Etiket: Ruh

  • 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

    10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

    Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun girişimi ile 1992 yılından bu yana her yıl 10 Ekim günü “Dünya Ruh Sağlığı Günü” olarak kutlanmaktadır. Öncelikli hedefi ruh sağlığı konusunda kamu bilinci oluşturmak ve bu süreçte ruhsal bozukluklara karşı koruyucu çalışmaların ve tedavi hizmetlerinin tanıtılmasını ön plana çıkarmaktır. Bu yazıyı iki bölüm halinde yazacağım. İlk bölüm ruh sağlığının tanımı ve sağlıklı olmayan insan davranışlarının açıklanması üzerine olacak. İkinci bölümde ise ruh sağlığı ile ilgili toplum tarafından bilinen yanlış inanışlara değineceğim.

    RUH SAĞLIĞI NEDİR?

    Ruh sağlığı duygusal, psikolojik ve sosyal sağlığımızı kapsayan bir kavramdır. Düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler. Stresle baş etme şeklimizi, başkaları ile olan ilişkilerimizi ve hayatımızla ilgili yaptığımız seçimleri etkiler. Ruh sağlığı hayatın her evresinde önemlidir. Ruh sağlığı sorunları kişilerin gündelik yaşamlarını ciddi boyutlarda etkiler ve kişilerin kendinden beklenen iş, okul, ev, toplumsal roller ve kendine bakabilme işlevlerini giderek yitirip üretici niteliğini ve sosyalliğini kaybetmesi ve görevlerini aksatmasına sebep olur. Ruhsal hastalıklar tedavi edilemediği zaman daha çok işlev ve işgücü kaybına, ailesel sorunlara yol açmakta, hastalığının yaygınlığının ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olabilmektedir. Ruhsal sağlık problemlerine sebep olan faktörler şu şekilde sıralanabilir:

    • Biyolojik faktörler; genetik yatkınlık ve beyin kimyasının değişmesi

    • Yaşanan hayat tecrübeleri; travmalar ya da istismarlar

    • Ailede ruhsal bir hastalığın olması

    Ruhsal hastalıklar sanılanın aksine toplumun bütününü ilgilendiren bir sorundur ve sanılandan daha sık görülürler. Sıklığı ve yaygınlığı giderek artmakta, toplumun her kesimini etkilemektedir. Ruhsal hastalıklar tedavi edilmediklerinde sonuçları hem bireyi hem de toplumu etkiler ve çeşitli kayıplara yol açabilir. Günümüzde insanların % 25’i- her dört kişiden biri- yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenmektedir. 75 yaşına gelmiş kişiler arasında herhangi bir ruh hastalığı yaşamış olanların oranı %50,8 i bulmaktadır. Ülkemizde ruh sağlığı sorunlarına yönelik damgalama nedeniyle halen psikolojik destek alma konusunda çekinceler yaşanabilmektedir. Yardım almaktan çekinmeyin ve ruhsal problemlerin doğru tedavi yöntemleri ile tedavi edilebildiğini unutmayın.

    ERKEN BELİRTİLER

    Kendinizde ya da sevdiklerinizde ruhsal bir hastalık olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sıralayacağım belirtilerden bir ya da daha fazlasını yaşıyorsanız ruhsal bir sağlık probleminiz olabilir. 

    • Çok fazla ya da çok az yemek ve uyumak 

    • Gündelik hayatınızdaki insanlardan ve işlerden uzaklaşmak ve odaklanamamak

    • Enerjinizin olmaması, sürekli bir yorgunluk hali 

    • Duygusuzlaşma ya da hiçbir şeyin umurunuzda olmaması durumu 

    • Sebepsiz fiziksel ağrılar 

    • Çaresizlik ve umutsuzluk duyguları

    • Bağımlılıkların artması 

    • Normalde olduğundan daha fazla şaşkınlık, unutkanlık, öfke, endişe veya korku durumu

    • Duygu durumundaki ani değişiklikler

    • Sürekli aynı olayı ya da düşünceyi düşünüp durmak

    • Gerçekte olmayan sesler duymak, görüntüler görmek

    • Paranoya ve kurgular

    • Kendine veya bir başkasına zarar verme düşünceleri

  • Psikoterapinin Sağlığımıza Olan Olumlu Etkileri

    Psikoterapinin Sağlığımıza Olan Olumlu Etkileri

    Ruh ve bedenin ayrılmaz bir ikili olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Çünkü bir düşündüğümüzde beynimizin bedenimizin bir parçası olduğunu anlarız. Bilinç, kişisel farkındalık, duygu ve düşüncelerin beynimizin ürünleri olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda zaten ruhsal ve bedensel bağı rahatlıkla kavrayabiliriz. Dolayısıyla, akıl sağlığından bahsederken fiziksel sağlığı göz ardı etmek imkansızdır. Beden ve ruhun birbirinden ayrılmaz olduğunun basit bir kanıtı olarak insanların yeme alışkanlıklarının duygu durumlarına doğrudan olan etkisi düşünülebilir. Örneğin, koca bir dondurma kutusunu bir oturuşta bitirmenin fazla şeker alımına bağlı duygusal çöküntü ve depresif ruh haline sebebiyet verdiği birçok araştırma sonucunda kanıtlanmış bir gerçektir. Buradan da anlaşılacağı gibi basit bir yeme içme durumu bile ruhsal bütünlüğümüzü direkt olarak etkileyebilmektedir. O zaman uyku, fiziksel bağımlılıklar, aşırı yorgunluk gibi birçok fiziksel durum psikolojimizi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilmektedir diyebiliriz.

