Etiket: Şeker

  • Yaşlılıkta sık görülen hastalıklarda beslenme

    Yaşlılıkta sık görülen hastalıklarda beslenme

    Yaşlılık döneminde yüksek tansiyon, kemik erimesi, yüksek kolesterol, kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı, kanserler gibi kronik hastalıklar daha sık görülmekte ve bu hastalıklara bağlı ölüm oranı da artmaktadır. Bu hastalıklar ile ilgili erken dönemde tanı çalışmalarının başlaması, uygun yaşam tarzı değişikliklerinin hayata geçirilmesi, diyet düzenlemesi, uygun farmakolojik tedavilerin düzenlenmesi, gerektiğinde girişimsel ve cerrahi tedavilerin uygulanması olumsuz etkilerini en aza indirmek için izlenmesi gereken en uygun yoldur.

    Yaşlılıktaki kronik hastalıklarda diyet uygulaması tedavinin önemli bir basamağını oluşturmaktadır. Doktor, diyetisyen, yaşlı ve aile birlikte davranarak beslenme programı belirlenmelidir.

    1. Tansiyon yüksekliği

    Ağırlık kontrolü – boya uygun kiloya ulaşılması

    Tuz tüketiminin sınırlandırılması (turşu, salamura, ilave tuz , )

    Besinlerle yeterli kalsiyum ve potasyum alımı

    Düzenli egzersiz ( fonksiyonel kapasiteye uygun)

    Sigara içilmemesi

    Az tuzlu besinler tercih edilmelidir. Sofrada yemeklere tuz eklemesi yapılmamalıdır. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve idrarda kalsiyum atımında artış nedeniyle osteoporoza neden olabilmektedir. Tuzun bileşimindeki sodyum, doğal olarak besinlerin yapısında da bulunur. Hayvansal kaynaklı yiyeceklerdeki sodyum, bitkisel kaynaklı olanlardan daha fazladır. Tuz kısıtlaması yapılan yaşlılarda az tuzlu ve tuzsuz pişirilen yemeklere çeşitli baharatların eklenmesi, lezzeti arttıracağından tüketimi kolaylaştıracaktır.

    2. Kemik erimesi

    Besinlerle ve destekleyici ilavelerle kalsiyum ve D vitamini alımının artırılması

    Düzenli egzersiz (yerçekimine karşı yapılan egzersizler uygundur, yüzme osteoporoz açısından uygun bir egzersiz değildir. )

    Yeterli kalsiyumun alınması kemik mineral kaybını azaltır, kemik sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Bu nedenle yaşlılıkta kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketilmelidir. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve süt türevleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb.). Bazı yaşlıların süt şekeri laktozun sindiriminde sorunları vardır. Bu yaşlılarda bir defada az miktarlarda sütün içilmesi veya özel laktozu azaltılmış sütlerin tüketilmesi uygundur. Sütün yerine az yağlı ayran, yoğurt, peynir de tüketilebilir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve pekmez de kalsiyumdan zengindir. Kalsiyumun vücutta kullanılabilmesi için D vitaminine gereksinme vardır. Besinlerle D vitamini gereksinmesi karşılanamadığından yaşlıların güneş ışınlarından yeterince yararlanması sağlanmalıdır. Evde cam arkasından güneşlenmede, ultraviyole ışınları camdan geçemediği için vücutta D vitamini sentezi yapılamaz.

    3. Kan yağları yüksekliği, kalp damar hastalığı

    Margarin, tereyağ, kuyruk yağı gibi katı yağların ve sakatatların tüketilmemesi

    Yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı ve turuncu renkli meyveler, balık ve kurubaklagillerin tüketiminin artırılması

    Tuz ve sodyumdan zengin besinlerin alımının kısıtlanması

    Uygun kilonun korunması

    Sigara içilmemesi.

    Beslenmemizde tekli doymamış (zeytinyağı, fındıkyağı) çoklu doymamış (ayçiçek, mısırözü, soya yağı vb) ve doymuş yağlar (tereyağ, kuyruk yağı vb) olmak üzere üç tür yağ vardır. Katı margarinler ise çoklu doymamış yağların hidrojen ile doyurulmasıyla elde edildiğinden kolesterol içermezler ancak, trans yağ asitlerinden zengindirler. Yaşlıların beslenmesinde doymuş ve trans yağların tüketimi azaltılmalıdır.

    Diyetle doymuş hayvansal yağların ve katı margarinlerin tüketiminin artması, kan kolesterol düzeyinin artmasına neden olur. Yüksek kan kolesterolü, kalp damar hastalıkları için risk faktörüdür. Görünür yağın (margarin, tereyağ, ayçiçek vb.) dışında, besinlerin doğal bileşiminde de yağ vardır. Et, tavuk, süt ve peynir çok tüketildiğinde yağ alımı artar. Bunun çoğunluğu doymuş yağ olduğundan, yemek ve salatalarda bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı ve ayçiçek, mısırözü yağı vb.) tercih edilmelidir. Diyette yağın azaltılmasında; kırmızı etin yerine derisiz tavuk veya hindi eti tercih edilmeli, etler görünen yağlarından temizlenmeli, et yemeklerine ilave yağ eklenmemeli, besinlerin yağı azaltılmış light olanları tercih edilmeli (light süt, light yoğurt, light peynir vb), yağ içeriği yüksek (özellikle margarin içeren) bisküvi, kraker ve kekler fazla tüketilmemeli, yemekler hazırlanırken yağda kızartma yerine ızgara, fırında pişirme ve haşlama yöntemleri uygulanmalıdır. Balık çoklu doymamış yağ asitleri (özellikle omega-3 yağ asitleri) içeriği nedeniyle, yaşlılarda haftada en az iki kez yenilmelidir. Bu yağ asitlerinin görme, bilişsel fonksiyon, kemik-eklem hastalıkları, kan lipileri üzerine olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir.

    4. Kanser

    Diyetteki yağ miktarının azaltılması

    Posa tüketiminin artırılması

    Bağışıklığı artırıcı vitamin ve minerallerden (A, C, E vitamini, selenyum) ve fitokimyasallardan zengin besinlerin tüketiminin artırılması

    Katkı maddesi içeren, özellikle hazır besinlerin (hazır çorba, et suyu, boyalı besinler) tüketiminin kısıtlanması

    Sigara ve alkol tüketilmemesi

    Tıpta meydana gelen ilerlemeler sayesinde bugün bütün kanser vakalarının üçte biri önlenebilir niteliktedir ve bu vakaların yine üçte birlik bir diğer bölümü de yeterince erken tanı yapılabilirse tedavi edilebilir durumdadır. Belli başlı kanser türlerinin oluşunda rol oynayan risk faktörlerinin analizi, birkaç faktörün önemli olduğunu göstermektedir. Bunlar tütün, beslenme bozuklukları, alkol, enfeksiyonlar ve hormonlardır. Özellikle mide ve karaciğer kanserleri gibi sindirim sistemi kanserlerinin beslenme ile çok açık ilişkisi söz konusudur.

