Etiket: Sayı

  • AŞILAMA YÖNTEMİ

    AŞILAMA YÖNTEMİ

    Aşılama, spermle yumurtanın buluşma şansını artırmak için fizyolojiyi desteklemek amacıyla yapılan bir işlemdir.

    Erkekten alınan semen örneğinin laboratuvar şartlarında yıkanarak, hızlı hareket eden ve normal görünen spermlerin seçilerek rahim içine verilmesi işlemidir. Bu yöntemle normal görünen ve hızlı hareket eden spermler, vajinal ortamdan uzaklaştırılıp yumurtaya en yakın yere bırakılmış olur. Spermlerin yumurtaya ulaşmak için kat edeceği mesafe kısalır ayrıca, şekil bozukluğu olan ve yavaş hareket eden spermler de ayıklanmış olur. Aşılamanın başarısı %10-15 civarındadır. Açıklanamayan infertilite de, sperme ait hafif derecedeki bozukluklarda, rahim ağzında ve sperm öldüren salgı varlığında uygulanabilir.

    Tüp Bebek
    Aşılama Nasıl Yapılır?

    Kadına verilen hap ya da iğnelerle her ay kendiliğinden oluşan bir adet yumurtanın sayısı iki ya da üçe çıkarılırken, erkeğin spermleri de özel bazı yöntemlerle yıkanıp hazırlanır. Böylelikle spermlerin hareketli olanları küçük bir hacimde yoğunlaştırılmış olur. Verilecek çatlama iğneleri ile yumurtaların çatlama zamanı da ayarlanarak hazırlanmış olan spermler, rahim içerisinde özel bir plastik kanül vasıtasıyla bırakılır. Böylelikle spermlerin gidecekleri yol da kısaltılarak yumurta ya da yumurtalara kolayca ulaşmaları sağlanır. Elbette bu işlemin yapılabilmesi için en az bir kanalın ya da tüpün açık olması şarttır. Dolayısıyla aşılama işleminden önce rahim filmi çekilmesi gereklidir.

    Genellikle 3 ya da en fazla 4 uygulamadan sonra gebelik oranlarının artmadığı bilindiğinden daha fazla aşılama tekrarlamaya gerek yoktur. İyice bilinmelidir ki, çocuğu olmayan herkese aşılama yapılamaz.

    Eğer erkeğin spermlerinin sayı ve hareketi çok düşük ise aşılamadan beklenecek fayda çok azdır. Bu sayı ve hareket konusunda tam bir fikir birliği olmasa da genellikle kabul gören görüş erkeğin spermlerine yıkama işlemi uygulandıktan sonra toplam ileri doğru hareketli sperm sayısının en az ml de 1 milyonun üstünde olması gerektiğidir. Diğer önemli bir konu da spermlerin şekil bozukluklarıdır. Aşılama öncesinde sperm şekilleri de bu konuda tecrübeli kişilerce detaylı olarak değerlendirilmelidir, normal görünümlü sperm sayısının en az %4-5 olması gerekmektedir.

    Normal şekilli olmayan spermlerin sayı ve hareketleri iyi olsa bile yumurtanın kabuğunu delip içerisine girmelerinde problem olabilir.

    Aşılamadan fayda göreceği düşünülmeyen ya da 2-4 kez aşılama yapılamasına rağmen gebelik oluşmayan kişilerde tüp bebek tedavisine geçilmelidir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

    Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

    Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ruh kanseri olarak görülen bir anksiyete (kaygı) rahatsızlığı türüdür. Ruh kanseri olarak görülmesinin nedeni önceleri masum başlaması, sonrasında giderek hayatın değişik alanlarına yönelip yaşam kalitesini altüst etmesinden kaynaklanır. Çoğumuz ütünün fişini çektik mi veya musluğu, pencereyi kapattık mı diye eve geri dönüp kontrol etmişizdir. Ancak kontrol sayısının ve kaygının giderek artışı ve defalarca kontrol edilmesine rağmen ev dışında bu kaygının yaşanmaya devam etmesi, bu rahatsızlığı gündeme getirir.

    Obsesyon: Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.