    Araştırmalarla Destekli
    Amerika’da bulunan Akut Kardiyovasküler Sağlık Birliği’nin 2013’te yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre psikoterapi almanın kalp krizi geçirip hastaneye yatışı gerçekleşen hastalarda ölüm oranını ciddi anlamda düşürdüğü görülmüştür. Raporlara göre yatışı sağlanan hastalara bir psikolog tarafından verilen psikoterapiler sonrasında hastaların başka bir kriz daha geçirme, taburcu olduktan sonra tekrar hastaneye yatma ve ölüm oranlarının çok düşük olduğu tespit edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere kalp sağlığı ve problemleri sadece fiziksel bir durum değil, aynı zamanda psikolojik etkenlere de dayalı bir vakadır. Kardiyologlara göre psikolojik faktörlerin kalp krizi ya da kalp problemleri yaşanmasında büyük rolü vardır. Bu faktörler kişinin kalp krizi geçirme riskini etkilediği gibi iyileşme ve bir daha kalp krizi geçirme oranlarında da büyük etkiye sahiptir. Bütün bu gerçekler göz önüne alındığında kardiyovasküler problemler sadece fiziksel bir rahatsızlık değil aynı zamanda azımsanamayacak kadar da psikolojik etmenlere bağlı bir sağlık problemidir.
    Öfke kontrol problemi, akut/kronik stres, aile içi problemler, yalnızlık gibi problemlerin yüksek tansiyon ve kalp krizlerine sebebiyet verdiğini gösteren birçok bilimsel çalışma da mevcut. Buna göre uzman bir psikologtan alınacak etkili bir psikoterapi bu rahatsızlıkların hatta ölümlerin önüne geçebilmektedir. 

    Psikoterapiden Korkmayın
    Ne yazık ki ülkemizde hala psikolojik destek alma konusunda önyargılar var. Bir insanın fiziksel bir rahatsızlığı ile ilgili olarak doktora görünmesi normal karşılanırken ruhsal sağlık problemleri için bir uzmana gitmesi olumsuz karşılanabilmektedir. Akıl sağlığı ve fiziksel sağlığın ayrılmaz bir ikili olduğu gerçeği birçok kez kanıtlanmış olmasına rağmen o zaman neden hala insanlarımızda psikoterapi korkusu var? Çünkü yardım istemek bir zayıflık veya acizlik durumu olarak algılanır. Sadece yetersiz insanların problemlerini çözme konusunda yardıma ihtiyaçları olduğu düşünülür. Tüm bunlar yanlış ve sağlıksız yargılardır. Kişi ruhsal olarak kendini rahatlamış ve huzura ermiş hissettiğinde fiziksel olarak da ne kadar rahatlamış olacağını görecektir. Çözülmeyen problemler çığ gibi büyür ve kişiyi içine alır. Bağışıklık sisteminin zayıflamasından tutun da birçok kanser türü yine kişilerin içlerindeki açmazların sonucunda olduğu bilinmektedir.

  • Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme sadece formada kalmak için dikkat edilmesi gereken bir konu değilken, aynı zamanda akıl ve ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Sağlıklı ve zinde hissetmek için yalnızca düşünceler veya davranışlar üzerine çalışmamak aynı zamanda beslenme döngüsü, uyku düzeni ve egzersiz programını da düzenlemek gerekir. Bu şekilde kurulan bir sağlam zemin ile uzun vadeli bir iyi olma hali oluşturulabilir.

    Beslenme biçiminiz ile hem bedeninizi hem de beyninizi beslediğinizi unutmayın!! Son dönem araştırmalarına göre beyni yeniden şekillendirmenin ergenlik döneminde bitmediği ve sürdürülebilir olduğu ortaya çıkmıştır. Buna nöroplastisite adı verilir. Nöroplastisite birçok etmenden etkilendiği gibi; doğru beslenme, vitamin ve mineral tüketimi, amino asitler, şeker tüketimi, kahvaltı yapmak veya yapmamak, bitkisel gıdalar, doğru yağları tüketmek olarak sıralayabileceğimiz beslenme biçimlerinden de etkilenmektedir. Dolayısıyla; sağlıklı bir birey olabilmek için diyet ve depresyon ilişkileri de göz önünde bulundurulduğunda besleme düzenimizin ruh ve akıl sağlımızı etkilediğini göz ardı edemeyiz.

