Etiket: Sedef

  • Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı nedir ?

    Sedef hastalığı kalıcı yani tekrarlayan bir deri hastalığıdır. Amerika’da 7.5 milyon kişide sedef olduğu bilinmekte bu rakamın da Türkiye’de nüfusun yüzde 1’ne yakın olduğu tahmin edilmektedir.

    Sedef hastalığı neden oluşur ?

    Sedefin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber yeni yapılan bilimsel araştırmalarla sonuca giderek daha fazla yaklaşmakta ve biyolojik tedaviler adını verdiğimiz önceki sedef ilaçlarına göre tamamen değişik mekanizmalarla etkisini gösteren ilaçlarla özellikle ağır sedefleri ve sedef romatizmasını daha etkili ve yan etkisiz olarak tedavi edebilmekteyiz.

    Sedef bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemimizde görevli T lenfositlerin sedef hastalığının oluşmasında önemli rolü vardır. Özellikle başka hastalıklar nedeniyle yapılan kemik iliği nakillerinden sonra sedefin tamamen düzelmesi bunu doğrulamaktadır.

    Deride bir hasar oluştuğunda veya bir mikrop yerleştiğinde deri hücrelerinin bunu tamir etmek için daha fazla çoğalması gerekir. Amaç daha kısa sürede yarayı onarmak için hücreleri çoğalmaya teşvik etmektir. Fakat sedef hastalarında bağışıklık sisteminin T lenfositi adı verilen bu hücrelerin ayarı bozulmuştur ve normalde de herşey yolundayken deri hücrelerini arttırıcı maddeler salgılamaya başlarlar.

    Bunun sonucunda belirli bölgelerde hızla çoğalan deri hücrelerinin de fonksiyonları bozulur ve tam olarak olgunlaşmadan artış gösterirler. Aralarındaki bağlantıyı tam sağlayamaz ve kuruyup dökülen tabakalar oluştururlar.

    Sedefin karaciğerden kaynaklanan bir hastalık olduğu inanışı doğru değildir. Yenilen yiyeceklerle de bir alakası yoktur.

    Sedefin genetiği ve kalıtımı (Çocuklarımda da sedef ortaya çıkar mı?)

    Sedef hastalarının 1/3’ünün ailelerinde sedef hastalığı mevcuttur. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre çok daha sık sedef görülmektedir (Tek yumurta ikizleri : %71, çift yumurta ikizleri :%28)

    Sedefle ilgili olduğu bilinen gen PSORS1 olup MHC adını verdiğimiz bağışıklık sisteminin çalışmasını düzenleyen gen bölgesinde yer almaktadır. Aynı zamanda başka PSORS genleri de tanımlanmıştır.

    Bu genleri tanımlamanın tek yolu sedef hastalarından alınan kanın analiz edilmesidir. Ne kadar çok sedef hastası bu konu açısından araştırılırsa hastalığın kesin nedenine o kadar hızlı ulaşılabilir. Hatta Ulusal Amerikan Sedef Derneği bu nedenle bir biobank oluşturmuştur.

    Sedef kalıtsal bir hastalık değildir. Sedefli ailelerin çocuklarında sedefe yakalanma oranı normal ailenin çocuklarına göre %1-2 oranında artmış olmasına rağmen bu sedefe kesin yakalanacakları anlamına gelmemektedir.

    Sedefi arttıran nedenler

    Sedef bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalık olduğu için özellikle bazı enfeksiyonlar ve ilaçlar sedefi arttırabilmektedir. Aynı zamanda psikolojik stress ve iklim değişiklikleri de sedefi etkilemektedir.

    Psikolojik Stress

    Yapılan çalışmalar özellikle ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda stress ile beraber vücutta bağışıklık sistemini tetikleme özelliği olan bazı maddelerin kanda arttığı belirlenmiştir.

    Bakteri ve virüs enfeksiyonları

    Özellikle çocuklarda streptokok adında boğazda yerleşen bakteri enfeksiyonlarında sedefin alevlendiği bilinmektedir. Bu nedenle sürekli bademcik iltihabı geçiren hastaların tam bir tedavi görmeleri gerekmektedir. Sıklıkla dermatologlar kişide bir şikayet olmasa bile boğazdan pamuklu bir çubuk yardımıyla kültür alıp antibiyogram testi isterler. Bunlar haricinde vücutta sürekli bir enfeksiyon kaynağının bulunduğu hastalıkların (örneğin çürük diş) tedavisi şarttır.

    İklim

    Sedef güneşli iklimlerde azalır ve özellikle kışın artış gösterir. Yine düşük rakımlı bölgelerde sedef hastalığı daha az görülmektedir. Kuru iklimlerde nem az olduğu için hastalar kabuklanan bölgelerinde daha fazla kaşıntı hisseder. Bu nedenle sedef hastaları nemli iklimi olan bölgelerde daha rahat edebilir. Yine kışın kalorifer ve sobaların etkisiyle hava kurur ve kabuklanmalarda kaşıntı artar. Sedef hastaları kışın bol nemlendirici kullanmalıdır.

    İlaçlar

    Sedefi Arttıran İlaçlar :

    l Antimalaryal ilaçlar (Sıtma ve romatizma tedavisi) : chloroquine – Klorokin

    l Lityum (Psikiyatrik hastalıkların tedavisi)

    l Propanolol (Tansiyon ve kalp – damar hastalıklarının tedavisi)

    l Anti – enflamatuar (NSAID) ilaçlar : Sedefi arttırdıkları düşünülse de ağrı kesicilerin sedef üzerine etkilerinin çok az olduğu görülmüştür bu nedenle sedef hastalarında kısıtlanmamaktadırlar.

    Sigara ve alkolün sedefi arttırdığını gösteren bilimsel araştırmalar bulunmaktadır.

    Köbner fenomeni :

    Sedefsiz cildin yaralanması bu bölgede yeni sedef lezyonlarının oluşmasına neden olabilir. Bu duruma Köbner fenomeni adı verilir. Güneş yanığı ve kesikler bu duruma yol açabilir. Güneş sedef için çok iyi olsa da uzun süre yakıcak derecede güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Sedef hastaları kesinlikle kalıcı dövme yaptırmamalıdır çünkü dövme yapılan yerlerde de sedef ortaya çıkabilir. Sedef yaralarında yoğun kaşıntı çevre deride de Köbner fenomeni etkisiyle yeni sedef yaralarının oluşmasına yol açabilir bu nedenle tedavi edilmelidir. Ayrıca çoğu sedef hastası kabuklarla oynayıp koparır. Bu durum da yine aynı probleme neden olabilir.

