Akupunktur; dünyada hemen hemen uygulanan en eski tıp bilimlerinden birisidir. Günümüzden 5000 yıl öncesine dayanan bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada da saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing =Klasik Dâhiliye Kitabında” ki günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitabın Akupunktur ve Moksa ile ilgili (ısı ile yapılan bir tedavi ) Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.
Shen Nung’a göre vücutta bir enerjinin var olduğu; bunun da vücudun her yerinde dolaştığı söylenir. Çin’de bu enerjiye Qi=Çi adı verilir. Çi, vücudun ruhsal, emosyonel=tavır, davranış, mental=akıl ve de fiziksel aktivitesi olarak kabul edilir. Çin deki bu inanışa göre; Çi=enerji; YİN=negatif ve YANG = pozitif anlamında evrensel güçlerin etkisi altındadır. Çindeki bu inanışa göre vücut enerjisinin (Çi) herhangi bir azlığı, denge bozukluğu veya kesintiye uğraması Yin ile Yang’ın arasındaki dengenin de bozulmasına neden olur ,bu da kişilerin hasta olmasına yol açar.
Çin tababetine göre Çi=Enerji; vücutta bazı özel meridyenler ve kanallar ile taşınır ve dolaşır. Bu meridyenlerin 12 adeti vücudun her iki tarafında olmak üzere çifttir. Ayrıca vücudun ön ve arka kısmından giden 2 ekstra meridyen vardır. Bu meridyenler vücudun dikeysel olarak deri altından bir yukarı bir aşağı dolanır. Bu meridyenler üzerinde de akupunktur noktaları bulunmaktadır. Meridyen boyunca enerji akımındaki herhangi bir tıkanıklık, eksiklik veya denge bozukluğu Yin ve Yang arasındaki dengeyi de bozacağından hastalıklar meydana çıkar. İşte Akupunktur bu dengeyi sağlamak için meridyen üzerindeki özel akupunktur noktalarına iğne batırmak suretiyle yapılır. Böylece hastalığı yenmek için belirli aralıklarla seanslar (15–45 dakika) şeklinde uygulanır.
Yin ve Yang akupunktur tedavisindeki tartışmalarda kullanılan en önemli bir teori (Tao filozofisi) haline gelmiştir.
TAO filozofisi:
YİN=negatif, kadın, gece, karanlık, pasif, soğuk, nem, elektron, baz
YANG =pozitif, erkek, gündüz, aydınlık, aktif, sıcak, kuruluk, proton ve asit i temsil eder. Dikkat edilirse bu her iki öğe:
1-Birbirine zıt, (negatif- pozitif)
2-Birbirlerini takip eden (gece bitince gündüzün gelmesi gibi )
3-Birbirlerini çeken bir güç olması(negatifin pozitifi çekmesi gibi )
4-Her bir öğenin az da olsa birbirlerini kendi içinde barındırması veya birbirine dönüşebilmesi.
5-Birbirlerini doğurması neslini devam ettirmesi(Her kadının (Yin) veya erkeğin (Yang)bir annesi(Yin) bir de babası (Yang) vardır.
Çin’deki bu inanışa göre bu öğeler sağlıklı vücutlarda hep bir denge içindedir. Yin meridyenler vücudun daha çok korumaya muhtaç olan iç kısımlarında (kol ve bacakların medial=iç kısmında) bulunurken, Yang vücudun ve uzuvların (bacak ve kol )dış ve arka kısmında yer alır. Burada da görüldüğü gibi iç kısımlar (kıllardan az olan bölgelerdir) korunmaya muhtaç Yin=kadınsıdır. Bacak ve kolların ön ve dış ce arka kısımları (kıllı olan kısım) darbelere daha dayanıklı olan Yang=erkektir.
Akupunktur tedavisinde kullanılan en eski tedavi amaçlı iğneler İsa’dan 550 yıl önce BİAN adı verilen sert taşlardan yapılmıştır. İlk bulunan
Gene eski Mısır’a baktığımızda (günümüzden 2500 sene önce ) Hiyelografik yazılarında Mısırlılar akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisinde kullanıyorlardı.
1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra Çin kapalı bir kutu dönemini kapattıktan sonra Akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma özellikle 1944 den sonraki Başkan Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.
