Etiket: Sağlığı

  • Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme sadece formada kalmak için dikkat edilmesi gereken bir konu değilken, aynı zamanda akıl ve ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Sağlıklı ve zinde hissetmek için yalnızca düşünceler veya davranışlar üzerine çalışmamak aynı zamanda beslenme döngüsü, uyku düzeni ve egzersiz programını da düzenlemek gerekir. Bu şekilde kurulan bir sağlam zemin ile uzun vadeli bir iyi olma hali oluşturulabilir.

    Beslenme biçiminiz ile hem bedeninizi hem de beyninizi beslediğinizi unutmayın!! Son dönem araştırmalarına göre beyni yeniden şekillendirmenin ergenlik döneminde bitmediği ve sürdürülebilir olduğu ortaya çıkmıştır. Buna nöroplastisite adı verilir. Nöroplastisite birçok etmenden etkilendiği gibi; doğru beslenme, vitamin ve mineral tüketimi, amino asitler, şeker tüketimi, kahvaltı yapmak veya yapmamak, bitkisel gıdalar, doğru yağları tüketmek olarak sıralayabileceğimiz beslenme biçimlerinden de etkilenmektedir. Dolayısıyla; sağlıklı bir birey olabilmek için diyet ve depresyon ilişkileri de göz önünde bulundurulduğunda besleme düzenimizin ruh ve akıl sağlımızı etkilediğini göz ardı edemeyiz.

    Zinde bir zihin ve sağlıklı bir ruh sağlığı için beslenme odaklı oluşturulacak sağlam temelde:

    • Günde 3 öğün yemek yenmeli,

    •Kahvaltı hem protein hem karbonhidrat, meyve veya doğal meyve suyu içermeli,

    • Kahve tüketimi mutlaka kahvaltı sonrası olmalı (kahvaltı etmeden içilen kahve beynin ön lobu dediğimiz tüm yürütücü işlevlerimizi yöneten bölgeyi olumsuz etkiler),

    • Çok fazla şeker tüketimi stres hormonlarını tetikler,

    •   Aşırı glikoz vücuttaki zarları tıkadığı için nöral iletişim yavaşlar ve iltihaplanmalara olanak tanır,

    •   Badem ve şeftali tüketmek sakin kalmanıza yardımcı olabilir,

    •   Yumurta sarısı hafıza sorunları için faydalıdır,

    •   Yabanmersini bilişsel ve motor işlevlerin artışını sağlar,

    •   B12 eksikliği yorgunluk ve depresyonla ilişkilendirilir; B12 yi yumurta, süt,

    peynir, yengeç, dil balığı gibi doğal besinleri tüketerek alınabilir

    •   B1 eksikliği uyku bozukluğu ve asabiyet ile ilişkilendirilir; B1 i yulaf unu, yer fıstığı, sebzeler ve ayçekirdeği tüketerek alınabilir,

    •   Transyağ; berrak düşünme ve nöroplastisiteyi zayıflatır,

    •   Magnezyum eksikliği gerginlik ve depresyonu tetikler,

    •   Vücut kitle indeksi ne kadar büyükse Alzheimer riskinin o derece yüksek olduğu bilinmektedir,

    •   Göbek bölgesinde biriken yağ iltihaplanmaları arttırmakta ve depresyonla ilişkilendirilmektedir bu da dolayısıyla nöroplastisiteyi olumsuz etkiler. (Arden, 2017)

    Bu bilgiler doğrultusunda beslenmenin genel sağlığınız ve ruh sağlığınız açısından önemli bir temel oluşturabileceğini aklınızda tutarak, beslenme düzeniniz için aile hekiminiz veya konusunda uzman bir diyetisyenden yardım almanızda fayda vardır. Unutmayın akıl ve ruh sağlığı genel sağlığımızın bir bütünüdür ve çok yönlü yaklaşım gerektirir. Nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

  • Günümüz Hayatı ve Bireysel Ruh Sağlığını Korumak

    Günümüz Hayatı ve Bireysel Ruh Sağlığını Korumak

    Herkese merhaba,

    Günümüz hayatı dediğimde aklınıza şu an tanıklık ettiğiniz, deneyimlediğiniz ve akışında yer aldığınız yaşamı getirebilirsiniz. Bu şekilde yakın zamanda olan bitenleri kendi zaman kavramınız için yoğurmak ve yorumlamak daha kolay olacak.

    Bireyin psikolojik yakınma ve şikâyetlerini odağına alan klinik psikoloji bilimi, müdahalelerini 2 ana alanda ilerletmek üstüne kuruluydu. Bunlar, koruyucu-önleyici müdahale ve psikoterapötik müdahale olarak adlandırılmaktaydı.

    Koruyucu önleyici faaliyetlerin odağında mevcut ruh sağlığındaki sorunlar ile ilgili değil, olası sorunların oluşmasına ortam hazırlayan etmenlere yönelik bilgilendirme, bu etmenleri ortadan kaldırma veya yeniden şekillendirme yer almaktadır. Psikoterapötik müdahale ise daha çok bir psikolojik rahatsızlık veya sorun ortaya çıktıktan sonra şikayet edilen belirtiler doğrultusunda yapılan müdahaleye yönelik bir adımdır.

