Etiket: Şekilde

  • Tuvalet Eğitimi Nasıl Verilmeli?

    Tuvalet Eğitimi Nasıl Verilmeli?

    Bir çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmak anne – babalığın en zorlu süreçlerinden birisidir. Zor olduğu kadar da sabır isteyen bir süreçtir. Kimi kuramcılar tuvalet eğitimine oldukça büyük önem atfetmişlerdir. Verilecek tuvalet eğitiminin çocuğun yaşamında oldukça derin izler bırakabildiğini iddia ederler. Örneğin Freud’a göre katı bir şekilde verilen tuvalet eğitimi çocuğun ilerde cimri, tutucu, aşırı titiz ve inatçı gibi karakter özellikleri geliştirmesine neden olmakta, aynı şekilde çok gevşek bir şekilde verilen tuvalet eğitimi de çocuğun ileriki yaşamında savurgan, dağınık, vurdumduymaz bir birey olmasına neden olmaktadır.

    Günümüzde tabii ki tuvalet eğitimine bu kadar katı bakmıyoruz ama verilen tuvalet eğitiminin çocuğun psikolojik özelliklerini etkilediği de muhakkak. 

    Peki tuvalet eğitimi kaç yaşında başlamalıdır? Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu çocuğun psikolojik gelişimine olduğu kadar fiziksel gelişimine de bağlı bir olgudur. Çocuğa tuvalet eğitimi verebilmemiz için öncelikle anüs kaslarının olgunlaşması yani yeterli düzeye erişmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalara göre çocuklar bu olgunluğa yaklaşık 18 ay yani 1,5 yaş civarında erişmektedirler. Yani bu aylardan önce verilecek tuvalet eğitimi bir işe yaramayacağı gibi çocukta fazladan utanç ve suçluluk duyguları oluşmasına neden olacaktır. 

    Bir anne – baba açısından çocuğun anüs kaslarının olgunlaşıp olgunlaşmadığını anlamanın doğrudan bir yolu yoktur. Düzenli olarak çocuğunuzu gören bir çocuk hekimi bunu daha iyi anlayabilir ve size bildirebilir. Ancak tuvalet eğitimine başlamak için kasların olgunlaşıp olgunlaşmadığını öğrenmek şart değildir. En güzeli 18 ayın biraz geçmesini beklemek ve daha sonra küçük adımlarla eğitime başlamaktır. 

    Her çocuk biriciktir. Her anne – çocuk, baba – çocuk ilişkisi de biriciktir. O nedenle tuvalet eğitiminde net bir reçete vermek olanaklı değil. Verilecek bir direktif bir çocukta çok işe yararken başka bir çocukta ters tepki verebilir. Ancak çok genel bir takım durumlardan söz etmek mümkündür. 

    Bir kere şunu bilmelisiniz ki çocuğunuz için dışkısını kontrol edebiliyor olmak muazzam bir duygudur. Çocuk kendi bedeninde ilk kez böyle büyük bir kontrol kazanmıştır. Bu bir anlamda çocuğun kazandığı ilk bağımsızlık duygularından birisidir. Bu onun için çok önemli bir kilometre taşıdır. Bu nedenle bunu yapabiliyor olmak çoğu çocuğa hem müthiş bir haz duygusu verir hem de onları heyecanlandırabilir hatta korkutabilir. 

    Bu nedenle çocuğunuza karşı sakinleştirici bir tavır takınmanız oldukça önemlidir. Sizin yanında olduğunuzu hissetmelidir. Onu asla zorlamamalı, utandırmamalı ve yapamadığı zaman da cezalandırmamalısınız. Bu gibi tutumlar çocuğunuzda şiddetli utanç duyguları gelişmesine yol açabilir. Bu da süreci uzatabilir hatta uzun yıllar boyunca bir takım davranış sorunlarını tetikleyebilir. Ona karşı kabul edici ve nazik davranmalısınız. 

    Evet, çocuk eğitimin ilk başlarında bocaladığında ceza ve baskı kullanmaktan kaçınmalıyız. Onun yerine ödüllendirme ise özellikle ilk başlarda kullanılmalıdır. Tuvaletini size söylediğinde, doğru yere yaptığında vs. onu uygun bir şekilde ödüllendirmeyi ihmal etmeyin. Bu ödüllendirmeyi hem sözel olarak yapın, hem de seveceği bir şeyi vererek yapın. Ancak davranış oturmaya başladığında, yani artık tuvaletini söyleme ve istenilen yer ve zamanda yapma davranışının sıklığı artmaya, istenmeyen davranışlar azalmaya başladığında ödüllendirmelerin sıklığını azaltın ve arasını açın. Farklı ödüller kullanmaya da özen gösterin. Sürekli olarak aynı ödülün kullanılması ödüle karşı alışmaya yol açacak bu da ödülün beklenen etkiyi vermemesine yol açacaktır. Böylelikle de kazanılan davranış istediğimiz kadar kalıcı olmayabilir. 

    Tuvalet eğitimini çocuğunuz için eğlenceli bir etkinliğe dönüştürmeyi de ihmal etmeyin. Bunu bir oyun gibi yapın. Burası sizin yaratıcılığınıza kalmış. Yukarıda da belirttiğim gibi dışkı denetimin kazanılması ve kas kontörlünün sağlanması çocuk için olağanüstü bir gelişmedir. Bu nedenle de çocuk kimi zaman dışkısına fazlaca bir değer atfedebilir. Bu durumu da aklınızda çıkarmamakta yarar var. Örneğin, sifonu çekerken birlikte dışkıya el sallamak, bay bay demek gibi biz yetişkenlere tuhaf gelebilecek davranışlar çocuk için tuvalet eğitimini daha kolaylaştırıcı ve keyifli bir hale dönüştürebilir. Unutmayın, çocukların dünyası bizden biraz farklıdır. O dünyaya uyum sağlamalı ve saygı göstermeliyiz. 

    Bir başka önemli nokta da şudur ki, çocuklar tuvalet davranışlarını yetişkinler üzerinde bir silah olarak kullanmaya kalkabilirler. Özellikle fazlaca baskıcı ve sabırsız davranırsanız, olumsuz tepkiler verirseniz bunun sizin için ne kadar rahatsız edici olduğunu sezerler. Örneğin, onlara kızdığınızda ya da istediklerini yapmadığınızda tuvalet yapma davranışını size karşı bir silah olarak kullanabilirler. Masanın altına, koltuk arkasına falan kakalarını yapıp sizi kızdırmak isteyebilirler. Tabi ki bu davranış çok da bilinçli bir şekilde kurgulanmış bir davranış değildir. Buna mahal vermemek için yukarıda belirttiğim noktalara dikkat etmek aslında yeterlidir. İstenmeyen şekilde ve yerde gerçekleşen bir tuvalet yapma davranışına olumsuz tepki vermez ancak olumlu davranışları da ödüllendirirseniz bu silahı onların elinden almış olursunuz.

    Tabii ki tuvalet eğitimi bu kadar ana hatlarıyla özetlenemeyecek kadar karmaşık bir süreçtir. Kimi durumlarda zorlandığınızı hissedebilirsiniz. Tam oldu derken birden başa dönüşler yaşayabilirsiniz. Öncelikle hemen bir yenilgi duygusu içerisine girmeyin. Gerekirse en baştan alın. Bir uzmandan yardım almayı da ihmal etmeyin.

  • Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Sağlıklı ilişki kurma anlamında her bireyin zorlandığı noktalar vardır. Öncelikle ilişki kurmak nedir, nasıl kurulması gerekir ve kurarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor buna dikkat etmemiz önemli bir husustur. Çocuklarınızla sağlıklı ilişki yönetimi ancak onları anlayabilmek ve bir birey olduklarına inandığınız sürece mümkündür.

    Her çocuk özeldir ve özellikleriyle bir bütündür. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli noktalardan biri isi her çocuğun farklı bir birey olduğunu bilmeleri ve kabul etmeleridir. Eğer çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi başarırsak onlarla muazzam bir ilişki içine girmiş olacağız. Bilmeliyiz ki geleceğimiz çocukların değil, onları yetiştiren ebeveynlerin elindedir.

    Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmanın faydaları nelerdir?

    Öncelikle sadece çocuklarla değil; bireyin kendisiyle de kurduğu ilişki oldukça önemlidir. İlişki kurma anlamında kendimizi ne kadar iyi tanırsak karşı taraf içinde o kadar iyi anlaşılırız. Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmak onların gelecekteki kişilik yapılarını oldukça etkileyen bir durum olduğundan değerlidir. İlişki yönetimini ebeveyn doğru bir şekilde yaparsa çocuklarda ebeveynleriyle sağlıklı bir ilişki kurmuş olacaktır.

    Sağlıklı ilişki yönetimi çocuklarınızla aranızda sağlam bir bağ oluşmasına neden olur. Buda çocuklarınızın aykırı durumlarda, yaşadıkları en ufak sorunlarda, sosyal ilişkilerinde, gelecek planlamalarında ve hayatlarının her alanından haberdar olmanıza olanak sağlamaktadır. Çocuklarınızla paylaşımınızın artacağı anlamı da taşımaktadır. Onları tanımak, ne istediklerini bilmek, verdikleri kararlara saygı duymak, onları olduğu gibi kabul etmek ve bir hayat yarışına sokmamak hem onların güvenini hem de sevgisini kazanmanızı sağlar.

    Ebeveynler olarak neler yapmalıyız?

    Çocukların alanlarına aşırı müdahalede bulunmamalıyız. Onların isteklerine kulak vermeli, ne istemediklerine dikkat etmeliyiz. Anne ve babalarımızdan gördüğümüz şekilde değil; çocukların doğru yolda ilerleyebileceği şekilde destek olmalıyız. Teknoloji çağında olduğumuzu bilmeli ve bu çağı olabildiğince faydalı bir şekilde kullanmalıyız. Her zaman çocuklarımıza yapmalarını talep ettiğimiz şeyleri kendimizde yapıyor olmalıyız.

    Çocuklarınızla aslında anlaşmanın ne kadar kolay olduğunu bilmeliyiz. Ve bunu zorlaştıranın bizler olduğunu unutmamalıyız. Onlarla beraber gelişmeyi unutmamalı, onlarla aynı yolda yürümeliyiz. Çocuklarınıza arkadaş gibi değil; anne baba gibi davranmanın doğru olduğunu unutmamalıyız. Çünkü onların zaten arkadaşları var. Sizin göreviniz anne baba olmaktır. Anlaşamadığınız noktalarda bile sakin kalmalı, onunla göz teması kurabilecek bir pozisyonda nasihat vermeliyiz. Emir kipi kullanmak yerine ‘ bunu yapmak senin ve bizim için oldukça değerli ‘ gibi cümlelerle yaklaşmalıyız. Bu şekilde çocuklarınızla temasınız daha anlamlı olacaktır.

  • Terk Depresyonu

    Terk Depresyonu

    Ta uzak yollardan
    koştum geldim senin kollarına
    İçimde yanan hasretinle ben
    baktım durdum senin yollarına
    Sensizlik bir ÖLÜM sanki…

    Nilüfer’in çok eski ve çok sevdiğim parçalarından biri olan bu şarkı sözlerine biraz yakından bakalım:

    Şarkının yazarı sevdiğini o kadar yüceltmiş o kadar yüceltilmiş ki öyle fedakarlıklarla uzaklardan ona geldiğini, içinde bitmeyen bir hasretle yanıp tutuştuğunu ve öyle derin öyle çok sevdiğini, bu sevginin yokluğunun bir ölüm gibi hissedildiğini yansıtmış mısralarına…

    Son zamanlarda biten, yarım kalan aşk hikayelerinden sonra terk depresyonuna düşen , hayatın anlamsız olduğunu büyük bir boşluk içerisinde olduklarını, yaşamak bile istemediklerini vb. gibi ayrılık acısını anlatmaya yönelik bir çok mail aldım.Bu nedenle bu yazıyı yazma sorumluluğu hissettim.

    İnsan bir başkası tarafından sevilmeye, takdir edilmeye, özel hissetmeye, dokunulmaya ,paylaşmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Birlikte bir bütün gibi hissettiğin, onunla gelecek planladığın , birinden ayrılmak elbette çok üzüntü verici dir. Elbette zordur. Fakat ayrılığın, ölümle eşdeğer şekilde yoğun hissedilmesi, büyük bir boşluk yaratması hayatın durması gibi duyguların hissedilmesi normal olmayan bir durumdur. Bütün bunların bugünkü sevgiliyle, “terk edenle” ilgili olmadığını söylesem, ne düşünürdünüz???

    Bir bebek düşünelim annesinin karnında cennette yaşarcasına mutlu huzurlu ve dengede… annesinden bütün ihtiyaçlarını karşılıyor oksijeni bile sıvı şekilde alıyor. Sonra bebek dünyaya geliyor ve bu denge bozuluyor. İlk nefes alıp ciğerlerini kullanmaya başlaması bile çocuğa büyük acı veriyor. Daha sonra fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması için bir bakım verene ( Anne, bakıcı, büyükanne, baba) İhtiyaç duyuyor. Önceleri simbiyotik (içiçe geçmiş)bir ilişki içerisinde var olan bebek, zamanla , anneden bağımsız bir varlık olduğunu fark etmeye ve ayrışmaya doğru gittiği bir gelişim dönemi içerisinde ilerliyor. Bu dönemde çocuk adeta dünyayı keşfederken büyük bir coşku içerisinde merakını gidermeye yönelik davranışlar içerisine giriyor. Bu kendini gerçekleştirme döneminde annenin veya bakım verenin , aşırı korumacı ya da kontrolcü bir şekilde bu keşfe engel olması ve çocuğu kendi kafasındaki gibi yaratmaya çalışması çocuğun benliğine damgasını vuruyor.
    Çocuk bu dönemde yeni şeyler keşfetmek kendi başına karar almak gibi dünyaya dair coşkusuna son vermek zorunda kalıyor çünkü annesi onaylamıyor. Annesinin sevgisinden vazgeçemez, çünkü bu sevgi çocuk için bir yakıt, bir oksijen gibi… Çocuk gerçek kendiliğinden vazgeçmek zorundadır çünkü annesinin yokluğu ona , depresyon, korku,kızgınlık, suçluluk ,çaresizlik ve boşluk gibi duygular yaratacaktır.
    Bu gelişim döneminde (ayrışma-bireyleşme)takılı kalmış bireyler yetişkin ilişkilerinde de ayrılığı çok şiddetli bir şekilde deneyimlerler.
    Anne ve baba ile kurduğumuz bu duygusal ilişki yetişkinlikte ki aşk ilişkisinde tezahür eder.
    Bu durumdaki yetişkinler ayrılık acısına katlanabilmek için bir takım savunmalar geliştirir. Yemek yemek, alışveriş yapmak, alkol ve madde kullanımında artış, tehlikeli işler yapmak vb. gibi maliyetli başa çıkma yöntemleri kullanırlar.Bazen de eski ilişki döngüsüne çok benzer birini bulur ve acıyı bir şekilde yatıştırır. Gerçekten aşık olduğunu düşünür, yeniden heyecanlanır, yeniden bağlanır. Çoğunlukla da bir önceki ilişkide olduğu gibi yine terk edilir. Sonra “hep böyle birileri beni bulmak zorunda mı ?” diye isyan eder ve tekrar bu duyguyla başa çıkmak için maliyetli yollara başvurur ve bu böylece sürüp gider… Özellikle ayrılık döneminde bir terapiste başvurulur işte bu dönemde gerçek kendiliğine doğru gidebilecek güçte ve kararlılıkta olursa çocuklukta yaşanan ayrışma ve bireyleşme yeniden yapılandırılabilir ve sağlıklı duygusal ilişkiler kurabilirler.

