Etiket: Sağlık

  • Geriatri ve sağlıklı yaşlanma

    Geriatri ve sağlıklı yaşlanma

    Biyolojik olarak yaşlanma, döllenme ile başlayan ve yaşam boyu devam eden bir süreç olup, bu süreçte organizmanın tümünde gerek anatomik, gerekse fizyolojik geriye dönüşümü olmayan işlev değişiklikleri meydana gelmektedir. Sosyal anlamda yaşlılık ise, kültürel duruma ve sosyal özelliklere göre toplumdan topluma değişen bir tanım olarak karşımıza çıkmakta olup, modern anlamda kişinin aktif çalışma dönemini tamamlayarak, sosyal güvence sisteminin katkısı ya da birikimleri ile yaşadığı dönemin adıdır. Bu tanıma göre, her ne kadar biyolojik anlamda yaşlanma açısından kesin bir sınır teşkil etmese de 65 yaş, sosyal nedenlerden dolayı yaşlılık sınırı olarak kabul edilmektedir.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 65 yaş üstü populasyonun tüm nüfusa oranı %13 iken, bu oran İskandinav ülkelerinde %20’lere kadar ulaşmaktadır. Batı ülkelerinde yaşlı nüfus toplam nüfusun ortalama %15’ini oluşturmaktadır. Bununla beraber %15’lik bu kesim hastaneye kabullerin %50’sinden fazlasını ve sağlık kaynaklarının %40’ını tüketmektedir. Türkiye için bu oran tahmini %6 civarındadır. Ortalama yaşam beklentisi tüm Türkiye nüfusu için doğumdan itibaren 72,37 yıl (erkekler için 70 yıl, kadınlar için 75 yıl) olarak tahmin edilmektedir. Nüfus yoğunluğumuz göz önüne alındığında, toplumumuzdaki yaşlı bireylerin sayısının hiçte azımsanmayacak düzeyde olduğu aşikardır.

    Toplumların yaşlanması büyük oranda yirminci yüzyılla gelen kavram olmuştur. Özellikle gelişmiş ülkelerde artan yaşlı nüfus ve yaşam beklentisi, sağlık hizmetlerinin sunumundan, sosyal güvenlik ve çalışma ortamlarına kadar birçok alanda nüfusun yaş dağılımının değişmesi ile ilgili sosyopolitik sorunları getirmiştir. 2000’li yılları yaşadığımız şu günlerde tartışmaların boyutu politik gerçekliği aşarak etik bir gerçekliğe dönüşmüştür.

    Basit anlamda yaşlı tıbbı anlamına gelen Geriatri, yaşamın ileriki yıllarında bireylerin sağlığının korunması, hastalıklarının önlenmesi ve çok yönlü değerlendirme ile tedavisini hedef alan disiplindir. 20. yüzyılın ikinci yarısında başta İngiltere’de olmak üzere, ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde resmi olarak tanınan bir bilim dalı olarak kabul edilmiş olup, iç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir üst ihtisas niteliğindedir.

    Gerek koruyucu, gerekse tedavi edici tıp alanlarındaki gelişmeler, beslenme ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, aile planlaması ve doğum kontrolünün toplumlarda yaygınlaştırılması gibi nedenler, toplumlardaki ortalama yaşam beklentisinin artmasına, dolayısıyla yaşlı populasyonun nüfus içindeki oranının artışına yol açmıştır. Bu ifadeden “toplum yapısındaki bu değişim, bilim ve teknolojinin, yaşam süresini kısaltan birçok hastalığa karşı kazanılmış bir zaferinin sonucudur” manası çıkıyor olsa da, yaşlı nüfustaki artış ile birlikte gelen gerek tıbbi, gerekse psikolojik, sosyal, ekonomik ve çevresel artan ihtiyaçlara yeterli yanıt verilemedikçe bunun boş bir zafer olduğunu gerçeğini de kabul etmek gerekir. İşte yaşlı bireylerin sorunlarına bütüncül bir yaklaşımla çözümler üretme felsefesiyle Geriatri, bu zaferi gerçek zafer haline dönüştürmek hedefi doğrultusunda doğmuş bir bilimi dalı olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Her şeyden önce yaşlı, birbiri ile etkileşim gösteren bir çok faktörün, sağlık ve fonksiyonel kapasite üzerine kompleks etkilerinin yoğunlukla hissedildiği bir birey olup, bu yaş grubunda yaklaşım, diğer disiplinlerden biraz farklı olarak, sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik, sosyoekonomik, çevresel, ailesel değerlendirmeyi de gerekli kılar. Yaşlılık bir hastalık hali olmamakla beraber, birçok organ sisteminde değişik derecelerde yaşa bağlı değişiklikler husule gelmektedir. Bu nedenle bu yaş grubunda, normal yaşlılığa ait değişikliklerle, herhangi bir hastalığa bağlı oluşan bulguların çok iyi ayırt edilmesi gerekir. Aksi halde, tedavisi mümkün bir hastalığa ait bulgular, yaşlılığa bağlanarak tedavisi gecikebildiği gibi, yaşa bağlı normal değişiklikler de, bir hastalık hali olarak kabul edilerek, kişi gereksiz tedavilere maruz bırakılabilir. Diğer taraftan, organ sistemlerinin fonksiyonel cevabındaki yaşa bağlı değişiklikler, hastalıkların yaşlılarda, genç erişkinlere göre daha farklı tezahür etmesine yol açabilmektedirler. Yani yaşlılarda hastalıklar klasik belirti ve bulguları ile seyretmeyebilir. Ayrıca, çoğu yaşlıda mevcut hastalıklar kronik vasıflı olup, diğer disiplinlerdeki yaklaşımdan yine farklı olarak, birincil hedefin hastalıkların tedavisi yanında, yaşlının bedeni, zihinsel ve ruhsal fonksiyonel kapasitesini en üst düzeyde tutarak, yaşam kalitesini arttırmaktır.

