Etiket: Şeker

  • Metformin ile ilgili merak edilenler

    1-Metformin ne zaman ve nasıl keşfedilmiştir?

    1922 yılında Emil Werner ve James Bell tarafından keşfedilen Metformin, 35 yıl boyunca araştırma amaçlı kullanılmıştır.1950 yılında Flipinlerde Eusebio Y. Garcia tarafından İnfluenza tedavisi için kullanılırken ilacın kan şekeri düşürücü etkisi gözlemlenmiş, Garcia ilacın antiviral (Viruslara etkili ), antimalaryal (Sıtmaya etkili ) , antipiretik ( Ateş düşürücü ) etkisi ile ilgili makaleler yayınlamıştır. Sonrasında Fransa’da Dr.Jean Sterne 1957 yılında Aron laboratuarındaki çalışmalarında şeker düşürücü etkisini araştırmış ve sonrasında ilk defa diyabet tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır.İsmine Glucophage ( Glikoz yiyici ) denmiştir. İlaca 1958 yılında İngilterede 1972 ‘de Kanada’da izin verilmiş ve 1994 yılında FDA (Amerika İlaç Düzenleme Dairesi ) izin vermiş, 1995 yılından itibaren ABD ve tüm dünyada yaygın olarak Diyabetin tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır.

    2-Metformin hangi bitkiden sentez edilmiştir?

    Biguanid grubu ilaç olan metformin, Galega officinalis adındaki bitki ekstresinden sentez edilmiştir.

    3-Metforminin etki mekanizması nedir?

    a-) Karaciğerde üretilen glukoz miktarını azaltır bunun sonucunda insülin duyarlılığını artırır, perifer dokularda (kas ) kan şekerinin kullanımını artırır, serbest yağ asidi miktarını artırır.

    b-)Hc membranında CAMP kinaz enzimini aktivitesini artırır.İnsülin direncini düzeltir.

    4-Metformin hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır ?

    İnsülin Direnci

    Prediyabet (Bozulmuş açlık glukozu ve Bozulmuş glukoz toleransı )

    Tip 2 Diyabetes Mellitus

    Alkolik olmayan Karaciğer Yağlanması

    Polikistik Over Sendromu

    Prematur Puberte

    5-Tip 2 DM kullanımı nasıldır?

    Şişman Tip 2 Diyabetlerin tedavisinde kullanılır, hastaların 10 yıllık takip edildiği bir çalışmada diğer ilaçlara göre diyabetin komplikasyonlarının oluşumunu daha fazla engellediği görülmüştür.Sulfanilüre grubu ilaçlara göre daha az Kan şekerini düşürücü etki göstermiştir. Kilo aldırıcı etkisi yoktur kilo verdirebilir .Kilo verdirici etkisi İnsülin Direncini azaltmasından ve bulantı gibi yan etkilerinden dolayı olabilir ).

    6-Prediyabette (Gizli Şeker ) kulanımı nasıldır ?

    Diyabet önleme çalışmasında yaşam tarzı değişikliklerinin diyabet oluşumunu %58, Metforminin Diyabet oluşumunu %31 azaltığı görülmüştür.

    7-PKOS’ta kullanımı nasıldır ?

    PKOS hastalarının büyük çoğunluğunda insülin direnci oluşur buna bağlı PKOS ( Polikistik Over Sendromu ) hastalarının %15 de Tip 2 Diyabet (Şeker Hastalığı ) gelişebilir. İnsülin direncini düzeltici etkisi dolayısı ile PKOS (Polikistik Over Sendromu ) tedavisinde 1994 den beri kulanılmaktadır.

    8- Metformin başka hastalıklarda etkileri varmı ?

    Antipsikotik ilaç kullananlarda kilo alımını azaltığı , Pankreas kanserinden koruduğu , meme ve kolon kanserinde faydalı etkileri olduğu ile ilgili çalışmalar mevcut.

    9-Hangi durumlarda kullanılmamalıdır ?

    Böbrek hastalığı ,Akciğer ve Karaciğer hastalığı , Kalp yetersizliği olanlarda Laktik asidoz , Kontrast madde kullanılacak görütülemelerden önce metformin kesilmesi önerilir.

    10- Ne gibi yan etkileri olabilir ?

    GİS rahatsızlık (Bulantı , diyare,gaz,ishal ) yapabilir ,düşük dozlarla başlanılıp kademeli artırıldığında şikayetler az olur.Uzun süreli kullanımda vitamin B12 eksikliği yapabilir.İntravenöz kontrast kullanımı gerektiğinde ,cerrahi ve anestezi gerektiren durumlarda geçici olarak ara vermek gerekir.

  • Reaktif hipoglisemi nedir?

    Reaktif Hipoglisemi nedir?

    Özellikle karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bir açlığı takiben kan şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu tablo “reaktif hipoglisemi” olarak adlandırılır.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl gelişir?

    Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesinde hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Reaktif Hipoglisemi genelikle insülin direnci ile beraberlik gösterir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.

    Reaktif Hipoglisemi ne zaman ortaya çıkar?

    Reaktif hipoglisemi prediabetik dönemde, gastrik boşalma zamanının kısaldığı durumlarda, duodenal ulserde, gastrojejunostomi operasyonlarından sonra da ortaya çıkar. Hipertiroidi gibi gastrointestinal motiliteyi hızlandıran hastalıklarda aynı tabloyu ortaya çıkarırlar. idyopatik reaktif hipoglisemi oldukça sık rastlanan bir tablodur. Rafine karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bu tabloda semptomları gözden geçirdiğimizde, hipogliseminin kardiyolojik ve psikiyatrik hastalıklara benzeyebilir ve bu gibi durumlarda hipogliseminin araştırılması gerekir.

    Reaktif Hipoglisemi tanısı nasıl konur?

    Tanıda kullanılan iki önemli test vardır:

    Uzamış açlık testi

    Oral glukoz tolerans testi

    Uzamış açlıkta normalde kan şekeri düşer. insülin de bu düşüşü izler. Açlığın 72. saatinde kan şekeri 45 mg/dl çevresindedir ve burada sabit kalır. Glisemi 30 mg-40 mg/dl iken pratik olarak insülin undetectable (ölçülemez) olmalıdır.