    Sedefin Tedavisi

    Sedefin yaraları tedavi edilebilmektedir. Ama yaraların tekrarlanmasını şu anda tedavi edecek bir yöntem dünyada mevcut değildir. Sedef tedavisinde kullanılan yöntemlerini birkaç kategoride toplayabiliriz :

    · Merhem tedavileri :

    Merhemler de içlerinde bulunan maddelere göre birkaç gruba ayrılır. Merhemleri özellikle vücudun tümünü kaplamayan sınırlı sedefte kullanıyoruz.

    · Kortizon içeren merhemler :

    Özellikle kortizon ibaresini içerdikleri için hastalarımız arasında çok korkularak kullanılan ama yan etkileri abartılan ilaçlardır. Kortizon içeren ilaçların tedavisi kısa süre içersinde başlar. Kızarıklığı geçirmekte oldukça etkilidirler ve yoğun kabuklu olmayan sedef yaralarını kısa süre içersinde toparlarlar. Fakat dermatolog gözetiminde kullanılmaları gerekmektedir. Çünkü sedef kortizona direnç sağlar ve uzun süre kullanıldığında ilk başta gösterdiği iyileştirici etkiyi göstermez. Bu nedenle ilaçlarınızın dermatoloğunuz tarafından aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Kortizonlar eşit etkide değildir. Bazı kortizonlu merhemler diğerlerine göre daha kısa sürede güçlü tedavi edici etki gösterir ama uzun süre kontrolsüz kullanıldıklarında daha sık cilt incelmesi, ciltte damarlanma gibi yan etkilere yol açarlar.

    Kortizonlu ilaçlar dermatoloğunuz tarafından düzenli olarak kontrol edildiğinde tedaviler arasında en kısa sürede etki gösteren ve sedefi kontrol altına alan ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanıldıklarında yan etkiye yol açmazlar

    Güçlü kortizon içeren merhemler uzun süre doktor denetiminde olmadan ve yaygın sedefte kullanıldıklarında ciltten emilir ve kilo alma, kemik erimesi gibi kortizon tedavisine bağlı yan etkilere yol açabilirler.

    · Nemlendiriciler :

    Sedef tedavisinin en önemli unsurlarındandır. Sedefteki kabuklanma kaşıntı yapar ve tabaka oluşturarak diğer kremlerin sedef yaralarına ulaşmasını engeller. Nemlendiriciler kabuklanmayı azaltır ve sedefteki kaşıntı hissini engeller. Nemlendiricilerin hiçbir yan etkisi yoktur. Rahatlıkla uzun süreli kullanılabilirler. Nemlendiricilerin en basit ve ucuz olanı kuşkusuz vazelindir.

    · Kalsipotriyol :

    Kabuklanmayla seyretmeyen sedef yaralarında daha etkilidir. Özellikle sedefin iyileştiği dönemlerde iyilik halini devam ettirmek için kullanabiliyoruz. Vücuda sürülecek miktarı sınırlıdır bu nedenle yaygın sedef yaralarında kullanılmaz. Kasık ve koltukaltı, cinsel bölge gibi hassas ciltli bölümlerde kullanılmaz.

    · Katran türevleri :

    Katran türevi ilaçlar cilt hücrelerinin artmasını baskılayarak sedefi düzeltirler. Kömürden ve bitkilerden elde edilen türleri vardır. Kömürden elde edilenlerin uzun süre doktor kontrolü dışında kullanılmasının bazı kanser türlerini arttıracağını belirten bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu yan etkiye bitkisel kökenli katranlarda (Ardıç katranı gibi) rastlanmasa da yine doktor kontrolünde kullanılmaları çok önemlidir. Kullanılırken özellikle kokuları ve cildi boyamaları sorun çıkartır. Yeni ilaçlarda bu özellikleri azaltılmaya çalışılmıştır. Koltuk altı kasık genital bölge gibi cildin ince olduğu yerlerde tahrişe neden olduklarından kullanılmazlar.

    Katranlar bitkilerle sedefi tedavi ettiklerini iddia edenlerin başlıca kullandığı ilaçlardandır. Çoğu hasta yukardaki konularla uyarılmadığından tedavinin hatalı şekilde yaptığı kuru kızarık soyulan cildi normal zanneder ve kalıcı sonuç alacağını düşünerek bu yan etkilere katlanır.

    · Antralin :

    Farklı bir şekilde etki eden bu ilacın özelliği ciltte belirli bir süre bırakılarak tedavinin düzenlenmesidir. Ciltte boyama yapabilir veya hasta yanlışlıkla ilacı uzun süre cildinde tutarsa kızarma, yanma gibi yanık benzeri yan etkiler oluşur. Fakat özellikle tedaviye direnç gösteren sedef yaralarında etkilidir. Tedavinin zamanlaması çok önemli olduğundan mutlaka dermatolog kontrolünde kullanılmalıdır. Cildin ince olduğu koltuk altı, kasık ve genital bölge gibi yerlerde kullanılmaz.

    · Pimekrolimus ve Takrolimus :

    Yeni ortaya çıkan bu ilaçlar kortizon içermediklerinden uzun süreli olarak sedef tedavisinde kullanılabilmektedir. Özellikle yüz, göz kapakları gibi cildin ince olduğu bölgelerde rahatlıkla uzun süre kullanılabilirler. Bebeklerde uzun süreli yaygın olarak kullanılmasıyla birkaç hastada kan kanseri geliştiğinden mutlaka doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.

    · Işık Tedavileri ( Fototerapi : PUVA, Dar Bant UVB, Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ve Lazer ) :

    Işık tedavisi yani fototerapi güneşin sedef üzerindeki iyileştirici etkisini kopyalayıp özel cihazlarla uygulamak esasına dayanır. Morötesi ışık sedefin üzerine etkili olan ve güneşte bulunan ışık türüdür. UVA ilk bulunan ışık türüdür, UVB ve Dar Bant UVB sonradan bulunmuştur ve UVA tedavisine göre yan etkileri daha azdır. Işık tedavisinde her hastamızın korktuğu yan etki cilt kanseri gelişimidir. Oysaki Hacettepe Tıp Fakültesinde yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucunda bu merkezde tedavi gören sedef hastalarında cilt kanserine tedavi süresince rastlanmamış sadece zararsız güneş lekeleri gelişmiştir.