    Kalp hastalıkları, hipertansiyon, diabetes mellitus, romatizmal hastalıklar (osteoporoz, osteoartrit, romatoid artrit gibi), kanser (meme, prostat, akciğer, kolon kanserleri gibi), akciğer hastalıkları (KOAH, kronik bronşit gibi), hiperlipidemi (hiperkolesterolemi gibi), serebrovasküler hastalıklar (felç gibi) yaşlılarda sık görülmektedir. Bunların yanında Geriatri Biliminin en çok ilgilendiği konulardan biri de yaşlılarda daha sık görülen ve ‘’Geriatrik Sendromlar’’ olarak ifade edilen hastalıklardır. Bu hastalıkların en önemlisi Demans (bunama, unutkanlık hastalığı da denmektedir) hastalığıdır. Demansın %60 nedeni Alzheimer Hastalığıdır ve erken tanısı çok önemlidir. Çünkü kesin tedavisi yoktur ve tanı konduktan sonra ortalama yaşam süresi 4-12 yıldır. Demansın erken tanısı ve tipinin belirlenmesini sağlayan tıbbi muayene yanında özel tanısal işlemler (nöropsikiyatrik testler, MRI gibi) bulunmaktadır. Demans gibi Depresyonda yaşlılarda sık görülen ve tedavi edilmezse intihar girişimine kadar giden kötü sonuçlar doğurabilen bir hastalıktır. Bu iki önemli hastalık dışında İdrar Kaçırma, Çok sayıda ilaç kullanma, Bası Yaraları (yatak yaraları), Beslenme Bozuklukları (iyi beslenememe), Düşmeler diğer geriatrik sendromları oluşturmaktadır.

    Yaşlı bireylerin her yönden değerlendirilmesini sağlayan yönteme ‘’Ayrıntılı Geriatrik Değerlendirme’’ denilmektedir. Bu yöntemle kişinin tıbbi değerlendirmesi yanında psikolojik, sosyal, çevresel, ailesel değerlendirilmesi yapılmakta ve hasta bir bütün olarak her yönden incelenmektedir. Diğer tanısal yöntemlerde kullanılarak bütün problemler ortaya konulmaktadır. Neticede hasta için en uygun tedavi modeli oluşturulmakta ve zaman içinde meydana gelen değişiklikler önceden tespit edilmektedir.

    Geriatrinin bir önemli özelliği de, koruyucu hekimlik vasfının ön planda olmasıdır. Özellikle 45 yaşından sonra bu yaş grubunda sık gözlenen problemler açısından kişinin, belirlenmiş protokollere göre izlenmesi ve oluşabilecek hastalıkların erken dönemde teşhis edilerek tedavilerinin yapılması birincil hedefler arasında yer almaktadır. ‘’Sağlıklı Yaşlanma’’ bugün dünyada oldukça önemli bir konuma gelmiş olup, toplumsal ve bireysel bilinçlenme ile bu yönde kişinin sağlıklı ve başarılı bir gelecek hazırlamasına katkı sağlamaktadır. Özellikle 45 yaşından sonra düzenli doktor kontrolü altında bulunmak ve muayene yanında bazı tanısal işlemler yaptırmak bazı hastalıkları önceden tespit edilmesini sağlamaktadır. Bu değerlendirmeler neticesinde kişinin tüm sağlık durumu ortaya konabilmekte ve geleceğe güvenle bakması sağlanabilmektedir.

    Yaşlanmakta olan kesim koruyucu sağlık hizmetlerinden hala istifade etmesi gereken konumdadır. Belirtildiği gibi, gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfusa ayrılan sağlık harcamalarının boyutu yaşlı nüfusun tüm topluma oranının kat kat üstündedir. Bu durum sağlık harcamaları üzerinde denetlemelerin oldukça dağınık olduğu ülkemizin ne durumda olduğu sorusunu akla getirmektedir. Yaşlılık problemlerine uygun yaklaşım ve koruyucu sağlık hizmetleri, sağlık boyutu ile olduğu kadar ekonomik boyutu ile de önem taşımaktadır.

    Ülkemize Geriatri ve geriatrik hizmetler yönünden baktığımızda büyük bir boşluğun olduğu görülmektedir. Türkiye’de şu anda aktif olarak geriatri ile uğraşan sadece 15 tane geriatri uzmanı vardır. Bu geriatri uzmanlarının büyük çoğunluğu benim gibi tıp fakültelerinde çalışmaktadır.

    “Sağlıklı Yaşlanma” hedefine yönelik toplumsal ve bireysel bilinçlenme ile eğitim, tüm nüfusa sunulan hizmetlerin yanında yaşlı nüfusa da en iyi hizmet verebilecek sağlık düzenlemelerin sağlanması; gerekli sağlık, eğitim ve araştırma yatırımlarına kaynak yaratılması ile mümkün olabilir. Eğitim toplumun her seviyesinde sağlanmalı ve bunun için her türlü iletişim aracı ve imkan değerlendirilmelidir. Sağlık hizmetlerini ve eğitimi idame ettirecek tıp doktorlarının eğitimi ise, hem tıp fakültelerinde klinik ve preklinik dönemlerine, hem de öncelikle iç hastalıkları ve aile hekimliği olmak üzere uzmanlık programlarına geriatri/gerontoloji müfredatının yerleştirilmesi ile olmalıdır. Geriatri biliminin uzmanlık düzeyinde eğitimi ve öğretim kadrolarının yetişmesi için iç hastalıkları ihtisası sonrası geriatri uzmanlığı uygun bir yapılanma modeli gibi görünmektedir. Tüm dünya için hedeflenen sağlıklı yaşlanma amacının ülkemizde de gerçek olması için temel yaklaşım eğitimdir. Ülkemiz için en uygun yapılanma modelinin belirlenmesi, geriatri/gerontoji eğitiminin mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitiminde yerini alması ve gerekli veri tabanını oluşturacak araştırmaların yapılandırılması için bu alanda artan sayıda yetişmiş öğretim elemanına ihtiyaç duyulacaktır.

    Sağlıklı yaşlanma ile mutlu, huzurlu, sorunsuz bir yaşlılık her bireyin hakkıdır.

    Doç.Dr. Hüseyin DORUK

    İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı

  • Duygusal Yeme Nedir?

    Duygusal Yeme Nedir?

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlık; insanın hasta olmayışı değil fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması olarak tanımlanmıştır. Sağlıklı olmanın en temel kuralı ise dengeli ve yeterli beslenmek. Beslenme, sağlığın korunup geliştirilmesi için bilinçli olarak yapılması gereken bir davranıştır. Bu kontrolu kaybettiğimizde beslenme sorunları yaşamamız muhtemeldir. Bu sorunlar arasında en sık karşılaştığımız sorunlardan biri’duygusal yeme’dir.

