Etiket: Saat

  • Astım hastaları ramazanda dikkat!

    Astım hastaları ramazanda dikkat!

    VÜCUT SUSUZ KALDIĞINDA ALERJİK REAKSİYONLAR ARTIYOR

    Güneşin yakıcı ve sıcak etkisi Ramazan ayına denk geliyor. Yaz mevsiminin ortasına denk gelen bu günlerde oruç tutmak isteyenler için sıcaklarda en çok susuz kalmak sorun oluyor.

    Yüzyılın hastalığı olan alerjinin beslenme ile yakından ilişkisi vardır ve susuz kalan vücudun alerjik reaksiyonları arttırdığına dikkat edilmelidir.

    Susuz kalmak çok önemli bir sorundur ve tüm vücut günün ilerleyen saatlerinde giderek kurumaya başlar. Susuzluğa bağlı olarak, vücutta dolaşan kan koyulaşır ve akışkanlığını kaybeder, bazı dokuların kanlanamaması ileri yaş hastalarında, beyin ve sinir sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturur. Özellikle solunum sistemindeki salgıların kuruması ve koyulaşması, vücuttan atılmasını zorlaştırır, bu durumun oluşturduğu öksürük kişileri zorlar. Kronik bir solunum yolu problemi olan hastaların uzun süre susuz kalması hastalık alevlenmesine neden olabiliyor. Astım ve sinüzit susuzluktan en çok etkilenen iki hastalıktır. Astımda akciğerlerdeki salgılar kurur ve atılması zorlaşır, bunun sonucunda da bronş daralması yaşanır. Sinüzitte ise aynı durum burun salgıları için geçerli olur ve geniz akıntısının atılması zorlaşır.

    Aç Kalmak Nasıl Etkiliyor?

    Susuzluğun yanı sıra uzun süre aç kalmak da vücut açısından zararları olabilir, uzun saatler aç kalmak kan şekerinin düşmesine neden olur. Düşen kan şekeri iftarda aşırı ve hızlı yemek yenmesi ile yükseltilmeye çalışılırsa tokluk hissinin oluşması da zaman alacak ve kişi bir seferde normalden çok daha fazla gıda tüketebilecektir. İftarda tercihler şekerli ve yağlı gıdalar yönünde olduğu takdirde, sağlıklı insanlarda bile reflü oluşabilmektedir. Reflü astım hastalarının yüzde 80’inde var olan bir durumdur, dolayısıyla bir seferde çok yemek yenirse reflünün tetiklenmesi ile astım alevlenmesi gelişebilmektedir. Özellikle yatmaya yakın zamanlarda yemek yendiğinde, mideden yukarı taşan asitli mide içeriği direkt akciğerlere kaçar ve öksürük, hırıltı, nefes darlığı oluşturur.

    Üçüncü bir sorun da astım ilaçlarının süresiyle ilgilidir. En fazla 12 saat etkisi olan ilaçlar, sabah sahurda en geç saatte alınsa bile iftara kadar etkisi geçer, bu duruma reflünün eklenmesi sonucu hastalık alevlenmesi kaçınılmaz olur.

    Astımın En Büyük Düşmanı

    Sigara, astım hastalığının en büyük düşmanıdır. Sigara bağımlılarının tüm gün sigara içmeyip iftardan sonra bu açığı kapatmaya çalışmaları, astım hastaları için mutlak atak oluşturmaktadır. Ayrıca sigaranın hem bronş üzerinde daralmayı tetikleyici etkisi, hem de reflüyü tetiklemesi söz konusudur. Sigara bırakılamayacaksa bu şekilde oruç tutulması sağlık için normalden çok daha büyük zarar demektir.

    ASTIM HASTALARI İÇİN RAMAZAN ÖNERİLERİ

    Oruç saatleri dışında bol su tüketilmesi

    Suyun çay, kahve, kolalı veya şekerli meyve suları şeklinde değil, su olarak tüketilmesi

    Oruç açılırken birden çok ve hızlı yeme değil; az ve sık aralıklarla yavaş yemek yenmesi

    Mide asitini artıran kafein içeren çay, kahve ve kolalı içeceklerden uzak durulması

    Mide boşalmasını geciktiren yağlı kızartma gıdalar ve ağır şerbetli tatlılar tüketilmemesi

    Reflüyü tetikleyen çiğ sarımsak, çiğ soğan ve aşırı domates tüketiminden kaçınılması

    Yatmadan önce en az iki saat yemek yenmemesine özen gösterilmesi

    Sahurda yemek yiyip hemen yatılmaması

    Sabah akşam ilaç kullanımı gereken bir astım hastalığı varsa oruç tutulmaması

    Sigara bırakılamıyorsa oruç tutulmaması veya iftar sonrası kontrollü tüketim sağlanması

  • GEÇ KALMA SENDROMU SİZİ İŞİNİZDEN ETMESİN

    GEÇ KALMA SENDROMU SİZİ İŞİNİZDEN ETMESİN

    “İşe geç kalmak, mis gibi uyuyup rüya bile görmektir” demiş bir online sözlük yazarı. Ancak bir süre sonra bu güzel rüyaların birer birer kabus olarak karşımıza çıkması da an meselesidir.

    • Her sabah siz de çalar saatinizi en az 5 defa erteliyor musunuz?
    • 6:30’da kalkmak için ayarladığınız saat, en az 45 dakika sonra mı gerçekleşiyor?
    • Onca zaman boyunca kulağınızda garip ve rahatsız edici melodiler…Elinizde alarmını ertelemek için aldığınız telefonla uyuya mı kalıyorsunuz?
    • Ya da gözünüzü açmadan önce ne giyeceğinizi, saçınızı nasıl yapacağınızı, her birine kaçar dakika ayıracağınızı düşünürken bir bakmışsınız, siz hala yataktayken otobüs mü kaçmış?

    Her sabah taksiye giden para ile belki de sevdiğiniz o çizmeyi alabilirdiniz.Ya da patronunuzun azarlaması yerine, mesaiye güzel bir kahve ile başlayabilirdiniz. Eğer buna bir son vermem lazım diyorsanız, neler yapabilirsiniz hep beraber bakalım.

    Sabah rahat uyanabilmek akşamdan başlar. Uyumadan kısa bir süre önce ağır yemekler yememek daha verimli ve sağlıklı bir uykuyu da beraberinde getirir.

    Uyumadan önce izlediğiniz filmler, tartıştığınız konular uyku kalitenizi de olumsuz etkilemektedir.

    Zaman teknoloji çağı. Bizim ona hükmettiğimiz gibi o da bize hükmediyor. Dolayısıyla bazen bilgisayardan hiç bir eksik yanı olmayan telefonlardaki oyunlar, programlar, sosyal paylaşım siteleri yatağınıza kadar girebiliyor. Haliyle gözünüzün etkilendiği o mavi ışıktan dolayı uykuya dalışınız ve uyanışınız kaliteli olmuyor hele bir de sabah ilk işiniz onu elinize almaksa daha başınız yastığın üzerindeyken…

    Tam uyandınız ve her sabah konuşan o ses dedi ki “5 dakika ertele boşver! Yetişirsin nasıl olsa.” İşte bu size tam o anda yataktan fırlamak için bir şaret olsun. Çünkü o 5 dakikalar bitmiyor biliyorsunuz ki.

