Etiket: Sağlıklı

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Op. Dr.Yelda Doğan gebelikte beslenme üzerine sorularımıza şu şekilde cevap verdi. Biliyoruz ki tıp hergün biraz daha gelişip değişiyor. Bununla birlikte eskiden kabul gören inanışlarımız da birer birer yerini yeni öğrendiğimiz bilgilere bırakıyor.

    Artık hepimiz işlenmiş karbonhidratların, aşırı meyve tüketiminin, vücuda girdiğinde kolayca şekere dönüşen meyve ve sebzelerin, tatlı, börek, çörek, pasta gibi gıdaların metabolizmamızı alt üst ettiğini, bizleri obeziteye, diabete, kalp damar hastalıklarına, erken ihtiyarlamaya, allerjik hastalıklara ve kanser gelişimine adım adım yaklaştırmakta olduğunu biliyoruz. İşte bu bilgilerin eşliğinde gebelikte beslenme konusu sağlıklı beslenmek ile aynıdır eğer sağlıklı beslenme alışkanlığınız yok ise hamilelikte beslenme sizin için üzerinde durmanız gereken özel konudur.

    Yıllarca insanlara ”kibrit kutusu kadar peynir”,’‘ üç adet zeytin”,”ince bir dilim ekmek” gibi ölçüler verilerek açlıkla terbiye edildi. Şimdi ise herkes sadece sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak doyuncaya kadar yemek yiyebilme özgürlüğüne sahip oldu. Bu tip beslenmede Proteinlerin önemi ortaya çıktı. Sağlıksız karbonhidratları tüketmeyen, bol protein ve sebze tüketen herkes doyuncaya kadar yemek yiyebilmekte ve kan şekeri dengede olduğu için 4-5 saatten önce acıkmamaktadır.Gebelikte beslenmesürecinde proteinli ve sebzeli sağlıklı yiyecekleri tüketmeliyiz zararlı işlenmiş karbonhidartlı yiyeceklerden uzak durmalıyız.

    Yine uzun yıllar insanlara ara öğün dayatması yapıldı ki bu sürekli insülin denilen hormonu salgılatıp, kan şekerini düşürmekte ve böyle beslenen insanları sık aralıklarla acıktırmakta ve yine insülinin yağ depolayıcı etkisi ile giderek yağlandırmaktaydı. Sağlıklı beslenen insanlar çok sık acıkmazlar.

    Akşam yemeklerini de en geç saat 19:30 gibi yemeli ve sonra sabaha kadar hiç bir şey yenilmemelidir. Kesinlikle işlenmiş şarküteri ürünü gıdalar yenmemelidir (sosis, salam, el yapımı hariç sucuklar, füme etler, hazır gıdalar, konserveler……).

    Anne adayının beslenmesinde Omega-3 yağ asitlerinin değerini bilmeyen yoktur. En iyi Omega-3 kaynağı besinler ; Deniz balıkları, kavrulmamış badem, fındık, ceviz, antep fıstığı, fıstık gibi yağlı kuruyemişler, kavrulmamış kabak ve ay çekirdekleri, semizotu, çayırlarda otlayan koyun keçi gibi hayvan etleri, yine çayırlarda dolaşan tavuk eti ve yumurtası,gibi yiyeceklerdir.

    Omega-9 kalp damar sağlığımız başta olmak üzere tüm sağlığımız için gerekli çok iyi bir yağ asididir ki Sızma Zeytinyağı ve Fındık yağında bulunur.

    Normal yaşantımızda nasıl sağlıklı beslenmek gerekiyorsastrong>hamilelikte beslenmeiçin aynı sağlıklı gıdaları tüketmemiz gerekmektedir.

    Örnek Gebe Beslenmesi;

    Sabah Kahvaltısı:Sarısı çok aşırı pişmemiş 1 veya 2 yumurta( haşlanmış veya tereyağda pişmiş olabilir veya pastırma,ev yapımı sucuk, kavurma et, kıyma vs..eklenebilir). Bir avuç içi kadar Peynir, 15-20 adet Ceviz ya da Badem ya da Fındık vs, 10 adet ev yapımı zeytin, bol domates, salatalık, yeşillik, şekersiz açık çay

    Öğle Yemeği:SIZMA Zetinyağlı bir sebze yemeği, Izgara veya haşlanmış et(her türlü doğal beslenmiş hayvan eti olabilir.)/ veya Etli bir sebze yemeği/ veya Etli bir Kuru Bakliyat yemeği, hormonsuz sebzelerle yapılmış ve limon ve sızma zeytinyağı ile soslanmış bir salata, bir kase yoğurt

    İkindi:Bir avuç ceviz ya da benzeri kuruyemiş/ veya bir elma ya da armut ya da portakal ya da iki mandalin ya da 4-5 gün kurusu kayısı ve büyük bir bardak pastörize günlük doğal süt

    Akşam:Öğlenin aynısı olup en geç 19:30 da bitmiş ve sofradan kalkılmış olmalı.