    Oral glukoz tolerans testi reaktif hipoglisemiyi ortaya çıkarmakta kullanılır. Fizyolojik olmadığı ileri sürülmektedir. Bununla beraber henüz yerine koyabileceğimiz bir test yoktur. Bununla beraber 6 saat süren oral glukoz tolerans testinde, test sırasında yakınmaların olması ve gliseminin 55 mg/dl’nin altına düşmesi tanıda önemlidir.

    Reaktif Hipoglisemi ile beraber olan hastalıklar nelerdir?

    Hipertansiyon,migren,aritmi,gıda alerjisi,düşük riski reaktif hipoglisemi ile sıklıkla birliktelik gösterir.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

    Diyet ve egzersizle tedavi edilir. Düşük Glisemik indeksli diyet verilebilir.İnsülin direnci için kullanılan ilaçlar şikayetleri azaltabilir.

    .

  • Diyabetle yaşam

    Diyabet nedir?

    •Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.

    •Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.

    •Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.

    Diyabet Kontrolü ne demektir?

    Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır

    Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?

    •Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.

    •Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.

    •Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.

    •Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!

    Diyabet Tipleri

    •Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

    Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.

    Tip 1 diyabetin belirtileri

    •Aşırı miktarda susamak

    •Fazla miktarda idrara çıkmak

    •Çok fazla acıkmak

    •Ani kilo kaybı

    •Kendini çok yorgun hissetmek

    Tip 2 diyabetin belirtileri

    •Yorgunluk hissetmek

    •Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi

    •Kuru ve kaşıntılı bir cilt

    •Sık sık enfeksiyon gelişmesi

    •Sık idrara çıkma

    •Bulanık görme

    •Cinsel sorunlar

    •Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    •Açlık hissinin artması ve aşırı yeme

    •Ağız kuruluğu ve çok su içme

    Diyabette beslenme planlaması nedir?

    •Sağlıklı besinler seçmek

    •Gerekli miktarda besin almak

    •Uygun zamanda yemek

    Sağlıklı besinler seçmek

    •Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.

    •Daha fazla posalı gıdalar tüketin.

    •Daha az tuz tüketin.

    •Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.

    Fiziksel aktivite

    •Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.

    Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?

    •Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.

    •Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

    •Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.

    •Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.

  • Metabolik sendrom şeker, kalp ve tansiyon sorunlarını tetikliyor!

    Hareketsiz yaşam ve dengesiz beslenme pek çok hastalığı beraberinde getiriyor. Bunlardan bir tanesi de “metabolik sendrom”.

    Son yıllarda hızlı bir artış gösteren metabolik sendrom özellikle şeker hastalığını, kalp sorunlarını ve yüksek tansiyonu tetikliyor.

    Metabolik sendrom; Sosyoekonomik şartların düzelmesi ile tüm dünyada artan ciddi bir sağlık problemidir. Artan sosyoekonomik düzey, beraberinde hazır gıdaların tüketimini ve daha hareketsiz durağan yaşamı getirmiştir. Böylelikle bir dizi metabolik sorunun bir arada görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bu sorunlar şeker metabolizması, yağ metabolizması bozuklukları ve kan basıncındaki yükselme şeklinde olup “metabolik sendrom” olarak tanımlanır.

    Bu tanım Ulusal Kolesterol Eğitim Programı Erişkin Tedavisi tarafından önerilen basit ve yaygın olarak benimsenmiş bir tanımdır. ABD’de metabolik sendrom sıklığı genel olarak % 21.8 olup artan yaşla beraber bu oran %43.5’e kadar ulaşmaktadır. Toplumumuzda da bölgelere göre farklılıklar olmasına rağmen, metabolik sendrom sıklığı özellikle kadınlarda yüksektir.

    Metabolik sendromun en sık görülen özellikleri şöyle sıralanabilir;
    1- Yaşla artış söz konusudur, orta yaşlı ve yaşlı popülasyonda gittikçe artan oranlar vardır.

    2- Metabolik sendrom bulunmayanlara göre kalp damar hastalıklarına yakalanma ve ölüm oranları oldukça yüksektir.

    3- Şeker hastalığı gelişme riski 3 – 6 kat artmış ve bu artışa yüksek tansiyon hastası olma riski de eklenmiştir.

    4- Doğurganlık yaşındaki kadınlarda kısırlık, adet düzensizliği, kıllanmada artış gibi bozukluklar sıklıkla beraberinde görülür. Doğal olarak bu bozukluklar nedeni ile kalp, beyin, böbrek, karaciğer gibi pek çok organ olumsuz etkilenir.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 2005 yılında toplam 58 milyon ölümün %30’unun (yaklaşık 17.500.000 ölüm) kalp damar sistemi ve beraberindeki hastalıklardan kaynaklandığı belirtilmektedir. 2020 yılında bu oranın %36’ya ulaşacağı öngörülmektedir. Bu durumda, hastalığın erken tespiti ve tedavisinin yapılması, gelecek açısından
    oldukça anlamlıdır.

    Metabolik sendrom birkaç parametrenin bir araya gelerek oluşturduğu bir hastalık grubu olup bunlar;

    Şeker hastalığı ya da bozulmuş açlık şekeri varlığı,

    İnsülin direnci varlığı,

    Kan yağlarında dengesizlik (trigliserid>150 mg/dl, HDL-K erkeklerde <40 mg/dl, kadınlarda<50 mg/dl),

    Kan basıncı >130/85 mmhg ya da antihipertansif tedavi alıyor olmak,

    Bel çevresinin erkeklerde >94 cm, kadınlarda >80cm olması veya vücut kitle indeksinin >30kg/m2 olmasıdır.

    Metabolik sendrom tanımı için bu değerlerin iki tanesinin yan yana olması yeterlidir.

    Metabolik sendromlu hastalarda ilk ve ana tedavi stratejisi olarak, düşük kalorili diyetler ve egzersizle kilo verilmesi önerilmektedir. Kilo kaybı sağlanırken mevcut vücut ağırlığının 6 – 12 aylık sürede % 7 – 10 oranında düşürülmesi ve kilonun uzun dönemde korunabilmesi gerçekçi ve doğru olan yaklaşımdır. Uygun diyet ve egzersiz yapılan çalışmalarda, şeker hastalığına yakalanma oranını %60 azaltabilmektedir.
    Diğer taraftan tansiyon yüksekliği gibi ek problemlerin tedavisi zorunludur.