    Saatinizi her sabah kalktığınız zamandan 1 saat önceye kuruyorsanız, son ana kadar kalitesiz ve yoran bir uyku geçiriyorsunuz demektir; her 5 dakikada bir saati ertelediğinizi düşünürsek. Haliyle, alarmı kalkacağınız vakitten en fazla 15 dakika öncesine kurun ki daha verimli geçsin sevgili yatağınızda uyuduğunuz zaman.

    Kalktığınızda hazırlanmak için geçireceğiniz vakti en aza indirmek için kıyafetlerinizi, takılarınızı, makyaj malzemelerinizi akşamdan seçip hazırlayın. Böylece daha yataktan çıkmadan 10 dakika yapacağınız hazırlanma planları da sizi yormamış olur.

    Duşunuzu akşamdan yaparsanız, uyandığınızda banyonun etrafında duş alsam mı almasam mı diye dolanırken vakit de kaybetmemiş olursunuz.

    Aslında işin özü, yataktan kalkmak. Ve yataktan kalkmadığınız süre boyunca, o gün iyi bir şey olma ihtimali de sıfırdır.

  • Bebeklerde gaz sancısı (infantil kolik)

    Tekrar Merhaba

    Bebeğinizin doğumundan itibaren büyüme gelişme sürecinde karşılaşabileceğiniz çeşitli durumları ele alan yazı dizimin ikincisini birçok ailenin korkulu rüyası olduğunu düşündüğüm gaz sancısına ayırdım. Yazılarımda, karşılaşılabilen bazı problemlere genel bir bakış açısı sunuyorum. Ancak unutmayın ki her bebek-çocuk ayrı bir bireydir. O yüzden burada yazdıklarımın birçoğu sizin bebeğinizde farklı bir şekilde seyredebilir. Bu nedenle önemli olan sizin gözleminiz ve takip eden doktorunuzun dedikleridir.

    İlk yazımda doğum sonrası beslenmeyi ele almıştık. Anne-bebek iletişiminde ilk aşamayı tamamlayıp emzirme düzenini sağladınız; sonrasında acaba sizi neler bekliyor?…

    İlk bir hafta-on günden sonra artık hayatınız düzene girmeye başladı. Bebeğiniz 2-3 saatte bir düzenli emiyor, meme başı çatlakları geçmeye başladı, memelerdeki hassasiyet azaldı. Bebeğiniz huzurlu, günün çoğunu uyuyarak geçiriyor. Oh ne güzel gazı da yok, …. Diye erken sevinmeyin sakın!… Önünüzdeki bir hafta-on gün içinde yavaş yavaş önce ıkınma, inleme ile başlayıp arkasından belli saatlerde şiddetli ağlamalarla seyreden yeni bir dönem başlıyor. Birçok endişeleriniz olmaya başladı. Acaba sütüm yetmiyor mu? Yoksa sütüm bebeğime yaramadığı için mi sürekli emmek istiyor? Gazını da rahat çıkarıyor aslında…

    Gaz sancısı ya da infantil kolik bebeklerde 2-3 haftalıkken başlayıp üçüncü ayına kadar devam eden, genelde belli saatlerde (özellikle akşam babanın işten gelme saati) başlayıp birkaç saat süren ıkınma, inleme, sık emmek isteme veya şiddetli ağlama nöbetleri ile karakterize bir dönemdir. Bu durum bebeğinizin normal gelişim sürecinin bir parçasıdır, bir hastalık değildir.

    Bu duruma önceden hazırlıklı olmanızda ve bunu baştan kabullenmenizde fayda var. Çünkü siz ne kadar panik yaparsanız, bebeğiniz de sizden o kadar etkilenebilir. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi bu duruma hazırlanmanın en önemli aşaması öncesinde bebeğinizin beslenme düzenini sağlamaktır. Normalde bebekler 2-3 saat aralıklarla her iki memeyi de 10-20 dakika kadar emerler. Bir memeyi emmeyi hemen tamamlamayabilir. Bu yüzden beslenme sürecini yaklaşık 1 saatlik döneme yayarak arada gazını çıkarıp bakımını sağladıktan sonra beslenme tamamlanmalıdır. Bu bir saatlik süreç etkin olarak kullanıldığında bebeğiniz sonrasında 2-3 saat kadar uyuyacaktır. Düzenini gaz sancısı döneminde de mümkün olduğunca bozmayın, sürekli emzirdikçe bebeğinizin kusması artabilir ve midesi sürekli dolu olduğu için rahat yatamaz. Anneler bu dönemde bebeklerinin kucağa alıştığını ifade ederler. Bunun temel nedeni bebeğin rahat yatamamasıdır. (Hem midesi dolu olduğu, reflüsü olduğu için; hem de karında gerginlik ve şişkinlik nedeni ile)

    Gaz sancısı dönemi özellikle yeni ebeveynler için bazen yıpratıcı olabilir. Anne dinlenemez ve beslenme düzenini aksatır ise süt yapımı gerçekten biraz azalabilir, meme poblemleri tekrarlayabilir, mastit (meme iltihabı) gelişebilir. Bebeğinizi düzenli olarak sağlam çocuk takiplerinize götürmeniz ve doktorunuz ile iletişim halinde olmanız bu dönemi biraz daha rahat atlatmanızı sağlayacaktır.

    Bu durumun 2 ay sonra geçeceğini düşünün. Bebeğinizin her döneminde birtakım sorunlar yaşayacaksınız. Emin olun gaz sancısı bunların en hafiflerinden biri. En azından bebeğinizi kucağınıza alıp pışpışlayınca, emzirince veya arabayla gezdirince biraz rahatlıyor. En önemlisi de birkaç ayda geçeceğini biliyorsunuz. O zaman niye kendinize eziyet ediyorsunuz. Önce bebeğinizi güzenli bir şekilde yatağına yatırın. Açın güzel bir müzik(tercihen klasik müzik) ve keyif alacağınız bir işle uğraşın. Veya ev işleriyle ilgilenin. Benim size önerim evi süpürmenizdir. Elektrik süpürgesi, saç kurutma makinesi gibi mekanik sesler bebeğinizin rahatlamasını sağlayacaktır. Siz de bu süre içinde biraz ağlama sesinden uzaklaşacaksınız, hem de ev işi görülmüş olacaktır. 15-20 dakika kadar elektrik süpürgesi ile evi süpürdükten sonra bebeğinizi kontrol ettiğinizde büyük ihtimalle uyumuş olacağını göreceksiniz. Eğer hala sakinleşmemişse araba ile gezmenin sırası gelmiş demektir!… Bazı bebekler birtakım ilaçlarda fayda görebilir. Bu durumu doktorunuza danışmanızda fayda vardır.

