Etiket: Rol

  • Böbrek taşı nasıl oluşmaktadır?

    Böbrek taşı nasıl oluşmaktadır?

    Bireyin idrarında taş oluşumuna neden olan tuz aşırı miktarda bulunduğunda (idrar taş yapıcı tuz ile süpersatüre olduğunda) böbrek taşı oluşmaktadır. Bununla birlikte sağlıklı bireylerin idrarında bu tuzların (kalsiyum oksalat, kalsiyum fosfat ve ürik asitin) süpersatüre (aşırı doygun) bir şekilde bulunduğu ve bununla uygun olarak sağlıklı bireylerin yaklaşık % 15-20 kadarında kristalürinin olduğu da belirtilmektedir. Bununla birlikte sık tekrarlayan böbrek taşı hastalığı bulunan olguların sabah ilk idrarlarında taş hastalığı tekrarlayıcı özellik göstermeyen olgulara göre kristalürinin daha belirgin olması taşın tekrarlama özelliğinin kristalürinin ciddiyeti ve derecesi ile ilişkili olduğunu düşündürebilir.

    Taş oluşumunda rol oynayan tuzların kristalizasyon süreçleri tam olarak aydınlatılamamıştır. İdrardaki kalsiyum oksalat ya kalsiyum oksalat monohidrat (COM), ya kalsiyum oksalat dihidrat (COD) şeklinde kristalizasyon gösterir. Kalsiyum oksalat taşları içerisinde daha çok termodinamik olarak daha stabil olan COM bulunur. COM oluşumunu bloke eden makromoleküler inhibitörler COD oluşumunu kolaylaştırır. İn vitro olarak COD kristallerinin organik bileşiklerle kaynaşmadığı ve renal epitel hücre yüzeylerine tutunmadığı gösterilmiştir. İdrardaki COD kristallerinin stabil agregatlar oluşturma ve epitel hücrelere yapışma özelliğinin düşük olması bu kristallerinin böbrek taşı oluşumuna karşı koruyucu olduğunu düşündürmektedir.

    Özellikle yemeklerden sonra idrar asidik bir kalsiyum fosfat tuzu olan “brushite (CaHPO4.2H2O)” ile aşırı doygun (süpersatüre) hale gelir. Bu tuz kalsiyum oksalat kristallerinin (özellikle COM) oluşumu için bir çekirdek odak rolü oynayabilir.

    İdrarda kristalizasyon inhibitörlerinin varlığına ait veriler taş oluşumu sırasında bunların da rolünün olduğunu düşündürmektedir. Sitrat, magnezyum ve pirofosfat klinik olarak önemli başlıca kristalizasyon inhibitörleri olarak belirtilmektedir.

    Böbrek taşı oluşumunda ilk aşama ultrafiltrat içerisinde kristallerin oluşması olarak düşünülür. Daha sonraki aşamada kristalin ya tubuler lümeni tıkayacak düzeyde direkt olarak büyüdüğü veya üriner epitele yapışarak orada büyümeye başladığı varsayılır. Ancak bir kristalin nefron boyunca tipik geçiş zamanı (transit time) 3 dakika kadardır. Bu süre ise taşın oluşumu için bir odak oluşturma, büyüme ve lümeni tıkama açısından bakıldığında çok kısa gözükmektedir.

    Evan ve Coe isimli iki araştırıcının idiopatik hiperkalsiürili olgularda böbrekte taşın nasıl oluştuğunu açıklamaya yönelik yaptıkları çalışmalarda kristalizasyonun henle kulpunun ince bacağını döşeyen epitel hücrelerinin bazal membranında gerçekleştiği gösterilmiştir. Taşın çekirdeğini ise kalsiyum fosfat oluşturmaktadır. Bu kalsiyum fosfat kristali oradan renal pelvise gelmekte ve burada oluşacak taşın nüvesi olarak yerleşmekte, kalsiyum oksalat ile doygun haldeki idrarla etkileşerek büyümektedir. Henle kulpunun ince bacağını döşeyen epitel hücrelerinin basolateral membranı üzerinde kalsiyum fosfat tuzunun nasıl presipite olarak kristalleştiği açıklanamamaktadır. İdiopatik hiperkalsiürili olgularda yemek sonrası (postprandial) proksimal tubulus kalsiyum geri emiliminin azaldığı bilinmektedir. Bu bulgu bu olgularda idrarın kalsiyum tuzları ile nasıl doygun hale geldiğini açıklamaktadır.

