Etiket: Sağ

  • Çocuk hastalarda böbrek nakli

    Böbrekler fasulyeye benzeyen şekli ile bel hizasında, karın boşluğunun arka tarafında, sağ ve sol yanda yerleşmişlerdir. Böbreklerimizin hayatın idamesi açısından çok önemli görevleri vardır.

    Bunların başlıcaları; kandaki, toksik maddeler dediğimiz vücutta oluşan zararlı maddeleri idrar yolu ile uzaklaştırmak, vücudun asid- baz dengesi ile su ve tuz dengesini sağlamak, kan basıncını düzenlemek, kan üretiminde rol alan hormonu salgılamak ve D vitaminini aktifleştirmek suretiyle kemik metabolizmasında rol almak. Dolayısıyla, bu organların yetmezliği durumunda, atılması gereken zararlı maddeler vücutta birikir, kan basıncı düzensizliği ve özellikle hipertansiyon gelişir. Ağır düzeyde kansızlık gelişir, D vitamini aktifleşemediği için kalsiyum, fosfor dengesizliği ve ciddi kemik problemleri oluşur.

    Çocuklarda böbrek yetmezliği, akut dediğimiz, saatler ya da günler içinde gelişen ve çoğunlukla geri dönüşü olabilen durumlar iken kronik böbrek yetmezliği ilerleyici ve geri dönüşümü olmayan durumları ifade eder.

    Çocuklarda kronik böbrek yetmezliğine, her yüz bin çocukta iki vaka olarak rastlanır ve yetişkinler kadar sık olmasa da görülme sıklığı dünya genelinde gittikçe artış göstermektedir. Kronik böbrek yetmezliği, hem kendisi hem de sebep olduğu diğer sorunlar nedeni ile tedavisi uzun, zor ve maliyeti yüksek bir sağlık problemidir.

    Çocuklarda kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri yaşlara göre değişmektedir. 5 yaşın altındaki çocuklarda, tek ya da her iki böbreğin kistlerle kaplı olması, doğuştan böbreklerin tam gelişmemiş olması, böbrek çıkışında ya da idrar torbası çıkışında tıkanıklıklara ve dolayısı ile idrar akışını engellemeye sebep olan durumlar gibi daha çok doğumsal sebeplerden kaynaklanmaktadır.

    5 yaş üzerinde ise daha çok doğumsal olmayan problemlerden kaynaklanan durumlara bağlı kronik böbrek yetmezliği gelişir. Ülkemizde kronik böbrek yetmezliğinin en sık nedeni reflü nefropatisi dediğimiz idrarın, idrar kesesinden böbreklere gerisingeriye akışıdır. Bu durum, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına ve zamanında ve erken tedavi edilmezse böbrekte kalıcı hasarlanmalarla ilerleyici ve geri dönüşümsüz kronik böbrek yetmezliğine sebep olur.

    Kronik böbrek yetmezliği oldukça sessiz ilerleyebilir. Belirtiler hastalığa özgü olmadığı için, haftalar ya da aylar süresince sadece halsizlik şikâyeti olan hastanın kronik böbrek yetmezliği gözden kaçabilir. Bu nedenle özellikle, çocuk sağlığı ve hastalıkları izleminde yapılacak basit bir idrar tahlili bile oldukça kıymetli bilgiler verebilir.

    Başlangıçta idrar miktarının artması, gece ve gündüz idrar kaçırma gibi bulgular baş gösterirken hastalığın ilerlemesiyle şikâyetler aşikâr bir hal alır ve idrar miktarında azalma, solukluk, iştahsızlık, kilo alamama, kusma, yüzde ve bacaklarda ödem ve nefes darlığı ortaya çıkar.

    Kronik böbrek yetmezliği olan çocukların büyümeleri ve cinsel gelişim basamakları geri kalır, öğrenme kapasiteleri azalır. Çocuklar uymaları gereken proteinden fakir özel bir diyetlerinin olması ve iştahlarının da azalmış olması nedeniyle kilo alamaz ve dengeli beslenemezler. Bu hastalarda içe kapanma ve depresyon sık görülür.

    Kronik böbrek yetmezliği olan çocuklarda bozulmuş böbrek fonksiyonları nedeniyle kan yapıcı hormon iğneleri, aktif D vitamini, alkali tedavisi gibi ilaçlarla destek tedavisi yapılmaktadır. Ancak biriken zararlı maddelerin ilaçlarla uzaklaştırılması mümkün değildir.

    Vücut biriken bu zararlı maddelerin üstesinden gelemez hale geldiği zaman diyaliz tedavisi gibi böbreğin görevini kısmen üstlenen tedavi yöntemlerine başvurulur ya da şartlar müsaitse bugün için kabul edilen en ideal tedavi yöntemi olan böbrek nakline başvurulur.

    Böbrek nakli ile hastalarının yaşam süresi beklentisi diyaliz hastalarına göre daha uzun olmaktadır. Yine diyaliz hastalarına göre böbrek nakli yapılan hastalarda daha iyi bir büyüme-gelişme sağlanır, normal okul performansına ulaşılır, diyaliz bağımlılığından kurtulma söz konusudur ve diyette serbestlik verilir. Mümkün olan her çocukta, özellikle diyaliz tedavisine başlamadan böbrek naklinin yapılması bu avantajları önemli oranda sağlayacaktır.

    Günümüzde küçük çocuklara, hatta süt çocuklarına dahi böbrek nakli yapmak mümkündür. Ancak bu durumda bebeğe uygun küçüklükte bir böbreğin bulunması gereklidir.

    Hayatını kaybeden kişilerden yapılan organ bağışlarında, bağışın yapıldığı kişi çocukluk yaş grubunda ise bu kadavralardan sağlanan böbrekler, sadece Sağlık Bakanlığı bekleme listesine kayıtlı sıra bekleyen çocuklara nakledilir. Bu durumda organın büyüklüğü ile ilgili sorun da kendiliğinden ortadan kalkmış olur.

    Ülkemizde böbrek nakli açısından rakamları incelediğimizde yaklaşık %90 oranında canlı vericiye başvurulduğu görülmektedir. Bu vericilerin yaklaşık %58’ini anneler, % 34’ünü babalar kalan kısmını da etik kurul onayı alınması şartı ile mevcut yasalarımızın izin verdiği kan bağına sahip vericiler oluşturmaktadır. Ne yazık ki organ bağışı oranları ülkemizde ihtiyacın çok altındadır.

    Böbrek naklinin cerrahi prosedüründen kısaca bahsedecek olursak, böbrek; alıcı kişinin sağ veya sol kasığına yerleştirilir. Atardamar, toplardamar ve idrar yolları bağlantısı yapılır. Böbrek vücuda göre büyük olan çocuklarda karın içine yerleştirilir.