    Yine de her şeyi gaz sancısına bağlayıp geçmeyin. Bu dönemde görülebilen başka sorunlar da gaz sancısına eşlik edebilir. Düzenli doktor takiplerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuzla iletişiminiz iyi olsun. Unutmayın ki her çocuk farklıdır ve bazı sorunlar bazı çocuklarda farklı şekillerde seyredebilir.

    Biliyorum, anne-baba olmak çok zor, ancak çok da keyifli. Merak etmeyin gaz sancısı sandığınızdan çok daha çabuk geçecek. Ve 2 ay sonra çocuğunuz size gülücükler saçmaya, agulamaya başlayınca herşeyi unutuvereceksiniz. Bunu da bir sonraki yazımda anlatmayı planlıyorum.

    Tüm anne-babalara çocuklarıyla birlikte sağlıklı günler dilerim.

  • Uyku problemleri

    Uyku problemleri

    Uyku zihinsel ve fiziksel yenilenme için son derece gereklidir. İnsan vücudu ortalama 6-8 saat kadar gece uykusuna ihtiyaç duyar. Bu karşılanamadığında ya da bu süre kalitesiz olarak geçirildiğinde uykusuzluğa bağlı fiziksel ya da sosyal problemler yaşarız. Hepimiz dönem dönem uykuyla alakalı sorunlar yaşıyoruzdur. Ancak bu sorunlar kalıcı hale geldiyse, 1 aydan uzun bir süredir sıklıkla devam ediyorsa o zaman uyku problemi yaşadığımızdan bahsedebiliriz. 
    Bilinen yaklaşık 80 tane uyku problemi vardır. Bunların çoğu kolaylıkla düzeltilebilecekken bazıları için fiziksel ve zihinsel tedaviler gerekmetedir. 

    Uyku problemlerinin büyük bir kısmının kaynağında stres ve yaşam tarzındaki bir takım yanlışlıklar yatmaktadır. Hayatınızda yapacağınız ufak tefek değişiklikler yaşadığınız uyku problemlerine çözüm olabilir.

    Uykusuzluğa ya da kalitesiz uyku uyumaya sebep olan başlıca sebepler şunlardır;

    Uykusuzluk eğilimi

    Kimi insanlar stresli durumlara karşı mide ya da baş ağrısı ile tepki verirken kimi insanlar ise stresli durumlarda uykusuzluk geliştirmeye daha yatkındır.

    Kalıcı Stres

    İş, okul ya da sosyal yaşantıda çözümsüz ya da çözümü uzun vadede olacak bir problem yaşıyorsanız bunun uyku düzeninizi direkt olarak etkilemesi çok olasıdır. 

    Yeme içme alışkanlıkları

    Alkol, kafeinli içecekler, nikotin ve bazı tedavi amaçlı kullanılan ilaçlar (zaman zaman uyku hapları dahi) uykusuzluğa neden olmaktadır ya da uyku kalitesini etkilemektedir. 

    Hareketsizlik

    Gün içerisinde mesleği gereği çok fazla hareketsiz kalan kişiler geceleri uykuya dalmakta da sıkıntılar yaşarlar. Gün içerisinde kişinin yaşına, kilosuna, yaşam standartlarına uygun spor yapması geceleri uykusunu daha kaliteli almasına yardımcı olacaktır. Ancak yatma saatiniz ile spor saatiniz arasında en az 2 saatlik boşluk bırakmayı ihmal etmeyin. Aksi takdirde tersi bir durum yaşamanız da söz konusu olabilir.

    Çevresel Faktörler

    Yatak odanızın ses, ve ışık konusunda yeterli yalıtımı yoksa bu sizin uykuya dalmanızı ve kaliteli bir uyku geçirmenizi engelleyecektir. Aynı zamanda yatak odanızın çok soğuk ya da çok sıcak olması da uykuya dalmanızı güçleştirecektir.

    Fiziksel rahatsızlıklar

    Yaşadığınız fiziksel bir rahatsızlık uykunuzu etkiliyor olabilir. Bu konuda doktorunuzdan bilgi almanız faydalı olacaktır.

    Uyku hapları uyku problemlerini tedavi etmekten ziyade anlık çözümler için kullanılmalıdır. Eğer uykunuzun kalitesini etkileyen faktör gelip geçici ise bu dönemi rahat geçirebilmeniz adına kullanmanız yararlı olacaktır. Örnek vermek gerekirse, uzun bir seyahat sonrası jet lag yaşıyorsanız, vardiyalı çalışıyor ve bu vardiyalar arasında bazı geceler uykuya dalmakta sorun yaşıyorsanız, gelip geçici bir stres kaynağı bulunuyorsa (önemli bir iş toplantısı ya da okulda sınav dönemi) uyku hapları bu konuda size yardımcı olacaktır.

    Uyku hapları muhakkak doktor kontrolünde alınmalıdır. Uykusuzluğunuzun altında yatan önemli bir fiziksel rahatsızlığınız varsa uyku hapları bunu maskeleyebilir ve çok daha ciddi sıkıntılar gözden kaçabilir. 

    Uyku ilaçlarının etkisinin üst seviyede yaşanması için haftada üçten fazla kullanmamak gerekmektedir. Sık kullanıldığı vakit vücut uyku hapına bağışıklık kazanacaktır ve etkisini daha az yaşamanıza neden olacaktır. Aynı zamanda uyku ilacına bağımlı hale gelmek de ilaç almadığınız zamanlar uyumanızı çok güçleştirecektir.

    Uyku ilaçlarına gerek duymaksızın hayatınızda yapacağınız ufak değişiklikler de uyku düzeni konusunda size yardımcı olacaktır.

    Öncelikle yatak odanızın sadece uyumak ve cinsel aktivite için kullanılan bir yer olmasını sağlayın ve gün içerisinde yatak odanızda vakit geçirmeyin. Televizyon, bilgisayar gibi cihazları yatak odanızda bulundurmayın.

    Yatak odanızın yoğun ışık ve sese maruz kalmadığından emin olun. Ses ve ışığın uykuya dalmanızda güçlük yaratmadığını düşünüyorsanız dahi uykunuzun kalitesine direkt olarak etki edeceğini ve ertesi sabah dinlenmemiş olarak uyanma hissine neden olacağını bilin. Eğer ses ve ışık konusunda kalıcı önlemler alamıyorsanız kulak tıkacı, göz maskesi gibi aksesuarlar kullanın. Oda ısınızın uykuya elverişli olmasına özen gösterin. Hafif serin bir oda daha kaliteli bir uyku için gereklidir.

    Yatmadan bir kaç saat öncesinde yağlı, baharatlı yiyeceklerden, kafeinli, alkollü içeceklerden uzak durmaya çalışın, yatmadan önce sigara tüketiminizi en aza indirgeyin, mümkünse yatmadan 3-4 saat öncesinde sigara tüketiminizi bitirin. Ilık süt ya da papatya çayı için. Yine yatmadan bir kaç saat öncesinde spor yapmaktan kaçının. 

