Etiket: Ruhsal

  • Yorgunluk Nedir?

    Yorgunluk Nedir?

    Yorgunluk çok karşılaşılan bedensel veya ruhsal yakınmaları ifade eden bir durumdur. Çok fazla karşılaşılması ile birlikte, kişilerin fizyolojik ya da psikolojik hastalıklarının bir sebebi de olabilir. Yorgunluk süreci uzun sürüyorsa bir uzmanla görüşülmesinde fayda olacaktır. Eğer yorgunluk organik bir rahatsızlığa bağlı değil ile psikiyatrik bir muayene ile sebepler öğrenilebilir.

    Ruhsal Yorgunluk

    Ruhsal yorgunluk, kişilerin gün içerisindeki enerji düşüşleri, halsizlik, konsantrasyon eksiklikleri, asabiyet, halsizlik gibi belirtileri gösterir. Sabahları yorgun uyanmak ve düşük enerji ile güne başlamak bunun bir sebebi olabilir.

    “Izdırap duyduğumuz yorgunluğun en büyük kısmı ruhtan doğar, tamamıyla fiziki olan yorgunluk, hakikatte nadirdir.” Chris Hadfield

    Psikolojik Yorgunluk Belirtileri

    Kendini mutsuz hissetme,

    Hiçbirşey yapmak istememe,

    Hiçbirşeyden zevk alamama,

    Ne yapacağını bilememe,

    Aşırı hassaslık ve tepkisellik, bu belirtilerin çözülmemesi ve uzun süre devam etmesi Depresyon’a sebep olabilirken, konuyla ilgili sıkıntı yaşayan kişiler mutlaka bir uzmandan destek almalılar.

    Ruhsal yorgunluk kişileri yıpratabilir, yorabilir ve hayattan zevk almalarına engel olabilir. Bu noktada kişilerin hem ruhsal hemde fiziksel olarak dinlenmeleri gerekebilir.

    Psikolojik Yorgunluktan Nasıl Kurtulabiliriz

    Bu durum genellikle kişilerin yaşamı algılama ve anlamlandırmaları ile yakından ilişkilidir. Hayata ve ilişkilere yüklenen anlamlar kişilerde ruhsal bir ağırlığa sebep olabilir. Kendi sorunları ile birlikte başka kişilerin sorunlarını taşımak kişilerde psikolojik yük olabilir ve kişilerin yorulmasına, yavaş yavaş tükenmesine sebebiyet verebilir. Bu noktada kişilerin biraz kendilerine dönmeleri kendilerine biraz zaman vermeleri ve buna yönelik yaşamlarını devam ettirmeleri iyi olabilir.

    “Soyut akla musallat olan bir yorgunluk var ki, en korkuncu o. Fiziksel yorgunluk gibi insana ağırlık yapmaz, duyguların öğrettiklerinin verdiği yorgunluk gibi kafa karıştırmaz.sahip olduğumuz dünya bilincinin üzerimize çöken ağırlığıdır o,kendi ruhumuzla soluk alamaz oluşumuz.”Fernando Pessoa

    Diğer taraftan kişilerin, yaşadıkları psikolojik yorgunluk sebepleri mümkünse azaltılmalı ve sosyal destek, sevdikleri ile zaman geçirmesi arttırılmalıdır.

    Konuyla ilgili bir makale; Kronik Yorgunluk Sendromu

    Bir de kitap önerisi; Kronik Yorgunluk- Mary Burgess, Trudie Chalder

  • Çocuk ruh sağlığında erken tespitin önemi

    Hekim olmanın temel sorumluluklarından bir tanesi hastalığı tedavi etmekten çok insanları hastalıktan korumaktır. Hele bir de çocukların hastalıkları ile ilgili bir uzmanlık alanınız varsa koruyucu hekimlik adına çok şey yapmak zorundasınızdır. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir dönem boyunca bu köşede anne babalara rehber olabilecek bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışmaktayım.

    Peki çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar önlenebilir mi?

    Hastalıkların tamamen önüne geçilmesi mümkün olmasa bile erken tespitle, önleyici tedbirler alınabilmektedir. Örneğin Down sendromu, Fenilketanüri, Tiroid Bozuklukları gibi bazı organik hastalıkları, anne karnında veya erken bebeklik döneminde yapılan tarama testleri sayesinde teşhis edebilmekteyiz. Fakat ruhsal bozukluklar için elimizde bulunan tarama yöntemleri ve değerlendirme araçları buna olanak tanımamaktadır. Otizm gibi çok sık rastlanan bir ruhsal bozukluğu anne karnında tespit edememekteyiz. Çocuğun, 24-36 aylarda gösterdiği bazı davranışlar bize bunu düşündürmektedir.