    Teknolojinin ilerlemesiyle fiberoptik sistemlerle morötesi ışığın sadece sedef yaralarının üzerine verilmesi mümkün olmuştur (Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ) Bu şekilde tüm cilt ışık almadan sadece problemli bölge tedavi edilebilmektedir. Lazerler ise diğer tedavilere göre biraz daha etkili olmaktadır fakat uygulama giderleri çok fazladır.

    Işık tedavileri kabin, el – ayak üniteleri, saç tedavi ünitesi ve hedeflenmiş (mikrofototerapi ) fototerapi şeklinde uygulanabilir.

    · PUVA :

    Fototerapilerin ilk kullanıma gireni olan PUVA tedavisi sıklıkla kabin şeklinde uygulanan bir tedavidir. Solaryuma benzeyen bir kabinin içersine hasta alınır ve kabin kapatılarak içerdeki floresan lambalarla hastaya belirli bir süre morötesi A ışığı verilir. PUVA tedavisinde morötesi A ışığının sedef yaraları tarafından daha iyi bir şekilde emilmesi için hastaya hap şeklinde bir ilaç verilir veya yaralara özel bir ilaç uygulanır. Hap şeklinde uygulanan ilaç sonrası tedaviden çıktıktan sonra hasta güneş gözlüğü ve şapka kullanarak bunlar haricinde güneş koruyucu sürerek dışarı çıkmalıdır. İlaçların etkisi belirli bir süre sonra bitecektir.

    Tedavi haftada 2 veya 3 kez uygulanır. Genelde 20 seans ile tedaviye başlanır ve hastanın tedaviye yanıtına göre fototerapiye devam edilir. Yan etkileri diğer ışık tedavilerine göre daha fazla olsa da başarılı olan vakalarda sedefin ortaya çıkmasını uzun süre baskılar.

    · UVB – Dar Bant UVB Tedavisi :

    Bu tedavi de PUVA’ya benzer şekilde uygulanır fakat floresanlar farklı olduğundan ürettikleri ışık da farklı olur. Bu tür tedavide önceden hap almak veya cilde bir ilacın sürülmesine gerek yoktur.

    · Hedeflenmiş fototerapi, Mikrofototerapi :

    Türkiye’de yeni uygulanan bu fototerapi yönteminde operatör cihazın özel başlığıyla direkt problemli cilt bölgelerine ışığı verebilmektedir. Daha kısa sürede yoğun ışık verilebilmektedir bu şekilde ve özellikle sınırlı bölgedeki sedefte haftada 2-3 kez uygulama ile ilaç sürmeden iyileşme mümkün olmaktadır. Sedefin tedavi sonrası sessiz kalma süresi 2-3 aydan başlamaktadır. Bu tedavinin avantajı hastada yaygın sedef bulunmasa dahi fototerapinin uygulanabilmesidir. Kalp hastaları ve kabine giremeyen hastalarda da bu tedavi rahatlıkla uygulanabilmektedir. Bu tedavi uzun süre krem tedavisi uygulamış kortizon direnci gelişmiş ve bu tedaviden sıkılmış hastalara bir alternatif sunmakta ve uzun süre remisyon(hastalığın tekrarlamamasına) neden olmaktadır.

    · Lazer tedavileri :

    Bu tür tedavilerde morötesi ışığın yoğunlaştırıldığı excimer lazerler veya sedefi besleyen damarları yakan lazerler kullanılmaktadır. Diğer tedavilere göre biraz daha uzun süre sedefsiz zaman sunsalar da tedavi maliyetleri oldukça yüksektir.

    · Hap ve iğne şeklinde tedaviler ( Sistemik tedaviler )

    Kuşkusuz bizden her hastamızın isteği sedef için hap veya iğne şeklinde bir ilaç önermemizdir. Çünkü krem tedavilerini uygulamak zordur özellikle çok yaygın sedef hastalığında zaten mümkün değildir. Fakat sedef için şu ana kadar yan etkileri hafif olan bir hap veya iğne piyasaya sürülmemiştir. Biz aşağıda bu hastalık için en sık kullanılan tedavileri listeleyeceğiz. Unutmayın ki sedef hastalığının tedavisi her hastamızda değişkendir. Tedaviyi seçerkenki arzumuz en az yan etkiyle hastamıza en fazla faydayı sağlamaktır.

    · Metotrexat :

    Bu ilaç kanser tedavisinde de kullanılan bir ilaç olup çoğu hastamız bu nedenle ilk planda ilacı kullanırken çekinmektedir. Fakat yeni deri altından uygulanabilen iğne şeklinde formlarının da çıkmasıyla ilaç genelde hastalarımız tarafından çok rahat bir şekilde kullanılmaktadır. Kullanım şekli genelde haftada bir veya 2 kezdir ve dozu hastanın kilosuna ve sedefin yaygınlığına göre hesaplanır. İlacın hap şeklinde kullanılmasıyla sıklıkla mide ve sindirim sistemi yan etkileri oluşabilir. Yeni deri altı uygulanan iğne şekliyle haftada bir kullanım ile bu yan etki de ortadan kalkmıştır. Metotrexat sedef hastalığında yanlış çalışan bağışıklık sistemi hücrelerini azaltarak etkisini gösterir. Aylarca dermatolog kontrolünde rahatlıkla kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken dermatoloğunuz tarafından önerilen tahlilleri düzenli yaptırmanızdır. Bunun dışında sağlık personelleri ve yakınlarında tüberküloz(verem hastalığı) bulunanlar dikkatle takip edilmelidir. Metotrexat kullanan hastalar çevrelerinde gribe yakalananlar bulunduğunda kendilerini korumalı, halsizlik öksürük gibi şikayetler ortaya çıktığında ateşin yükselmesini beklemeden doktorlarına danışmalıdırlar. Metotrexat basit bir enfeksiyonun bulgularını gizleyerek hastalığın artmasına neden olabilir. Uzun dönemde kullanımlarda karaciğer üzerine yan etkiler oluşturabileceğinden doktorunuz bazı durumlarda karaciğer biyopsisi isteyebilmektedir. Metotrexatı kullanırken başka ilaçlar kullanacağınız zaman doktorunuza danışmalısınız. İlacın etkisi genellikle 1 ay içersinde ortaya çıkar ve yeni uygulanan dozlarla beraber devam eder.