    Kalsiyum fosfat taşı oluşumunda ise “brushite” kristallerinin iç kısımdaki dilate olmuş meduller toplayıcı kanallardaki (dilated inner medullary collecting duct) epitel hücrelerinin luminal membranı üzerinde birikim gösterdiği ve buradan renal pelvise doğru büyüdüğü, ayrıca çevresinde interstisyel fibrozis alanları ile çevrili iç kısım meduller toplayıcı kanalların dilatasyona neden olduğu gösterilmiştir.

    İdrar pH sı ile böbrek taşı oluşumu arasında ilişki vardır. Örneğin radyolusent (ilaçsız direkt film ve kompüterize tomografi incelemesinde görüntülenemeyen, ultrasonografi incelemesiyle görüntülenebilen) ürik asit taşlarının oluşmasında kanda ürik asit düzeyinin artmış olması yanında idrar pH sının da asidik olması önemli rol oynar. Diğer yandan üreyi parçalayan bakteriler tarafından oluşturulan infeksiyon taşı olarak bilinen “struvite” taşlarının oluşması için de idrar pH sının alkali olması önemli rol oynar.

  • BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞUNDA AKTARIM ODAKLI PSİKODİNAMİK PSİKOTERAPİ

    BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞUNDA AKTARIM ODAKLI PSİKODİNAMİK PSİKOTERAPİ

    KURAMSAL ZEMİN

    Borderline kişilik organizasyonu olan hastaların psikodinamik sağaltımındaki öncelikli hedef, hastanın içselleştirmiş bulunduğu, sürekli tekrarladığı, hastalıklı davranış patolojilerinin ve kronik duygu-durum ile bilişsel patolojilere sürükleyen nesne ilişkilerinin değiştirilmesini içerir. Nesne ilişkileri psikanalizi bakış açısından hareketle bu süreç şöyle tanımlanabilir: Reddedici ve ilkel içselleştirilmiş nesne ilişkileri, , sadece “iyi” ve “kötü” şeklinde bölünmüş olan halinden, olgun, bütünleşmiş ve daha esnek bir forma doğru sağaltılır. Bu süreç, aktarım üzerinde ve bu bölünmüşlüğe olan eğilimlerin yorumlanmasına ilişkin direncin çalışılmasıyla gerçekleşir. Yorum, burada, bölünmüş iyi ve kötü parçaların bütünleşerek (yeniden) içselleştirilmesini mümkün kılar.

    Waldinger’e (1987) göre Borderline hastalara uygulanan psikodinamik psikoterapi şu ilkelere dayanır:

    1.Sağaltım koşullarının/çerçevesinin sabitliğini ara ara gündeme getirmek

    2.Borderline hastaların gerçeği değerlendirmedeki yansıtma mekanizmaları, çarpıtmaları ve sorunları bağlamında terapötik başa çıkmayı daha aktif hale getirmek gerekir. Bunun anlamı nevrotik hastalara göre, borderline hastalarda psikodinamik terapistin daha fazla dil kulllanması ve hastayı sözel katılıma daha fazla teşvik etmesi gereklidir.

    3. Psikodinamik terapist, hastanın “düşmanca” uyumsuz davranışlarını ve tutumlarını tolere edici bir yaklaşımla başa çıkmalı ve olumsuz aktarımları ifşa etmeli ve bunlar üzerine çalışmalıdır.

    4. Hastanın kendine zarar verme davranışlarını açıklama ve yüzleştirmeler ile giderek imkansızlaştırmalı ve bu zarar verme hali artık ego-diston hale gelmelidir. Böylelikle hastalığın ikincil kazanımları da giderek ortadan kalkmalıdır.

    5. Yorumlar, hastanın duyguları ve davranışları arasında bir köprü kurmak ve hastaya yardım etmek için kullanılmalıdır.

    6. (beşinci maddeye bağlı olarak) Böylelikle hastanın sadece duygu ve dürtülerine dayalı olarak yaşaması ve hastanın kendisine, başkalarına ve terapiye zarar vermesinin durdurulması mümkün olur.