    Yatma ve kalkma saatinizi önceden belirleyin ve haftasonları dahi buna uymaya özen gösterin. 
    Telefonda biraz oyun oynamanın uyku getireceği düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Aksine tablet, akıllı telefon, televizyon, bilgisayar gibi elektronik cihazlar zihninizi meşgul eder ve yaydığı ışık sebebiyle beyninizi uyarıp melatonin üretimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir bu da yine uykuya dalma sürenize ve uyku kalitenize etki eder. 

    Gün içinde şekerleme yapmamaya çalışın. Eğer yapmak zorundaysanız günde bir defa, bir saatten az ve mümkünse öğlen 3’ten önce olacak şekilde kısıtlayın.
    Yatağa sadece uykunuz geldiğinde girin. 20 dakika içerisinde uyuyamazsanız yataktan çıkın, başka bir odaya geçin, sizi rahatlatacak bir şeylerle uğraşın. Bir kaç sayfa kitap okumak, hafif bir müzik dinlemek faydalı olacaktır. Okuyacağınız kitap, dergi kafanızı çok meşgül edecek, sizi düşünmeye zorlayacak, kafanızı karıştıracak türde olmasın.
    Stres uykuya en çok etki eden faktörlerin başında gelir. Abartılı ve yoğun düşünceler, kaygı, gerçekçi olmayan beklentiler, hayal kırıklıkları, korkular, uykunuzu direkt olarak etkilemektedir. Bu tip durumlarda kişinin kendine telkinde bulunması, düşünce yapısında değişikliğe gitmesi, kafasını kurcalayan şeylerle ertesi gün ilgilenebileceğini kabullenmesi, “yine uyuyamayacağım” ya da “yarınım çok kötü geçecek” gibi negatif düşünceleri zihninden uzaklaştırması faydalı olacaktır.
    İş hayatınızdaki yoğunluk uykularınızı kaçırıyorsa, günlük bir iş planı yapın ve bunu uygulayın. Aklınıza takılan şeyleri ertesi gün incelemek için not alın ve kafanızdan atın.

    Haftalık egzersiz programı oluşturun, buna sadık kalın.
    Yatmadan önce nefes egzersizleri, yoga, meditasyon gibi aktiviteler uykuya dalmanızı kolaylaştıracağı gibi uyku kalitenizi de arttıracaktır. Aynı şekilde ılık bir banyo, mümkün değilse de elimizi yüzümüzü ılık su ile yıkamak gevşememize faydalı olacaktır.
    Eğer bunları denediğiniz halde çözüme ulaşamıyorsanız bir uzmana danışmanız faydalı olacaktır. Altında yatan fiziksel ya da zihinsel problemlerin çözümü konusunda destek almak sorununu çözecektir. 

    Uyku probleminizin altında fiziksel bir rahatsızlık yatıyor olabilir. Bunun keşfi ve gerekli tedavilerin sağlanması için doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. 
    Kaygı, stres gibi zihinsel sorunlar yaşıyor ve tek başınıza başa çıkamıyorsanız da psikolog yardımı almanız bu süreçte size yardımcı olacaktır. Stresle başa çıkabilmeyi öğrenmek, negatif düşünce yapısını değiştirmek, olumlu yaklaşımlar benimseyebilmek adına bilişsel terapiler çok faydalı olmaktadır.

  • Uyusun da büyüsün .. Ama nasıl?

    UYUSUN DA BÜYÜSÜN!

    Bebeklerini büyütürken, aileleri en fazla sıkıntıya sokan konuların başında “düzenli uyku alışkanlığının oturtulamaması” yer alır. Dilimize yerleşen “Bebekler gibi uyumak” deyimine karşın, bebeklerin derin ve kesintisiz bir gece uykusu yaşamaları anne babalar için çoğu zaman hayalden öteye geçmez.

    Saat 22.00’de en derin uykusunda olmalı!

    Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişir. Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalacaktır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında, derin uykuda iken en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır.

    Çocuklar düzeni sever

    Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Günlük düzeninin oluşturulduğu bebeklerin uyku saatleri de öyle olacaktır. Bu düzeni sağlamak ise, anne babaların elindedir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları bu süreci kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir. Her ne kadar aileler, çocuğun uykusu geldiğinde kendiliğinden yatacağını düşünse de, gerçek bunun tam tersini göstermektedir. Uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir, bu şekilde kendi uykusunu kaçırır. Bu kısır döngü çocukta huzursuzluğa neden olur. Oysaki belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olan çocuk huzurlu ve mutludur. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri doğru olacaktır.

    Kendi kendine uykuya dalmasına izin verin!

    Çocuklar uyurken değil, henüz uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Çocuğu yatağına yatıran anne, çocuğunu kendi haline bırakmalı, kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir. Yapılan birçok bilimsel çalışma, “çocuğa kendi kendine uyumayı öğretmek” gerektiğini savunur. Öte yandan, uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları koşullar gibi (Işığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek) uyumak için belli şartların sağlanmasına ihtiyaç duyar. Eğer çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını istemesi doğaldır. Ancak, kendi halinde yatağında uyumaya alıştırılan çocuk, gece uyandığında, her hangi bir müdahale olmaksızın, kendi kendine yeniden uykuya dalabilecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı veya sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.

    Uyku rutini çok önemli

    Çocuk ilk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli ritüellerin uygulanmasına alıştırılmalıdır (sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi). Her akşam bu ritüelin tekrarlanması çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.

    Uykuya 1 saat kala beslenme kesilmeli

    Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü ile beslenen bebekler, gece aşırı olmamak şartıyla beslenebilir. Aksi halde, gece beslenmeleri, çocuklarda sık uyanmanın ötesinde, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olmakta ve sabah kahvaltılarında iştahı azaltmaktadır. 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak,sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.

    Her şeye rağmen uyumuyorsa…

    Sağlıklı bebekler ve çocuklarda, uyku düzenini sağlamak ailenin elindedir. Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkânı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak faydalı olacaktır.

  • Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Özofagusta ve sindirim sisteminde yabancı cisimler | Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Ayrıca diş sayısı ve yapılarının yetersiz olması besinleri çiğnemeden daha büyük lokmalar halinde yutmalarına yol açar. Ağızlarında bir şeyler olmasına rağmen konuşmaya, gülmeye, koşmaya ve oynamaya devam edebilirler.

    Küçük parçalı oyuncakların parçaları, kalem ucu, çengelli iğne ve toplu iğne yiyecek dışında yemek borularına en sık kaçan maddelerdir. Yutulan cisim en sık metal paradır ve hastaların büyük çoğunluğu erkek ve okul öncesi çocuklardır (%50’si 2 yaşından küçüktür).

    Piller Ve Mıknatıs Parçaları Bağırsak Delinmelerine Neden Olabilir

    Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır.

    Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimlerin %95’i genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında, ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde ya da anal kanalda takılabilirler.

    Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.

    Klinik:

    Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde, yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

    Yabancı Cisim Yutma Tanı:

    Akciğer ve direkt karın grafileri ile tanı %85 konur. Klinik şüphe var, grafilerde yabancı cisim yoksa baryumlu grafiler, bilgisayarlı tomografi veya endoskopi ile tanı konabilir.

    Direkt grafiler sonunda hastaların;

    %4’ü hastaneye gelmeden yabancı cismi çıkartmış olur

    %40 midede

    %26 özofagusta

    %19 ince barsaklarda

    %12 duodenumda

    %2 rektumda saptanır.

    Yabancı Cisim Yutma Tedavi:

    Tedavi planı yutulan cismin tipine, büyüklüğüne ve yerleşim yerine göre yapılır.

    Hangi hastalara endoskopi yapılmalıdır:

    Özofagusta takılı kalan cisimlerde (özellikle piller)

    Mide ve oniki parmak barsağında ise

    Cisim 4 cm’den büyük ve 2 cm’den genişse

    Zehirli madde içeriyorsa

    Midede 2 haftadan daha uzun süre kalmışsa

    Duodenumda (oniki parmak barsağında) 1 haftadan uzun süre kalmışsa

    İnce barsaklara geçen yuvarlak hatlı yabancı cisimler (madeni para, oyuncak parçası vb) sıklıkla 4-5 gün içinde çıkarlar, atılmaları gecikse bile haftalar boyu takip edilmelerinde hiçbir sakınca yoktur. İğne veya vida gibi batıcı özellikteki cisimlerin bir noktada 5-7 günden daha uzun süre kalması (yer değiştirmeden) hastanın bir şikayeti olmasa bile ameliyatla çıkartılması gerekir. Tedavi yöntemleri;

    İzlem: Metal paraların %40’ı genellikle 1-5 saat içinde mideye düşer. Bu nedenle özofagoskopi imkanı olmayan hastanelerde 1-24 saat beklenebilir.

    Endoskopi (Özofagoskopi): Tedavide altın standarttır. Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastaya hastane koşullarında anestezi altında girişim yapılır. Işıklı bir kamera sitemiyle çocuğun solunum yolları veya yemek borusu incelenip özel cihazlarla yabancı cisim çıkarılır. Rigid veya fleksibl adı verilen iki tür endoskopik alet vardır ve her ikisininde yabancı cisimlerde başarı şansı aynıdır.

    Bu oran %76-98’dir. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda ya da sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.

    Balon tekniği ile çıkartma: Foley veya Fogarty isimli kateterler yemek borusuna yerleştirilir, balonu şişirilir ve daha sonra geri doğru çekilerek para çıkartılır.

    Bujinaj yöntemi

    Farmakolojik ajanlar: Papain, kimotripsin, glukagon ve nifedipin gibi ajanlar kullanılır. Başarı şansları düşüktür.

    DİSK PİLLER

    İşitme cihazları, saat, oyuncaklar, anahtarlıklar, hesap makinaları, fotoğraf makinaları, uzaktan kumanda pilleri.

    Kimyasal bileşimlerine göre piller;Boyutları 6,8-23 mm arasında değişir

    Mangenez

    Çinko

    Gümüşoksit,

    Lityum (daha büyük çaplı ve yüksek voltu olmalarına rağmen en az travmatik olan pillerdir)

    Civa oksit (en sık parçalanan ancak zehirleme yapması nadir)

    Bu piller mide asidinin etkisiyle parçalanırlar, ülserasyon ve perforasyona yol açabilirler. Bu nedenle bu çocuklara antiasit tedavi başlanmalı ve piller gastroskopi ile çıkartılmalı.

    Eğer pil mideyi geçmişse radyolojik olarak takip edilmeli, pilin kabuğunun çatladığını gösteren bulgular ortaya çıkarsa ameliyat ile çıkartılmalıdır.

    Dış kabuğu çatlamadan kolona ulaşan piller kolonoskopla çıkartılabilir veya lavman yapılabilir.

    Yutulan pil yemek borusunu geçmişse başka bir komplikasyona yol açmadan vücuttan çıkma olasılığı çok yüksektir (%78 ilk 72 saatte çıkar).

    Pillerin %5-6’sı 1-2 hafta içinde çıkar, bu sürenin çapla ilgisi yoktur.

    Yalnız çapları 15-23 mm arasında olan piller yemek borusu ve midede takılabilirler. Yemek borusunu zedeleyen piller genelde 20-23 mm’den büyük boyutlu pillerdir.

    Pilin zarar vermesi için dolu veya boş olmasının bir önemi yoktur.

    Takipler haftada 1 veya 2 grafi ile birlikte olur

    Hangi durumlarda endoskopi veya ameliyat gerekli?

    Pil yemek borusuna takılmışsa (4 saatte yanık, 6 saatte perforasyon yapabilir)

    Mideyi 15 mm’den büyükse ve 48 saat içinde terketmiyorsa

    Diafram altına inmiş fakat karın ağrısı, kusma ve kanlı kaka yapma şikayeti varsa

    Akciğer ve karın grafisinde perforasyon bulguları varsa

    Parçalanan pillerin üçte ikisi civa pilleridir ve bunların zarar mekanizması 3 şekilde olur:

    Pilden sızan elektrolitler

    Civa zehirlenmesi

    Basıya bağlı nekroz

  • İÇ SESİMİZ, İÇ SAATİMİZ

    İÇ SESİMİZ, İÇ SAATİMİZ

    İç sesimiz olduğu gibi iç saatimizde var. İç ses, yani  vicdanımız tartar durur, bu durum bizim sağlıklı normal bireyler olduğumuzu gösteririr. Kendini yaptıklarını bazen beğenmemek, vücudumuzun bazı kısımlarını beğenmemek, aşırıya kaçmamak kaydıyla normaldir. Tüm kusuru sürekli karşısında bulan ya vicdansız antisosyallerdir, yada şüpheci alıngan paranoidlerdir. Bedenini, benliğini aşırı beğenenler ise narksistlerdir ki bu empatisiz insanlar diğer insanlara hem tepeden bakarlar hem de saygı ve sevgiyi sonsuz isterler, kolaycada nankörlük yaparlar. Bazen iç sesiniz sizi yorar özgüveninizi zayıflatır, kafanızı karıştırır. Bu durumda karşınızda muhtemelen profesyonel bir beyaz yakalı yalancı vardır. Duygularınıza, düşüncelerinize, şüphelerimize kısacası kendinize güvenin içinize atmayıp sorun, cevap isteyin, kaçak güreşenle yüzleşin, onurunuzu kıran,sinirinizi bozan durumla yüzleşin. Karşı tarafın size sağladıklarından vazgeçmeye hazır olun. Zira siz susarsanız giderek artan tarzda ve sonsuz bir şekilde sizi enayi yerine koymaya devam edecek ve sizi eninde sonunda tüketecektir. 
    İç sesimiz gibi birde iç saatimiz var. Biz uyurken bile uyanık olan, onuda kurabiliyorsunuz, benim ki iyi çalışıyor, gece saat 03.00 da kalkacağım deyip saati kurduğumda, saat çalmadan uyanırım büyük olasılıkla, aynı şekilde bu iç saati sadece gece kalkmakla ilgili kurmayız. Hayatta öncede iç sesimizle planladıklarımız vardır bilinç altımıza işler, o yüzde kendi kendimizle konuşurken bile bilinç altımıza hep iyi şeyler söylemeliyiz ki kendimizi iyi şeyleri kovalıyor bulalım. Yoksa bilinç altı olumsuz mesajlarımıza göre bedenimizi kodlar.

  • Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren, iki bin yıldır bilinen bir hastalıktır. Migren’i ilk tanımlayan Aretaeustur. Latince de yarım baş ağrısı anlamına gelen Migrenin öteki baş ağrılarından ayrımı ise Tisso adlı bir bilim adamı tarafından yapılmıştır. Migren, ataklar halinde ortaya çıkan ve bunların arasında hiç bir belirtisi olmayan kronik bir başağrısı şeklidir. Baş ağrısı ve eşlik eden bulgular, migrenli kişinin hayatını normal bir şekilde sürdürmesini önler ve bariz bir hayattan kopmaya yol açar. Migren atakları ortalama 3 saat, 3 gün devam edebilir.

    Migren, kişinin günlük aktivitelerini engelleyecek ölçüde şiddetli ve baş hareketleri ile artış gösteren ağrılardır. Migrende, çoğunlukla zonklayıcı ve genellikle tek taraflı,çok şiddetli baş ağrısı görülür. Ağrı ile birlikte bulantı ve bazen kusma olabilir. Hastalar ışık ,ses ve gürültü gibi etraflarında ki uyaranlardan aşırı derece rahatsız olur. Bu semptomların bir arada değerlendirilmesi tanı açısından çok önemlidir, yalnız her atakta ve her baş ağrısı çeken de aynı bulgular olmayabilir. Migren çoğunlukla başın bir tarafını tutan, zonklayıcı tarzda, orta veya ileri şiddette ve baş hareketleriyle artan özelliktedir.

    Migren ağrısı genellikle sabah saatlerinde başlar, giderek artacak şekilde ve erişkinlerde 3saat-3 gün, çocuklarda 2saat-2 gün arasında devam eder. Ağrıya genellikle iştah kaybı, bulantı, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (sesten rahatsız olma), ozmofobi (kokudan rahatsız olma) gibi bir çok durum da eşlik eder. Tüm bu durumların aynı anda görülebilmesi şart değildir. Baş ağrısı, başlangıçtan itibaren tek taraflı ya da çift tarafı olabileceği gibi, tek taraflı başlayıp her iki tarafa da yayılabilir. Zonklayıcı ağrı da hastaların çoğunda mevcuttur.. spor aktiviteleri gibi basit baş hareketleri de ağrıyı başlatabilir. Ağrı bittiğinde hastalarda aşırı bir yorgunluk, bitmişlik hali, huzursuzluk, sersemlik, veya tam tersi hareketlilik ve zindelik gibi bazı belirtiler görülebilir.

    Migren genel anlamda iki çeşittir: Auralı ve Aurasız migren.

    Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

    Aurasız migren, en sık migren tipi olup esas belirtileri baş ağrısı ve bulantıdır.

    Aura: migren oluşumundan hemen önce veya atak sırasında tespit edilen bulgulardır. Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

  • Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

    Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

    Omurgayı oluşturan vertebra adını verdiğimiz kemiklerin birbiri ile bağlantısını sağlayan faset ekleminin dejeneratif ve travmatik nedenlere bağlı olarak hasarı, boyun veya belde lokalize veya nadiren bacak ön ve arka yüzüne yayılım gösteren bel ve boyun ağrısının en önemli nedenlerinden biridir. Ağrının nedeni faset eklemler olarak saptandığında faset eklem blokajı ve sonrasında radyofrekans termokoagülasyon (RFT) ile uzun süreli veya kalıcı tedavi sağlanabilir.

    İşlemin Uygulanışı

    İşlem ameliyathanede görüntüleme (C-kollu skopi) altında yapılmalıdır. İşlemden 4 saat önceden itibaren aç kalmanız gerekmektedir. Ameliyathanede yaşamsal fonksiyonlarınız anestezi uzmanı tarafından takip edilecektir. Damar yolundan ağrı kesici ve sedasyon sağlayıcı ilaç uygulandıktan sonra işlem uygulanmaya başlanır.
    Faset eklem blokajı için C-kollu skopi ile eklemler görüntülendikten sonra lokal anesteziyi takiben faset ekleme 10 cm uzunluğunda iğne ile ulaşılır. Lokal anestezik  kortizon uygulanarak işlem bitirilir.

    -Faset Eklem içi Enjeksiyon-

    Blok sonrası hastanın ağrısında en az %50 ve daha fazla rahatlama beklenir. Lokal anestezik etkisi geçtiğinde hastanın ağrısı tekrar başlayabilir. Eğer kortizon kullanıldıysa 24-48 saat sonra ağrı yeniden azalmaya başlar.
    Lokal anestezik uygulamasından sonra hastanın ağrısı istenen düzeyde azaldıysa RFT uygulaması ile uzun süreli rahatlama sağlanabilir. Bu uygulama hemen faset blok sonrası aynı seansta yapılabileceği gibi 1-2 hafta sonra da uygulanabilir. İşlem faset blok enjeksiyonu gibi ameliyathanede uygulanmaktadır. Yine görüntüleme altında giriş yeri belirlenerek özel RF iğneleri ile faset median sinirlere ulaşılarak RFT cihazı ile sinirin ağrı taşıyan lifleri ısı ile hissizleştirilir.

    -Faset Medial Dal RFT-

    İşlem Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler:

    Sedasyon uygulamaları için işlemden önce 4 saat kadar aç kalınması gerekmektedir.

    Tansiyon ilaçları işlem sabahı çok az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

    İşlem Sonrası Yapılması Gerekenler:

    İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi yeterli olur.

    Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır.

    Uzun etkili kortizonun asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı 3-4 gün içinde azalmaya başlar.

    RFT uygulamalarında ise 3-4 gün içinde ağrı şikayeti belirgin olarak azalmaya başlar ve 1 hafta-10 gün içersinde rahatlama sağlanır.

    Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılması gerekmektedir.

    Ağrı kesici ilaçlar eğer ağrı şikayeti varsa 2-3 gün kullanılabilir

    İşlemin Riskleri Nelerdir?
    En önemli risk enfeksiyon olmakla birlikte ancak 70-80 bin hastada bir görülebilecek çok nadir bir yan etkidir. Böyle bir durumda antibiyotik tedavi başlanması gerekir. RFT uygulanan hastalarda kalçada ve bacağın üst kısımlarında geçici his kaybı görülebilir. Kullanılan kortizona bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.

    Kimlere Uygulanmaz?

    Girişim yerinde veya sistemik enfeksiyonu olanlar

    Girişimi istemeyenler

  • Kilo vermek için uyulması gereken altın kurallar

    Akupunktur hekimliği yaptığım kliniğime en fazla başvuran hasta grubu fazla kilolarından kurtulmak isteyen kişilerden oluşuyor. Bu hastaların büyük bölümü onlarca diyeti denemiş , kilo verip tekrar almış ,piyasada satılan sosyal medya üzerinden reklam yapılan zayıflama çayı , hapı tarzı ürünleri kullanan kişilerden oluşmakta.

    Bizler hastalarımızı tedavi etmeye karar verip başlamadan önce hastanın ; ‘’Herhangi kilo vermede soruna neden olan bir hastalığı var mı? Sorgulayıp ,gerekli testleri yaptırıp sonuçlara göre tedavi şemasını oluşturmaktayız.

    Bu tedavi şeması oluşturduktan sonra hastalarıma her zaman bizlerin sadece yardımcı olduğunu , asıl tedavinin kendi iradesi , beslenmesi yaşam tarzı olduğunu belirtiriz.
    İşte tam burada kilo vermek için olmazsa olmaz faktörlerden bahsetmek isterim. Bahsedeceğimiz öneriler genelde küçük ama etkisi büyük sonuçlar veren değişikliklerden oluşmakta. Elimden geldiğince tüm başlıkların bilimsel araştırma linklerini de paylaşacağım.

    Hadi Başlıyoruz…

    1-) Sirkadyen Ritminizi Ayaralayın:

    Son 10-20 yılda yapılan çalışmalar sirkadyen ritm obezite ilişkisini gözler önüne sermiştir. Sirkadyen biyoloji enerji dengelenmesi ve metaboliza üzerinde büyük etkilere sahiptir.

    2014 yılında fareler üzerinde yapılan çalışmada özellikle saatleri belirsiz ve karanlık saatlerde beslenen farelerde obezitenin daha sık görüldüğü kanıtlanmıştır. Bu durum ayrıca metabolizmaları ve sirkadyen ritmlerinin bozulmasına neden olmuştur.

    2010 yılında yapılan bir çalışmada ise nöbetli ve gece-gündüz değişimli çalışan kişilerde daha fazla obezite olduğu kanıtlanmıştır.

    2-)Günlük Öğününüzü 12 Saate Sığdırın

    12 saati kalktığınız an başlatın. Örneğin sabah 8’de kalkıyorsanız yemek saatiniz sabah 8.00 aksam 20.00 arasında olsun. Bu saatten sonra katı birşey yemeyin. Çay(şekersiz), bitki çayları,kahve(minimum sütlü olabilir) ve su serbest. Eğer çok fazla hipoglisemiye giriyor ve açlık hissediyorsanız çok fazla olmamak kaydıyla 1 çay kaşığı organik bal yiyebilirsiniz.
    Akşam saat 20.00 sonrası yemek yeme ve uykusu düzenli olmayan kişilerde kilo alımının daha fazla olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    3-)Daha Fazla Güneşe Çıkın

    Güneş gördüğümüz sürece vücudumuzda birçok farklı hormonal regülasyon olur. Obezite ile ilgili olarak ise 2 maddeyi arttırır. MSH(Melanin Stimulating Hormon) ve Vitamin D.
    Vitamin D ‘nin düşüklüğünün kişilerde göbek çevresi genişliğinin artmasına ve obeziteye neden olur. Bu durum bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    MSH ise vücudumuzda melanin hormonunun salınımını arttırır. Birçok deri kanseri türünden koruyucu etkisi bulunmaktadır.

    Ayrıca MSH salınımının artmasının açlığı azalttığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca güneş vücudumuzdaki Nitrik Oksit miktarını arttırır. Nitrik oksit farklı yolaklarla hem yağ hücrelerinin yıkılmasını sağlar hem enerjiyi kullanan mitokondri fonksiyonlarını düzenler.

    Buna ek olarak birçok farklı genetik yapıyı kullanarak insülin salınımını dengeler ve kan glukoz seviyesini dengeler.

    Ayrıca güneş vücudumuzda oksidatif stres ve psikolojik stresi azaltır.

    Peki kanser – güneş ilişkisi nasıldır?

    Güneş ışığı melanoma adlı kansere neden olabilir. Özellikle uzun süreli maruziyette gerçekleşebilir. Buna ek olarak Güneşten kaçınma durumunda ise özellikle non-hodgkin lenfoma, kolon , squamöz hücreli ve bazı böbrek kanseri türlerinde artış olur.

    4-) Işığa Maruz Kalma Saatleri:

    Işığa maruz kalma saatleri çok önemlidir. Örneğin gece uykusu 5 saat ve daha kısa olan kişilerde leptin ve ghrelin hormonları yeteri kadar salgılanamaz ve kilo verme zorlaşır. Buna ek olarak sabah ışığında yapılan egzersizlerde kilo vermenin daha rahat olduğu ve daha çok kalori yakıldığı kanıtlanmıştır.

    5-)Mavi Işıkları Odanızdan Çıkarın:

    Gece ışığa maruz kalma kilo alımına neden olurken özellikle mavi ışığa maruz kalmak daha da fazla kilo almaya neden olur.
    Gece görülen ışık sirkadyen ritimi bozarak kilo alımına neden olabilir.

    6-) 8 saatlik uyku:

    8 saat uyumak leptin ve ghrelin hormon salgısına neden olur ve yağ yakımını arttırır. Kısa uykular çocuklarda %89 erişkinlerde %55 oranında obezite riskini arttırır. Herşeyi doğru yapıyor yine de kilo veremiyorsanız uykunuzu düzenlemeyi unutmayın.

    7-)Ilık suyla duş almak:

    Gün içinde üşümek TRH(Thyrotropin Releasing Hormone) salınımını arttırır. TRH’ın kahverengi yağ dokusunu erittiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ilık suyla duş almak özellikle sıcak yaz günlerinde en kolay üşüme yöntemidir.

    😎 Stresi Azaltmak:

    Stres başlı başına bir kilo alma nedenidir. Kortizol ve dynırphin hormonlarını arttırır ve kilo alımına neden olur.
    Stres Glutamat’ı arttırır ve glutamat açlığa neden olur.

    Stres nedeniyle insanlar daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar bu durum dolaylı olarak kilo alımına neden olur. Birçok metabolik ve kronik hastalığın sebebi ayrıca strestir.

    9-)Beslenme Şeklinizi Değiştirin:

    Beslenmede özellikle protein öğeleri yiyen kişilerde kilo verme daha kolaylaşır.

    Menünüze balık, deniz ürünleri,sebze ve meyveleri özellikle ekleyin.

    Balık menüleri leptin hormonunu dengeleyerek kilo vermeye yardımcı olur. Yüksek leptin oranlarının da kilo verme nedeni olduğu bilinmektedir.

    Genç erkek bireylerde yapılan bir çalışmada besin takviyesi olarak balık yağı alan bireylerde 1 ay içinde fazladan 1 kg verdikleri görülmüştür.

    Sebzeler liften zengin ve birçok çalışmada kilo verme etkileri kanıtlanmış besinlerdir. Özellikle bağırsak bakterilerine lifli yapıları ve salgıladıkları enzimlerle hayvanlar üzerinde yapılan çalışmada kilo verdikleri kanıtlanmıştır.

    Özellikle endüstriyel yağlardan korunmak çok önemlidir. Soğuk sıkım zeytin yağı katı yağlara oranla kilo vermede yararı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

    10-) Az Yiyin Ancak Tamamen Öğün Atlamayın

    Öğünlerinizi küçültmeniz kilo verme açısından fayda sağlayacaktır ancak tüm gün yemek yemeyip tek öğüne oturulduğunda genellikle düşen kan şekerinin etkisiyle çok fazla yenilmekte ve kilo alımına neden olmaktadır.

    11-) Egzersiz Yapın

    Yüksek zorlukta egzersizler kilo vermede asıl etkenlerden biridir. Adrenalin Yağ hücrelerini yakarken ,egzersiz sonrası salınan Nörepinefrin açlığı baskılar. Egzersizler ayrıca doğal endorfin hormonu salgılanmasına neden olur. Endorfin açlığı baskılamada yardımcı bir diğer hormondur.
    Ayrıca yürüyüş koşu ve yüzme gibi egzersizlerin bel yağlanmasını engellediği kanıtlanmıştır.

    12-)Düzgün Ve Sağlıklı Yiyin

    Hastalarımıza her zaman acıktıklarında yemelerini ancak bu öğünde porsiyonlarını küçültelerini isteriz. Özellikle zorla yedirilmeye çalışan menülere hayır diyebilmeyi öğrenin.

    13-)Sevin ve Esprili olun:

    Aşk oksitosin hormonunu arttırır , bu hormon açlığı baskılar. Ayrıca endorfin ve NGF gibi hormonlar salgılayıp açlığı baskılar

    14-)Meditasyon Yapın:

    Meditasyon açlığı unutmak ve mutluluğu başka yollarla yakalamak için muhteşem bir yöntemdir.

    15-) Su İçin:

    Özellikle alkali sular içmek FGF21(Fibroplast Growth Factor) salgısını arttırıp kahverengi yağ dokusunu yakasıyla bilinir.
    Yapılan çalışmalara göre günde 2 lt. Den fazla su içen kişilerde içmeyenlere göre günlük 96 daha fazla kalori yaktıkları kanıtlanmıştır. Bu da her 2,5-3 ayda 1 kilogram demektir. Yani su içmeyle arası olmayan biriyseniz ve bir yıl önce günde 2 litre su içmeye başlasaydınız şu anki kilonuzdan 4-5 kg daha az bir kiloya sahip olmanız olasıdır.

    16-) Çok Çiğneyin ve Yavaş Yiyin:

    Bir yiyeceği ne kadar fazla çiğnerseniz besinin nükleotid(ana çakirdek) lezzetini alırsınız. Ayrıca yavaş yiyen kişilerde doyma hissi daha az bir menuyle ulaşılır. Buna ek olarak hızlı yiyen bir kişi bir öğünde 645 kalori alırken yavaş yiyen bir kişi az besinle doymasının da avantajıyla ortalama 579 kalori ile doygunluğa ulaşmaktadır.

    17-) Hipoglisemiyi Önleyin

    Düşük kan şekeri ve hipoglisemiyi önleyin.Bu durumu ancak sağlıklı bol lifli ve sebzeli diyetlerle sağlayabiliriz. Özellikle uzun süreli aç kalmamak önemli bir durumdur. Hipoglisemi glutamat salgısına neden olur ve açlık hissini arttırır.

    18-) Karbonhidrat Alımını Kısıtlayın

    İnsülin kilo alımına neden olan ana hormonlardan biridir. Yüksek glisemik indeks insülin rezistansına neden olur. Karbonhidrata vücudunuzun ihtiyacı olduğunu unutmayın. Tamamen kesmeden azaltmak en faydalı yol olacaktır.

    19-) Aralıklı Oruç Yöntemi:

    Aralıklı oruç yöntemi son zamanlarda sporcularda ve hızlı kilo vermek isteyenlerde uygulanan bir yöntemdir. Aralıklı oruç(intermittent Fasting) diyeti ile ilgili yapılan bir çalışmada 32 kişi üzerinde 12 hafta yapılan bir çalışmada aralıklı oruç diyeti yapanların 4,5kg daha fazla kilo verdikleri görülmüştür. Bu yöntem hakkında uzun bir yazı yazacağım ancak kısaca belirtmek gerekirse gün içinde tüm sıvılar şekersiz ve katkısız olmak üzere serbesttir.Ancak yemek saatleri günde maksimum 4-6 saat arasına sıkıştırılmalıdır. Buna ek olarak haftada en fazla 5 gün bu yöntemi yapıp kalan günlerde normal harcanılan kadar kalori alınan beslenmeler önerilmektedir.

    20-) Kutulanmış Besinlerden Uzak Durun:

    Özellikle MSG(monosodyum Glutamat) içeren besinler kilo vermeyi zorlaştırır. Buna ek olarak tatlandırıcı kullanılan besinler açlık hissini derinleştirir.

    21-) Dışarı Çıkın Bol Oksijen Alın:

    Yükselen CO2 değerlerinin obeziteye neden olduğu hakkında yayınlanan bazı makaleler mevcuttur.
    Co2 artışı hipotalamusta bulunan sinir hücrelerini uyarıp açlık , vücut ph‘ı, uyanıklık uykululuk hali gibi durumlara neden olup kilo alımını arttırabilir.

    22-) Saunaya Gidin:
    Saunalar özellikle kilolu bireylerde kilo vermeyi destekler. Birçok kültürde bulunan sauna kullanımı binlerce yıllık tarihe sahiptir.

    23-) Bu Besinleri Özellikle Menunuze Katın:

    Elma Sirkesi
    Kırmızı Biber kapsaisin içeriği ile metabolizmayı hızlandırır.
    Bitter çikolata (1 bar)
    Probiotik ve Prebiotik Besinler

    24-) Besin Takviyeleri ve Suplementler:

    Probiotikler: bağırsak inflamasyonunu azaltıp kilo vermeye yardım ederler.

    Berberine: Çin tıbbında bazı bitkilerden toplanan bir alkoloiddir. Kilo vermeye yardımcı etkisi kanıtlanmıştır. Ancak kullanmadan önce dikkatli olunması gerekmektedir. Bir uzmana danışmadan kullanılmamalıdır.

    Glucomannan : Glukomannan hakkında hem olumlu hemde olumsuz çalışmalar mevcuttur.

    Kalsiyum: Diyet kalsiyumu arttırmak yağ oranında azalmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.

    Garsinya : 2011 yılında yapılan 12 çalışmada garsinyanın 4-5 haftalık evrede hastaya ek 0.88kg verdirdiği kanıtlanmıştır.

    25-) Zayıflamaya Neden olan Kimyasallar:

    Nikotini hekim olarak önermemekle beraber bilimsel olarak arka hipotalamusta nikotinik receptorleri aktive edip açlığı baskılar.
    Kafein

    Metformin : Tip 2 diabet hastalarında kullanılan metformin kilo vermeye neden olur.

    Buna ek olarak onlarca besin ve ürün sayılabilir. Kilo vermek hem fiziksel hem psikolojik sağlığımız için önemli bir durumdur. Sizde başarabilirsiniz.