    · Acitretin ( Neotigason ) :

    Acitretin türü ilaçlar A vitaminin değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Hap şeklinde kullanılan ilaçlardır. Dozu ve kullanım süresi kilonuza ve sedefinizin ağırlığına göre hesaplanır. Bu ilaçlar cildi soyarak ve cildin yenilenme süresini ayarlayarak sedefi düzeltirler. Bu nedenle neredeyse bu ilacı kullanan her hastada gördüğümüz yan etkisi dudakta kuruma ve çatlama yapmasıdır. Bununla beraber eller ve ayakların cildinde soyulma incelme ve tüm vücutta hafif kuruluk yapabilmektedir. Tırnak değişiklikleri ve saç dökülmesi sık görülen yan etkilerdendir. Yüz cildi de kuruduğu ve hassas bir hale geldiği için mutlaka özellikle yazın yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kullanılmalıdır. İlacın kullanımı sırasında oluşan göz kuruluğu lens kullanan hastalarda problem oluşturacağı için lens kullanımı önerilmez. Acitretin kan yağlarınızı yükseltebilir ve karaciğer fonksiyonlarında yükselmeye neden olabilir. Bu nedenle aralıklarla doktorunuz sizden bazı tahliller isteyecektir. Acitretin uzun vadede güvenle kullanılabilen bir ilaçtır. Acitretin’in en önemli yan etkisi rahimdeki bebek üzerinedir. Acitretin kullanan bayanlarda hamilelik oluşursa çok yüksek oranda sakat bebek doğurma riskleri vardır. Bu nedenle ilaç kullanılırken ve bıraktıktan 2 sene sonrasına kadar bayanların çocuk sahibi olması önerilmez. Aynı zamanda emziremezler. İlacın bu yan etkisi nedeniyle verecekleri kan hamile bir bayana gidebileceği için bay bayan acitretin kullanan tüm hastaların kan vermeleri sakıncalıdır. İlaç başlandıktan sonra tam etkisini 1-2 ay içersinde göstermeye başlar.

    · Siklosporin :

    Kapsül şeklinde alınan bu tedavi sedefin oluşmasında etkili bağışıklık sistemi hücrelerini baskılayarak sedefi düzeltir. Siklosporin organ nakledilen hastalarda organın vücut tarafından reddini engelleyen bir ilaçtır. İlacın uzun vadede böbrekler ve kanda bulunan bazı elementler üzerine yan etkileri olabileceği için ilacı kullanırken düzenli tahliller yapılmalıdır. Siklosporin yaklaşık 1-2 ay içersinde sedef üzerine iyileştirici etkisini gösterir.

    · Biyolojik tedaviler :

    Sedef tedavisinde son olarak piyasaya verilen ilaçlardır. Sedefin oluşma nedeni üzerine etki göstermekle beraber bazıları oluşturdukları ciddi yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişlerdir. İğne şeklinde uygulanan tedavilerdir. İlacın türüne göre haftada bir veya 2 haftada bir şeklinde uygulanabilirler. Metotrexat’a benzer şekilde bağışıklık sistemini baskılarlar bu nedenle kullanan hastalar kendilerini enfeksiyonlara karşı korumalıdır. Diğer sistemik tedavilerde olduğu gibi belirli aralıklarla tahlillerle kontroller yapılmalıdır. Biyolojik tedaviler ülkemizde eğitim araştırma hastaneleri veya üniversite hastaneleri tarafından düzenlenen sağlık raporlarıyla SGK (SSK,Bağkur ve Yeşilkart) tarafından karşılanmaktadır. Genelde oldukça yeni olan bu tedavileri daha önce bazı ilaçları kullanan ve fayda görmeyen hastalarımızda kullanmaktayız.

    · İklim tedavileri ( Balıklı göl, Lut gölü ve diğerleri)

    Sivas’ta bulunan balıklı göl ve diğer bölgeler kuşkusuz hastalarımızın bize en sık sordukları tedavilerin başında yer alır. Balıklı göldeki balıkların hikmeti aslında sedef kabuklarını yiyerek yaranın kalınlığını azaltmaktır. Sedef yaraları incelen hasta açık havuzlarda güneşlenir ve aslında bizim hastane şartlarında yaptığımız ışık tedavisini doğal şartlarla uygulamış olur. Güneş ışığındaki mor ötesi ışık zayıf bir ışıktır ama balıkların incelttiği yaraya rahatlıkla nüfuz eder. Biz de fototerapi öncesi kalın yaraları olan hastalarımıza kabuk soyucular verip bu etkiyi sağlıyoruz. Fakat balıklı gölün en önemli etkisi kuşkusuz psikoloji üzerinedir. Dünyasında tek ve yalnız olduğunu düşünen hastamız burada bir çok sedef hastasıyla karşılaşır, dertleşir, hayatını paylaşır. Kendinden daha kötü durumdaki hastaları görüp haline şükreder. Sağlık Bakanlığımız kaplıca tedavisi olarak gördüğü bu tedaviyi sağlık raporu çıkartılması koşuluyla belirli bir yüzde ile karşılamaktadır. Tabii negatif olarak bahsedilen konu hijyendir. Kalabalık havuzlarda teorik olarak yaraları ısıran balıklar hastalar arasında hastalık taşıyabilirler. Teorik olarak bu risk varsa da bilimsel bir yayınla ispatlanmamıştır. Lut gölü İsrail’de yer alan bir göl olup atmosferinde mor ötesi ışık yoğundur bu şekilde sedef yaralarına faydası olmaktadır. Yani iklim tedavilerinde faydası dokunan unsurları biz zaten hastane şartlarında sağlayabilmekteyiz.

    Doktorunuz size uygun tedaviyi nasıl seçer ?