    Zinde bir zihin ve sağlıklı bir ruh sağlığı için beslenme odaklı oluşturulacak sağlam temelde:

    • Günde 3 öğün yemek yenmeli,

    •Kahvaltı hem protein hem karbonhidrat, meyve veya doğal meyve suyu içermeli,

    • Kahve tüketimi mutlaka kahvaltı sonrası olmalı (kahvaltı etmeden içilen kahve beynin ön lobu dediğimiz tüm yürütücü işlevlerimizi yöneten bölgeyi olumsuz etkiler),

    • Çok fazla şeker tüketimi stres hormonlarını tetikler,

    •   Aşırı glikoz vücuttaki zarları tıkadığı için nöral iletişim yavaşlar ve iltihaplanmalara olanak tanır,

    •   Badem ve şeftali tüketmek sakin kalmanıza yardımcı olabilir,

    •   Yumurta sarısı hafıza sorunları için faydalıdır,

    •   Yabanmersini bilişsel ve motor işlevlerin artışını sağlar,

    •   B12 eksikliği yorgunluk ve depresyonla ilişkilendirilir; B12 yi yumurta, süt,

    peynir, yengeç, dil balığı gibi doğal besinleri tüketerek alınabilir

    •   B1 eksikliği uyku bozukluğu ve asabiyet ile ilişkilendirilir; B1 i yulaf unu, yer fıstığı, sebzeler ve ayçekirdeği tüketerek alınabilir,

    •   Transyağ; berrak düşünme ve nöroplastisiteyi zayıflatır,

    •   Magnezyum eksikliği gerginlik ve depresyonu tetikler,

    •   Vücut kitle indeksi ne kadar büyükse Alzheimer riskinin o derece yüksek olduğu bilinmektedir,

    •   Göbek bölgesinde biriken yağ iltihaplanmaları arttırmakta ve depresyonla ilişkilendirilmektedir bu da dolayısıyla nöroplastisiteyi olumsuz etkiler. (Arden, 2017)

    Bu bilgiler doğrultusunda beslenmenin genel sağlığınız ve ruh sağlığınız açısından önemli bir temel oluşturabileceğini aklınızda tutarak, beslenme düzeniniz için aile hekiminiz veya konusunda uzman bir diyetisyenden yardım almanızda fayda vardır. Unutmayın akıl ve ruh sağlığı genel sağlığımızın bir bütünüdür ve çok yönlü yaklaşım gerektirir. Nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

  • Ruhsal İhtiyaçlar Nasıl Çözümlenir?

    Ruhsal İhtiyaçlar Nasıl Çözümlenir?

    Her insanın doğuştan getirdiği dürtü ve ihtiyaçları vardır. Bu dürtü ve ihtiyaçlar dünyaya gelen tüm insanda değişmez bir kaide olup, yaradılışımızın bir parçasıdır. Bir bebek, bedenin büyümesi için ihtiyaç duyduğu anne sütünü emme dürtüsü ile alırken, öte yandan ruhunun gelişimi için de beslenmeye ihtiyacı vardır. İnsanoğlu ruhsal anlamda adeta, temel ihtiyaçlar paketi ile doğar. Bu ihtiyaç paketinin içinde dört temel öge vardır. Bunlar; sevilmek, değer görmek, onaylanmak ve takdir edilmektir. Ruhumuzun bu ihtiyaçları, dünyaya geldiğimiz andan itibaren, tıpkı yaşamak için beslenme mecburiyetimiz kadar gereklidir. Çocukken sağlıklı ve iyi beslenmek nasıl beden sağlığının temellerini atıyorsa, ruhumuzun ihtiyaçlarının giderilmesi de ruh sağlığımızın nasıl olacağını ve yetişkin yaşamımızda kuracağımız ilişkileri, seçimlerimizi ve nasıl bir hayatın bizi beklediğini belirleyen en önemli unsurlardır.

    Peki, bu temel ruhsal ihtiyaçları kim karşılayacak? Elbette, bu görev bizi dünyaya getiren ebeveynlerimize ait ancak, ebeveynleri tarafından bir çocuğun beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemseniyor mu? Ya da bu ihtiyaçlar farkına varılıyor mu? diye sorarsanız ; maalesef bu sorunun cevabına, her zaman evet demek mümkün olmuyor. Eğer, ebeveynlerimizin de çocukken temel ruhsal ihtiyaçları karşılanmamış ise, onlar da kendi çocuklarının bu ihtiyaçlarını fark etme ve karşılama konusunda yetersiz kalabiliyorlar.

    Peki, ruhun temel ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur derseniz, o zaman da bedeniniz büyüyüp bir yetişkin olsa bile, ne yazık ki, ruhunuz, bedeninizle uyumlu bir gelişim gösteremiyor ve ihtiyaçlarının giderilmesini bekleyen çocuk haliyle kalarak bu beklentisini, yaşamınız boyunca sürdürüyor. Elbette ruh sağlığı beden sağlığı gibi somut bir kavram değil. Yani, ruhumuzu bedenimiz gibi elimizle tutup, gözümüzle göremiyoruz. Bununla birlikte ruhumuz varlığını ve sağlık durumunu hissettirmek için çeşitli aracı yollar kullanıyor ve kendisini duygu, düşünce, davranış ve beden yoluyla ifade ediyor. Tanısı bir türlü konulamayan beden sağlığı problemleriniz varsa, bu durumda ruhunuz, bedeniniz yoluyla size ihtiyaçlarını anlatmaya çalışıyor, anlamına gelmektedir. Özel ilişkilerinizde partnerinizden, eşinizden ya da çocuklarınızdan değer görme, sevilme, onaylanma, takdir edilme konularında sürekli bir beklenti içindeyseniz ve yeterince karşılık göremediğiniz için yakınıyorsanız; bu çocukken ruhunuzun karşılanmamış temel ihtiyaçlarını, yetişkin yaşamınızdaki ilişkiler içinde karşılamaya çalıştığınız anlamına gelir.  Muhtemelen de partnerinizi, eşinizi ya da çocuklarınızı bilinçdışı olarak, ebeveynlerinizin yerine koyuyorsunuzdur. Ebeveynlerinizin gideremediği ihtiyaçları, siz yetişkin olsanız dahi, çocuk kalmış ruhunuz hala talep etmektedir ve bu durumu çözmediğiniz sürece arayışınız ömür boyu sürecektir. Hemen her zaman, bu beklentileriniz ikili ilişkilerinizi sıkıntıya sokar. Ruhunuz istediği ihtiyaçları alamadığı gibi, karşı tarafta, size bir türlü mutlu edemediğinden yakınır. Böyle durumlarda düşüncelerinizde sıklıkla, kendinizi değersiz, sevilmeyen, tercih edilmeyen biri olarak görürsünüz. Bu düşünceler sizi üzgün ve mutsuz bir duygu durumuna sokarken, yaşam aktivitelerinizi de olumsuz yönde etkiler, yaşamdan aldığınız keyfi azaltır.