    Gerçek kendiliğinizle sevebileceğiniz, hissedebileceğiniz günlere…

  • Gerçek Kendilik ve Kendilik Kapasiteleri

    Gerçek Kendilik ve Kendilik Kapasiteleri

    Winnicott’un ünlü cümlesinde “Saklanmak bir eğlencedir ancak hiç bulunamamak felakettir.”(akt: Chabert, 2008) derken; Winnicott bize çocuğun potansiyel alanında oynadığı oyuna eşlik edecek olan annenin yeterince ve yerinde müdahalelerini ve esasında tüm bu oyunların çocuğun belki de kendi içinde saklı olan ve çeşitli oyunlarla ebeveyninin bulup ortaya çıkarmasında ve bu iki özne arasındaki etkileşimin çocuk için uygun bir rezonansı sağlaması ve çocukta henüz oluşmakta olan ancak ortaya çıkarılmamış olan gerçek kendiliğinin gelişimi ve karakter oluşumu hususundaki etkileşim süreçleri ile ilgili olarak da yol gösteriyor olabilir.

    Masterson’un çalışmaları bağlamında Freud’un yapısal modelinde “ich” olarak belirttiği İngilizceye “ego” olarak tercüme edilmiş olan ancak Almancada “ben” anlamına gelen kelimenin ego’dan daha geniş bir içeriğe sahip olduğunu; “ben”’in ego ve kendiliğin paralel ve birbirlerini destekleyen potansiyellerini gerçekleştirerek ben’i ve ben işlevlerini oluşturduklarını iddia eder. Buna mukabil Jung’un tanımladığı kendilik başlangıçtan beri varolan ilkel imge(primordial image) veya arketip kişinin biriciklik, bütünlük ve azami arzulara olan gereksinimini vurgular. Burada Jung’un kendilik tanımın daha doğrudur (Masterson, 1988).

    Ancak Freud “karakter” oluşumunun doğası hakkında çok az şey yazmıştır. O genel olarak semptom oluşumu ve nevrotik çatışma ile ilgileniyordu. Yapısal kuramın temel yapısı olan zihinsel aygıtın üç bölümlü organizasyonu, istikrarlı, tutarlı ve işlevsel bir kendilik kimliğinin veya kendilik yapısının varlığını önceden kabul etmektedir; psikopatolojik durumlarda bu yapının üzerine kendilerini klinik olarak semptomlar, ketlenmeler ve psikonevrozlar şeklinde gösteren bir dizi nevrotik savunma ve çatışma biner.  Dolayısıyla yapısal kuramın egosu veya “ben”i, tam (sağlam) ve işlevsel bir kendilik temeli üzerine kurulmuştur (Klein, 1989, s.30).

    Kişilik bozukluklarının gelişiminin anlaşılması böyle bir yapıyı kabul etmez veya böyle bir yapıya dayanmaz. Nitekim, nesne ilişkileri ve kendilik kuramcıları için kişilik bozukluklarının merkezinde yatan sorunu tanımlayan şey istikrarlı, tutarlı, ayrı ve bireyleşmiş bir kendilik oluşturmadaki başarısızlıktır (Klein, 1989, s.31).

    Erikson (1968) kendilik egosunun ikili ayrılmaz doğasını şu şekilde belirtmiştir: “Kimlik oluşumunun bir kendilik tutumu, bir de ego tutumuna sahip olduğu söylenebilinir. Kendilik kimliği denilebilecek şey, bir grup role başarılı bir şekilde yeniden dahil edilen ve aynı zamanda sosyal kabullenilmeyi de güvence altına alan, geçici bir şekilde çapraşık (ikincil) kendiliklerin deneyimleri sonucu ortaya çıkar. Merkezi psikososyal ışığında egonun sentezleme gücünü tartışırken, ego kimliğinden bahsedebilirsiniz. Aynı şekilde kişinin kendiliği rol tasarımlarının bütünleştirilmesinin tartışma konusu olduğu yerde kendilik kimliğinden bahsedilebilinir (akt.; Masterson, 1985, s. 32).

    1. Erikson, (1968) kendilik egosunun ikili ve ayrılmaz doğasından bahsetmektedir.Ego kimliği,merkezi psikososyal işlevinin ışığında egonun sentez gücüne işaret eder.Kendilik kimliği, bireyin kendi rol imgelerinin bütünleşmesidir. Maddedekitek biçimlilikve zamandaki süreklilik gibi kendisini algılamaya yöneldiğinde ego kimliğinden çok kendilik kimliğindenbahsetmektedir (akt.; Masterson, 1985, s.33).

    Masterson tarafından 1985’te yayınlanan “The Real Self”  “Gerçek Kendilik” Masterson yaklaşımının ana yürütücü unsurlarına en temel dayanaklarından birini eklemesi ve bu konuyla ilgili olarak da geniş bir açılım sağlanmasına yol açmıştır. Bu noktada  Masterson’ın üzerinde hassasiyetle durduğu gelişimsel süreçlerde ego etrafındaki meselelerden kendilikle ilgili meselelere kaydığı görüldü. Burada egoyu dışlamayan ve ancak egonun işlevselliğine yol gösterecek olan ve ego ile başat bir süreçte beraber ilerleyecek kendilik süreçlerinden bahsetmekteydi.

    Benzer şekilde Winnicott’ın sahte kendiliği tüm sosyal-kendilik etkileşim biçimlerini kapsarken, Masterson’ın sahte kendiliği ebeveyn-çocuk arasındaki etkileşimin bir sonucu olarak ortaya çıkıyordu. Öyle ki çocuk kendiliğini oluştururken kendi ihtiyaçları yerine ebeveynlerinin ihtiyaçlarını koyuyordu. Bu durumda bakım veren ile bebek arasındaki uyumun bozulduğu, ihmal ve istismar yüzünden hasar görmüş çocuğun hakiki-kendiliği, artık ilişkinin müzakere edileceği etkin bir platform olarak deneyimlenmez. Bunun yerine, çocuk, öteki ile ilişkiye geçebilmek için gerekli işleyiş tarzları olarak içselleştirilmiş, sahte kendilik savunmacı nesne ilişkileri birimlerine dayanmaya başlar. Aslında bu sahte kendilik yapılanmalarının yaratılması tüm kendilik bozukluklarında vardır ancak her bozukluğun içselleştirilmiş nesne ilişkileri birimlerinin temsili içerikleri farklıdır, her bozukluk kendine özgü bakım veren/çocuk ilişkisi modlarının sonuçlarını yansıtır. Çocuğun ileride nasıl bir kendilik bozukluğu deneyimleyeceği, bu bağlanma modellerinin içselleştirilmesi yanında çocuğun doğuştan getirdiği mizacı ile hayatın getirdiklerine bağlıdır (Klein, 1989, s. 31).

