Etiket: Saat

  • Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan kararı verilen bir hastanın ameliyatı için hastaneden ameliyat randevusu alınır. Hasta 1gece önce saat 24:00dan sonra bir şey yememelidir. Hastanın ameliyat saatinden önceki 6 saat boyunca aç ve susuz kalması gereklidir.

    Hasta ameliyat için hastaneye gelirken takılarını çıkarmalıdır. Tırnaklarında oje varsa silmelidir.
    Ameliyat öncesindeki hazırlıklar açısından ameliyattan en az 1saat önce hastanede olmalıdır.
    Hasta odasında hemşire tarafından sezeryan için gerekli hazırlıklar yapılır. Dosya çıkarılır, hastanın öyküsü alınır. Ameliyat bölgesi kontrol edilerek temizlik yapılır. Hastaya gerekli olan kan sayımı, kanama-pıhtılaşma testleri yapılır. NST çekilir.

    Hastaya gecelik giydirilir, saç bonesi takılarak sedye ile ameliyathaneye alınır. Hasta yakınları ameliyathanenin kapısına kadar hastaya eşlik edebilirler
    Ameliyathanede hastaya önce serum takılır. Daha sonra anestezi doktoru tarafından epidural kateter takılır. Bu arada ameliyat ekibi ellerini antiseptik solüsyonla yıkayarak steril ameliyat önlüklerini giyerler.

    Hastanın önce idrar sondası takılır sonra karın ön duvarı batticon denilen steril solüsyonla göğüs altı seviyesinden dizlerine kadar temizlenir ve üzeri ameliyat sahası açık kalacak şekilde örtülür.
    Anestezi doktoru hastanın hazır olduğunu belirtince kadın doğum doktoru ameliyata başlar. Sırayla kanama kontrolü yapılarak 7 kat kesi yapılır. Önce cilt, cilt altı ,fasya,kaslar,dış karın zarı,rahim üstündeki zar ve rahimin kas tabakası sırayla ve dikkatli bir şekilde kesilir.

    Rahimin kas tabakası kesilince bu açılan mesafe iki elin işaret parmağı ile yanlara doğru genişletilir ve bebeğin amniyotik kesesine ulaşılmış olur. Kese patlatılarak bebeğin başı dışarı doğru çıkartılır ve tüm vücudu boynundan tutularak dışarı alınır, ağız burun temizliği yapılır, kordonu kesilerek bebek çocuk doktoruna teslim edilir. Daha sonra plasenta çıkarılır, rahim içi temizlenir, gerekli ilaçlar uygulanır.

    Kesilen tüm tabakalar tek tek kanama kontrolünü takiben usulüne uygun özel iplerle dikilerek kapatılır. Cilt dikişleri dışarıdan ip görünmeyecek bir şekilde estetik olarak dikilir. Bu dikişler kendiliğinden eriyen iplerdir alınmasına gerek yoktur. Hastanın cildi pansuman yapılarak bandaj ile kapatılır. Hasta artık odasına bebeğinin yanına gitmeye hazırdır.

    Hasta odasına geçince hemşireler annenin tansiyon, nabız ve ateş takibini, kanama kontrolünü, idrar çıkış miktarını sürekli kontrol ederler. Hastaya kadın doğum doktorunun önerdiği serum, antibiotik ve ağrı kesiciler uygulanır.

    Hastaya ameliyattan 4-6 saat sonra ağızdan sulu gıda başlanabilir,6-8 saat sonra ayağa kaldırılabilir. İlk gün genellikle komposto, su, bisküvi , çay gibi hafif sulu gıdalar verilir.Bu arada süt gelmesi için bebeğini en az 2 saatte bir emzirmelidir.Hastanın ağrıları olursa ek ağrı kesiciler uygulanabilir.

    Sezeryanın ilk gününden sonra gaz sancıları başlayabilir. Hasta rahat gazını çıkartabilmesi için sık sık dolaşmalıdır. Birinci günden sonra hastaya çorba gibi hafif yemekler verilebilir. Gerekirse gazın kolay çıkması için ilaçlar veriebilir.

    Ameliyatın ikinci günü gazını çıkaran anne rahatlamıştır ve ağrıları azalmıştır, anne sütü artmıştır. Hastanın pansumanları değiştirilir, antibiotikleri uygulanır. Çocuk doktoru bebekle ilgili gerekli kontrolleri yapar ve önerilerini anlatır. Hastanın artık eve gitme zamanı gelmiştir.

    Hastanın evde gerekli antibiotiklere, ağrı kesicilere ve vitaminlere devam etmesi önerilir. Hastaya evde ağır aktivitelerden uzak durması önerilir.