    Son yıllarda kanser ve gıdalar üzerinde yapılan araştırmalardan bizlere aktarılan belli başlı mesajlardan biri; bol sebze ve meyve yiyen kişilerin akciğer, barsak , göğüs , rahim ağzı, nefes borusu, ağız boşluğu, mide, pankreas ve yumurtalık kanseri gibi kanserhastalıklarına yakalanma olasılığının başka kişilere oranla daha az olduğudur. Bilim adamlarının ulaştığı sonuçlara göre bol posalı gıdalardan yiyen kadınların göğüs kanserine yakalanma olasılığı; çokaz posalı gıda alan kadınlardan daha azdır. Vejetaryenlerin (etyemez) diğer kişilere oranla kansere daha seyrek yakalandıkları görülmektedir. Bu hiç et yememek anlamına gelmemelidir. Azmiktarda yağsız et sağlıklı beslenmenin bir parçası olabilir. Vejetaryenlerin kanserden korunmalarının nedeni bol bol sebze ve meyve yemelerine bağlanabilir. Kiloyu sağlıklı bir düzeyde tutmak bu konuda yardımcı olabilir. Şişmanlık göğüskanseri, rahim ağzı kanseri ve kalın barsakkanseririskinidearttırmaktadır.

    Çok yağlı yiyecekler kalın barsak kanserine ve erkeklerde de prostat kanserine
    neden olabilir.Gıdaların sağlığı nasıl etkilediği hakkında öğrenilecek daha pek çok şey vardır.
    Beslenme uzmanlarının kanser riskini azaltmak için hangi gıdaları yememizgerektiği konusundaki önerileri ;değişik ve besleyici gıdalar yiyiniz. uzmanlar,bunun nedenini vücudumuzun kanserle savaşırken değişik gıdalardan gelen değişik maddelere gereksinimi olduğuna bağlamaktadır.Her gün en az üç porsiyon sebze ve beş porsiyon meyve yiyiniz. Ekmek, makarna, kahvaltılık tahıllar, pirinç, diğer tahıllar, patates, kuru bezelye ve fasulye gibi nişastalı ve yağı az besinlerden bol bol yiyiniz. Az yağlı ve bol posalı bir yemek rejimi ile düzenli egzersizi birleştirerek şişmanlığı önleyiniz. Balık, derisi çıkarılmış tavuk eti ve yağsız et yiyerek yemek rejiminizdeki yağ miktarını azaltınız. Kızartmalar, “al-götür” türü yağlı gıdaları, sosis, salam, börek, hamur işi ve pastaları azaltınız. cips, tatlı bisküvi, yağlı kremalı pastalar ve şişmanlatıcı tatlıları özel günlere saklayınız, her gün yemeyiniz. Ekmeğin üzerine tekli-doymamış veya çoklu-doymamış yağlardan (kanola ve ayçiçeği yağı gibi) yapılan ezmeleri az miktarda olmak üzere sürünüz. yemek yaparken zeytinyağı, kanola yağı, yerfıstığı yağı ve aspur yağı gibi tekli-doymamış ve çoklu doymamış yağlardan kullanınız. Turşusu yapılmış veya füme edilmiş ve bu nedenle çok tuzlu olan gıdalardan uzak durmaya çalışınız. Bunlar bazı kanser türlerinde riski arttırır. Alkol; ağız boşluğu kanseri, nefes borusu kanseri, gırtlak kanseri ve karaciğer kanseri riskini arttırabilir. Sigarayla birlikte içki içmek kanser riskini arttırabilir. Bütün bu tavsiyelere uymak kansere yakalanmamayı garanti edemez fakat sağlıklı yaşama şansımızı arttırır.

    5. Şeker hastalığı

    Ağırlık denetimi-uygun kiloya ulaşılması

    Kurubaklagiller, kepeği ayrılmamış tahıllar, sebze ve meyveler gibi posadan zengin ve glisemik indeksi* düşük besinlerin tüketilmesi

    Düzenli egzersiz

    Sigara ve alkol tüketilmemesi

    Glisemik indeks

    Besinlerin vücuda alındığında kan şekerini yükseltme hızına göre belirlenen indekstir. Glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerini birden yükseltirken, glisemik indeksi düşük besinler kan şekerini yavaş yükselterek özellikle şeker hastalığına karşı koruyucu etki sağlarlar. Rafine şekerin (sofra şekeri) glisemik indeksi 100’dür. Mısır, pirinç, patates, beyaz ekmek, muz glisemik indeksi yüksek besinler (90-70 arası), mercimek, kurufasulye, armut, soya fasulyesi ise glisemik indeksi düşük (29-15) besinlerdir. Şeker hastalığında ve şişmanlıkta glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi önerilmektedir. Bazı besinlerin glisemik indeks değerleri Tablo 1’de verilmiştir.

    Tablo :1 Bazı Besinlerin Glisemik İndeks Değerleri

    Yüksek glisemik indeksli yiyecekler / örnek

    Düşük glisemik indeksli yiyecekler / örnek

    Glikoz

    100

    Kepekli ekmek, kepekli pirinç, bezelye

    50

    Sofra şekeri

    100

    Makarna

    50

    Kızarmış patates, tam beyaz ekmek

    95

    Yulaf, çavdar ekmeği

    40

    Patates püresi, bal

    90

    Rafine edilmemiş undan yapılan makarnalar

    40

    Kızarmış havuç, mısır gevreği

    85

    Şekersiz taze meyve suları, yeşil fasulye

    40

    Patates

    79

    Barbunya, diyet ekmekler, süt ürünleri

    35

    Muz

    77

    Mercimek, nohut, taze meyveler

    30

    Beyaz ekmek, şekerli rafine tahıllar

    70

    Kuru fasulye

    28

    Çikolata, bisküvi, mısır, beyaz pirinç

    70

    Bitter çikolata

    22

    Pancar

    65

    Soya

    15

    Reçel, pastalar

    55

    Yeşil sebzeler, domates, limon, mantar

    15’in altında

    Şekerler, basit karbonhidrat kaynağıdır. Yaşlılar duyu kaybı nedeniyle tuzlu ve şekerli besinleri daha çok tercih ederler. Yaşlı beslenmesinde basit şeker (çay şekeri, reçel, bal vb.) tüketimi azaltılmalıdır. Bunların yerine kompleks karbonhidratlardan (tahıllar, kurubaklagiller, patates vb.) zengin besinler tercih edilmelidir. Basit şekerler sadece enerji sağlarken, kompleks karbonhidratları içeren besinler ile enerjinin yanı sıra vücut çalışması için gerekli olan protein, vitamin, mineraller ve posa sağlanmış olur. Şişmanlık, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları riski azaltılabilir. Şeker tüketimi sınırlandırılması ve ağız hijyenine dikkat edilmesi ile çürük oluşum oranı da azalacaktır.

    6. Nörolojik hastalıklar

    Yeterli enerji ve protein alımı

    Beyin fonksiyonlarını geliştiren vitamin ve minerallerden zengin besinlerin (yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı ve turuncu renkli meyveler, balık) tüketiminin artırılması

    Sigara ve alkol tüketilmemesi

    Düzenli sebze ve meyve tüketiminin, beyin kapasitesinin azalmasını önlediği bildirilmiştir. ABD’de yayımlanan ‘‘Neuroscience” dergisinde çıkan makaleye göre Amerikalı araştırmacılar, 8 ay boyunca düzenli olarak ıspanak ve çilek esaslı, E vitamini takviyeli rejim uyguladıkları deney farelerinde, normal beslenen diğer farelerde yaşla birlikte ortaya çıkan beyinsel kapasite düşüklüğünün daha az görüldüğünü saptadılar. Bol miktarda sebze ve meyve yiyin. Beynin sodyum ve potasyuma ihtiyacı vardır. Özellikle fosfor içeren doğru yağ ve yağ asitlerinin beyin fonksiyonları için çok önemli olduğu bilinmektedir. Soya fasulyesinde bulunan lesitin, fosfor içermesi bakımından beyin fonksiyonları için oldukça faydalıdır. Aminoasitler de beyin fonksiyonları için önemli olan besinlerdir. Besinlerle alınıp değişik proteinlere dönüşerek beyin sağlığına katkı sağlarlar. Beyin faaliyetleri için en önemli aminoasit ise L-glutamindir.