    7. Terapinin başlangıcında özellikle ŞİMDİ ve BURADA’ya dönük yorumlar daha ön planda olmalıdır ve hastanın biyografik geçmişine ve ORADA VE O ZAMAN’a dayalı yorumlar daha az yapılmalıdır.

    8. Psikodinamik Psikoterapist, karşı aktarım duygularını özenle takip etmelidir.

    Aktarım Odaklı Psikoterapi (AOP), Otto Kernberg’in nesne ilişkileri kuramına dayanır. Bu yaklaşım, ingiliz nesne ilişkileri kuramı geleneğinden (Fairbairn ve Guntrip) ve öncelikle dürtü sonrasında ise Ego psikolojisi geleneğinden hareketle 60’lı ve 70’li yıllarda Amerika’da Menninger Klinikte ağır kişilik bozukluklarının tedavisindeki çalışmalarda geliştirilmiştir. Özellikle “bölme” savunma mekanizması konseptinin çalışılması vasıtasıyla, Kernberg, ağır kişilik bozukluklarının anlaşılmasındaki esaslara dair önemli katkıyı sağlamıştır. Duygu-durum olarak bütünleşemeyen (integre olamayan) ya da mesafelandirilemeyen nesne- ve kendilik/benlik temsilleri, hastanın kendini koruması amacıyla, ya aşırı idealleştirilir ya da değersizleştirilir ve hasta bu idealizasyon ya da değersizliği ya kendi benliğine ya da diğer kişilere yükler. Bu durum, kişilik bozukluğu olan hastalardaki klinik göze batan çok sayıda semptomu da açıklayıcıdır (örn. duygusal ve kişilerarası ilişkilerdeki süreksizlik).

    Buradaki çıkış noktası, hastanın, şimdi ve burada sürdürmekte olduğu ve geçmişten gelen patolojik, içselleştirilmiş ilişkilerini bilinç-dışı tekrar ettirdiği düşüncesidir. Hastanın kişiliğinde nesne ilişkileri bağlamında bu bilinç-dışı çatışmalar demirlemiş durumdadır. Bu nesne ilişkileri sırf bugünü etkilemekle kalmamakta yanı sıra hasta tarafından yaşanan gerçekliğe de kendini dayatmaktadır (ilişkileri tekrarlama zorlantısı). Sağlıklı ve nevrotik kişilerde içselleştirilmiş nesne ilişkileri belirli bir süreğenlik göstermekle ve genellikle hem olumlu hem de olumsuz yönlerini içermekle birlikte (kısmi nesne ilişkileri), hastanın nesne temsilleri ve kendilik temsilleri merkezinde bir bölme olgusu durmaktadır. Bu hastaların terapilerindeki zorluk, kısmi nesne ilişkileri formunda bir uçtan diğer uca hızlıca meydana gelen değişimlerdir ve bunlar genellikle hasta tarafından algılanmamaktadır.

    AOP’nin Temel Bileşenleri

    Terapötik Giriş ‘Kanalları’

    Terapiste, hastaya entellektüel ve empatik bir şekilde ulaşmaya imkan veren üç giriş stili vardır ve bunlar kanallar olarak adlandırılmıştır. Bu kanalları gerçekten açabilmek için, açık, önyargısız ve kabul edici bir duruş/tavır gereklidir ve bu tavır, klasik bir ‘serbestçe gezinen dikkat’ e yakındır. Kanallar:

    1. Sözel İletişim (hasta ne anlatıyor?, çağrışımlar, rüyalar vs)

    2. Hastanın eylemleri ve duygulanımları (nasıl anlatıyor? mimikler vs.)

    3. Terapistin karşı aktarım duyguları (hasta bende hangi duyguları uyandırıyor?)

    Özellikle henüz ayaktan tedaviye uygun ama ağır rahatsız borderline hastalarda tek başına sözel iletişim (kanal 1) sıklıkla yeterli değildir, çünkü merkezi materyal bölünmüş olabilir ve bu yüzden bilinç yakınındaki kanal ortaya çıkmayabilir.

    Bazı borderline hastaların aşırı açıklığı da bir paradoks olarak direnç anlamına gelebilir ve güvene dayalı mahremiyete dönük bir eksikliği işaret edebilir.