    Peki, bu durumu nasıl aşabiliriz? Kendimizle ilgili her sorunun cevabı yine kendi iç dünyamızda mevcuttur. Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz durumun kendi iç dünyamızdaki anlamını, nedenlerini ve çözüm yollarını hemen bulup çıkartmamız mümkün değildir. Bu süreç; iç dünyamıza bir yolculuk yapmamızı, ruhumuzun ihtiyaçlarını belirlememizi ve bu ihtiyaçların karşılanması için bir yol haritası oluşturmamızı gerektirir.

    Ancak ruhsal yolculuklar tıpkı, açık denizlerde tekne kullanmak gibidir. Denizin ne zaman patlayacağını bilemezsiniz. Aniden fırtına çıkıp, dev dalgalarla boğuşmak zorunda kalabilir ve zarar görebilirsiniz. Zorlu deniz yolculuklarında kaptanların yanlarına, yolu iyi bilen, bir kılavuz kaptan aldıkları gibi, siz de ruhunuzun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağınızı, kendi yaşam öykünüzde ve iç dünyanızda arayıp bulmak için, yapacağınız içsel yolculukta psikoterapistten yardım alabilirsiniz.

  • Depresyonun Aşısı Var Mı?

    Depresyonun Aşısı Var Mı?

    Ruh bilimciler depresyonu ruhun nezlesi olarak tanımlamaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün çalışmalarına göre 2020′ li yillarda depresyonun insan sağlığını bozan hastalıklar arasında, kalp damar hastalıklardan sonra 2. sırada yer alacağı öngörülmektedir.
    Peki; “bugün canım çok sıkılıyor”  ya da ” hava yağmurlu ve soğuk içim sıkıldı. ” ya da “sevgilimden ayrıldım çok mutsuzum .. ” diyen kişi depresyonda midir?
    Elbette, hepimizin günlük yasamda moralimizi bozan olaylar, gelişmeler ya da haberler olabilir. Gün içindeki ruh halimizin düz bir çizgi gibi hep aynı duyguda olması mümkün olmadigindan, duygu durumumuzun üzgün, mutlu, heyecanlı ya da kaygılı vb. dalgalanmalar göstermesi beklenen bir durumdur. Bununla birlikte 2 – 4 hafta kadar değişmeyen mutsuz ruh hali ve bu ruh halinin gün içinde hiç dalgalanma göstermeden devam etmesi depresyona doğru bir gidişin habercisi olabilir. Ve bu süreçte bir ruh sağlığı yardımı almazsanız bu ruh durumu daha da ağırlaşarak depresyon tablosunun  yerleşmesine yol açabilir. 