    Zaman zaman çok sık tekrarlanmamakla birlikte pilav olarak yalnızca buğday veya bulgur pilavı,bazen de evde yapılmış tarhana, buğdaylı ayran çorbası, kıymalı veya tavuklu sebze çorbaları, yeşil veya kırmızı mercimek çorbası, işkembe, beyin hariç kelle paça çorbaları içilebilir.

    Akşam yemeğini erken yemek hem gebenin kilo kontrolüne yardımcı olacak, hem de gebelikte çok sık bir sorun olan Reflü Özefajitinin önüne geçerek,gebenin mide ekşime ve yanmaları olmadan rahat bir gebelik geçirmesini ve rahat uyumasını sağlayacaktır.

    Görüldüğü gibi listelerimizde patates, mısır, ekmek, makarna, pilav, börek, tatlı,pasta vs yok. Çünkü bunlar kötü karbonhidratlardır ve kontrolsüzce İnsülin salgılanmasına sebep olup, öncelikle kan şekeri dengesizliklerine, Diabete ve yağ depolanmasına sebep olarak Obeziteye yol açarlar.

  • Saçlarımızın sağlıklı uzamasında beslenmenin rolü

    Saçlarımız, günde ortalama 0,35 mm uzarlar. Dolayısıyla saçın uzayabilmesi için, saç kökünün kaloriye, proteinlere, eser element ve vitaminlere ihtiyaçı vardır. Saç gelişiminin hem kalitesi hem miktarı kişinin beslenmesiyle yakından ilişkilidir. Sağlıklı uzayan saçlar için protein, mineral ve vitaminlere ihtiyacımız vardır. Ancak, saçların gelişiminde besinlerin rolünden bahsedildiğinde, yoğun bir bilgi kirliliği ve yanlış inanışlarla karşılaşırız. Bazı destek ürünleri gereksiz yere tüketilerek, yarar sağlamadıkları gibi dengeleri de bozarak zararlı, toksik olabilirler.

    Peki sağlıklı, hızlı uzayan saçlar için ne yapabiliriz?

    İlk olarak yeterince kalori almalıyız. Saçların uzaması için saç köklerinin enerjiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle sağlıksız diyet yapanlarda, günlük kalori alımı 1000 kilokalorinin altında olduğunda, saçlar incelir, kolay kırılır, uzaması azalır ve dökülme artar. Saç kökü, saç üretebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar bu nedenle saçlarımızın sağlıklı uzaması için ihtiyacımız olan kaloriyi almamız gereklidir.

    Saçlarımızın, sağlıklı uzaması için almamız gereken diğer yapıtaşı proteindir. Saçın kimyasal yapısının %80’ni keratin adlı protein oluşturur. Dolayısıyla, Et, balık, yumurta gibi yiyeceklerin yeteri kadar tüketmek, saçların sağlıklı uzamasına katkı sağlar.

    Sağlıklı saç uzamasınını sağlayabilmek için en dikkat edilmesi gereken konu demir eksikliğidir. Çünkü, kadınlar arasında sık görülen bir sorundur. Sağlık saçlar için kandaki demirin yeterli olması yetmez demir depolarınında yeterli olması gerekir. İdeal saç gelişimi için ferritin düzeyinin 70 ng/ml olması önerilmektedir. Eğer bu düzeyin altında ise demir ilaçları kullanmak gerekmektedir.

    Çinko, Vitamin B12, Esansiyel yağ asitleri, (linoleik asit ve alfa-linoleik asit gibi) sağlıklı saçlar için gereklidir. Normal diyetle beslenen kişilerde eksikliği görülmez. Eksiklik olmaksızın bu ürünlerle yapılan desteğin herhangi bir fayda sağlamadığı gözlenmiştir. Fakat beslenme bozukluğu olan kişilerde, mutlaka tetkik edilmeli ve eksiklik varsa dışarıdan alımmalıdır.

    Saçlarımız daha hızlı uzaması için besin takviyesi olarak ne alalım?

    Sarı darı (millet) ekstresi; Sarı darı, içinde silisik asit, aminoasitler, vitamin ve mineraller bulunan doğal bir üründür. Sarı darı ekstresi, sistein, ve kalsiyum pantotenat içeren destek ürünleri saçlarımızın daha hızlı uzamasına katkı sağlayabilir.