    7. Kabızlık

    Posa ve sıvı tüketiminin artırılması

    Düzenli egzersiz.

    Posa içeriği yüksek besinler sırasıyla kuru baklagiller, tahıllar ve sebzemeyvelerdir. Posa; şeker hastalığı, kanser ve koroner kalp hastalığı riskini azalttığı gibi bu hastalığı olan yaşlılarda tedavi edici özellik taşır. Kabızlığı önler, bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesi açısından önem taşır. Ayrıca kalın barsak kanseri oluşum riskini azaltır. Yaşlılarda yeterli posa alımının sağlanmasında; kuru baklagil yemekleri haftada 2-3 kez tüketilmeli, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı ve kepekli ekmek tercih edilmelidir.

    8. Bağışıklık sistemi zayıflığı

    Protein alımının artırılması

    Balık, soya yağı, fındık, ceviz, badem, sebze ve meyve tüketiminin artırılması

    Düzenli egzersiz

    Sigara ve alkol tüketilmemesi

    Bağışıklık sisteminin dengelenmesinde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme önemli bir yer tutar. Yiyecekler yendikten sonra vücuda enerji vermek için oksijenle yanarlar, yanma sırasında zararlı maddeler olan serbest radikaller oluşur. Çoğalan serbest radikaller, vücudun tüm hücre ve organlarına zarar vermeye başlarlar. Böcek öldürücüler, endüstride kullanılan kimyasal maddeler, işlenmiş gıdalar, sigara dumanı, güneşin zararlı U.V ışınları veya alkolün vücuda girmesi, stres vücudumuzda serbest radikallerin açığa çıkmasına neden olur.
    Bunun dışında çevredeki hava kirliliği, ultraviyole ışınları, radyasyon, egzos gazları, sigara dumanı v.b. gibi bir çok faktör hücrelerimizi etkileyerek serbest radikalleri çoğaltır. Vücutta serbest radikallerin çoğalması kalp hastalığı, kanser, katarakt ve yaşlanma gibi sağlık sorunlarını daha çabuk ortaya çıkarır. Bu zararlı etkilerden kurtulmak için vücudumuz serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirir. Vücutta üretilen bazı enzimler, serbest radikallerden kurtulmamızı sağlar, yanmayı (oksitlenmeyi) önleyen anti-oksidan maddeler enzim miktarını artırır ve böylece savunma mekanizması güçlenir. Anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini, beta-karoten, selenyum, bazı protein bileşikleri, isoflavonlardır. Bu anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmeliyiz.

    Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalar arasında beta-glukan, echinacea, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır. Beta-glukan ekmek mayası hücre duvarından elde edilen, bağışıklık sistemini güçlendiren tamamen doğal bir maddedir. Bağışıklık cevabını artırarak vücut savunma hücrelerinin patojenleri daha etkili şekilde yok etmesini sağlar ve sıklıkla hastalıkları önler. Kişinin kendini daha sağlıklı hissetmesini sağlar. Aynı zamanda cildin yaşlanmasını geciktirir ve kolesterol düzeyini düşürür. Stres gibi bağışıklık sistemini zayıflatan faktörlere karşı vücut direncini artırır. Sık enfeksiyon geçiren kişilerde de vücudun hastalıkla mücadelesini kolaylaştırır. Echinacea doktorlar tarafından çok eski tarihlerden bu yana soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. Doktor kontrolü ile kullanılması gerekir.

    Alkolün sağlık üzerine olumsuz etkileri vardır. Aşırı alkol tüketiminin karaciğer, beyin, kalp kası hasarına, ülser, pankreas iltihabı, sindirim sistemi kanserleri, hipertansiyon ve depresyonu neden olduğu bilinmektedir. Sigara bazı kanser türlerine, vücuttan besin ögeleri kaybı nedeniyle yetersiz beslenmeye neden olmakta, vücudun antioksidan vitamin gereksinmesini arttırmaktadır.

    Yaşlılıkta Beslenmede Nelere dikkat edelim?

    1. Günlük öğün sayısı 3 ana, 3 ara öğün şeklinde düzenlenmelidir. Böylece sindirim, emilim ve boşaltım fonksiyonları ile ilgili güçlükler önlenmiş olabilir.

    2. Her öğünde 4 temel besin grubundan (et ve ürünleri, süt ve ürünleri, sebze ve meyveler, tahıllar) besinler bulunmalı ve besin çeşitliliğinin sağlanmasına özen gösterilmelidir. Bu şekilde makro ve mikro besin maddeleri ihtiyacı karşılanmış ve yapısal kompartmanların dağılım oranı korunmuş olur.

    3. Günde en az 3 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.

    4. Posa miktarı yüksek olan kurubaklagiller, sebze, meyve ve kepekli tahıllar gibi besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.

    4. Sıvı tüketimi artırılmalıdır. Günde en az 8-10 bardak su (1500 ml) tüketilmelidir. Bu miktarın tümü su olarak tüketilemiyorsa, ıhlamur, taze sıkılmış meyve suyu, bitkisel çaylar, ayran, komposto ya da açık çay tüketimi ile bu miktar karşılanabilir. Ancak bunların hiçbirisi vücut fonksiyonlarında su kadar etkili değildir.

    6. Kalsiyum içeriği yüksek olan besinler tüketilmelidir. Yağı azaltılmış ya da yağsız süt ve ürünleri en iyi kalsiyum kaynağıdır.

    7. Omega 3 yağ asitlerinin yoğun olarak bulunduğu balık türleri haftada en az 2 kez tüketilmelidir.

    8. Margarin, tereyağ, kuyruk yağı gibi katı yağların tüketimi kan kolesterol seviyesinin yükselmesine neden olarak kalp-damar hastalıkları için risk yaratırlar. Et, süt ve ürünleri gözle görülmeyen doymuş yağ içerirler. Bu nedenle bu besinlerin yağsız olanları, tavuk ve hindi etinin derisiz bölümleri tüketilmeli, et ile pişen yemeklere ayrıca yağ ilave edilmemelidir.

    9. Tuz tüketimi sınırlanmalıdır. Aşırı tuz tüketimi, yüksek tansiyon, kalp- damar hastalıkları, kemik erimesi gibi sorunlara neden olmaktadır. Sofrada yemeklere tuz eklenmemeli, turşu, salamura, salça, konserve gibi sodyum içeriği yüksek besinleri tüketmekten kaçınılmalıdır.

    10. Şeker, şekerli besinler ve hamur tatlılarının tüketimi sınırlanmalıdır.

    11. Fast food türü yiyeceklerin (hamburger, patates kızartması, pizza gibi) tüketiminden kaçınılmalıdır. Yağ ve tuz içeriği çok yüksek olan bu yiyecekler sağlık riskleri yaratabilirler.

    12. Besinlerin satın alınması ve pişirilmesi sırasında oluşabilecek risklere dikkat edilmelidir. Günü geçmiş, tazeliğini kaybetmiş, ambalajı bozulmuş besinler satın alınmamalı, yiyecekler kızartma ve kavurma yerine haşlama ya da ızgara yöntemleri ile pişirilmeli, besinlerin hazırlanması ya da saklanması sırasında hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Böylece yiyeceklerin besin değeri korunarak yeterli ve dengeli beslenme sağlanmış olur.