    İnsanlık yakın tarihinde dünya savaşlarından sonra bu iki yöntemden neredeyse sadece psikoterapötik müdahale gündemdeydi. Çünkü savaşlardan birincil olarak etkilenen kişiler yani askerler ve onların aileleri, olan bitene tanıklık edenler, duyum alanlar çeşitli psikolojik şikâyetler ile klinik hizmet veren sağlık birimlerine başvuruyordu ve bu şekilde yoğun bir başvuruyu karşılama noktasında psikoterapötik müdahale haricinde bir seçenek işlevsiz kalmış durumdaydı. Bu duruma bağlı olarak yapılan maddi manevi bütün yatırımlar o süreçten günümüze psikoterapötik müdahaleler üzerine yoğunlaşmıştır. Bundan dolayı koruyucu önleyici müdahale gittikçe odaktan uzaklaşmıştır ve bu alanla ilgili çalışmalar azalmıştır.

    Bugün geldiğimiz noktada güncel psikoloji bilimi insanı biyo-psiko-sosyal bir varlık olarak tanımlamakta. Yani biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları olan insanın, bu ihtiyaçları nitelikli bir şekilde giderildiğinde bütüncül ruh sağlığından söz edebileceğimize değinmektedir.  Bu durum aslında dünya savaşı kadar uluslararası büyük durumlar olmadığı sürece yeniden koruyucu önleyici faaliyetlerin yolunu dünyada ve ülkemizde yeniden ve yavaş yavaş açmış durumda. Alanında uzman kişilerin ileriye dönük araştırma ve deneyimlerinden yola çıkılarak birçok konuda (psikolojik travma, çocuk&ergen ruh sağlığı, çocuk hakları, insan hakları, kendi kendine yardım, yardım edene yardım gibi) bütüncül konularda önleyici ve koruyucu faaliyetler yeniden literatürde ve raflarda yerlerini almış durumda. Bu noktada bu hizmetlerden faydalanırken hizmeti sunan kişilerin konu ile ilgili bilgi birikimi ve akademik seviyesi büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü işinin ehli olmayan kişiler tarafından bu konuda zarar verici noktalara varacak genellemeler yapılabiliyor. Bu hizmetleri alan kişilerin buna dikkat etmesinde büyük yarar var.

    Şu an günümüzdeki ruh sağlığı verilerine bir ışık olmasını kestirmek güç olmakla birlikte, son dönemlerde yapılan araştırmalar uzun soluklu ve kararlı bir ilerleme ile biyo-psiko-sosyal ihtiyaçlarımızı gidererek renkli ve doyumlu bir yaşam deneyimlemenin hayli mümkün olduğunu gösteriyor.

    Biyolojik sağlığınız kadar, psikolojik ve sosyal sağlığınıza da önem verdiğiniz, gönlünüzce bir hayat yaşamanız dileğiyle…

  • Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Dünyada şuan bile yüzlerce, binlerce kişi olumsuz yaşantılara, travmalara maruz kalıyor ve mutlaka bu yaşantılardan az ya da çok etkileniyorlar. Peki, neden hepsi psikolojik sağlıklarını kaybetmiyor? Hiç düşündünüz mü aynı olumsuz yaşantıyı deneyimleyen kişiler neden farklı tepkiler veriyorlar? Bazı kişiler kendi kendine başedebilirken, bazıları ise yıllar sonra bile yaşantının etkilerini taşıyorlar. Bunun sebebi genetik faktörler, çevresel faktörler… gibi bir çok faktörün birleşimi ile ilişkilidir.

    Şimdi birkaç madde de ruh sağlığınızı koruyabilmek için yapabileceğiniz kolay uygulanabilir yöntemlerden bahsedeceğim.

    1- Fizyolojik Sağlık

    Psikolojik sağlığı etkileyen faktörlerden birisi bedensel sağlığımızdır. Büyüklerimizin önce sağlık demesinin bir sebebi var. Peki, psikolojik ve fizyolojik sağlığın birbirini etkileyebildiğini biliyor muydunuz? Mesela tiroid hormonları olması gereken değerlerin dışındaysa bu durum sizin ruh halinizde de değişmelerin olmasını sağlayarak psikolojik sağlığınızı da etkiler. Eğer kendinizde sürekli bir mutsuzluk, halsizlik hissediyorsanız bunun nedeni hormonlarınız olabilir. Bir sağlık kuruluşuna gidip gerekli kontrollerden geçerek sorunun nedenini tespit edebilirsiniz.

    2- Nefes Egzersizleri

        Nefes egzersizi terimini mutlaka duymuşsunuzdur. Peki, nasıl yapabileceğinizi biliyor musunuz? Şimdi kısaca ufak ama çok etkili bir teknikten bahsedeceğim. Bu teknik özellikle bir olumsuz yaşantıya karşı öfkelendiğimizde en çok önerdiğimiz tekniklerin başında gelir. İlerleyen yazılarımda öfke kontrolünü nasıl yönetebileceğinizi de anlatmayı düşünüyorum.

        Öncelikle gözlerinizi kapatın, nefesinizi burnunuzdan almaya devam ederken 3’e kadar sayın. 2 saniye nefesinizi tuttuktan sonra ağzınızdan nefes verirken yine 3’e kadar sayın. Bunu 3 kere tekrarlayabilirsiniz.

        Bu kolay tekniği öfkelendiğinizde, kaygılandığınızda uygulayabilirsiniz.
     