    Soya; Proteinden zengin soya fasulyesinin saç gelişimine olumlu etkileri olduğu öne sürülmüştür.

    Selenyum; Selenyum, glutatyon peroksidazın önemli bir komponenti olan esansiyel bir eser elementtir. Saç uzamasına katkı sağlar. Fakat, normal şartlarda eksikliği görülmez. Ancak ileri beslenme bozukluğunda ve toprağın selenyumdan fakir olduğu bölgelerde selenyum eksikliği görülebilir. Selenyumun yüksek dozlarda intoksikasyona neden olabileceği, fazlasının da saç dökülmesi yapabileceği hatırlanmalıdır.

  • Cildiniz tatil için hazır mı?

    Bütün bir yıl boyunca beklenen tatil zamanı geldi. Tatil mekanı için rezervasyon, yazlık kıyafet seçimleri gibi hazırlıklar yapılırken genellikle cilt sağlığı ihmal ediliyor. Ancak tatile çıkmadan alınacak birkaç küçük önlem ile cilt yaz mevsiminin olumsuz etkilerine karşı daha güçlü hale getirebiliyor.

    Yeşil yapraklı sebzeler cildin nem dengesini korur

    Kusursuz bir ten için cilt bakım ürünleri ve uygulanan bakımlar kadar tüketilen yiyecekler de oldukça önemlidir. Nem dengesini korumak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak için ilk kural doğru beslenmeye dikkat etmektir. Sağlıklı bir cilt için; vitamin ağırlıklı beslenmek, taze sebze ve meyve tüketmek, yeşil yapraklı sebzeler tüketmek bütün bunlara destek olarak A,C ve E vitamini almak tatilde daha güzel ve sağlıklı görünmeye yardımcı olacaktır. Cilt için yararlı gıdaların yanı sıra su tüketimi de çok önemlidir. Cildin nem dengesini korumak için günlük yeterli miktarda su tüketilmelidir.

    Cilt tipine göre nemlendirici, güneş koruyucu

    Her cilt tipi için saat 11.00-15.00 arası direkt güneş görmek zararlıdır. Bu saatlerde uzun süre güneşe maruz kalan cilt kurur, yıpranır ve erken yaşlanır. Eğer dışarı çıkılacaksa cilt tipine uygun, güneş koruma faktörü içeren kremler veya losyonlar kullanılmalıdır. Açık renk tipine sahip kişiler yüksek güneş koruma faktörlü ürünler tercih etmelidir. Örneğin; sarışın ya da kızılların SPF 50, kumralların SPF 30, Esmerlerin ise SPF 15-20 özellikli güneş koruyucu kullanması uygundur. Güneş koruyucu kremler dışarı çıkmadan 20 dakika önce sürülmeli ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir.

    Dudakların kurumaması için…

    Dudaklar yaz döneminde, denize ve güneşe bağlı olarak kurur ve çatlar. Uzun süre güneşe maruz kalındığında dudaklarda ‘aktinik keilit’ olarak adlandırılan dudakta belli bölgelerde kalınlaşma, çatlama, kapanmayan yaralar ve kabuklanmalar oluşabilir. Zamanla kronikleşen bu durum, önlem alınmazsa kanserleşmeye kadar ilerleyebilmektedir. Sağlıklı ve güzel görünümlü dudaklara sahip olmak için seramid ve üre içeren nemlendiricilerle sık sık nemlendirme, en az SPF 15 olan güneş koruyucu kremler kullanmak gerekir.

    Duş sonrası nemlendirici şart

    Vücut nemlendiricilerini kullanmak cilt için önemlidir. Duş sonrası nemlendirici kullanmak bir tercih değil alışkanlık olmalıdır. Duş sonrası vücut nemlendiricileri kullanmak hem duş sonrası rahatlatacak hem de cildinizin ihtiyacı olan bakımı sağlayacaktır. Vücut nemlendiricilerini kullanırken, cilt tipinize uygun ürünler tercih edilmelidir.

    Ayaklara vazelin ile sağlıklı görünüm

    Doğru ve düzenli olarak yapılan uygulamalarla ayaklar da sağlıklı ve kusursuz görünebilir. Ayaklar yıkandıktan sonra mutlaka kurulanmalıdır; çünkü nemli kalması bakteri oluşumuna neden olabilir. Ayaklar, özellikle de topuklar; salisilik asit içeren pomatlarla yumuşatılıp, üre içeren kremlerle nemlendirilebilir. Sertleşen ayak tabanları için haftada bir ponza taşı ile hafifçe törpüleme işlemi yapılması zaman içerisinde oluşan ölü deriyi temizlemekte ve nasırlaşmanın önüne geçmekte yardımcı olacaktır. Ayaklara sık sık vazelin uygulanması, ayak derisinin yumuşak ve sağlıklı görünmesini sağlar.