    Koruyucu hekimlik adına, risk gruplarını ve kalıtsal olduğunu bildiğimiz ruhsal bozuklukları erken tespit edip önlemler almak, kaçınılmazmış gibi görünen sonuçları kontrol altına alabilmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu noktada anne babaya danışmanlık verilmesi, seminerler, televizyon programları, el kitapçıkları gibi bilgi paylaşımları da sosyal sorumluluğun bir parçası olarak düşünülebilir.

    Örneğin, okul öncesi gruplarlarda erken tespit edilebilen öğrenme bozuklukları uygun tedavi ve destekle çocuğun bütün okul hayatında dramatik değişikliklere yol açabilmektedir. Düşünün ki 5 yaşında anaokuluna giden bir çocuğunuz var. Sınıfta verilen boyama etkinliklerine katılmak istemiyor, çok basit çizimleri kopyalamakta zorluk yaşıyor, kalem tutuşu ile ilgili belirgin bir sorunu var. Bu çocuğun altta yatan yetersizliğinden dolayı etkinliklere katılmaktaki isteksizliği, belli bir süre sonra okulda uyum sorunları yaratabilir. Eğer bu çocuğun risk grubunda olabileceği düşünülür ve birinci sınıf düzeyine gelmeden buna yönelik önlemler alınırsa, çocuğun ilköğretim hayatı travmalardan uzak başlayacaktır. Eğer sorun tespit edilmezse; anasınıfında çok basit bir çizimi bile yapamayan bir çocuk, birinci sınıf düzeyinde karmaşık el yazısı çalışmalarında zorlanacak, okulu nefretle anmaya başlayıp birçok sorun çıkartacaktır.

    Dört yaşında bir çocuk eline çakmak alıp evdeki eşyaları yakma girişiminde bulunuyorsa, elindeki bıçakla etrafındakilere oyun amaçlı bile olsa saldırıyor ve yaptığı eylemin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendimi öldürmek istiyorum gibi tehditkâr sözler sarf ediyorsa, sorun bağıra bağıra “geliyorum” diyordur aslında. Dürtüsel (yani aklına estiğince davranma biçimi) davranışları ön planda olan çocuklar, sonradan davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara aday olan çocuklardır ki bu çocukların erken tespiti ve tedavisi çocuğun bütün hayatının gidişatını değiştirebilir.

    Çocuğunu veya öğrencisini iyi gözleyebilen, herhangi bir problem davranış karşısında bunun nedenlerini araştırırken; neler olabilir? ne yapabilirim? gibi sorgulayıcı bir tutum sergileyen birçok duyarlı ebeveyn ve öğretmenler, risk grubu çocukları tespit etme ve yönlendirme konusunda kritik önem taşımaktadır.

    Eğer çocuğunuzun, kendi yaşıtları ile karşılaştırdığınızda bazı davranışlarında ve tutumlarında farklılık gözlemliyorsanız, bu bir ruhsal bozukluğun ön belirtisi olabilir. Duyarlı bir yaklaşım, sorunu basite almama, doğru bir değerlendirme ve önleyici yaklaşımlar, sorun olabilecek bir durumu sorunsuz bir hale getirebilir.

  • Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları

    Çocuklar doğdukları dönemden itibaren farklı gelişim dönemlerinde farklı özellikler gösterirler. Bu dönemlerde belli yetenek ve becerileri kazanırlar. Bu becerileri kazanırken ebeveynlerin ilgi destek ve uyarılmalarına ihtiyaç duyar, bu ilgi vedestekle bu yeteneklerini basitten karmaşığa doğru geliştirirler. Örneğin agulamaya başlayan çocuk heceleri, sonra kelimeleri, sonra da cümleleri söyler. Anne ve baba çocuğun bu dönemlerdeki özelliklerini bildiğinde ve bu özelliklere uygun davrandığında çocuğun ruhsal gelişimi sağlıklı bir şekilde devam eder. Ancak uygun destek ve yaklaşımlar olmadığında ise ruhsal gelişimde sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları sorun olduğu dönemlerde ebeveynlere sorunların çözümünde yol gösterir ve çocuğun gelişimini tekrar sağlıklı bir yola girmesini sağlar.

