Etiket: Sabah

  • Oyun ve Çocuk

    Oyun ve Çocuk

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

    Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

    Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

    Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

    Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

        Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

        Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

        Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

        Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.         

  • Enflamatuar bel ağrıları

    Tüm dünyada bel ağrısı oldukça yaygın bir problemdir. Bel ağrılarının onlarca sebebi vardır.

    Bel ağrıların büyük bir kısmı yapısal bozukluklar, disk kayması ve bel fıtığı gibi “mekanik” nedenlerle ortaya çıkar. Bu tip mekanik ağrıların büyük bir kısmı bel bölgesini zorlamakla, örneğin ağır bir şey kaldırmak veya aşırı hareket etmek gibi faktörlerle tetiklenmektedir. Yine bu mekanik ağrıların büyük kısmı istirahat etmekle de azalır.

    Oysa Enflamatuar bel ağrıları, hiç zorlanma veya travma olmaksızın sinsi bir şekilde ortaya çıkar. Enflamatuar bel ağrılarının en belirgin özelliği; istirahat ile kötüleşmesi ve hareket ile azalmasıdır. Mekanik bel ağrılarının neredeyse tam tersidir. Enflamatuar bel ağrısı aynı zamanda tıp dilinde iltihaplı bel ağrısı olarak bilinmektedir. Enflamatuar bel ağrılarındaki söz edilen iltihap, enfeksiyon veya abse gibi mikrobik iltihaplı durumlardan farklıdır. Enflamatuar bel ağrılarında “mikrop içermeyen” vücudun kendi ürettiği “mikropsuz” iltihap söz konusudur. Bu yüzden enflamatuar bel ağrılarının büyük kısmı halk arasında “iltihaplı bel romatizması” veya “omurga iltihabı” hastalığı olarak bilinen Spondiloartropati olarak adlandırılan iltihaplı romatizma grubu altında tanımlanır. Bu Spondiloartropati grubu hastalıklarında Ankilozan Spondilit (Suna Pekuysalîn hastalığı), Psöriatik Artrit (sedef romatizması), İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı Reaktif Artrit gibi hastalıklar bulunmaktadır. Bu arada her enflamatuar bel ağrısı kesin Ankilozan Spondilit anlamına da gelmez.

    Enflamatuar bel ağrıları kesinlikle dikkate alınması gereken durumlardır. Özellikle 40 yaşından genç olan hastalarda 3 aydan fazla sabah tutukluğu ve bel ağrıları yaşanıyorsa, istirahat ile bel ağrısı kötüleşip hareket ettikçe azalıyorsa, bu belirtiler yüksek olasılıkla enflamatuar (iltihaplı) bel ağrısından kaynaklanıyordur. Romatoloji Uzmanları özellikle sabah tutukluğuna dikkat ederler. Sabahları en azından 30 dakika gibi süren hareket kısıtlığı, bel bölgesinde enflamatuar bel rahatsızlığının önemli bir habercisidir. Birçok hasta, sabah uyandığında sadece gözlerini açmanın sabaha hazır olmak için yeterli olmadığını söyler. Hasta sabah kalktığında kişisel bakımında ve kıyafet giymekte zorlanır. Çoğu ancak işe vardıktan 2 saat sonra bellinde tutukluk hissinin açıldığını tarif eder. Bu hastalarda gecenin ikinci yarısında, sabaha karşı özellikle saat 03:00 – 05:00 arası, şiddetli ağrı veya bel tutukluğu olur. İhtiyacı için uyanırsa, banyoya giderken farkına varabilir ancak ağrı çok şiddetliyse ağrı sebebi ile de uyanabilir. Enflamatuar bel ağrılarının özelliği gün içersinde azalma ve birçok insanda tamamen kaybolmasıdır. Hareket ve egzersizlerle rahatlaması ve birçok hasta “sanki gün içinde başka insanım, ağrılarım veya tutukluğum tamamen kayboluyor ama sabah kalkığımda 90 yaşında birisi gibi oluyorum” gibi benzer tarifler verir.