    13. Uygun vücut ağırlığı korunmalıdır. Şişmanlık ve zayıflık hastalık riskini artırır.

    14. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

    15. Tad alma, koklama, görme duyuları azaldığından yiyecekler hazırlanırken bu özelliklerine dikkat edilmelidir. Menülerinde hoşa gidecek ve kolay yenebilecek yiyecekler yer almalıdır.

    16. Çiğneme zorluğu olanlara yumuşak gıdalar verilmelidir.

  • Bayram çocuklarına şeker ve çikolata sınırsız olmamalı

    Ramazan Bayramı’nda, tatlı, şeker ve çikolata tüketiminin artması, özellikle çocukların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Çocuklar için psikolojik anlamda çok büyük bir önemi olan bayramların, tatlı ve özellikle de şeker tüketimi anlamına gelmesi, mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra, ağız ve diş sorunlarına da neden olmaktadır.

    Aileler, çocuklarının sağlıklı bir bayram geçirmesi için şeker ve çikolata tüketimlerine sınırlama getirmeli, tercihlerini çocukları için de sütlü tatlılardan yana kullanmalı, çocukların yeterli miktarda sıvı tüketmelerini ve dişlerini fırçalamalarını sağlamalıdır.

    Şeker ve çikolata bağımlılık yapar

    Özellikle bayram ziyaretleri sırasında tüketilen şeker, çikolata ve gazlı içecekler, çocukların beslenme düzenini ve sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bayram ziyaretleri sırasında sürekli çikolata tüketimi, çocuklarda huzursuzluk, sinirlilik ve bağımlılığa neden olarak obezite riskini artırır. Toplumun ısrarcı ikram tutumu, çocuklara karşı aileleri de zor durumda bırakmakta ve çocukları aşırı yeme eğilimine sürüklemektedir. Şeker ve çikolatanın çocuklar için tamamen yasaklanması doğru bir davranış değildir. Bu nedenle iki ya da üç küçük parça çikolata ve yine az sayıda şeker ile çocukların günlük ihtiyaçları sınırlandırılmalıdır.

    Bayram şekerleri dişleri çürütebilir

    Tatlı yiyecek ve içeceklerin tüketimi sonrası dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Ancak çocukların özellikle bayram gibi özel günlerde bu tür alışkanlıklarını düzenli olarak sürdürmedikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle şeker tüketimi sonrası dişler fırçalanmadığında ağızda kalan yiyecek artıkları bakteri üremesine yol açarak diş çürümesini hızlandırmaktadır. Bu durumda çocukların tükettiği tatlı ve şekerlerden sonra su içmelerini sağlanarak ağızdaki artıklar giderilmelidir. Çocukların azı dişlerinin yetişkinlere oranla girinti ve olukları çok daha derindir. Bu özellikleri nedeniyle dişler zor temizlenir. Özellikle lokum gibi yapışkan içerikli şekerlemeler çocuklar tarafından tüketildikten sonra mutlaka dişin fırçalanması sağlanmalıdır. Anne babalar çocuklarına diş fırçalamada yardımcı olmalıdır.

    Bayramda sütlü tatlı ve sebze tercih edilmeli

    Bayramın hem psikolojik hem de fiziksel anlamda iyi geçmesi için bayram boyunca yapılan ziyaretlerde, çocukların dengeli ve kurallı besin tüketilmesini sağlamak çok önemlidir. Şeker tüketimi sınırlandırılmalı, çocukların büyüme ve gelişmesi için kalsiyum yönünden zengin içerikli besinlerin tüketimine önem verilmelidir. Bu nedenle; baklava ve kadayıf gibi yağ ve şeker oranı yüksek olan tatlılar yerine, ev yapımı sütlaç, muhallebi ve dondurma gibi sütlü tatlıları yemeleri daha sağlıklıdır. Aşırı miktarda şekerli ve beyaz undun yapılmış hamurlu yiyecekler de mide ve bağırsak hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu tür yiyecekler kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğinden, çocukların bayramda da bol sebze ve meyve tüketmeleri sağlanmalıdır.

  • Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeğinizin ilk dişi çıkmaya başladıktan sonra, diş bakımına başlamanız gerekir. 1 tane dişi fırça ile fırçalamanız mümkün olmadığından, her gece ıslak ve yumuşak bir bezle bebeğinizin dişini temizleyebilirsiniz. Daha sonraları bu ıslak bezin üzerine kırmızı mercimek tanesi kadar florürlü diş macunu sıkıp o şekilde temizleyebilirsiniz. Bebeğiniz diş macununun tadını sevmiyor veya onu yemeye kalkışıyorsa hiç kullanmayabilirsiniz. Günde iki kez florürlü diş macunuyla fırçalamak çocuğunuzun dişlerini çürümelerden koruyacaktır. Biraz diş macunu yutması çok fazla kaygılanılacak bir durum değildir.

    1 yaşından sonra bebekler için hazırlanmış yumuşak bir diş fırçasıyla bebeğinizin dişlerini fırçalayabilirsiniz. Bebeğinizi buna alıştırmak için önceleri oyun olarak birlikte dişlerinizi fırçalayın. Özellikle sabah ve akşam yemekten sonra ailecek diş fırçalama zamanı eğlendirici bir oyun olabilir.
    Bebeğiniz bu işi size bıraktığı sürece dişlerini siz fırçalayın. Eliniz ile başının arkasından destek olursanız, dişlerini fırçalarken ağzının içini rahatça görebilirsiniz. Çocuklar 2 yaşına geldiği zaman dişlerini artık kendileri fırçalamak isterler. Eğer anne ve baba düzenli olarak dişlerini çocukları ile fırçalar ise, çocuklar da bunu çok kısa sürede öğrenecek ve zevkle yapmak isteyecektir.

    Beslenme sonrasında diş çıkarmaya başladığı andan itibaren bebeğinizin dişlerini ve diş etlerini temiz ve ıslak bir bezle silin. Dişlerini Korumak İçin; 2 yaşından sonra diş fırçalamayı kendisinin yapmasına olanak tanıyın. Düzenli olarak sabah-akşam diş fırçalama alışkanlığı için ailece diş fırçalamaya özen gösterin.

    Özellikle bebeğinizin beslenmesinin kalsiyum (süt, peynir, yoğurt ve yapraklı yeşil sebzeler) ve D vitamini (yumurta sarısı, balık ve süt ürünleri) içeriğinden zengin olmasına dikkat edin.

    Şeker ve çikolata gibi şekerli yiyeceklere yer vermeyin. Bebeğiniz büyüdükçe şeker ve çikolata yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamasına dikkat edin. Bebeğinize öğün aralarında da şekerli yiyecek vermemeye dikkat edin. Bebeğinize emzik kullanıyorsanız asla şekerli bir şeye batırıp vermeyin.

    Bebeğiniz uyurken biberonla şekerli yiyecek ve içecekler vermeyin. İçilmekte olan sıvının içindeki şekerler, ağız bakterileri ile karışıp dişleri çürütürler.

    Süt Dişlerine neden iyi bakım yapılmalıdır?

    Süt dişleri kalıcı dişlerin yerini tutmaktadır. Süt dişlerinin çürüyerek dökülmesi, ağız yapısında kalıcı değişikliklere neden olabilir. 6 yaşına kadar bebeğiniz süt dişleri ile beslenme ihtiyacını giderecektir. Bu nedenle çürük dişler beslenme bozukluklarına da yol açabilir.