    Saçlara özel bakım

    Tatilde saçların yıpranmasını önlemek için özel bir bakım gerekir. Saçın ihtiyacına göre önerilecek özel saç bakım kürleri ve maskeler ile saçların yıpranması önlenebilir hem de yıpranmış saçlara tekrar canlılık kazandırılabilir. Kuru saç tipleri için öncesinde saç özel bitki yağları ile nemlendirme sağlanabilir. Saçın daha sağlıklı görünebilmesi için mezoterapi uygulaması da yapılabilir. Mezoterapi, cildin ve saçın ihtiyacı olan minerallere kavuşmasını sağlamaktadır. Böylelikle saçlar çok daha sağlıklı bir görünüme ulaşabilir.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın

  • Türkiye’de Cinsellik

    Türkiye’de Cinsellik

    Yazıma öncelikle cinselliğin tanımını yaparak başlamak istiyorum. Cinsellik; beden ve ruh sağlığımız için önemli ayrıca duygusal olarak bütünlüğü sağlayan haz verici bir eylemdir. Haz verici olmasının yanı sıra amacı türlerin devamını sağlamaktır. Sağlıklı bir cinsel yaşantı, çiftlerin hayatını renklendirir, ruhsal ve bedensel rahatlama sağlar, çiftlerin arasındaki iletişimi ve paylaşımı pekiştirir. Ayrıca cinsellik insan yaşantısının geçmişten geleceğe en doğal parçalarından ve ihtiyaçlarından biridir.

    Türkiye’de cinselliği değerlendirecek olursak toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından, gerek kültürel gerek dini açıdan tabu olarak kabul edilmektedir. Özellikle kültürel baskıların etkisiyle kişiler cinsellik konusunda duygularını, düşüncelerini ifade edememekte ve ayrıca dürtülerini bastırmaktadırlar. Bu durumda da cinsel problemlerin görülme sıklığı artmaktadır. Bunun bir sebebi de kültürel baskıların yanı sıra kulaktan dolma, yanlış bilgilerin kişilerin zihninde yer etmesidir. Böylelikle sağlıksız ve sapkın cinsel yaşantılar önümüze çıkmaktadır. Sağlıksız bir cinsel yaşantı da depresyon gibi psikolojik problemlere ve evlilik içi çatışmalara, çiftler arasında gerginliğe ve kişilerin kendilerine olan güvenlerini kaybetmeleri vb. sorunlara yol açmaktadır.

    Ülkemizde medyaya baktığımızda da sağlıksız cinsel yaşamı tetikleyen, bilgilendirme niteliği taşımayan, amacın daha çok ilgi çekmek olduğu tecavüz, taciz, aldatma, seks ticareti vb. konuları barındıran haberlerin, dizilerin, programların olduğunu görmekteyiz. Halbuki sağlıklı bir cinsel yaşantının topluma empoze edilmesinde medya olumlu bir rol oynayabilir. Bunun için cinsel problemler ve hastalıklar hakkında bilgilendirmeler içeren, evliliklerin daha nitelikli sürmesini sağlayan, bilgilendirici programlar düzenlenebilir.

      Ayrıca yine ülkemizde cinselliğin tabu, yasak, günah gibi kavramlarla ilişkilendirilmesi cinsel problemlerin ortaya çıkmasına neden olmakla kalmayıp kişilerin bu problemleri dile getirmesine ve çözüm yolu aramasına da engel olmaktadır. Kendini ifade edemeyen, sorunlarına çözüm arayamayan ve dürtülerini bastıran bireyler de sapkın davranışlar ve psikolojik problemler oluşmakta ve bu da toplumsal sağlığı sekteye uğratmaktadır.

    Peki, sağlıklı bir cinsellik için neler gereklidir?

    Öncelikle sorunların çözümünde cinsellik hakkında bilgilendirme çok önemlidir. Kişisel istek ve ihtiyaçlarımızı anlamlandıracak ve cinsel kimliğimiz hakkında açıklayıcı net bilgiler problemlerin çözümünü kolaylaştırır.

    Bilgilendirme ayrıca tabuların yıkılmasına yol açar ve kişinin sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yaşamasını sağlar.

    Kişinin korkularıyla, çekinceleriyle yüzleşip ön yargılarından kurtulması gerekmektedir. Buradan anlayacağımız gibi kişinin kendini tanıması, farkındalık kazanması önemlidir.