    Depresyon sadece ruh durumunuzu etkileyen bir hastalık değil,  uyku düzeninizi, beslemenizi, günlük aktivitelerinizi, sosyal yaşamınızı ve düşünce biçiminizi de etkileyen çok yönlü bedensel bir problemidir. Depresyonun etkilediği sistemleri bakacak olursak bunun yalnızca ruh sağlığımızı değil aynı zaman da beden sağlığımızı da olumsuz etkilediği açıktır.  Depresyonda önce düşünce sisteminiz bozulur. Mutsuz ruh haliyle başlayan durum zamanla depresyona dönüşür. Düşüncelerimiz  başlangıçta  olumsuza doğru odaklanırken  zamanla tamamen olumsuz düşünmeye dönüşür.  Sizin için; geçmişiniz ve bu gününüz   kötü,  gelecek ise  artik umutsuzdur ..  Eskiden zevk aldiginiz hiç bir şey eski tadı vermez. Sanki tüm dünya size karşıymış gibi görünür gözünüze. Olumsuz düşünceler birbiri ardına sıralanarak kar topu gibi büyür zihninizde.  Ardından iştah ve uyku problemleri baş gösterir.  Ya çok yersiniz ya da iştahınız kapanir ve hızla kilo verirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük çeker, eskiye göre daha erken uyanır ve yeniden uykuya dalamazsınız. Işe gidip gelmek tam bir işkenceye dönüşür. Yapmayı düşündüğünüz günlük işleriniz dağ gibi büyür gözünüze.  Çalışmaya başlamakta ya da işe, derse  konsantre olmakta güçlük çekersiniz. Kendi öz bakımınız bile size zor gelir. Sosyal yaşamınızdan uzaklaşır, çalan dost, arkadaş telefonlarına cevap vermek istemez nerdeyse tüm günü evde yatarak geçirmek istersiniz. Unutkanliklar başlar, önemli bir randevuyu ya da verilmiş bir sözü unutursunuz. Bazen sevdiğiniz insanların isimlerini ya da anıları hatırlamakta güçlük çekersiniz.  Hatta bazen yaşam gözünüzde anlamını yitirir ve kendiniz o kadar çaresiz hissedersiniz ki ölüm bile geçer aklınızdan. 
    Depresyon,  tıpkı aşı olarak korunabileceginiz ya da erken teşhisle önlemini alabileceğiniz beden sağlığınızı etkileyen hastalıklar gibidir. Depresyon da; henüz bir iki hafta süren mutsuz ruh hali aşamasında iken,  (yani  erken dönemde)  ruh sagligi profesyonelinden alinabilecek yardım ve psikoterapi ile önerebilecek bir ruh sağlığı problemidir. Nezle,  grip olmamak için grip aşısı oluyorsak depresyona yakalanmamak için de bir kaç hafta süren mutsuz ruh hali durumunda  koruyucu tebrik olarak ruh sağlığı uzmanından yardım alınması son derece önemlidir. Böylece yalnızca ruh sağlığınızi değil,  aynı zaman da beden sağlığınızı da korumuş olacaksınız. Çünkü depresyon yalnıza ruhunuzu değil, bedeninizi de hasta eden bir düşmandır.

  • Sonbahardaki Ruhumuz

    Sonbahardaki Ruhumuz

    Yazın kavurucu sıcağı içimizi ısıtan o güneşi ve o ışığı… Derken bir anda yazı hatırladık bu günlerde… Sıcaklar yerini bulutlu , yağışlı ve soğuk havalara bırakmaya başladı bile. Tabi bu durum kendi dengemizde de bazı değişimlere neden oluyor. Mesela daha bi’ kötü hissediyoruz, daha bi’ enerjimiz düşüyor, daha bi’ kırılıyoruz , daha bi’ alınıyoruz , daha bi’ kızıyoruz ve tabi daha bi’ tepki gösteriyoruz ya da tamamen sessizliğe bürünüp içimize kapanıyoruz.

    Neden mi?

    Cevap basit ; tamamen fizyolojik ve psikolojik değişimler. Güneşin bizi artık eskisi gibi ısıtmaması , mevsimin değişmesiyle birlikte ihtiyacımız olan seratonini ve eksilen enerjimizi yerine koyamama hali aslında… Vücudumuz fizyolojik ve psikolojik değişiklikler gösteriyor değişen mevsimle beraber… Bu değişime hem bedenimizi hem de ruhumuzu hazırlarsak değişikliğe daha kolay ve daha hızlı adapte oluruz. Mesela besinlerimizi seçerken vücudumuzun tam da ihtiyacı olduğu gıdalara yönelik tercihler yapmamız gibi … Ruh-beden dengesinin mevsim geçişlerinde bize hissettirdiği o depresif ruh halini engellemek için ;

    Neler Yapalım?

    -Çikolatanın bitter olanını tüketin! Bitter çikolatada kakao oranı daha fazlayken kendimizi mutlu hissettiğimizde salgılanan seratonin daha fazla alınmış olur böylelikle daha mutlu hissederiz.

    -Karar verirken dikkat edin! Mevsimin hormonlarınızı ve ruh halinizi teslim altına almasına izin vermeyin yoksa sonucu sizi mutlu etmeyebilir.

    -Su için! Su içinde bulunduğumuz acıtasyonu azaltır ve beynimize giden oksijen miktarını arttırdığı için daha sağlıklı ve pozitif düşünmemizi sağlar.

    -Folik asit içeren besinleri yiyin!Folik asit içeren yeşil yapraklı sebzeler tüketmemizin ruh halimizin dengesi için önemli olduğunu unutmayalım.

    -Doğru nefes alıp verin! Bu sayede beynimize giden oksijen miktarı artarve daha sağlıklı düşünmemize zemin hazırlar.

    -Daha eğlenceli filmler izleyin!Kendinizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz filmler izleyin. Bu sizin içinde bulunduğunuz depresif ruh halinizden çıkmanıza yardımcı olur.

     Spor yapın! Spor yaparken salgılanan hormon kendimizi daha iyi ve güçlü hissetmemizi sağlar.

    -Zevk aldığınız aktivitelere zaman ayırın! Zaten rutinde hoşlanmadığımız durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz eğer zevk aldıklarımıza da zaman ayırırsak mutsuz gün daha mutlu hale gelebilir.

    Nezle ve diğer kış hastalıklarından mümkün olduğunca korunmaya çalışın! Hastalıkta oluşan kendimizi bedensel iyi hissetmeme hali ruhumuza da yansır. Bunu önlemek için kendimize dikkat etmemiz gerekir.