    Sonuç olarak metabolik sendrom sıklığı gittikçe artan ciddi bir sağlık problemidir. Ancak erken tespiti ile geriletilip durdurulabilir. Bu nedenle düzenli takip ve sağlıklı yaşam şekli değişikliği gereklidir.

  • Gebelik ve diyabet

    GEBELİK DİYABETİ

    Gebelik diyabeti tıp dilindeki tanımı ile “gestasyonel diyabet” olarak tanımlanmaktadır.

    Gebelik Diyabeti Nedir?

    İlk defa gebelik süresinde ortaya çıkan, saptanılan veya fark edilen şeker hastalığına gebelik diyabeti denilir. Gebelik öncesi bilinen veya saptanılmış şeker hastalığı yoktur.

    Gebelik Diyabeti Hangi Sıklıkla Görülür?

    Toplumdan topluma ve yapılan tanısal testlere göre görülme sıklığı değişkenlik gösterir. Ortalama gebelerin yaklaşık %1 ile %13'ün de gebelik diyabeti görülmektedir.

    Gebelik Diyabeti Kimlerde Daha Fazla Görülür?

    a) Gebelik öncesi şişman olan (vücut kitle indeksi 25 kg/m2'nin üzerinde ki) bayanlar,

    b) Ailesinde özellikle birinci derece yakınlarında (anne veya babasında) şeker hastalığı bulunanlar,

    c) 25 yaşından sonra gebe kalanlar,

    d) Daha önceki gebelikleri düşük ile sonlananlar,

    e) Daha önceki hamileliklerinde gebelik diyabeti saptananlar,

    f) Önceki doğumlarında 4 kilogramın üzerinde iri bebek doğuranlar,

    g) Polikistik over sendromu saptananlar,

    h) İdrar tahlillerinde glukoz (şeker) saptanan kadınlarda gebelik diyabeti görülme riski daha fazladır.

    Gebelik Diyabeti için Testler Ne Zaman Yapılmalıdır?

    Yukarıda sayılan özellikler varsa gebeliğin ilk ayında seker yükleme testi yapılmalıdır. Bu testte seker hastalığı çıkmaz ise gebeliğin 24-28'uncu haftaları arasında tekrar seker yükleme testi yapılmalıdır. Çünkü gebeliğin 24. ile 28. haftaları arası annede fizyolojik olarak insülin direncinin en fazla olduğu dönemdir.

    Gebelik Diyabetinin Tanısı Nasıl Yapılır?

    Gebelik diyabetinin teşhisi tek veya iki aşamalı olarak yapılmaktadır.

    a) İki Aşamalı Gebelik Diyabeti Tanısıİçin:

    Gebeliğin 24. ile 28. haftaları arasında günün herhangi bir saatinde, açlık veya tokluk fark etmeksizin 50 gram glukoz içeren sıvı içildikten bir saat sonra, plazma glukoz düzeyine bakılır 140 mg/dl veya üzerinde ise gebelik diyabeti açısından test kuşkulu olarak kabul edilerek testin ikinci aşaması uygulanır.

    Testin ikinci aşaması için; Sabah aç karnına açlık kan şekeri ölçümü için kan örneği alınır daha sonra 100 gram glukoz içeren sıvı içirilir bir, iki ve üç saat sonra kan örnekleri alınır,

    Normal Gebelikte

    Açlık kan şekeri 95mg/dl
    1.saat kan şekeri 180mg/dl
    2.saat kan şekeri 155mg/dl
    3.saat kan şekeri 140mg/dl'nin altında olması gerekir.

    Gebelik Diyabeti Tanısı İçin: Yukarıda belirtilen dört değerden en az ikisinin yüksek bulunması gerekir.

    b) Tek Aşamalı Gebelik Diyabeti Tanısı İçin: Son birkaç yıldan beri annedeki kan şekeri yüksekliğinin bebekte bazı olumsuz koşulları arttırdığı ileri sürülerek gebelik diyabetinin tanısında gebeliğin 24. ile 28. haftaları arasında sadece 75 gram glukoz ile şeker yüklemesinin yapılmasının uygun olacağı ileri sürülmektedir. Açlıkta ve 75 gr glukoz içirildikten sonraki 1. ve 2. saatlerde şeker ölçülür.

    Normal Gebelikte Açlık kan şekeri 92 mg/dl
    1.saat kan şekeri 180 mg/dl
    2.saat kan şekeri 153 mg/dl'nin altında olması gerekir.

    Gebelik Diyabeti Tanısı İçin: Yukarıda belirtilen üç değerden birisinin yüksek bulunması gerekir.

    Gebelik Diyabeti İçin Testleri Ne Zaman Yapalım?

    Gebeliğin 24. ile 28. haftaları arası fizyolojik olarak insülin direncinin arttığı ve dolayısıyla kan şekerinin yükseldiği dönemdir. Bu nedenle gebelik diyabetinin değerlendirilmesi hamileliğin 24. ile 28. haftaları arasında yapılması gerekir.

    Ayrıca gebe bir kadında

    a) açlık kan şekeri 126 mg/dl'den yüksek ise, veya b) şeker hastalığına özgü çok su içme, sık idrar yapma ya da ağız kuruluğu yakınmaları ile birlikte rasgele ölçülen kan şekeri değeri 200 mg/dl'den fazla ise gebelik diyabeti olarak kabul edilmektedir.

    Gebelik Diyabeti Neden Önemsenmeli?

    Gebelik diyabeti hem anne hem de bebek için önemli bazı olumsuz koşulları beraberinde getirmektedir.

    Gebelik diyabetinde düşük (abortus), erken doğum, organ anomalileri ve iri bebek (makrozomik bebek; doğum ağırlığının 4100 gramın üzerinde olması) görülme sıklığında artış olmaktadır.

    İri bebek görülme sıklığı gebelik diyabeti olmayanlar da %10 iken gebelik diyabeti olan kadınlarda bu oran %16-29'lara ulaşmaktadır.