    Kanamasını takip etmesi önerilir,2. günden sonra ayakta duş şeklinde banyo yapmasına izin verilir.
    En az 40 gün cinsel ilişki yasaklanır.
    Yine 40 gün havuza ve denize girmek de yasaklanır.
    Gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durması önerilir. Daha çok sulu gıdalar, çorbalar, kompostolar yemesi tavsiye edilir. Soğuk, asitli ve kafeinli içeceklerden uzak durması önerilir.
    Bu dönemde anne meme başı bakımı için özel bakım kremleri kullanmalı ve göğüslerindeki sütü düzenli bir şekilde emzirmelidir. Aksi durumda meme başında enfeksiyon ve yara oluşabilir. Göğüslerdeki sütü düzenli bir şekilde boşaltamaz ise göğüslerde dolgunluk ve süt ateşi gelişebilir.

    Günde en az 4-5 litre sıvı gıdayı 24 saat içerisinde tüketmesi önerilir. Zira en çok su ve sulu ürünler süt yapmaktadır.

    1 hafta-10 gün içerisinde kontrole gelmesi önerilir.
    Bu dönemde anne özellikle strese girmemelidir. Çünkü stres ve üzüntü anne sütünün azalmasına hatta kesilmesine bile neden olabilir.

  • Botox uygulamaları

    Botox uygulaması çok kısa sürede gerçekleşmesi, uygulama sonrasında sosyal hayattan geri kalmadan, yüzümüze dinlenmiş bir görüntü ve ışıltı vermesi nedeniyle, tüm uygulamalar içinde her zaman en popüler olma özelliğini korumuştur. Yaşla birlikte daha belirgin hale gelen mimik çizgilerini hafifletmek ya da ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan kolay ve güvenilir bir yöntemdir.

    BOTOX NEDİR?

    Clostridium botulinum adı verilen bir bakteri tarafından salgılanan bir proteindir. Bu madde sinirlerden kaslara olan elektriksel iletiyi bloke ederek, uygulanan bölgedeki kasın fonksiyonunu geçici olarak azaltır veya yok eder. Kas fonksiyonunu kaybedip kasılamayınca, üzerindeki deride oluşan kırışıklılıklar da azalır veya yok olur. Botulinum toksini birçok kişinin düşündüğü gibi bir yılan zehri değildir. Çok küçük dozlarda sulandırılarak yapılır. Bu nedenle sağlığımıza hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Ülkemizde kullanılan 2 adet botulinum toksini bulunmaktadır: Dysport (İPSEN), Botox (ALLERGAN).

    BOTOX NERELERE UYGULANIR?

    Kaş arasında yer alan çizgilere

    Alın çizgilerine

    Göz kenarındaki kaz ayağı denen çizgilere

    Burun ucunun kaldırılmasına,

    Üst ve alt dudaktaki dikey çizgilere (Sigara çizgilerine)

    Dudak köşelerinin yukarı kaldırılmasına,

    Çene üzerindeki derinin daha pürüzsüz hale getirilmesine

    Boyundaki yatay çizgilerin ve dikey bantların tedavisinde uygulanır.

    NASIL UYGULANIR?

    Çok ince uçlu insülin enjektörleri ile kas içine belirli noktalardan uygulama yapılır. Uygulama süresi 10-15 dakikadır.

    ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    Uygulamayı takiben ortalama 2 gün sonra etkileri başlar, 15. Günde gerçek net etkisi ortaya çıkar. Etki süresi genellikle 4-6 aydır.

    UYGULAMA ÖNCESİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Kişilerin bir kas hastalığı olup, olmamasına

    Kan sulandırıcı ilaç kullanıp, kullanılmadığına

    Gebelik ve emzirme durumları sorgulanmalıdır.

    HİPERHİDROZ (TERLEME) TEDAVİSİNDE BOTOX

    Koltuk altı, el ve ayak terlemelerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Burada kas içine değil, cilt altına uygulama yapılır. Ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici olarak bloke ederek ter üretimini engeller. Uygulama sonrası etkiler 1-2 gün içinde başlar ve 6-8 ay kadar sürer.

    UYGULAMA SONRASI DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER?

    Uygulama sonrası, yüz kasları birkaç saat çalıştırılmalı yani mimik hareketleri yaptırılmalıdır. Böylece ilacın kas içine yayılımı daha kolay olur.

    Uygulamadan sonra ilk 24 saat ağrı kesici (Antienflamatuar),kas gevşetici, antidepresan gibi ilaçlar ve alkol alınmamalıdır.

    Uygulama sonrası birkaç saat sırt üstü ve yüzüstü yatılmamalıdır. Aksi halde ilaç farklı kas gruplarına yayılarak istenmeyen etkilere neden olabilir.

    Uygulamadan sonra 4-5 saat makyaj uygulaması yapılmamalıdır.

    Uygulama yapıldıktan sonra 6-8 saat uygulama bölgelerine dokunulmamalı, masaj yapılmamalıdır.

    Botox uygulaması sonrası 4-5 saat sıcak duş alınmamalıdır.

    Botox uygulama sonrası 24 saat egzersiz yapılmamalıdır.

    Uygulamadan sonra oluşan küçük kabarcıklar ve kırmızılıklar birkaç saat içinde kendiliğinden kaybolur, asla ellenmemelidir.