    3- Sevdiğiniz İnsanlarla Vakit Geçirin

        Hayat boyu sevmediğimiz ya da yanındayken iyi hissetmediğimiz insanlarla bir arada olmak durumunda kalabiliyoruz. Örneğin iş arkadaşlarımız, komşularımız hatta bazen akrabalarımız…

        En azından boş vakitlerinizde sevdiğiniz ve yanlarındayken kendinizi iyi hissettiğiniz insanlarla beraber olmaya çalışırsanız, kendinizi daha mutlu, huzurlu ve arınmış hissedersiniz.

    Bunun yanında sevdiğiniz, keyif aldığınız aktiviteleri de yapmaya özen göstermek çok önemli. En azından haftada birkaç saatinizi yapmaktan keyif aldığınız aktivitelere ayırabilmeniz, sizin kendinize yapabileceğiniz ufak iyiliklerden biri olacaktır.

    4- Hayaller ve Hedefler

        Hayal kurmak çoğu insana iyi gelir ve umut verir. Fakat hayaller ve hedefleri birbirine karıştırmamak önemlidir. Hayaller konusunda istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz, çünkü gerçek olamayacağını bilseniz bile onu düşünmek size iyi hissettirebilir.

    Hedef ise hayallerinizin eylem planıyla destekleyip hayata geçirilebilir haline denir. Bizi harekete geçirecek en önemli şey doğru motivasyon kaynağıdır. Motivasyon, insanın harekete geçmesi için en gerekli olan içsel gücünü ifade eder. Peki, hedefinizi kendiniz nasıl belirleyebilirsiniz? Öncelikle kendi yeteneklerinizin, becerilerinizin farkına varmanız ve bu yetilerden yola çıkarak yapabileceğiniz hedefleri belirleyebilmeniz gerekir. Sonrasında o hedefe ulaşabilmek için adımları netleştirip bir program dâhilinde hedefinize adım adım yaklaşmak kaçınılmaz olacaktır.

    Einstein’ın sevdiğim bir sözü bu konuyla ilişkili olacaktır. ‘’Aslında herkes bir dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir’’.

  • RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ

    RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ

    İyilik hali, ruh ve beden sağlığı ile bir bütündür. Ruh sağlığı,kişinin kendisi ve çevresiyle olan uyum hali olarak tanımlanabilir.Bu yazımda değinmek istediğim başlıca konu ise; ruh sağlığının önemi ve toplumun ruh sağlığına bakış açısıdır.

    Alan da en sık rastladığım sorun,psikolojik rahatsızlıkların delilik ,akıl hastalığı gibi yanlış isimlerle adlandırılmasıdır.Psikolojik rahatsızlıklar her hangi bir organımızın hastalanması ile aynıdır.Beynimizin kimyasının bozulmasıyla başlar.

    Ruhsal olarak yaşanan duygu ve davranışların ne zaman sağlıklı ne zaman sağlıksız ya da hastalık belirtisi olacağının sınırlarını her zaman tam olarak çizebilmek mümkün olmayabilir. Ancak , ruh sağlığının normal ölçülerde olup olmadığını belirleyen bazı özellikler vardır. Bunlar;

    1-Kişinin kendi kendisiyle uyumlu olması her şeyden önce gereksiz ve uzun süren

    kaygılardan, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmasına bağlıdır. Günlük kaygılar ve

    üzüntüler her sağlıklı insanda vardır ve ruhsal uyumsuzluk belirtisi sayılmaz.

    Fakat nedeni belli olmayan ya da uzun süren kaygılar, kuruntular ruhsal

    dengenin bozulduğunun belirtisi olabilir.

    2- Kişi, içinde yaşadığı yakın ve uzak çevrede ilişkiler kurup bu ilişkileri devam

    ettirebilmelidir. Ailesi, akrabaları ve iş yaşamındaki kişilerin dışında

    arkadaşlıklar da kurabilmeli ve bu ilişkileri devam ettirebilmelidir.

    3- İnsanlarla geçinme ve iş birliği yapmanın ötesinde, sevgiye ve saygıya dayalı

    bağlar kurabilmelidir. Karşı cinsle de sevgiye dayalı ilişkilere yönelmeli, eş

    seçmede kendi başına sorumluluk alabilmelidir.

    4- Kişinin kendine güveni olmalıdır. Davranışlarını ve yeteneklerini gerçekçi

    olarak tartabilmelidir. Kendini başkalarının gözüyle de görebilmelidir.

    Yetenekleriyle orantısız bir üstünlük ya da aşağılık duygusu içinde olmamalıdır.

    5- Kişi toplumda bir yeri ve görevi olduğu duygusunu edinmiş olmalıdır.

    Yeteneklerini geliştirmeli, verimli işlere yöneltebilmeli, çalışmalarından ve

    başarısından zevk almalıdır.

    6- Kişinin geleceğe yönelik planları olmalı, bunları gerçekleştirmek için de

    gerçekçi bir yol izlemelidir. Gerçekleştiremediği isteklerini de başka yollardan

    doyum sağlamaya çalışmalıdır.

    7- Kişinin karşılaştığı zor durumlarda başvuracağı bir yedek gücü olmalı ve yeni

    durumlara uyma esnekliği gösterebilmelidir.

    8-Başarısızlıktan yılmamalı, zorlukla karşılaşınca kendini bırakmamalıdır. Geleceğe dönük umudu ve savaşım gücü ile karşılaştığı engelleri yenmeye çalışmalıdır

    9-Kendi başına kararlar alıp uygulayabilmeli, kararlarının sorumluluğunu

    taşıyabilmeli ve sonuçlarına katlanabilmelidir.