    Sedefin yaygınlığı, yaşınız , Neotigason gibi tedavilerde hamilelik durumu nedeniyle cinsiyetiniz ve sedefinizin tedavilere direnci büyük rol oynamaktadır. Genellikle biz hastanemizde sınırlı bölgelerdeki sedef için mikrofototerapi ve merhem tedavisi daha yaygın sedef için ise hap ve iğne tedavileri uygulamaktayız. Uzun süreli, kullanılan merhemlere direnç kazanmış sedefte de sistemik tedaviler kullanılabilmektedir.

    Sedef tedavisinda altın kural : Takiplere gelmektir

    Sedefin her hastada nasıl ilerleyeceği bir bilinmezdir. Bu nedenle biz hastalarımıza gerekli tedavileri önerdikten sonra onları kontrole çağırırız. Verilen ilaçlar ilk planda sedefi düzeltmeyebilir. Bunu gördüğümüzde ilaç değişikliği yapar ve sedef yaralarını düzeltmeye bir adım daha yaklaşırız. Bu nedenle hastalarımızın takiplerine mutlaka gelmeleri lazımdır.

    Sedef ve Psikoloji

    Sedef hassas ve düşünceli kişilerin hastalığıdır. Genelde ince düşünceli, hissettiklerini dışarı yansıtmayan, günlük hayatta belirli konuları kendine dert edinip uykularını kaçıran kişilerde sedef yoğun seyreder ve sık tekrarlar. Çözülemeyen sorunlarda başvurulması gereken bir psikolog veya acil bir tatil belki de en iyi reçete olabilir. Yine de bu tür düşünce yapısına sahip hastalarımız için en iyi öneri biraz daha “vurdumduymaz” olmalarıdır.

    Sedeflilere Ulaşın & Paylaşın

    Sorunlarınızın ve hastalığınızın üstesinden gelmenin en iyi yolu hayatınızı diğer sedeflilerle paylaşmaktır. Yalnizdegilim.com sitesindeki ve doktorsitesi.com’da yer alan sedef forumlarına üye olmayı ihmal etmeyin.

  • Sedef hastalığı ve sedef romatizması

    Sedefi deri ve cilt hastalığı deyip geçmeyin bu aslında bir Bağışıklık Sistemi hastalığıdır!!!

    Tam nedeni bilinmemekle birlikte bağışıklık (immüm), genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etki ettiklerinde şüphe edilen sedef hastalığı dünyadan yaklaşık 125 milyon kişiyi etkilemektedir. Vücutta sistematik etkileri olan, deriyle sınırlı olmayan aslında ihmal edilmemesi gereken bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Herhangi bir hastalığın belirtilerinden şüphelenildiğinde hemen bir uzmana danışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bir hastalığın tedavisinde en önemli etmenlerden birisi de erken teşhistir.

    Psöriazis halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir, deride kızarıklık, soyulma ve beyaz pullamaları olan döküntülerle karakterize edilir, ancak sedef sadece bir kozmetik sorun olan bir cilt hastalığı değildir. Sedef hastalığı vücudun kendi bağışıklık (immüm) sistemi tarafında deriyi hedef alarak saldırılmasından kaynaklanır, bu yüzden de bir bağışıklık sistemi (ototimmün) hastalığı olarak tanımlanır. Sedef hastalığı, genetik arka planı alan kronik ve karmaşık bir deri hastalığıdır. Sedef hastalığı vücudun kendi bağışıklık sistemi tarafından deriye hedef alarak saldırmasından kaynaklanır bu yüzden bağışıklık sistemi hastalığı olaraktan tanımlanır. Sedefte derinin yanı sıra eklemler omurga da bağışıklık sistemin saldırısına uğrayabilir ve ortaya eklemler omurga iltihaplı romatizmasının gelişmesine neden olabilir. Bu iltihaplı romatizma, Sedef Romatizması olarak bilinir, beş tipi vardır ve neredeyse vücudun herhangi bir eklemini tutabilir, psöriyatik arteritin tedavisi başlangıçta kortizon içermeyen ilaçlardan ibarettir, fakat artrit bu birinci basamak ilaçlara yanıt vermezse, kas iskelet sistemi aynı zamanda İç Hastalıkları ve Bağışıklık Sistemi uzmanı olan romatologlar, hastalığın daha uzun süre kontrol altına alınması için ve vücutta daha fazla immüm hasarının gelişmemesi için bağışıklık sistemini manipüle eden romatizma ve biyolojik adlı ilaçları kullanırlar.

    Cilt ve eklemlerin ötesinde, sedef hastalıkları sistematik olan hastalıklara olan bağıntısı son 10 senede birçok bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Kardiyovasküler risk faktörü bir aradan toplanmasıyla ortaya çıkan ve Metobolik Sendromumu olarak tanımlanan, sedef hastalarında genel topluma nazaran iki kat daha sıklıkla görünmektedir. Dolayısıyla, kolesterol yüksekliği, tansiyon hastalığı, kandaki yağ oranı ( trigliserid) fazlalığı, şeker hastalığı ve diyabet öncesi ( insülin direnci) gibi rahatsızlıkların sedef hastalığında görülme sıklığı daha fazladır. Sedef hastalığıyla görünen bu risk faktörlerin her biri kalp hastalığı gelişmesine risk arttırmasıyla birlikte, birçok çalışmada sedef hastalığın yarattığı kronik enflamasyon ve iltihabi durum da ayrıca bu risk faktörlerin birbiriyle sinerjik etki yaratarak Koroner Arter/ Kalp Damar hastalığın gelişmesine 2.5 kat arttırmaktadır. Bilimsel çalışmalarda sistematik tedavi yöntemleri özellikle romatolog tarafından romatizma için verilen bazı “ iltihap giderici” ilaçlar, kalp krizin ve koroner kalp hastalığı oranlarının istatiksel açıdan anlamlı bir şekilde azalttığı da kanıtlanmıştır.

    Ayrıca sedef hastalarında iltihaplı barsak hastalığı, kanser, karaciğer yağlanması ve depresyon gibi sağlık sorunları da daha fazla görülmektedir. Ruh sağlığını en çok olumsuz etkileyen hastalıkları olarak bilinir; sedef hastalığı Amerika’da yapılan çalışmalarda sedef hastaların % 96’sının görüntüsünden rahatsız olduğu, %36’sı eşlik eden uyku bozukluğu olduğu, % 40 toplumdan izole yaşadığı görünmüştür. En önemlisi bulgu da sedef hastalarının %20’si intihar düşüncesi içinde olması dikkat çekmiştir.