1970 yılından itibaren WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.
1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde çok etkin olduğunu açıklamıştır.
İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Çin’i ziyaret etmiştir. Hatta o dönemde Amerikalı gazetecilerden biri apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde uygulanmasını müteakip Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenerek eğitim almaya başlamışlardır.
Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.
Önceleri alternatif tıp olarak tanımlanan akupunktur artık tamamlayıcı tıp olarak tanımlanmaktadır.
Almanya , Fransa, İsviçre,A.B.D ve İngiltere gibi ülkelerde akupunktur yöntemleri uygulanmakta olup, bu yöntemleri uygulayan tedavi merkezleri üniversiteler ve vakıflar tarafından desteklenmekte ve teşvik edilmektedir. Amerika,İsviçre ve Almanya’da Sağlık Sigorta şirketleri, akupunktur tedavisinde sigorta kapsamı içine almış bulunmaktadırlar. Ülkemizde de artık üniversitelerde akupunktur poliklinikleri açılmaya başlanmıştır.
Bugün Türkiye’de bulunan Tıp Fakültelerinin uygulamalı hastanelerinin hemen hemen yarısında Akupunktur uygulanmaktadır. Ayrıca Bakanlık 17 Eylül 2002 yılında Akupunktur yönetmenliğini geliştirerek son haline getirmiştir.
30 yıldır dünyadaki hemen her tıp fakültesi ve üniversitelerinde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Akupunktur Türkiye’de 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.
Sağlık Bakanlığı son olarak 2002 yılında Akupunktur (17.09.2002 tarih 24879 Resmi Gazete) tedavisi uygulanan özel sağlık kuruluşları ile bu tedavinin uygulanması hakkında yönetmeliği çıkarıp geliştirerek son haline getirmiştir. Sağlık kuruluşlarında ”Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikası” olmayan hekimler akupunktur tedavisi uygulaması yapamayacaklardır.
Etiket: Sağlık
-
Akupunkturun tarihçesi
-
Bilimsel bir tedavi yöntemi; akupunktur
Akupunktur ; üçbin yıldan beri insan sağlığı için uygulanan ve son yıllarda batı da yapılan yoğun araştırmalar sonucunda gittikçe yaygınlaşan bilimsel bir tedavi yöntemidir.
Akupunktur, iğne, laser, v.b. uyaranların vücut üzerinde tanımlanmış akupunktur noktalarına uygulanması ile limbik sistemi* düzenleyip, otonom sinir sisteminin simpatetik ve parasimpatetik bölümleri arasındaki dengeyi kurarak organizmanın sağlığa kavuşmasını sağlar.
Akupunktur ülkemizde Sağlik Bakanlığı’nca 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir. Yine Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Akupunktur Üst Komisyonun tıp fakülteleri ve diğer hastanelerde Akupunktur uygulama birimlerinin kurulması önerileri çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’na bağlı Akupunktur Araştırma ve Uygulama Birimi oluşturulmuştur.
Dünya Sağlık Örgütü yayınlamakta olduğu derginin 1979 Aralık sayısını, Akupunktur özel sayısı olarak çıkarmış ve birçok araştırma sonucunda saptanmış Akupunktur ile tedavi edilebilen hastalıkların listesini yayınlamıştır. Bu semptomlar ve hastalıklar şunlardır: Stres, obezite (şişmanlık), aşırı zayıflık, bağımlılıklar (sigara, alkol), başağrıları, boyun fıtığı, bel fıtığı, kas ağrıları, alerjik nezle, alerjik astım, sinüzit, spastik kolit, kronik kabızlık, ishal, gece işemesi, yüz felci, trigeminal nevralji (yüz ağrısı), intercostal nevralji, zona, ürtiker, histeri, impotans, cinsel soğukluk, adet düzensizliği, lokal saç dökülmesi, gastrit, hıçkırık, esansiyel hipertansiyon, hipotansiyon, dirsek, boyun, omuz, kol ağrıları, artroz (eklem kireçlenmeleri).