    Çocuğun kendine güven duyması ve düzgün konuşması için sağlıklı ve beyaz dişlere ihtiyaçı vardır. Dişlerdeki şekil bozukluğundan dolayı düzgün konuşamayan, çürümüş dişleri göstermemek için ağzını sürekli kapatan çocuklar kendilerini iyi hissetmez. Nede olsa süt dişleri dökülüp yenisi çıkacak diyerek bu dişleri ihmal etmemeliyiz.

  • Bayram şekeri çocuğunuzu sağlığından etmesin

    Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı çikolata ve şekerlemelerin aşırı tüketimi çocukların sağlığına ve beslenme düzenine zarar veriyor. Çocuklara hayır diyemeyip, her ziyarette onlara fazla fazla ikramda bulunmak, sindirim sistemi hastalıklarından, alerjik reaksiyonlara kadar vücutta olumsuz etkilere yol açıyor.

    Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

    Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

    Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

    Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar. Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

    Çocuklar şekerlemeleri öğleden sonra yemeli

    Şekerleme tüketiminin planlanması çocukların iştahı ve yaşına göre değişir. Eğer şeker tüketimi öğleden sonraya bırakılabilirse çok iyi olur. Sabahları meyveyle tatlı ihtiyacını karşılamak, öğleden sonra birkaç parça çikolata ve akşamları da dondurma saati yapılabilir. Bayramda ekstra kaçamaklar olabilir. Ancak sabah ve öğle arasındaki döneme yani enerjinin yüksek olduğu zamanlara dikkat edilmelidir. Çocuklar konuştuğumuzu anlayacak yaşta ise, onlarla konuşulmalı ve şekerlerin hepsinin onun olduğunu ve bunu zamana bölerek yemesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocukların şeker tüketimi ailelerin kontrolünde olmalıdır.

    Alerjik reaksiyonlara yol açabilir

    Şekerlerdeki boyar maddeler, renklendiriciler, katkı ürünleri, doğal olsunlar ya da olmasınlar çok ciddi anlamda çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Bunların en tehlikelisi hızlı gelişen alerjidir. Renkli jelatin içeren ürünlerde sıkça görülür. Çocuk yer yemez 5-10 dakika içinde hızlıca döküntü, yüzde kulaklarda ödem meydana gelir. Bir de çocuklarda ürtiker denilen ve halk arasında kurdeşen olarak bilinen kaşıntılı döküntüler olabilir. Nispeten zararsız gözükse de bazen çok şiddetli olup ve çocuğun tedavi alması gerekebilir. Bunun için ilk kez temas ettiği şeyler çocuklara az miktarda verilip, gözlemlenmelidir.

    Çocuğunuza şeker yedikten hemen sonra 1 bardak su verin

    Şeker tüketimi çocukların diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle çürükleri olan çocuklarda yaygın ağrılarla yol açabilir. Bu nedenle her şeker tüketiminden sonra su içmeleri sağlanmalıdır. Günde iki kez dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır. Buna rağmen şiddetli ağrıları olursa hekimlerine gidene kadar ağrı kesici alabilirler.

    Günlük şeker tüketimi bir iki taneyi geçmemeli

    Günlük şekerleme tüketimi yaş grubuna göre değişmektedir. 2 yaşın altındaki çocuklar şeker ya da hazır gıdalar yememelidir. Özellikle cam şekerler bebekler için riskli olabilir. Hareket kabiliyeti gittikçe gelişen bebek, ani bir refleksle yemeği kontrol edemeyebilir ve cam şekeri geriye kaçırabilir. Ailenin kontrolü dışında yutulursa bebeği yüzükoyun çevirip sırtını pat patlayarak kusması sağlanmalıdır. Kusmuyorsa ve nefes borusuna kaçtığından şüpheleniliyorsa sağlık kuruluşuna gidilmelidir. 2 yaşın üzerindeki çocuklarda ise tüketilen şekerin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte günde bir ya da iki tane küçük bir misafir şekeri ya da en fazla üç parça çikolata tüketilebilir. Bayram tabaklarında hamurlu ve şekerli gıdalar da olacaktır. Neyse ki çocuklar bunları çok fazla tüketmemektedir. Ancak yine de çocuklar için sütlü tatlılar ve dondurma eşliğinde farklı alternatifler hazırlanmalıdır.

    Kolonyalar bebekler ve küçük çocuklardan uzak tutulmalı

    Bayram misafirliklerinin olmazsa olmazı kolonyalara da dikkat edilmelidir. Bu kolonyaların bebekle teması tehlikeli olabilir. Öncelikle bebekler her şeyin tadına bakmak ister, kolonyayı da içebileceği unutulmamalıdır. Böyle durumlarda hemen hastanelerin zehir danışma merkezleri aranmalı ve bilgi alınmalıdır. Temas edilen maddenin cinsi ve içilen miktar çok önemlidir. Eğer bebeğin kolonya içtiği biliniyorsa ağzı hemen soğuk su ile yıkanmalı ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Ancak çocuk yutkunmakta zorluk çeker, ağlama krizlerine girerse yanık ve zehirlenme tehlikesinden şüphelenilmeli ve doktora gidilmelidir.

  • İştah ve beslenme psikolojisi

    İştah ve beslenme psikolojisi

    Beslenme halk arasında karnın doyması, istenilen besinlerin tüketilmesi veya açlık duygusunun bastırılması olarak bilinir. Esas anlamda beslenme vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini yeterli ve dengeli şekilde alınmasıdır. Beslenmeye sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyolojik açıdan da incelenmesi gereken bir durumdur. Bazı insanların sinirlenince normalden farklı besin tüketmesi, kederlenenlerin alkol tüketmesi beslenmenin psikolojik boyutuyla ilişkilendirilebilir. Yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo verme konusunda hırslanan bayanlar genellikle iradelerine hakim olmayıp ‘yarın başlarım’ diyerek diyeti erteleyebilmektedirler.

    İnsanlar irade yetersizliklerinin değiştirilemeyeceğini düşünmektedirler. Değişime ‘hayır’ demesini öğrenerek başlayabilirsiniz. Başkalarına eşlik etmek yerine çevrenizdeki insanlara ‘Hayır’ diyebilmek , özgüveninizin artmasını da sağlayacaktır. Günlük hayatta yenilen besinlerin fayda zarar süzgecinden geçirilerek seçilmesi zararlı alışkanlıkların oluşmasını veya var olan zararlı alışkanlıkların devam edilmesini olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda fazla kiloların ve bazı hastalıkların bir nedeni aşırı beslenmektir. İştah da fazla beslenmeye neden olan dürtüdür. İştahı baskılamanın en kolay yolu kan şekerinde dalgalanma yaratan rafine şeker tüketiminden kaçınmak, gün içinde sık sık ve azar azar beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır.

    Posalı yiyeceklerin diyette arttırılmasıyla çiğneme ve tükürük salgısının artışı bazı sindirim hormonlarının salgılanması ve toplam besin alımının azalması söz konusu olmaktadır. Kuru fasülye , nohut, kuru barbunya, mecimek gibi baklagiller; fındık, ceviz, yerfıstığı gibi yağlı tohumlar kepeği ayrılmamış tahıl ürünleri sebze ve meyveler posa içeriği yüksek besinlerdir. Diyetin posa içeriğinin arttırılması için soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklu tüketilmesi gerekmektedir. Özellikle kan yağ değeri normalin üzerinde olanlar ; diyabet riski taşıyanlar, kabızlık sorunu yaşayanlar, kilo problemi olanlar, iştahını kontrol edemeyenler beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç yerine bulgur, haftada en az 1-2 kere kuru baklagil yemeği bol sebze ve meyve tüketmelidirler.
    Posanın söylenildiği olumlu etkilerini gösterebilmesi için mutlaka yeterli su da alınmalıdır. İşlanmiş şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Kısa sürede yükselen kan şekeri aynı hızla düşmeye başlar. Tatlı yenildikten sonra hızla yükselip düşen kan şekeri tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yedikten sonra tatlıyı bırakamaz. Bu nedenden dolayı tatlı tüketilecekse bile light ürünler tercih edilmelidir. Böylece iştah da baskılanmış olur.