    Enflamatuar bel ağrıların başka bir özelliği NSAII olarak tanımladığımız anti-enflamatuar ilaçlara yanıt vermesidir. Enflamatuar bel ağrıları kontrol altına alınmadığı taktirde ilerleyici bir hastalık haline gelir, çünkü sinsi bir tarzda ilerleyebilir. Bu yüzden Ankilozan Spondilit gibi enflamatuar bel ağrısı ile bilinen “iltihaplı romatizma” hastalığı biz Romatoloji uzmanlarının bir an evvel doğru ve kesin teşhisini koymaya çalıştığımız bir hastalıktır. Enflamatuar bel ağrıları zamanında tedavi edilmezse omurgada birbirine kaynaşmaya yol açabilir. Ankilozan Spondilit sadece bir enflamatuar bel romatizması değildir. Yıllarca topuk ağrılarıyla gezebilir, yıllarca boyun ağrısı bazen de kalça veya kaburga ağrıları da eşlik edebilir. Uzun süre bel ağrısı olduğu sanılan hastalar, hala bel ağrıları devam ediyorsa mutlaka bir Romatolog tarafından gözden geçirilmesi gerekir.

    Senelerdir “mekanik” ağrıları olan hastada aslında enflamatuar bel ağrısı ile bilinen bir Spondiloartropati çıkabilir. Maalesef ülkemizde Ankilozan Spondilit tanısı almış hastaların büyük kısmı yıllarca “mekanik” bel fıtığı tanısıyla gezmiş ve kimisi bel ameliyatı olmuş ama fayda görmemiş hastalardır. Bu yüzden özellikle gençlerde ortaya çıkan bel ağrısını dikkate alıp önemsemeli ve Enflamatuar olup olmadığının teşhisini bir an evvel koymalıyız.

  • Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    ~~Tiroid tembelliği toplumda % 7-10 sıklığında görülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde L- tiroksin denilen ilaç kullanılmaktadır. Neredeyse tansiyon, şeker hastalığı ilaçları kadar yaygın kullanılan ilaçlardandır. Hastalığın uygun şekilde tedavi edilmemesi durumunda unutkanlık, kilo alma, kabızlık, anemi, kolesterol yüksekliği, miksödem gibi sonuçları olmaktadır.

    Dolayısıyla ilacın doğru kullanılması ve izlenmesi önemlidir. L tiroksin ince barsaktan emilmektedir. Oral alımdan 2 saat sonra tepe emilim değerine ulaşır fakat gıda ile birlikte alınırsa bu süre 3-4 saate kadar uzayabilir.

    Amerikan tiroid cemiyetinin önerilerine göre L- tiroksin sabah kahvaltıdan 60 dk önce veya akşam yemekten 3 saat sonra alınmalı ve mümkünse diğer ilaçlar ila arasında 4 saat fark olmalıdır.

    Kahve, soya, kalsiyum karbonat, demir, aliminyum, sükralfat, kolestiramin, süt ile birlikte alınırsa emilim daha az olmaktadır. Bu madder ile kompleks oluşturmak süretiyle emilim %50 ye yakın oranda azalmaktadır.

    Bazı hastalık durumlarında da emilim azalmaktadır. Helikobakter pylori ilişkili gastrit, atrofik gastrit, çölyak hastalığında emilim azalmaktadır. Bu gibi malabsorbsiyon durumlarının varlığında daha yüksek dozlarda l tiroksin kullanmak gerekir.

    Gastrik bypass cerrahisi geçiren hastalarda l tiroksin emilimi ile ilgili bir değişiklik beklenmez çünkü emilim primer olarak ileumdan olmaktadır. Ancak kilo ile ilişkili doz planlaması yapıldığından zayıflama olacağı için gastrik bypass hastalarında doz azaltmak gerekebilir.

    Yapılan bir çalışmada L tiroksin bir grup tiroid hastasında sabah açlıkta, bir grupta kahvaltı ile birlikte, bir gruba da yatma zamanı verilmiş. Altı ay sonra yapılan değerlendirmede THS da azalma en fazla açlık ta kullanan grupta olduğu görülmüştür. Yani en faydalı kullanım sabah açlıkta kullanım olmuştur (J Clin Endocrinol Metab. 2009;94:3905-3912).

    Ancak başka sonuçlar bildiren çalışmalarda vardır 84 hastanın değerlendirildiği bir çalışmada, kahvaltıdan 30 dk önce alınan ilaç ile ana öğünlerin birinden 1 saat önce veya gece yatarken alınan ilaç arasında sonuç bakımından fark gözlenmemiş, aynı etkiyi göstermiştir. (Skelin M. Effect of timing of levothyroxine administration on the treatment of hypothyroidism: a three-period crossover randomized study. Endocrine. 2018;62:432-439).

    Bazı ülkelerde L tiroksinin sıvı ve jel şeklinde hazırlanmış ürünleri vardır. Bunlar boyalı şeker, glyserol, alkol, laktoz gibi katkı maddeleri içermediği için daha iyi emilim olmaktadır.

