediğiniz noktaya kadar geriye doğru eğilin, bu pozisyonda 3 saniye durun daha sonra normal pozisyona dönün. Bunu 5 kez tekrarlayın.

  • Karpal tünel sendromu | bilekte sinir sıkışması

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım

    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    •Maksimum doku korunması
    •Teknik olarak basit oluşu
    •Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    •Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    •Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    •Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    •Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    •Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması

    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler

    •El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın
    •Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    •Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    •Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    •Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    •Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    •Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    •Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın
    •Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.
    •Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.
    •Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.
    •Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.
    •El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.
    •Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer. Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.
    •Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Çağımızın hastalığı: karpal tünel sendromu (bilekte sinir sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?
    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?
    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım
    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    Maksimum doku korunması
    Teknik olarak basit oluşu
    Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması
    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler
    El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın

    Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın

    Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.

    Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.

    Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.

    Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.

    El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.

    Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer.

    Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.

    Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.