    Ameliyat yaklaşık 2-2,5 saat kadar sürer. Ameliyattan 2-3 gün sonra çıkarılmak üzere bir dren yerleştirilir. Hastaların %5’inin idrar yollarına 3-4 hafta sonra geri çıkarılacak bir stent yerleştirilir. Cilt estetik dikişler ile kapatılır. Herhangi bir problem olmayan hastalar nakilden 5-6 gün sonra taburcu edilir.

    Diğer bütün organ nakillerinde olduğu gibi böbrek nakli sonrası da hastanın bağışıklık sistemi vücuda yerleştirilen bu yeni organı kabul etmek istemez, adeta bu yabancı gördüğü yapıya karşı bir savaş başlatır.

    Bu yüzden, organ nakli hastalarına bağışıklık sistemlerini baskılayacak tedavi uygulanmaktadır ve ne yazık ki günümüzdeki bütün ilerlemelere rağmen vücut bu yabancı organı hiçbir zaman unutmayacağı için ömür boyu ilaç kullanmak gerekmektedir.

    Zaman zaman bu ilaçların dozunda hastanın durumuna göre değişiklikler yapılması ve gerekli durumlarda ilaç değişikliğine gidilmesi gerektiği için nakil öncesinde, esnasında ve nakil sonrasında pediatrik nefrolog tarafından hasta takibi ve ilaçların bu hekimin önerdiği şekilde kullanılması son derece önemlidir.

    Hasta, hiçbir şekilde kendi kafasına göre ilaçlarının kullanım şeklini değiştirmemelidir. Bu noktada, hekimin aile ile iletişimi ve ailenin uyumu son derece önem taşımaktadır.

    Çocuk hastaların bu ilaçları kendiliğinden içmesi söz konusu olmadığından, hatta çocuk ilaç kullanmayı reddetme davranışlarına girebileceğinden ailenin bu konudaki hassasiyeti ve sorumluluk bilinci tedavinin başarısını doğrudan belirlemektedir. İlaçların düzenli bir şekilde ve belirlenen dozlarda kullanılmaması, düzenli aralıklarla kontrollerin yapılmaması maalesef nakledilen böbreğin reddi ile sonuçlanabilir.

    Yeterli donanıma ve tecrübeli kadroya sahip bir merkezde, iyi bir hekim-aile-hasta işbirliği sonucu yakın takip ile kronik böbrek yetmezliği olan çocuklarda bugün için kabul edilen en ideal tedavi yöntemi olan böbrek nakli sonuçları oldukça yüz güldürücüdür.

  • Koroner dolaşım

    Koroner dolaşım

    Kalbin düzenli ve etkili çalışabilmesi için, oksijen ve besleyici maddelerle zengin kan ile beslenmesi gerekmektedir. Koroner dolaşım, kalbi besleyen damarlarda kanın dolaşımıdır. Kalbin kas dokusu (miyokard) o kadar kalındır ki, kalp kanla dolu olmasına rağmen kanın kas dokusunun derinliklerine ulaşması için koroner damarlara ihtiyaç vardır.

    Kalbin gevşemesi (diastol) sırasında kalp kas dokusuna oksijenli temiz kanı taşıyan ve dağıtan damarlar koroner arter (koroner atardamar), oksijeni alınmış kirli kanı kalp kasından uzaklaştıran damarlar ise kardiyak ven (kardiyak toplardamar) olarak adlandırılır.

    Ana koroner arterler aort kapağının hemen üzerinden çıkan sağ ve sol koroner arter olmak üzere 2 tanedir. Sol koroner arter, sol ön inen arter ve sol sirkumfleks arter olmak üzere ikiye ayrılır. Sol ön inen arter kalbin ön yüzünü, sirkumfleks arter kalbin sol yanını ve arkasını besler. Sağ koroner arter ise sağ kalbi, karıncıklar arası duvarın bir kısmını ve kalbin arka yüzünü besleyen dallara ayrılır.

    Koroner dolaşım kişiden kişiye fark ettiği için tam olarak değerlendirilmesi kardiyak kateterizasyon veya bilgisayar tomografili koroner anjiyografi ile mümkündür. Öyle ki, insanların %4’ünde üçüncü bir koroner arter bulunur, bu atardamar posterior koroner arter olarak adlandırılır. Nadiren kişide aort kökünün etrafında dolanan tek bir koroner arter bulunabilir.

    Koroner arterler, sağlıklı iken, kalp kasının ihtiyacını karşılayacak koroner dolaşımı sağlarlar. Ancak kısmen dar olan bu damarlar, sıklıkla aterosklerozdan etkilenerek tıkanabilirler. Bu durumda kalbin oksijen ihtiyacını karşılamak için kan akışı hızlanır, buna rağmen yeterince oksijen sağlanamazsa oksijen yetersizliği hali olan doku iskemisi meydana gelir. Anlık iskemi, anjina denilen şiddetli göğüs ağrısı yapar. Ciddi iskemide ise kalp kası oksijen yetersizliğinden ölür, bu durum da miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ile sonuçlanır.

  • Kan dolaşımı

    Kan dolaşımı

    Kan dolaşımı

    Kalp tek bir organ olmasına rağmen iki ayrı pompa (sağ kalp ve sol kalp) gibi çalışmaktadır. Vücudun tüm organlarından gelen ve oksijeni az olan kirli kan ana toplardamarlar ile sağ kulakçığa dökülür, buradan üçlü kapak aracılığı ile sağ karıncığa geçer.

    Sağ karıncık kirli kanı akciğer atardamarı aracılığı ile akciğerlere pompalar. Akciğerlere gelen kan oksijenden zenginleşerek temizlenmiş olur. Temiz kan, akciğer toplardamarları ile sol kulakçığa döner (sağ kalp işlevi = küçük kan dolaşımı = akciğer dolaşımı).

    Sol kulakçıktaki temiz kan ikili kapak aracılığı ile sol karıncığa geçer. Sol karıncığa gelen temiz kan aort aracılığı ile tüm organlara pompalanır. Vücudun bütün organlarındaki gaz değişimi sonrasında oksijeni az olan kirli kan ana toplardamarlar ile sağ kulakçığa gelir (sol kalp işlevi = büyük kan dolaşımı = sistemik dolaşım).