    Ayrıca gebelik diyabeti olan annenin bebeklerinde doğumdan sonraki dönemde şeker düşüklüğü (hipoglisemi), kasılma (hipokalsemi), sarılık (hiperbilirubinemi) görülme oranlarında artış olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu bebekler uygun şekilde tedavi edildiklerinde bu metabolik bozukluklar uzun dönemli sekellere yol açmamaktadır. Diğer taraftan gebelik diyabeti annede tansiyonun yükselmesine de neden olabilir.

    İri Bebek Doğurmanın Neden Olduğu Sorunlar Nelerdir?

    Sezaryen ile doğum oranı artarken, koldaki sinirin zedelenmesi ya da köprücük kemiğinde kırık gelişmesi gibi doğum travmaları daha sıktır. Ayrıca bebeklerde doğum sonrası kandaki şeker (hipoglisemi) kalsiyum ve magnezyum seviyeleri düşük olabileceğinden doğum sonrası kontrolü gerekir.

    Gebelik Diyabeti Nasıl Tedavi Edilir?

    İyi kan şekeri kontrolü tedavinin esasını oluşturur. Bunun için “diyet ve egzersiz” ile kan şekerlerinde ki hedeflenen değerlere ulaşılmaya çalışılır. Hedeflenen değerler sağlanamazsa insülin tedavine başlanılır.

    Gebe Diyabetlide Hedef Kan Şekeri Düzeyleri Ne Olmalı?

    Açlık kan şekeri: 60-90mg/dl arasında
    Tokluk 1. saat: 140 mg/dl
    Tokluk 2.saat: 120mg/dl'nın altında

    Gece03 – 04 saatleri arasında ki kan şekeri düzeylerinin 70-90 mg/dl arasında olması gerekir. Ayrıca gebelik süresinde zaman zaman idrarda “ketonüri” bakılması gerekir. İdrarda ketonürinin bulunması gebenin yetersiz beslendiğini veya kan şekerinin yüksek seyrettiğini gösterir. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

    Tedavide Egzersiz ve Diyet Neden Önemlidir?

    Egzersiz gebe diyabetlide büyük önem taşır. Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmaları gerekir. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de her gün 45 dakika yapılmalıdır. Egzersiz kan sekerini düşürür.
    Beslenmede sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir. Zeytinyağı yenmeli, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız sut tüketilmelidir. Margarinden mümkün olduğu kadar uzak durulmalıdır. Gebelikte karbonhidrat alınması sınırlanmalı ve karbonhidratlar toplam kalorinin % 40'nı geçmemelidir. Diyet için hastanın diyabetini izleyen endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanı ile birlikte diyetisyenin birlikte hareket etmesi gerekir. Gebelik süresinde ortalama 10–12 kg alınması uygundur.

    İnsülin Tedavisine Ne Zaman Başlayalım?

    Diyet ve egzersize rağmen açlık kan sekeri 105mg/dl yi geçerse ve tokluk 1 saat 140 mg/dl, tokluk 2.saat 120 mg/dl ‘nin üzerine çıkarsa insulin tedavisine geçmek gerekir. Çünkü hamilelik süresinde kan şekerini düşüren hap tarzında ilaçların kullanılması önerilmez.

    İnsülin Tedavisini Nasıl Uygulayalım?

    İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi günde 4 kez de yapılabilir.

    İdeal insülin tedavisi; sabah, öğlen ve akşam ana öğünlerinden önce kısa etkili insülin veya hızlı etkili insülin analogları ile birlikte gece saat 22.30'da orta etkili insülin kullanılması ile yapılır. Bu tedaviye rağmen kan şekeri değerleri hedeflenen seviyeye getirilemezse sabah ve akşam günde iki kez bazal insülin tedavisi uygulanır. Günde 5 kez uygulanan insülin tedavisine rağmen kan şekeri değerleri hedeflenen düzeye getirilemeyen gebeler daha sonraki aşamada “insülin pompası” ile tedavi edilir.

    Doğum Sonrası Gebelik Diyabeti Kalıcımıdır?

    Gebelik diyabeti doğum sonrası hastaların %2- 14'ünde tip 2 diyabet olarak devam edebilir. Bazı hasta grubunda ise doğumdan sonraki ilk 5 yıl içerisinde %10-50 oranında tip 2 diyabet geliştiği gösterilmiştir. Sonuç olarak gebelik diyabeti gelişen kadınlar da yaşam boyu tip 2 diyabet gelişme riski oldukça fazladır.

    Doğum Sonrası Ne Yapılmalı?

    Annenin beslenmesi gebelikte olduğu gibi devam eder. Kan sekeri genellikle kendiliğinden düzelebilir. Doğumun olduğu gün ve ertesi günler kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Eğer doğum sonrası kan şeker değerleri normal ise doğumdan 1–2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. . Ayrıca 6 ayda bir açlık kan şekeri düzeylerine bakılması gerektiğinde şeker yüklemesi yapılması gerekir. Sonuç olarak hamilelik sonrası kadınların düzenli egzersiz yapması ve kilo vermesi yanında sağlıklı beslenmeleri gerekir.

    Daha sonra tekrar hamile kalacaklarsa gebelik diyabeti gelişme riski fazla olduğundan gebelik öncesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanına görünmelerinde büyük yarar olacaktır.

  • Şeker hastalığı neden önemsenmeli?

    Şeker hastalığı nedir?

    Pankreas bezinden kan şekerini düzenleyen insülin hormonu salgılanmaktadır. Şeker hastalığı tıp dilindeki adı ile “diabetes mellitus” pankreas bezinden salgılanan insülin hormonunun ya yetersiz salınması ya da etkisinde ki kusur sonucu kan şekerinin yükselmesi ile karakterize kronik bir hastalıktır.

    Dünyada ve ülkemizde hangi sıklıkla görülür?

    Ne yazık ki, adı kadar tatlı olamayan bu hastalığın görülme sıklığı günden güne artış göstermektedir. Örneğin 2010 yılında dünyada 366 milyon diyabet hastası bulunurken 2030 yılında bu rakamın 552 milyona erişmesi beklenmektedir. Dünya da olduğu gibi hastalık ülkemiz için tehlike oluşturmaktadır. Rakamlarla ifade edecek olursak, 2002 yılında yapılan bir çalışmanın verilerine göre ülkemizde 20-29 yaşları arasındaki bireylerde diyabet sıklığı %7.2 iken bugün için bu rakam %13.7'ye ulaşmıştır. Ülkemizde 3.576.665 kişi şeker hastalığı tanısı almıştır. Ne yazık ki bir o kadar kişide de şeker hastası olmasına rağmen şeker hastası olduğunu bilmemektedir.