    10-Başarısızlıktan ders almalı,

    başarısızlık nedenlerini başkalarına yüklememeli, kendini eleştirebilmelidir.

    11-Kişinin yaşadığı toplumla ters düşmeyen, inandığı değerleri ve inançları

    olmalıdır. Bunun yanı sıra birey yeniliklere de açık, ön yargıdan uzak olmalıdır.

    12-Başkalarının inanç ve görüşlerinde saygı duymalı, hoşgörülü olmalıdır.

    13-Kişinin, mesleği dışında eğlendirici, dinlendirici ve kişiyi geliştirici, spor, sanat

    gibi uğraşları da olmalıdır.

  • Ruhunuza Sağlık

    Ruhunuza Sağlık

    Sağlık aslında beden ve ruhun birlikte iyi olmasıdır ancak ruh sağlığı fiziksel sağlık kadar öncelenmez. Ta ki  ruhsal sorunlarhayat kalitesini bozana kadar. Önceden gözle görülür olan; panik atak, depresyon , vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken artık profil daha zengin. Derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, sürekli kaygı ve huzursuzluk, boşluk ve hiçlik, değersizlik duygularının tedavisi son yıllarda artmaktadır. Sorunların derinleşmesi tedavi sürecinin uzamasına sebep olur.

    Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrolsüz davranışlardır. Neden olduğu anlaşılamayan kötülük hali bazen derin bir depresif hale bazen de yoğun öfkeli duruma sebep olmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlamı yoktur.  Nefes almak bile zorlaşır, göğüs bölgesinde sürekli ateş hali mevcuttur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Hiç geçmeyecek ve bitmeyecek hissi vardır sürekli.

    Değersizlik, yetersizlik ve çaresizlik duyguları çok yoğun yaşanır. Boşluk hissi çok fazladır ve boşluğa katlanmak için türlü türlü eylemler gerçekleştirilir. Bu tür davranışlara eyleme vurma denir ve normal şartlar altında gerçekleştirilmez.Tüm olumsuz duygulardan kurtulmayı hedefleyen bu davranışlar, anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak, gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak, aşırı ve anlık gelişen her tür davranışlar. Bu davranışlar sonucunda pişmanlık ve derin bir suçluluk duygusu hakim olur. Bazen de ölümcül öfke hissi kaplar. Katlanılması çok zor olan bu duyguyu dışarı atmak ister kişi. Öfkeli ve saldırgan davranışlar, suçlayıcı cümleler ile duygu boşaltılmaya çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.

    Her insanın zaman zaman zorlukları vardır. Kimse yaşadığının normal olup olmadığını farkedemez ve tüm bunların normal olduğunu düşünür. Bazı kimseler de zorlansa ve anormal bir durumun olduğunu düşünse de yardım almayı tercih etmez. Terapiye gelen profil ise ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendini tanıma becerisini kazanıp, hangi davranışı ne zaman yaptığına dair iç görü geliştirmeyi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendini kontrol edebilme yetkinliğini kazanan gruptur. Tekrarlanan davranış şekillerini yani hayat döngülerini farketmek, defalarca tekrarlandıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.

    Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluğu ya da sosyal fobi olmasa da yaşanan yoğun duygular da hayatımızı alt üst edebilir ve biz terapiye getirebilir. Her ne oluyorsa olsun kontrol edemiyorsanız, hayat kalitenizden memnun değilseniz, çevrenizle kendinizle ve hayatla uyumsuzluklarınız varsa, ilişkileriniz bozuluyor ise, yaşamdan keyif almıyor alanları anlayamıyorsanız, gülmek bile istemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfke kontrolsüzlüğünüz sınıra yaklaştıysa kendiniz için bir şey yapma vakti gelmiş demektir.

    Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir. Hayatınızın başrolünde siz varsınız. Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız. Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinmek sizin tercihiniz ve mutlu olmayı seçmek sizin sorumluluğunuz. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler.

  • Kırtasiye malzemesi seçimi ve okul öncesi sağlık kontrolü çocuklarımız için önemli!

    Öğrencilerin sıklıkla kullandıkları kırtasiye malzemeleri içerdikleri ürünler bakımından çocukların sağlığını tehdit eden ürünler içermektedir. Velilerin kırtasiye seçimi yaparken dikkat etmesi gereken maddeleri şöyledir;

    “Fitalat malzemesi içeren kırtasiye malzemeleri üreme hormonlarını etkiliyor”

    Okul ve kıyafet seçiminin yanı sıra tercih edilen kırtasiye malzemeleri öğrenciler ile sürekli temas halinde olacaklarından dolayı önem taşır. Göze ya da ağza gidebilecek, solunum yolu ile temas edebilecek malzemelere dikkat edilmelidir. Fitalat içeren kırtasiye ürünleri üreme hormonu , azo boyar maddesi içerenler ise kanserojen etkiler gösterdiği gözlemlenmektedir. Alerjik etkileri olan malzemeler astım ya da benzeri hastalıkları tetikler.