    TEDAVİDE YENİ YAKLAŞIM

    Bütün bu sebeplerden dolayı, tüm dünyada artık trend olan sedef hastalığının gittikçe bir deri hastalığın ötesinde olduğu ve olası sistematik tutumlardan dolayı bütün tedavi sadece bir dermatoloji ( cildiye) uzmanına yüklenmesi doğru olmadığı düşünülmektedir. Dünyada tıp camiası ve sağlık kuruluşları artık ekip çalışması ve “multidisipliner” yaklaşımla sedefin ( Deri romatizma ve diğer sistemik tutulumları) daha iyi tedavi edilebileceği düşünülmüştür. Eskiden sedefin “ cilt lezyonlarına bir dermatolog “ ve “romatizmasına bir Ramotolog “ bakılmasından ibaretti, ancak çalışmalara göre tedavi yöntemlerinde sedef hastaların dörtte üçünün tedavilerinden memnun olmadığı ve üçte birinin tedavilerinde etki bulamadığı belirlenmiştir. Artık tedavi yöntemlerin ve sistemik hastalıkların risk değerlenmesinde farklı branşlarla birlikte ( örneğin kardiyolog, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı, aile hekimi, diyetisyen gibi uzmanlar) kontrol altına alınması hastaya en iyi sonuç getireceği düşülmektedir. Sedef hastasına doğru zamanda en uygun ( klasik ve en yeni) tedavilerin verilmesi konusunda bir Ramotolog uzmanıyla önemi gittikçe artmaktadır, çünkü artık orta- şiddetli sedef ve sedef romatizma hastalarında olay cilt ve eklem tutumundan çıkmış olup öncelikle temeldeki bağışıklık sistemi bozukluğu doğru tedavisiyle “ kaynaktan kontrolü” söz konusudur. Romatem uzman doktor kadrolarını, teknolojik ekipmanı ve Kaplıca bölgesindeki konumunu göz önünde bulundurursak , çok yakında Bursa Romatem Hastanesi sağlık turizm çerçevesinde dirençli Sedef ve sedef romatizmaları için tedavi paketleri planlamaktadır.

    Özel Bursa Romatem Hastanesi bu konuda sedef cilt ve sedef romatizmasının multidisipliner yaklaşımıyla işbirliği yapabilecek Türkiye’nin nadir merkezlerinden biridir. Kendi hekim kadrosunda tam zamanlı uzman Ramotolog, Fizik Tedavi ve Diyetisyen doktorları bir arada bulundurmakla beraber modern ve yeni tedavi yöntemlerini ilaçlı veya ilaçsız tamamlayıcı tıp yöntemlerini özellikle Balneo- Fototerapi ve termal tedaviyle birlikte bağdaştırıp, doğru yapabilen dünyanın sayılı sağlık kuruluşlarından biri olmaktadır. Özel Bursa Romatem Hastanesi, etkili ekip çalışmasını ve sunabileceği farklı ve başarılı tedavi yöntemlerini bir an önce dünyaya bildirip Bölgesel Sedef Tedavi merkezi olma yolundadır ve özel Sağlık Turizm paketleri çalışmalarına başlamıştır.

  • Psöriatik artrit hastalığına güncel yaklaşım

    Sedef romatizması ya da tıbbi ismiyle psöriatik artrit sedef hastaların %7-40 kadarını etkileyen iltihaplı bir romatizmadır. Adından da anlaşılabileği gibi hastalık sedef hastalarında görülmektedir. Ancak her sedef hastasında sedef romatizması görülmez.

    Hastaların büyük bir kısmında romatizmal bulgular sedef hastalığından sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak daha düşük bir kısmında sedef hastalığıyla aynı zamanda veya eklem bulgularından sonra sedef bulguları ortaya çıkmaktadır.

    Sedef romatizması el eklemlerinde görülebileceği gibi diz ekleminde de tek başına ortaya çıkabilemektedir. Bazı hastalarda ise hastalık tek başına bel kalça ağrısı ve sabah tutukluğu ile seyretmektedir. Esasında romatizmal hastalıkların en önemli bulgularından olan sabah tutukluğu yakınması sedef romatizmasının da önemli bulgularından biridir.

    Sedef hastalığında sıklıkla tırnaklarda pitting olarak adlandırılan toplu iğne batırılmış gibi çukurlar eşlik etmektedir. Bunun yanında yine tırnaklarda sararma şeklinde tırnak yatağından ayrılmalar da eşlik edebilir.

    Sedef yaralarının dağınıklığı ya da çok fazla olmasıyla sedef hastalığının şiddeti arasında net bir ilişki bulunmamaktadır. Yani bir hastada tek bir sedef lezyonu bulunmasına rağmen şiddetli eklem bulguları olabilir, tüm vücudunda sedef lezyonları olmasına rağmen hiç bir eklem yakınması olmayabilir.

    Sedef hastalığının genetik geçişi çok yüksektir. Bu yüzden ailede bir kişide sedef hastalığının olması diğer kişilerde de sedef hastalığının ortaya çıkabileceğinin önemli bir işaretidir.

    Sedef hastalığının tanısını koyduracak bir kan testi var mıdır sorusu çok sık olarak sorulmaktadır. Özellikle eklem bulgularının şiddetli olduğu zamanlarda kandaki iltihap testleri yükselebilmektedir. Bunun dışında tanı hastanın klinik durumuna göre konmaktadır. Hastalık için özel bir kan testi bulunmamaktadır.

    Hastalığın tedavisi tamamen hastalığın şiddetine göre değişmektedir. Metotreksat gibi ilaçlar sıklıkla ilk tercih ilaçlardır. Bunun dışında bu ilaca cevap vermeyen ya da tedaviye cevap vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler alternatif tedavi olarak düşünülebilir. Tedavi süresi hakkında yorum yapmak çok zor çünkü her hastanın durumu farklılık göstermektedir. Çoğunlukla 2 yıllık tedavi süreci sonrası yeniden tedavinin gözden geçirilmesi doğru olmaktadır.