    Vücuttaki kan akışı

    Kalpten çıkan aort vücuttaki en büyük atardamardır. Aort beynimizi ve kollarımızı besleyen atardamarları üç dal şeklinde verdikten sonra göğüs boşluğundan aşağı, karnımıza doğru iner. Burada sağ ve sol bacağımızı besleyen iki ana atardamara bölünür. Bu damarlar organları ve kasları besleyen atardamarlara bölünerek çapları giderek azalır. Kapiller atardamarlar vücudumuzun en uç bölgelerindeki en ince damarlardır ve hücrelerin oksijenlenmesini sağlarlar.

    Hücreler tarafından açığa çıkarılan karbondioksit ve atık ürünler kapiller toplardamarlar vasıtasıyla daha büyük toplardamarlara aktarılır. Beyin ve kollardan gelen toplardamarlar birleşerek üst ana toplardamarı, vücudumuzun diğer bölgelerinden gelen toplardamarlar birleşerek alt ana toplardamarı oluşturur ve kirli kan sağ kulakçığa gelir. Kanın daha sonraki gidiş yolu yukarıda kalbin çalışması kısmında anlatıldığı şekilde olur.

  • Kalp nasıl çalışır?

    Kalp nasıl çalışır?

    Kalbin yapısı

    Kalp genellikle kişinin yumruğundan biraz büyük, vücut kanını toplardamarlar ile toplayan, atardamarlar ile tüm vücuda yönlendiren kas yapısında güçlü bir pompadır. Günde ortalama 100.000 kez kasılır ve 8.000 litre kanı sürekli olarak dolaşıma pompalar.

    Kalp tabanı üstte, tepesi (apeksi) altta olacak şekilde, göğüsün merkezinde hafif sola doğru yerleşmiştir. Önde göğüs kemiği ve yanlarda göğüs kafesi ile çevrelenmiştir.

    Kalpte 4 odacık (üstte sağ ve sol kulakçıklar ile altta sağ ve sol karıncıklar) ve bu odacıkları birbirinden ayıran duvarlar vardır. Sol kulakçık ile sol karıncık arasında ikili (mitral) kapak, sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü (triküspit) kapak, sol karıncıktan çıkan aortun kapağı ve sağ karıncıktan çıkan akciğer atardamarının (pulmoner arterin) kapağı bulunmaktadır. Bu kapaklar kanın tek yönlü akışını sağlamaktadırlar.

    Kalbin çalışması

    Kalpte yukarıdan aşağıya doğru olan elektriksel ileti sistemi vardır. Bu ileti sisteminde uyarıyı başlatan nokta üst ana toplardamarın sağ kulakçığın üst kısmına açıldığı yerin hemen yanında olan sinoatrial (SA) düğümdür. Kalbin doğal pili olan bu düğüm (sinüs düğümü olarak da adlandırılır) eşit aralıklarla, hastanın yaşı ve durumuna göre değişen hızlarda uyarı çıkarır. Bu uyarı, kalbin her iki kulakçığı boyunca, yine bu iş için özelleşmiş ileti yolları ile aşağıya doğru yayılır. Böylece kulakçıklar kasılarak içlerindeki kanı karıncıklara boşaltırlar (diastol = kalbin gevşemesi). Sonrasında uyarı, kulakçıklar ile karıncıklar arasında bulunan diğer bir özel bölgeye; atriyoventriküler (AV) düğüme gelir. Elektrik iletisi karıncıklara ulaştırılmadan önce atriyoventriküler düğümde 0,1 saniyelik gecikme yaparak kulakçıklar ile karıncıkların aynı anda kasılmasını engeller ve böylece kulakçıkların karıncıklardan önce kasılması sağlanmış olur. Atriyoventriküler düğümden geçen akım, His demeti ve Purkinje lifleri ile karıncıklara yayılır. Karıncıklar kasıldıklarında içlerindeki kanı akciğer atardamarı yoluyla akciğerlere ve aort yoluyla vücuda pompalarlar (sistol = kalbin kasılması). Böylece diastol ve sistolden oluşan bir kalp döngüsü (bir kalp atımı) tamamlanmış olur. Ardından sinüs düğümü yeni bir uyarı çıkarıp yeni bir döngü başlatır ve bu olay günde yaklaşık 100.000 kez tekrarlanır.

  • Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    GEVŞEMEYE YÖNELİK TEMEL YETENEKLER

    Rahat bir konum alarak gevşemeye hazırlanın …üzerinizde rahat giysiler olsun..sizi sıkan bir giysiniz varsa gevşetin..ve yirmi ila otuz dakikalığına rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun …unutmayın ki gevşeme yalnız başına gerçekleştirilebilecek bir süreçtir..ve gevşemeyi öğrenmek gevşemenin gerçekleşmesi için uygun şartları hazırlamayı öğrenmektir..aslında nasıl gevşediğinizi tam olarak hiç kimse bilemez…gevşetici düşüncelere daldığınızda bedeniniz de kendini gevşemeye bırakır…aslında nasıl yürüdüğünüzü,nasıl konuştuğunuzu ya da nasıl başınızı kaşıdığınızı da tam olarak bilemeyiz..yalnızca bunları yapmaya karar verirsiniz ve bedeniniz de bunu yerine getirir…aynı şekilde kendinizi serbest bırakma ve gevşeme kararınızı da yerine getirir..gevşemeyi öğrendiğinizde ne kadar hızlı gevşediğinizi ya da yeterince derin gevşeyip gevşemediğinizi lütfen dert etmeyin…gevşeme pratiğiniz süresince değişik zamanlarda değişik oranlarda gevşeyebildiğinizi göreceksiniz…

    Derin ve yavaş birkaç nefes alıp gevşemeye başlayın …ve sadece bedeninizde hissettiğiniz her türlü gerginlik ya da stresin hafiflemeye başladığını imgeleyin…her nefes alışınızda içinizin temiz ve taze havayla ,enerjiyle dolduğunu imgeleyin…nefes verdiğinizde gerginlik ve rahatsızlıklardan kurtulun… bir biçimde nefesinizle birlikte bedeninizi terk ettiğini imgeleyin…zorlamaya ihtiyaç yok…sadece imgeleyin…içinize enerji alın ve gerginliği dışarı verin…güzel…( 3-5 kez bunu yapın..)… şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin..nefes alıp vermek …şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin…

    Şimdi tüm zihninizle sol ayağınıza odaklanın …yalnızca orada söz konusu olabilecek gerginliğe odaklanın..ve sol ayağınızı gevşemeye davet edin.. ve o gerginliğin uzaklaşmasına izin verin…sol bacağınızda olabilecek her türlü gerginlikten kurtulun..serbest bırakın ve gevşeyin… sol ayağınızın daha da rahatlamasına izin verin…şimdi sol ayağınızın daha da gevşemesine ve daha da rahatlamasına izin verin…ayağınızın derinlerinde başlayan gerçekten hoş ve sıcak bir gevşeme hissi…

    Ve şimdi sağ ayağınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…ve sağ ayağınızı serbest bırakıp gevşemesini sağlayın…sağ ayağınızın derinlerinde başlayan gevşemenin size hissetirdiklerine odaklanın…her iki ayağınızda …ayaklarınızın daha da rahat bir konuma ulaşmasını ve daha da gevşemesini sağlayın…ayağınızdaki gevşeme derinleştikçe sol baldırınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…sol baldırınızdaki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesine izin verin ve gevşeyin..yalnızca serbest bırakın ve gevşemesine izin verin…sağ uyluğunuzdaki kaslarda olabilecek gerginliklere odaklanın.sağ uyluğundaki kasları serbest bırakıp gevşemesini sağlayın..