    “Kokulu kırtasiye malzemeleri ileride uçucu madde bağımlılığına yol açabilir”

    Özellikle küçük yaş grubu öğrencilerin kullanmaktan keyif aldığı kokulu ürünler, risk grubuna giren diğer kırtasiye malzemeleri arasında yerini almaktadır. Çanta seçiminde de dikkatli olunmalıdır, İleride yaşanabilecek omurilik sağlığını etkileyen risk faktörlerini ortadan kaldırmak için hafif taşınabilir, tekerlekli, çekilebilen, bel kemiği eğriliğine yol açmamak için denge faktörü içeren geniş askılı çantalar seçilmelidir. Ayakkabı tercihi ise; nasır, parmak ve tırnak batması faktörleri göz önünde bulundurularak sıkmayan ve hava geçirebilen, nemi teri dışarı atabilen ve su geçirmeyen ürünleri içermelidir.

    “Çocuklarda check-up erken teşhis şansı doğurduğundan başarı faktörünü doğrudan etkiliyor ”

    Okul öncesinde çocukları check-up taramasından geçirmek ailelerin son dönemde en çok tercih ettiği yöntemler arasında. Özellikle kronik alerjik rahatsızlıkları olan öğrencilerde check-up karşılaşılabilecek mevsimsel etkilerin olumsuz geri dönüşlerini azaltmaktadır. Yaşanabilecek rahatsızlıklardan dolayı başarıyı etkileyebilecek bir takım sağlık problemlerini en aza indiren check-up yöntemi ile farkına varılamayan rahatsızlıklar tespit edilmekte ve önlem alınmaktadır.

    Çocuklara uygulanacak check-uplarda olması gereken taramalar şöyledir; Öğrencilerin tatil sonrası başlayacakları yoğun eğitim hayatında beslenme ve fiziksel gelişimlerini takip etmek açısından mutlaka bir uzman yardımı alınmalıdır. Özellikle tatil sonrası okul sendromu yaşayan bireyler için geçiş dönemini kolaylıkla atlatmaları için Psikolojik olarak okula uygunluğu incelenmelidir. Başarı oranını en çok etkileyen faktörlerden göz muayenesi ihmal edilmemesi gereken kontrol arasında yerini almaktadır. Duyu organlarının önceliği konsantrasyonu etkileyen birincil etkenlerdendir. Bu sebepten işitme sağlığı da ihmal edilmemelidir. Erken yaşta yaşanabilecek ağız ve diş sağlığı problemlerinin çocukların sosyal gelişimini de etkilemektedir. Düzgün oturma şekilleri konusunda çocukların bilinçlendirilmesi ve skolyoz gibi riskleri ortadan kaldırmak için omurga sağlığı kontrolü olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır. Kansızlık, parazitse hastalıklar ya da enfeksiyonlar için gerekli uzman yardımı alınarak testler tamamlanmalı ve aşılar tamamlanarak öğrenciler okul dönemine hazırlanmalıdır.

    “Uyku düzeni ve kahvaltı başarı oranını artırmaktadır”

    Okulların açılışı ile uyku düzeni okul saatlerine uygun hale getirilmelidir. Güne kahvaltı ile başlayarak beslenme düzeni gelişimi olumlu yönde etkileyecek gıdalar tüketilmelidir. Okul çağındaki öğrencilerin el yıkama alışkanlığının çok önemlidir, öğrencilerin sağlıklı ve başarılı bireyler olmaları için hangi yaş grubu olurlarsa olsun düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçirilmelidir.

  • Holistik tıp, modern tıbbın alternatifi midir?

    Holistik tıp, modern tıbbın tanı ve tedavi yöntemlerinin yanı sıra etkin ve bilimsel doğal yöntemlere de yer veren bir tıp yaklaşımıdır. Amaç, sağlık sorunlarının çözümünde öncelikle, en az yan etkili ve doğal yöntemleri kullanmak ve sadece hastalık bulgularını geçici bir süreyle gidermek yerine sorunların kökenine inerek tedavi etmektir. Dolayısıyla, holistik tıp, modern tıbbın alternatifi değil, onu da içeren daha köklü bir sağlık modelidir.

    Doğal tedavilerin hangileri holistik tıp kapsamındadır?

    Bilimsel süzgeçten geçmiş her iyileşme metodu, holistik tedavinin parçası haline gelebilir. Burada önemli olan, ruh-beden bütünlüğünün tedavinin odak noktası olarak kalmasıdır. Koroner arter sorunu olan bir hasta, damar genişletme operasyonlarının yanı sıra, ruhsal rahatlama yoluyla kan basıncını düşürmek, yangısal süreçleri kontrol altına almak için için gevşeme egzersizleri ve meditasyondan yararlanabilir. Akupunktur yardımıyla da, nörotransmitter dengesi sağlanıp, maksimum iyileşme potansiyeline ulaşılabilir.

    Doğal yöntemlerden, benim özellikle başarılı bulduğum ve uyguladıklarım arasında, hipnoterapi, meditasyon, aktif imgelem, Japon psiko-ruhsal gelişim teknikleri, nefes eğitimi, Geleneksel Çin tıbbı ve akupunktur, homeopati ve fitoterapi (bitkisel tıp) bulunmaktadır. Bu yöntemlerin ortak özellikleri, hepsinin, bilimsel araştırmalara konu olmuş ve etkinliklerinin gösterilmiş olmasıdır. Bu arada, doğal metotlarla ilgili bilimsel verilerin sayısının henüz çok sınırlı olduğuna dikkat çekmek isterim.

    Hangi hastalıklar holistik tıp tarafından tedavi edilebilir?