    Sonuç olarak L tiroksin ilacının kullanma zamanı olarak sabah kahvaltıdan 30-60 dk önce önerilmektedir. Ancak yaşam tarzı, iş hayatı ya da değişik nedenler ile sabah alamayan hastalar için, özellikle sabah mecburi ilaçları olan hastalar için ana öğünden 1 saat önce veya gece yatarken kullanmak gibi seçeneklerin de olduğunu hastalar ile paylaşmak gerekir.

  • GEÇ KALMA SENDROMU SİZİ İŞİNİZDEN ETMESİN

    GEÇ KALMA SENDROMU SİZİ İŞİNİZDEN ETMESİN

    “İşe geç kalmak, mis gibi uyuyup rüya bile görmektir” demiş bir online sözlük yazarı. Ancak bir süre sonra bu güzel rüyaların birer birer kabus olarak karşımıza çıkması da an meselesidir.

    • Her sabah siz de çalar saatinizi en az 5 defa erteliyor musunuz?
    • 6:30’da kalkmak için ayarladığınız saat, en az 45 dakika sonra mı gerçekleşiyor?
    • Onca zaman boyunca kulağınızda garip ve rahatsız edici melodiler…Elinizde alarmını ertelemek için aldığınız telefonla uyuya mı kalıyorsunuz?
    • Ya da gözünüzü açmadan önce ne giyeceğinizi, saçınızı nasıl yapacağınızı, her birine kaçar dakika ayıracağınızı düşünürken bir bakmışsınız, siz hala yataktayken otobüs mü kaçmış?

    Her sabah taksiye giden para ile belki de sevdiğiniz o çizmeyi alabilirdiniz.Ya da patronunuzun azarlaması yerine, mesaiye güzel bir kahve ile başlayabilirdiniz. Eğer buna bir son vermem lazım diyorsanız, neler yapabilirsiniz hep beraber bakalım.

    Sabah rahat uyanabilmek akşamdan başlar. Uyumadan kısa bir süre önce ağır yemekler yememek daha verimli ve sağlıklı bir uykuyu da beraberinde getirir.

    Uyumadan önce izlediğiniz filmler, tartıştığınız konular uyku kalitenizi de olumsuz etkilemektedir.

    Zaman teknoloji çağı. Bizim ona hükmettiğimiz gibi o da bize hükmediyor. Dolayısıyla bazen bilgisayardan hiç bir eksik yanı olmayan telefonlardaki oyunlar, programlar, sosyal paylaşım siteleri yatağınıza kadar girebiliyor. Haliyle gözünüzün etkilendiği o mavi ışıktan dolayı uykuya dalışınız ve uyanışınız kaliteli olmuyor hele bir de sabah ilk işiniz onu elinize almaksa daha başınız yastığın üzerindeyken…

    Tam uyandınız ve her sabah konuşan o ses dedi ki “5 dakika ertele boşver! Yetişirsin nasıl olsa.” İşte bu size tam o anda yataktan fırlamak için bir şaret olsun. Çünkü o 5 dakikalar bitmiyor biliyorsunuz ki.

    Saatinizi her sabah kalktığınız zamandan 1 saat önceye kuruyorsanız, son ana kadar kalitesiz ve yoran bir uyku geçiriyorsunuz demektir; her 5 dakikada bir saati ertelediğinizi düşünürsek. Haliyle, alarmı kalkacağınız vakitten en fazla 15 dakika öncesine kurun ki daha verimli geçsin sevgili yatağınızda uyuduğunuz zaman.

    Kalktığınızda hazırlanmak için geçireceğiniz vakti en aza indirmek için kıyafetlerinizi, takılarınızı, makyaj malzemelerinizi akşamdan seçip hazırlayın. Böylece daha yataktan çıkmadan 10 dakika yapacağınız hazırlanma planları da sizi yormamış olur.

    Duşunuzu akşamdan yaparsanız, uyandığınızda banyonun etrafında duş alsam mı almasam mı diye dolanırken vakit de kaybetmemiş olursunuz.

    Aslında işin özü, yataktan kalkmak. Ve yataktan kalkmadığınız süre boyunca, o gün iyi bir şey olma ihtimali de sıfırdır.

  • Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    SINAVDAN ÖNCE

    Sınavı düşünmemek diye bir şey olamayacağına göre kimi uzmanlarca sarf edilen “kaygılanmayı bırakın, heyecanlanmayın” gibi önerilerin de gerçekçi olduğu söylenemez. Bunun yerine kendi kendinize algısal oyunlara başvurabilirsiniz.

    Sınav sözcüğünü hem dilinizden hem de zihinsel algınızdan uzaklaştırın. “Sınav” kelimesi yerine “oyun” kelimesini yerleştirin. Konuşmalarınızda ve düşüncelerinizde ”Harika bir oyun çıkartacağım, ben iyi bir oyuncuyum.” ifadesini kullanabilirsiniz.

    Deneme sınavlarında ne yapıyorsanız o gün geldiğinde de aynısını yapacaksınız. Bilinçaltınızı oyun vakti (!) geldiğinde önceki denemelerinizden farklı bir şey yapmayacağınıza şartlandırın.

    Bazı deneme sınavlarınızı gürültülü ortamlarda çözün. Hatta dikkat dağıtıcı bir TV kanalı ya da müzik açın ve dikkatinizi çözdüğünüz teste vererek bu seslere duyarsızlaşmayı öğrenin.

    (Sesten etkilenen öğrenciler böylece dikkat kaslarını geliştirmiş olurlar)

    Her dersten normal şartlarda yapabileceğiniz doğru sayısı ve netlerinizi belirleyin ve bunu çalışma odasına asarak sanki sınav sonuçları yayınlanmış ve doğrularınızı buradaki doğrularla örtüşüyormuşçasına bir kurgu yapın. Bu kurguyu her gün yüksek sesle tekrar edin.

    (Bilinçaltınıza doğru hedefi gösterdiğinizde ayrıntıları kendisi halleder)

    Sınava gireceğiniz bina, sınıf ve sırayı görerek birden fazla fotoğraflarını çekin. Bu fotoğrafları odanıza asın. Sırada otururken selfie çekin. Böylece bu mekanları aslında her zaman girip çıktığınız mekanlarmış gibi algılamaya başlayacak ve o ortama girdiğinizde zaten burayı çok iyi tanıyormuş hissine kapılacaksınız. Bu da sınavın daha rahat geçmesini sağlayacak.

    Uykuya kendinizi iyi hissettiğiniz bir ruh halindeyken geçmeniz hem gece uykusunun verimli geçmesini hem de sabah aynı iyi ruh haliyle kalkmanızı sağlar. Bunun için özel hazırlanmış bir ses kaydını ninni dinler gibi dinleyerek uyumanızın büyük faydası olur.

    Sınav için yapacaklarınızı sadece sınav sabahı yapmak; bu düzene önceden alışmadığınız için olumsuz etki yapabilir. Sınav sabahına kadar artık denemelerle zaman geçireceğinize göre her gün önerdiğimiz hazırlıkları bir an önce yapmaya başlamanız iyi olur.

    SINAVDAN BİR GÜN ÖNCE

    Sınavdan bir gün önce telefonu kapatın. Birilerinin arayıp size başarılar dilemesi kaygılarınızı tetikleyebilir. İsterseniz telefona yönlendirme yapın. Ailenizden biri o gün sekreteriniz olmayı mutlulukla kabul edecektir.

    Alıştığınız saatten daha erken yatmanız ritminizi bozabilir. Bu nedenle sınavdan bir hafta önce makul bir saatte yatmayı alışkanlık haline getirin. (22.00-23.00 arası olabilir.)

    SINAV SABAHI

    Sabah kalkar kalkmaz bir tatlı kaşığı balı bir bardak ılık suyla karıştırarak için ve bir adet yeşil elmayı kabuklarıyla tüketin.

    Sabahları yürüyüş yapmak beynin oksijenle dopinglenmesini ve bedensel zindeliği sağlar. Böyle bir alışkanlığınız yoksa bile en azından sınava kadar sabahları 40 dakikalık tempolu yürüyüş yapma alışkanlığı edinin. Yürüyüş alışkanlığı kan dolaşımınızı hızlandırır ve sinirlerinizin daha verimli çalışmasını sağlar. Sonra duşunuzu alıp kahvaltınızı yapabilirsiniz.

    Kahvaltıdan sonra 20-30 dakika kadar o gün gireceğiniz derslerle ilgili soru çözün. Zihniniz çözdüğünüz soruları spor öncesi ısınma hareketleri gibi algılayıp kendini hazırlayacak, sınav başladığında daha kolay adapte olacaktır. (Bu aşamada çözdüğünüz soruların cevaplarını hemen kontrol etmeyin, bu yalnızca ısınmak için yapığımız bir şey)

    Sınav Sabahı En İdeal Kahvaltı

    Stres ve heyecan insanın enerji tüketimini ve besinlere olan ihtiyacını arttırır. Özellikle yüksek beyin gücü harcanan aktivitelerde bu ihtiyaç çok daha yükselir. İşte size ideal bir kahvaltı;

    • 1-2 dilim tam buğday ekmeği

    • 1 dilim peynir

    • 1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

    • 5-6 adet zeytin

    • 1 tatlı kaşığı pekmez

    • Domates, salatalık

    • 1 adet haşlanmış patates

    • 6-7 kaşık yulaf

    • 1 bardak kefir

    • 3-4 adet ceviz

    Kahvaltınızı sınavdan 2 saat önce yapmış olun ve yanınızda 3-4 adet hurma ve bir adet muz götürün. Sınav başlamadan önce bunları yiyebilirsiniz.

    SINAV SIRASINDA

    Oturma pozisyonunuzda kuyruk sokumunuz ne kadar dik kalırsa dikkatinizi ve enerjinizi o kadar etkili kullanırsınız.

    Her 20 dakikada bir kağıt kalemi bırakın ve “sufi nefesi” alın. Bu sadece 30 saniyenizi alacak, stresinizi dengeleyecek ve kalan soruları daha yoğun bir dikkatle çözmenizi sağlayacak. Bunun için ellerinizi gevşek yukarı bakacak şekilde dizlerinizde bırakın. Belinizi ve başınızı dik konuma getirin. Dilinizin ucunu üst damağınıza değdirerek çenenizin açık kalmasını sağlayın. Gözlerinizi kapatıp karanlıkta yanan bir mumu hayal edin. Burnunuzdan 4 saniyede aldığınız nefesi ciğerlerinizde 4 saniye tutun ve bir mumu üfler gibi yavaşça, 8 saniyede verin. Sufi nefesini deneme sınavı çözerken uygularsanız ne kadar yararlı olduğunu keşfedebilirsiniz.

    Aşırı dikkat ve hızlı anlama-okuma çalışması gözlerinizin ve zihninizin yorulmasına sebep olur. Sufi nefesinin yanında göz kaslarınızı çalıştıran hareketler yapmak göz yorgunluğunuzu azaltır. Her iki gözünüzle burun ucunu görüp 3 saniye tutup bırakın ve bunu 5 kez tekrar edin. Bunu da 30-40 dakikada bir yapabilirsiniz.

    SINAV İÇİN PRATİK İPUÇLARI

    Bir soruda doğru olabilecek cevap seçeneklerini ikiye indirdiğinizde; ilk aklınıza gelen seçenek %75 ihtimalle doğrudur. Bu durumda bu seçeneği işaretlemekte fazla tereddüt etmeyin.

    Bazı soruları daha kısa sürede çözerken bazıları üzerinde daha fazla zaman harcamanız gerekebilir. Süre uzadıkça stres düzeyiniz artacağından, gerginleşmeye başladığınızı hissettiğinizde soruya tekrar göz atmak üzere bir işaret koyup başka bir soruya geçin.

    Sınav kitapçığınızda bir sayfayı çevirdiğinizde önce o sayfadaki bütün sorulara (7-8 soru) hızlı bir şekilde göz attın (20 saniye kadar ), ardından soruları çözmeye başlayın. Bilinçaltınız gönderdiğiniz görüntülerle ihtiyaç duyduğunuz hazırlığı siz farkına bile varmadan yapacak ve sıra farklı sorulara geldikçe sizde tanıdık bir soru gördüğünüz izlenimini yaratacaktır.

    Her 10 soruda bir cevaplarınızı cevap kağıdına kodlayın. Bu sistem hem zihninizin dinlenmesi için yeterli zamanı size sağlayacak, hem de dikkat dağılmalarınızı azaltacaktır.

    Her sorunun tek bir doğru cevabı vardır. Soruya ilk bakışta asla doğru olamayacak cevapları elemek doğru cevabı görmenizi kolaylaştıracaktır.

    Anne Babalara Özel:

    Çocuğunuza her ne kadar samimi olarak “Biz sana güveniyoruz, sonuç ne olursa olsun seni seviyoruz” demiş olsa da varlığınız onun üzerinde kaygı ve baskı yaratabilir. Bu nedenle sınava hazırlık sürecinde onun etrafında olun, ancak onu ilginizle bunaltmamaya ve kontrol altında olduğu hissini yaratmamaya özen gösterin derim.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.