    Gevşemeye izin verdiğinizde bedeniniz gevşeyecektir…Kalçalarınızdaki kaslara odaklanın…bedeninizin bu çok önemli bölümündeki gerginliklere odaklanın..bedeninizin oldukça güç fonksiyonları olan bu bölüme.. bedeninizin bu bölgesinde olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın.. ve gevşeyin..belinizde ve karın bölgenizdeki kaslarda olabilecek gerginlik ve streslerin hafiflemesini sağlayın..gevşeyin..bedeninizin bu bölgesinin de daha derin ve daha rahat bir gevşeme hissine katılmasını sağlayın…karın boşluğundaki organlarda olabilecek gerginliğin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..göğsünüzdeki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..bırakın gevşeme her bölgede daha da derinleşsin … omuz kaslarınızı serbest bırakın ve gevşesin..kollarınızın üst bölgeleri…bırakın gevşesin ..rahatlasın…kollarınızdaki ve dirseklerinizdeki gerginlikten kurtulun..bilekleriniz…eleriniz…ellerinizi serbest bırakın..

    Şimdi boyun kaslarınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…başınızı bütün gün boyunca dik tutan kaslar..artık onların iyice dinlenmesine izin verin..

    Şimdi alnınızda ve kafa derinizde hissedebileceğiniz gerginlikler hafiflesin ve gevşeyin…yüzünüzdeki kaslara iniyor..yanaklarınıza… çenenize.. çene kaslarınız gevşiyor…yüzünüzde bir hafiflik ve rahatlama hissi..

    Ve bedeninizin daha gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz..zihniniz de daha sakin… ve yine …bedeninizin ve zihninizin bu daha derin ve daha rahat konumunu birkaç dakikalığına yaşayın…

  • Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Diğer terapi tekniklerine göre daha hızlı ve kısa bir süreci kapsıyor olması daha çok yeni bir yöntem olmasına rağmen EMDR’ın son yıllardaki popülerliliğini arttırdı. Bilimsel araştırmalarla da desteklenerek somut bir şekilde işlevselliğinin kanıtlanması da danışanlarımızın özellikle bu teknik için merkezimize başvurmasını sıklaştırdı.

    Peki nedir EMDR?

    EMDR, Türkçe açılımıyla ‘Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelen bir terapi tekniğidir. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

    EMDR nasıl çalışır?

    Her gün beynimiz binlerce anı kaydeder. Bu anıların bazıları olumlu, bazıları olumsuz, birçoğu ise önemsiz ve nötr olanlardan oluşur. Olumlu ve nötr anılar, bilgi işleme sürecinden normal bir şekilde geçip belleğe atılır. Olumsuz ve travmatik anılar ise, tıpkı bilgisayara giren virüs gibi, bu süreci bozarlar. Bu anılar, anlamlandırma sürecinin normal çalışmasını engeller. Olumsuz anı, sadece geçmişte yaşamakla kalmıyor, etkisini hala ‘bugün’ yaşanmışçasına canlı olarak sürdürüyor. EMDR, bu tür anıların sağlıklı işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması ile mümkün olur. Kişi artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir bakış açısıyla görür. 

    EMDR olumsuz her şeyi unutturur mu?

    EMDR rahatsız edici, acı veren anıyı unutturmaz. Ancak terapi sonrası, bu acı yüzünden hissedilen öfke, korku, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı gibi tüm olumsuz duygulara karşı duyarsızlaştırır.

    Terapi nasıl gelişiyor?

    Çocuk ve ergen EMDR’ında klasik EMDR protokolünden daha az detay içeren bir protokol uygulanır. Çocuklar ve ergenler için karmaşık gelebilecek klasik uygulama, onların sürece daha fazla dahil olabilmeleri için sadeleştirilmiş ve ilgilerini çekebilmek için sevebilecekleri detaylar (oyuncakla ya da resim yaparak) eklenmiştir.

    EMDR ne kadar sürede etkili olur?

    Bazen tek seansta sorunun çözüldüğü gözlemlendiği, gibi bazen de daha uzun çalışma gerektirebilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    EMDR’a göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların çoğunluğunun işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, birçok sorunun verimli ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür. Bu alanlara örnek olarak çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları, çocukluk çağı depresyonu, yas (kayıp) süreci, rahatsız edici anılar, fobiler, ağrı rahatsızlıkları, yeme-uyku bozuklukları, performans kaygısı, sınav kaygısı, stres kontrolü, bağımlılıklar, cinsel ve/veya fiziksel taciz, davranış bozuklukları ve özgüven sorunları vb. gibi birçok alanda çalışılabilmektedir.