    Genetik ve çevresel nedenlerle çocuklarda bazı ruhsal rahatsızlıklar görülebilir. Bazen genetik yatkınlığı olan çocuklarda, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları bu ruhsal hastalıkların ortaya çıkışını tetikleyebilir. Bazen de genetik yatkınlık nedeniyle ortaya çıkan ruhsal belirtiler, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları ile şiddetlenebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, tik bozukluğu, konuşma bozuklukları, çiş- kaka kaçırma, otistik bozukluk, gelişim geriliği, depresyon, iki uçlu bozukluk, intihar, takıntılar, madde kullanımı, yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, okul fobisi, panik bozukluk), travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, uyku bozuklukları, psikotik bozukluklar… çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar olup bu bozukluklar başta çocuğun, uyumunu, ilişkilerini, akademik becerilerini aynı zamanda ailenin yaşamını olumsuz etkiler. Bu bozukluklar ortaya çıktığında çocuk psikiyatrisine başvurulduğunda, yapılan değerlendirmeler sonrasında, uygun destek, yaklaşım ve tedavi ile çocuğun okul, sosyal ve aile yaşamındaki olumsuz etkilenmesi azaltılabilir ya da düzeltilebilir. Ancak bu ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilmediğinde ise, çocuğun şimdiki ve gelecekteki yaşamını olumsuz etkiler. Bu nedenle ailelerin çocuklarındaki ruhsal belirtiler için dikkatli olması, bu belirtiler çocuğun yaşamında olumsuz sonuçlar doğurmadan psikiyatrik destek almaları önemlidir.

    Aileler çocuklarında ruhsal sorunlar olup olmadığını anlamak için yaşıtlarından farklı özelliklerinin olup olmadığına (geç konuşma, fazla hareketli olma, derslerde dikkatini sürdürememe, öğrenmede güçlük yaşama, kurallara uymakta güçlük çekme gibi) dikkat etmeleri, bunları fark etmeleri ve bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatristlerinden yardım almaları önemlidir. Yine çocuklarının her zamankinden (eskiden beri olan özelliklerinden farklı olarak) daha fazla sinirli olması, mutsuz olması, isteksiz olması, uyku sorunları yaşaması, takıntılarının, tiklerinin olması, sıkıntılı ve kaygılı olması, daha fazla hareketlenmesi, çok konuşması, enerjik olması, yeme sorunlarının olması, kilo alması, madde kullanması, kendine güvensiz olması, endişeli, korkulu olması, çiş-kaka kaçırması, tırnak yemesi, kendine ve çevresine zarar vermesi şeklindeki yakınmaları başladığında bunların ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanıyor olabileceğini fark ederek uygun psikiyatrik destek için baş vurmalıdırlar. Bu yakınmalarla baş vuran çocukların ayrıntılı değerlendirmesi yapılıp, neden olan durumlar araştırılıp uygun tedavi desteği sağlandığıda yakınmaları büyük olasılıkla azalacak yada düzelecektir. Aileler bilmelidir ki ruhsal rahatsızlıklarla çocuğun uzun zaman geçirmesi hem bu ruhsal rahatsızlığının çocuğa daha fazla zarar vermesine neden olacak hem de yeni ruhsal rahatsızlıkların gelişmesine zemin yaratacaktır. Bu nedenle aileler çocuklarında olan davranış ve duygusal değişiklikleri zamanında fark edip zaman geçirmeden psikiyatrik destek almalı, ruhsal sorunlar daha şiddetlenmeden ve yeni ruhsal rahatsızlıklar tabloya eklenmeden hızla tedavi arayışına girmelidirler.

    Çocuk ve ergenler gelişim özelliklerinde yada ruhsal nedenlerle sorun yaşadıklarında aile okul ve sosyal ilişkileri de olumsuz etkilenir. Bu sorunlarla baş etmek çocuk ve aile için güçleşir. Aileler kendilerini çaresiz, tükenmiş hissedebilir ve çocuklarıyla yoğun çatışmalar yaşayabilirler. Yine bazen anne babalar, sorunlar karşısında çocuklarına nasıl davranacakları konusunda güçlük yaşayabilirler. Aynı şekilde çocuklar da aileleriyle didişir, yoğun sorunlu bir ilişki tarzı geliştirebilirler. Bu gelişimsel ve ruhsal sorunlar bir aile çatışması, ilişki sorunu yumağı haline gelebilir. Gelişimsel ve ruhsal sorunlar hakkında ailenin bilgilendirilmesi, uygun yaklaşımlar konusunda rehberlik edilmesi, primer ruhsal sorunun çözümü, aynı zamanda ailenin çocukla-çocuğun aile ile karşılıklı yaşadığı ilişki sorunu yumağını da çözecektir. O nedenle aileler hem gelişimsel ve ruhsal sorunların aile ilişkisine olumsuz etkisinin farkına varmalı ve uygun psikiyatrik desteği almak için bir çocuk psikiyatristi uzmanına başvurmakta gecikmemelidirler.

    Çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde, çocuk ve gençlere gelişim özellikleri, gelişim sorunları ve tüm ruhsal sorunları açısından gerekli psikometrik testler ve kapsamlı ruhsal değerlendirme yapılarak uygun tedavi yaklaşımlarıyla çocuk ve gençlerin ruhsal sorunlarının azaltılmasında yada düzeltilmesinde destek sağlanacaktır.

  • Hamilelikten Önce Terapi Şart

    Hamilelikten Önce Terapi Şart

    Hamileliğinizi doğacak bebeğinizin tatlı telaşıyla geçirmeniz en doğal hakkınız. Oysa ruhsal sıkıntılarla geçen hamilelik dönemi ve üzerine de zaten eklenecek olan diğer faktörler (hormonal değişiklik, duygusal iniş ve çıkışlar, görünüşünüzdeki değişikler ve s.) maalesef bir çok anne adayının hayatını kabusa çevirebiliyor. Dünya sağlık örgütünün verdiği rapora göre gelişmiş ülkelerde hamile kadınların %10’u, lohusa kadınların ise %13’ü ruhsal rahatsızlıklardan mağdurken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran daha yüksektir (%15.6 hamilelik dönemi, %19.8 lohusalık dönemi) (Fisher et al., 2012). Çok ilerleyen vakalarda psikiyatrik takip gerektiren bu vakalarda yarar-zarar oranı ölçülerek gebelik sürecinde ilaç başlatılan durumlar da sıklıkla karşılaştığımı durumdur. %2-%3 oranında doğum anomalilerine sebep olduğu gerekçesiyle gelişmiş ülkelerde aksi mümkün olmadıkça psikiyatrik ilaçlar reçete edilmez. (Merck Manual, 2007)

    Ayrıca, ruhsal sağlığı yeteri kadar iyi olmayan anne adaylarında en sik karşılaştığımız durum ise doğumu takip eden lohusalık döneminde geliştirdikleri ruhsal sıkıntılardır. Doğum sonrası en kötü senaryo annenin ağır depresyon veya psikoz nedeniyle kendine ve bebeğine zarar vermesi kabul görmüşken, basit görünen ama ister annenin, isterse de bebeğin hayat kalitesini etkileyen durumlarla çok sık karşılaşırız. Ayrıca yeni doğan bebeğin annesine ihtiyacının en fazla olduğu dönemde anne ve bebeğin sağlıklı bağlanması da çok önemlidir.

    Bu durumlardan kaçınmak için ruh sağlığı uzmanı olarak hamilelikten önce ruhsal çatışmalarınızı çözmenizi öneririm. Baş etmekte zorlandığınız travmalar, fobiler, ataklar, duygusal halleriniz hamilelikte tamamen kontrolden çıkmadan baştan tedbir almak en sağlıklısı olacaktır.

    Ayrıca hamileliğiniz suresince kendinizi nötr hissetseniz dahil terapilerinize ara-ara devam etmenizi öneririm. Hormonlara bağlı olarak duygusal iniş ve çıkışlara bağlı olarak ortaya çıkan değişim bazen anne adaylarını korkutabiliyor ve bu değişimleri farklı yorumlama eğiliminde olabiliyorlar. Bu değişimleri terapistinizin izlemesi önemli bulduğum kadar, gebelik sürecinde olan anne adaylarımızın doğum sonrası onları bekleyen değişimlere de ruhsal olarak hazırlanmalarını öneririm. Bebeğinizi dünyaya getirmeye karar verdiyseniz, bu mucize dönemin tadını çıkarmanız çok önemlidir. Çünkü hamilelik biopsikososyal bir dönemdir.

  • Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Tümüyle Anne Baba Olabilmek

    Biyolojik olarak anne baba olmak kolaydır ama önemli olan ruhsal ve toplumsal anne baba olmaktır.

    Biyolojik olarak anne bana olmak için vücudun belirli bir olgunluğa gelmesi yeterlidir. Ama ruhsal ve toplumsal anne baba olmak için yeterli midir?