    Amaçlar

    Hastanın aktarıma dayalı yorumları kendi içsel sistemine entegre edebilmesi ve bölme vasıtasıyla kaygı deneyimlerinden nasıl kaçınmaya çabaladığının, kendisineş terapi süreci içinde gösterilebilmesi için birbiri üzerine inşa edilen dört merkezi amaç tanımlanmıştır. Bu amaçlar, tüm terapi boyunca “içsel kement” olarak eşlik ederler.

    Amaç 1: Başat Nesne İlişkilerinin Tanımlanması

    Hasta ve terapisti arasında aktarım ilişkisinde ortaya çıkan başat (primitif kısmi) nesne ilişkileri davranış örneklerini metaforik olarak yorumlamak ve hastaya göstermek.

    İlk Adım: Öğrenmek ve Dağınıklığı Tolere Etmek

    Borderline bir hastayla çalışan terapist, sıklıkla terapinin başlangıcında, borderline hasta tarafından ruhsal ve zihinsel bir dağınıklıga (konfüzyon) sürüklenebileceğini öğrenmiş olmalıdır. Hasta, terapiye, yardım almak amacıyla geldiği halde, bu terapi sanki kendisine düşman bir durum, bir tehditmiş gibi ya da başı sonu belli olmayan, dağınık ve kendisine faydası dokunmayacak bir süreçmiş gibi davranış motifleri yaşatır terapiste. Terapist, bu dağınıklığı tolere edebilecek deneyimi kazanmış olmalıdır, çünkü bu motifler bir dolu bilgi içermektedir ve terapist, hastanın olumsuz duygulanımlarını göğüsleyebilmelidir.

    İkinci Adım: Başat Nesne İlişkilerinin Teşhis Edilmesi

    Her zaman için, hastanın, sadece dolaylı yoldan gözlenebilir olan iç dünyasının temsillerine yaklaşabilmenin elverişli yolu oynadığı çeşitli rolleri yakalamak ve kavramaktır. Terapist zamanla hastanın oynadığı bir dizi tipik rolü bir sıra ya da düzen içinde tespit edebilir ve bunları kendisi için adlandırarak sıfatlarla tanımlayabilir hale gelmelidir. Bu rollerin ortaya çıkışını daha iyi bir şekilde anlayabilmek için terapistin, hastanın kendilerinden korktuğu ya da kaygılandığı duygulara, arzulara ve yaşamındaki konulara dair bilgiye ihtiyaç duyar. Terapist, hastayla bağlantılı duran içsel durumlara dikkatini yönelterek gözlemini genişletir. Buna örnek, hastaya yabancı gibi duran duygu-durumları ya da yoğun duygu-durumları, bir rolü üstlenmek ya da terk etmek üzere kendini dayatan ihtiyaçlar veya fantezilerin ortaya çıkışıdır. Bunlarla başat nesne ilişkileri giderek daha açık ya da görünür hale gelir. Burada önemli olan hastayla uzlaşma sağlanılabilecek alanlara dikkat etmektir.

    Üçüncü Adım: Rollerin Adlandırılması

    Roller yeterince netleştiğinde terapist, bu rolleri ifade edici ve ilişkiyi zenginleştirici bir şekilde adlandırmalıdır. Burada anlamlı olan terapistin doğru anı beklemesidir ki, hastanın o rolle ilgili fırtınalı duygu durumunun azaldığı ya da yumuşadığı an olmalıdır bu, hasta o role dair bir mesafe kazanabilsin. Terapist bu adlandırmayı genel geçer bir tarzda değil de aksine hastaya özgü bireysel farkları temel alarak açıklamalıdır. Örneğin hastanın o role dair inançlarının ve kabullerinin ortaya çıkışını açıklayarak yapabilir bunu. Yaklaşım biçimi olarak hastanın duygusunu ve o rolün oluşumundaki kendilik ve nesne temsillerini birbiriyle bağlantılandırabilir. Bazen bu yolla hasta ve terapist bu rollerin metaforik adlandırılması vasıtasıyla giderek yakın ve ortak bir terapi dili de bulabilirler. Burada önemli olan terapistin hastaya kesin bir gerçekliği değil, bir hipotez iletiyor olmasıdır. Bu hastaya böyle de açıklanmalıdır. Bu hipotez yanlışsa ya da uymuyorsa da, hastaya karşı bu gayet kabul edici şekilde “evet haklısınız” denmelidir.