  • Solak Çocuklarda Yapılması Gerekenler

    Solak Çocuklarda Yapılması Gerekenler

    Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; günlük yaşamda insanların yaklaşık yüzde 9O’ı sağ elini yüzde 10‘u ise sol elini kullanıyor. Fosiller üzerinde yapılan araştırmalar bu yüksek oranın ilk insangiller, 2 milyon yıl kadar önce yaşamış Homo habilis için de geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Teoriye göre ise beynimizin sağ lobu, yüz tanıma, duygu ifade etme, müzik, duygu okuma, renk duyarlılığı, görüntü, sezgi, yaratıcılık gibi görevleri yerine getirirken, sol lobu da, mantık, dil ve analitik düşünce gerektiren görevlerin gerçekleştirilmesinde etkindir. Sol elini kullananların beynin sağ lobunu harekete geçirdiğini duymuşsunuzdur. Çok eskilere gidecek olursak eski yunanlar solaklara ‘’aristera’’ yani ‘’yönetmeye uygun kişiler ‘’ derlerdi. Gerçekten de ünlü yönetici kişilere baktığımızda öyle olduğunu görebiliriz. Tiberius, Büyük İskender, Kraliçe Victoria, Amerikan Başkanları Harry Truman, James Garfield ve George Bush seçkin solaklardan sadece birkaçı.Yine dünyaca ünlü Leonardo da Vinci, Beethoven, Mozart, Rafael, Michelangelo, Albert Einstein, Angelina Jolie, Robert De Niro bilinen solaklardan. Londra’daki UCL Üniversitesinden psikolog Chris McManus’a göre, “Sol elini kullananlar bazı bakımlardan daha yetenekli iken bazı alanlarda da dezavantajları olabilir. Solaksanız beyniniz normalden farklı biçimde organizedir ve bu da size başkalarında olmayan yetenekler sunar.” Oxford Üniversitesinden gelişim nöropsikologu Profesör Dorothy Bishop, yıllar boyunca solaklığı disleksi ve otizm gibi rahatsızlıklarla ilişkilendirenler olduğu gibi, mimar ve müzisyenlerin solak olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyleyerek olumluluklar atfedenlerin de olduğunu söylüyor. Teknolojik aletler yapılırken birçoğu sağlaklara göre yapılıyor. Bazen kullandığımız dil solaklara karşı olabiliyor. Mesela ‘’sağduyu’’ kelimesinde bile solaklara karşı bir adalet yok. Sağ elini kullanan kişilere göre dizayn edilmiş bu ürünleri solaklar kullanınca sakarlık vazgeçilmez olabiliyor. Solak çocuğa sahip olanların sakarlık riski sağlak olan çocuklara göre daha yüksektir. Anne babalar çocuklarının hangi elinin baskın olduğunu 3-4 yaşlarında keşfedebilirler. Çocuklar genelde 2 yaşına kadar her iki elini de kullanabilir. Peki solak olduğunu nasıl anlarız? Tek ayak üstünde durmaya çalıştığında sol ayağını tercih ediyorsa Bir nesne uzatıldığında sol elini uzatıp alıyorsa Yemek yerken sol eliyle kaşığı kavrıyorsa Herhangi bir ey döndürürken saat yönünün tersine döndürüyorsa Dişlerini sol eliyle fırçalıyorsa Kalem, bardak gibi sık kullanılan objeleri yine sol eliyle daha baskın kullanıyorsa solak diyebiliriz. Ne Yapmalıyım? Solak olduğu keşfedilen bir çocuk asla sağ elini kullanmaya zorlanmamalıdır. Bu çocuğun yaratıcılığını engelleyici psikolojik bir zorlama olarak öğrenme güçlüğü yaşatabilir. Okulda sınıf sırası öğretmeni tarafından sıranın sol tarafına oturacak şekilde değiştirilmeli. Herkesin sağ elini kullanarak yemek yediği masada ona uygun bir düzen sağlanmalı. Sol eliyle daha rahat hareket edeceği, kullanması daha uygun ürünler tercih edilmeli.

  • Yenidoğan döneminde beslenme

    Bebeğin doğumdan sonraki ilk bir ayı yenidoğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönem hem bebek hem de anne açısından çok önemli bir dönemdir. Anne ve bebek arasındaki ilişkinin temelleri bu dönemde atılır.

    Doğumdan sonraki ilk birkaç saat çok önemlidir. Bu dönem yenidoğan bebeğin en aktif olduğu dönemdir. Bebek mümkün olan en kısa sürede anne memesine getirilmeli ve en az 10-15 dakika aktif emmesi sağlanmalıdır. Bebeğin memede kalması aktif olarak emdiği anlamına gelmez. Öncelikle bebeğin memeyi tam kavradığından emin olmak gereklidir. Mümkünse önce annenin rahatı sağlanarak meme hafifçe aşağıya doğru yönlendirilmelidir. Meme başı ve etrafındaki kahverengi kısmın büyük bir kısmı bebeğin ağzını dolduracak şekilde kavraması sağlanmalıdır. Bu durum hem bebeğin etkin emmesi, hem de annenin meme başı çatlağı oluşumunun azaltılması açısından önemlidir. Bebek sol memeyi emerken anne sağ elinin 4 parmağı memenin altında olacak şekilde memeyi desteklemeli başparmağı ile de arada göğsü yukarıdan aşağıya doğru sıvazlayarak hem süt akışını sağlamalı, hem de bebeğin burun deliğinin açık olmasını sağlamalıdır. Arada işaret parmağı ile bebeğin çenesine dokunarak da uyaran vermekte fayda vardır.

    Doğum sonrası ilk günlerde süt az geldiği için bebek çabuk yorulabilir, bu yüzden ara ara bebeğe uyarı verilerek ve göğüs sıvazlanarak bebeğin uyumasına fırsat verilmeden emzirme süresi en az 10-15 dakika olmalıdır. Bebek emerken ara ara 5-10 saniyelik dinlenmesi normaldir. Ancak bu süreyi çok uzatıp uykuya geçmesine müsaade edilmemelidir. Bir meme emzirildikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalı, altı değiştirilmeli; sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci memeye geçmeden önce 15-20 dakika kadar ara verilmesi bebeğin gazını çıkarması, çiş-kaka yaparak karnının biraz boşalması ve yediğini biraz sindirmesi için bebeğe zaman verecektir. Bu sürenin sonunda bebeğin altını değiştirmek ikinci memeye geçmeden önce tekrar uyanmasını sağlayacaktır. Yani beslenme ve bebeğin bakımı için toplam 1 saat kadar süre ayrıldığında ve bu süre etkin olarak değerlendirildiğinde bebek iyi beslenmiş ve rahatlamış olduğu için ikinci memeyi emdikten sonra yaklaşık 1,5-2 saat uyuyacaktır.

    Doğum sonrası 3-7. günler arası bazı problemler görülebilir. Bu dönemde anne eve çıktığı için biraz yorgundur. Yeni anneliğin şaşkınlığına bir de meme başı problemlerine bağlı ağrı da eklendiği için bazen emzirme eziyet haline dönüşebilir. Doğru emzirme tekniklerinin uygulanması bu durumun biraz daha hafif atlatılmasını sağlayabilir. Ancak bu dönemde süt yapımı çok arttığı için memelerde gerginliğe bağlı ağrı olabilir. Bebek bazen gerginlikten dolayı memeyi kavramada zorlanabilir ve süt çok olmasına rağmen bebek aç kalabilir. Bu durumda yine öncelikle bebeğin doğru şekilde emzirildiğinden emin olunmalıdır. Eğer bebek emme sonrası huzursuzlanıyorsa, memeye geldiğinde hemen uyuyor, yeterince ememiyorsa, çok kısa aralıklara emmek istiyorsa yeterince beslenemiyor olabilir. Bu durumda beslenme öncesi anne memesi sağılarak biraz yumuşatılır ve süt akışı başladıktan sonra bebeğe meme verilirse daha başarılı olunacaktır.