    Duygusal yeme, negatif duygulara karşılık gelişen bir yeme bozukluğudur. Bu davranışlarda en sık görülen durum normalden daha fazla yemek ya da besin çeşitlerini farklı seçmek; daha tatlı, daha tuzlu veya daha yağlı yiyecekleri tercih etmek gibi.

    Yapılan araştırmalara göre duygusal yeme özellikle yoğunkaygı, stres, depresyon, öfke gibi duyguların yoğun olarak yaşandığı dönemlerde görüldüğü, yalnızken gerçekleştiği öne sürülmüştür. Ayrıca bu durum yetersizlik hissiyle ve benlik saygısının düşük olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Yani bu durumda yemek yemek bir amaç olmaktan çıkıp bir araç haline dönüşüyor. Hayatta yaşanan olumsuzluklar yeme alışkanlıklarını büyük ölçüde etkiliyor. Olumsuz duyguların kişide yarattığı boşluk hissi yalnızlıkla baş etmeyi güçleştiriyor. Kişi bu boşluğu bir şeyler yiyerek doldurmaya çalışıyor. Bu konuda bilmemiz gereken en önemli şey duygusal açlığı yiyeceklerle dolduramayacağımız. Yediğimiz anda kendimizi iyi hissedebiliriz fakat yemek bittiğinde olumsuz duygularımız yok olmaz. Kötü duygulara ek olarak fazladan pek çok kalori almış oluruz. Duygularla baş etmenin sağlıklı yollarını bulmalı ve bilinçli yemeyi öğrenmeliyiz.

    Duygusal ve Fiziksel Açlık Arasındaki Farklar Nelerdir?

    -Duygusal açlıkta mide kazınırken fiziksel açlık daha yavaş ortaya çıkar.

    -Duygusal açlıkta abur cubur yemek isterken fiziksel açlıkta sebze gibi sağlıklı besinlerle doyabiliriz.

    -Duygusal açlıkta bilinçsiz yeme isteği varken fiziksel açlıkta yediklerimizin bilincinde oluruz.

    -Duygusal açlıkta sürekli yeme ihtiyacı hissedilirken fiziksel ihtiyaçta doyma hissi vardır.

    -Duygusal açlıkta açlıktan dolayı yemek yediğinizi bildiğinizden sonrasında suçluluk hissi vardır. Fiziksel açlıkta ise vücudun ihtiyacı kadar yenildiğinden dolayı suçluluk duyulmaz.

    Duygusal Açlıkla Baş Edebilmek İçin Yapabilecekleriniz

    Depresif ve yalnızken: Sevdiğiniz birini arayıp konuşmak size iyi gelecektir.

    Endişeliyken: Şarkı dinleyebilir, egzersiz yapabilirsiniz.

    Yorgunsanız: Ilık bir duş sonrası bitki çayı içebilirsiniz.

    Sıkılıyorsanız: Kitap okuyabilir, film izleyebilirsiniz. Yeni hobiler edinebilirsiniz.

  • Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-onkoloji, kanserin psikolojik, sosyal ve davranışsal yönlerine odaklanan bir sağlık psikoloji uzmanlığı alanıdır. Kanser hastalarının ve ailelerinin hastalık sürecini etkileyebilecek psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin yanı sıra hastalığın tüm aşamalarında yaşayabilecekleri psikolojik tepkileri ele almaktadır.

    Kanser hastalığına verilen genel tepkiler

    Fiziksel

    • Yorgunluk veya uyku problemleri

    • Gündelik hayata katılmama ya da eğlenceli aktivitelerden zevk almama/eğlenmeme

    Duygusal

    • Endişe ve kaygı: Bunlar stresli durumlara normal reaksiyonlardır. Kaygınız rahatsız ediyorsa, o zaman bir psikologla onunla başa çıkmanın yolları hakkında konuşmak isteyebilirsiniz.

    • Öfke ve kızgınlık: Kanser teşhisi ile öfkeli ve üzgün hissetme alışılmadık değildir ve çok rahatsız edici olabilir.

    • Düşük mod/duygudurum: Kanser teşhisi konulduktan sonra veya tedavi sırasında veya sonrasında düşük modda hissetmek alışılmadık bir durum değildir. Depresyon, üzüntü ve keder duyguları, kalıcı duygudurum/mod düşüklüğü gibi hallerine olumsuz katkıda bulunabilir.

    Bilişsel

    • Öz-güvensiz hissetmek

    Kanserle duygusal açıdan baş etme yolları/stratejileri

    • En yüksek seviyede enerjik, üretken veya en iyi ruh halinizde olmayı beklemeyin. Kendiniz için küçük hedefler belirleyin ve başardığınız küçük görevler için kendinizi kutlayın.

    • Düşüncelerinizi ve duygularınızı bir günlüğe yazın. Bu ruminasyon ve negatif düşünce karmaşasının önlenmesine yardımcı olabilir.

    • Meditasyon, kas gevşetme, bilinçli farkındalık (mindfulness) veya yoga gibi rahatlama tekniklerini öğrenmek faydalı olabilir.

    • Diğer zihin temelli sorunlarda olduğu gibi sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihinle mümkün olduğundan; düzenli egzersiz yapmayı, bol su içmeyi, sigara ve alkolden kaçınmayı unutmayın.

    • Diğer insanlarla konuşun. Duygularınızı size yakın olan insanlarla paylaşın. Sizin gibi benzer durumda olan diğer kanser hastalarına ulaşın, özellikle de bu duyguları hissettiğiniz tek kişi olduğunuzu düşünüyorsanız – Lakin unutmayın herkesin hastalığı ve tedavi şekli bireyseldir kendine özeldir.

    Ne zaman profesyonel yardım almalıyım?

    Kanser tanısını aldığınız andan itibaren psiko-sosyal destek almanız hem hastalık sürecini daha iyi yönetmenize hem de hasta yakınlarında ki yıpranma payını ciddi olarak azaltacaktır. Sorunlarınız ve endişelerinizi uzman bir sağlık psikoloğu veya bir psiko-onkolog ile konuşmak yardımcı olabilir. Destek ve bilgi sağlayabilir; kanser teşhisi ile tedavisinden kaynaklanan zorlukları yönetmenize yardımcı olabilirler. Ayrıca size rahatlama, stres yönetimi ve kısır döngüden ibaret düşünce yapısıyla nasıl üstesinden gelebileceğinize yönelik pratik başa çıkma becerilerini öğretebilirler.