    En sevdiğiniz mevsimin sonbahar olması dileğimle…

  • Ruh Bankası

    Ruh Bankası

    Bilirsiniz hepimiz hayat boyu hem kendimiz hem de sevdiklerimizin için seçimler yaparız. Bunlar bizim bilinçli veya bilinçdışı yaptığımız seçimlerdir. Bu yaptığımız seçimler doğrultusunda hedefler belirler, planlar hazırlar ve yatırımlar yaparız. Bu yatırımlar genelde ev, araba, dükkan, altın gibi maddiyat merkezli olur.

    Peki hiç ruh halinize yatırım yapmayı denediniz mi? Şöyle sorayım; ruh haliniz kötü olduğu zaman maddiyat merkezli yatırımların keyfi çıkar mı? İçinizde geçmek bilmeyen yoğun kaygı duygusuyla yüksek fiyatlı paralara satın aldığınız evin içinde otururken ne hissedersiniz? Yada depresif  bir ruh hali içindeyseniz gördüğünüz deniz manzarası size ne kadar huzur verebilir? İşte tam da bu yüzden ruh sağlığınıza yaptığınız yatırımlar her şeyden daha önemli ve ruh sağlığınıza vereceğiniz emek kendinize yapacağınız en büyük yatırım! Ruh sağlığına yapılan  yatırım kelimesinin artık Türkçe karşılığı da var; ‘’PsychoBank’’ yani Ruh Bankası.

    Gelin bu bankaya kazandıranları, kaybettirenleri, bankadaki dalgalanmaları, krizleri, riskleri ve bankadaki hareketsizliğin nedenini beraber inceleyelim:

    KAZANDIRANLAR                                                                        KAYBETTİRENLER

    Bedenine iyi bakmak                                                                            Sağlıksız beslenmek

    Her gün yeni bir şey öğrenmek                                                            Beynini monotonluğa alıştırmak

    Kendini sevmek   ve değerli görmek                                                    Sürekli kendini suçlamak

    Kötü duygu atmaya çalışanlardan uzaklaşmak                                    Negatif insanlarla beraber olmak

    DALGALANMALAR: PsychoBank piyasası bazı dönemlerde dalgalanıyor.  Kişi kendi yaşamamış olsa bile televizyonda veya radyoda duyduğu bir habere yada yakın olduğu insanların başına gelen olaylara gereğinden  fazla üzülebiliyor. Kişinin böyle durumlarda üzülmesi normal bir durum olmakla beraber üzüntü iki-üç günü geçiyorsa burada kişinin, o üzüldüğü olayda kendine ait derin ve onarılmamış bir mesele gördüğünü düşünebiliriz.

    RİSKLER: Yaş ilerledikçe Psychobank piyasasında riskler de artabiliyor. Örneğin;  10 yıllık evli bir çift sorunlarını çözmek yerine ertelediği için yıllar sonra  ufak bir kavga nedeniyle birbirlerinden tek celsede boşanmak isteyebiliyor. Yaş ilerledikçe kişiliğimizin değişmesi de zorlaştığı için, ruhsal sıkıntılara zamanında gerekli müdahaleyi  etmezseniz zaman geçtikçe bardak taşacak ve kişi daha zor durumlarda kalacak. Hesabınızda yeteri kadar bakiye yokken karşılıksız çek yazmaya çalışmanız gibi…

    KRİZLER: Ölüm, göç etme, sevgiliden ayrılma, doğal afet, kaza geçirme gibi yoğun stresli durumlar Psychobank  piyasasında yoğun krizlere neden olabiliyor. Eğer bu kriz Psychobank’ın işlevselliğini uzun bir süre boyunca bozuyorsa  gerekli müdahale bir uzman tarafından mutlaka yapılmalı.

    PİYASADA HAREKETSİZLİK: Psycobank piyasasında her şey sürekli aynı şekilde devam ediyorsa bu durum kişinin  beyninde de düşünce tembelliğine yol açıyor. Üstelik kişi bu hareketsizliği giderirse risk ve krizlerle karşılaşma olasılığı daha da düşük oluyor. Bu hareketsizliği önlemek için yapılması gereken kişinin kendisine hem fiziksel hem de ruhsal anlamda iyi gelecek şeyleri keşfedip tekrarlaması.

    Bankanızın  hortumlanmaması ve batmaması ümidi ile…

  • RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ

    RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ

    İyilik hali, ruh ve beden sağlığı ile bir bütündür. Ruh sağlığı,kişinin kendisi ve çevresiyle olan uyum hali olarak tanımlanabilir.Bu yazımda değinmek istediğim başlıca konu ise; ruh sağlığının önemi ve toplumun ruh sağlığına bakış açısıdır.

    Alan da en sık rastladığım sorun,psikolojik rahatsızlıkların delilik ,akıl hastalığı gibi yanlış isimlerle adlandırılmasıdır.Psikolojik rahatsızlıklar her hangi bir organımızın hastalanması ile aynıdır.Beynimizin kimyasının bozulmasıyla başlar.

    Ruhsal olarak yaşanan duygu ve davranışların ne zaman sağlıklı ne zaman sağlıksız ya da hastalık belirtisi olacağının sınırlarını her zaman tam olarak çizebilmek mümkün olmayabilir. Ancak , ruh sağlığının normal ölçülerde olup olmadığını belirleyen bazı özellikler vardır. Bunlar;

    1-Kişinin kendi kendisiyle uyumlu olması her şeyden önce gereksiz ve uzun süren

    kaygılardan, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmasına bağlıdır. Günlük kaygılar ve

    üzüntüler her sağlıklı insanda vardır ve ruhsal uyumsuzluk belirtisi sayılmaz.