    BOTOX UYGULAMASI EĞİTİM ALMIŞ BİR UZMAN HEKİM TARAFINDAN YAPILMALIDIR.

    Botox uygulaması, tekrarlanmazsa cilt daha kötüye gider şeklinde yanlış bir inanış maalesef halk arasında vardır. Tam tersi mimik kasları uygulama sonrası aktif olmadığı için kırışıklıklar giderek azalır, düzenli aralıklarla uygulama ile tamamen de kaybolabilir.

  • Bronzlaşayım derken cildiniz yaşlanmasın

    Tatil günlerinde keyifli vakit geçirmek için uzun saatler güneş altında kalmak, cilt sağlığını bozarken, yaşlanma sürecini de hızlandırabilir. Ciltte kırışıklık ve lekelenmeler kaçınılmaz olabilirken, cilt kanseri de güneşin neden olduğu ciddi tabloların başında gelmektedir.

    Güneşte 20 dakikadan fazla kalmayın

    Bir insanın günde 15-20 dakika kadar güneş ışığı görmesi D vitamini sentezi için yeterlidir ve tüm vücut ile cilt sağlığı için önemlidir. Ancak güneşte fazla kalmak, ciltte geri dönüşümsüz hasarlara neden olabilir. Güneş ışınları 11.00-16.00 saatleri arasında yeryüzüne dik açı ile inmektedir. Bu nedenle güneşin zararlı etkileri bu saatler içinde daha fazla ortaya çıkmaktadır.

    Tatiliniz Acil Servis`te son bulabilir

    Bronzlaşmak sağlıklı bir cildin göstergesi değildir. Tam tersi cildin kendini güneş ışınlarından korumak amacıyla gösterdiği bir savunma mekanizmasıdır. Güneş ışınları özellikle beyaz tenli kişilerde birinci ve ikinci derece yanıklara, çil, lekelenme gibi pigmentasyon sorunlarına, DNA hasarı oluşturarak erken cilt yaşlanmasına, kanser öncüsü deri hastalıklarına hatta deri kanserlerine ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabilmektedir. Bu nedenle yeteri kadar güneş ışığı ile temas edip bilinçli bir şekilde güneşten korunulması gerekmektedir.

    Kola, kakao ve havuç yağı cildi lekelendirebilir

    Ayrıca bronzlaşmayı kolaylaştırmaya yönelik kola ve kakao yağı, havuç yağı, zeytinyağı gibi çeşitli ürünler kullanıldığında bu zararlı etkiler çok daha çabuk ve şiddetli olarak ortaya çıkacaktır. Bu maddelerin kendisi ciltte irritasyon veya alerjik reaksiyonlara yol açabileceği gibi güneş ışınları ile birleşince de ciltte leke oluşumuna neden olabilmektedir

    Şemsiye altında olmak da sizi korumaz

    Yazın gölgede veya şemsiye altında oturmak güneşten korunmak için tek başına yeterli değildir. Çünkü denizden ve kumdan yansıyan güneş ışınları, tüm cilde zarar verecek kadar tehlikelidir. Bu nedenle dermatoloji uzmanına danışılarak, cilt tipine uygun şekilde güneş koruyucular kullanılmalıdır. Güneş koruyucunun etkisini gösterebilmesi için güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmelidir ve 3-4 saatte bir tekrarlanmalıdır. Terleme, yıkanma, yüzme sonrasında daha sık olmak üzere 2-3 saatte bir yenilenebilir.

    Geniş kenarlıklı şapka ve açık renkli giysiler tercih edin

    UVA ışınları pencereden de geçebildiği için özellikle lekelenme problemi olan hastaların ev içinde de koruyucularını kullanmaları faydalı olacaktır. Mekanik olarak korunmak için de güneş gözlüğü, geniş şapkalar, sık dokunmuş açık renkli kumaşlar tercih edilebilir.

    Açık tenliler dikkat!

    Genel olarak 30 SPF (güneşten koruma faktörü) esmer tenli kişiler için yeterlidir ancak açık tenli olan kişilerde, güneşe bağlı olarak çeşitli alerjik deri problemleri ya da leke problemi olanlarda daha yüksek koruma kapasiteli (50 veya 50 ) ürünler kullanmak gerekebilir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Uykusuzluk/İmsomnia

    Uykusuzluk/İmsomnia

    Güzel ve deliksiz bir gece uykusundan daha dinlendirici, iyileştirici ve yatıştırıcı bir şey düşünemiyorum. Uyku esnasında vücut kendini onarırken beynimiz de bir yandan düşünce ve duygularımızı düzenlemekle meşguldür. Maalesef çeşitli sebeplerden dolayı bazılarımız uykunun muhteşem iyileştirici özelliklerinden faydalanamayız. Uykusuzluk yetişkin popülasyonun üçte birini etkileyen, ciddi ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerine neden olan yaygın bir rahatsızlıktır. Uykusuzluk deyince aklımıza genellikle hiç uyuyamamak gelir. Fakat uykuya dalamama, normalden erken uyanma ve bölünen uyku da insomnia kategorisine girmektedir.