    Kimler şeker hastalığı riski taşımaktadır?

    Şişmanlık (obezite), birinci derece akrabalarında şeker hastalığının bulunması, hipertansiyon, kan yağlarında (serum trigliserid düzeyinde ki) yükseklik, gebelik döneminde gebelik diyabeti saptanan kadınlar, fast-food tarzı yağdan zengin gıdalar ile beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı şeker hastalığının ortaya çıkışını arttırmaktadır.

    Şeker hastalığının belirtileri nelerdir?

    Başlıca belirtileri, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrar yapma, gece idrara çıkma, çok yemek yeme, öğünlerde sonra uyuklama, çabuk yorulma, kaşıntı, sık tekrarlayan mantar enfeksiyonları, yaraların geç iyileşmesi, bulanık görme, iştahın normal olmasına rağmen kilo kaybıdır.

    Şeker hastalığı nasıl teşhis edilir?

    Normal sağlıklı bir insanın sabah açlık kan şekeri 70-99 mg/dl arasındadır. Bir kişide şeker hastalığının teşhisini koyabilmek için en az 8–10 saatlik açlığı takibensabah aç karnına bakılan açlık kan şekeri değerinin 126 mg/dl veya üzerinde bulunması yeterlidir.

    Diğer taraftan, şeker hastalığına ait belirtilerden bir veya birkaçı bulunan (ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrar yapma, çok yemek yeme, iştahın normal hatta fazla olmasına rağmen süratli kilo kaybı) bir kişinin aç veya tok olarak bakılan kan şekeri değeri 200 mg/dl veya üzerinde ise o kişi şeker hastasıdır.

    Bilindiği gibi glikozile hemoglobin kısaca HbAıc şeker hastalarının kan şekeri düzeyini yansıtan önemli bir göstergedir. Son yıllarda HbAıc değerinin %6.5 veya üzerinde bulunması ile de şeker hastalığının teşhisi konulabilmektedir.

    Açlık kan şekeri değeri 100 ile 125 mg/dl arasındaki kişilerde şeker hastalığının araştırılması için mutlaka 75 gram ile şeker yüklemesinin (oral glukoz tolerans testinin) yapılması gerekir. Şeker yüklemesinin ikinci saatinde bakılan kan şekeri değeri 200 mg/dl ve üzerine bulunması şeker hastalığının tanısı için yeterlidir. Eğer 2. saatteki kan şekeri değeri 140 ile 199 mg/dl arasında ise o kişide eskilerin değimi ile gizli şeker (latent diyabet) tıp dilindeki ismi ile bozulmuş glukoz toleransı vardır. Yani bu kişi şeker hastalığı adayıdır. Yapılacak olan yaşam tarzı değişikliği ile söz konusu kişinin şeker hastalığına yakalanmasının önlenmesi veya geciktirilmesi mümkündür.

    Şeker hastalığına bağlı komplikasyonlar nelerdir?

    Açlık kan şekeri değeri 126 mg/dl' in üzerinde olması ve/veya toklukta (ağza alınan ilk gıdadan iki saat sonra) bakılan kan şekeri düzeyinin 140 mg/dl' den daha yüksek değerlerde seyretmesi göz, böbrek, kalp ve damar sistemi üzerinde pek çok olumsuzluğu beraberinde getirir. Çünkü şeker; kanda bulunduğundan ve kan da damar içinde dolaştığından damara zarar verir. Başta kalp, beyin, böbrek gibi hayati işlev gören organlarda olmak üzere, ayaklarda ve gözlerde tahribat ve sorun meydana getirir. Şeker (glukoz) miktarı çok arttığında idrarla şeker kaybı da fazla olur.

    Örneğin hastalığın ilerlemesi gözlerde körlüğe, böbrek fonksiyonlarının bozulması ürenin ve tansiyonun yükselmesine ve kişinin böbreklerinin görevini yapamaması da, böbrek (dializ) makinesine bağlı olarak yaşamasına yol açar. Ayrıca kan şekeri yüksekliği vücuttaki yağların yükselmesine, kalp hastalığının gelişmesine neden olur. Ayaklarda kapanması geciken yaralar kan şekerinin yüksekliğine bağlı olabileceği gibi, oluşan yaralar kan şekerinin yükselmesine neden olabilir. Çünkü şeker hastalarında enfeksiyona karşı yatkınlık vardır. Bu nedenle ayakta oluşan bir ufak yaranın önemsenmesi gereklidir. Oluşan bu olumsuz ve istenmeyen yan etkiler kişinin hem yaşam kalitesini düşürür hem de ölümlerin artmasına sebep olur.

    İnsülin hormonunun yetersizliği veya fonksiyonundaki kusura bağlı olarak hücreler glukozu (şeker) kullanılamadığı için vücut, yağları ve proteinleri kullanmaya başlayacaktır. Bu yüzden hem kilo kaybı hem de vücutta asit fazlalığı ortaya çıkar, ve hasta ölümle sonuçlanabilecek şeker komasına girebilir

    Sonuç olarak, şeker hastalığı son derece önemsenmesi gerekli bir hastalıktır adı gibi tatlı bir hastalı değildir.

    Şeker hastalığının bu olumsuz etkilerinden korunmak veya uzaklaşmak mümkün mü?

    Bu sorunun cevabı evet mümkündür.

    Neler yapılmalıdır?

    Düzenli diyet yapılmalı, kan şekeri ölçüm cihazı alınmalı ve kendi şekerini hem açlıkta hem de tok karnına doktorunun önerdiği şekilde ölçülmeli ve şeker takip defterine yazılmalı, doktorunun verdiği ilaçlar saatine uygun şekilde kullanılmalı, egzersizler düzenli olarak yapılmalı ve düzenli doktor kontrolüne gidilmelidir. Ayrıca, tansiyon (kan basıncı) ve kan yağlarının doktorunun önermiş olduğu sınırlarda tutulması gerekmektedir. Çünkü şeker hastalığında tansiyon ve kan yağlarındaki yükseklik hastayı olumsuz etkilemekte yaşam süresini kısaltmaktadır.

