Etiket: Rahatsızlık

  • Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik çağı şizofreni çok sık karşılaşmadığımız ama ciddi ruhsal rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık ergenlerde gerçekleri yorumlamakta zorlanmanın yanı sıra düşünce (bilişsel), davranışsal ve duygusal sorunlar yaşamalarına sebep olur. Kişi halüsinasyonlar, delüzyonlar ve garip olarak kabul ettiğimiz düşünce ve davranışlar sergiler.

    Rahatsızlığın seyri ve semptomları genel olarak yetişkinlik çağı şizofrenisi ile aynıdır. Sadece erken dönemde başlayan şizofreninin teşhisi ve tedavi süreci daha zordur ve kişinin erken yaşta eğitim ve sosyal hayatını direkt etkileyen bir rahatsızlıktır.

    Şizofreni kronik rahatsızlık olup, sürekli tedavi gerektiren bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığın en erken evrede teşhisi ve tedavisi kişinin uzun sürede hayat kalitesini yükseltmek adına çok önemlidir.

    Semptomlar

    Şizofreni genel olarak 20’li yaşlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Rahatsızlık 13 yaşın altında çok nadir görülse de, çok erken 14-18 yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Semptomlar genelde hepsi birden ortaya çıkmaz zamanla gelişmeye başlarlar.

    13 yaş üstü çocuklarda görülen semptomların bazılar:

    • Aile ve arkadaşlardan uzaklaşmak

    • Okul başarısının azalması, okula ilginin azalması

    • Uykuya dalmakta zorluk

    • Gergin, irritable, ve depresif duygudurumu

    • Motivasyonun olmaması

    • Garip davranışlar

    • Madde kullanımı

    Delüzyonlar –gerçeğe aykırı olan yanlış inançlar

    • Birilerinin sana zarar verdiğine inanmak

    • Belirli işaretler (gestures), yorumların onunla alakalı olduğuna inanması

    • Olağanüstü yetenek veya popülerliğinin olmasına inanmak

    • Belirli bir kişinin ona aşık olduğuna inanmak

    • Her hangi bir trajedinin eşiğinde olduğuna inanmak

    Halüsinasyonlar – gerçekte mevcut olmayan bir şeyleri duymak veya görmek. Kişi halüsinasyonlarının gerçekliğine tam olarak inanırlar.  

    Dağınık Düşünceler – dağınık düşünceler kişinin dağınık konuşmasıyla bir başa alakalı durumdur. Kişi efektif iletişim kuramaz, verdiği cevapların bir kısmı alakasız olabilir, cümleler anlamsız kelimeler içerebilir ve ‘WORD SALAD’ dediğimiz ‘kelime karmaşası’ oluşur

    Son derece dağınık veya anormal motor davranışı – Kişi talimatlara uymayan, uygunsuz ve tuhaf davranışlar sergileyebilir.   

    Negatif semptomlar – normal işlev yeteneğinin azalması veya olmaması

    • Kişisel hijyenin ihmali

    • Duygu eksikliği

    • Göz kontaktı kuramama

    • Yüz ifadesinin olmaması

    • Monoton konuşma

    • Konuşma sırasında el veya baş hareketlerini kullanamama

    • Günlük aktivitelere karşı ilgi kaybı

    • Sosyal geri çekilme

    • Zevk alamama

    Ne zaman hekime danışılmalı?

    • Kardeş veya akranlarla karşılaştırıldığında gelişimsel olarak onlardan gecikmeler varsa

    • Banyo veya giyinme gibi günlük beklentileri yapmaktan kaçınıyorsa

    • Sosyalleşmek istemiyorsa

    • Akademik performansı düşmeye başladıysa

    • Tuhaf yeme ritüelleri varsa

    • Başkalarına karşı aşırı şüphe hissi duyuyorsa

    • Duruma uygun olmayan duygular sergiliyorsa

    • Tuhaf fikirleri ve korkuları varsa

    • Gerçek olmayan şeyleri, rüyaları, TV’de gördüklerini gerçekle karıştırıyorsa

    • Tuhaf düşünce, davranış veya konuşma sergiliyorsa

    • Kendine veya başkalarına zarar verme dürtüsü, agresif davranışları ve ajitasyonu varsa

    İntihar eğilimi

    Çocukluk ve ergenlik çağı şizofrenisi olan kişililerin normal popülasyona göre intihar eğilimleri çok daha yüksektir. Bu durum ailenin ve psikiyatristin kontrolü altında tutulması şarttır.