    Ruhsal ve toplumsal anne baba olmak demek ebeveynin çocuğunun bu yönde gereksinimlerini karşılaması ve yine ebeveynin bunu yaptığı için mutluluk duyması anlamına gelir. Peki çocuğumuzun ruhsal ve toplumsal olarak yetiştirmek için ne yapmalıyız?

    Öncelikle çocuğun ailesinin çok sağlam temelleri atılmış olup anne , baba , kardeş ..vb rolleri iyi bilmesi ,benimsemesi ve ona uygun davranması çocukta bir ” aile” kavramının oluşmasını sağlar ve böylelikle çocuğun ilk toplumsallaştığı grup olan kendi ailesinde bu adım sağlam atılmış olur. Aileden aldığı bu sağlam adımda ruhsal olarak ; sevgi , saygı,şefkat,güven duygusu , kendini bir birey olarak görmesi ,örnek alınabilecek anne baba örneğinin sunulması,sıcak bir yuva …gibi gereksinimleri vardır. Bunların sağlanması ile çocuk kendine güvenli bir kişilik ve sağlıklı kişilik özellikleri geliştirir.

    Çocuğun toplumsal gereksinimleri arasında sağlıklı bir aile kurumunda yaşamak ,ailenin bir bireyi olduğunu kavramak, toplumun değerlerini tanımak , toplumsallaşmak, diğer insanlarla ve özellikle yaşıtları ile iletişim kurmak,arkadaşları arasında değerli bir üye olmak,diğer insanların arasında belirli bir konumda olmak sayılabilir . Bu özellikleri ayrı ayrı yazmış olsak da bu özelliklerin hepsi tümüyle bir çocuğun ruhsal, bedensel ve toplumsal olarak sağlıklı bir şekilde gelişmesinde rolü vardır.

    Günümüzde anne babaların çocuklarının gelişiminde daha çok çocukların biyolojik gereksinimlerine özen gösterdiğini görüyoruz .Aynı şekilde saydığımız ruhsal ve toplumsl özelliklere de özen gösterilip çocuğun yetişmesinde onları da olmazsa olmaz bir faktör olarak düşündüğünde çocuklar tamamıyla tüm gereksinimleri karşılanmış olarak büyümeye hazır hale gelirler. Anne babalığın çocuk yetiştirmesinde öğrenme ile ilgisi vardır. Her anne baba önce kendi ailesinde anne babalığı öğrenir. Bu öğrenmeler örnek olarak her zaman çok uygun olmayabilir. Sonraki yıllarda çocuğumuzu yetiştirirken bu davranışları düzeltmeye hatta değiştirmeye çalışırız ve çocuklarımıza öyle uygularız. Anne baba öğrenmelerinde toplumsallaşma da bize yol gösterir.

    Topmlumun anne baba beklentilerini öğreniriz ve çevremizdeki anne babaların davranışlarını gözlemleriz. Tüm bunların sonucunda çevremizde anne babalıkla ilgili bir imge oluşur. Toplumumuzda anne babalar iyi anne babalığın çocuğun her istediğine olumlu cevap vermek, yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek,anne babasının kendisi için yapamadıklarını kendi çocukları için yapmak, saçını süpürge etmek olduğunu düşünür. Mesela çocuğun istediği ayakkabıyı almak için bazı zorunlu harcamalardan kısıntıya gidebilir ve hatta borca girebilir. Bunlar daha çok biyolojik ve kısmen de olsa toplumsal anne babalıkla alakalı bir durumdur. Bunları yapan anne babalar diğer çocuklarla kendi çocuğunu kıyaslayıp aşağılayabilir , değersizleştirebilir,duygu ve düşüncelerine değer vermeyebilir, çocuğu için yaptıklarını başına kalkar, güvenmeyebilir,şiddet (sözel, fiziksel,duygusal) uygulayabilir,iyi örnek olmayabilir.

    Günümüzde aileler artık “çocukerkil aile” niteliğine bürünmüştür.Yani artık ailenin merkezi çocuk ve çocuğun istekleridir.Ailenin toplumsal ilişkileri onun derslerine sınavlarına ve hatta çocuğun kaprisine göre ayarlanır.Bazı anne babalar çocuğun istediklerini ne kadar yerine getirirse o kadar iyi anne baba olduklarını sanırlar. Böyle bir ilişki çerçevesinde ve aile ortamında çocuklar nereye koşuyor?Anne-babalar çocukerkil aileye alışmış gibi görünmektedir, fakat bir yandan da bundan pek hoşnut olmadıkları anlaşılmaktadır. Çözüm için anne-babalara, topluma ve toplumun değer yargılarının korunmasına gerek vardır. Unutmayalım ki çocuklarımız bir fırında işleme alınmamış hamur gibidir anne babalar isteseler ondan çok güzel pastalar börekler çörekler çıkartırlar isterseler de hamuru bozarlar, bozulmuş hamur olarak fırında pişmeye hazır hale gelirler.