    Kişinin kendini tanımasının yanı sıra partnerini tanıması, onun istek ve ihtiyaçlarını önemsemesi de ayrıca önemlidir. Kendini seven, güvenen bir birey sevgi, anlayış, saygı, açıklık ve samimiyetle partnerine karşı zorlayıcı olmadan doğal seyrinde cinselliği yaşar.

    Sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yaşamak için cinsel problemlerinizi kabullenin, yüzleşin ve çekinmeden bir uzmana danışın. Sağlıkla kalın!

  • Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Toplumsal açıdan değerlendirmeye alındığında kadına yönelik şiddet olgusu tüm toplumlarda hemen hemen aynıdır. Değişmeyen tek şeyin bu yapı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Dünya üzerinde önemi oldukça yüksek olan bu olgu; ne yazık ki şiddete meyilli kişilerin ruhsal anlamda yeterince sağlıklı olmadığını görmüş oluyoruz. Şiddetin olmadığı bir toplum tipinden bahsedemeyiz. Gündemde daha çok kadına yönelik şiddet ön planda olduğu için bu konu derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

    Şiddetin normal karşılanması gibi bir durum olamaz. Ancak Türkiye’deki kültürel yapı incelendiğinde bunun çoğunlukla normal karşılandığını görmüş oluruz. Şiddet psikolojik açıdan en riskli faktörlerden biridir. Kişinin şiddete meyilli olmasının birçok sebebi olabilir. Bu sebepler incelendiğinde altında yatan faktörlerin bulunması oluşacak şiddetinde önüne geçmiş olacaktır. Yaşanmış olan şiddet yapısı incelendiğinde toplumsal açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesine olanak sağlanmış olur.

    Neden Şiddete Meyilliyiz?

    Kişilerin kültürel yaşantısından, eğitim düzeyine, aile yaşantısından yaşadığı çoğrafik yapıya kadar etkilidir. Çocukluk döneminde yaşadığı travmalardan, sosyal çevresine kadar; kişinin şiddete meyilli olmasına zemin hazırlar. Sağlıklı bir çocukluk dönemi yaşamayan bireyler yetişkinlikte üstesinden gelemediği durumları bastırmak için şiddete başvurur. Temel sebeplerden biride ailesinde şiddet olgusunun yaygın olması da yatmaktadır. Kişilerin şiddete meyilli olmasının sebeplerinden biri de çocukluk dönemlerinde istismar ve ihmale uğramış olmalarıdır.

    Yaşanan travmalar öfkemizin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Şiddet olgusunun sebepleri öğrenilmiş olursa çözüm için ilerlemeler kaydetmek daha kolay olacaktır. Bilmeliyiz ki çocukluk dönemi yetişkinlik ve sağlıklı bir karakter için önemlidir. Bu sebeple çocukluk döneminde çocuğunuzun şiddet ortamında büyümemesi, istismar ve ihmale uğramaması gerekmektedir.

    Çözüm Önerileri

    Kadına yönelik şiddeti önlemenin temelinde iyi bireyler yetiştirmek yatar. Yetişen iyi bireyler şiddete başvurmak yerine çözüm için daha sağlıklı hareket ederler. Şiddete meyilli kişilerin psikolojik destek almaları oldukça önemlidir. Bir bireyin kendinin farkında olması çözüm için gerekli adımları atacağı anlamına gelir. Kadınlara uygulanan şiddetin önüne geçmek için de; öncelikle kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğidir. Ekonomik özgürlükleri olmayan kadınlar genelde geçim kaygısı ve çocukları için bu duruma katlanabilir görmektedir. Oysa ki bu olguyu yıkmak şiddeti ortadan kaldıracak en önemli noktadır.

    Bu duruma katlanan kadınlar beraberinde şiddetin bitmesine değil oluşmasına zemin hazırlarlar. Her kadın birey olduğunu ve şiddetin kabul edilebilir bir durum olmadığının farkında olmaları gerekmektedir. Çocuklarımızın mutluluğunu düşünerek şiddete katlanmamız; geleceği korumak değil ancak zarar vermek olacaktır. Kadının şiddete göz yumması şiddetin artmasına sebep olur. Unutmayın ki her birey özeldir ve özel kalmak durumundadır. Bunu etkileyecek 3.kişiler hayatınızda bulunmamalıdır.