    Sedef romatizması için verilen ilaçların en büyük avantajı hem sedef lezyonlarında hem de sedef romatizmasına etkili olmasıdır.

  • Psöriatik artrit (sedef artriti)

    Psöriatik artrit, psöriazis (sedef) adı verilen bir cilt hastalığı bulunanların yaklaşık %15-20’sinde görülen, eklem iltihabına verilen addır. Birçok eklemi tutabilir ve yakınmalar da kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Psöriatik artrit, tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken tanıyla, ne kadar erken tedaviye başlanırsa, eklem hasarına bağlı sakatlığın da önüne geçmek o kadar mümkündür.

    Psöriatik artrit nedir?

    Psöriazis, halk arasında sedef hastalığı olarak da bilinen; deride kızarıklık ve soyulma, beyaz pullanmalarla seyreden döküntülü bir cilt hastalığıdır. Sedef hastalığı, vücudun bağışıklık sistemi tarafından deriyi hedef alarak saldırmasından kaynaklanır. Bazı sedef hastalarında bağışıklık sistemi, derinin yansıra eklemlere de saldırarak eklemde iltihap gelişmesine neden olur. Sedef gibi, psöriatik artrit semptomları da alevlenme ve yatışmalarla seyreder. Hastalık bulguları kişiden kişiye değişir; hatta aynı kişide bile zamanla tuttuğu eklem bölgeleri değişebilir.

    Psöriatik artrit vücudun herhangi bir eklemini tutabilir. Sadece tek eklemi, birkaç eklemi ya da birden çok eklemi etkileyebilir. Omurgayı tutabilir ; aşağı bel bölgesinde ağrı, sırt ve boyun ağrısı, göğüs kafesinde ağrıya neden olabilir. El-ayak parmakları gibi küçük eklemlerin yanı sıra diz, ayak bileği gibi büyük eklemleri de tutabilir. Bazen el veya ayak parmaklarının birinde, boylu boyunca şişlik ve kızarıklıkla sosis görünümde ‘daktilit’ denilen duruma neden olabilir. Tırnaklarda iğne ucu gibi çukurluklara (yüksük tırnak) veya tırnakta kabalaşma ve tırnağın yatağından ayrılması gibi değişiklikler görülebilir.

    Psöriatik artrit, omurgayı tuttuğunda, spondilit denilen sırt veya boyun ağrısına, eğilirken zorlanmaya neden olur. Psöriatik artrit, tendon ve bağların kemikler üzerine tutunduğu noktalarda hassasiyete neden olabilir. ‘Entezit’ diye adlandırılan bu durum, topuk, ayak tabanı, ayağın arka kısmında, dizin ön kısmı, dirsek etrafında veya diğer alanlarda ağrıya neden olabilir. Entezit, psöriatik artritin karakteristik özelliklerinden biridir.

    Psöriatik artrite ne sebep olur?

    Psöriatik artrite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Psöriatik artriti olan kişilerin yüzde 40’ında, birinci derece (hatta bazen ikinci derece akrabalarda da olabilir) akrabalarında sedef veya sedefe bağlı artrit öyküsü vardır. Bu da hastalığın gelişiminde, kalıtımın önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Bu hastalar üzerinde yapılan genetik çalışmalar, birçok genin bu hastalık gelişiminde rolü olabileceğini göstermiştir. Yalnızca genetik faktörler değil, geçirilen enfeksiyonların da, bağışıklık sistemini aktive ederek, hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde rolü olabileceğini düşündürmektedir. Yaygın cilt döküntüsü bulunan sedef hastalarına, etrafındaki kişiler bazen sanki bulaşacakmış gibi dokunmaktan kaçınırlar. Sedef hastalığı bulaşıcı değildir. Bu nedenle lütfen bu kişilere dokunmaktan çekinmeyiniz.

    Psöriatik artrit kimlerde gelişir?

    Psöriatik artrit, genellikle 30 ila 50 yaşları arasındaki kişilerde görülür, ancak çocukluk çağında da başlayabilir. Erkekler ve kadınlar eşit risk altındadır. Psöriatik artritli çocuklarda üveit (gözün orta tabakasının iltihabı) gelişme riski daha fazladır.

    Sedef hastalığı olan insanların yaklaşık yüzde 15-20’sinde psöriatik artrit gelişir. Genellikle önce cilt bulguları çıkıp, ardından yıllar sonra artrit gelişir. Bazen her ikisi bir arada çıkar. Nadiren de önce eklem bulguları gelişir sonra döküntü çıkabilir.

    Psöriatik artrit nasıl teşhis edilir?

    Psöriatik artrit tanısı için, romatoloji doktoru, şiş ve ağrılı eklem ile artrit belirtilerini ve sedefin tipik deri ve tırnak değişikliklerini araştırır. Eklem hasarını aramak için genellikle direkt röntgen filmleri alınır. Ekleme ve omurgalara daha detaylı bakmak için manyetik rezonans görüntüleme (MRI), ultrason veya tomografi taramaları yapılabilir.

    Kan testleri; gut, osteoartrit ve romatoid artrit gibi benzer belirti ve bulgularla seyreden diğer eklem hastalıklarını ayırt etmek için yapılabilir. Psöriatik artritli hastaların, kan testlerinde inflamasyon ve hafif anemi çıkarabilir. Bazen deri biyopsisi sedefi doğrulamak için gerekebilir.

    Psöriatik artrit nasıl tedavi edilir?

    Psöriatik artritin tedavisi, hastadan hastaya ve tutulan eklem bölgesine göre değişir.

    Eklemde ağrı ve iitihabı gidermek için steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçlar (NSAİİ-naprosyn, diklofenak, indometazin gibi), mide korunarak tok olarak alınabilir. Tek eklem tutulumunda, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir. Ancak ağızdan (sistemik) kortikosteroid tedavisi, psöriatik artritte kullanılmaz; cilt döküntülerini arttırır.