    Kalp-damar hastalıkları, ülser, kolit, artritler, nörolojik yıkım hastalıkları, migren, kadın hastalıklarının pek çoğu, menopoz bulguları, panik, anksiyete bozukluğu, depresyon, kanser gibi hemen tüm hastalıkların tedavisinde holistik tıp etkilidir.

    Ayrıca, genel ruh-beden sağlığı takip ve korunmasında da çok işlevseldir. Kişinin sağlık düzeyi ne olursa olsun, yaşam kalitesi üzerinde olumlu etki yapar.

    Holistik Tıp konusunda yasal düzenlemeler nelerdir?

    A.B.D.’de Holistik Tıp Birliği, 1978 yılında kurulmuştur (American Holistic Medical Association). Amacı, holistik tedavilerin çerçevesini çizmek, belirli bir disiplin içinde öğrenilir ve uygulanır olduğunu güvence altına almak ve sistemi tanıtıp yaygınlaştırmaktır. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde holistik tıp oda ve birlikleri açılmaktadır.

    Doğal tedavi yöntemlerinin bilimsel değerlendirme kapsamına alınmasında en önemli adım, 1991 yılında Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından atılmış, şimdi çok geniş bir bütçeye sahip olan ve doğal tıp konusunda sayısız bilimsel çalışmayı kontrol ve finanse eden Tamamlayıcı ve alternatif Tıp Ulusal Merkezi açılmıştır.

    Avrupa ve Amerika’nın en iyi üniversitelerinde holistik tıp departmanları açılmakta, en gelişmiş hastanelerinde uygulanmaktadır. Amerikan halkının yarısından fazlası, holistik sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır.

    Ülkemizdeyse, henüz yalnızca akupunktur konusunda yasal düzenlemeler yapılmıştır.

    Holistik doktorun diğer doktorlardan farkı nedir?

    Holistik doktor, standart tıp eğitiminin yanı sıra, bilimsel etkinliği gösterilmiş, ciddi doğal tıp yöntemleri konusunda da eğitim almış olan hekimdir.

    Dünyanın pek çok dilinde, örneğin Japoncada, doktor anlamına gelen ‘’sensei’’ sözcüğünün açılımı, ‘’öğretmen’’ demektir. Tarih boyunca hekim, bireylerin ve toplumların olumlu yönde değişimlerinde, önderlik eden bir öğretmen olmuştur.

    Oysa günümüzde, hasta ve hekim arasındaki dayanışma kopmuş; hekimler, hastalarına, arızası giderilmesi gereken birer makine gibi yaklaşan teknisyenlere dönüşmüştür. Holistik tıp bu yaklaşımın yerine, çok daha insancıl ve etik bir ilişki kurulmasını amaçlar. Hasta ve hekim, ast-üst ilişkisi yerine, eşit ve dayanışmacı bir işbirliği kurar. Holistik tedavide, kullanılan yöntemler kadar terapistin kişiliği de büyük önem taşır.

    İyi bir holistik hekimin yetişmesi, çok daha uzun süreli bir eğitim, yatırım ve emek ister. Günümüz tıp eğitimi henüz bunu sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle, dünyada halen, kendi olağanüstü gayret ve emekleriyle yetişmiş çok az sayıda gerçek holistik hekim vardır.

    Holistik tıp, ruh sağlığı konusunda nasıl bir yaklaşım içindedir?

    Doğumla başlayıp ölümle biten yaşam yolculuğu, modern zamanlarda oldukça zorlu bir serüvene dönüşmektedir. Teknolojik gelişmeler, bir yandan yaşamı kolaylaştırırken, diğer yandan bildiğimiz tüm değer ve anlam kalelerini yıkmaktadır. Aidiyet, tek ruh olma duyguları, dünyayı değiştirme ve daha özgür, daha eşit ve daha coşkulu bir yer haline getirme umutlarımız giderek azalmakta ve yalnızlaşmaktayız.

    İnsanlar sıklıkla, sevmedikleri, neye yaradığını bilmedikleri işlerde çalışarak ömür tüketiyorlar. İntiharlar, boşanmalar artıyor. Yaşadığımızı hissetmek için, daha çok tüketmenin dışında, yapabileceğimiz pek bir şey olmadığına inandırılıyoruz. Giderek güçsüz ve çaresiz hissediyoruz kendimizi. Yorgun ruhlar, hasta bedenlere dönüşüyor. Mutsuzlaşıyoruz.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılı itibariyle, dünya genelinde kalp-damar hastalıklarından sonra gelen en önemli ikinci hastalığın depresyon olacağını bildiriyor.

    Bilimsel veriler, mutsuzluğun sadece bir duygu durumu değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. İşte bazı bulgular:

    Mutsuz insanların kanlarında, stres hormonları olan kortisol, adrenalin ve noradrenalin düzeyleri yükseliyor. Bu durum Tip 2 diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı ve yüksek tansiyona yol açıyor. Yara iyileşmeleri gecikiyor. Vücudun savunma sistemi zayıf düşünce insanlar, enfeksiyonlara, alerjik akciğer ve cilt hastalıklarına, eklem romatizmasına ve kansere daha açık hale geliyorlar.

    Mutsuzluk ayrıca, sigara, alkol, uyuşturucu, yeme bozuklukları gibi kötü yaşam alışkanlıklarına da yol açarak sağlığımızı bozuyor.