    Sebepleri

    Rahatsızlığın tam olarak hangi sebepten geliştiği bilinmese de, bilim insanları depomin ve glutamate nörotransmiterlerinin farklı çalışmasıyla alakalı olduğunu savunuyorlar.

    Risk Faktörleri:

    • Ailede şizofreni öyküsünün olması

    • Bağışıklık sisteminin fazla çalışması – otoimmün rahatsızlıklar

    • Baba yaşının fazla olması

    • Bazı gebelik veya doğum komplikasyonları: yetersiz beslenme, beyin gelişimini etkileyebilecek toksinler veya virüslere maruz kalma

    • Gençlerin psikoaktif ilaçlar kullanması

  • Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı)

    Obsesif kompulsif bozukluk her ne kadar genellikle yetişkinlere atfedilen bir rahatsızlık gibi görünmesine rağmen yapılan araştırmaların sonuçlarına göre yetişkin hastaların çoğunun (bazı çalışmalara göre % 80'inin) çocukluk döneminde de benzer sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. Obsesif kompulsif bozukluk ya da halk arasındaki adı ile takıntı hastalığı saplantılı düşünceler ve bunları rahatlatabilmek için yapılan davranışlar ile karakterizedir. Saplantılar kişinin kendi iradesi dışında zihnine girer. Kişi bunlardan dolayı belirgin kaygı ve rahatsızlık yaşamasına rağmen bu düşüncelerden kurtulamaz. Bu düşünceleri zihninden kovmak ve rahatlamak için yaptığı davranışlara ise kompulsiyon adı verilmektedir. Bazen takıntılar yalnızca temizlik alanında olabildiği gibi kontrol, düşünce, dinsel, cinsel alanlarda da olabilmektedir.

    Sıklığı nedir?

    Çocukluk dönemine ait net veriler olmamasına rağmen toplum araştırmalarında yetişkin ve ergenlerin yaklaşık % 1-3 ünde rahatsızlığın saptanabileceği bildirilmektedir.

    Belirtileri nelerdir?

    Çocukluk döneminde bir çok ritüel davranış bulunur. Çizgilere basmadan yürümeye çalışmak, masanın aynı tarafına oturmak, belirli bir elbiseyi sık sık giymeyi istemek, etrafındaki nesneleri saymaya çalışmak gibi pek çok davranış çocukluk dönemi için normal olarak kabul edilmektedir. Bu davranışların temelinde çocuğun yaşadığı kaygı ve endişeler yatmaktadır. Bu davranışlarla birlikte yaşadığı endişeler yatışır. Genellikle yaşın ilerlemesi ile birlikte sorun olmadan kaybolması, sıklıkla kendini sınırlayıcı özellikler göstermesi nedeni ile obsesif kompulsif bozukluktan ayrımının iyi yapılması gerekir. Takıntılı düşünceler bulaş, kuşku veya kontrol, simetri, sayma, düşünce alanlarda olabilir.

    Temizlik – Bulaş takıntıları yaşayan çocuklar mikrop bulaşacağından, hasta olacağı ve öleceğinden yoğun kaygı duyarlar. En sık karşılaşılan takıntılardır. Bundan korunabilmek için sıklıkla ellerini yıkarlar, çok uzun süre banyoda kalabilirler.

    Kuşku veya kontrol takıntılarında kişi bir şeyleri yerinde ve doğru yapmayla ilgili endişeler yaşar. Örneğin “Kapıyı kapattı mı?”, “Matematik kitabım yanımda mı?” gibi. Bu düşünceleri bastırabilmek için tekrarlayıcı tarzda kontrol davranışı geliştirler. Örneğin matematik defterinin çantasında olup olmadığını defalarca kontrol ederek okula geç kalabilirler.