    Nedenleri
    Anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları, depresyon ve kronik stres uykusuzluğun ruhsal sebeplerinden bir kaçıdır. Fiziksel ağrılar, uyku apnesi, sinir sistemindeki bozukluklar, hormonel bozukluklar ve vücut saatindeki değişiklikler de uykusuzluğun bilinen bazı fiziksel sebepleridir. Bazı ilaçların yan etkileri de uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Uzun saat farkları olan kıtalararası seyahatlerde de vücut saatimiz değişir ve kişiler uyku problemleri yaşarlar. Fakat bu durumlarda uykusuzluk geçicidir ve zamanla kişilerin uykuları düzene girer. Kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kronik ağrılar ve solunum yolu problemleri gündüzleri aşırı uyku hali, geceleri ise uykusuzluğa sebep olur. Uykusuzluk genç ve sağlıklı bireylere oranla yaşlıları ve hastaları daha fazla etkilemektedir. Bunun sebepleri ise depresif ruh hali, kronik anksiyete, Alzheimer hastalığı ya da sinir dokusunun bozulumu ile ilgili rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Yaşlılarda uykusuzluk zamanla hafıza ve beyin fonksiyonlarında gerilemelere sebep olur. Alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler de uykusuzluğa sebep olmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    1.Uyuyamıyorsanız kendinizi yatağa mahkum etmeyin. Yatakta öylece yatıp uyumak için kendinizi zorlamak sizi daha da strese sokar. Kalkıp uykunuz gelene kadar yorucu olmayan bir aktivite ile ilgilenmeniz (örneğin kitap okumak) ve sonra tekrar uyumayı denemeniz gerekir. 
    2.Her gün aynı saatte kalkın. Hafta sonları da dahil. Böylece içsel saatinizin düzene girmesine yardımcı olursunuz.
    3.Alkol, nikotin ve diğer uyarıcı maddelerden uzak durunuz. Özellikle yatma saatinize yakın bu maddeleri tüketmeyin.
    4.Kestirmeleri azaltın. Gün içerisinde kestirme yapmak uykusuz geçen bir geceden sonra çok cazip gelse de gece uykusunun kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. 
    5.    Yatak sadece uyumak içindir. Yatakta uzun telefon görüşmeleri yapmak, günü planlamak, televizyon seyretmek, ders çalışmak yatakta uyarıcı etkiye sebep olur ve uykuya dalmanızı geciktirir.
    6.    Yatmadan hemen önce yiyecek ve içecek tüketmeyin. Sindirim sisteminizi harekete geçiren bu davranışlar uykunuzu kaçırabilir. 
    7.    Yatak odanızın rahat olmasını sağlayın. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkiler. Karanlık ve sessiz bir ortam uyku için idealdir. 
    8.    Yatmadan önce bütün kaygılarınızdan uzaklaşın. Bir sonraki gün için yapacaklarınızı gün içerisinde planlamanız kafanız rahat bir şekilde uykuya dalmanızı sağlar. Sizi düşündüren ya da kaygılandıran durumlar varsa bunları yatmadan önce çözmenizde fayda var.
    9.    Stresinizi azaltın. Yatmadan önce yapacağınız rahatlatıcı nefes ve kas egzersizleri, imajeri, meditasyon ve biyolojik geribildirim gibi teknikler stresi azaltır.
    10.    Uzman bir psikologla görüşüp uykusuzluğunuzun psikolojik sebepleri tespit edilip çözümlenmelidir. 

  • Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    ~~Tiroid tembelliği toplumda % 7-10 sıklığında görülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde L- tiroksin denilen ilaç kullanılmaktadır. Neredeyse tansiyon, şeker hastalığı ilaçları kadar yaygın kullanılan ilaçlardandır. Hastalığın uygun şekilde tedavi edilmemesi durumunda unutkanlık, kilo alma, kabızlık, anemi, kolesterol yüksekliği, miksödem gibi sonuçları olmaktadır.

    Dolayısıyla ilacın doğru kullanılması ve izlenmesi önemlidir. L tiroksin ince barsaktan emilmektedir. Oral alımdan 2 saat sonra tepe emilim değerine ulaşır fakat gıda ile birlikte alınırsa bu süre 3-4 saate kadar uzayabilir.

    Amerikan tiroid cemiyetinin önerilerine göre L- tiroksin sabah kahvaltıdan 60 dk önce veya akşam yemekten 3 saat sonra alınmalı ve mümkünse diğer ilaçlar ila arasında 4 saat fark olmalıdır.

    Kahve, soya, kalsiyum karbonat, demir, aliminyum, sükralfat, kolestiramin, süt ile birlikte alınırsa emilim daha az olmaktadır. Bu madder ile kompleks oluşturmak süretiyle emilim %50 ye yakın oranda azalmaktadır.