    Haftanın 4–5 günü 20 –30 dakika arasında yapılan yürüyüşün fazla kilo, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve yağ değerleri ile birlikte kalp ve damar sistemi üzerine de pek çok olumlu etkileri vardır. Sözü edilen öneriler sayesinde hem açlık hem de tokluk kan şekeri değerlerini normal sınırlara indirdiğimizde şeker hastalığına bağlı arzu edilmeyen komplikasyonları önlemek veya hiç değilse ortaya çıkışını geciktirmek mümkündür.

    Sadece açlık kan şekerinin normal olması yeterlimidir?

    Günümüzde açlık kan şekerinin normal olması şeker hastasını komplikasyonlardan korumadığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yemeklerden iki saat sonraki tokluk kan şekerinin 140 mg/dl'nin altında olması hedeflenmelidir.

    Ayrıca kan şekerinin (ortalama 3 aylık) önemli bir göstergesi olan HbAıc düzeyinin %7' nin hatta %6.5 altında olması ile diyabete özgü komplikasyonların önlenmesi veya geciktirilmesi mümkün olmaktadır. 3-6 aylık periyotlar halinde HbAıc düzeyine mutlaka bakılmalıdır

    Kan şekeri dışında nelere dikkat etmeli?

    Bir şeker hastasında sadece kan şekerlerinin arzu edilen düzeylerde olması komplikasyonlar açısından yeterli değildir. Şeker hastalığına bağlı komplikasyonlardan korunmak için kilo (bel çevresi), tansiyon (kan basıncı), kan yağlarının da hedeflenen değerlerde olması gerekir. Bu nedenle diyabet hastalarının kan basınçlarının sıkı kontrol edilmesi, tansiyon yüksekliği veya kan yağlarında herhangi bir bozukluk varsa mutlaka tedavi edilmeleri gerekir. Her şeker hastasının yılda en az bir kez göz muayenesini yaptırmasında yarar vardır. Diğer taraftan böbrekler de şeker hastalığı tarafından sıklıkla etkilenmektedir. İdrarda mikroalbuminürinin (MAU) bakılması ile böbreklerin şeker hastalığından etkilenip etkilenmediğini anlamak mümkündür. Özellikle hipertansiyonlu diyabetik hastalarda, böbreklerin şeker hastalığından etkilenme şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle hipertansiyonla birlikte seyreden şeker hastalarında böbrek yetmezliğinin gelişmemesi için hastaların yakından izlenmesi ve tansiyonun 130 / 80 mm Hg 'nın altında tutulması gerekir.

    Şeker hastalığı gözleri de olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastalık ilk tespit edildiğinde mutlaka göz hekimi tarafından göz dibi bakısının yapılması gerekir. Daha sonraki kontroller hastayı izleyen göz hekiminin önerisi doğrultusunda yapılmalıdır.

    Sonuç olarak, şeker hastalığı kronik bir hastalıktır. Hastalığın ilk teşhisinden itibaren yaşam tarzı değişikliklerinin (yani düzenli diyet ve egzersizin (özellikle yürüyüş günde 30–60 dakika) yapılması, kan şekerini düzenleyen ilaçların kurallarına uygun şekilde alınması ve/ veya insülinin zamanında uygulanması, hastayı izleyen hekimin önerisine göre düzenli (hem açlık hem de tokluk) kan şekerinin izlenmesi ve zamanında doktor kontrolünün yapılmasını gerektirir. Ayrıca hastada şişmanlık varsa kilonun verilmesi ve verilen kiloların korunması, tansiyon ve kandaki yağlarında yükseklik varsa mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

  • İnsülin direnci ne demektir?

    Günümüzde ençok karşımıza çıkan konulardan biri olan insulin direncini irdelemek , danışanlarımıza açıkça ifade edebilmek adına bu makaleyi hazırlamayı öncelikle istedim.

    Türkiye'deki veriler tüm dünydaki verilerden çok da farklı olmayıp bir çok ülkenin de önüne geçmiştir.2010 da açıklanan dünya çapında yapılan PURE çalışmasının Türkiye ayağı açıklamasına göre ve 2011 de açıklanan çok geniş çaplı epidemiyolojik bir çalışma olan TURDEP II çalışmasının verileri göstermiştir ki Türkiyede yaşayan insanların her ikisinden birinde insulin direnci , veya gizli şeker yani şeker hastası olma riski mevcuttur. !!!!!!

    Bu çok dehşet bilimsel veriler ışığında biz doktorlara düşen vazife de halkımızı bu konuda bilinçlendirmek ve bu hastalıkların gelişim yollarını önlemek yolunda , yani koruyucu hekimlik adına çalışmaktır.

    Sağlık Bakanlığımızında son yıllarda Türkiye'deki obeziteye karşı vermiş olduğu mücadele ve bilinçlendirme toplantı ve çalışmaları taktire şayandır.

    Türkiye insanında yaygın olarak gözlenen bel bölgesinde kalınlaşma , göbeklenmenin temel nedeni metaboliktir yani insulin direncidir. Bel kalınlaşması gördüğümüz kişilerde artık iç organ yağlanmasının da başlamış olduğunu görüyoruz. Bel kalınlaşmasıgerçekleşmemiş zayıf kişilerde bile ; ailesinde şiddetli şeker hastalığı öyküsü olan gençlerde iyi irdelendiğinde insulin direncine rastlıyoruz.

    KLİNİK DURUM:

    Bu gençlerin çok sık hastalandığını, basit enfeksiyonları ağır geçirdiğini, gebe kalamadıklarını veya düşükle sonlandığını gözlemliyoruz. Erken dönemde vücutta fazla sıvı birikimi yani ödemle tanışıyorlar. Genellikle tansiyonları yükselmeye başlıyor ve özellikle sinirsel hipertansiyonları erken yaşlarda başlıyor. Hatta ailede birçok kişide hipertansiyon öyküsü mevcut olduğu için genetic hipertansiyonları olduğunu zannediyorlar. Bağışıklık sistemleri zayıladığı için vücutlarının değişik bölgelerinde egzemalar, mantar enfeksiyonları , aftlar sedef vb lezyonlar çıkıyor.