Stres çağımızın en temel problemlerinden biri olup, bir çok sağlık problemine de sebep olmaktadır. Yaşadığımız koşulları göz önüne koyduğumuzda strese neden olan yapıları ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bununla birlikte haftada bir kere uygulanan Akupunktur’la kişi strese daha dayanıklı hale getirilebilir. Yoğun stresin neden olduğu en büyük problemlerden biri sık yaşanan başağrısı krizleridir. Başağrısı nedeni ile ortaya yoğun bir işgücü kaybı çıkmaktadır. Akupunktur ile bu şikayetler büyük oranda ortadan kaldırılmakta hastanın yaşam kalitesi yükseltilmektedir. Böylece iş gücü kaybının da önüne geçilmektedir.
Yine özellikle kadınların büyük çoğunluğunun sorunu olan kronik kabızlık Akupunktur ile tedavi edilebilmektedir. Ülkemizde yeterli eğitimin yapılamaması , konuşulması bile yakın zamana kadar tabu olan cinsel problemler oldukça yaygın sağlık problemlerinin arasında yer almaktadır. Cinsel davranış limbik sistemimizin kontrolünde olan önemli bir fonksiyonumuzdur. Sürekli olumsuz uyaranlarla limbik sistemde oluşacak düzensizlik bu problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tedavi etme mantığının temelinde limbik sistemin düzene sokulması bulunan Akupunktur cinsel problemlerin giderilmesinde de önemli rol üstlenmektedir.
Obezite (şişmanlık) Akupunktur’un en yaygın kullanıldığı problemlerin başında gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak sunulan Akupunktur’a kimi zaman da bu listelere uyarsam ben zaten kilo veririm Akupunktur’a ne gerek var? şeklinde yaklaşılmaktadır. Her iki yaklaşımda önemli hatalar içermektedir. Bir yandan Akupunktur bir mucize değildir. Öte yandan ise obezite ile boğuşmak zorunda olan hastaya davranış değişikliğinin yerleşmesi gereken başlangıç aşamasında Akupunktur’un katkıları göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Akupunktur, her şeyden önce sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları ortadan kaldıracaktır. Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlayacaktır. Bu da size bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz için imkan verecektir. Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir. Akupunktur, sıkça rastlanılan hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır. Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer Akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.
Akupunktur ile sigara bırakma tedavisinde ise amaç hastanın sigara içmediği sürecin başlangıcında ortaya çıkan yoksunluk sendromunu ortadan kaldırmaktır. Sigarayı bırakan kişi yemeğe saldırabilir, baş ağrıları çekebilir, işine konsantre olamayabilir, aşırı stresli olup en küçük uyarılara aşırı tepkiler verebilir veya bunlara benzer değişik durumlar ortaya çıkabilir işte Akupunktur tüm bu problemlerin ortaya çıkmasını engelleyecek ya da ortaya çıkanları giderecektir. Hastaya düşende uzanıp sigara almamak, Akupunktur etkisini sınamaya kalkmamak , Akupunktur’un yardımını kabul etmektir. Çünkü Akupunktur’un asıl etkisi sigara içilmediğinde ortaya çıkacaktır. Hasta kendini daha huzurlu hissedecek, yemeğe saldırmayacak, boşluk hissi rahatsız edici olmayacaktır. Akupunktur tedavisinden sonra sigarayı bırakmış kişinin tekrar sigara içmeye başlama riski ise hiç sigara içmemiş bir insanın sigaraya başlama riski ile eşittir.
Akupunktur eğitimi almış kişiler tarafından uygulandığında tanımlanmış hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle hastaların başvurdukları akupunkturistin Sağlık Bakanlığı tarafından akupunktur eğitiminin onaylandığını gösteren belgesinin olup olmadığını öğrenmeleri akupunkturun ülkemizde standartlarının yükselmesini sağlayacağı ve en sağlıklı oto kontrolü oluşturacağı da açıktır. Sonuç olarak akupunktur tıbba alternatif bir tedavi yöntemi değildir. Diğer bilim dalları gibi tıbbın bir komponenti olmaya aday bilimsel bir tedavi yöntemidir.