    Mutsuzluğumuza çare olarak bize, ilaçlar öneriliyor. Bu ilaçların çoğu reçetesiz satılıyor, misafirliklerde ikram ediliyor. Oysa kullanıcıda zihinsel durgunluk yaratan, onları, sadece mutsuzluğu değil, mutluluğu da hissedemeyen robotlara dönüştüren, pek çok organın fonksiyonunu bozan antidepresanların kullanımında çok titiz olmak gerekiyor.

    İnsanların sorunlarının olması gayet normal olduğu gibi, her duygusal sıkıntı da hastalık olmadığını unutmamak gerekli. Hızla değişen hastalıklı bir dünyada yaşamaya ve anlam bulmaya çalışan insanların kendilerini kötü hissetmelerinden daha normal ne olabilir?

    Ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Thomas Szasz’ın dediği gibi: ‘’…akıl hastalığı fikri bugün esas olarak, kişisel ve toplumsal ilişkilerdeki sorunları gözden saklamak için kullanılmaktadır.’’

    Duygu-mantık çatışmaları, ekonomik zorluklar, sevilen birinin kaybı, ilişki sorunları, amaç ve değer krizleri, meslek kaygıları, yaş dönümü bunalımları (ergenlik, ileri yaş) gibi durumlarla karşılaştığımızda doğru çözüm, ilaç kullanmak yerine, bize, yaşadığımız durum hakkında doğru bilgiler kazandıracak ve sıkıntımızı şefkatle paylaşabilecek bir kaynağa ulaşmaktır.

    Eğer şanslıysak, bu kaynak yakınımızda bir akraba ya da dost olabilir. Ama çoğu kez, yakınlarımızın bizimle ilgili konularda taraflı olmaları veya bizi sistemli olarak dinleyecek zamandan yoksun olmaları nedeniyle bu tür bir seçenek mümkün değildir.

    Dünyanın baş döndüren hızı ve ruhumuzun karmaşasıyla tek başına mücadele edememek, akıl hastası olduğumuz anlamına gelmez. Eğitimli, deneyimli, bilge, hoşgörülü, kendi yaşamında anlam ve bütünlük oluşturabilmiş bir rehberle birlikte, yaşamı daha anlamlı kılmak, ruh-beden sağlığını düzeltmek için çaba sarf etmek, ancak gerçekten aklı başında insanların yapacağı bir davranıştır. Holistik hekim, bu rehberliği sunar.

    Holistik Ruh Sağlığı, bir psikiyatrik tedavi modeli değildir. İnsanın, beynindeki organik bir bozukluğa bağlı olarak zihinsel ve bedensel hastalıklara yakalanma olasılığının yaklaşık %3 olduğunu ve bu nedenle ilaçlarla tedavi edilmesinin çogu olguda bilimsel bir dayanağı bulunmadığını göz önünde tutar.

    Bireyin, duygu, düşünce ve inanç haritasını, yaşadığı çevreyi, ekonomik koşullarının onu ittiği çıkmazları öncelikle ele alır. Ruhsal ve kişisel gelişim, insanın felsefi ve bilimsel eğitim yoluyla, kendisini tanıma ve gerçekleştirmesi ve böylece, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürdürmesi hedeflenir.

    Holistik tıp sadece, hastanın kendisine ve etrafına zarar verme olasılığının söz konusu olduğu veya zaman alıcı bir ruhsal gelişim programının beklenemeyeceği acil durumlarda psikiyatrik muayene ve ilaç kullanımını destekler. Bu tür durumlarda, mesleğinde donanımlı bir psikiyatri uzmanıyla iş birliği yapılır.

    Ruh sağlığının beden sağlığından ayrılması ve hekim olmayan kişiler tarafından tedavi edilmesi yanlıştır. Bazı vitamin-mineral eksiklikleri, kronik nörolojik bozukluklar veya kanser gibi doku yıkımına yol açan hastalıklar da ruhsal sağlığı bozabilir. Tıp eğitimi almamış kişiler tarafından bu hastalıkların tanınamaması, ölümcül sonuçlar yaratabilir.

    Holistik hekim, ruhsal yakınmalarla başvuran her hastanın fiziksel sağlığını da çok özenli bir muayeneyle değerlendirir. Tedavisini düzenler. Gerekli durumlarda hasta, başka uzmanlık alanlarına yönlendirilir.

    Holistik Ruh Sağlığı programı, hekimin hastaya uyguladığı ve çok kısa sürede onu sorunlarından kurtaracak bir sihirli formüller yumağı değildir. Hasta ve hekim, bu programda birlikte çalışır. Hasta, kendi iç dünyasını tanımak ve düzenlemek için, hekimin rehberliğinde çaba gösterir.

    Galileo’nun dediği gibi:

    ‘’Gerçekte kimse, kimseye hiçbir şey öğretemez. Siz ona yalnızca içindekileri bulmasında yardımcı olabilirsiniz.’’

    Hiçbir olumlu ve gerçek değişimin, gerekli zaman ayrılmadan ve emek sarf edilmeden oluşamayacağını dikkate alarak, tedavide çok kısa sürede sonuç beklentisine girilmemelidir.

    Çalışmalar; paylaşım, tartışma, günlük tutma, kitap okuma, rüyaları değerlendirmeyi içerir. hipnoterapi, meditasyon, derin gevşeme, nefes terapisi, akupunktur, homeopati ve bitkisel tıp, tek başına başvurulan metotlar değil, ruhsal gelişim sürecinde gerekli görülen zamanlardauygulanan yardımcı yöntemlerdir.