  • Bağımlılık ve Aile

    Bağımlılık ve Aile

    Ailemizde bağımlılığı olan birisinin var olması, hepimiz için büyük bir endişe, üzüntü ve gerginlik kaynağıdır. Onu kurtarabilmek için çabaladıkça ümitsizliğimiz artar. Verilen onlarca söz hep boşa çıkar. Elindeki parayı sürekli kullandığı maddeyi temin edebilmek için harcar, hatta yeterli olmayınca hırsızlıklar başlar. Bazen evde çalacak bir şey olmayınca dışarıda da madde temin edebilmek için başlarını belaya sokabilecek davranışlarda bulunabilirler.

    Peki biz ne kadar yardımcı olabiliyoruz? Niçin onca çabamız boşa çıkıyor? Ben bugüne kadar sıcak yatağında yatarken, sıcak yemeğini yerken uyuşturucu madde bırakabilen bir insan görmedim. Zaten bunu yapmaları için hiçbir nedenleri de yoktur. Bağımlıların evde yaşadıkları çatışmalar ne olursa olsun bu şekilde yaşamaya zamanla alışıyorlar. Aynen onlar gibi bizler de bu şekilde yaşamaya alışıyoruz. Yoksa bağımlı eşimizi defalarca terk etmekle tehdit edip terk edemememizi yada bunu gerçekten yapıp tekrar geri dönmemizi nasıl açıklayabiliriz? Yada bağımlı çocuklarımıza savurduğumuz onlarca tehdidin kaçını gerçekten yapabildik? Aile olarak söz birliği yapabiliyor muyuz? Tutarlı davranabiliyor muyuz? Bağımlıların ailelerinde en yaygın görülen şey aile içinde dengesizliklerin ve tutarsızlıkların olmasıdır. Bu bazen en başından beri var olan bir şey iken bazen de yakınlarımızın bağımlı olduğunu öğrenip bıraktırmak için çabalarken duygusal yönden alt üst oluşlar yaşamımızdan kaynaklanmaktadır. Öfkelenip bir şeyler yaparız, sonra da dayanamayıp yada endişelenip tam aksini yaparız. Bütün bunlar yardım etmekten çok daha çok bataklığa itmekten başka bir şey değildir. Fark edemediğimiz biz bağımlı aileleri olarak, bizlerin de bağımlı ilişkiler oluşturduğumuzdur. Bazı aileler yetişkin evlatlarını anlatırken hala çocuk diye bahsederler, onları çocuk gibi görür, çocuklarıymış gibi davranırlar. Haliyle bağımlı kişide çocukluklarına devam eder, hiçbir zaman kendilerinin ve ailelerinin sorumluluklarını almak için bir şey yapmazlar. Kişinin kendine ve çevresine verdiği zararlara öfkelenip tavır alırız sonra da ya üzülürse ya başına bir şey gelirse diye endişelenip tekrar kanatlarımız altına alırız. Halbuki özellikle bonzai, eroin, vs.. gibi maddeler kullanılmaya devam edilirse bunlar zaten sevdiklerimize ölüme getirir. Unutmayalım ki “Korkulan kehanet kendini gerçekleştirir”, evi terk eder, dışarıda başına kötü bir şeyler gelebilir diye korkular yaşayıp tekrar kucak açmamız, onları kurtarmak değil bulundukları batağın içinde daha fazla kalmalarından başka hiçbir işe yaramaz.

    Aslında anlayamadığımız şeyler şunlardır:

    1. Madde bağımlılığı bir hastalıktır. İnsanlar maddeyi bırakabilirler ama bağımlılık ömür boyu sürer. Tıpkı sigarayı bırakıp ta efkarlı bir günümüzde bir sigara yakıp tekrar sigara bağımlılığına dönmemiz gibi.

    2. Bağımlı kişi, madde kullanımını sürdürebilmek için her yolu dener. Sözler verir, yalanlar söylerler ama bunu başaramazlar çünkü onlar bağımlıdır.

    3. Bağımlı kişi, özellikle kullandığı madde ağır draklar yada alkol ise sağlıklı düşünememeye ve davranamamaya başlarlar.

    4. Bağımlılığı olan yakınlarımızla yürüttüğümüz mücadele, bir süre sonra bizim de dengemizi bozmaktadır. Bir süre sonra bizlerde sağlıklı düşünebilme ve davranabilme yeteneğimizi kaybederiz.

    5. Hiçbir bağımlı her şey yolundayken maddeyi bırakmaz. Maddeyi bırakması için ya dibe vurması yada altüst olacağı sarsıcı bir olay yaşaması gerekir.