    Nesne ilişkileri kuramcıları genel olarak kendiliğin olgun nesne tasarımı ve libidinal nesne sürekliliğine doğru ilerlerken nesneden ayrılma ve nesneye olgun şekilde bağlanma yolları üzerine odaklandılar. Kendilik kuramcıları kendiliğin olgun kendilik-nesnesi ilişkileri ve libidinal kendilik sürekliliğine doğru ilerlerken ne şekilde bireyleştiği ve özerk hale geldiği üzerine odaklandılar. Gelişimsel nesne ilişkileri noktasından bakıldığında bu perspektiflerin aynı madalyonun iki yüzü olduğu görülür  (Klein 1989).

    Mahler’in klinik katkısının merkezinde libidinal nesne sürekliliğine doğru ilerleyen çocuğun gelişmesinin incelenmesi olmasına rağmen, Kohut’un klinik katkısının merkezinde olan konu libidinal kendilik sürekliliğine doğru ilerleyen bireyin gelişmesinin incelenmesiydi. Madalyonun diğer yüzüne ilk bakan Kohut’tu ve bu şekilde dikkatleri nesneye sevgi ve nefret duyma kapasitesinden uzaklaştırarak kendiliğin öz-düzenleyici, özerk işlev ve kapasitelerinin gelişmesine çevirdi  (Klein, 1989).

    Duyguları idare etmek ve kendini yatıştırma sanatı, temel bir hayat becerisidir. Psikanalitik düşünürler bunu en önemli psişik araçlardan biri olarak görürler, Teoriye göre, duygusal açıdan sağlıklı bebekler; bakıcılarının kendilerini yatıştırma tarzlarını kendilerine aynen uygulamayı öğrenir ve beynin duygusal iniş çıkışlarından daha az zarar görürler (Kohut, 2004, s,107). Kohut’un ilgisi birincil olarak kendini sakinleştirme, kendini kabul etme, kendini etkinleştirme, kendini ortaya koyma, yaratıcılık ve öz saygı düzenlemesi kapasitelerinin kökenleri ve evrimi üzerine odaklanmıştır. Daha genel bir ifade ile açıklanırsa, kendilik psikolojisi zaman içerisinde ve değişen duygusal değerliklere rağmen istikrarlı, öngörülebilir, özerk ve sürekli kalan kendilik deneyiminin tümü, yani libidinal kendilik sürekliliğinin elde edilmesi üzerine odaklanmaktadır  (Klein, 1989, s.32).

    Masterson’un bir bireyin tüm kimliğini incelerken işaret ettiği “gerçek kendilik” kavramı olgun ayrılma, bağlanma, bireyleşme ve özerklik becerilerini, yani kendiliğin başkaları ile birlikte ve tek başına yaşadığı deneyimi, ve bu becerilerin genel kişilik yapısının içine entegrasyonunu içeren sağlıklı bir kişilik gelişimi ve yapısına işaret eder.

    Zaman zaman  Masterson’un “gerçek kendiliği” Winnicott’un “hakiki kendilik” kavramı ile aynıymış gibi bir yanılgıya düşülmüştür ama aslında gerçek kendilik kavramı hem klinik incelemelerde hem de tedavi müdahalelerinde klinik olarak daha geniş şekilde uygulanabilmektedir. Winnicott’un “hakiki kendilik” kavramı, bireyin kendi bireyleştirici ihtiyaçları, istekleri ve fiillerini diğerlerinin, yani genel olarak diğer insanların ve toplumun ihtiyaçları, istekleri ve fiillerinden ayrı şekilde tanıması ve onlara doğru ağırlığı vermesinden ibaret olan öznel deneyimi ifade etmektedir. Masterson’un gerçek kendiliği ise bu kavramı, libidinal nesne ve kendilik sürekliliğine giden yolda yerine getirilmesi ve öğrenilmesi gereken spesifik gelişimsel görevleri belirleyen entegre bir kuramın içine yerleştirmektedir. Bu kapsamlı modelde gerçek kendilik veya sağlıklı kişilik temeli, sağlıklı ve gerçeklik-temelli bir ego yapısı ile kurduğu ittifak aracılığıyla dünyayla ilişki kurar. Klinik olarak birey başkaları ile birlikte veya tek başına yaşadığı kendilik deneyiminde bir süreklilik, istikrar ve mütekabiliyet duygusu hisseder; başkalarına bağlılığı olgundur ve rahat şekilde öz düzenleme yapar  (Klein, 1989).

    Bu noktada kendik kapasitelerinin açılımını sağlamak ve bu her bir maddenin Masterson yaklaşımında gerçek kendiliğin gelişimindeki elzem katkılarını aşağıda biraz daha detaylandırmak faydalı olacaktır. Kendilik aşağıdaki evreleri geçip bütüne ve özerkliğe ulaşmakta, hayati kapasiteler ya da kendilik fonksiyonlarının tümünü elde eder.

    1. Duygulanımın Kendiliğindenliği ve Duygulanım Canlılığı: Duygulanımı derin bir şekilde, canlı, coşkulu, kuvvetli, heyecanlı ve spontan bir şekilde hissedebilmek için gerekli kapasite.   

    2. Kendilik Antitesi: Ebeveynlerinin ortaya çıkmaya başlayan kendiliği kabul ve desteği ile güçlenen erken dönem deneyimleri sonucu algının; kendiliğin uygun otorite ve irade tecrübelerine ve bu nesneleri edinmek için gerekli çevresel bağı elde etme hakkını kazanmış olduğuna ikna olur. Kendiliğin tüm varlığı ile ortaya çıkabilme iradesini edinmesidir.

    3. Kendilik Aktivasyonu ve Kendilik Onamı ve Desteği:  Kişinin kendine has özgün bireyleşme arzularını saptayıp tanımlamak ve bunları gerçek hayatta ifade etmek üzere özerk girişimlerde bulunmak, desteklemek, saldırıya maruz kaldıklarında savunabilmek için bağımsız, inisiyatif ve onama gücünü kullanabilme kapasitesi. Bu onay, yeterli kendilik saygısını sağlamak için bir araçtır.

    4. Kendilik Aktivasyonunun Kabulü ve Kendine Güvenin Sağlanması: Kişinin kendiliğinin duygulanımsal(afektif) bir durum ve/veya çevresel mesele ya da etkileşimlerin her ikisinde de olumlu ve uyumlu bir tavırla başa çıktığını tanımlayıp kabul etmesi. Bu kabul, uygun kendine güvenin, bağımsız bir şekilde harekete geçebilmesi için itici bir güçtür.

    5.  Kendilik Yetkinliği Kapasitesi; ‘Ortaya çıkan kendilik’ desteği ve ebeveynin kabulüne bağlı erken yetkinlik deneyimlerinden çıkarak bu algı, bu nesneleri elde etmek için gerekli olan çevresel girdilerin yanı sıra haz ve hakimiyet deneyimlerini ayırmada kendiliğin yetkinlik kazanmasını sağlar. Bu algı, sınır durum ve şizoid hastalarda ciddi derecede yetersizdir ve narsisistik kendilik bozukluklarında patolojik olarak oluşmuştur.

    6. Kendiliği Etkinleştirmenin Onamı ve Kendilik Saygınlığının Devamlılığı; Terimin her iki anlamında birey kendiliğinin, kendilik halini saptaması ve kabul etmesi, bir duygulanımsal durumun, çevresel bir sorunun veya görevin uyum sağlamış olumlu bir tavır içerisinde üstesinden gelmesidir.