    Doğal tedavi yöntemlerini kullanan, hekim olan ve olmayan çok sayıda insan var. Bunlara güvenebilir miyiz?

    Modern tıp eğitiminin tarihçesinin, sadece birkaç yüz yıllık bir geçmişi olduğunu göz önüne aldığımızda, binlerce yıldır insan sağlığında kullanılan yöntemlerin hepsinin, tıp fakültesi mezunları tarafından keşfedilip uygulandığını söylemek elbette mümkün değildir. Şifalı otlarla tedaviden akupunktura, meditasyondan modern tıptaki ilaçlara kadar sayısız yöntem, insanların doğayı ve insan bedenini yakından ve dikkatle gözlemlemeleri sonucu geliştirilmiştir.

    Bugün de, halk tababeti adını verdiğimiz, dedelerimiz ve nenelerimizin sahip olduğu, nesilden nesile aktarılan son derece değerli bir gözlem ve bilgi birikimi mevcuttur. Bundan yararlanmak gerekir. Batı’da, halk tababetinin yanı sıra, hayvanların hangi bitkilerden yararlandıklarını gözleyerek yeni ilaçlar keşfeden bilim adamları, dünyanın en saygın üniversitelerinin etnobotanik departmanlarında çalışmaktadır.

    Burada hassas nokta şudur: Günümüz teknolojisi, bize hastalıkların nedenleri ve tedavileri konusunda, çok önemli bilgilere ulaşma imkânı vermektedir. Bu bilgiler sayesinde, sadece gözleme dayalı geleneksel yöntemlerle sınırlı kalmamız bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır.

    Öte yandan, sadece teknolojiyle sınırlı kalmak da, gözlemin getirdiği çok önemli ve kişiye özgü hastalık özelliklerinin atlanmasına yol açmaktadır. Bu durumda en doğrusu, tedavi eden kişinin, hem modern tıp hem de geleneksel doğal tanı ve tedavi bilgilerine, güçlü bir biçimde hâkim olmasıdır.

    Modern tıp tanı ve tedavi yöntemlerini bilmeyen birisi, tümöre bağlı bir baş ağrısını veya epilepsiyi otlarla tedavi etmeye kalkışabilir.
    Çoğu kez en çaresiz hastaların başvurduğu doğal şifa alanında, insanlar maddi ve manevi istismara son derece açık durumdadır. Hiçbir bilimsel temeli olmayan, yüzde yüz iyileşme iddiasıyla astronomik fiyatlara satılan ot karışımları veya sözde şifacılık uygulamaları, çaresiz hastaların o dönemde en çok ihtiyaç duydukları iki olgu olan zaman ve parayı, onlardan acımasızca çalmaktadır.

    Tüm bu bilgiler kapsamında söylenebilecek yegâne şey, hastaların mutlaka, bilimsel ve etik bir tıbbi hizmet sunan, yeterli eğitime sahip uzmanlardan yardım almaları gerektiği olacaktır.

    Holistik Tıp tedavisinde başarı şansı nedir?

    Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, insanın, ruh, beden, akıl ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Holistik tıp, tüm bu alanlarda bilinçlenme ve tedavi amacını güder.

    Holistik tıp, mevcut modern ve geleneksel tedavi seçeneklerini bir arada kullanması nedeniyle, tedavide başarı şansını çok ciddi biçimde arttırır ve her koşulda hastaların yaşam kalitesini yükseltir.

    ÖZET

    Holistik Tıp:

    İnsanı ruhsal, bedensel, sosyal ve ekolojik bütünlüğü ile ele alan,

    Tanı ve tedavide, modern ve doğal tıbbın tüm olanaklarından yararlanan,

    Doğanın iyileştirme gücüne destek olan ve yan etkisiz yöntemlere öncelik veren,

    Hekimle hasta arasında dostluk ve güvene dayalı, eşit bir ilişki kuran,

    Hastayı tedavi sürecine aktif olarak dâhil eden ve eğiten,

    Her insan farklı olduğu için, hastalığa değil hastaya odaklanan bir tıp modelidir.

    Holistik Tıp kapsamı içinde sunulan tedavi programları:

    Morita ve Naikan Ruhsal Tedavileri

    Akupunktur

    Bitkisel Tıp

    Homeopati

    Hipnoterapi

    Meditasyon

    NLP- Bireysel Gelişim

    Biyoenerjetik Terapiler (Qi-Gong, Cranio-Sacral)

    Yararlanabilecek hastalık gruplarından bazıları:

    Ruhsal hastalıklar (depresyon, stres, panik atak, anksiyete, uykusuzluk)

    Ağrılar (migren, kanser, romatizma, ameliyat sonrası ağrıları)

    Nörolojik hastalıklar (MS, ALS, Parkinson)

    Vücut savunmasını güçlendirme (kanser, tekrarlayan enfeksiyonlar)

    Kötü alışkanlıklar (sigara, alkol, uyuşturucu)

    Alerjik reaksiyonlar (astım, saman nezlesi, egzama)

    Cilt sorunları (aşırı terleme, kaşıntı, ağız yaraları)

    Mide-barsak hastalıkları (ülser, kolit, konstipasyon)

    Kadın Hastalıkları (adet düzensizlikleri, kısırlık, menopoz)

    Holistik Tıp, ruhsal ve bedensel pek çok hastalığın, hemen her aşamasında, tedavi edici veya hastanın yaşam kalitesini arttırıcı etkiye sahiptir.