    Fakat nedeni belli olmayan ya da uzun süren kaygılar, kuruntular ruhsal

    dengenin bozulduğunun belirtisi olabilir.

    2- Kişi, içinde yaşadığı yakın ve uzak çevrede ilişkiler kurup bu ilişkileri devam

    ettirebilmelidir. Ailesi, akrabaları ve iş yaşamındaki kişilerin dışında

    arkadaşlıklar da kurabilmeli ve bu ilişkileri devam ettirebilmelidir.

    3- İnsanlarla geçinme ve iş birliği yapmanın ötesinde, sevgiye ve saygıya dayalı

    bağlar kurabilmelidir. Karşı cinsle de sevgiye dayalı ilişkilere yönelmeli, eş

    seçmede kendi başına sorumluluk alabilmelidir.

    4- Kişinin kendine güveni olmalıdır. Davranışlarını ve yeteneklerini gerçekçi

    olarak tartabilmelidir. Kendini başkalarının gözüyle de görebilmelidir.

    Yetenekleriyle orantısız bir üstünlük ya da aşağılık duygusu içinde olmamalıdır.

    5- Kişi toplumda bir yeri ve görevi olduğu duygusunu edinmiş olmalıdır.

    Yeteneklerini geliştirmeli, verimli işlere yöneltebilmeli, çalışmalarından ve

    başarısından zevk almalıdır.

    6- Kişinin geleceğe yönelik planları olmalı, bunları gerçekleştirmek için de

    gerçekçi bir yol izlemelidir. Gerçekleştiremediği isteklerini de başka yollardan

    doyum sağlamaya çalışmalıdır.

    7- Kişinin karşılaştığı zor durumlarda başvuracağı bir yedek gücü olmalı ve yeni

    durumlara uyma esnekliği gösterebilmelidir.

    8-Başarısızlıktan yılmamalı, zorlukla karşılaşınca kendini bırakmamalıdır. Geleceğe dönük umudu ve savaşım gücü ile karşılaştığı engelleri yenmeye çalışmalıdır

    9-Kendi başına kararlar alıp uygulayabilmeli, kararlarının sorumluluğunu

    taşıyabilmeli ve sonuçlarına katlanabilmelidir.

    10-Başarısızlıktan ders almalı,

    başarısızlık nedenlerini başkalarına yüklememeli, kendini eleştirebilmelidir.

    11-Kişinin yaşadığı toplumla ters düşmeyen, inandığı değerleri ve inançları

    olmalıdır. Bunun yanı sıra birey yeniliklere de açık, ön yargıdan uzak olmalıdır.

    12-Başkalarının inanç ve görüşlerinde saygı duymalı, hoşgörülü olmalıdır.

    13-Kişinin, mesleği dışında eğlendirici, dinlendirici ve kişiyi geliştirici, spor, sanat

    gibi uğraşları da olmalıdır.

  • Ruhunuza Sağlık

    Ruhunuza Sağlık

    Sağlık aslında beden ve ruhun birlikte iyi olmasıdır ancak ruh sağlığı fiziksel sağlık kadar öncelenmez. Ta ki  ruhsal sorunlarhayat kalitesini bozana kadar. Önceden gözle görülür olan; panik atak, depresyon , vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken artık profil daha zengin. Derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, sürekli kaygı ve huzursuzluk, boşluk ve hiçlik, değersizlik duygularının tedavisi son yıllarda artmaktadır. Sorunların derinleşmesi tedavi sürecinin uzamasına sebep olur.

    Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrolsüz davranışlardır. Neden olduğu anlaşılamayan kötülük hali bazen derin bir depresif hale bazen de yoğun öfkeli duruma sebep olmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlamı yoktur.  Nefes almak bile zorlaşır, göğüs bölgesinde sürekli ateş hali mevcuttur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Hiç geçmeyecek ve bitmeyecek hissi vardır sürekli.

    Değersizlik, yetersizlik ve çaresizlik duyguları çok yoğun yaşanır. Boşluk hissi çok fazladır ve boşluğa katlanmak için türlü türlü eylemler gerçekleştirilir. Bu tür davranışlara eyleme vurma denir ve normal şartlar altında gerçekleştirilmez.Tüm olumsuz duygulardan kurtulmayı hedefleyen bu davranışlar, anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak, gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak, aşırı ve anlık gelişen her tür davranışlar. Bu davranışlar sonucunda pişmanlık ve derin bir suçluluk duygusu hakim olur. Bazen de ölümcül öfke hissi kaplar. Katlanılması çok zor olan bu duyguyu dışarı atmak ister kişi. Öfkeli ve saldırgan davranışlar, suçlayıcı cümleler ile duygu boşaltılmaya çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.