    Spor yapmanın iştahı sınırladığına dair yapılan araştırmalarda spor yapılınca artan endofrin hormonunun iştahı baskıladığı aynı zamanda mutluluk verdiği bulunmuştur. Bu nedenle düzenli egzersiz ve spor yapmak iştahı baskılamak ve kilo vermek için sağlıklı bir sebep olabilir.

  • Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Tatlı ve şekerlemelere dayanamıyorsanız, bir dilim çikolatadan sonra paketi bitiriyor ve iştahınızı frenleyemiyorsanız, kontrol edemediğiniz ve kontrol etmeye çalıştıkça güçlenen bir yeme isteğiniz varsa karbonhidrat bağımlısı olabilirsiniz.

    Bu bağımlılık sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı gibi belirtilerle karşımıza çıkıyor, durdurulamayan bir iştah ve kontrol edilemeyen yeme isteği oluyor. Bazı araştırmalar şekerin kokainden daha etkili bağımlılık oluşturduğunu gösteriyor. Karbonhidrat Bağımlılığı ile ilgili araştırmalar yapan Dr.Richard Heller’e göre de, kilo problemi olan kişilerin %75′i karbonhidrat bağımlısı. Fazla karbonhidrat tüketimi, kan şekerini yükselterek, pankreasın insülin hormonu salgılamasına neden oluyor. Bu hormon kandaki şekerin hücre içine girmesini ve enerji için kullanılmasını sağlıyor. Fakat şeker kullanımı artarak devam ediyorsa insülin de aşırı salgılanıyor, hücreler ise artık insüline duyarsızlaştığı için insülin direnci ortaya çıkıyor, bu da vücuttaki yağlanmayı arttırarak, diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttırıyor. Bu yazımda karbonhidrat bağımlılığından kurtulmanızın, daha kolay ve kalıcı olarak nasıl kilo vereceğinizin bütüncül olarak bedensel, zihinsel ve ruhsal yollarını anlatacağım.

    California Üniversitesi’nden Dr.Robert Lustig,şekerin kokain kadar zararlı olduğunu, uyuşturucu maddeler gibi bağımlılık yaptığını söylüyor. Yine Fransa’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma şekerin kokainden daha güçlü bir bağımlılık haline dönüştüğünü ortaya koymuştu. Madde bağımlısı haline getirilen fareler, tercihlerini kokain yerine şekerli gıdalardan yana yapmıştı. Uzmanlar, şekerin beyinde çok güçlü bir ödüllendirme sinyali uyandırdığı ve irade mekanizmasını etkisizleştirdiği üzerinde duruyorlar. Hastalar ise şekerin geçici bir tatmin duygusu verdiğini, sonrasında daha çok tüketme isteği doğurduğundan bahsediyorlar. Bu daha sonra kişide suçluluk, değersizlik duygusu oluşturup daha fazla kilo almalarına neden olabiliyor.

    Karbonhidrat bağımlılığını yenmenin yolları:

    Bu konuya bedensel, zihinsel ve ruhsal olmak üzere bütüncül olarak bakmalıyız:

    Bedensel:

    1- Aşırı insülin hormonu salgılanmasına yol açan besinler daha az tüketilmelidir. Bunların en başında şekerli, nişastalı besinler, meyve suları, gazlı içecekler geliyor. İyi de bunu nasıl yapacağız. Yapmak için bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna edilmesi gerekiyor. İşte burada hipnoterapi,nefes çalışmaları, meditasyon, yaratıcı imgelem gibi bilinçaltı çalışmaları çok işe yarıyor. Yazının sonundaki hipnotik meditasyon yardımcı olacaktır.

    2- İnsülin direncini kırmanın en etkili yolu, daha fazla hareket etmektir. Yürüyüş gibi yapılan egzersizler, hücrelerin insülin hormonuna daha kolay cevap vermesini sağlar.

    3-Krom pikolinat destekleri insülin direncini azaltarak karbonhidrat bağımlılığına yardım edebilir.

    4- Omega-3 yağ asitleri içeren besinler (balık, ceviz, keten tohumu avokado) ,yağların enerji kaynağı olarak kullanılmasına yardımcı olabilir.

    5- Sabah kalktığınızda dinlenmiş hissettiğiniz kaliteli uyku,stresi azaltarak şeker bağımlılığında size yardım edebilir.

    Zihinsel ve ruhsal olarak:

    Karbonhidrat bağımlılığını tetikleyen asıl neden, bilinçaltındaki olumsuz mesajlar, sık tekrar edilen olumsuz düşünceler, duygular ve strestir. Stresli zamanlarınızda canınız tatlı çekiyor ve bu isteği zorlasanız da durduramıyorsanız, bilinçaltı eğitimi ile bunu çözebilirsiniz. Önce bilinçaltını biraz tanıyalım. Bilinçaltı, içimizde konuşan öteki tarafımız, bizi çoğunlukla sabote eden ses. Yunus Emre’nin ‘’Bir ben var benden içeru ’’dediği, Mevlana’nın ‘’Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı. Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisi birlikte kol kola girmeli. Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor. Örneğin bilinçli aklının, ’’çok şişmanladım, bağcıklarımı bağlayamıyorum’’ dediğini ve bilinçaltı aklının da ‘’çikolatanın lezzetini, güzelliğini, o görüntüyü ‘’hatırladığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı karbonhidrat tüketmeye neden olabilir.

    Kişi Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, stresini azaltabilmeyi bir uzman kontrolünde öğrendiğinde şekerli gıdalara ihtiyaçları azalır,kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri için de kilo verirler.

    Şeker, tatlı,çikolata bağımlılığını aşmanız ve ideal kilonuza inip ömrünüzce orada kalmanız dileğiyle hoşçakalın…

  • Obezite ile mücadele; mora biorezonans ve quantum manyetik analizörle yapılan terapi ve check-up

    Modern hayatın hızlı akışkanlığı,özellikle büyük şehirlerde iş hayatındaki insanların öğle yemeklerinde pek seçeneklerinin olmaması, karı-koca çalışan kişilerin geç saatte eve gelmeleri nedeni ile eskiden olduğu gibi nizami (çorba,ana yemek,pilav,tatlı,meyve gibi) yemek hazırlayacak derman ve sabra sahip olmaması ve benzeri onlarca etmen FAST-FOOD tarzı beslenmeyi başat kılınca OBEZİTE Batı gibi bizi de esir almaya başladı…

    Ancak öte yandan yanlış ve kötü beslenme alışkanlığı dışında şayet’’diyet yapmanıza rağmen kilo veremiyorsanız, su bile içseniz yarıyorsa,sporda attığınız terler boşa gidiyorsa…’’başka ciddi bir sorununuz var demektir; ENDOKRİN SİSTEM DÜZENSİZLİĞİ; yani hormonal dengesizlik.

    Bunun başlıca sebep ve belirtileri şunlardır;

    +İnsülin hormonunuz yüksektir: İnsülin pankreas bezindeki beta hücrelerinden salınır. Karbon hidrat ağırlıklı bir beslenme rejiminiz varsa kanda insülin hormonu sürekli optimal yani uygun düzeyin üzerindedir; dolayısı ile doygunluk hissi kısalır,acıkma ataklar şeklini alır.