    Bazı hastalık durumlarında da emilim azalmaktadır. Helikobakter pylori ilişkili gastrit, atrofik gastrit, çölyak hastalığında emilim azalmaktadır. Bu gibi malabsorbsiyon durumlarının varlığında daha yüksek dozlarda l tiroksin kullanmak gerekir.

    Gastrik bypass cerrahisi geçiren hastalarda l tiroksin emilimi ile ilgili bir değişiklik beklenmez çünkü emilim primer olarak ileumdan olmaktadır. Ancak kilo ile ilişkili doz planlaması yapıldığından zayıflama olacağı için gastrik bypass hastalarında doz azaltmak gerekebilir.

    Yapılan bir çalışmada L tiroksin bir grup tiroid hastasında sabah açlıkta, bir grupta kahvaltı ile birlikte, bir gruba da yatma zamanı verilmiş. Altı ay sonra yapılan değerlendirmede THS da azalma en fazla açlık ta kullanan grupta olduğu görülmüştür. Yani en faydalı kullanım sabah açlıkta kullanım olmuştur (J Clin Endocrinol Metab. 2009;94:3905-3912).

    Ancak başka sonuçlar bildiren çalışmalarda vardır 84 hastanın değerlendirildiği bir çalışmada, kahvaltıdan 30 dk önce alınan ilaç ile ana öğünlerin birinden 1 saat önce veya gece yatarken alınan ilaç arasında sonuç bakımından fark gözlenmemiş, aynı etkiyi göstermiştir. (Skelin M. Effect of timing of levothyroxine administration on the treatment of hypothyroidism: a three-period crossover randomized study. Endocrine. 2018;62:432-439).

    Bazı ülkelerde L tiroksinin sıvı ve jel şeklinde hazırlanmış ürünleri vardır. Bunlar boyalı şeker, glyserol, alkol, laktoz gibi katkı maddeleri içermediği için daha iyi emilim olmaktadır.

    Sonuç olarak L tiroksin ilacının kullanma zamanı olarak sabah kahvaltıdan 30-60 dk önce önerilmektedir. Ancak yaşam tarzı, iş hayatı ya da değişik nedenler ile sabah alamayan hastalar için, özellikle sabah mecburi ilaçları olan hastalar için ana öğünden 1 saat önce veya gece yatarken kullanmak gibi seçeneklerin de olduğunu hastalar ile paylaşmak gerekir.

  • Prenses Epifiz

    Prenses Epifiz

    Bizim güzel kızımıza artık bir büyücü elma mı vermiş, zehirlemiş mi, lanetlemiş mi tam hatırlayamıyorum, hatırladığım tek şey yatakta boylu boyunca uzanmış yatıyor. Tahmin ettiğiniz gibi prensi bekliyor. Prensimiz onu gerçek aşk öpücüğüyle bu lanetten kurtaracak (yani inşallah).

    Benim kafamı kurcalayan şey ise prensesin EPİFİZ bezi acaba ne durumda.

    Şekildeki ufak kırmızı nokta ile gösterilen yer epifiz parçacığı. Nerdeyse o küçük kırmızı nokta kadar ufak 120/150 miligram arası ağırlığında. Kendi küçük ama marifeti büyük: biyolojik saatimizden o sorumlu. Biyolojik saat veya sirkadiyen ritim denen şey vicudumuzun periyodik olarak yapması gereken şeylerin sırası demek. Örneğin uyku düzeni, adet görme zamanı gibi. Epifiz bunu MELETONİN adlı bir hormonla yapıyor. Meletonin ilginç bir özelliği etraftan göze ilişen ışık çok ise az salgılanmasıdır. Meletonin az salgılanması da uykuya dalamamayı beraberin de getiriyor.

    Kaliteli bir uyku için kanımızda yeterli miktarda meletonin olmalı. Meletonin kanda az olursa uykuya dalmakta zorlanma veya az uyuma, çok olursa da uykuyu alamama daha çok uyuma isteği gibi durumlara neden oluyor. Anlaşılan bizim uykucu prensesimizin meletonin miktarına diyecek yok.

    Meletonin ergenlerde bolca salgılanmakta buda haliyle çok uykuyu, çok uykuda annelerin huzursuz söylenmelerini beraberinde getirmekte. Yaşla birlikte maalesef salınımı azalmakta buda yaşlı insanların da az uyyabilmesine, derin uykuya dalamamalarına neden olmakta.
    Meletonin genelde akşam saat dokuzda salınmaya başlar, en yüksek seviyesine gece saat 2-4 aralığında ulaşır.Bu durumda sağlıklı uyku düzeni adına yapmamız gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

    1. Yatak odalarınızdaki gece lambaları soluk kırmızı renk olsa iyi olur.

    2. Gece kalktığınızda ne kadar az ışığa maruz kalırsanız o kadar iyi.

    3. Gece geç saate kadar televizyon izlemek ciddi bir sorun (karşısında uyumak uykuyu alamama nedeni)

    4. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.

    5. Uyuduğunuz yer çok karanlık olmasın güneş ışığını alabilmeli. Siyah tarzı koyu renkli perdeler gereğinden çok uyumanıza neden olabilir.