  • Alt ıslatma sorunu nedir? (enürezis nokturna)

    Alt Islatma Sorunu Nedir?

    Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis nokturna, kişinin uyku sırasında istemsiz olarak idrar kaçırma sorununu tanımlamak için kullanılır. Bu tanının alınabilmesi için en az 3 ay boyunca, haftada en az 2 kez alt ıslatmanın olması ve çocuğun en az 5 yaşında olması gerekir.

    Alt Islatma Sorunu Sık Rastlanan Bir Sorun mudur? Düzelir mi?

    5 yaşındaki çocukların yapılan değerlendirmelerinde yaklaşık % 25 gibi yüksek bir oranda alt ıslatma sorunlarının olduğu saptanmıştır. Diğer bir deyişle her beş yaşındaki dört çocuktan birisinde görmek mümkündür. Yaşın ilerlemesi ile kendiliğinden düzelme eğilimi belirgindir. Bu sorunu yaşayan çocukların her yıl % 15 kadarı herhangi bir müdahale uygulanmadan düzelir.

    Alt Islatmanın Nedenleri nelerdir?

    Sıklıkla ailelerin genellikle alt ıslatma sorununu daha çok ruhsal nedenlerle ilişkilendirme eğilimine karşın, alt ıslatma sorununda genellikle ruhsal sorunlar nedeni ile ortaya çıkmaz. Alt ıslatma sorununda kalıtsal faktörler en önemli nedeni oluşturmaktadır. Örneğin anne veya babadan birisinde çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu varsa çocukta benzer bir durumun görülme olasılığı % 50'lere kadar yükselebilmektedir. Bunun dışında çocuğun gelişimsel olarak mesane kapasitesinin gelişimsel olarak küçük olması önemli nedenlerden bir tanesidir. Ayrıca birçok farklı tıbbi rahatsızlık çok daha nadir olmasına rağmen alt ıslatma sorunu tarzında bulgu verebilir (Örn. Şeker hastalığı, omurgalarla ilgili yapısal bozukluklar, epilepsi, çeşitli ilaçlar gibi).

    Ruhsal Sorunlar Alt Islatmaya Neden Olur mu?

    Alt ıslatma sorunu sıklıkla ruhsal rahatsızlık sonrası ortaya çıkmamaktadır. Ruhsal bir sorun sonrasında başlayan durumlarda genellikle çocuğun en az bir yıl kadar altını ıslatmadığı bir dönem bulunur. Bunun dışında özellikle ergenlik dönemine kadar düzelme göstermeyen durumlarda, çocuk bu rahatsızlık nedeni ile sosyal sorunlar yaşayabilir. Bu durumda depresyon dahil olmak üzere birçok ruhsal hastalığa zemin hazırlayabilir.

    Tedavisi Var mıdır?

    Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler üç kısımda incelenebilir:

    Davranışsal uygulamalar: Sıvı kısıtlaması, gece uyandırması, kayıt tutma ve ödüllendirme uygulamalarını içermektedir. Bu uygulamaların ayrıntılarının yazılmamasının nedeni gereksiz müdahalelerle çocuklarının konforunu bozma potansiyeli olan ailelerden çocukları korumaktır.

    Alarm cihazları: Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Yapılan araştırmalara göre en başarılı yöntemlerden birisidir.

    İlaç tedavileri: Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Ailelerin sıklıkla endişe duymasına ve hatta zaman zaman “kısır bırakır, kör eder” tarzındaki mantığa aykırı fikirlerine rağmen alt ıslatma tedavisinde kullanılan ilaç tedavilerinin çocuklarda güvenilirliği birçok bilimsel çalışmada ortaya konulmuştur.

    Evde Neler Yapılabilir?

    Sorunu net bir şekilde tanımlayın. 5 yaşından küçük bir çocukta geceleri alt ıslatma sorunu nedeni ile herhangi bir müdahale yapmaya gerek yoktur.

    Destekleyici olun. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığını bilin.

    Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

    (Bu makale psikiyatri.org/Home_Page.php” target=”_self”>www.cocukpsikiyatri.org adresinden alınmıştır)

  • KENDİNİ TANIMA

    KENDİNİ TANIMA

    Kendini tanıma isteği, bütün insanlarda görülür. Kendisiyle ilgili bilmediği bir şeyleri öğreneceği düşüncesi büyük bir heyecan yaratır insanda. Bu heyecan, korkuyla karışık bir merak duygusudur aslında. Bu tür duyguların yaşanması kaba bakışla şaşırtıcı gibi görünse de insanoğlunun kendisinden sakladığı bir şeylere sahip olduğunun farkında olmasından kaynaklanır bu durum. Herkes zaman zaman kendisini anlayamaz, yaptığı davranışa anlam veremez.

    İnsanın kendini tanıması, çoğu zaman davranışlarının bilinçdışı kaynaklarının bulunması olarak düşünülür. Oysa büyük bir yanılgıdır bu. İnsanın kendini tanıması, bilinçdışı kaynaklarının bulunmasından çok, insanın kendi ruhsal süreçlerinin işleyişini ve bilinebilen içeriğini bilmesidir.

    Kendini tanıma, insanın psikolojik ve fiziksel açıdan kendinde olanları bilmesi, kendinde olanların farkında olması ve bunları doğru değerlendirmesi ile ilgilidir. Bir insanın fiziksel özelliklerini, duygularını, düşüncelerini, istek ve gereksinimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini, amaç ve değerlerini, yeteneklerini ve becerilerini tanıması / bilmesi ve bunların farkında olmasını ifade eder. Kendisini iyi tanıyan bir insan yaşayacakları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve nasıl davranacağını olacağa/yaşanacağa yakın öngörebilir.

    Kendini tanıma denildiğinde esas olarak insanın kendisinin ruhsal özelliklerinin farkında olması, kendi ruhsal özeliklerini bilmesi kastediliyor olsa da insanın bedeninin farkında olması da kendini tanıması ile yakından ilişkilidir. Bir çok insan bedensel özelliklerinin farkında olsa da bunların bazılarını kabul etmek istemez – sanki öyle değilmiş gibi davranır. Örneğin bir çok kişinin şişman bulmadığı ve nesnel ölçütlerin normal vücut ağırlığında gösterdiği bazı kişiler kendilerini şişman bulabilirler. Normal vücut ağırlığında olan bu kişilerin bazıları da bu değerlendirmelerinden etkilenerek zayıflamak amacıyla çeşitli uğraşlara girerler. Verilen bu örnek kişinin bedenini değerlendirmesinde bir yanlışlık olduğunu ve bedenini yeterince ya da doğru tanımadığını göstermektedir.

    İnsanın ruhsal özelliklerini tanıması ise bedensel özelliklerini tanımasına göre daha zor gerçekleşebilen bir durumdur; ancak uzun süreli, sabırlı ve direşken bir çaba ile elde edilebilir. Diğer yandan kendini tanıma, sınırı olmayan/sonu olmayan bir süreçtir. Sınırı olmaması da insanın doğasından kaynaklanır. İnsan zihninin işleyişi ve bilinçdışı, insanın bütünüyle kendini tanımasını engeller. Kendini tanımanın en yüzeysel şekli kişinin hangi durumda nasıl davranacağını, ne tür duygular yaşayacağını bilmesidir. Bundan ötesi ise katman katman ruhsal dinamiklerin çözümlenmesini içerir. Bu çözümleme ise hem bilinçdışı, hem bilinçöncesi, hem de bilinçli ruhsal süreçlerin ele alınması ve bu ruhsal süreçler arasındaki ilişkilerin görülmesi ile mümkündür.

    Kendini tanıma sanıldığından zor bir süreçtir. İnsanın kendi davranışlarını gözlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu sonraki yaşantıları ile sınamasını; en azından belli dönemlerde kendisini ve başkasını yargılamayı bırakabilmesini, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsanın kendini tanıma sürecinde zaman zaman başkalarının değerlendirmelerini alması ve diğer insanlar üzerinde yarattığı etkileri gözlemesi yararlı bilgiler vermektedir. Bu zor yolculuk için cesaret gösteren ve emek harcayanların çabalarının ürünlerini daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurarak alırlar. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkündür.

    Kendini tanımaya çalışan bir çok kişi çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmaktır. Bu tür anket ve ölçeklerin yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmadıkları akılda tutulmalıdır. Özellikle bilimsel yöntemlerle hazırlanmamış anketlerde ortaya çıkan sonuçların olsa olsa bir ipucu gibi düşünülmesi ve bunun doğruluğunun günlük yaşamda sınanması gerekmektedir.