    Hasta yakınları da kendileri için destek almalı mı?

    Kesinlikle evet. Araştırmalar kanser hasta yakınlarının hastalardan daha çok duygusal ihtiyaç gereksinimi olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca hasta yakınlarının kendi bakımlarını ihmal ettikleri için de hastalık sürecinde yıpranma paylarının da bir o kadar fazla olduğunu göstermektedir. OZ Psikolojik Danışmanlık hasta yakınlarının muhtemel sorunlarına empatik bir yol izleyerek destek vermektedir – Yalnız değilsiniz!

    Psikolojik Ölçekler ve Değerlendirmelerin Yararları

    Psikolojik ölçek ve değerlendirme, bireyin sadece tek bir görüşmede kolayca elde edilemeyen işleyişi hakkında bilgi edinmek için kullanılır. Bu ölçekler davranışsal sağlık, ilişkiler, tıbbi, kişilik, bilişsel, hafıza, mesleki veya akademik konular ile ilişkili olabilir. Psikolojik ölçekler, bireyin güçlü ve göreceli zayıflıkları hakkında bilgi sağlayabilir. Karmaşık sorunların anlaşılmasına yardımcı olabilir ve bu tür sorunların sürdürülmesine katkıda bulunabilecek faktörleri belirleyebilir.

    Psikolojik testler, tedavilerin kısalmasına, psikolojik desteğin planlanmasına danışan ile beraber hedeflerinin oluşturulmasına, olumlu sonuçların elde edilmesine yönelik potansiyel engellerin tanımlanmasına ve zaman içinde ilerlemenin izlenmesine yardımcı olarak genel maliyeti düşürür.

    Sağlık Psikolojisi Ölçeklerinin Faydaları Başlıca:

    • Karmaşık teşhis sorularının anlaşılmasına yardımcı olur

    • Tanı belirsiz olduğunda veya olası gelişmekte olan tanı hakkında endişeler varsa

    (örn. depresyon, anksiyete, uykusuzluk (insomnia) vb.) tanı koymada destekleyicidir.

    • Muhtemel bilişsel ve hafıza problemlerini belirleyicidir

    • Tedavi hedeflerini netleştirir

    • Sorunların ilaç kullanılsa bile neden hala devam ettiğini anlamalarını sağlar

    SAĞLIK PSİKOLOJİSİ ÖLÇEKLERİ, DANIŞANLARIN İHTİYAÇLARINA ŞU ALANLARDA CEVAP VERİR:

    • Entelektüel olarak güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi

    • Duygusal problemlerin netleştirilmesi

    • Kişilik

    • Bilişsel ve Hafıza fonksiyonu

    • Altta yatan psikolojik problemlerin belirlenmesi

    • Odaklanmış tedavi hedeflerinde yardım

  • Beslenme Psikolojisi

    Beslenme Psikolojisi

    Yeni yıla nasıl girmek istersiniz sorusuna insanların neredeyse yarısı ‘daha formda’ diye cevaplıyor. Anlıyorum ki fazla kilolarla çoğumuzun başı dertte. Televizyonlarda, sosyal medyada uzmanların sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü uyarıları söz konusu oluyor. En temel fiziksel ihtiyacımız olan beslenme çoğu yönden gündemi meşgul eden bir konu haline geldi. Genetiği değiştirilmiş veya hormonlu gıdalar; şekere, yumurtaya, yağlara, ete, ekmeğe beslenme ve sağlık uzmanlarının farklı bakış açıları sürekli insanların zihnini meşgul ediyor. Kimileri uzmanların bilimsel yorumlarına kulak verip doğal organik ve sağlıklı beslenmenin yollarını arıyor kimileri de başını kuma gömerek “atın ölümü arpadan olsun” havasında mevcut alışkanlıklarını devam ettiriyor. Ben de beslenme kültürüne psikolojik açıdan yaklaşmak istedim. Belki de diyeceksiniz ki o kadar yoğun bilginin olduğu bir alanda kafamızı karıştırmaya kalkma sakın. Tam tersine zihnin daha net olması için işe yarayacak fikirler olacak emin olun.

    Alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmeye ne dersiniz. Acaba arkasında sadece basit tercihler mi yatıyor yoksa derin psikolojik bağlar mı var? Örneğin, kaç öğün besleniyoruz, en sevdiğimiz tatlar neler? En sevmediklerimiz neler? Midemiz doyduğu halde neden gözümüz doymaz? Gece kalkıp deli gibi tatlı krizi ile kendinizi mutfakta bulup yedikten sonra büyük bir günah işlemiş gibi hissedenlerden misiniz? Diyet yaparken iki katı açlık hissiyle verdiğiniz kilonun iki katını aldığınız oldu mu? Bu soruların cevapları bazıları biyolojik bazıları psikolojiktir. Bilincimizle farkında olmaya ve irademizi yönetmeye çalışıyoruz ama ne var ki asıl kahraman bilinç altımız. Duygu dünyamız, algılarımız ve tercihlerimizin gizli yönlendirici. Nasıl mı? Bunu bir örnek vaka ile açıklayalım. Yıllardır kilo verememekten şikayetçi olan kadın danışanım, gerçekten kilo vermek istiyorum ama zinhar veremiyorum demişti. Adeta bedeninin kilitli olduğunu kiloyu zoraki koruduğunu ifade etmişti. Tabi bu konuşmalar bilince ait. Ya bilinç altı ne diyor? Özel terapi teknikleriyle yaptığımız analizlerle ulaştığımız gerçekler hiç de kilo vermek taraftarı değildi. “Kilo verirsen harika görünümlü bir vücuda sahip olursun, o zaman da tıpkı 10 yıl öncesinde olduğu gibi tacize uğrarsın.” Diyordu. Ne kadar zıt cümleler fark ettiniz mi? Halbuki bana geldiğinde bunun tersini söylüyordu. Kendimden de bir örnek verebilirim. Şehir dışı eğitim gezilerimde misafir edildiğim kurumlarda evdekinin iki katı yemek yediğimi fark ettim. İhtiyacımdan çok fazla. Biraz kendimi analiz ettiğimde gizli bir kaygı duyduğumu anladım. Bu duygudan yola çıkarak hatırama ulaştım. Babam işi gereği sık sık şehir dışına çıkardı. Bazen beni de yanında götürürdü. Restoranda yemek yedirirken hep şöyle derdi. “ Oğlum burada iyice ye. Başka yemek yok uzun süre. Burası evimiz değil.” Ben de bu düşüceyle zorla yerdim hep. Ev dışında özellikle de şehir dışında olduğumda aynı duygu ve davranış nüksediyordu. Bunun gibi sayısız örnek anlatabilirim size. Ama bilinçaltımızın ne kadar etkili olduğunu anlamamız için yeterli sanırım. Peki bundan sonra ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Öncelikle bizi yönlendiren davranışların bilinçaltı kodlarını çözmeliyiz ki bu çok zor olabiliyor. Sonrasında sağlıksız olan ve geçmişteki olumsuz bir yaşantıya dayanan bu anıları olumlu kalıplarla yer değiştireceğiz. Bu şekilde işlerin ne kadar da kolay ve otamatik ilerlediğine şahit olacaksınız. Madem durum bundan ibaret. Bunu tek başımıza yapmamız mümkün müdür? Her zaman değil. Bu tür durumlarda ilgili bir terapistten yardım alabilirsiniz. Bu şekilde kendi kendimizi daha az kasar ve daha mutlu oluruz. Bir sonraki yazımda irade çatışması ve tat koşullamasından bahsetmek istiyorum. Şimdilik hoşçakalın sağlıkla kalın.

  • Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Önce sağlık diye başlamış söze atalarımız. Gerçekten de her şeyin başı sağlık. Kaybedilmesi kolay kazanılması bazen zor veya imkânsız olan eşsiz bir hazine. Peki bize verilen bu muhteşem hediyenin kıymetini ne kadar biliyoruz? Onu ne kadar koruyabiliyoruz? Sevdiklerimizle birçok planlarımız ve hedeflerimiz varken sağlıklı yaşamakla ilgili hedefler koyuyor muyuz? Yoksa kaybedince mi anlarız kıymetini?

    Yaşadığımız çağ bizden hızlı ve yoğun olmamızı bekliyor gibi. Caddeler, sokaklar, Alışveriş merkezleri evler. Nerdeyse herkes büyük bir koşturmaca içerisinde. İnsanlar stresli ve meşgul. Acaba nereye bu gidiş ! Ne var ki zaman akıp giderken önceliklerimizi nasıl dizayn ettiğimiz çok önemli. Sağlığımızı korumak, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmak zannımca hayatımızın merkezinde olması gerekir. Düşünelim hep birlikte kaçımız bu konuda başarılı kaçımız muzdarip. Geçenlerde karşılaştığım bir arkadaşımla karşılaştığımda çocuklarından birinin kilo vermeye karar verdiğini ve ona özel diyet yemekler yaptıklarını söyledi. Ailedeki diğer bireylerinde kilo sorunu olduğunu ancak diyet düşünmediklerini ifade etti. Nedenini sorduğumda yemek zevklerinin hamur işleri ve tatlı ağırlıklı olduğunu ve bundan vazgeçemeyeceklerini söyledi. Bu noktada iki önemli faktör dikkatimi çekti. Birincisi ailenin beslenmeye bakışı, geliştirdikleri ortak hâkim kültür sağlıksız beslenmeyi pekiştiriyor. İkincisi ise bir üyenin farklı beslenmeye başlaması ile onu yalnız bir mücadeleye itip adeta pes etmesini sağlamaya çalışmaktı. Beslenme alışkanlıklarının psikolojik anlamları olduğunu sürekli vurguluyoruz. Burada ne kadar sağlıklı beslenme kararları alınsa da bir süre sonra ailenin yerleştirdiği beslenme kültürü yeniden devreye girecektir. Çünkü bireyin anlam verdiği haz aldığı onlardır. Bir grup yengeç sepete konulduğunda bazıları dışarı çıkmaya çalışır. İlk yukarı çıkıp kıskaçlarıyla kurtulmaya çalışana aşağıdan yetişen bir yengeç tutunur. Ona da başkaları tutunur. Böylece birkaç yengeci aynı an da yukarı taşıyamayan yengeç aşağı düşer. Sonra bir başka yengeç aynı şekilde yukarı tırmanır. Onu da sonradan tutunanlar aşağı çekerler. İşte bu yengeçler aile içinde de olunca bir üyenin beslenme alışkanlığını değiştirmesi çok çok zorlaşır.

    Sağlık ve sağlıklı beslenme bir kişi için gerekli değil hepimiz için gerekli ve önemlidir. O halde eğer mevcut alışkanlıklarımız gerçekten zararlı ise faydalı ama haz alabileceğimiz yeni alışkanlıklar edinemez miyiz? Bence bu mümkün. Eğer kararları birlikte alır ve birlikte uygularsak yeni bir beslenme kültürü oluşturabiliriz. Hepimiz için sağlıklı ve doğru beslenme kültürü. Sağlıcakla kalınız…

  • Aşı ve aşı yapılırken nelere dikkat edilir?

    Aşı hastalık yapma yeteneği yok edilmiş bakteri veya virüslerin yada bakterilerin zehirli toksinlerinin etkilerinin yok edilmesiyle elde edilmiş biyololojik maddelerdir.hayvanlara ve ya insanlara uygulandığında hastalığın ortaya çıkmasını ve hastalıkların kötü etkilerinin oluşumunu engeller. Aşıdan sonra oluşan antikorlar vücutta uzun süre kalırlar.Mikropla karşılaşma anında mikrobun vücuda girmesine engel olarak hastalık oluşmasını engellerler.

    AŞI YAPILIRKEN NELERE DİKKAT EDİLİR?

    1.Aşı belli aralıklarla yapılamalıdır.aşı aralarındaki süreye dikkat edilmelidir.Aşılar 1-2 ay aralarla yapılmalıdır. 2.Aşı bu konuda eğitim görmüş yetkili bir sağlık personeli yada hekim tarafından yapılmalıdır.Eczaneden aşı alarak herhangi bir yerde aşı yapılması kesinlikle doğru değildir. 3.Aşıdan evvel bebekler ve çocuklar mutlaka sağlık kontrolünden geçirilmelidir.ateşli durumlarda yada enfeksiyon hallerinde aşı ertelenir.Hafif ateş aşıya engel değildir. 4.Aşının yan etkileri hekiminiz tarafından belrtilmelidir.Aşıdan sonra karşılalaşılacak problemlere karşı bilinçli olmalısınız 5.Bir yada birkaç aşı aynı anda uygulanabilr,hiçbir sakıncası yoktur.