    7. Üzücü Duygulanımların Rahatlatılması; Kapasitenin özerk bir şekilde düzenlenmesi, üzüntülü duygulanımların yatıştırılması, sınırlandırılması ve en aza indirgemesi anlamına gelir.

    8. Kendiliğin Sürekliliği: Etkili bir üst düzey tanzim (supraordinate) sayesinde belirli bir tecrübenin öznesi olarak “ben” in zaman içerisinde deneyimini sürdürdüğü ve bir başka deneyime ait “ben” ile özdeşleşebildiğinin betimlenmesi ve kabulüdür.

    9. Adanmışlık Kapasitesi (bağlılık): Kendiliğin, bir nesne ya da bir ilişkiye adanması ve bütün engellere rağmen hedefe ulaşmakta ısrar etmesi, ve amaca erişme yöneliminden vazgeçmemesi.

    1. Yaratıcılık Kapasitesi: Eski bilindik kalıpların yeni, özgün ve farklı kalıplarla değiştirilmesinde kendiliğin kullanılması

    2. İçtenlik Kapasitesi: Yakın bir ilişki içerisinde, ilişkinin bitmesi ya da terk edilmek konusunda minimum kaygı hissederek kendiliğin tam olarak ifade edebilmesi.

    3. Özerklik Kapasitesi; Terk edilme ya da yutulmaya ilişkin minimum korkuyla birlikte duygulanım ve kendilik saygınlığını özgür ve otonom bir şekilde düzenlemek için özerklik kapasitesi.

    Gerçek kendilikteki bozukluklar kendilerini olgun ayrılma ve olgun bireyleşme ile ilgili bu işlevlerin ve becerilerin yerine getirilmesinde karşılaşılan zorluklar olarak göstereceklerdir. Birey yakınlık, empati ve paylaşma ile ilgili sorunlardan şikayet edecektir (veya bu alanlarda yaşadığı zorlukların farkında olmayabilir). Diğer yandan bireyde kendi bireyleşmiş düşünceleri, duyguları ve isteklerini kabul etme ve doğru şekilde ortaya koymada zorluklar tezahür edecektir. Kendiliğinden yapılan hareket veya davranışlar ve kendini yatıştırma becerisi çoğunlukla eksik olacaktır (Klein, 1989).

    Masterson, 1990 yılında Self Magazine’de yayınladığı makalesinde şöyle demiştir: İnsanlar sahte kendiliklerinin baskısı altında yanılsamalı bir başa çıkmayı benimserler ve gerçek kendiliğin yerine kullanırlar. Diğerlerine bağımlı olurlar ve değersizlik hislerini dindirmek için sürekli onlardan içsel bir güvenlik temin etmeye çalışırlar (Masterson, 1990).

  • İsteklerini Ağlayarak İfade Eden Çocuklarla İletişim

    İsteklerini Ağlayarak İfade Eden Çocuklarla İletişim

    Ailesiyle olan iletişimi, çocuğun dünyasında büyük önem taşır. Anne-baba ve çocuk üçgeninde, taraflar duygularını ve düşüncelerini birbirlerine aktarabilirse sorunlarına çözüm bulabilirler. Bu noktada önemli olan şey etkili iletişimdir.

    Çocuklarla doğru iletişim kurabilmenin en etkili yolu, söylemek istediklerinizi açık ve net bir şekilde ifade etmenizdir. Örneğin “Hayır” kelimesini mümkün olduğunca kullanmamalısınız. Çünkü küçük çocuğunuz hayır ne anlama geldiğini tam olarak anlayamaz. Yani şimdi hayır ama sonra evet mi, sonsuza kadar hayır mı, peki neden hayır… Bunların ayrımını yapamaz. O yüzden hayır diyerek kestirip atmak yerine sebeplerini açıklamalısınız.

    Özellikle 3-6 yaş arasındaki çocuklarla iletişim kurarken sabırlı olmak çok önemlidir. Çocuklar bu yaş aralıklarında inatlaşma, ısrarcı olma ve hatta kötü sözler söyleyerek saldırma eğiliminde olabilirler. Çocuğunuz uygun olmayan bir şey istediğinde ve o an için mümkün olmadığını açıkladığınızda eğer bağırıp çağırmaya, ağlamaya başlar, kötü sözler söylerse, “Hayır, kötü sözler söylememelisin, kaç defa söyledim böyle konuşma diye” demek yerine onu anladığınızı ifade etmeniz ve “Kızgınsın anlıyorum ama kızgınlığını başka kelimelerle ve başka şekilde nasıl ifade edebilirsin” demeniz ona kızgınlığını kötü sözler söylemeden de anlatabileceği yolları öğretmeniz gerekir.

    Burada iki türlü de çocuğunuzun yaptığını onaylamıyorsunuz aslında, ama yaklaşma biçiminiz çok önemli. İlk cümle çocuğunuzu suçlayıcıdır. Bu çocuğunuzun savunmaya geçmesine ve saldırmaya devam etmesine neden olur. Ama ikinci cümle ile çocuğunuzu anladığınızı ve ona duygularını farklı yollarla da ifade edebileceğini açıklıyorsunuz. Böylece çocuğunuz savunma durumuna geçmez, aksine durup düşünmesine yardımcı olursunuz. Belki ilk zamanlar bu yaklaşım etkisiz gibi gözükebilir. Ancak çocuğunuza bu şekilde yaklaşır iletişim kurarsanız, zamanla iletişiminizin çok daha güçlü olduğunun farkına varırsınız.

    Çocuğunuza kararlı ve tutarlı bir tavırla yaklaşın. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve kararınızdan kesinlikle vazgeçmeyin. Önce ”hayır” dediğiniz bir şeye sonradan ”evet” derseniz, çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir. Sizin kararlı olduğunuzu anlayabilmesi için ona zaman verin. İstediğinizi anlattıktan sonra bir süre bekleyerek sakinleşin ve durumu anlaması için zaman tanıyın. Sizinle inatlaştığında dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz. Alışveriş merkezinde beğendiği bir oyuncağı almanız için bağırıyorsa geçen bir kediyi veya ilgisini çekebilecek herhangi bir şeyi göstererek dikkatini dağıtabilir ve hemen oradan uzaklaşabilirsiniz.

    Çocuğunuza sonsuz alternatifler yerine sınırlı seçenekler sunun. Sabah uyandığında ”Hangi kazağını giymek istersin” diye sormak yerine, ”Kırmızı kazağını mı, yoksa sarı kazağını mı giymek istersin?” diye sorun. Yemek yerken de mutlaka sebze yemeği yemesini istiyorsanız; ”Ispanak mı yersin, yoksa pırasa mı?” diye sorabilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuz kendisine değer verdiğinizi, onun seçimine öncelik tanıdığınızı düşünerek sunulan seçeneklerden birini daha kolay kabul edecek, siz de makul iki seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz.

    Bunların hepsini yapıyorum ancak benim çocuğumda işe yaramıyor diye düşünüyorsanız, çocuğunuzla iletişim dilinizi etkili hale getirmek istiyorsanız, isteklerini ağlayarak, öfkeyle, saldırganlıkla ifade ettiğinde tutumunu nasıl değiştirebileceğinizle alakalı bilgi almak istiyorsanız bir uzmandan destek almanız oldukça faydalı olacaktır.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskanma insanın doğasında olmasına rağmen bazı durumlarda kontrol edemedİğimiz bir hal olarak karşımıza çıkar.Mesela kardeş kıskançlığı denilen durum tam da bunun açıklaması şeklindedir aslında..