    Belirtileri; Sık acıkma,sabah yorgun kalkma, öğleden sonrası bu histe artış, sabırsız öfkeli olma, enerjide düşme, yemekten sonra uyku basması, konsantrasyonda düşme, beynin alfa dalga düzeyinde düşme, kıvrak ve analitik düşünmede gerileme, horlama,uyku düzensizliği, sık gece idrarı, gece ağız kuruluğu,gece atıştırma ihtiyacı

    +Reaktif hipoglisemi durumundasınızdır; Fazla karbonhidrat ve nişastalı yiyecekler, şekerli besinler, aşırı kafein,stres ve ailede şeker hastalığı varlığı

    Belirtileri: Şekerli gıdalara aşırı düşkünlük,öğleden sonra başağrısı,zor uyuma,kötü rüya görme,öğleden sonra şeker,kahve isteme,sık baş dönmesi,yemek gecikince elde titreme ve çarpıntı

    +Tiroid bozukluğunuz vardır: Tiroid yetmezliği metabolizmanızı yavaşlatmıştır.

    Belirtileri; Kolay yorulma, enerji azlığı, kısa süreli hafızada gerileme, yavaş hareket, üşüme, terlemede azalma, kuru deri, kaşıntı,deri renginin sarılaşması, tırnaklarda kırılma, saç ve kaş dökülmesi, depresyon

    +Polikistik over sendromunuz vardır; Kadınlarda kilo almanın başlıca sebebidir. Yumurtalık kisti, tüylenme ve adet bozukluğu ile karakterizedir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği,yüzde aşırı tüylenme, erkek tipi saç dökülmesi(başın ardından), yağlı cilt ve sivilceler

    +Hormonlarınız fazla & kalsiyum düşüktür. Prolaktin süt salgı hormonu fazla buna karşın Ca++ düzeyi düşükse ciddi sorun var demektir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği, ani süt gelme durumu, tüylenme

    Şayet sizde de bu belirtiler varsa vakit yitirmemeniz gerekir, konu basit bir şişmanlık sorunu değildir!

    QMRA(KUANTUM MANYETİK REZONANS ANALYZER)Cihazı ile Tiroid (TSH, FT4, PROLAKTİN), Açlık ve tokluk kan şekeri, şeker yükleme testi(OGTT), kanda insülin, kan yağları, total kolesterol, trigliserit, LDH, HDL kolesterol, Karaciğer testleri (SGOT, SGPT, GGT, ALKELEN FOSFATAZ), Kanda ürik asit ölçümü, kortizol, ACTH(Cushing sendromu denen hipofizin fazla çalışması şüphesi için), kanda kalsiyum, magnezyum, selenyum ölçümü, insülin ve leptin ölçümü, FSH,LH,TESTESTERON ölçümü ve tam sistem check-up’ı yapılmalıdır.

    Pozitif sonuçlarla karşılaşılması halinde Andulasyon terapi, FOTON TERAPİ, MORA NOVA BİOREZONANS TERAPİ cihazları ile bu değerler yeniden optimal düzeye getirilmelidir. Yukarda anılan düzensizlilerde derhal en yakın hastaneye başvurunuz, tetkik öncesi ilaç almayın, aç olun, uykunuzu alın, 1 gün önce alkol ve sigara kullanmayın.

  • Kandida mantarı (candida albicans) sindirim rahatsızlıkları, dikkat eksikliği, fazla kilo ve depresyon nedenidir.

    Kandida mantarı (candida albicans) sindirim rahatsızlıkları, dikkat eksikliği, fazla kilo ve depresyon nedenidir.

    Kandida mantarı (candida albicans) sindirim rahatsızlıkları, dikkat eksikliği, fazla kilo ve depresyon nedenidir. Şeker tüketmeyiniz.

    Kandida (Candida albicans) maya formunda bir mantar çeşididir. Vücutta kontrolsüz bir şekilde fazla çoğalarak, bağışıklık sistemini zayıflatır. Stres, antibiyotikler, şeker tüketimi ve yanlış beslenme mayanın gelişimi için uygun ortam oluşturmaktadır.

    Tedaviye direnen birçok ağır hastalığın temelinde kandida yer almaktadır. Hafif vakalar fark edilip erken tedavi edilirse, kişi gelecekteki birçok sorundan korunmuş olur. Teşhisi zor olduğundan, çoğu vaka teşhis edilene kadar ciddi bir sorun haline gelmiş olur.

    Kandida bağırsakların içine tutunarak, ince ve kalın bağırsakta doku hasarına neden olur. Bu hasar normal gözeneklerin genişlemesine, henüz tam sindirilmemiş yiyeceklerin bağırsak duvarından geçmesine neden olur. Yiyecek toksinleri kan dolaşımına karışarak yiyecek alerjisi ve duyarlılıklarına yol açarlar. Kandida’sı olan çoğu kişi yiyeceklere ve kimyasallara karşı duyarlılık geliştirir.

    Bağışıklık istemi zayıfladığında veya mantarlara ideal bir gelişme ortamı sunulduğunda (önceden hasar görmüş deri veya mukoza alanları, nemli ve ılık vücut alanları kuluçka alanı yerine geçer, karbonhidratlardan zengin ortam) bir enfeksiyon ortaya çıkar.

    Maya problemiyle bağlantılı çok semptom keşfedilmiştir: Depresyon, anksiyete, mantıksız dav­ranışlar, sinirlilik, ishal, karın bölgesinde gaz, kabızlık, mide ekşimesine bağlı boğaz yanması, sindirimsizlik, kendine gü­ven kaybı, uyuşukluk, migren ağrıları ve hatta akne… Kadınlarda, mesane ve idrar yolunda rahatsızlıklar, tekrarlayan vajinal maya enfeksiyonları, regl öncesi sendromu ve diğer regl güçlükleri, erkeklerde prostatitis ya da prostatitisin enflamasyonu da Kandida’dan kaynaklanmaktadır.

    Çocuklarda Kandida semptomları, hiperaktiviteden, öğren­me bozukluklarına, tekrarlayan kulak enfeksiyonlarından, be­bek bezi kızarıklıklarına, ishal ya da kabızlığa, iştahsızlığa ve uyku bozukluklarma kadar değişiklik gösterir.

    Kandida antibiyotiklerin aşırı kullanımından, aşırı antibi­yotik verilmiş hayvanların et, süt ve yumurtalarının tüketiminden kaynakla­nmaktadır. Antibiyotik kullanmamaya karar vermiş olsanız bile, yediğiniz yiyeceklerden antibiyotik alma tehlikesiyle karşı karşıya olabilirsiniz.

    Sağlıklı bir vücutta bifidus ve acidophilus bakterileri yanyana bulunur. Antibiyotik kullanımı yüzünden eksilen bifidus ve acidophi­lus popülasyonu yenilenmelidir.

    Antibiyotiklere ek olarak Kandida’nın artmasına neden olan, bağışıklığı baskılayan steroid ya da kortizon ilaçları da Kandida olasılığını artırırlar.

    Dolaylı olsa da, astım da Kandida ile ilişkilidir. Sık sık astım olarak yanlış teşhis konulan vakalar, aslında yiye­cek duyarlılıklarına gösterilen ciddi reaksiyonlardır. Buna ek olarak, çoğu astımlıya steroidler verilir. İlaçların zincirle­me reaksiyonu Kandida’nın baş göstermesine neden olan vücut kimyası dengesizliğine yol açmaktadır.