    AŞI TAKVİMİ aşılar bebeğin doğumu ile başlar.

    1.HEPATİT B AŞISI Hepatit B aşısı bebek doğar doğmaz yapılmalıdır. Eğer annede hepatit B taşıyıcılığı varsa aşı ile birlikte hiperimmun gammaglobülün uygulanır. Aşının 2. dozu 1 ay sonra 3 dozu 6 ay sonra yapılır. Aşının yan etkisi yoktur. Kas içine uygulanır. Aşı sağlık bakanlığının ulusal aşı takvimi programına alınmışır. Sağlık kuruluşlarında ücretsiz yaptırılabilir.

    2.BCG AŞISI 2. Ayda uygulanır tek doz yapılır. 5 yaşında ppd kontrolü ile tekrarlanır. Aşıdan 3-4 hafta sonra aşı yerinde kızarıklık ve kabuklanma görülür. Bu aşının tuttuğunu gösterir. Bazen aşıdan sonra koltuk altında bcg adeniti dediğimiz bir şişlik görülebilir. Böyle durumlarda hekiminize başvurmak gerekir.

    3.DİFTERİ-BOĞMACA-TETANOS-ÇOCUK FELCİ-HİB AŞISI 5 li karma aşı dediğimiz aşıdır. İlk dozu 2 ayda BCG aşısı ile beraber uygulanır. 1-2 ay aralıklarla 3 kez yapılır. 18 ayda ve 5 yaşta tekrarlanır. Ulusal aşı takviminde hib aşısı bulunmaz.. Aşı bazen ateşe neden olabilir. Ateş düşürücü ile kontrol altına alınabilir. İthal aşılarda yan etki son derece azdır..

    4.PNÖMOKOK AŞISI Zatürye aşısı olarak da bilinir. Gelişmiş ülkelerde 2-3 yıldan beri her bebeğe uygulanmaktadır. Ülkemizde bir yıldan beri yapılmaktadır. 1-2 ay ara ile 3 defa yapılır 1 yıl sonra rapel dozu tekrarlanır. Pnomokoklar bebeklerde ve çocuklarda zatüryeye sinüzite orta kulak iltihabına kana geçerek ağır ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Dünyada her yıl 5 yaşın altında bir milyonun üzerinde bebek pnömokok enfeksiyonları ile yaşamlarını kaybetmektedir. Bu da aşının ne kadar gerekli olduğunun bir kanıtıdır. Sağlık bakanlığının ulusal aşı takviminde yoktur.

    5.KIZAMIK-KIZAMIKÇIK-KABAKULAK AŞISI Üçlü karma denilen aşıdır. 1 yaşında ilk dozu uygulanır. 5 yaşta rapeli yapılır. Eğer kızamık salgını varsa 9 aydan itibaren tek olarak kızamık aşısı yapılır 15.ayda üçlü aşı tekrar edilir. Kola kas içine uygulanır. Ulusal aşı takvimine girmiştir. Sağlık kuruluşlarında yaptırılabilir. Yan etkisi yoktur denecek kadar azdır. Bazen kızamığa benzer döküntüler 3-4 gün sonra hafif bir ateşle görülebilir.

    6.SU ÇİÇEĞİ AŞISI Tek doz olarak cilt altına uygulanır. 12 aydan sonra yapılır. Ulusal aşı takvimine henüz girmemiştir.

    7.HEPATİT A AŞISI Ülkemizde 2 yaşından sonra 6 ay ara ile uygulanır. Kas içine yapılır. Yan etkisi yoktur. Gelişmiş ülkelerde 1 yaşından sonra uygulanabilmektedir.

    8.GRİP AŞISI Son yıllarda bebeklik döneminde de uygulanmaya başlanmıştır. 3 yaşın altında 2 doz halinde yarımşar olarak bir ay ara ile uygulanır. 3 yaşın üzerinde tek doz uygulaması yeterlidir. Rutin bir aşı değildir.

  • Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigaraya Başlama Nedenleri

    Sigara bağımlılığı nedenleri bakımından son derece önemli ruhsal-toplumsal sorunlar arasında yer almaktadır. Her deneyen dört kişiden üçü sigara tiryakisi olmaktadır. Sigara içenlerin; duygusal açıdan yetersizlik, kısa yoldan hazza ulaşma, gerçeklerden kaçma, otoriteye karşı çıkma, tehlike arama, aşırı tutku, başkalarına benzeme gibi özellikleri olduğu görülmektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sigaraya başlama 14 yaşa kadar gerilemiştir. Düzenli günlük içicilik ise 15-16 yaşlar arasında en üst düzeye çıkmaktadır. Bu durum sigara bağımlılığının ne oranda hayatımızı ele geçirdiğinin göstergesidir.

    Sigaranın Sağlık Üzerindeki Etkileri

    Dünya Sağlık Örgütü, sigaranın dünyada en hızlı yayılan ve en uzun süreli salgını olduğunu ifade etmektedir. Dünya genelindeki bağımlılık yapıcı maddeler arasında sigara ilk sırada yer almaktadır.

    Sigara kullanımı dünya genelinde son derece ciddi sağlık sorunlarına yol açmakta olup pek çok organ ve sistem üzerinde etkisini göstermektedir. Sigara; akciğerler hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, deri ve zührevi hastalıkları, diş hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları, üreme ile ilgili hastalıklar ve çeşitli kanser tiplerine davetiye çıkarması bakımından ciddi bir sağlık tehdidi yaratmaktadır.