    Kardeşler arası kıskançlık; rekabet kavramını geliştirmek, mücadele etmek, hayata hazırlamak ve baş etmeyi öğretmek gibi durumları sağlıklı bir şekilde öğretme İhtimalini alabilirken, bu durum kardeşler arası kontrol edilemediğinde aşırı  ve zarar verici durumlar haline gelebilir. Aslında anne babanın elinde olan bu durumu yaratmak da aile içerisindeki dengeleri sağlıklı bir şekilde dağıtmak da yine anne babanın elindedir. Bu dengeleri dağıtırken otoritenin kimde olduğunu anne babanın ve çocuğun hakları, sorumlulukları gibi kavramların atlanılmaması gerektiği çok önemli bir detaydır.Mesela anne baba kardeş isteğini çocuğa göre değil kendi ekonomik ve duygusal alt yapısına bakarak karar vermeli ve buna göre davranmalıdır. Bu hem çocuk için hem de anne baba için evde çatışmadan uzak, sağlıklı ve mutlu bir ortamın oluşmasına olanak sağlayacaktır.

    Annenin hamile kaldığını öğrendiği andan itibaren çocuğa bu haberi doğru bir şekilde verilmesi ve anne babanın davranışlarına yansıtması gerekiyor. Çocuğun soracağı sorulara karşı anne babanın önceden hazırlıklı olması hatta anne baba kendi içinde prova yapıyor olması bu sürecin daha sağlıklı bir şekilde sonlanmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun yaş aralığı dikkate alınarak soracağı sorulara karşı anne baba önceden hazırlıklı olmalı, Çocuğun zihninde canlanması için basit ve somut ifadeler kullanmalı. Çocuğa kardeşi hakkında baskı yapıcı tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Emir cümleleri kullanılmamalı; yapmak zorundasın, o senin kardeşin, sevmek zorundasın gibi…

    Nedenleri

    -Anne babanın sevgisini kaybetme korkusu 

    -Kendi biricikliğini geri plana atıldığı hissi

    -Bakım veren anne-babanınn eskisi gibi ona zaman ayırmayıp onun isteklerine cevap veremeyecek bir hal alma 

    -Var olan mevcut düzenin dağılma hissinin yarattığı huzursuzluk

    Belirtileri

    Altına kaçırma

    -Şiddet (fiziksel, psikolojik, duygusal )

    -Ağlama

    -Tırnak yeme, parmak emme

    -Uyku problemi

    -Bebeksi konuşma ve davranışlar

    -Dikkat çekmek için yapılan mantıksal açıklaması olmayan hareketler yapmak

    -Fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde varmış gibi söyleme

    -Huzursuz mutsuz ve hırçın olabilme.

    Çözüm Yolları

    -Anne baba ve çocuk otoritesinin belirlenmesi

    -Hamile kalındığında anne baba tarafından çocuğa aktarmak

    -Yeni doğacak çocuğun eşya ve oda seçiminde büyük çocuktan yardım, destek alınması ve fikirlerine önem verilmesi

    -Anne kardeşi emzirirken büyük kardeşle de aynı zamanda duygusal bir bağ kurmalı

    -Kardeş kararını büyük çocuğa söylerken herhangi bir tören ya da ödül sistemi kullanılmamalı gayet doğal; biz anne baba olarak bu kararı verdik. Senin de bilmeni isteriz. Gibi ifadeler kullanılmalı.Unutulmamalıdır ki bu kararı veren anne-babadır.Bu kararı çocuğa bıraktığı zaman erkek olsun kız olsun şöyle olsun böyle olsun gibi istekleri bitmeyecek ve istemediği bir cinsiyet doğduğu zaman onu kardeşi olarak benimsemesi uzun süreblir.

    -Büyük kardeşte gerileme (bebeksi davranma, altını ıslatma…) varsa mutlaka geç kalınmadan bir uzmandan yardım alınmalı ki var olan sorun büyümesin ve sonradan daha korkunç şekilde karşınıza çıkmasın .

    -iki çocuk arasında yaş farkı fazla olunca büyük çocuğa küçük çocuğun annesiymiş gibi ağır sorumluluklar vermekten kaçının.

    -Bebeğin bakımında verilen sorumluluklar daha hafif olmalıdır.

    -Kardeş ile ilk karşılaşması mümkünse bebeğin yatağında yatar hale getirildikten sonra olmalıdır.

    Kıskançlık doğaldır ancak aşırısı normal olmayan bir hal alır.Anne babanın baş edemediği noktada kardeşlerin bir arada yaşamalarını sağlıklı ve devamlı hale getirmek için destek alması aile ve çocuk için çok önemlidir.

  • Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu doğuştan gelen ya da yaşamın ilk 2-3 yılında ortaya çıkan nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar sonucunda meydana geldiği düşünülmekte ve bununla ilgili araştırmalara devam edilmektedir.

    Otizm Spektrum Bozukluğu 5 temel alanda yaşanan yetersizlik ya da bozukluklarla kendini göstermektedir. Bu alanlar;

    -İletişim

    -Sosyal etkileşim

    -Bilişsel gelişim

    -Duygusal gelişim

    -Sınırlı ilgi ve etkinlikler

    Otizmli bireylerin iletişim becerilerinde yetersizlik gözlenebilmektedir. Bazı otizmli bireyler hiç iletişim kurmazken bazıları etkili iletişim kurmakta yetersiz kalabilmektedir. Bazı otizmli bireylerin konuşmalarında belirgin derecede gerilik tespit edilebilir. Otizmli bireylerde yaygın olarak gözlenen iletişim ve konuşma özellikleri şu şekildedir:

    -Ekolali (tekrarlayan konuşma),

    -Monoton / tekdüze ses tonu,

    -Jest ve mimik kullanımında yetersizlik,

    -Soyut ifadeler ve mecazları anlamada ve kullanmada yetersizlik,

    -Alıcı dil ve ifade edici dil becerilerinde yetersizlik.

    Otizmli bireyler sosyal etkileşim becerilerinde de gerilik gösterebilmektedir. Yaygın olarak aşağıdaki özellikler gözlenmektedir:

    -Kendi ismine tepki vermede güçlük,

    -Diğerlerinin yüz ifadelerini anlamada güçlük,

    -Yeterli göz kontağı kuramama,

    -Ortak dikkat geliştirmede güçlük,

    -Diğerlerinin duygu ve düşüncelerini, vücut dillerini ve yüz ifadelerini anlamada yetersizlik,

    -Oyun oynama becerilerinde yetersizlik,

    -Akranlar ile etkileşim kurmada güçlük.

    Otizmli bireyler sınırlı ilgi ve etkinlik özellikleri de sergilemektedir. Bu alanda yaygın olarak sergiledikleri özellikler şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Tekrarlayan şekilde el sallama, sallanma, anlamsız sesler çıkarma,

    -Dönen nesnelere ilgi duyma,

    -Rutinlere bağlılık,

    -Rutinleri bozulduğunda davranış problemleri sergileme.

    Otizmli bireylerde sıklıkla gözlenen duyusal özellikler de şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Belli ses, koku ya da dokulara karşı aşırı hassasiyet ya da tepkisizlik,

    -Uyaranlara beklenmedik tepkiler verme veya hiç tepki vermeme.

    Otizmli bireylerin bilişsel özellikleri de farklılık gösterebilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli bireylerin yaklaşık olarak %46’sının normal ve daha üst düzey zekaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Yaygın olarak gözlenen bilişsel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

    -Taklit becerilerinde yetersizlik,

    -Bilgiyi işleme, analiz etme, düzenleme becerilerinde yetersizlik,

    -Sözcük dağarcığında yetersizlik,

    -Öğrenilen bilgileri genellemede güçlük,

    -Farklı gelişim alanlarında değişken performans,

    -Problem çözme becerilerinde yetersizlik.