    Her insanın zaman zaman zorlukları vardır. Kimse yaşadığının normal olup olmadığını farkedemez ve tüm bunların normal olduğunu düşünür. Bazı kimseler de zorlansa ve anormal bir durumun olduğunu düşünse de yardım almayı tercih etmez. Terapiye gelen profil ise ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendini tanıma becerisini kazanıp, hangi davranışı ne zaman yaptığına dair iç görü geliştirmeyi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendini kontrol edebilme yetkinliğini kazanan gruptur. Tekrarlanan davranış şekillerini yani hayat döngülerini farketmek, defalarca tekrarlandıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.

    Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluğu ya da sosyal fobi olmasa da yaşanan yoğun duygular da hayatımızı alt üst edebilir ve biz terapiye getirebilir. Her ne oluyorsa olsun kontrol edemiyorsanız, hayat kalitenizden memnun değilseniz, çevrenizle kendinizle ve hayatla uyumsuzluklarınız varsa, ilişkileriniz bozuluyor ise, yaşamdan keyif almıyor alanları anlayamıyorsanız, gülmek bile istemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfke kontrolsüzlüğünüz sınıra yaklaştıysa kendiniz için bir şey yapma vakti gelmiş demektir.

    Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir. Hayatınızın başrolünde siz varsınız. Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız. Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinmek sizin tercihiniz ve mutlu olmayı seçmek sizin sorumluluğunuz. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler.

  • RUH BEDEN

    RUH BEDEN

    İnsanın en hüçük modeli bebek doğduğunda hayata dair hiç bir bilgilenimi,hiçbir değerlendirme yapma becerisi,mukayese yetisi,tecrübesi olmadığını hepimiz biliriz.Onun için ebeveynler annenin en iyi hamilelik süreci geçirmesi için en iyi doktorları seçip ,onların desteğiyle en iyi beslenme ve bakım sürecinden geçmesini sağlar ve doğumda annenin şartlara göre en iyi hastanede bebeği dünyaya getirmesine,sonrası bakımın çok iyi olmasına gereken önemi verirler.Sonrasında şartları iyi olanlar en iyi çocuk doktorlarına bebeğin aylık kontrollerini yaptırma telaşına düşer şartları sınırlı olan ebeveynlerse sosyal sağlık alanlarında bu sürece gereken dikkati gösterirler.aşıları günü gününe yapılır herşey olabilecek seviyede en iyisidir.Burası harika.

    Şimdi soruyorum acaba aramızda kaç kişi bu bebeğin fiziki bedenine gösterdiği bu önemi bu bebeğin birde ruhsal bedeni var orası ile ilgili neler yapmalıyız dedi acaba?Bu  bebek doğduğu andan itibaren sağlıklı ruh gelişimi nasıl olacak sorusunu soranlar sanırım kendi farkındalıklarınıda yaşayabilen şanslı azınlıklar.Ülkemizin genelinde yaşanan ailevi,sosyal,ekonomik problemler bunu kendimiz için düşünmezken nasıl  çocuğu için düşünebilirki.Şunu diyebilirsiniz öğrettilerde bizmi bilemedik.Son derece haklısınız.Öğretmediler çünki onlarda bilmiyorlardı.Şunu duymayan varmı” biz anne ve babamızdan böyle gördük”dillere pelesenk olmuş bir söz.Eminim genç kuşağın bir kısmının dışında bu ülke evlatları olarak genelimiz duymuşuzdur.Bu sloganlarla büyümek geçmişte yaşanan hataların süregeleceğini zaten bize göstermektedir.kuşaklar öncesi ya benim büyüklerim hata yapmışsa denmedikten sonra yaşanan hatalar zincirleme devam edecektir.

    Sevgili okurlar,herkes öncelikle bir bebeğin sadece fiziksel bir bedenle değil ona eşlik eden birde ruhsal bedenle doğduğunu unutmayalım.Hayat ilerledikçe ,çözemediğimiz problemler ,sıkıntılar arttıkça farkettiğimiz ruhsal yapımız, doğduğumuz andan itibaren yaşamımıza eşlik etmektedir.Ona fiziki bedenimiz kadar sağlıklı bakılması gerekir.işte bebeklik ve çocukluk dönemlerimizde bu sağlıklı ruh yapısının oluşmasıda ebeveynlarimize düşen en önemli görevdir.Çünki orada oluşturulacak yapıya yanlış konacak bir yapı taşı bugün karşımıza ciddi kişilik problemleri olarak çıkacaktır.

    Bu alanda sorun yaşamamak için her ebeveyn anne baba olmadan tıpki aldıkları tıbbi yardım gibi psikolojik bilgilenme desteğide almak zorundadır.Bu zorunluluk hem kendi hemde çocuğunun  geleceğini en iyi hale getirebilmesi ve çocuğunu büyütürken bu bilgilerden mahrum ebeveynlerin yaşadığı önemli sorunlarla karşılaşmamak için ,ayrıca gelecekte hayatlarını güven duygusu,ve gereken güçle yüklenen evlatları olması için son derece gereklidir.Herşey bir doğumla başlar ama bilgimiz dahilinde devam eder hayatın her alanında olduğu gibi.Nelere dikkat edilmesini farkeden ebeveynler aslında bu bilgilenimlerle kendi hayatlarıylada yüzleşerek bir miktarda olsa kendi aile yapılarından ne yüklendiklerinide farkedeceklerdir.Farkettiğimiz herşey, değişip dönüşmeye mahkumdur bunu unutmayalım.Sağlıklı yarınlar dileğiyle…