    Akciğer Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • KOAH – Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

    • Amfizem

    • Akciğer kanseri

    • Astım

    • Pnömoni

    Kalp-Damar Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kalp krizi

    • KAH – Koroner Arter Hastalığına

    • Ateroskleroz

    • Koroner spazm

    • Total kolesterol düzeyinde artış

    • HDL kolesterol düzeyinde azalma

    • Hipertansiyon

    • İnme/felç riskinde artış

    • Efor kapasitesinde azalma

    Deri ve Zührevi Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Etkileri

    • Kırışıklıkların artması

    • Yaraların iyileşme süresinin uzaması

    • Erken yaşlanma

    • Beyaz saçlarda sararma

    • Sedefin daha sık alevlenmesine

    • Akne sıklığının artmasına

    • Siyah nokta artmasına

    Diş Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Periodontitis

    • Çürük

    • Diş taşı

    Mide-Bağırsak Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Ülser

    • Mide asidinde artış

    • Mide kanseri

    • Kalın Bağırsak Kanseri

    • Kolit

    Üreme Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kısırlık,

    • Dış gebelik riski

    • Erken doğum

    • Düşük doğum ağırlığı

    • Gebelikte suyunun erken gelmesi

    • Ölü bebek doğumu

    • Gebelik zehirlenmesi riski

    Sigara Bağımlılığı

    Sigara Bağımlılığı en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Araştırmalar, dünya genelinde her 10 saniyede bir kişinin tütün ve tütün ürünleri dolayısıyla yaşamını kaybettiği sergilemiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise her 10 erişkinden birisi tütün ürünleri kullanımına bağlı sağlık sorunlarından dolayı yaşama veda etmektedir. Çeşitli sağlık sorunlarına yol açan sigaraya bağlı olarak dünya genelinde her yıl 5 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetmektedir. Bu derece büyük sağlık sorunlarına yol açan sigara ayrıca sosyal hayatımızı da ele geçirmektedir. Sosyal amaçlı bir yere gidileceği zaman sigara kullanılan mekânlar ile sınırlı kalmak özgürlüğü kısıtlamakta ve hayatı yönlendirmektedir. Ayrıca, insanlar arası ilişkileri de yönetmektedir. Stresli yaşam olayları olduğunda sigara kullanımına sığınmak ise o problemin çözümü için yapılması gerekenleri görünmez kılabilmektedir. Sağlıklı yaşam ve sağlıklı nesiller için sigara bağımlılığı hayatınızı ele geçirmesi!

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR) diye bilinen ve Türkçe’ye Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme olarak geçen EMDR terapisi ilk zamanlarda sadece psikolojik travmaların tedavisinde kullanılsa da bugün birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır ve kliniksel olarak olumlu etkileri gözlenmektedir.

    EMDR terapisi sırasında beyinde çift taraflı uyarım göz hareketleri, sesler veya bedende yapılan ufak dokunuşlarla sağlanır. Çift yönlü uyarım ile danışan geçmişindeki anılara, o anıların tetikleyicilerine ve gelecekte yaşamak istediği pozitif inançlara gider.

    Travmatik veya çok fazla olumsuz yaşam olayları yaşandığında anı kaydetme sistemi bozulmaktadır. Bu sebeple yeni bilgi işlenerek mevcut anı ağına entegre olamaz. Yaşanan olumsuz deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamadığından akıl sağlığına uygun çıkarımlar yapılamaz. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları travmatik anının yaşandığı andaki haliyle depolanır. Bu sebeple güncel olarak yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım, değersizim), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma, yalnız kalmaktan korkma vb.) ve olumsuz bedensel tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı, panik atak, evden dışarı çıkmama) esasen problemin kendisi değil, bugünkü yansımalarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan sağlıklı olarak işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    EMDR, bunun gibi izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapi tekniğidir. Beynin olay anında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Beyinde takılı kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin gerçekleştirilerek bilginin adaptif bir şekilde kaydedilmesi mümkün olur. Mevcut anı artık danışanı rahatsız etmez ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görmeye başlar.

    EMDR Ne Kadar Sürer?

    • EMDR kısa süreli terapi ekolleri arasında yer alır.

    • Net süre danışandan danışana değişebilir.

    • Yaşam koşulları, travmaların sayısı, kişilik örüntüsü vb. etkenler süreyi etkileyecektir.

    EMDR’nin Etkinliği

    Birçok kontrollü araştırma sonucunda EMDR’nin danışanların çoğunluğunun travma sonrası stres semptomlarını etkili bir biçimde azalttığı veya yok ettiği, genellikle psikolojik sorunları ile bağlantılı olan semptomlarda da (kaygı gibi) azalma sağladığı görülmüştür.

    EMDR birçok uluslararası sağlık ve devlet kurumu tarafından etkili bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

    • Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO, World Health Organization)

    • Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association)

    • Uluslararası Travmatik Stres Çalışmaları Birliği (International Society for Traumatic Stress Studies)

    • Amerika Savaş Gazileri Bakanlığı (U.S. Department of Veterans Affairs)

    • Amerika Savunma Bakanlığı (U. S. Department of Defense)

    • Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı (United Kingdom Department of Health)

    • Ulusal İsrail Akıl Sağlığı Kurulu (Israeli National Council for Mental Health)

    EMDR’nin Kullanım Alanları

    EMDR’ye göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların birçoğunun doğru işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, bir çok sorunun etkili ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür.

    • Kişilik Bozuklukları

    • Panik Bozukluğu

    • Kaygı Bozuklukları

    • Depresyon

    • Komplike Yas

    • Disosiyasyon

    • Rahatsız Edici Anılar

    • Fobiler

    • Ağrı Rahatsızlıkları

    • Yeme Bozuklukları

    • Performans Kaygısı

    • Stres Kontrolü

    • Bağımlılıklar

    • Cinsel ve/veya Fiziksel Taciz

    • Beden Algısı Bozuklukları

    • Cinsel İşlev Bozuklukları

    • Davranım Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    • Migren ve Fantom Ağrı

    • Kompleks Travma

    EMDR terapisi ile geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimlerin esiri olmaksızın içinde bulunduğunuz anı ve geleceği daha sağlıklı yaşamak mümkün.

  • Bebeklerde genetik hastalık taraması

    Genetik alanında her gün yenilikler hızla yol almaya devam ediyor.

    Son yıllarda tüm ekzom analizi ve tüm genom analizleri ile 200.000 ekzom ve

    21. 000 gen taranarak tüm hastalıkların tanısında %90 başarı sağlanmaktadır.

    Ayrıca hücrenin enerjisini sağlayan mitokondrial genlerde çalışarak hastalıkların tanısı netleşmektedir.

    Ayrıca bir başka yenilik bebeklerde 0-24 ay arası ayrıntılı genetik tarama yapılmaya başlandı.

    Sağlık Bakanlığı tarafından tüm Türkiye genelinde yapılan Yenidoğan Tarama Programı ile, tüm yeni doğanların sadece üç önemli hastalık olan Konjenital Hipotiroidi, Fenilketonüri ve Biyotinidaz Eksikliği yönünden taramalar yapılmaktadır.