    Romatizmaya da yakalanabiliyorlar.

    Kolesterol seviyeleri giderek yükseliyor. İyi huylu kolesterolleri düşüyor kötü huylu kolesterol ve şekerle ilgili kolesterol olan Trigliseridleri yükseliyor.

    Genelde standart olarak depresyona giriyorlar çünkü vitamin emilimleri bozuluyor çünkü B12 folat ve D vitaminleri özellikle çok düşük seviyelerde olduğu için giderek kısır döngüye giriyorlar.

    Bu hastalara öncelikle kolesterol , aspirin , tansiyon ve depresyon ilaçları başlanır. Çünkü erken evrede onlar aşikar olmuştur. Oysaki onları ortaya çıkaran ana mekanizma sinsice orada durmaktadır. Farkedilmeyi beklemektedir. Eğer hekimlerce farkedilmez ise başka başka muzurluklar yapmayı planlamaktadır: koroner kalp hastalığı ; kanser, Alzheimer vs…..

    Sinsice duran ve asıl tedavi edilmesi gereken ana problem insulin direnci ve gizli şekerdir.

    Bugün birçok hastalığın zemininde yeraldığı kesin kanıtlanmıştır.

    Tedavi edilmeli midir? Kesinlikle evet. Artık otörler gizli şeker evresinin de tip2 diyabetin bir fazı olduğunu kabul etmektedirler . çünkü bazı şeker hastalığına özgü komplikasyonlar duyarlı kişilerde bu evrede de görülebilmektedir.

    TURDEP II çalışmasında Türkiyede25 (OH) D 3 vitamin ortalamasının 10ng/mlolduğu saptanmıştır ki optimum olması gereken yanidiabetten ve kemik erimesinen , alzheimerdan, kanserden korunmak için olması gereken değerimiz minimum 30 ng/ml olmalıdır. Yine aynı çalışmada 4 kişiden birinde guatr olduğu ortaya çıkmıştır ve ortalama TSH seviyemiz yüksek bulunmuştur (4 civarı) Tüm bunlar Türkiyedeki obezitede önemli yer işgal etmektedir.

    Bu konuda ilgilenen uzmanlar epidemiyolojik çalışmalar ışığında halkı bilinçlendirmeli, halkı nasıl güneşleneceği konusunda bile eğitmelidir.

    Yakında gerçekleştireceğimiz halk toplantılarımızda tamamen bu konulara ağırlık vereceğiz, çünkü bu toplumumuzda en önemli konuların temelini oluşturmaktadır

  • Diyabet  ( şeker hastalığı )

    Diyabet ( şeker hastalığı )

    1)TANIM VE SINIFLANDIRMA:

    Diyabet, insülinin yokluğu, az salgılanması veya hedef hücrelerin insüline karşı direncine bağlı olarak kan şekeri konsantrasyonunun kronik olarak yüksek seyrettiği bir hastalıktır.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün kriterlerine göre venöz kanda açlık kan şekeri 140 mg/dl'yi geçerse veya 75gr'lık şeker yüklemesinden 2 saat sonra 200 mg/dl ve üzerinde bulunursa diyabet teşhisi konulur.1997 yılında Amerikan Diyabet Birliği (ADA) bu kriterleri revize etmiş ve açlık kan şekeri sınırının 126 mg/dl'ye çekilmesini tavsiye etmiştir.

    Diyabetin iki ana şekli Tip1 veya insüline bağımlı diyabet ( IDDM) ve Tip2 veya insüline bağımlı olmayan diyabettir ( NIDDM). Tip1 diyabet genelde çocukluk ve ergenlik çağında görülüp tüm diyabet vakalarının yüzde 20'sini oluştururken, Tip 2 diyabet orta ve ileri yaşta ortaya çıkıp Avrupa ve Kuzey Amerika'daki diyabet vakalarının yüzde 80'ini oluşturmaktadır.

    2)BELİRTİLER:

    Diyabetin teşhisi sırasında en sık rastlanan klinik bulgulardan bazıları aşağıdadır:

    • Sık idrara çıkma ve ağız kuruluğu ( Tip1 diyabette daha sık)
    • Güçsüzlük veya yorgunluk ( Tip1 diyabette daha sık )
    • Çok yemeye rağmen kilo kaybı ( Genellikle tip1 diyabette )
    • Bulanık görme ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Periferik nöropati ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Yaygın kaşıntı veya mantar hastalıkları ( Tip2 diyabette daha sık )

    3)TEDAVİ:

    Diyabet tanısı konulan hastaya ilk olarak ideal kilosuna göre kalori içeren, yeterli protein bulunduran ( % 10 – 20 ) ve enerjinin % 40 ila 60'ının karbonhidratlardan sağlandığı bir diyet verilmelidir. Kepek, yulaf, bakliyat, elma gibi gıdalardan yararlanılarak günlük diyetin lif oranı artırılmalıdır. Ayrıca egzersiz ve sigarayı bırakmak gibi hayat tarzı değişiklikleri de diyabetin tedavisinde önemli rol oynar.

    Hiperglisemi diyet ve egzersizle kontrol edilemiyorsa Tip2 diyabetiklerde oral hipoglisemik ilaçlara başvurulur.Tip1 ( IDDM) hastaların tümünde ve Tip2 (NIDDM) diyabetiklerin bir kısmında insülin kullanılır.

    Kan şekeri kontrolünde hedef glikolize hemoglobin ( HgA1c) seviyesini normal aralıkta tutmaktır.

    Diyabet ve kalp krizi riski:

    Kalp-damar hastalıkları riski Tip1 diyabette de, Tip2 diyabette de artmıştır. Diyabet hastalığı kişinin yaşam beklentisi genelde % 25 azaltırken, Tip 1 diyabette kalp damar hastalıkları tüm ölümlerin %15'ini teşkil eder; bu oran Tip2 diyabette % 58'e kadar yükselir! Amerikan Kalp Vakfı diyabet hastalığını sigara kullanımı, yüksek tansiyon veya kolesterol yüksekliği kadar tehlikeli bir risk faktörü olarak sınıflandırmıştır. Büyük epidemiyolojik çalışmalarda şeker hastası olan kişilerde kalp-damar hastalığı, enfarktüs ve ani ölüm riskinin normal kişilerinkinden 2 ila 5 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir..