    Kompülsiyon: Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir. Örnek verirsek günde onlarca kez elini yıkayan birinin elinin kirli olduğu ve yıkaması gerektiği düşüncesi obsesyon; buna eşlik eden el yıkama davranışı da kompülsiyondur.

    Bazı obsesyon belirtileri; Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma, başkasına zarar vermekten korkma, hata yapmaktan korkma, rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma, şeytanca veya günahkâr düşünmekten korkma, düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı, aşırı kuşku ve sürekli güvence ihtiyacı…

    Bazı kompülsiyon belirtileri: Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama, el sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme, kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme, rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma, sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme, belirli bir sıraya göre yemek yeme, genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma, belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama, işleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme…

    Bu bozukluk, genetik yatkınlığın yanı sıra bilişsel davranışçı terapiye göre çocukluk çağında edinilmiş yoğun sorumluluk duygusuyla açıklanmakta. İlerleyen aşamalarında bazı kişiler evden bile çıkamamaktalar. Veya zaman zaman haberlerde tanık olduğumuz tonlarca çöpün biriktirildiği evler, yine bu hastalığa yakalanan kişilerce oluşturulmaktadır. Kişiler bazen takıntılı olduğu şeyi normal görmekte, bazen de kendinde anormal bir durum olduğunu bildiği halde çaresiz kalmaktadırlar. Bu rahatsızlık kişinin iş, özel ve sosyal hayatını etkilemektedir. Rahatsızlığın ilerlemesiyle bu hastalara başka bir hastalık olan depresyon da eşlik edebilmektedir.

    Tedavisi: Araştırmalar serotonin adı verilen nörotransmiterin seviyesinin düşmesi ile OKB gelişimi arasında bir bağlantı saptamıştır. İlaç tedavisi bu rahatsızlıkta kullanılabilmektedir. Ama çoğunlukla tedavide, kombine, yani hem ilaç hem psikoterapi bir arada tercih edilmektedir. Bilişsel davranışçı psikoterapi yaklaşımında, durdurma, sistematik duyarsızlaştırma ve maruz bırakma teknikleri kullanılmaktadır. Durdurma tekniğinde örneğin günde belirli sayıda elini yıkayan kişinin sayıları danışanla belirli anlaşma sağlanarak geriye doğru düşürülmektedir. Sistematik duyarsızlaştırma tekniğinde, belirli bir sistemle ve aşamalı olarak örneğin dokunulamayan nesneye kademeli yaklaşma söz konusudur. Maruz bırakmada kişi tolere edebildiği ölçüde ilgili nesne veya durumla yüz yüze bırakılarak alıştırma sağlanmaktadır.

  • En ünlü beyin cerrahı kim?

    Eğer yurtdışında da beyin cerrahları sizden bahsediyorsa, o zaman en ünlü beyin cerrahı sizsiniz demektir. Son zamanlarda Türk bilim camiasında da “atıf” kavramının öneminin farkına varıldı. Bir takım araştırmalar, ameliyatlar veya keşifler yapıp, bunları bir takım uluslararası dergilerde yayınlamanız yeterli olmuyor. Bir başka araştırmacının sizin bulgularınızdan kendi yazısında bahsetmesi, bir atıf sayılıyor. Bu aldığınız atıfların sayısının, kendi araştırmalarınızın sayısına olan oranına ise “H faktörü” deniyor. Bir cerrahın uluslararası camiada saygın bir isim, en ünlü beyin cerrahi hocası olduğunu söyleyebilmek için ise bu H faktörünün 10 sayısının çok üzerinde olması gerekiyor. Bu barajı da geride bırakmış olduğum için artık içim rahat. Bir takım kitaplar yazmış olabilirsiniz. Ancak bir de “ders kitabında atıf” meselesi var ki, o daha da önemli. Yani yurt dışındaki ders kitaplarında bile sizin bulgularınızdan söz ediliyorsa, esas bu çok daha kıymetli. Ne şanslıyım ki bana, bu mutluluğu henüz asistanlık yıllarımda yaşamak nasip oldu. Daha 30 yıl önce araştırmalarımın sonuçlarından, uluslararası ders kitaplarında söz edilmeye başlanmıştı. Şimdi bu sayı 40 kitaba ulaşmış durumda.