    Bu tavsiyeler benim gibi sıradan insanlara tabi siz prensesseniz öpülmeyi bekleyebilirsiniz!

  • Kalınbağırsak kanserli hastalarda televizyon karşısında geçirilen fazla zaman yaşam sürelerini kısaltıyor mu?

    Kalınbağırsak kanserli hastalarda televizyon karşısında geçirilen fazla zaman yaşam sürelerini kısaltıyor mu?

    Hareketsiz yaşam tarzının kalp hastalıkları, diyabet, obezite gibi ciddi sağlık problemlerine zemin hazırladığı bilinmektedir. Ayrıca hareketsizlik; iskelet, kas, dolaşım, solunum, sindirim, boşaltım sistemi, endokrin sistem gibi vücuttaki pek çok mekanizma, pek çok sistem üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Bunların yanı sıra hareketsiz yaşam, bazı kanser türleriyle de yakından ilişkilidir. Özellikle hareketsiz yaşamın kalınbağırsak kanserine etkisi üzerine birçok çalışma yapılmış ve bu hastalarda hareketsiz yaşamın, ölüm oranlarını artırdığı, fiziksel aktivitelerin ise bu oranları azalttığı gösterilmiştir.

    Özellikle de televizyon karşısında geçirilen zaman, bunda en büyük pay sahibi olarak gösterilmiştir. Çünkü; televizyon izleme, hareketsiz yapılan en yaygın aktivitedir. Öyle ki; yapılan araştırmalara göre Türk halkı, günde ortalama 4 saatini televizyon karşısında geçirmektedir.

    Journal of Clinical Oncology’nin Mart 2014 sayısında yayımlanan kapsamlı bir çalışmada ilk kez kalınbağırsak kanserli hastalarda, günlük televizyon karşısından geçirilen süreyle ölüm oranları arasındaki ilişki ortaya konulmuş, ayrıca hastalığa yakalanmadan önce ve sonra yapılan fiziksel aktivitelerin bu oranlara etkisi karşılaştırılmıştır.

    Bu çalışmada; kalınbağırsak kanserli yaklaşık 5600 hasta değerlendirilmiş, teşhis öncesi ve teşhis sonrası günlük televizyon izleme süreleri ve haftalık düzenli fiziksel aktivite süreleri ile genel ölüm oranları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ve sonuçta; teşhisten önce, haftada 7 saat ve üzeri düzenli fiziksel aktivite yapmış olan kalınbağırsak kanserli hastalarda genel ölüm riskinin %20, hasta olduktan sonra haftada 7 saat ve üzeri düzenli fiziksel aktivite yapanlarda genel ölüm riskinin %31 daha düşük olduğu görülmüştür. Bunun yanında, teşhis öncesi günde 0-2 saat arası tv izleyenlere kıyasla günde 5 saat ve üzeri tv izleyenlerde genel ölüm riskinin %22; teşhisten sonra günde 0-2 saat arası tv izleyenlere kıyasla günde 5 saat ve üzeri tv izleyenlerde ise genel ölüm riskinin %25 daha yüksek olduğu belirtilmiştir.

    Sonuç olarak; televizyon karşısında geçirilen fazla zamanın, yaşam sürelerini doğrudan etkilediği ortadadır. Bu yüzden televizyon karşısında geçirilen vaktin olabildiğince azaltılması, fiziksel aktivitelerin olabildiğince artırılması gerekmektedir. Unutmayalım ki; televizyonsuz yaşamak elbette ki kolaydır, ancak sağlığı bir kere kaybettikten sonra yeniden kazanmak hiç de kolay değildir. Bu yüzden sağlığımızı kaybetmeden gereken önlemleri almamız ve bu konuda hekimlerimizin tavsiyelerine kulak vermememizde son derece yarar vardır.

  • Diyabetin farkında olmak

    Diyabetin farkında olmak

    Dünyada ve ülkemizde diyabet ve diyabete bağlı gelişen sağlık problemleri giderek artmaktadır. Bu nedenle dünyada 14 Kasım Dünya Diyabet Günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmakta ve bu anlamda farkındalık yaratmak hedeflenmektedir.

    1- Açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri nedir? Normal olarak kabul edilen değerler nedir?

    Açlık kan şekeri en az 10-12 saat açlıktan sonra sabah aç karnına alınan kanda yapılan kan şekeri ölçümüdür. Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl’nin altındadır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir. Tokluk kan şekeri ise yemekten 2 saat sonra yapılan kan şekeri ölçümüdür. Tokluk kan şekeri 200 mg veya üzerinde ise yine diyabet tanısı konur.

    2- Gizli şeker hastalığı ne demektir?

    Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

    Pre-diyabet varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır veya tokluk kan şekeri 140-199 mg arasındadır. Prediyabette kalp damar hastalığı riski 1.5 kat fazla iken diyabette kalp sdamar hastalığı riski 2-4 kat daha fazladır.