    Dördüncü Adım: Hastanın Tepkilerine Dikkat Etmek

    Hastaya gösterilen bu etkin rol çiftlerinin hasta tarafından kabulü ya da reddinden bağımsız olarak, o andan sonra, hastada hangi çağrışımların açığa çıkmaya başladığına ya da terapistle olan etkileşimindeki değişimlere odaklanmak bir sonraki önemli adımdır. Hastanın önceden beri getirdiği başat nesne ilişkilerinin nokta atışı tanımlanması, ya o rollerin daha da güçlenmesine ya da keskin bir dönüşle onlara mesafe kazanılmasına yol açar ki, terapist bunu görür. Bunun hastaya derinlikli bir şekilde yansıtılmasıyla hasta duygu durumunun doğru bir şekilde fark edildiğini ve tanımlandığını hisseder ve bu, hastayı, bu davranış kulvarında yeni örneklerin çağrışımına götürür. Nokta atışı isabetli adlandırma, şimdiye kadar dile getirilmemiş yeni terapi konularının ya da çağrışımların terapiye getirilmesini de mümkün hale getirir. Böylelikle ilerleyen terapi saatlerinde tümden yeni ve başka nesne ilişkilerinin de hatırlanmasına zemin hazırlanır.

    Amaç 2: Hastanın Rol Değişimlerinin Gözlenmesi ve Yorumu

    Hastanın kendine ya da terapistine ilişkin bilinç-dışı ve sarsıntılı kendilik ve nesne temsilleri teşhis edilmeli ve analiz edilmelidir: Terapistin, rol çiftlerini tanımlaması. Örneğin Kurban-Fail rolü. Bu rol çiftleri sıklıkla hastanın rol değişiminde aktif halde duran kendilik ve nesne ikiliğidir ki, bu roller hem kendilikte hem de nesnede yansıtma ve yutma süreçleri vasıtasıyla yer değiştirirler. Terapistte aniden ortaya çıkıveren bir duygunun (“bağlantıyı kaçırdım” ya da “artık bu hastayı anlayamıyorum”) arkasında genellikle böyle bir rol değişimi bulunur.

    Amaç 3: Savunulan Nesne İlişkileri İkilikleri Arasındaki Bağlantının Gözlenmesi ve Yorumlanması

    Terapinin ilerleyen zamanlarında, Kendilik-Nesne ikiliğinin öylelikle sadece tamamen bağımsız, bölünmüş, parçalı bileşenler olarak iç ruhsal sisteminde var olmadığı; aksine başka bilinç-dışı ikiliklerle bağlantılı olarak varlığını sürdürdüğü daha açık hale gelir hastaya. Terapi içinde daha açık hale gelen bu ikilikler, dürtü kuramı penceresinden bakarak ifade edersek, libidinöz ve agresif yüklemeler etrafında dönen intrapsişik çatışmaların farklı kutupları olarak yorumlanabilir. Sistem ve buna bağlı olarak oluşan Çatışmalar, nevrotik hastalardan farklı olarak, instabildir (süreksizdir). Bir ikilik ve ona bağlı olan duygu ve dürtü onun tam karşıtı olan, savunucu başka bir ikilik ve bu ikiliğe uygun duygu ve dürtüyle bağlantılıdır. Böylelikle her iki ikilik birden ve aniden kesilip yer değiştirerek oraya çıkabilir.

    Amaç 4: Bölünmüş Kısmi Nesnelerin Bütünleşmesi

    Kendisi ve kendisi için anlamlı olan diğerlerine dair dissosiyatif olumlu ve olumsuz bakış açılarının bütünleşmesi, terapi sürecinde, bu birbirine karşıt yanların sürekli olarak kimliklendirilmesi/teşhis edilmesi vasıtasıyla ŞİMDİ ve BURADA’da gerçekleşir. Terapist, kendilik ve nesne temsillerinin birbirine karşıt çiftlerini bir araya getirir (sıklıkla kendisine yük olan bir “kötü” ve idealize ettiği bir “iyi”yi). Bunun için önce aylar, sonra haftalar ya da sadece günler gereklidir. Hasta nihayetinde kendiliğin bu birbirinden ayrık yanlarını görür ve bölme’sinin köken ve nedenlerini anlat. Yanısıra kendisi ve diğerlerine dair bütünleşmiş bir konsept inşa eder.