    Hastalığı uzun süreli kontrol altına almak ve eklemde hasar gelişmesini önlemek için; hastalık seyrini değiştiren romatizma ilaçları kullanılır. Bunlar metotreksat, leflunomid, sulfasalazin, siklosporin’dir. Bazen bu ilaçlar, birbiriyle kombine edilerek kullanılabilir. Sıtma ilacı hidroksiklorokin (Plaquenil) tedavide yardımcı olabilir, ancak sedef alevlenmesine neden olacağından, genellikle kaçınılır. Azatioprin, şiddetli psöriatik artrit formlarında tek veya diğer tedavilerle kombine edilebilir. Yukarıda belirtilen ilaçlara dirençli hastalarda, anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adlı biyolojik ilaçlar-adalimumab (Humira), etanercept (Enbrel), infliksimab (Remicade), golimumab (Simponi) tek başına veya metotreksatla beraber kullanılabilir.

    Ciddi hasar görmüş eklemlere; diz ve kalça eklemine protez ameliyatları gibi onarıcı cerrahi tedaviler yapılabilir.

    Psöriatik artritli hastalara öneriler:

    Özetle, psöriatik artrit alevlenme ve yatışma ile giden kronik bir artrittir. Tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken dönemde tedavi başlanması çok önemli. Hastalığa bağlı tutulum kişiden kişiye hatta aynı kişide bile zamanla farklılık gösterebilir.

    Hastalarda yorgunluk ve kansızlığa neden olabilir. Psikolojik olarak kişileri olumsuz etkileyebilir.

    Sedef hastalığı olanlarda, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık), gut ve diyabet biraz daha fazladır.

    Sağlıklı bir kiloda olmak, kan basıncı ve kolesterol seviyelerini düzenlemek gerekir.

    Artriti olan birçok kişide, eklemde sertlik ve onunla ilişkili kas grubunda güçsüzlük gelişir. Genel sağlığınızı iyileştirmek ve eklemleri esnek tutmak için uygun egzersiz çok önemlidir. Basitçe yürüyüş, egzersiz bisikleti, yoga, pilates, germe egzersizleri gibi, doktorunuzun önerileri ile yapabilir veya bir fizyoterapist eşliğinde bazı egzersizler öğrenilerek yapılabilir. Yüzme ve havuz içi egzersizler de eklemi zorlamadan yapılabilecek uygulamalardır.

    Psöriatik artrit tedavisinde romatoloji doktorunun rolü:

    Psöriatik artritli hastalara, bazen gut, romatoid artrit veya osteoartrit tanısı konulabilir.

    Kas-iskelet sistemi hastalıkları uzmanı olarak romatologlar, bu hastalara en uygun tanıyı ve en iyi tedavi seçeneğini sunabilirler.

  • Sedef hastalığı

    Çeşitli klinik biçimlerde ortaya çıkabilen,yineleyici, kronik bir deri hastalığıdır.
    Yunanca kaşıntı anlamına gelen 'psora' kelimesinden türetilerek psoriasis adını almıştır.
    Bilinen en eski deri hastalıklarındandır.
    Toplumun yaklaşık % 1-3 'ünde bu hastalık görülmektedir.
    Keskin sınırlı, pembemsi, kırmızımsı plaklar üzerinde parlak sedefi-beyaz kabuklarla karakterizedir. Bu nedenle “sedef hastalığı” diye anılır.
    Saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Bazı vakalar oldukça hafif seyrederken bir kısım vakalarda ise vücudun büyük bir kısmını tutacak şekilde şiddetli görülebilir.
    Sebebi bilinmemekle beraber kanda bulunan akyuvarlardaki bir anormalliğin iltihabi olayı tetiklediği ve hastalığın ilerlemesine yol açtığı yapılan araştırmalarda görülmektedir.
    Kronik olarak akyuvarlarca hasar gören cilt kalınlaşır ve normal yapısını kaybeder. Normal cilt kendini ortalama 21 günde yenilerken sedef hastalarında bu süre 3-4 güne kadar düşebilir. Normalden 7-8 kat daha hızlı oluşan bu yeni deri doğal olarak sağlıklı olmaz. Deride kaşınma, yaralanma, beneklenme tarzında yeni plaklar ortaya çıkar.
    Hastalığın en sık görülen şeklinde ise, başlangıçta küçük kırmızı kabarıklık vardır. Ardından kabuklanmalar ortaya çıkar ve kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür.
    Sedef hastalığı, streptokoksik boğaz iltihabı gibi bazı infeksiyonlardan sonra bir takım ilaçların alımıyla birlikte aktivite kazanabilir.
    Lezyonlar genellikle simetriktir. Hastalığın bir çok tipi vardır.
    Kronik ve stabil,
    Akut ve değişken gibi.
    Akut formu yaygın cilt kızarıklığı veya iltihaplanma ile seyredebilir.
    Psoriazis vulgaris diye adlandırılan tipi en yaygın görülenidir.
    Dizler,dirsekler,kasık bölgesi ve genital bölge, kollar, bacaklar, avuç ve ayak tabanları, saçlı deri, vücuttaki kıvrım bölgeleri, sedef hastalığın en çok görüldüğü bölgelerdir.
    Sedef hastalığı olan kişilerde %30'a varan oranlarda eklem iltihaplanması şikayetleri görülür. %5-10'unda çeşitli eklemlerde iltihabi olaydan dolayı işlevsel kısıtlılık oluşur. Bazı kişilerde eklem iltihaplanması şikayetleri, deri tutulumu arttığı zaman kötüleşebilir. Bazen de deri tutulumu düzeldiğinde eklem şikayetleri de düzelir.
    Sedef hastalığı, güneşli iklimlerde azalır, kışın ise artış gösterir.
    Yapılan çalışmalarda, psikolojik stresin sedefi etkilediği, ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır.
    Sigara ve alkolün de sedefi artırdığını gösteren bilimsel çalışmalar vardır.
    Sedef Hastalığının Akupunktur İle Tedavisi:
    Sedef hastalığının akupunktur ile tedavisinde, vücudun kendi içindeki böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizon salgısını arttıran vücut ve kulak akupunkturu noktaları kullanılır.
    Alerjik etkileri azaltmak için de alerji cevabını düzenleyici noktalar tedaviye eklenir.
    Gerektiğinde de bizim teşhis ve takip sistemince bulunan bağışıklık (immün) sistemini düzenleyici noktalar tespit edilir ve o noktalara akupunktur uygulanır.
    Hem uygun cilt temizlik preparatlarıyla cilt soyulması kolaylaştırılır, hem de içten yapılan etkiyle cildin yenilenmesi sağlanır.