    İlk 7-10 günü başarılı bir şekilde atlattıktan sonra bebek yaklaşık 2-3 saatte bir düzenli olarak emiyor ve uyuyorsa sonrasında genelde artık uyarı vermeye gerek kalmaz. Bebek artık güçlendiği ve süt yapımı da bebeğe uygun şekilde düzenleneceği için bebeği aynı düzende emzirmeye devam etmek genel olarak bebeğin yeterli beslenmesini sağlayacaktır. Düzenin devam etmesi 15-20 günlükken başlayacak gaz sancısı döneminin biraz daha rahat atlatılması açısından da önemlidir.

    Tüm annelere ve anne adaylarına; bebeğinizle birlikte yeni hayatınıza güzel bir başlangıç yapmanız dileğiyle.

  • Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Bedensel Rahatsızlıkların Duygusal Karşılığı”

    BİLİNÇALTI TEMİZLİK

    Bedensel rahatsızlıkların oluşmasının en önemli sebebi aslında duyguların iyi ifade edilememesi ve gerektiği şekilde yaşanamamasıdır. Yani kişilerin fiziksel hastalıkları aslında onların duygu dünyalarını ortaya koyar. Bu duygu karmaşasının çözülmesi de kişinin kendi kendisini iyileştirmesini sağlar. Bunlardan en yaygın olanları şu şekildedir;

    Kalp

    Kalp, damarlarımızda kanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayan mekanizmanın hareket noktasıdır. En önemli işlevi vücuttan oksijence fakir kalan kanı akciğere, akciğerden oksijence zenginleştirilmiş kanı vücuda pompalamaktır.
     

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriktirilen duygusal bloklar: Keder, kalp kırıklığı, korku, kayıp, üzüntü reddedilme, ıstırap, hüzün, incinme. Yaşama veya ölmeye dair korku, sevginin bloke edilmesi, alma ve verme arasındaki dengesizlik.

    Akciğerler:

    Akciğerler vücudumuzda akan kanın temizliğinden sorumlu organlardır. Nefes yoluyla aldığımız oksijenin kana yayılmasını sağlarken kandaki karbondioksiti de dış ortama vermemizi sağlar.

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriken duygular iyi ifade edilemeyince: Öfkeye ve korkuya bağlı astım, ağrılı öksürük, halsizlik, isteksizlik.

    Mide:

    Vücudumuzun hayatını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan enerjiyi yani besinleri aldığımız ve işlediğimiz organdır. Besin maddelerinin çoğunun sindirimi burada başlar ve ince bağırsakta devam eder.

    Bilinçaltı Temizlik

    Geçmişimizden bu yana saplantı olarak bizi takip eden düşünceler ve duygular midemizi olumsuz etkileyen en önemli unsurlardır. Değişmeye karşı olan direnç, kabullenememe, kızgınlık, kabullenilmeme ve benzeri duygular midenin fazladan asit salgılamasına sebep olur. Bu şikâyetler ilerleyen dönemlerde ülsere dönüşebilir.

    İnce Bağırsaklar:

    İnce bağırsaklar mideden sonra besinlerin sindirim esnasında uğradığı ikinci duraktır. Midede kısmi olarak sindirilmiş olan besinlerin çoğunun sindirimi burada devam eder. Kimyasal olarak pankreastan salgılanan safra sıvılarıyla sindirilen besinler buradan kalın bağırsağa iletilir.

    Kalın Bağırsaklar:

    Kalın bağırsak sindirimin son basamağı olup besin tortusunda kalan son minerallerin, vitaminlerin ve suyun emiliminin yapıldığı organdır.

    Bilinçaltı Temizlik

    Karın bölgesinde biriken duygusal bloklar: İyi ifade edilmeyen korku ve kızgınlık hislerinin ve suçluluk duygusunun en çok zarar verdiği organlar alt karın bölgemizde yer alan ince ve kalın bağırsaklarımızdır.

    Karaciğer:

    Vücudumuzdaki en büyük organ karaciğerdir. Vücudumuza giren tüm zararlı maddelerden, sindirim enzimlerinin birçoğundan ve vücudumuzun kimyasal dengesinin önemli bir yüzdesinden karaciğer sorumludur. Fazla besinleri yağa çevirerek depo eder ve açlık durumunda kullanılmak üzere saklar.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Korku ve kızgınlık hisleri uzun vadede bizimle beraberse karaciğerde birikir.

    Safra Kesesi:

    Karaciğerin hemen alt kısmında yer alan safra kesesi sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır. Karaciğerde üretilip sindirim esnasında salgılanmak üzere burada biriktirilen safra sıvısı, vücudun kimyasal sindiriminin en önemli parçasıdır. Yağları ve proteinleri yıkmaya yardımcıdır.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Öfke, üzüntü, kızgınlık, acı ve sıkıntı

    Pankreas:

    Pankreas, karaciğerde üretilen ve safra kesesinde depolanan safra sıvısını sindirim yoluna salgılayarak besinlerin kimyasal olarak sindirilmesini sağlayan önemli bir sindirim organıdır. Ayrıca insülin ve glukagon hormonları sağlayarak kandaki şeker düzeyinin korunmasına yardımcı olur.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Yaşamdan alınan keyif ve yaşama olan bağlılık azalır.

    Dalak:

    Vücudun kan üretiminde ve deposunda önemli bir yere sahiptir.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Geçmişe dair bitirilmemiş şeylerin zarar verdiği bölgedir. Geçmiş ile bu şekilde bir bağ kurmak da kişinin yaşamına zarar verebilir.

    Böbrekler:

    Böbrekler vücudun su dengesini ve yoğunluğunu korumaya ve zararlı maddeleri vücuttan su ile seyrelterek uzaklaştırmaya çalışır. Kanın süzülmesi, su miktarının sabitlenmesi ve bedenin asit dengesinin sağlanması böbreklerin görevlerindendir.

    Adrenallerde/ böbreklerde biriktirilen duygusal bloklar: Vücudun travma noktası olan böbrek üstü bezleri böbreklerin bir parçası olup duygu durumumuzdan böbreklerle birlikte etkilenirler. Adrenalin hormonunun salgı noktası olan bu bezler sempatik sinir sistemini uyarır ve böyle etkilenme durumlarında ciddi bir artışa sebep olabilir. Bu gibi durumların mutlaka tedavisi gerekmekle birlikte vücuda verebileceği çeşitli zararlardan da korunmak gerekir.

    Endokrin Bezlerimiz:

    Epifiz: Epifiz bezi vücudun iç hareketleri e iç dengesi ile ilgilenir ve çeşitli salgılarla vücudun hormon dengesinin korunmasına ve düzenin sürdürülmesine yardımcı olur.

    Hipofiz: Hipofiz bezi vücudun orkestra şefi olarak bilinen bir bez olup tüm hormonların salgılarının dengesinin korunmasından sorumludur. Diğer bezleri uyararak vücudun hormon düzenini sağlar ve özellikle cinsel hormonların salgılanmasında önemli bir yere sahiptir.

    Tiroit: Tiroit bezi vücudun metabolik düzeyinin sabit tutulması ve büyüme hormonlarının salgılanmasından sorumludur.

    Timüs: Timüs bezi lenf sisteminin önemli bir bileşenidir. T lenfositlerini üretebilme kapasitesiyle bilinir. T lenfositleri kanserli hücreleri tanıyıp onlara saldırabilecek hücrelerden birisidir.

    Adrenal Bezleri: Adrenal bezler böbrek üstü bezleri olarak da bilinirler ve vücudumuzda önemli bir göreve sahiptirler. Tehlike detektörü olarak tanımlayabileceğimiz bu bezler hayati bir tehlikeye girebileceğimizi hissettiği anda adrenalin hormonunun salgısını artırır ve vücudun tamamen uyanık ve çevresinin farkında olmasını sağlar.

    Yumurtalıklar, Testisler: Vücudun üreme hormonlarının bir kısmından ve üreme hücrelerinin üretiminden sorumlu olan bezlerdir. Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testis olarak varlıklarını sürdürürler.

    Biriktirilmiş Duyguların Daha Başka Bulundukları Yerler

    Baş:

    Beynimizi içerisinde barındırması sebebiyle aslında bedenimizin yönetim merkezinin bulunduğu yerdir. Geçmişten günümüze yaşadığımız her şeyin kaydının tutulduğu ve fiziksel, duygusal hatta ruhsal olarak yaşanmışlıkların biriktirildiği yerdir. Bu anlamda sağlıklı tutulması açısından hislerin doğruca yaşanması ve bastırılmaması önemlidir. Çünkü yaşanmamış veya yarım kalmış her şey kafamızda birikir. Buna bağlı olarak yaşanan stres, üzüntü, kabullenememe benzeri duyguların ilk zarar verdiği alanlardan birisidir. Baş ağrıları kimi zaman bu sebeplerden dolayı ortaya çıkar.

    Gözler:

    Gözler vücudumuzdan dünyaya açılan pencereler olarak kafamızın içine yerleştirdiğimiz her şeyin ilk algı merkezidir. Kadınlarda ve erkeklerde cinsel hormonların salgıladığı ve üreme hücrelerinin üretildiği bezlerle bağlantılıdır. Gözyaşı kanallarını barındırması sebebiyle de duygu durumundan kolaylıkla etkilenir.

    Kulaklar:

    İşitme merkezi olarak dış dünyadan ses yoluyla aldığımız her türlü bilginin ilk ulaştığı organdır. Duymak istediğimiz veya istemediğimiz her şeye kulak aracılığıyla maruz kalabildiğimiz için duygu durumumuzu belirlemede de önemli bir yere sahiptir. Ayrıca yarım daire kanalları ve östaki borusu sayesinde vücudumuzun basınç dengesini ayarlar.

    Boğaz:

    Kendini ifade etme, ses üretme ve iletişimi bu aracılıkla kurmak için kullandığımız ilk organdır. Söyleyeceklerimizi ifade etmede kullandığımız için duygu dünyamıza etkisi büyüktür.

    Boyun:

    Kafamıza ve duruşumuza destek olma niteliği taşıyan, hareket sisteminin ve omuriliğin önemli bir parçasını oluşturan organdır. Beyinden vücuda giden sinirler bu noktadan geçer ve bu anlamda boyun önemli bir işleve sahiptir.

    Bağırsak Bölgesi:

    Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan bağırsak bölgesi vücudun strese maruz kaldığında en çok etkilenen bölgelerinden birisidir. Kabızlık, diyare ve benzeri sıkıntılar stres halinde ortaya çıkar ve ilerleyen durumlarda daha ağır hasarlar bırakabilir.

    Yumurtalıklar/ Rahim:

    Kadınların üreme hücrelerinin üretildiği, hamilelik ve aylık döngü süreçlerinin gerçekleştiği organlar olup, kadınlarda stres ve üzüntüden en çok etkilenen bölgelerden birisidir. Adet döngüsünün değişmesi gibi etkilerle ortaya çıkabilecek olan suçluluk, öfke, stres ve benzeri duygular, ciddi durumlara da yol açabilir.

    Mesane:

    Böbreklerden süzülen atıkların vücuttan uzaklaştırılmadan önce depo edildiği alandır.

    Prostat:

    Erkeklerin boşaltım sisteminin bir parçası olan bu organ çok hassastır ve erkek bedeninde oluşan olumsuzluklardan ilk etkilenen alanlardan birisidir.

    Kalçalar:

    Vücudun bel ile birlikte ele alındığında en önemli destek ve ayakta durabilme mekanizmasıdır. Hareketlerimizin büyük bir çoğunluğu burada bulunan kemiklerle gerçekleştirilir.

    Dizler:

    Vücudumuzun ağırlığının eşit olarak dağılmasını ve hareketinin kolaylaşmasını sağlayan yapılardır.

    Bilekler:

    Düşünme, inceleme ve analiz etme konusunda ipuçları sağlar.

    Ayaklar:

    Yürümemiz ve dengede durabilmemiz açısından çok önemli bir yere sahip olan yapılardır. Bedenin ağırlığını eşit olarak yere dağıtırlar bu sebeple hareket ederken zorlanmamıza engel olurlar. Ayrıca toprakla teması halinde bedenimizde bulunan fazla negatif enerjiyi atmamıza yardımcı olurlar.

    Omuzlar:

    Yaşama bağlı olarak yüklerin taşınmasını ve sorumlulukları simgeleyen bir anlama sahiptir. İnanışa göre kendi yaşamımızdaki duygusal yani manevi yükler sol omuzda, maddesel yani maddi yükler de sağ omuzda taşınır.

    Üst Sırt:

    Üst sırt da yine omuzda yapılan ayrım gibi sağ ve sol şeklinde bir nitelendirme ayrımına sahiptir. İnanışa göre sağ omuz kızgınlık ve türevi duyguları taşırken sol omuz hüzün ve üzüntü benzeri duyguları taşır.

    Alt Sırt:

    Alt sırt, üst sırt gibi bir ayrıma sahip olmamakla birlikte daha çok cinsellikle ilgili biriktirilmiş olan duyguların taşındığı bir alandır.

    Kuyruk Sokumu:

    Yaşama dair hayatta kalma, başarıya ulaşma, canlılığı sürdürme ve benzeri hayatsal ve içsel korkuların yer aldığı bölgedir.

    İnsan yapısı itibariyle duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak üç kısımdan oluşur. Bu kısımlar birbirlerine bağlı olarak hareket eder ve birinin bozulması diğerlerini de olumsuz bir şekilde etkiler. Örneğin, psikolojik yapının bozulması bedensel hastalıklara yol açabileceği gibi ruh durumunun dengesizleşmesi de psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Bilinçaltında biriken olumsuz duygular biriktikçe vücuda zarar vermeye ve bedenin en savunmasız olduğu fiziksel noktadan ona da saldırmaya başlarlar. Aslında fiziksel tedavilerle düzeltilmeye çalışılan bu problemlerin ana kaynağı kimi zaman bilinçaltında veya üstünde güncel olarak maruz kalınmış olan veya birikmiş olan sıkıntı ve stresin bir nevi ortaya çıkma ve kendini gösterme biçimidir. Bu sebeple kimi zaman fiziksel tedavinin yanı sıra terapi ve duygularını tanıma da hastaların tedavi edilme sürecini kolaylaştırır.

    Bizlere düşen de duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak nitelediğimiz kol kola gezen üç kardeşin birinde çıkan sıkıntının diğerlerini de aynı şekilde olumsuz etkileyeceğini bilmek ve bunlardan birisinde meydana gelen hasarı tedavi etmek için önceden terapiste, psikoloğa, psikiyatriste veya doktora mutlaka görünmek. Unutmamalı ki bilinçaltı dünyamızdan haberdar olduğumuz ve onunla iş birliği içinde olduğumuz sürece, fiziksel bedenimiz de bundan olumlu etkilenecektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ NEDİR?

    Karşınızdaki kişi konuşurken göz hareketlerini hiç izlediniz mi? Gözler iletişim sırasında yukarı aşağı, sağa ve sola hareket ederler, sanki “gözlerin konuştuğu” varsayımını onaylar gibi. Yaşanılan her şey ileride hatırlanacak kayıtlar olarak beynin hafıza merkezinde saklanırken bu kayıtları çıkartmak ve kayıtlar üzerinde değişiklikler yapmak kişinin güçlü negatif duygularını sağaltır ve onların yeniden çerçevelenerek daha sağlıklı hatırlanmasını sağlar. Bunun için göz hareketlerinden yararlanırız. Bu tekniğe EMDR, yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden Programlama denir. Kuramı 1987 yılında adlandıran Dr. Francine Shapiro; göz hareketleri ile rahatsız edici düşünceler arasında bir ilişki bulmuş, bu travmaların bozulması ve yeniden yapılanması için EMDR tedavi yöntemini geliştirmiştir.

    Bir şeyin çok fazla etkisi altındaysanız; bunun beyninizin bu duyguyu güçlü bir şekilde kaydetmiş olmasından ve bu duyguyla olan bağınızın bilinç düzeyinde olmasa da devam etmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

    EMDR Nasıl İşe Yarar?

    Günde ortalama 20 000 anı kaydederiz. Bunların pek çoğu önemsizken bazıları ise unutmak istediğimiz halde sisteme kaydedilen viral düşüncelerden oluşur. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Bir anlamda EMDR terapisi çerçevesinde enerji akışını bozan istenmeyen anılar deşarj edilerek yeniden yapılandırılır.

    Kişi travmatik bir olay ya da yoğun olumsuz duygular uyandıran deneyimler yaşadığında o anda hissettiği duygular, duyusal bilgiler (görsel, işitsel, dokunsal ve kokusal olarak algılanan şeyler) ve düşünceler beyin tarafından olması gerektiği gibi işlenmeyebilir. Kişi ileriki bir zamanda bu anıyla ilgili tanıdık şeyler (imgeler, kokular, duygular, görsel şeyler vs.) deneyimlediğinde bu anı yeniden tetiklenebilir ve benzer duygular uyandırabilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    Psikologlar EMDR’ı tek başına kullanabileceği gibi başka disiplinlerle birleştirerek de etkili sonuçlarından yararlanabilmektedirler. Bunlar arasında en yaygın olanlar;

    • Kişilik bozuklukları

    • Panik bozukluğu

    • Kaygı bozuklukları

    • Davranış bozuklukları

    • Özgüven sorunları

    • Kronik ağrılar

    • Yeme bozuklukları

    • Performans kaygısı

    • Stres kontrolü

    • Bağımlılıklar

    • Rahatsız edici anılar

    • Fobiler

    • Depresyon

    • Yas

    • Cinsel ve/veya fiziksel taciz

    • Beden algısı bozuklukları

    • Cinsel işlev bozuklukları

    şeklinde sıralanabilir.

    EMDR Tedavisinin Aşamaları

    Tedavi sekiz aşamadan oluşur:

    1. Öyküyü dinleme,

    2. Sürecin planlanması,

    3. Kişinin hazırlanması ve uyum,

    4. Travmanın değerlendirilmesi,

    5. Duyarsızlaştırma ve proses etme,

    6. Olumlu düşünceyi pekiştirme,

    7. Bedendeki duyuların gözden geçirilmesi,

    8. Sonuçlandırma ve kontrol seansı.

    EMDR ile Kaç Seansta İyileşirim?

    Bunun cevabını çalışmaya başlamadan kestirmek zordur. 2-3 seans yeterli olabilir. Çalışma sırasında sorunun altında yatan başka virüsler tespit edilirse EMDR tedavi süresi 5-8 seansa kadar çıkabilir.

    EMDR Terapisi Nasıl Çalışıyor?

    Bilinçaltında zaman kavramı yoktur. Zaman ve mekana bağlı istenmeyen anıların bu dizin içindeki yapısını EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulayarak bozarız. Zihin yaşadığı bir deneyimi referans kabul edip gelecekte de benzer deneyimleri yaşayacağına olan inancı içselleştirerek bir anlamda kişinin yaşanmamış, bakir geleceğini ipotek altına alır. EMDR’de amaç bu ipoteği kaldırmak ve zihni geçmişin yarattığı olumsuz etkilere karşı duyarsızlaşarak geleceği yeni bir bilinçle tekrar yapılandırmaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.