    3- Şeker yüklemesi nedir? Hamilelikte ne zaman şeker yüklemesi yapılır?

    OGTT’de, bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek içildikten yarım, 1 ve 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140 mg/dl’nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl’nin üstünde ise diyabet tanısı konulur.

    Hamile kadınlarda şeker hastalığı teşhisi için 24 üncü gebelik haftasında (altıncı gebelik ayında) şeker yükleme testi yapılmalıdır. Ailesinde şeker hastalığı olanlar, ileri yaşta gebe kalanlar ve aşırı kilolularda testler daha erken önerilir. Önce basit bir tarama testi yapılır. Gebe kadına günün herhangi bir saatinde açlık veya tokluk aranmaksızın 50 gr glikoz içirilir, bir saat sonra kan glikoz düzeyi 140 mg/dl altında ise şeker hastalığı yoktur. 140 mg/dl üzerinde ise şeker hastalığı şüphesi vardır. Bu durumu netleştirmek için 3 saatlik 100 gram glikoz ile yükleme yapılması gerekir. Üç saatlik şeker yükleme testinde açlık kan şekeri 95 mg/dl altı, birinci saat sonrası kan şekeri 180 mg/dl altı, ikinci saatlik kan şekeri 155 mg/dl altı ve üçüncü saatlik kan şekeri 140 mg/dl altında olmalıdır. Bu değerlerin iki tanesi fazla ise hamilelik diyabeti yani tıp dilindeki adı ile gestasyonel diyabet teşhisi konulur

    4- Şeker hastalığında kalıcı tedavi var mı?

    Tip1 şeker hastalarında vücutta insülin yetersizliği olduğu için bu hastalar insülin kullanmak zorundadır. Yaşam tarzı değişikliği ile birlikte insülin tedavisi kaçınılmazdır ve süreklidir. Tip 2 şeker hastaları iyi bir diyet , egzersiz ile hastalığı bir süre kontrol altında tutabilirler bir süre sonra ağızdan şeker ileçlerı kullanmak zorunda kalabilirler. Bazı tip 2 diyabet hastalarında ağızdan kullanılan şeker ilaçları yetersiz gelir ve insülin kullanma ihtiyacı olur. Prediyabet hastaları diyet ve egzersiz yaparsa normal metabolik duruma dönebilir, dikkat etmezler ise şeker hastalığı gelişir.

    Eğer şeker hastalığı gelip geçici bir pankreas hastalığına bağlı ise o hastalık iyileştiğinde şeker de normalleşebilir. Ya da şeker yüksekliği bazı ilaçların kullanılmasına bağlı ise ( kortizon gibi) , o ilaç kullanımı sonlandığında şeker deüzeyide normalleşir.

    5- İnsülin hangi değeri aşınca kullanılır?

    Ağızdan uygun dozda ve çeşitte kullanılan şeker ilaçları ve diyete rağmen kan şekeri değerleri hala yüksek seyrediyorsa insülin kullanmak gerekir. Karar vermekte kullanılan laboratuar değeri genellikle 3 aylık şeker ortalaması denilen hemoglobin A1C testidir. Bu testin normali %6 nın altında olmasıdır. %6-7 arasında olması iyi kontrolü gösterir, %7-8 iyi kontrol değildir, %8 üzerinde olması tedavi değişikliğini gerektirir. Ağızdan ilaç kullanma seçeneği kalmadı ise %8 üzerinde insüline geçmek gerekir.

  • Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Tüm vücutta yaygın ağrıların hissedildiği, eşlik eden yorgunluk, uyku düzensizlikleri, karın şişkinliği ve gaz, baş ağrılarının olduğu Fibromiyalji Sendromunu pek çok kişinin ne yazık ki hayat kalitesini ciddi biçimde azaltıyor.

    Aslında Fibromiyaljiye çare bulmak mümkün. Özenli bir şekilde bu ağrıya neden olan faktörleri düzeltecek yaşam biçimi düzenlemeleri yapılmalı.

    Yaşam düzenlenmesinde ele alınması gereken ilk alan uyku mekanı. Uyku sorunları bu hastalığın bir parçası olabildiği gibi, yeterli ve kaliteli uykudan mahrum olmak da ağrıları ve diğer şikayetleri artırıyor.

    Derin uykuda salgılanan büyüme hormonu ve melatonin gibi hormonların vücuttaki hasarları tamir edici etkileri var. Keza yetersiz uyku, “serotonin” adlı hormonun düzeylerini azaltarak hem ağrıları hem de fibromiyaljiyle birlikte sık görülen depresyon, çökkünlük hissini artırıyor.