    Sağlık Bakanlığının uyguladığı testler dışında, en çok bilinen hastalıklar ilgili 0-24 ay arası bebeklerde yeni doğan genetik tarama testini öneriyoruz.

    Dünyada 350 milyon çocukta genetik hastalık var, bunların yüzde sekseni ise, nadir görülen genetik hastalıklardan oluşmaktadır. Bunların içinde 4300 genetik hastalığa tanı konabiliyor.

    Yeni doğan bebeklerin %32 -57 si genetik hastalıklardan etkileniyor ancak görünen önemli bir anomali olmadığı için farkına varılmıyor.

    Anne ve baba sağlıklı, bir sorunları yok, ailede kalıtsal hastalıklar var mı çok geçmiş döneme ait bilgileri yok, Sağlıklı bir çocuğa sahip oluyorlar. Sağlık bakanlığı tarafından yapılan testler normal bulunuyor. Ancak ileri ki dönemde çocuğumuz da bir sağlık sorunu çıkar mı endişesi içindeler, çünkü bunu bazı ailelerde görüyorlar, çocuk iki üç yaşında rahatsızlanıyor, hızla ilerleyen hastalıklar nedeni ile ya kaybediliyor veya ileri derece mental özür sorunu ile yaşamını sürdürüyor.

    Yeni Doğan Genetik Tarama testinde hangi hastalıkları kapsamaktadır.

    Organik asidemiler

    Yağ asid bozuklukları

    Amino asid bozuklukları

    İmmün yetmezlikler

    Mukopolisaakaridozlar

    Glikojen depo hastalıkları

    Hangi durumlarda Yeni doğan tarama testleri yapılmalıdır.

    Laboratuvar parametrelerinde sorunlar:

    Hiperbilirübinemi

    Hipoglisemi

    Laktik asidozis

    İskelet anormallikleri:

    Yineleyen kırıklar

    Mikrosefali

    Nörolojik anormallikler:

    Konvulsiyonlar

    Spasisite

    Müsküler hipotoni

    Distoniler

    Hematolojik anormallikler:

    Anemi

    İmmün yetmezlik

    Cilt anormallikler:

    İktiyozis

    Gastrointestinal anormallikler:

    Hepatomegali

    Kolelithiazis

    Diareler

    Anal Atrezi

    Yeni doğan tarama panelinde Yeni Nesil Dizileme analizi yaklaşık 800 gen incelenmektedir.

    Prof. Dr. Duran Canatan

  • Çoçuk sağlığının önemi

    Çocuklarımız geleceğimiz ve gözbebeğimizdir, onların sağlıklı olması, bizlerin, ailelerin ve ülkenin sağlıklı olması demektir. Bir ülkenin en önemli gelişmişlik göstergesi bebek ölüm hızı ve çocuk ölüm hızının düşük olmasıdır.

    Sağlık herkes için fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali demektir. Çocuklarda özellikle sağlığın desteklenmesi ve geliştirilmesi önemlidir.

    Çocuk sağlığını izlemenin amaçları; hastalık ve sakatlıkları önlemek, hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak ve çocukların yetişmesi konusunda aileye destek vermektir.

    1. Hastalıkların önlenmesi için; büyüme ve gelişmensin izlenmesi, yaşa uygun beslenmenin sağlanması, aşılama ve sağlık eğitimidir.

    2. Hastalıkların erken tanısı ve tedavisinde ailenin verdiği öykü, çocuğun ayrıntılı fizik muayenesi ve sağlıkla ilgili taramalar önemlidir.

    3. Çocuğun sağlıklı yetişmesi konusunda aileye destek, sağlık eğitimi, çocuk yetiştirilmesi konusunda danışmanlık yapmak ve aile planlaması konusunda danışmanlık yaparak ve bakımın sürekli olması sağlanarak yapılır.

    Çocuk sağlığı izleme basamaklarında neler yapılmaktadır ;görüşme ve öykü, aile, çevre, çocuk ilişkisi gözlemi, fizik muayene, gelişimin değerlendirilmesi, taramalar, aşı, sağlık eğitimi ve danışmanlık, annenin soruları ve özetleme ve randevu belirlenerek aile bir sonraki görüşmeye davet edilir.

    1. Görüşme ve öykü aşamasında; ayrıntılı prenatal, natal ve soy geçmiş öyküsü, motor-mental gelişim, boy ve kilo artışındaki takipler, beslenme, aşı, uyku, gelişim

    basamakları ve ev ortamı önemlidir. Ayrıca son başvurudan itibaren yaşanan gelişmelerin öyküsü önemlidir.

    2. Gözlem aşamasında; anne, baba ya da çocuğa bakan kişi ve çevre ile ilişkisi, emzirme durumu, biberon, emzik ve kundaklama gibi yanlış uygulamalar, bakımsız bebek, ilgisiz anne, bebeğe sert tavırlar veya şüpheli lezyonlar gibi çocuk ihmali yada istismarı değerlendirilir ve çocuğun genel durumu değerlendirilir.

    3. Fizik inceleme aşamasında; her ziyarette ayrıntılı, tam bir fizik muayene, her kontrolde boy, ağırlık ve en az iki yaşına kadar baş çevresi takibi ve büyümenin değerlendirilmesi, bir yaşından başlanarak kan basıncı ölçümü yapılır. Konjenital anomaliler, büyüme gelişme geriliği, gelişimsel kalça displazisi, kalp anomalileri, inmemiş testis, umbilikal ya da inguinal herni, gibi hastalıkların erken dönemde tanısının konulması açısından dikkatli ve ayrıntılı bir fizik inceleme şarttır. Bu açıdan hekimlerin ayrıntılı incelemesini sabırla beklemek gerekir.

    4. Değerlendirme aşamasında; Çocuğun sağlık durumu, fiziksel ve nöromotor gelişimi, psikososyal sağlığı değerlendirilerek dosyaya kayıt edilir.

    5. Taramalar aşamasında; Rutin taramalar olarak yapılan öykü, gözlem, fizik muayene, laboratuvar tetkikleri, görme ve işitme değerlendirmesi yapıldıktan sonra, aile öyküsü, etnik köken, yaşadığı coğrafik koşullar göz önünde tutularak ek taramalar yapılmalıdır.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı