Etiket: Sağ

  • Neden Delirmedik?

    Neden Delirmedik?

    Son çeyrek asırda içinde yaşadığımız ülkeye dair her şey aslında “delirmemiz” için oldukça elverişli bir zemindi. Sayısız toplumsal kırılmaya, travmatik toplumsal olaylara ve günlük hayatımızı birebir etkileyen onlarca duruma maruz kaldık.

    Güvenlik duygumuz azaldı, hayata, insana ve topluma dair temel inançlarımız çatırdadı ve defalarca baş edilmesi zor hayat olaylarıyla baş başa kaldık. Bu olaylar içinde katliama dönüşen patlamalar, taciz, tecavüz, cinayet öyküleri, psikolojik şiddete dönüşen ötekileştirmeler, “darbe”ler, adalet kıyımları var. Tüm bunlar olurken en yaygın inançlardan biri toplum olarak “delirdiğimiz” yönündeydi. Çünkü yığınlar halinde hastanelere, tıp merkezlerine taşınıyor, kutularca antidepresan alıyorduk. Bireysel cinnetler, intiharlar ve hatta “Palu Ailesi” gibi tüyler ürpertici deformasyonlar birer birer gözler önüne seriliyordu. Gerçekten de delirdiğimize dair inançlarda bir haklılık payı var. Elimizde son on yıllar için toplumsal düzeyde ruh sağlığı sorunlarını araştıran uzun dönemli izlem çalışmaları olsa (ki yapılmakta) ruh sağlığımızdaki bozulmanın objektif kanıtlarını masaya yatırabiliriz. Ancak ben bu yazıda nasıl delirdiğimizi değil bunca toplumsal olaya rağmen nasıl delirmediğimizi anlatmaya çalışacağım. Delirmediğimize nasıl kanaat getirdin diye soran olursa referansım toplumun bireyler veya gruplar düzeyinde hali hazırda verebildiği sağlıklı reflekslerdir. Tamamen hastalanmış bir toplumda bir Gezi Direnişi ortaya çıkması, İBB Başkanlık seçimlerinde yaşanan adaletsizliğe yüzbinlerce kişilik bir fark oluşturacak şekilde toplumsal bir yanıt verilmesi, sivil toplum kuruluşları gibi görece küçük ama etkin grupların Barış Akademisyenleri ile ilgili davada olduğu gibi kararlı ve destekleyici süreçleri vb. Bu verdiğim örneklerin hepsi farklı düzlemlerde yer alsa da ortak noktada hepsi bir “canlılık” ifade ediyor. Maalesef bu ruhsal/toplumsal canlılık toplumun genelini yansıtmıyor. Çoğunlukta bir ölgünlük, vazgeçmişlik ve üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi bir ruh hali var. Ama ben bu noktada sağ kalan, diri ve canlı kalan, istikrar gösteren, sebat eden, direnen yanlarımıza odaklanmak istiyorum. Nasıl delirmedik?

    Bireysel düzeyde insanın varlığını ve birliğini koruması için sağlıklı bir kendiliğe ihtiyacı var. Yaşadığımız travmatik deneyimler, olumsuz yaşam olayları, stresler bizi örseleyebiliyor hatta belli bir noktada kırılmalara yol açabiliyor. Ancak insan canlısı doğuştan itibaren olmasa da gelişim sürecinde yaşadığı koşullarla başa çıkabilme adına donanım kazanıyor. Yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkilerimiz büyük oranda anne/bakım veren tarafından şekillenmeye başlıyor. Temelde tüm baş etme mekanizmalarımız bilinçli ve ilerlemeci bir şekilde gelişen etkin mekanizmalar değil. Freudyen anlamda kullandığımız savunma mekanizmalarımız çoğu zaman bilinç düzeyinden uzak, istemsiz ve tamamen bireyin içinde bulunduğu denge durumunu korumak yönünde. Sigmund Freud tarafından önerilen ve sonra kızı Anna Freud tarafından sınıflandırılmaya çalışılan savunma mekanizmaları yüzyıldır geçerliliğini korumakta. Oysa uluslararası psikoloji camiası daha yeni yeni savunma mekanizmalarına kişilik psikolojisi ve sosyal psikoloji gibi alanlarda yer vermeye başlıyor. Özetle bu çalışmalarda deniyor ki biz sadece bilinçli ve kontrollü bir şekilde hayatla baş eden canlılar değiliz. Freud tarafından ortaya konan inkâr, bastırma, yansıtma, karşıt tepki oluşturma, yüceltme, gerileme, mantığa bürüme, yer değiştirme vb. sadece bireysel düzeydeki sorunlarla başa çıkarken kullandığımız mekanizmalar değil. Toplumsal anlamda da egoyu tehdit edici bir olay yaşandığında savunma mekanizmaları devreye giriyor. Örneğin bu hafta 2 Temmuz Sivas Katliamı anmasında çeyrek asırlık yaramız yeniden kanadı. Unutursak kalbimiz kurusun denir ama bu olay memleketteki bir yığın insan tarafından asla unutulmadığı gibi isyanı hep içten içe besledi. Yani en azından bir grup için “bastırılmış” olduğunu söylemek mümkün değil. Katliamı yaratanların yanında olan ve bu kıyımdaki adaleti sağlamayanlar için ise “inkâr” devreye girdi. Aslında bu ülkenin kanlı tarihinin en büyük yapı taşı “inkâr” mekanizması. Biz naifçe soruyoruz bazen bu insanlar yatağa başlarını nasıl rahat koyup uyuyabiliyorlar diye. Çok farklı bir düzlemde de olsa bu hafta davası görülen Çorlu Tren Kazası’nın kurbanların ailelerinin tepkilerinde “erk sahiplerinin” inkârı vardı. Belki de diyebiliriz ki biz inkâr edemediğimiz için bu kadar acı çekiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki inkâr mekanizması bastırmayla birlikte hiyerarşik anlamda en ilkel mekanizmalar. Baş edemeyeceğini düşündüğün şeyi gizler, bastırır, böler, çarparsın. Daha yüksek düzeyde bir ego gücü isteyen şey onu tanımlamak, kabul etmek ve elinde o acıyla ne yapabileceğine bakmaktır. Aslında Gezi Direnişi ve teknolojik gelişmelere paralel bir şekilde sosyal medyanın hayatımızın içine daha çok girmesi vesilesiyle bahsettiğimiz savunma mekanizmaları içinde en az yükü olan diyebileceğimiz “yüceltme” devreye girdi. Anlamlandıramadığımız toplumsal acıları mizah ve sanatla aşmaya çalıştık. Bazı zamanlarda bu mizah kullanımının bayağılaşabildiğini, bir nevi “gerileme” mekanizmasına dönüştüğünü düşünsem de genele baktığımda işe yaradığını görüyorum. Bir başka kişi çıkıp ülkede mizah mı kaldı sanat mı kaldı, tüm cephelerde çepeçevre kuşatıldık diyebilir. Buna da hak vermemem mümkün değil. Ama önemli olan nokta şu ki; içinde yaşadığımız baskı, adaletsizlik, talan, zulüm bir dönüşümü zorunlu kılıyor. Olduğumuz şeyden, algıladığımız şeyden başka bir duygu durumuna geçebilmemiz şart. Bunu da mizah ve sanat sağlıyor şu an için. Daha bilinçli, daha kontrollü, daha özgür iradeye dair baş etme yöntemleri geliştirene kadar –ki sanırım bunun için daha var- bunlara tutunabiliriz.

    Senelerdir sevgili Zeynep Altıok ve Eren Aysan’ı izlerim. Sürekli empati kurup duygusunu anlamaya çalışırım, toplumdaki tüm kurbanlara, yakınlarına ve Oğuz Arda Sel’in annesine yaptığım gibi. Böyle biriyle empati kurduğunuzda yaşadığınız iç sızısına katlanamamak, bastırma veya inkar mekanizmasını devreye sokmak çok kolay. Ben bakamıyorum, hemen kapatıp kaçıyorum diyenleri çok duyuyorum. Emin olun ki bu savunma mekanizması size ruhsal sıkıntılardan azat etmiyor. Toplum olarak yaşadığımız tüm travmalar toplumsal belleğe istemsizce de olsa kaydoluyor. Hayatımızın bir yerinde kaynağı belirsiz bir kaygı olarak çıkıveriyor. Yüzleşmek lazım, anlamak lazım, doğrulmak ve üretmek lazım. Bunları yapabildiğimiz oranda delirmeden kalabildik.

    Seneler önce bir psikoloji kongresinde “travma sonrası büyüme” anlatan birini dinlemiş ve çok şaşırmıştım. Aradan geçen 20 yılda hep toplumsal hem de klinik anlamda bunun sayısız örneğine şahit oldum. Klişe bir bakışla bizi öldürmeyen şey bizi güçlendirebiliyor. Diyebilirsiniz ki bir enkazın ortasında kalmış son kaleyi mi görüyorsun (bu kadar deliren arasından sağ kalanları mı görüyorsun), evet bence böyle. Çünkü iyiliğe, adalete, barışa, canlılığa, sağlığa doğru her mücadele tek bir sağlam kaleden başlar.

  • Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Emdr sağ ve sol beyin loblarının uyarılarak birbiriyle temas kurması sonucunda geçmişte yaşanan acı hatıraların duygusunun boşaltıldığı bir psikoterapi tekniğidir. Sağ beyin acı hatıraların duygularının kayıtlı olduğu bölgedir. Sağ beyindeki bu bölümler; hipokampüs, hipotalamus ve amigdaladır. Sol beyin ise bizim mantıklı tarafımızdır. Yani yaşadığımız olaylara anlam veren ve daha gerçekçi bakabilen kısmımızdır. Emdr bu iki bölüm arasında temas kurulmasını sağlayarak sağ beyinde kayıtlı olan acı hatıraların sol beyinde işlemlenmesini sağlar. İşlemlenen bu anıların verdiği olumsuz duygular ise emdr’den sonra artık hissedilmez.

    Emdr göz hareketleriyle, dize hafifçe dokunarak, sesle ya da iki ele hafif bir titreşim verilerek yapılmaktadır. Bu tekniklerin hepsinin ortak noktası sağ ve sol beyni senkronize bir şekilde uyarmaktır. Ben terapilerimde çoğunlukla bunların hepsini aynı anda kullanıyorum. Sağ ve sol beyin arasındaki etkileşim ne kadar fazla olursa kişinin olumsuz anıyla temas kurması ve yaşadığı travmatik anıyı işlemlemesi o oranda hızlı olmaktadır.

    Emdr başlı başına bir terapi tekniği değildir,psikoterapi seanslarında kullanılan yardımcı tekniklerden biridir. Benim seans tecrübelerim emdr’nin travmatik anının işlemlemesinde en iyi tekniklerden biri olduğu yönündedir. Emdr uygulanırken kişi yetişkin hayatında ya da geçmişinde yaşadığı travmatik anıyla direk bağlantı kurar.

    Emdr mucizesi geçmişte yaşanılan anıları silmez, zaten beyinde herhangi bir anıyı silmek mümkün değildir. Böyle bir terapi tekniği yoktur, emdr geçmişte yaşanılan anının duygusunun işlemlenmesini sağlar. Yaşadığınız travmatik anıyı hatırlamaya devam edersiniz fakat travmatik anıda hissettiğiniz olumsuz duyguları artık hissetmezsiniz.

    Emdr Nasıl uygulanır

    Çalışma esnasında kişiye sıkıntı veren sahne, düşünce ve beden duyumuna odaklanılması istenerek kişiye senkronize bir şekilde uyarım verilir. Ben bunun için Emdr cihazını kullanıyorum. Burada amaç hem duygunun boşaltılması, hem bedensel duyumun rahatlatılması, hem de olumsuz inancın  değiştirilmesidir. Örneğin;

    Travmatik anıların duygusu;korku, tiksinme, değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük, sevgisizlik, boşluk, anlamsızlık, çaresizlik, şüphecilik, utanç, boğazında bir yumruk varmış gibi hissetme , midesinde bir taş varmış hissi …

    Bedensel duyumu;karın ağrısı, baş dönmesi, kalp sıkışması, nefes alamama, diş sıkması, bacaklarının titremesi, ayağına kramp girmesi, sırtında ağırlık, karın ağrısı, mide bulantısı, vücüdunun karıncalanması, uyuşukluk, el  ve ayaklarda yanma, halsizlik, yorgunluk, …

    Olumsuz inanç; Güçsüzüm, çaresizim, yetersizim,  güvende değilim…

    Travmatik anının sahneleri danışanın gözünün önüne fotoğraf şeklinde gelmeye başlar. Danışanın gördüğü bu fotoğrafların içinde duygu, bedensel duyum ve düşünce kayıtları vardır. Uyarım vermeye devam ederek bunlar danışanla birlikte keşfedilir. Daha sonra tarvmatik anının duygusu yavaş yavaş boşalmaya başlar. Bazı anıların duygusu tek bir seansta boşalırken bazı anılara birkaç seans çalışmak gerekir. 

    Emdr terapisini  bu terapiyi yapmaya uygun gördüğüm danışanlara teklif ediyorum, danışan da kabul ederse Emdr çalışmasına başlıyoruz. Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte yapılırsa danışanda kalıcı değişim sağlıyor. Emdr terapisinin süreci ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. 

    Emdr Süresi Neye Göre Belirlenir

    • Travmaya maruz kalınan yaş: Travmatik anıda yaş küçüldükçe travmanın verdiği hasar artar. Erken dönem travması çok olan kişilerin özellikle 0-6 yaşta , emdr terapisi daha uzun sürer. 

    • Travmanın süresi; Kişi travmaya ne kadar uzun süre maruz kaldıysa ruhsal bölünmesi o oranda artar. Örneğin; 10 yıl boyunca amcasının tacizine uğramışsa bir çocuk bu kişinin emdr terapisi uzun sürer.Fakat ilkokulda bir öğretmeni tarafından bir kez aşağılanmışsa terapi süresi kısalır. 

    • Travmanın tanıdık biri tarafından gerçekleşmesi; Kişinin güvendiği, sevdiği, duygusal yatırımının fazla olduğu biri tarafından travmatize edilmesi, yabancı biri tarafından travmaya maruz kalmasıdan çok daha ağır bir hasar verir. 

    Emdr’nin Uygulandığı Psikolojik Rahatsızlıklar

    Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte pek çok ruhsal ve bedensel problemin çözümü için uygulanır. Depresyon, migren, obsesyon, öfke kontrolü, panik atak, sosyal fobi, sınav kaygısı, anksiyete, vajinismus gibi problemlerde psikoterapi seansına entegre edilebilir. 

    Emdr Güvenli Yer 

    Emdr çalışmasına başlamadan önce danışanlara güvenli yer çalışması yaptırılır. Güvenli yer çalışması demek danışanın çocukluğunda iyi hissettiği bir anısını hatırlayıp o anının duygusuyla, bedensel duyumuyla ve olumlu düşüncesiyle temas kurmasıdır. 

  • Türkiye Yaşlanıyor Alzheimer Artıyor!

    Türkiye Yaşlanıyor Alzheimer Artıyor!

    Hemen hemen herkesin dilinde olan bu hastalık hakkında pek çok kulaktan kulağa dolaşan bilgiler mevcut. Hadi gelin Alzheimer nedir? Alzheimer’ın görülme sıklığı nedir? Doğru bilinen yanlışları nelerdir? Hep birlikte bakalım.

    Gün içerisinde unutkanlık ile başlayan ilerleyen zamanlarda bu unutkanlığın sık oluşu bir hastalık habercisidir. Bu hastalıklardan biride Alzheimerdır. İlerleyen yaş ile birlikte beyindeki hücrelerin sayısında azalma meydana gelir ve devamında beyindeki sinir hücrelerinin ölmesi beyin sinyallerinin çalışmamasına neden olur. Buda zaman içerisinde hafıza, bellek, davranış, mantıklı düşünme ve iletişim gibi problemler ortaya çıkarır. Bunun yanında kişiliğin değişmesi ve bazı psikolojik sorunlara sebep olur. Bu hastalığın belirtileri siz farkına varmadan yavaş yavaş gelişir ve erken fark edilip tanı konmazsa zaman içerisinde daha kötüye gidebilecek ciddi bir hastalık haline gelir. Hastalığın nedenleri arasında; kafa sarsıntıları, ağır depresyon, şeker ve tansiyon, kolesterol yüksekliği gösterilmektedir. Tabi genetik yatkınlıkta bu nedenler arasında yer alıyor. Tekrarlayıcı kafa sarsıntısı beyindeki kılcal düzeyde ki damarlarda kanamaya neden olduğu için oldukça risk teşkil etmekte. Profesör boksörlerin ve futbolcuların Parkinson hastalığının yanında Alzheimer hastalığının görülme olasılığı artırıyor. Ağır depresyondaki kişinin de bu hastalığa yakalanma riski iki kat artıyor. Belirtilerine geçmeden önce Alzheimer 3 ana döneme ayrıldığını ve bu dönem içerisinde belirtilerinin katlanarak devam ettiğini vurgulamak isterim;

    Erken Evre;

    • Tanıştığı kişilerin adlarını hatırlamakta zorluk çekerler.

    • Sosyal yaşantılarında rutin olarak yapmış oldukları işleri yerine getiremezler.

    • Eşyalarını koyduğu yeri hatırlamama ve kaybetme gibi zorluklar ortaya çıkar.

    Orta Evre; En uzun evre ve yıllarca sürebilir.

    • Kafa karıştırıcı sözler, aşırı sinirlilik ve kızgınlık hali mevcuttur.

    • Ev adreslerini hatırlamada ciddi zorluk çekerler ve telefon numaralarını dahi hatırlayamazlar.

    • Hangi ay ve günde olduklarını hatırlamazlar.

    • Uykuları aşırı düzensizdir. Genellikle gün boyunca uyuyup geceleri uyumazlar.

    Geç Evre;

    • Kontrol etme yeteneği tamamen yok olur.

    • Günlük bakımlarını yapamaz hale gelirler. Bu evrede 24 saat bakıma ihtiyaçları vardır.

    • Konuşma, ağzındakini yutma gibi fonksiyonunu kaybederler. Konuşmak istemezler ve göz kontağı kuramazlar.

    • Ev içerisinde amaçsız gezintiler ortaya çıkar.

    • Halüsinasyon görmeye başlarlar. Yakınındaki kişilere zarar verme olasılığı maalesef ki artar.

    Tahmin ettiğiniz üzere Alzheimer ile ilgili pek çok araştırma yapılmıştır. Uzmanlar; yaşlılarda (65+) Alzheimer riskinin daha fazla olduğunu söylüyorlar. Yapılan araştırmalara göre de ülkemizde 600 bin dünya genelinde ise 47 milyon kişi bu hastalığın pençesinde… Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; Türkiye 2050 yılında dünya da en fazla Alzheimer hastası olacak 4 ülkeden biri olabileceğini ifade ediyor. Şöyle düşünelim 80 yaşında olduğumuzu hayal edelim ve karşınızda birisinin oturduğu düşünün. Kulağa pek hoş gelmediğinin farkındayım ama ikinizde birisinin Alzheimer hastası olma olasılığı çok yüksek. Belki ben değilimdir diye düşünmüşsünüzdür. Fakat o zamanda siz hastaya bakan kişisiniz. Bu nedenle Alzheimer hastalığı geniş bir kitleyi kapsayan ciddiyeti oldukça fazla halk sağlığı sorunudur. 

    DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

    YANLIŞ: Alzheimer’ın kesin iyileştirici ilaç tedavisi vardır?

    DOĞRU: Alzheimer’ın ilaç tedavisi vardır fakat kesin iyileştirme söz konusu değildir. İlaçlar sadece evrelerin gecikmesine yardımcı olur. İlerlemeyi önleyen ilaçlar mevcuttur.

    YANLIŞ: Alzheimer ve bunama (demans) aynı şeydir?

    DOĞRU: Alzheimer bunama hastalığıdır. Alzheimer olan kişi bunama hastasıdır fakat her bunama hastası Alzheimer değildir.

    YANLIŞ: Alzheimer Hastaları hastalığın farkında değildir?

    DOĞRU: İlk evrelerinin farkındadırlar. İlk evrelerinden sonra zaman geçtikçe farkına varmazlar.

    YANLIŞ: Alzheimer Hastalığı önlenemez?

    DOĞRU: Önleminizi aldığınız sürece her hastalığını yenme oranınız mutlaka artacaktır. 

    Öncelikle diğer yazılarımda ifade ettiğim gibi hastalığınızı tanıyın. Eminim ki tedavi yolları olacaktır. Ama unutmayın ki en büyük tedavi kişinin kendisindedir. Kendinize değer verin her koşulda kendinizi sevin. Kendiniz için hobiler edinebilirsiniz bu her zaman için zihninizi canlı tutar. Alzheimer hastalığı için beyni her zaman aktif tutmak gerekir. Kolesterol şekerinizi kontrol ettirin özellikle belli bir yaştan sonra kilonuza dikkat edip düzenli beslenmeye özen gösterin. Beslenme demişken size tavsiyem GDO gıdalar, trans yağlar nerede nasıl yapıldığını bilmediğiniz yerlerde yemek yerine mutfağınızı keyifli hale getirip sağlıklı beslenebilirsiniz. Her şeyinizi kendiniz yapabilirsiniz örneğin bakkaldan yoğurt almak için çocuğunuzu boşuna göndermeyin evde kendinizin yapması hem meşguliyet açısından hem de sağlık açısından oldukça faydalı olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda müziğin size eşlik etmesini sağlayın (müzik dinlemek beyninizin sağ lobunu faaliyete geçirir. Sağ lob ise duygularla alakalıdır.) Bunun yanında da eş ve dostlar ile sohbet sizi seven insanlarla birlikte olmak stresinizi azaltır ve sizi canlı tutar. Günlerinizi planlayın beyniniz için avantajdır. Çünkü beyni aktif tutar ve aynı zamanda heyecanlandırır! Ve son olarak günlük tutmaya tutamazsanız bile haftanın 3-4 günü yazmaya özen gösterin harika bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Hem motor hareketlerinizi hem de zihinsel olarak kelimelerden uzaklaşmamış olursunuz güzel bir yatırım!  Yaşınız ilerleyebilir ama içinizde hep çocuk kalın. Aman yaşım geçti demeyin ruhunuzu dinç tutmak için elinizden geleni yapın. Her yaşın ayrı güzelliği olduğunu unutmayın.

  • EMDR Terapisi

    EMDR Terapisi

    EMDR terapisi, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme,1987 yılında Francine Shapiro tarafından göz hareketlerinin travmatik olaylar üzerindeki etkisini azalttığı tesadüfen bulunan etkili bir psikoterapi yöntemidir. O günden sonra Shapiro travmaya maruz kalmış kişilerle yapmış olduğu araştırmalarında terapi modelini geliştirmiş ve etkinliğini test etmiştir.

    EMDR yaklaşımına göre insanlar travmatik olaylar yaşadıklarında bu anılar beyinlerinin sağ tarafında işlenmemiş anı ağları olarak depolanır. İşlenmemiş anılar doğal afetler,büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar şeklinde sıralanabilir.

    EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Basitçe ifade edecek olursak beynimizin sağ tarafı duyguların sol tarafı ise mantık ve dil becerisinin bulunduğu kısımlardır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre EMDR terapisindeki göz hareketi yöntemiyle sağ beyin ve sol beyin arasında bir bağlantı kurulur ve bu sayede bir iyileşme meydana gelir. Sonraki araştırmalar ise bu etkiyi sadece göz hareketleriyle değil aynı zamanda bedenimizin sağ ve sol taraflarını uyararak da elde edebileceğimizi göstermiştir.

    EMDR terapisi başlangıçta, geçmiş ya da yakın gelecekte yaşanılan travmalarda etkili olduğu düşünülen bir yöntem olmasına karşın yeni araştırmalar artık her türlü olumsuz durum için kullanılabileceğini göstermektedir. Diğer bir değişle trafik kazası gibi travmatik bir olay için de, sınav kaygısı için de bir yakınınızla yaşadığınız olumsuz bir olayın etkilerinden kurtulmak için de rahatlıkla kullanılabilen bir model olduğunu söylemek mümkün.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

    EMDR nasıl uygulanır?

    EMDR terapisi sırasında EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir. 

    EMDR uygulayacak olan kişinin EMDR terapisi eğitiminin 1. Ve 2. Düzey eğitim ve süpervizonlarını tamamlamış deneyimli uzman psikolog olması oldukça önemlidir. Aksi taktirde EMDR yeterli olmayan kişiler tarafından uygulandığında riskli durumlar ortaya çıkabiliyor, kişi kendine yabancılaşabiliyor. Uluslararası www.emdr.com adresinde dünyanın her yerinde uygulama yapabilen uzmanların listesi yer alıyor. Türkiye’de de EMDR Derneği yakın zamanda kuruldu.

    Çocuklarla EMDR

    Çocuklarla EMDR uygulaması sırasında çocukların anı ağları yaşlarına bağlı olarak kısa olduğundan dolayı yetişkinlere göre çok daha hızlı olumlu gelişmeler gözlemlenebiliyor. Çocuklarla EMDR terapisinde dil gelişimleri yeterli düzeyde olmadığından resim tekniği kullanılıyor. 

  • Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kurtulamayız!

    Daha dogrusu kurtulmamalıyız!

    Çünkü kaygı kurtulunması gereken değil, neşe, sevinç, üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı veya kıskançlık gibi hissedilmesi gereken bir duygudur. Hatta belki de digerlerin daha da önemli bir duygudur çünkü bizi hayatta yani sağ tutma gücüne sahiptir. Nasıl mı? Söyle düşünelim, diyelim ki son teknoloji bir ürün icat edildi (olmaz da) ve kaygı duygumuzu sokup aldı. Neler olur dersiniz?

    • Karşıdan karşıya geçerken sağımıza solumuza bakmayarak bir arabanin altinda kalabiliriz.
    • Yolda yürürken çocuğumuzun elini tutmayarak çocuğumuza bir zarar gelmesine
    • Arabamızın ya da evimizin kapısını kilitlemeyerek hirsizlara davetiye cikarmis olabiliriz.
    • Ütüyü fişden çekmeyerek bir yangın çıkmasına neden olabiliriz.

    Örnekler çoğaltılabilir ve benzeri bütün tehlikelerden bizi koruyan duygu “kaygı” duygusudur. Basimiza bir sey gelmemesi için kaygılanır ve önlem alırız. Aldığımız onlemler de bizim ya da sevdiklerimizin hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca kaygı motivasyonumuzu arttırır. Çalışmamız gereken sınavlara, bitirmemiz gereken projelere hazırlanmamız için bizi alarmda tutar.

    Demem o ki kaygımızı fark edelim, sevelim, hissetmekten kaçınmayalım. Kurtulmayı değil, bizi hayatta tuttuğu ve motivasyonumuzu arttırdığı için teşekkür etmeyi deneyelim.

    Not:Kaygı bozuklukları ciddi ruhsal sağlık sorunlarıdır ve mutlaka destek alınmalıdır, destek alındığında çözümü vardır. Burada bahsedilen kaygı, bozukluk mertebesine ulaşmamış, sağlıklı kaygıdır.

  • Hobiler Düşündüğümüzden Çok Daha Fazlası

    Hobiler Düşündüğümüzden Çok Daha Fazlası

    İnsanların birbirlerini tanımaya çalışırken sıkça sorduğu bir sorudur “Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?”. Bu sorunun cevabı bize kişiyle ilgili oldukça önemli ip uçları verecektir. Çünkü boş zamanlarımızda yaptığımız her türlü aktivite bizim birer seçimimizdir ve bu aktiviteler bizi yansıtır. İşte herhangi bir zorunluluk olmadan seçtiğimiz, severek ve keyif alarak yaptığımız her türlü aktiviteye “hobi” deriz.

    Hobiler, kişinin kişisel gelişimine katkıda bulunmakla birlikte kişinin stresten arınmasına ve zihninin dinlenmesine de olanak tanır. Hobileri olan insanlar, keşfetmeye ve yeniliklere açıktır. Bu kişiler dış dünyayı keşfetmenin yanısıra kendi zihinsel ve fiziksel yeteneklerini de tanıma fırsatı yakalarlar. Ve bu beceriler kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden dolayı hobiler de kişiden kişiye değişiklik gösterir.

    Hobi dediğimizde aklınıza uç aktiviteler gelmesin. Kitap okumak, bulmaca çözmek hatta yazmak da hobidir. Hobi edinmek isteyen kişiler çok geniş bir yelpazeyle karşılaşır. Yogadan, ebru sanatına, enstrüman çalmaktan, fotoğraf çekmeye, balık tutmaktan ahşap boyamaya, takı yapmaktan bitki yetiştirmeye, satrançtan okçuluğa birçok hobi bu yelpazede yer almaktadır.

    Hobiler sadece insanların boş zamanları doldurmaya veya insanları günlük stresten uzaklaştırmaya değil bundan çok daha fazlasına yarar.

    Hobiler kişinin görsel, işitsel ve sözel yeteneklerini arttırır. Tamamen kendi isteğimizle yaptığımız bu aktiviteler mutlu olmamızı sağlar, özgüvenimizin gelişmesine katkıda bulunur, bizi öz-disiplin sahibi bireyler yapar ve bu doğrultuda sosyal yaşantımızda kendimizi daha iyi ifade edebilen, aktif bireyler olmamızı sağlar. 

    Yapılan araştırmalar doğrultusunda, bulmaca çözmek gibi daha çok zihinsel beceri gerektiren aktivitelerin bunama başlangıcını geciktirdiği gözlemlenmiştir. Sanatsal değer taşıyan hobilerin ise sağ beyni etkin kullanarak duygusal zekayı geliştiren, kişiyi stresten uzaklaştıran, konsantrasyonu arttıran etkisi kanıtlanmıştır. Diğer yandan, spor aktivitelerinin beyinde “endorfin” hormonunun salgılanmasını sağladığı gözlemlenmiştir.  “Mutluluk hormonu” olarak da bilinen bu hormon beyinde ne kadar çok salgılanırsa kişideki rahatlama ve mutluluk da o kadar artacaktır. Bu nedenle özellikle depresyon hastalarınca yoga, pilates, spor aktiviteleri gibi fiziksel aktiviteler tercih edilebilmektedir. 

    Kendinize iyi gelecek bir hobi mi arıyorsunuz?

    Eğer hobi edinmek istiyorsanız ve sizin için uygun hobiyi henüz bulamadıysanız, öncelikle aktiviteyi bireysel mi yapmak istiyorsunuz yoksa başkalarıyla birlikte yapılan bir aktivite mi sizi daha mutlu eder bunu düşünün. Daha sonra fiziksel olarak hareketli bir aktivite mi yapmak istiyorsunuz yoksa sakin bir aktivite mi buna karar verin. Son olarak yaptığınız aktivite genelde aynı yerde mi olmalı yoksa daha çok gezeceğiniz, kendinizi farklı yerlerde bulacağınız bir aktivite mi olmalı bu soruyu cevaplayın. İşte bu üç sorunun cevabını alabildiğinizde birçok aktiviteyi elimine etmiş olacaksınız ve sizin için uygun olan aktivitelerden birini seçmek kolaylaşmış olacak.

    Bırakın çocuklarınız hobilerini kendileri belirlesin (!)

    Bazen ebeveynler çocuklarının aktivitelerini belirleme eğilimi taşıyorlar. Kendi yapmak isteyip yapamadıkları aktiviteleri çocukları yapsın istiyorlar. Bırakın çocuklarınız hobilerini kendileri belirlesin. Kendi sevdikleri, yapmaktan zevk aldıkları aktiviteleri yapmalarına fırsat tanıyın. Sizin yapmasını istediğiniz aktivite her ne kadar çocuğun gelişimine katkı sağlayan bir aktivite olsa da eğer çocuğunuzun bu aktiviteye ilgisi ya da yeteneği yoksa o alanda pek fazla gelişme kaydedemeyecektir ve bu durum onu mutsuz ettiğinden aktiviteyi bırakmak isteyecektir. Akabinde çocuğunuz belki bunu bir “başarısızlık” olarak algılayabilir hatta bu durum öz-güveninin sarsılmasına yol açabilir. Bu nedenle çocuğunuzun severek yaptığı, kendisini ifade edebildiği aktiviteyi yapması konusunda onu destekleyin. Eğer bu aktivitede çocuğunuz belirgin bir başarı elde edebiliyorsa onu ilerlemesi için cesaretlendirin, yönlendirin ve teşvik edici olun.

    Sevgiyle kalın…

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    Bir çok kişiye mucize gibi gelen acı anıları silmek bir çok kişinin istediği bir şeydir. Günümüzde farklı bir çok olay ya da psikolojik soruna bağlı olarak çeşitli nedenlerle mutsuz olan insanların EMDR yöntemiyle çeşitli rahatsızlıklarının tedavi edilmesi mümkün olmaktadır.

    Travmatik olaylarla başa çıkmak için bir çok psikoterapi yöntemi, farklı bir çok tedavi şekli önermiştir. Bunlardan travma konusunda en etkili olan terapi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemi olmuştur. Uzun yıllar boyunca Bilişsel davranışçı terapi ile acı anılar, korkular ya da özgüven sorunu gibi birçok farklı travmanın iyileşmesi söz konusu olmaktaydı. EMDR yöntemi, 1987 yılında ortaya çıkan bir psikoterapi yöntemidir. Travmaya maruz kalan kişilerin göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltmak için kullanılmasıyla farklı bir terapi ekolü ön plana çıktı. Günümüzde acı anıları silmek ya da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomlarını iyileştirmek için en sık kullanılan ve etkinliği en yüksek olan psikoterapi yaklaşımları EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bilişsel Davranışçı Terapi yaşanan kötü ve acı anıların düzelmesinde etkili olmakla birlikte, EMDR çok daha hızlı (bazen tek seansta) sonuç vermektedir.

    EMDR Terapisinin açılımı; Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing ) olarak geçmektedir. Yaşadığımız tüm olaylar ve bu

    olaylarla ilişkili olan duygular ve bedensel duyumlar, beynimizin sağ ve sol loblarına kaydedilirler.

    Ancak travmatik olarak kabul edilen acı yükü fazla ve psikolojik olarak çok zorlayıcı olan olaylarda (kaza, taciz, deprem, atak, ölüm vb) olayın duygusal yükü çok fazla ve yoğun olduğundan beyin bu olayın yarattığı duygu ve bilgileri doğru ve sistemli bir şekilde kaydedemez (işleyemez). Buna bağlı olarak kişiler o yaşadıkları olayı anımsatan en küçük bir şey olduğunda (örneğin kaza yapan birinin yeniden arabaya binmesi) ya da bazen hiç bir tekikleyici olmasa da, kişiler yaşadıkları olayla ilgili görüntüleri (flashback) ya da bedensel duyumları yeniden yaşar ve benzer duyguları tekrar tekrar yaşamaya devam etmiş olurlar. Kişide ortaya çıkan bu kaygı durumuna bağlı olarak kişi olayı tetikleyebileceğini düşündüğü durum ve ortamlardan kaçınmaya ya da tek başına o ortama girmemeye çalışır. Bu da kısır döngüye yol açarak sorunun ve şiddetinin büyümesine yol açar.

    Yaşam içinde edindiğimiz tüm bilgi ve yaşantılar, hem mantıksal hem duygusal hem de bedensel verilerin harmanlanarak kaydedilmesiyle sonuçlanır. Adaptif bilgi işleme yöntemi olarak kullanılan EMDR teorisinde, fizyolojik temele sahip olan bir sistemle bilginin ulaşılabilir ve işlevsel hale gelmesi sağlanır. Yani kişinin geçmişte yaşadığı olumsuz bir olaya dair bilgi (anı), duygu ve bedensel duyumları yeniden gözden geçirilerek hafızaya kaydedilir. Diğer taraftan travmatik olayla ilişkili ortaya çıkan bedensel duyumlar ve fizyolojik tepkilerle olayın bağlantısı kesilmiş olur. Yani öğrenmeyle ilgili anılar zihinde yeniden düzenli bir şekilde bağlanılarak bu deneyimdeki olumsuzlukların giderilmesi sağlanmış olur.

    Yani travmatik olaylarda ses, koku, tat, beden, duygu ve düşünceler olduğu gibi depolanır. Yeniden yaşandığında aynı acı ve olumsuz etkiler ortaya çıkarak söz konusu kişinin olumsuz somatik tepkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Tıpkı bir şarkının ya da bir kokunun bizi alıp yıllar önceki bir şeyi o anda ki tüm duyumlarla birlikte bize yeniden yaşatması gibi. Fakat bu anımsanan ve hissedilen şeyler olumsuz ve can yakıcıdır. Travmatik olayların tedavi edilmesi EMDR ile olduğu gibi Bilişsel davranışçı terapi ile de sağlanabilir. EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi arasında ki fark (her zaman olmamakla birlikte) genelde EMDR yönteminin daha hızlı sonuç vermesidir.

    EMDR Terapisi Ne İşe Yarar?

    EMDR, izole kalmış ve sağlıklı bir şekilde hafızaya kaydedilememiş anıların yeniden işlenmesini sağlar. Kişinin duruma bakış açısı değişir ve olumlu duygularla problemin çözüm sürecini kısaltır. Adaptif/uyum sağlayıcı biçimde depolanan duyguların kontrolü daha kolay sağlanabilir.

    Kayıplar, taciz, tecavüz, doğal afet, şiddete maruz kalmak, olumsuz bir uçuş deneyimi, fobiler gibi birçok farklı travmatik, acı yaşantı sağlıklı işlenmemiş/kaydedilmemiş anılar olarak hafızada yer edinir. Bunun sonucunda travmayı anımsatan uyaranlar ortaya çıktıında kişinin geçmiş travmaları tetiklenir, bu da kişinin kaygı, korku, endişe gibi semptomları ve bunlara bağlı bendensel duyumlarının yaşanmasına yol açar. EMDR bu yaşantıları yeniden düzenleyerek sağlıklı bir şekilde kaydedilmesini sağlar.

    EMDR terapisinde amaç da bu yaşantıları yeniden işleyerek belleğe kaydetmek, bu konuyla ilgili travmaları gidermek için duyarsızlaşma sürecine girerek hastanın bilinçli olarak bu durumdan kurtulmasını sağlamaktır. EMDR uygulaması sonrası kişi geçmişte yaşadığı olayı ya hatırlamaz ya da hatırlasa bile olayla ilgili olumsuz birşey hissetmez. Olumsuz anılar ya silinmiş olurlar ya da hatrlansa bile basit ve normal bir hatıra gibi rahatsızlık vermeden anımsanırlar.

    EMDR ile ilgili yanlış bilinen bir noktada her psikolojik sorunun çözümünün EMDR ile mümkün olduğunu düşüncesidir. EMDR psikoloji ve psikoterapide kullanılan yüzlerce terapi yönteminden biridir. Fakat her sorunun EMDR ile çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Bazı danışanlar İzmir EMDR terapisi ihtiyacı ile yalnızca EMDR uygulanması için başvurabilmektedir. Bazı durumlarda danışanlara sadece EMDR uygulamak yeterli gelirken bir çok zaman EMDR psikoterapi sürecinde kullanılan ek ve önemli bir teknik olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle İzmir’ de EMDR uygulayan psikolog arayışındansa, EMDR eğitimi almış tercihende Uzman Psikolog olan birinden destek almak daha sağlıklı olacaktır.

    EMDR Terapisi Hangi Hastalıklarla Kullanılır?

    EMDR terapisi hangi hastalıklarda kullanılır merak edenler, EMDR bipolar ve panik bozukluk gibi birçok farklı psikolojik problemde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra EMDR genelde;

    Yeme bozuklukları,

    Yas,

    Özgüven problemleri,

    Öfke ve stres sorunları,

    Çoklu travmalar,

    Travmaya bağlı psikolojik sorunlar,

    Aldatma, terk edilme,

    Kaygı bozuklukları,

    OKB,

    Sınav kaygısı,

    Cinsel sorunlar,

    Fobiler ve korkular gibi sorunlarda kullanılmaktadır.

    Taciz ve cinsel istismar gibi durumlarda da uygulanan EMDR terapisinde çift taraflı uyarım yöntemleri kullanılarak hem içsel süreçler hem de bedensel etkilerin gözlenmesi söz konusu olmaktadır.

    EMDR yönteminin uygulanabilmesi için kişinin olumsuz ya da travmatik birşey yaşamış olması gerekmemektedir. Henüz yaşanmamış ancak yaşanmasından korkulan, kaygılanılan durumlarda da EMDR tekniği işe yaramaktadır. Örneğin henüz üniversite sınavına girmemiş olan birinin sınava dair yaşadığı kaygılarla ilgili olarak da EMDR tekniği kullanılabilir.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    Geçmiş- Şimdi – Gelecek olmak üzere üç zaman dilimine yönelik olarak 8 aşamalı (bu aşamaların hepsi bir seans sırasında gerçekleştirilir) tedavi, anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, mevcut semptomların tedavi edilmesi ve yerleştirme / sonuç aşaması şeklinde olan EMDR aşamaları gerektiğinde ana uygulamaya bağlı kalmak kaydıyla, kişiye göre farklı şekillerde de uygulanabilir.

    EMDR uygulaması sırasında özel bir şey yapılmasına gerek yoktur, hatta çoğu zaman danışanın konuşmasına bile çok az miktarda ihtiyaç duyulur.

    EMDR Terapisi Kaç Seans Sürer?

    8 aşamadan oluşan tedavinin hastanın yaşadığı olay, olayın şiddeti ve kişinin psikolojik dayanıklılığına bağlı olarak 1-3 seans arasında değişmektedir. EMDR kısa süreli terapiler grubunda yer almaktadır. Danışanın ihtiyacına ve yaşadığı olayın şiddetine göre değişen seans aralıkları, uzmanın ve hastanın insiyatifinde değerlendirilir.

    EMDR Terapisi ile Hipnoz Yönteminin Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?

    Hipnozdan farklı bir tedavi yöntemi olan EMDR, kişinin trans haline geçmesine gerek kalmadan uygulanan bir yöntemdir. Danışanın bilinçli olduğu sırada yapılan EMDR, hipnozdan telkine ihtiyaç duyulmaması, kişinin tamamen bilinçli halde olması, uyanık olması ve yönlendirmesiz olması yönleriyle farklıdır.

    Hipnozda hastanın transa geçmesi ve sonrasında da bilinçaltından anılarıyla yüzleşmesi söz konusu olmaktadır. EMDR terapisi söz konusu olduğunda ise, hasta bilinçli olarak anılarla yüzleşir ve kendisinin hiç bir şey yapmasına gerek kalmaksızın yaşadığı olumsuz olaya karşı duyarsızlaşır. Göz hareketlerinin önem kazandığı EMDR için, kişinin içsel sürecinin dışarıya yansıması söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla ikisi birbirinden farklıdır.

    EMDR Protokolü Nedir? Aşamaları Nelerdir?

    EMDR protokolü farklı 8 aşamadan oluşur. Danışanın geçmişi, yaşadığı semptomları ve acı anıları belirlenerek tedavinin ne şekilde uygulanacağı belirlenir. Daha sonra hazırlık aşamasına geçilir ve işlemlemeye hazırlık başlar. Değerlendirme aşamasında hedef anı tespit edilerek, bugünkü duygular ve inançlar ortaya çıkartılır. Duyarsızlaşma aşamasında ise anıyı temsil eden resme odaklanılarak negatif inancın ortadan kalkması sağlanırken diğer taraftan olumlu bir düşünceye sahip olması amaçlanır. Sonrasında aşağıdaki uygulamalara geçilir;

    Yerleştirme,

    Beden tarama,

    Kapanış,

    Yeniden değerlendirme.

    Böylece geçmiş-bugün- gelecek temizlenerek kurtarılmış olur. Danışan bakış açısının gelişmesi ve çalışmaların anlaşılması için travmalarla başa çıkabilmeyi öğrenmiş olur. EMDR faydaları uzun dönemde incelendiğinde, hastaların pozitif geri dönüşler yapması çok yaygın bir sonuçtur.

    Tedavide hastanın travmaların canlanması ve olayın sürekli hatırlanması sonucunda olumsuz duyguların kısa bir süreliğine tetiklenmesi söz konusu olmaktadır. Kısa ve uzun süreli yüzleşmelerle anıya dönmek ve anının canlılığını yitirmesi konusunda çalışılan terapide, danışanın içsel dünyasını bilinçli olarak ele alması sağlanmış olur.

    EMDR Terapisi Öncesi ve Sonrasında Neler Yapılması Gerekir?

    Tedavi öncesi bir ön hazırlık evresi yoktur. Ancak danışanın istekli olması ve tedavi için gerekli olan süreçte uygulamaların sorunsuz biçimde yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle İzmir EMDR uygulaması arayışında olan danışanların, bir kaç seans için zaman ayırmaları sağlıklı bir EMDR protokolü uygulanabilmesi için gereklidir.

    EMDR Tedavisinin Faydaları ve Zararları Nelerdir? Yan Etkileri Var Mıdır?

    EMDR yan etkileri diyebileceğimiz pek de birşey yoktur. Nadiren, danışanların hatırlamak istemedikleri anılarının yeniden hatırlanması, o an için kısa bir süreliğine biraz rahatsızlık verse de EMDR uygulamasına geçildiği anda kişi hızlı bir şekilde rahatlamaya başlamaktadır.

    EMDR Terapisi TSSB Tedavisinde Etkili Midir?

    En çok travma sonrası stres bozukluğu konusunda araştırma yapılan EMDR terapisi yönteminin etkin sonuçlara yol açtığına dair bir çok bilimsel araştırma mevcuttur. 2018 yılı itibariyle 2 milyon kişinin EMDR yönteminden fayda sağladığı bildirilmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi ve EMDR uygulamasının birleştirildiği psikoterapi uygulamalarında çok daha etkin sonuçlar alındığına dair bir çok bilimsel çalışma mevcuttur.

    EMDR Terapisi ile Acı Anıları Silmek Mümkün Mü?

    EMDR konusunda merak edilenlerin başında EMDR terapisi ile acı anıları silmek mümkün mü sorusu gelir. Bir mucize beklenmezken, travmaların etkisinin azalması ve kişinin sağlıklı olması açısından tedavinin başarılı sonuçlar verdiği bilinmektedir. Bazı durumlarda kısa süreli sıkıntıların artması yaşanırken, genel anlamda sonuç memnun edicidir. EMDR için ‘’ışık hızında tedavi’’ tanımlamasıda sıklıkla yapılan bir benzetmedir.

    EMDR Terapisi Kalıcı Bir Yöntem Midir?

    Tedavi yapılan bireylerde 3 ila 5 yıl arasında değişen sürelerde mevcut durum incelemeleri yapılmıştır. İnceleme sonrası terapiden fayda gördükleri ortaya çıkmıştır. Kalıcılık hem danışanın hem de terapistin çabasıyla ortaya çıkacak bir sonuçtur. Bu yüzden danışanın kararı ve hayatını yaşama şekli, sonuç açısından önemlidir. EMDR terapisinden yararlanmak isteyen kişilerin başvuracakları uzman psikoloğun EMDR eğitimi almış olmasına dikkat etmeleri gerekir. Şimdilik EMDR üniversitelerde öğretilen bir yöntem olmadığından, klinik alanda çalışan psikoloğun ek olarak EMDR eğitimi almış olması gerekmektedir.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.

  • Nefes Teknikleri Nedir?

    Nefes Teknikleri Nedir?

    Değişik nefes alma şekilleri ile sempatik-parasempatik, asid-baz dengesi, beynin düzeyleri ve zihin dalgaları üzerinde farklı tesirler oluşturarak duygu, düşünce ve hareket bedenlerinde değişim, dönüşüm ve yenilenme oluşturan bir çalışma bütünlüğüdür.

    Burundan alınıp ağızdan verilen, ağızdan alınıp burundan verilen, sol burun kanalından alınıp sağ kanaldan verilen, sağdan alınıp soldan verilen, kısa ve uzun aralıklarla, değişik beklemelerle ve bunların binlerce varyasyonları ile belli sayı ve surelerde oluşturulan solunumlar beyin sistemini, kan kimyasını, sinir sistemini farklı şekillerde etkiler. Bu etkiyi kullanarak yetersiz solunumun yarattığı rahatsızlıkları için fayda sağlayabilirsiniz.

    Nefes Teknikleri ile dikkat, motivasyon, konsantrasyon, odaklanma, gevşeme, bırakma, izin verme, stres topraklanması oluşturabilirsiniz. Olaylar ve kişiler karşısında kendinizi kontrol edebilir, sinirlerinize hâkim olmayı öğrenebilir, irade, duygu, ego kontrolü kazanabilirsiniz. Diyafram kullanımı ile nefes almayı öğrenebilirsiniz.

    Yorulmadan, rahat, düzgün, doğru konuşma ve şarkı söylemeyi öğrenerek kendinizi iyi ifade etmeyi, duygu ve düşüncenizi en iyi şekilde diğerlerine aktarabilmeyi başarabilirsiniz. Kötü alışkanlıklarınızı, panik atak, anksiyete, depresyon, obsesyon, dikkat dağınıklığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon zorluğu, öğrenme zorluğu, imtihan heyecanı, kekemelik, uyku apnesi, horlama, reflü, burun tıkanıklığı ve nefes darlığı gibi birçok rahatsızlığınız üzerinde nefesinizi etkin kullanabilrisiniz.

    Nefes egzersizlerinin birçok değişik çeşidi bulunmaktadır. Her bir nefes egzersizinin güçlü ve zayıf birçok farklı yan etkisi vardır. Amaca uygun kullanılmadığında ve tolerans sınırları içinde kullanılmadığında zarar vermekte mümkündür.

    Nefes egzersizleri yapmaya başladığımız zaman, yapılan egzersizlerin o andaki fiziksel, duygusal ve düşünsel durumumuza veya özel koşulumuza uygun olup olmadığını belirlemek çalışmanın sağlık emniyeti açısından son derece önemlidir. Nefesle çalışmayı öğrenmenin ve öğrendiğini uygulamanın birçok farklı yolu olabildiği için hangi zamanda, hangi durum karşısında, hangi çalışmayı, hangi miktarda yapmayı önceden belirlemek her zaman kolay olmayabilir.

    Nefesinizle bilinçsizce çalışmaya başlarsanız bilmediğiniz birçok etki size zarar verebilir. Canlı organizmalar kimyasal, fizyolojik, duygusal ve zihinsel denge durumunu sağlayan homeostaz denilen harika bir programa sahip olsalar da bilinçsizce yapılan nefes uygulamaları bu programı bozabilirler. Ortaya çıkan denge durumu, uzun vadede uygunluklar oluştursa da bedeninizin çalışma sistemleri özellikle nefesinizdeki bir değişiklikle, diğer potansiyellerinizde beklenmeyen değişiklikleri beraberinde getirebilirler. Dahası bizi etkileyen sadece egzersizlerin kendisi değildir. Egzersizleri yapma biçimimiz, özellikle çok fazla çaba ya da güç kullanırsak, kötü nefes alışkanlıkları yaratabilir ve önünde sonunda nefesimizi çalışmalara başlamadan önceki haline göre daha fazla kısıtlamış bulabiliriz.

    Hemen fayda verebilen birçok nefes egzersizi, farkındalıkla ve ustaca kullanılmazsa bazen uzun vadede sorunlara neden olabilir. Bu yüzden herhangi bir nefes çalışmasına katılmayı düşünen birinin, nefesle çalışmanın değişik yollarını, nefes ekollerini ve nefes eğitmenlerini incelemeden önce nefes konusunda araştırma yapmalı ve nefes prensipleri konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.

  • Öğrenme, Bellek ve Beyin

    Öğrenme, Bellek ve Beyin

    İnsanlar, hayatları boyunca yaşantılama yolu ile öğrenmeyi meydana getirirler. Bu bilinçli ya da bilinçsiz gerçekleşebilir. Öğrenme ile ilgili birçok fikir ortaya atılmış ve kuramlar oluşmuştur. Bunlara; davranışçı kuram, bilişsel kuram, beyin temelli kuram örnek gösterilebilir. Davranışçı kurama göre; kişi davranışı pekiştirerek değişimi meydana getirir. Bilişsel kuramda öğrenmeyi dışardan gözlemleyemeyeceğimizi, öğrenmenin anlama-algılama ile ilgili olduğu savunulur. Beyin temelli öğrenmede ise, beyin yapısında ve işleyişinde meydana gelen biyokimyasal değişimler önemlidir.

         Bellek, duygular ve dikkat öğrenmeyi etkileyen temel etkenlerdir  (Keleş, Çepni,2006). Bu çalışmada öğrenme ve beyin arasındaki ilişkiyi bu etkenlerden yararlanarak açıklamak hedeflenmiştir.

         İnsan dünyaya geldikten sonra sinaptik bağlantı ve dentritlerin sayısının artması ile beyin gelişimi sağlanır. Kişinin deneyim kazanması sinaps olşumunda etkilidir. Beyinde oluşan bu sinaptik bağ sık kullanıldığında güçlenir, kullanılmadığında kaybolur.

          Beyin yapısının çalışmasında ve öğrenmenin sağlanmasında beynin beslenmesi oldukça önemlidir. Beyin besinini glikozdan elde eder (Uluorta, Ataberk, 2003). Buna bağlı olarak,  hipogliseminin öğrenme sürecine etkisini araştıran çalışmalar yapılmıştır.

          Bu çalışmalara göre hipoglisemi uyarana cevap verme süresini uzatırken, öğrenme sürecini de kalitesiz hale getirmektedir ( Okkesim, Ş.,Çelik,G., vd., 2015 ). Ayrıca hipoglisemi adrenalin hormonunun salgılanmasına da neden olur (alıntılayan, Okkesim, vd. ,2015);(aktaran, Briscoe, Davis, 2007). Bu hormonun öğrenmeyi olumsuz etkileyebilmektedir.

         Duyusal faktörler de öğrenme üzerinde etkilidir. Duyusal uyaranlar talamustan geçer ve beynin diğer bölgelerine gönderilirler.

        Talamusun altında bulunan hipotalamus, hormonlar ve nöronlar ile bilgiyi iletir. Bu durum hipotalamustan hormonların salgılanmasına neden olur. Hipotalamustan salgılanan hormonlar hipofiz bezini aktif hale getirirler (Köroğlu , 2015).

          Öğrenmeyi olumsuz etkileyen faktörlerden biri de uzun süreli stres durumudur. Duyusal uyaranlar uzun süreli strese sebep olursa hipotalamustan salınan hormonlar hipofiz bezini aktive edip kortizol hormonu salgılayacak, kişinin odaklanmasında zorlanmalar meydan gelecektir. Bu durum öğrenme süreçlerinin olumsuz etkilenmesine örnek gösterilebilir.

         Köroğlu (2015) ; Amigdala , temporal lobun içinde bulunur.  Duygularla ilgilidir. Davranışlarımızın yaşantıya uygun tepkiler olarak ortaya çıkmasını sağlar.  Odaklanma ve bellek ile ilişkilidir.

         Uyaranın duygusal önemini belirleyen amigdala o uyarana kaşı odaklanmayı sağlar, kişi dikkatini öğrenmekte olduğu şeye yönlendirir ve öğrenme daha kolay gerçekleşir. Bir çok uyarana maruz kalmamıza rağmen, gerekli uyarana yönelmemizi sağlayan etmenlerden biri de  nöron ve lif ağlarından uluşan, beyin sapını yöneten retiküler formasyondur (Schunk, 2014).

        Bu sistemlerle birlikte, duyusal girdilerden birisine yönlenip dikkatimizi onun üzerinde toplarız, duygusal bağlantı kurup onu anlamlandırmamız bilgiyi belleğe kodlamamız için bize zemin hazırlar. Yeni bilgiler sürekli tekrarlar ve görsel uyaranlar ile kısa süreli bellekte tutulur, ancak bu tekrar ortadan kalktığında bilgi unutulur.

    Temporal lobda bulunan hipokampus yapılan çalışmalara göre, sağ frontotemporal bölgede meydana gelen hasarda episodik, sol hemisferde oluşan hasarlarda  semantik bilgiye ulaşılmakta güçlük çekilmiştir (Erbek-Özen, Rezaki,2007).Hipokampus kodlama sırasında aktif olur kısa süreli bellekteki bilgiler bir süre burada kalırlar, daha çok süreklilik sağlamayan anılar için kullanılan bir bölümdür (Schunk, 2014).

       Uzun süreli bellekte ise sinapsların yapılarında farklılıklar meydana gelecek ve diğer nöronlarla da bağlantı kurulacaktır.

       Bu değişimler öğrenilen bilginin depolanıp kalıcı hale geldiğini göstermektedir (Senemoğlu, 2005).  Uzun süreli bellek temelde ikiye ayrılır. Bunlar ‘’örtük bellek’’ ve ‘’açık bellek’’tir.

         Beyninde hasar olan ve hasar olmayan insanlarla yapılan PET çalışmalarında açık belleği oluşturan öyküsel (kişilerin anı ve tecrübelerinin yer aldığı) belleğin sağ hemisferde ve yine açık belleği oluşturan anlamsal ( değişmeyen kesin bilgilerin yer aldığı ) belleğin, sol hemisferde kayıt altına alındığı gözüküyor ( Davies, Hodges,2005).

         Yapılan araştırmalarda uzun süreli belleği etkileyen bir diğer etmenin ise Nitrik Oksit (NO) olduğu bulunmuştur. NO post sinaptik mebrandan pre sinaptik mebrana bir reseptöre bağlanmadan gelir ve post sinaptik mebranda kalsiyumun artmasını, kasiyumun artması da reseptörün çoğalmasını sağlayacaktır. Artan reseptörler sayesinde yapısal bir değişiklik olacak ve sinaptik ileti güçlenecektir. Bu da öğrenmeyi etkiler  (Eşsizoğlu, Yıldırım, 2009).

         Sıçanlar üzerinde yapılan bir araştırmada  nitrik oksit sentezi (NOS) baskılanarak, glutamat aktivasyonu değişmiş ve post sinaptik  mebranda ki NMDA reseptörü uyarılmadığı için , hipokampüslerinde ki hücrelerde uzun dönem potansiyelizasyon oluşumu  engellenmiştir (alıntılayan, Eşsizoğlu, Yıldırım, 2009 );( aktaran, Schuman, Madison , 1991).

        Yapılan bu çalışmalar gösteriyor ki NO, uzun süreli hafıza ile ilgili olan beyin bölgeleriyle birlikte bellek oluşumu ve öğrenme için gereklidir.

         Beyin bölgelerinde meydana gelen bu hareketlenmeler ile dikkat toparlanacak, zihinsel süreçler başlayacak, anlama ve algılama gibi bu zihinsel süreçlerin bazıları bir yarı kürede daha baskın olsa bile ‘’corpus callosum’’ bağlantısı ile iki hemisferde aktif durumda bu süreçlere katılacak  (Byrnes, Fox ,1998 ).

        Kişi doğru uyarana yönlenecek, gelen uyaranlar ile duygusal ilişki kurup bunları bellek süreçlerinde kullanacak ve öğrendiği bilgiyi kalıcı hale getirip kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktaracaktır. Uzun süreli bellek ile gerektiğinde geri çağırabildiğimiz bilgiler sayesinde dış dünya ile olan iletişimimiz kuvvetlenecek bu da yeni bilgiler öğrenmemize katkı sağlayacaktır.