    Sonuç olarak iyi ve sağlıklı bir uyku için dikkat edilmesi gerekenler şunlar:

    1. Yatak odasında uyku zamanı tam karanlık sağlamak önemli. Az bir ışık bile derin uykuya geçişi bozarak uyku kalitesini düşürüyor. Başucunuzdaki ufak elektrikli alarm saatinin ışığı bile, hele ki mavi ışık ise uykunuzu olumsuz yönde etkiliyor

    2. Yatak odasındaki elektromanyetik alan kaynaklarını olabildiğince azaltmak elzem. Elektromanyetik uyku sırasında bize verdiği zarar daha fazla. Cep telefonu kapalı bile olsa yatak odamızda kesinlikle bulunmamalı. Kablosuz telefonlar için risk belki daha bile fazla. Televizyon, elektrikli saat, çok sayıda elektrikli cihaz da benzer zararlara neden oluyor. Kablosuz internet bağlantısının kapatılması da önemli. Komşularımızdan gelen Wi-Fi sinyallerini engellemek mümkün olmasa da bize en yakın kaynağı kapatmak maruz kaldığımız olumsuz etkileri azaltıyor.

    3. Yatak odasında televizyon seyretmek, çalışmak, bilgisayar kullanmak gibi aktivitelerden kaçınmak gerek ve bu alanı sadece uyku alanı olarak belirlemekte fayda var.

    4. Akşamüstü saatlerinden sonra kafeinli içecek ve gıdalardan kaçınılmalı. Yine akşam saatlerinde yenecek şekerli, karbonhidratlı gıdalar ve abur cuburlar gece şeker düşmelerine neden olarak uykumuzu bozuyor.

    5. Uykunun hemen öncesinde televizyon, bilgisayar, cep telefonu ile uzun zaman geçirmek uykuyu olumsuz etkileyen faktörlerden. Bu aktiviteleri uykudan en az bir saat önce bırakmak daha sağlıklı bir uyku sağlıyor.

    6. Yatak odasını çok sıcak tutmak da uykuyu bozan bir diğer faktör. İdeal sıcaklık 21-24 derece arası, yani pek çoğumuzun yaptığının aksine yatak odasının hafif serin olması daha iyi.

    7. Egzersiz fibromiyalji tedavisinin olmazsa olmazlarından. Egzersizin bir diğer olumlu etkisi de uyku üzerine. Gün içinde yapılan egzersiz, fizik aktivite gece uykuya dalmayı kolaylaştıran bir faktör.

  • Kapsül endoskopi nedir?

    Kapsül endoskopi sindirim sisteminin kapsül kamera aracılığıyla incelenmesi işlemidir. Standart endoskopiden farklı olarak fiberoptik kablolar kullanmak yerine, içinde kamera bulunan bir kapsülün yutulması ve bu kapsülün sindirim sistemi boyunca görüntü kaydetmesi ile yapılır. Bu görüntüler hastanın üzerinde taşınan bir cihaz tarafından kaydedilir ve daha sonra monitörde incelenir. Kapsül yutulduktan sonra yaklaşık 8 saat boyunca kayıt alınır, 10 saat sonra vücudu terk eder. Kayıt için karına yapıştırılan sensorlar kullanılır. İşlem bitince bu sensorlar çıkartılır.

    İşlemin standart endoskopiden diğer bir önemli farkı, herhangi bir sedasyon (uyutma) gerektirmemesi, üzerinizde kayıt cihazını taşırken normal günlük aktivitelerinizi sürdürebilmenizdir.

    Bugün için üç çeşit kapsül mevcuttur;

    PillCam ESO 2: özofagus (yemek borusu) kapsülü

    PillCam SB 2 : ince bağırsak kapsülü

    PillCam Colon : kalın bağırsak kapsülü

    İnce bağırsak incelemesi günümüzde en çok kullanılan kapsül endoskopi yöntemidir. Sindirim sistemi kanamalarında, mide ve kalın bağırsakta kanama nedeninin bulunamadığı durumlarda, Crohn hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarının incelemesinde, ya da ince bağırsak tümörleri gibi hastalıklarda kullanılmaktadır.

    Kapsül Kolonoskopi

    Kolon kapsülü ile yapılan kolonoskopi son yıllarda kullanılmaya başlanılmış bir inceleme yöntemidir. Kalın bağırsak incelemesinde günümüzde hala en duyarlı yöntem standard kolonoskopidir ancak bunun yapılamadığı hastalarda (örneğin sedasyon kontrendikasyonu –uyutmanın sakıncalı olduğu- olan hastalar ya da kolonoskopi işlemini kabul etmeyen hastalar) kapsül kolonoskopi tarama amacıyla kullanılabilir, çünkü ağrısız bir işlem olduğu için analjezi ve sedasyon gerektirmez. Birgün önceden yapılan bağırsak temizliğinden sonra, takibeden sabah kapsül yutulur. On saat kadar işlem sürer, bunun 8 saatinde kalın bağırsak görüntüsü kaydedilir.Bu sürenin bitiminden sonra kapsül dışkı ile kendiliğinden atılır. Kaydedilmiş olan bu görüntüler hekim tarafından daha sonra izlenerek rapor edilir.

    İşlemin sürdüğü 10 saat boyunca hastanın yatması gerekmez, üzerinde taşıdığı kayıt cihazıyla günlük aktivitelerini sürdürebilir.