  • Şeker hastalığı

    Şeker hastalığı

    ŞEKER HASTALIĞI

    Diyabet…

    Ömür boyu süren bu arkadaşlıkta diyabet konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olunursa o kadar sağlıklı bir hayat sürdürmek mümkündür.Bu nedenle diyabet eğitimi, tedavi içinde önemli bir yer tutmaktadır.

    Diyabet nedir?
    Pankreasdan salgılanan insülin hormonun tamamen ya da kısmen eksikliğine bağlı ortaya çıkan
    Kan şekeri yüksekliği ile kendini gösteren
    Kısa ve uzun dönemde ciddi olumsuz sonuçları olan
    Kronik tahrip edici bir hastalıktır…

    İnsulin nedir, ne yapar?
    İnsülin pankreas organının adacık hücrelerinden salgılanan bir hormondur ve şekerin kandan hücrelere geçmesinde anahtar rol oynar. İnsülin eksikliğinde hücreler kandaki şekeri alamaz ve enerji için kullanamaz. Böylece şeker kanda birikir ve kan şekeri düzeyleri yükselir.

    Kaç tip diyabet vardır?
    1. Tip I diabetes mellitus: Çocukluk çağı diyabeti
    2. Tip II diabetes mellitus: Erişkin çağı diyabeti
    3. Gebeliğe bağlı diabetes mellitus
    4. Bozulmuş glukoz toleransı
    5. Diğer diabetes mellitus tipleri
    6. İlaçlara ve pankreas hastalıklarına bağlı diyabet

    Tip 1 (çocukluk) diyabeti : Pankreastan salınan insülinin eksikliğine veya yokluğuna bağlı gelişir. Genetik olarak diyabete yatkınlığı vardır. Tedavide mutlaka insülin gereklidir. Her yaşta ortaya çıkabileceği gibi en sık 30 yaş öncesi gelişir. Diyabetik semptomlar ani olarak başlar. (Çoğunlukla şeker komasıyla ortaya çıkar) Hastalarda sıklıkla kilo kaybı vardır.

    Tip 2 (erişkin) diyabeti : En sık görülen diyabet tipidir. Gelişiminde 3 önemli faktör rol oynar;
    -Pankreas insülin salgısının bozukluğu
    -Salınan insülinin dokulardaki etkisizliği
    -Karaciğerde glukoz üretiminin artması

    Hastalar genellikle aile öyküsü olan, şişman, 45 yaşın üstündeki kişilerdir. Çoğu vaka semptomsuzdur, tanı rastlantısal olarak konabilir.

    2 diyabet arası farklar : Tip I Diyabet: İnsülin hiç yoktur ya da çok azdır. Tedavide insülin şarttır. Aile öyküsü %90 dır. Tip II Diyabet: İnsülin kısmen eksik ya da etkisizdir. İnsülin her zaman gerekli değildir.

    Gebelik diabeti nedir?
    Gebelik süresince ortaya çıkar ve genellikle gebelikten sonra kaybolur. Bu hastalarda ileri yaşlarda diyabet görülme olasılığı yüksekdir.

    Diyabet kimlerde görülür?
    Diabetes mellitus her yaşta ortaya çıkabilir. Yeni doğanlarda nadir görülür. Tip I diyabet çocukluk çağında daha sık görülür. Tip II diyabet daha çok orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkar. Yaş ilerledikce Tip II diyabet görülme sıklığı artar.

    Şeker hastalığının belirtileri
    Çok susamak
    Sık idrara çıkmak
    Yemek yedikten sonra gün içinde çok acıkmak
    Kilo kaybı yaşamak
    Yorgunluk

    şeker hastalığının en bilinen belirtileridir.

    Şeker hastasının sık su içmesinin nedeni: Kandaki şeker hücre içine giremez. Bu da kan şekerini yükseltir. Vücut kandaki yüksek şekerin bir kısmını idrar ile atmaya çalışır. Şeker bu yolla atılırken bol miktarda su atılımı da görülür. Susama isteğinin oluşumu bundan kaynaklanır.

    Çok yemek yendiği halde kilo kaybı olmasının nedeni: Şeker hücre içine girmediğinden beyindeki doyma merkezine açlık uyarısı gönderilir. Yemek yenilse bile açlık hissi devam edebilir. Kandaki şeker hücreler tarafından kullanılamadığı için kişi kilo kaybı ile karşılaşabilir.

    Yorgunluk hissi:Hücreler kandaki yüksek miktardaki şekeri alamaz ve enerji üretmek için kullanamaz. Vücutta yeterince enerji üretilemediği için şeker hastaları kendilerini yorgun hissedebilirler.

    Teşhisi:Şeker hastalığının kesin teşhisi için kan şekeri ölçümleri gerekir. Açlık kan şekeri 126 mg/dL üzerinde ise Günün herhangi bir saatinde bakılan kan şekeri 200 mg/dL üzerinde ise (2 ölçüm yapılmalıdır)Şeker yükleme testinde ikinci saat değeri 200 mg/dL üzerinde ise.

  • Diyabet nedir ?

    Kan şekeri, glukoz vücut için gerekli olan enerjiyi sağlar. İhtiyaçtan fazla şeker, gerektiğinde kullanılmak üzere karaciğer ve yağ hücrelerinde depolanır. Şekerin vücutta enerji olarak kullanılması ve depolanması için insüline gereksinim vardır. İnsülin şekerin kanda yükselmesini önleyen bir hormondur, midenin arkasında pankreas adlı organın beta hücrelerinde yapılır ve kana salgılanır. Yemekten sonra kan şekeri yükselince pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücre içine girmesini sağlar.

    Böylece kan şekeri normal düzeyde tutulur, yükselmez. Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır. İnsülin eksikliğinde veya etkisizliğinde şeker hastalığı “diyabet” ortaya çıkar. Kanda şeker miktarı artar ve böbreklerden idrarla dışarı atılır. Diyabet : vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması ve depolayamamasıdır.