    Kandida’ya eğilimli bir sistemde hormon tedavisi bile, sentetik hormonlar vücudun doğal hormonlarının dengesini bozduğundan dolayı tehlikeli olabilir. Sağlıklı ve dengeli bir vücut hormonlarını kendi üretir. Fakat hormonlar sentetik olarak yaratıldığında, bileşenler doğal olanlardan kalite olarak farklıdır ve vücudun fonksiyonları konusunda karmaşa yaratırlar. Sentetik hormonlar vücutla uyumlu ve dengeli değildirler. Bu nedenle östrojen, progesteron ya da doğum kontrol hapla­rı Kandida’yı daha kötüleştirir ve bağışıklık sisteminin daha fazla çalışmasını gerektirirler.

    Kandida bağışıklık sistemini zayıflatır ve savaşmasını zorlaş­tırır. Ya­kın zamanda açığa çıkan otoimmün hastalıkların çoğu, bağı­şıklık sisteminin aşırı yüklenmesinden dolayı oluşmaktadır. Kandida, kalın bağırsağın enflamasyonu demek olan kolit için de bir ön şarttır. İnce bağırsağın enflamasyonu olan Crohn hastalığı vakalarında da genellikle önce Kandida’nın oluştuğu görülmektedir.

    Kandida’yı teşhis etmek genellikle zordur. Kandida’nın varlı­ğı vücudu ona karşı antikorlar üretmeye teşvik ettiğinde, ma­ya saldırıyı geçiştirmek için spor formunu alır. Maya sporları küf sporları gibi çok küçük to­murcuklar halindedir. Senelerce kuluçkada bekler bekler.. Sonra birden Kandida’ya dönüşürler. Kandida mayasının “dallanan” formu, kendisini bağırsak duvarına yapıştırır ve bu duvarın bütünlüğünü parçalamaya başlar. Spor formundaki maya, sert kabuğun altındaki tahıl tanesine benzer. Mayanın çoğu kuluçka döneminde olduğu takdirde, spor­lar vücudun antikor üretmesini tetiklemez. Bu nedenle, serum antikor testi Kandida’yı teşhis edemeyebilir ya da test sadece hafif bir vaka olduğu bilgisini verebilir. Oysa gerçekte, Kan­dida çoktan oldukça büyük bir koloni oluşturmuş olabilir.

    Kandida’nın Biorezonans ile tedavisi:
    Biorezonans terapileri ile mayanın ölmesine neden olacak vücut koşullarının dengelenmesi ve teşvik edilmesi­ sağlanır. Kandida haftada bir kez olmak üzere uygulanan birkaç seanslık biorezonans terapisi ile tedavi edilebilir. Sağlıklı bakterilerin yenilenebilecek, gelişebilecek bir ortama kavuşmaları sağlanır. Normal bağırsak florası korunmuş olur. Tedavi sıra­sında Kandida yok olurken bazı semptomlara neden olabilir. Organizmaları içlerinde zehir taşıdıklarından zarları yırtıldığında toksinler vücuda yayılabilir. Maya ölmeye devam ederken, toksinler bağışıklık sistemini daha da zayıflatacağından enfeksiyonlar, alerjiler, kronik hastalıklar ve “kendini iyi hissetmeme” hali orta­ya çıkabilir. Bu bir iyileşme krizidir. Toksinler vücuttan atıldıktan sonra iyileşme başlar.

    Biorezonans ile Kandida tedavisi sırasında tüketilmesi önerilmeyen gıdalar:
    Her türlü şeker,
    Şekerli unlu mamulleri (pasta, kek, baklava, kurabiye, bisküvi vs.),
    Tatlı ve pudingler,
    Çikolata ve meyve şekerlemeleri,
    Meyveli, çikolatalı sütler,
    Kakao ve nutella,
    Bal, reçel, marmelad ve meyve konserveleri,
    Şekerli içecekler (limonata, kola, meyve suyu vs.),
    Meyveler ve meyve kuruları,
    Beyaz un içeren ekmek ve makarna gibi rafine karbonhidrat­lar,
    Pilav ve makarnalar,
    Beyaz ekmek çeşitleri,
    Patates ve nişastalı ürünler,
    Hazır çorba ve soslar,
    Alkollü içkiler (Rakı, viski, bira, likör, şarap vs..)
    Alkolsüz bira,
    Şeker içeren sirke, soya sosu, ketçap vs..
    Mayalı yiyecek ve içecekler (ekmek, bira gibi…)

    Tüketilmesi önerilen gıdalar:
    Taze yumurta,
    Balık,
    Yeşil sebzeler,
    Şifalı otlar,
    Kabuklu yemişler (şekersiz!),
    Soya ürünleri (Tofu peyniri, soya sütü, soya eti)
    Doğal maden suları,
    Bitki çayları,
    Keten tohumu yağı,
    Greyfurt çekirdeği ektresi,

  • Pirincin de yağı var!

    Neyim varmış?

    -Kan yağlarınız yükselmiş!

    -Kolesterol mü yüksek yani evladım!

    -Hayır teyzem! LDL denen kötü kolesterolünüz; yaşınız ve eşlik eden hastalıklarınıza göre normal ancak trigliserit dediğimiz kan yağlarınız almış başını gidiyor.

    Kan yağını, kolesterol olarak duymuşta trigliserit denen ucubeyi “ilk duyuyor” teyzenin kulakları.

    Yağ yemiyorum demek istiyor ama trigliserit; soru ünlemiyle çöküyor kadının simasının ortasına.

    Soru sorarmışçasına bakan gözleri daha fazla endişelendirmeden doktor açıklamasına devam ediyor:

    -Çok şeker yiyorsunuz, o yüzden bu kadar yüksek yağlarınız!

    Fazla glikoz gliserole dönüşüyor, gliserolde trigliserite demek istiyor aslında doktor.

    Kadının endişesi şaşkınlığa dönüyor, şaşkınlığı da birazcık alaya kaçar gibi.

    İnanılır gelmiyor duydukları.

    Öyle ya! Yağla şekerin ne alakası var?

    Hasta endişesinden sıyrılmış, şaşkınlığı atmış üzerinden.

    Güveni de yerinde. Hiçbir şey yemiyorum der gibi aslında mimikleri.

    -Ne yağ yiyorum doktor ne de şeker!

    Yağ kısmında durmuyor bile doktor.

    Halk arasında şişmanlık olarak bilinen obezitenin tanı ölçütü olan vücut kütle indeksi 30’u deviren hastasının diklenmesine aldırış etmeden:

    -“Hadi beraber bir şeker hesabı yapalım, teyzem” diyor aralarındaki yaş farkı on yıl olan hastasına.

    Peşin hükümlü bir soruyla devam ediyor doktor:

    -Ne kadar çay içiyorsun.

    -On bardak.

    -Bir bardağa ne kadar şeker ilave ediyorsun.

    -Üç çay kaşığı.

    Tepeleme bir çay kaşığı 48 kalori ediyor. Spor yapmayan ortalama yetmiş kiloluk bir insanın; kilosunu koruyabilmek için ihtiyacı olan günlük kalori miktarı ise 1600 kalori.

    Hasta bir bardak daha çay içse; sadece su içerek şişmanlayan nadir insanlardan biri olarak tarihe geçecek aslında!?

    Daha bunun ekmeği var, pastası var, böreği var,

    Reçeli var, pekmezi var, şerbeti var,

    Patatesi var, mısırı var, arpası var,

    Var da var…..!

    Taşı toplamak zor olsa da,

    Gel şimdi ayıkla bakalım, pirincin de yağı var!