    Kendini tanıma uğraşına girmek isteyenlere biyopsikososyal bir bütün olarak varlığını sürdüren insanı anlamada bazı bileşenler verilecektir. Mesleki ve günlük deneyimlere dayanılarak tanımlanan bu bileşenlerin bir kılavuz niteliği taşıdığı, bilimsel araştırmalarla sınanmamış olduğu, sürekli yenilenmesinin gerektiği, her zaman için eksiğinin olacağı unutulmamalıdır. Belirtilmesi gereken en önemli konulardan birisi de kendini tanıma yolculuğunda ilk durağın zihnin (ruhsal yaşantının) işleyişi konusunda bilgi edinmek ve zihnin işleyiş düzeneklerini mümkün olduğunca anlamak olduğu ve bu yolculuğa çıkmak isteyenlerin mümkün olduğunca konuyla ilgili bilgi edinmesi gerektiğidir.

    KENDİNİ TANIMAK İÇİN KILAVUZ

    Beden

    Fiziksel özelliklerinizi tanımlayınız:

    Bedeninizin genel görünümü

    Yüzünüzün görünüşü

    Vücut ağırlığınız

    Boy uzunluğunuz

    Teninizin rengi

    Fiziksel özellikleriniz ile ilgili duygu ve düşünceleriniz

    Beğenip beğenmediğiniz

    Hoşnut olup olmadığınız

    Başkalarının fiziksel özellikleriniz hakkında ne düşündüğü

    Fiziksel özellikleriniz günlük yaşamınızı nasıl etkiliyor

    Duygu

    Yaşadığınız duyguların farkında mısınız ?

    “Şu an hangi duyguyu yaşıyorum, bu duyguyu yaşamamın kaynağı ne olabilir ?”

    “Yaşadığım duygunun düşündüklerimle bir ilgisi var mı ?”

    “Yaşadığım duygunun çevremdekilerle bir ilgisi var mı ?”

    “Çatışma sırasında ne tür duygular yaşıyorum ?”

    “Duygularının kendisini nasıl yönlendireceğinin farkında olmak”

    Düşünce

    Her zaman aklınızdan geçenleri ve neden böyle düşündüğünüzü bilir misiniz ?

    “Şu an ne düşünüyorum, böyle düşünmemin kaynağı ne olabilir”

    “Şu an yaşadığım duygular düşündüklerimi etkiliyor mu”

    Davranış

    Yaşadığınız olaylar karşısında nasıl bir davranış göstereceğinizi tahmin edebiliyor musunuz ?

    Yaşadığınız duygular davranışlarınızı etkiliyor mu ?

    “Şu an ben ne yapıyorum ?”

    “Neden böyle davranıyorum ?”

    “Böyle davranmamın kaynakları neler olabilir ?”

    İstek ve gereksinimler

    İstek ve gereksinimlerinizi tanımlayınız

    Nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığınızın farkında mısınız ?

    Amaç ve değerler

    Birey olarak yaşamdaki amaçlarınızı tanımlayınız

    Ahlaki, etik, sosyal ve bireysel değerlerinizi tanımlayınız

    Yetenek ve beceriler

    Yeteneklerinizi, becerilerinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizi tanımlayınız

    Neyi bilip neyi bilmediğinizin farkında mısınız ?

    Neyi yapıp neyi yapamayacağınızı biliyor musunuz ?

    Sosyal çevre

    İnsanlarla ilişki kurma biçiminizi tanımlayınız

    İçinde bulunduğunuz sosyal çevreyi ve sosyal çevreniz içindeki rolünüzü tanımlayınız

    Sosyal çevrenizden kaynaklanan güçlerinizi tanımlayınız

    Kişilik Özellikleriniz

    Nasıl bir insansınız tanımlayınız

    Başa çıkma stratejilerinizi ve baş etme gücünüzü tanımlayınız

    Çatışma çözme biçiminizi tanımlayınız

    Çatışma çözme biçiminiz yaşadığınız duygulardan ne kadar etkileniyor ?

    Sizi en iyi hangi sıfatlar (çalışkan / tembel, sorumluluk sahibi / vurdumduymaz, sabırlı / sabırsız- tezcanlı,iyimser / kötümser gibi) tanımlar, belirtiniz

    Çatışmadan kaçınan bir kişi misiniz ?

    Ne olursa olsun çatışmayı kazanmak mı istersiniz ?

    Uzlaşmacı mısınız ?

    Ödün verebilir misiniz ?