    Kimi otizmli bireylerde ise sıra dışı beceriler de gözlenebilmektedir. Örneğin; rehberdeki bütün telefon ezberleyebilmek, bütün ülkelerin bayraklarını ezberleyebilmek, üst düzey sanatsal becerilere sahip olmak gibi sıralanabilir.

    Bütün bu özellikler tanılama aşamasında değerlendirilmektedir. Alanında uzman Çocuk Ruh Sağlığı Hastalıkları doktorundan (Çocuk ve Ergen Psikiyatr) tanı alındıktan sonra olabildiğince erken ve yoğun bir eğitime başlanmalıdır. Erken ve yoğun eğitim müdahalesiyle otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, kayda değer ilerleme görülmektedir. Hatta bazı otizmli çocukların süreç sonrasında akranlarından gelişimsel olarak bir farkı kalmadıkları da gözlenmektedir.

    Bu süreçte ebeveynlerin de psikolojik desteğe ihtiyacı olabilmektedir. Böyle yoğun bir eğitim temposunda ebeveynler zaman zaman yıpranabilmekte ve hayat kaliteleri düşüş gösterebilmektedir. Özellikle davranış problemleri sergileyen bir otizmli bireye sahip olan aileler baş etme becerilerinde yetersizlik yaşayabilmekte ve etkisiz yöntemlere başvurabilmektedir. Bunun önüne geçmede düzenli şekilde alınan uzman desteğinin oldukça etkili sonuçlar ortaya koyduğu gözlenmektedir.

  • Öğretmenler dikkat eksikliği hiperkaktivite bozukluğu olan öğrencilerine nasıl yardım edebilirler?

    Dikkat eksikliği olan çocuklar sınıfta neler yaşarlar?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en çok okul yaşamını olumsuz etkiler. Okul yaşamında çocuk ya da genç birçok sorumluluk ve görev yerine getirmek zorundadır. Bu görevleri yerine getirmek DEHB li birey için diğerlerine kıyasla daha zordur. Kendinizi sınıfta yeni bir derse başlarken düşünün. Ders başladıktan birkaç dakika sonra öğretmeninizin kitabınızı açın diye uyarması ile kendinize geldiniz. Dersin başlamasından kısa bir süre sonra evde yaptığınız eğlenceli şeyleri düşünmeye başlamışsınız. Neyse hemen arkadaşınıza dönüp kaçıncı sayfayı açacağınızı sordunuz. Kitabı okumaya çalışırken birden dışarıdan bir ses geldi. Ona bakmaya başladınız. Okuduklarınıza odaklanmaya çalışırken bir arkadaşınız ön tarafta çantasını karıştırmasını izlemeye koyuldunuz ve okuduğunuz yine bölündü. Öğretmen son 1 dakika diye seslendiğinizde okumanız gereken yerin yarısında bile değilsiniz. Süre bitti ve siz okumayı bitiremediniz. Öğretmen soru sordu ama tam okuyamadığınızdan arkadaşınızdan yardım istediniz. Sizin sorularınızdan yorulan arkadaşınız size dönüp yeter artık dedi. Buna benzer dikkat sorunları DEHB li bir çocuğun sınıf yaşamında sıkça yaşanır. Ona sınıf ortamında gerekli desteği sağlayabilmek yaşadığı zorlukları azaltacaktır.

    Peki sınıf ortamında öğretmenler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk için neler yapabilirler?

    1. İlk olarak öğretmen masasına yakın bir yerde, sınıfa ve dikkatini dağıtabilecek uyaranlar arkasında kalacak şekilde oturabilir. Mümkünse kapı, pencere, havalandırma ve ısıtıcıdan uzak durulmalıdır. Küçük ama onun dikkatini bozabilecek her türlü faktör sorun yaratabilir.

    2. Her hangi bir aktivite değişikliğinden önce net bir mesaj verilebilir. Artık kitaplarınızı kaldırın, teneffüse hazır olun ya da sınav süresinin bitimine 10 dakika gibi. Bu küçük hatırlatmalar görev geçişlerini yönetmekte zorlanan çocuk için net mesajlar içerir ve işini kolaylaştırır.

    3. Sınıf kurallarının yazılı olduğu bir tablo yapması gerekenleri daha sık hatırlayacaktır.

    4. Sınıf içerisinde tahta silme, kâğıtları dağıtmak, bazı evrakları taşımak, tahtaya bir takım yazıları aktarmak gibi küçük görevler hem enerjisini atmasına hem de odaklanması için kısa aralar vermesini sağlayacaktır.

    5. Dikkatinin dağıldığı hissedildiğinde tekrar onun toparlanmasını sağlayacak küçük sinyaller kullanılmalıdır. Ona hafifçe dokunmak, adını konuşma arasında geçirmek, göz teması kurmak gibi işaretler kullanılabilir.

    6. Ödevler kısa ve net olarak anlatılmalıdır. Uzun şekilde anlatılan ödevler için ana görevi karıştırabilir ya da unutabilirler.

    7. Evde yapılacak ödevleri hem sözlü hem de yazılı olarak verilmelidir. Bu şekilde anne ve baba ödevlerin ne olduğunu öğrenmiş olur ve çocuk ödevini daha rahat hatırlar.

    8. Ödevlerin fazlalığından korkup yapmak konusunda isteksiz davranabilirler. Bu nedenle ödevleri parçalara bölmek ve adım adım ilerlemek işe yarayabilir.

    9. Sınıf içerisindeki yazılı ödevler ve sınavlarda ek süre verilebilir.

    10. Ödevlerini yazmakta zorlanan çocuklar için bilgisayar, sözlü anlatım gibi farklı yöntemler kullanılabilir.
    Sınıf içerisinde davranış sorunları var ise mutlaka kararlı hafif yaptırımlara ihtiyaç vardır. Mutlaka ev ortamına benzer şekilde okul ortamında da sakinleşmesini sağlayacak bir alan bulunmalıdır. Kural dışı davranış sergilendiğinde diğer arkadaşları gibi oturup hatasını düşünmesini saplayacak bir yer (köşe, kapının yanı) ayarlanmalı (Olumsuz davranışları sonrasında hızlı ve kararlı şekilde tekrarlandığında mola yöntemi çok başarılı bir yöntemdir).

    Saygılarımla

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuğum yemek yemiyor ne yapmalıyım?

    Ebeveyn olarak çocuklarımızın en güzel şekilde beslenmesini, sağlıklı büyümelerini arzu etmemiz en doğal hakkımız. Bazı çocuklar, doğuştan iştahlı oluyor, bazıları ise iştahsız oluyorlar ne yazık ki…

    İştahsız çocuklarla ilgili olarak ebeveynlerin, özellikle de annelerin ciddi şekilde yetersizlik duygusu yaşadıklarını görmekteyiz. Hatta bu durumu takıntı haline getiren anneler de mevcut.

    Bu yazımda beslemeyle ilgili tutum hataları arasından en sık karşılaştığımız örneklerden bahsetmek istiyorum.