LİMBİK SİSTEM: Beynimizde geniş bir kortikal alanı kaplayan ve dışarıdan gelen tüm psişik uyaranlara ( kötü söz , iyi söz, taktir , tehlike hali vb. gibi) vücudun vereceği tepkileri (kalp hızımızın ayarı, bağırsaklarımızın hareketi , salgılarımızın durumu, damarlarımızın genişleyip daraltılması vb. gibi) oluşturan, kontrol eden sistem -
Dna hasarı ve etkileri
Kanserin en önemli nedeni
DNA HasarıDNA ve gen haritaları üzerinde yapılan çalışmaların getirdiği ufacık yenilikler, sağlık ve tedavi açısından büyük ümitler yaratıyor. Hastalıkların temel kaynağının DNA hasarı olduğu artık biliniyor. Her tür kanser ve dejeneratif hastalıkların günümüzde inanılmaz boyutta artması bir rastlantı değil. Bu durum; artan DNA hasarının bir sonucu. Çok güvendiğimiz anti-oksidanlar ise tam olmamakla beraber kısmi bir koruma sağlarken DNA hasarlarını tam olarak önleyemiyor. Oysa sağlıklı yaşamın devamı için ortaya çıkan DNA hasarlarının onarılması gerekmektedir. Başta Japonya olmak üzere bir çok ülkede DNA hasarlarının onarımını destekleyen AC-11 adlı bir bitkisel ekstre yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle Japonya'da ilk kullanılmaya başlandığı 2009-2010 yıllarında cilt bakım ürünlerinde en çok kullanılan ilk 10 madde içinde yer almıştır. Bunun için Serbest Radikaller ve anti-oksidanlar Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Yaman Er, DNA hasarının nasıl oluştuğu, hangi hastalıklara yol açtığı ve korunma yöntemleri hakkında bilgi veriyor!
Yaşam boyu sağlıklı olmamız için gerekli tüm bilgi ve kodları taşıyan DNAmız, sağlığımızın yol haritasıdır. DNA'mızdaki eksilmeler, kırılmalar anlamına gelen DNA hasarlarının iç ve dış olarak iki kaynağı vardır. Dış kaynaklılar: Kolayca tahmin edilebileceği gibi; Güneşten aldığımız UV ışınları, zararlı kimyasallar içeren gıda katkıları, çevre kirliliği, üzüntü ve stres iken, iç kaynaklılar ise hayret verici de olsa canlı ve sağlıklı olmamızı sağlayan metabolizmamızın ta kendisidir. Yani bir yandan bize canlılık veren metabolizmamız, diğer yandan DNA'mıza zarar veren serbest radikalleri üreterek bizi yaşlandırır. Bu nedenle DNA hasarı olmayan insan olmaz. Anti-oksidan sisteme rağmen, her gün her bir hücremizin çekirdeğinde yaklaşık 10.000 DNA hasarı oluşmaktadır. Sağlıklı kalabilmek, kanser ve dejeneratif hastalıklara karşı korunabilmek, hatta yaşlanmayı geciktirebilmek ancak; korunmak ve DNA onarımını artırmak ile mümkündür.
KORUYALIM, ONARALIM !
-İşte bilim adamları bu konuda çalışmalarını yoğunlaştırmış durumdalar.
Bizi canlı tutan DNA'ya saldıran serbest radikalleri önlenmek için kullandığımız anti-oksidanların yeterli olmaması nedeniyle DNA hasarları birikir ve zamanla; yaşlanma, kanser, metabolik hastalıklar ve kronik hastalıklar ortaya çıkar.-Buna karşılık hafif sporlar yapmanın ve içinde AC-11 gibi vücudun DNA onarıcı sistemini destekleyen doğal ürünleri kullanmanın yararlı olduğu gösterilmiş. Bu nedenle cilt bakımında da AC-11 içeren ürünleri tercih etmeliyiz.
Onarım kapasitemizi doldurmamak için zararlı alışkanlıklar ve dışarıdan gelen zararlı unsurlara karşı korunarak vücudumuza ve onarıcı sistemimize yardımcı olmalıyız. Çünkü yalnızca anti-oksidanlar korunmaya yetmemektedirler. Sağlıklı beslenmeli, zararlı alışkanlıklardan kurtulmalı, çevresel zehirlerden uzak durmalı ve güneşin olumsuz etkilerine karşı korunmalıyız. Cilt bakımında da DNA onarımını destekleyen kremleri tercih etmeli ve temel cilt bakımı yapmalıyız.