    Bir insana maddeyi bıraktırabilmek için bütün aile birlik olmalı, tek ağızdan net ve tutarlı ifadeler kullanabilmelidir. Boş tehditlerden kaçınmalıdır, söylediği şeyi net olarak yapmalıdır. Bağımlı kişi kadar ailelerinde destek alması gerekir, bunun nedeni daha önceden yapmış olduğu hataları kavrayabilmesi ve bunları düzeltebilmesidir. Yaşamış oldukları duygusal yaralanmaları iyileştirebilmek için son derece de önemlidir.

    Önceden yaşanılan duygusal ve davranışsal sorunlar onarılmadan, ailenin birlik ve bütünlüğü sağlanılmadan, aile ilişkileri uyumlu ve tutarlı bir hale getirilmeden bağımlıya madde bıraktırmak çok daha zor bir hale gelmektedir. Ayaklarımız yere sağlam basmıyorsa, sağlıklı düşünebilip, sağlıklı davranamıyorsak, sarsılmış ve çaresiz durumda hissediyorsak asla sevdiklerimize gerekli desteği sağlayamayız. Unutmayalım ki iki topal birbirine destek olursa ikisi de seke seke yürür. Sevdiklerimize destek olabilmemiz için öncelikle bizim sağlıklı ve sağlam bir duruş sergilememiz gerekmektedir.

  • Kanserde gaz pedalına basan ayak: şeker ve buna karşı doğru beslenme

    Son araştırmalar tüketilen gıdaların genlerimizle bir anlamda konuştuğunu ve onların mesajlarının bağışıklık sistemimizi kapatıp açabildiğini gösterdi. Özellikle yüksek oranda karbonhidrat ya da şeker içeren beslenmenin kanser riskini arttırdığı bilimsel çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

    Çevre, egzersiz, stres, meditasyon, maneviyat ve diyet gibi epigenetik değişkenler DNA’da dış değişikliklere yol açabilmektedir. Özellikle kanseri doğrudan olmasa bile dolaylı olarak besleyen şeker ve glikoz meselesi çok yoğun tartışılmaya devam ediyor. İnsülin hormonu, glikoz ve şekerin hücrelere girmesini sağlayan bir tür refakatçidir. Kanda şeker olduğunda insülin üretilerek şekerin hücreye girip mitokondride enerji üretiminde kullanılmasını sağlar. Çok fazla şeker, kan şekerini ve insülin seviyelerini arttırır. Zamanla normal sağlıklı hücreler ihtiyaçtan fazla olan şekeri alamaz. Hücrenin zarındaki insülin reseptörleri insüline yanıtsız hale gelir ve artık yanıt vermez. Bu durumda insülin direnci gelişir. İnsülin direnci de şişmanlık, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kanser riskinde artış ile ilişkilidir.

    Kanser hücreleri çok yakıt (şeker) tüketmesine rağmen kötü randıman (enerji) veren eski tip motor gibidir. Yakıta çok daha fazla ihtiyacı olduğu için kanser hücrelerinin yüzeyi insülin reseptörleriyle çevrilidir ve sağlıklı hücreden onlarca kat daha fazla şekeri hücrenin içine alırlar. Bu nedenle sağlıklı hücrelerde insülin direnci gerçekleştiğinde dahi kanser hücreleri şekeri içeri almaya devam ederler. İnsülin kanser hücresinin içine şekeri salar ve bu durum kanser hücresinin çoğalmasını sağlayan genlerin açılmasına neden olur. Bilim adamları bu etkiyi ‘’gaz pedalindaki bir ayak gibi’’ kanser hücresinin büyümesini tetikleyen bir etki olarak tarif etmektedir.

    Peki ’’eğer yediğimiz besinler kanser genlerini kapatabiliyor ve tümör baskılayıcı genlerini açıyorsa ne yenmesi gerekir ?’’ . Bu sorunun cevabı ise; gökkuşağı gibi farklı renklerden bol miktarda sebze tüketilmesidir. Sebzeler, fitokimyasallardan zengindir ve bunlar bitkileri çevreden, stres faktörlerinden, güneşten, toksinlerden ve daha birçok şeyden korur. İnsanların sağlıklı olmak için fitokimyasallara ihtiyaçları vardır. Onlar genlerimize etki eder, bağışıklığı güçlendirir, detoksifikasyonu sağlar, kalp sağlığına olumlu etki eder, östrojen metabolizmasının sağlıklı olmasını sağlar, iltihabı önler ve barsaklarımızdaki yararlı bakterileri beslerler.

    Sağlıklı diyetin diğer bileşenlerini ise yağlar ve proteinler oluşturur. Bu konudaki sağlıklı seçim ise avokado, balık, yağlı tohumlar (fındık, ceviz), çekirdek, fındık yağı ve organik tereyağı gibi yağ içeren besinleri tüketmektir. Bunlara ek olarak zeytinyağı, keten tohumu yağı, hindistan cevizi yağı-sütü ve avokado yağı diğer iyi seçimlerdir.