    Bazı ailelerde iştahı çok fazla olmayan çocuğa yemek yemesi için aşırı baskı yapıldığını görmekteyiz. Bu gibi durumlarda, “hayat, adeta tabaktaki yemeğin tam olarak bitmesinden ibaretmiş” gibi yaşanıyor. Elinde yemek kâsesiyle çocuğun peşinden koşan ve ona yemesi için adeta yalvaran bir anne ve/veya bakıcı tablosu nadir değil ne yazık ki. Bu tarzın hiç de uygun olmadığının özellikle vurgulanması gerekiyor. Böylesine bir besleme tutumu zaten iştahı az olan bir çocuğu inatlaşma davranışına ve hiç yememeye davet eder.

    Yeme tutumlarıyla ilgili olarak özellikle vurgulanması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:

    -9 aylıktan itibaren bir çocuk aile sofrasına oturabilir. Beceriksizce de olsa kaşıkla bir şeyler yiyebilir.

    -Çocuğunuzun üç ana, iki veya üç tane de ara öğünü olsun.

    -Çocuğunuzu her seferinde aile sofrasına oturtmaya özen gösterin. Besleyici olduğu kadar seveceğini de düşündüğünüz bir menüyü ortaya koyun. Pütürlü gıdalara zamanında geçin. HER ŞEYİ BLENDERDAN geçirerek püre halinde verme alışkanlığınızdan 10 aylıktan itibaren vazgeçin.

    -Yemesi için hiç baskı yapmayın. Onun yemek yemesini, sizin için çok önemli bir şeymiş gibi idrak etmesinden kaçının. Yemek konusunda pazarlık yapmayın ve inatlaşmayın.

    -Çiğneme ve elindeki ekmek veya kurabiyeyi kemirme alışkanlığını zamanında kazandırın.

    -Her gün bir veya iki öğününde yeme çeşitliliğini kazandırabilecek farklı alternatiflerle tanıştırın.

    -Çoğunlukla kendisinin yemeye çalışmasını ve bunu öğrenmesini sağlayın. Ağzına beslemekten olabildiğince kaçının. Yere dökülen ve etrafa saçılan yemeklere tepki göstermeyin.

    -Herkesin yemeği bittikten sonra 10 dakika kadar daha bekleyin, yemiyorsa tabağını alacağınızı söyleyin. Süre dolduktan sonra ısrarcı olmadan ve bozulmuş gibi yapmadan tabağını alın.

    -Yemeğini yeterince yemediyse yemek saatinin hemen ardından gelen abur cubur, atıştırmalık gibi istekleri reddedin. Bir sonraki öğün saatine kadar meyve dışında özel bir şey hazırlayamayacağınızı, veremeyeceğinizi ifade edin. Diğer öğün saatine kadar birkaç porsiyon meyve yeme seçeneği sunun.

    -Diğer öğün saati geldiğinde sevdiği yiyecekleri sunun ve yine ısrarcı davranmayın.

    -Çikolata, tatlı, çerez gibi alternatifleri esas öğünlerini yediği takdirde o öğünlerin sonrasında verin. Ama, bu besinlerin sunumunu pazarlık meselesi haline getirmeyin.

    -Onun yemesini takıntı haline getirmeyin, yediklerini takıntılı bir şekilde hesaplamayın, yemek yemesini sizin için hayati bir konu haline getirerek ona yansıtmayın. Elinizde kaşık ve tabakla onun peşinden koşmayın.

    -Gezinerek değil, oturarak yemek yeme alışkanlığı edinmesini sağlayın.

    -Besleyici, sağlıklı ve çeşitlilik içeren gıdalardan oluşan bir yemek yeme alışkanlığı kazanmasını sağlayın.

    Tüm bunları yerinde ve kararında uyguladığınız takdirde, çocuğunuzun beslenme saatleri sizin için bir külfet olmaktan çıkıp, keyifli bir aktivite halini alacaktır.

    Unutmayalım ki, “aç bir çocuk mutlaka yemek yer”. Bu konuda rahat ve tutarlı olmanız onun sağlıklı beslenmesini ve sağlıklı gelişmesini sağlayacaktır. Yemek yedirme ve besleme ritüelinin sağlıklı olması ise aranızdaki sevgi bağını güçlendirecek ve ebeveyn-çocuk bağlanmasının en sağlıklı şekilde olgunlaşmasını sağlayacaktır.

    Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrı

  • Çocuklarda bilgisayar ve internet bağımlılığı

    Bilgisayar ve internet hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar ile her an her yerde internete ulaşmak mümkün. İnternet bilgiye ulaşımı ve iletişimi çok daha kolay hale getirdi. Alışverişten eğlenceye bir çok amaçla kullanılabiliyor. Sosyalleşmek için kullanılan en önemli araçlardan biri haline geldi.

    Bilgisayar ve internet kullanımı, getirdiği kolaylıklar ve sunduğu olanaklar ile birlikte uygun kullanılmadığında sorunlar yaratabilmektedir. İnternetin aşırı ve kontrolsüz kullanımı çocuk ve gençlerin okul başarışını, arkadaş ve aile ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyebilmekte ve bir bağımlılığa dönüşebilmektedir.

    Uzun süre ekran karşısında zaman geçirmek çocuklarda dikkat ve konsantrasyon güçlüklerini arttırabilmektedir. Okulda ve ders çalışırken sürekli takip ettikleri oyun veya siteleri düşünmeye başlamakta ve ders başarıları düşmektedir.

    Edindikleri sanal arkadaşlar, gerçek arkadaşlıklar kurma ihtiyaçlarını azaltmakta ve sosyalleşmeleri olumsuz etkilenmektedir.

    Çocuk ve gençlerin özdenetimleri henüz gelişme döneminde olduğundan bilgisayar kullanımı konusunda kendilerine sınır koymakta zorlanır ve bilgisayarda çok fazla zaman geçirebilirler. Bu durumda çocuğun yaşına uygun şekilde süre sınırlaması getirmek anne babalara düşer.

    Eğer çocuğunuz interneti aşırı ve uzun süre kullanıyor ve kullanma isteğinin önüne geçemiyorsa, internette olmadığı zamanlarda kendisini boşlukta hissediyor ve internetten ayrı kaldığı zamanlarda sinirlilik ve saldırganlık oluyorsa, internet kullanımından dolayı okul yaşantısı, ders başarısı ve arkadaş ilişkileri bozulduysa internet bağımlılığından söz edilebilir.

    Çocuğunuzun aşırı şekilde internet kullandığını yada internet bağımlılığı olabileceğini düşünüyorsanız neler yapabilirsiniz?

    Çocuğunuzla ilişkinizi geliştirin ve onunla daha fazla zaman geçirin. Sağlıklı bir ilişki kurmak ve kaliteli zaman geçirmek alabileceğiniz en iyi önlemlerden birisidir.

    Çocuğunuza örnek olun. Ekran karşısında çok zaman geçiriyorsanız, verdiğiniz nasihatler etkili olmayabilir.

    İlgi duyabileceği sosyal ve sportif etkinliklere yönlendirin. Bu şekilde boş zamanlarını daha sağlıklı şekilde değerlendirmesini sağlamış olursunuz.

    Çocuğunuzun bilgisayarda geçirdiği süreyi izlemeniz önemlidir. Bilgisayarın çocuğun odasında değil oturma odası gibi evin ortak kullanım alanında olması bunu daha kolay yapabilmenizi sağlayacaktır.

    Bilgisayar kullanımına mutlaka sınırlama getirin, süreleri belirlerken çocuk ve gençlerin görüşüne başvurmak ve kararları birlikte almak çocuğunuzun uyumunu arttıracaktır.

    Belirlediğiniz sürelere uyum konusunda sorunlar yaşıyorsanız, süre veya içerik kısıtlama ile ilgili programlardan faydalanabilirsiniz.