    Protein kaynakları ise yumurta, balık, kırmızı et, tavuk, hindi etleridir. İşlenmemiş günlük süt, yoğurt ve peynir diğer protein kaynaklarıdır. Tahıllar da protein içermektedir. Hayvansal protein kaynakları serbest gezinen ve organik olanlardan tercih edilmelidir.

    İnsanların hafife aldıkları beslenme konusuna gereken önemi vermeleri ve bu konuda bilinçlenmek için doğru kaynaktan yardım almaları gerekmektedir. Kanserde de doğru beslenme stratejilerinin geliştirilmesi, tıbbi tedaviyle etkileşebilecek besinlerden ve bitkilerden uzak dururken, yardımcı olacakların programa dahil edilmeleri yarar sağlayabilmektedir.

    Prof Dr Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Doğacak bebeğinizin hatta torunlarınızın sağlığı size bağlı

    Doktorunuz “-İnsülin direncinizden ötürü ileride yüksek tansiyon ve şeker hastası olabilirsiniz” derse bu size pek şaşırtıcı gelmeyebilir ama “-Annenizin çocukken iyi beslenmemiş olması sizin hatta çocuğunuzun şişmanlık veya kalp hastalığına yakalanmanıza sebep olabilir” sözleri ya da “-Fazla kilolu olmanızın altında babanızın erken yaşta sigara içmeye başlamış olması yatıyor olabilir” derse kaçımız bunu inandırıcı bulur? Anne olmak isteyen kadınlara özel Wellness programı sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmek ve sağlıklı nesiller için önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

    Kısa adı HEC (Human Epigenome Consortium) olan uluslararası kuruluş 2010 Şubat ayından bu yana bu konuda önemli çalışmalar yapıyor. HEC’in yürüttüğü İnsan Epigenom Projesi sonlandığında “insan epigenom haritası”nın açıklanması bekleniyor. “İnsan genom haritası”ndan sonra bu çalışmanın önemli pencere açacağı öngörülüyor.

    İnsan Genom Projesi sayesinde hücrelerimizdeki kromozomlar üzerinde sarılı olan DNA’mızdaki 3 milyar baz çiftinin 25,000 civarında geni kodladığını ve bunların kromozom haritası üzerindeki yerlerini biliyoruz. “Genom” olarak adlandırılan bu genetik kod kompleksini bir bilgisayar chip’i gibi kabul edersek “epigenom”u da işletim sistemi yazılımına benzetmek mümkün. Nasıl ki aynı bilgisayara farklı işletim sistemleri yüklediğiniz zaman farklı özellikler kazanıyor işte insan epigenomu da, genleri aynı da olsa, insanların birbirinden ayrılmalarını sağlıyor. Diğer bir ifade ile anne karnındaki bebeğin adeta “programlanması” rahim içi biyokimyasal ve hormonal etkilerle şekilleniyor (“epi” eki eski Yunan dilinde “üzerinde/dışında” anlamına geliyor. Epigenom da genomun dışında anlamını taşıyor)

    Gebelik öncesi veya gebelik başladıktan sonraki (yani rahim içi) koşullar ne olursa olsun bebekte veya çocukta ortaya çıkan hastalıklar genetik, bu koşullar değiştirildiğinde veya doğru yönetildiğinde ortaya çıkması engellenen hastalıklar ise epigenetik kökenlidir. Anne ya da babanızdan ciddi bir hastalığı genler aracılığı ile almamış dahi olsanız doğru beslenmiyor, egzersiz yapmıyor, gerektiğinde size uygun fonksiyonel gıdaları ve vitaminleri almıyor iseniz kendi sağlığınızı riske atmanın yanında çocuğunuzda epigenetik nedenli bir hastalık çıkmasına da neden olabilirsiniz. Geleceğin anneleri için bu çok önemli bir sorumluluktur.

    Geleceğin anneleri bu soruları kendine sormalı

    Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için doğru şeyleri yapıyor muyum?

    Gelecekte sağlıklı bir gebelik yaşayacak mıyım, bu olasılığı artırmak için yapılması gerekenleri yapıyor muyum?

    Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilmek için bugünden doğru şeyleri yapıyor muyum?

    Gebelik ve sonrasında sağlığımı ve formumu kaybetmemek için kimden yardım almalıyım?

    Çocuğumun sağlıklı bir erişkin olması için bugünden yapmam gereken şeyler var mı?