    Simetri takıntılarında kişi çevresindeki nesnelerin belirli bir düzen ve uyum içinde olması yönünde yoğun kaygı yaşar. Bunu sağlayabilmek için yoğun çaba harcar.

    Düşünce takıntıları, birçok farklı alanda olabileceği gibi sıklıkla cinsel ve dinsel alanlardadır. Cinsel takıntılarda kişinin zihnine uygunsuz cinsel düşünceler gelir. Bazen bu düşünceleri bastırmak için farklı davranışlar gelişebilir. Bunlardan dolayı yoğun suçluluk hissedebilir. Bazen düşünce takıntıları din alanında görülebilmektedir. En sık rastlananlardan bazıları tanrıya küfür etme, tanrıya eş koşma sayılabilir.

    Yetişkinler de görülen rahatsızlıklarda takıntıların tanımlanmasında “kişiye anlamsız gelmesine rağmen” gibi bir tanımlama yapılabilecek olmasına rağmen çocuklar sıklıkla sınırlı bilişsel becerileri nedeni ile bu takıntılı düşüncelerin anlamlı veya anlamsız olduğunu kavrayamazlar. Sıklıkla içimden gelen bir ses diyor ki diyerek konuşmaya başlar. Çocuğun düşüncelerin istemsiz olarak zihnine geldiğini tam olarak kavrayamaması yoğun suçluluk, günahkarlık duygularına neden olabilir. Bazen takıntılı düşünceler olmaksızın sadece takıntılı davranışlar gözlemlenebilir. Hatta son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların yaklaşık % 40'ında takıntılı, saplantılı düşünceler olmaksızın sadece takıntılı davranışların olabileceğini söylemektedir.

    Niçin olmaktadır?

    Yapılan birçok araştırma obsesif kompulsif bozukluğun tek bir nedenle açıklanamayacağına dikkat çekmektedir. Bazen anne karnında yaşanan sorunlar kolaylaştırıcı bir faktör olabilirken bazen de genetik olarak yatkınlıklar ön planda olabilmektedir. Sıklıkla çocuğun böyle bir sorun ile karşılaşan aileler sıklıkla kendi davranışlarından kaynaklandığına yönelik yoğun endişe duyarlar. Hatta bazen bu süreç ev içinde suçluyu bulma çabalarına kadar ilerleyebilir. Ancak yapılan araştırmalarda anne veya baba tutumlarının bozukluğun ortaya çıkmasında hiçbir etkisi olmadığı ortaya konulmuştur.

    Tedavisi var mıdır?

    En büyük hayal kırıklıklarımdan birisini bir meslektaşım tarafından 11 yaşındaki hastasına rahatsızlığı ruhun kanseri olarak adlandırması ile yaşamıştım. Güncel bilgiler uygun tedavi ve yöntemlerle rahatsızlığın % 70 ‘inden fazlasında düzelme olduğunu göstermektedir. Rahatsızlığın tedavisinde tedavisi iki yönlü olmaktadır. Bunlardan birincisi terapidir. Araştırmalar bilişsel davranışsal terapi uygulamalarının çocukluk döneminde rahatsızlık üzerine en uygun terapi yöntemi olduğunu göstermektedir. Terapi sürecinde birinci basamak ailenin rahatsızlıkla ilgili bilgilendirilmesi ve çocuğun yaşantısındaki takıntılı düşünce ve davranışların izlerinin gösterilmesi olmalıdır. Diğer tedavi yöntemi de ilaç tedavileridir. Çocuk ve ergen yaşlarında etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış pek çok ilaç tedavisi mevcuttur. İlaç tedavileri en az terapi kadar etkilidir. Altın tedaviyi ise hem bilişsel davranışsal terapinin uygulandığı hem de ilaç tedavilerinin verildiği yöntem oluşturmaktadır.

    Evde neler yapılabilir?

    Rahatsızlığı tanıyın. Çocuğunuzun yaşamında rahatsızlıktan kaynaklanan davranışları tanıyabilmeniz ona daha anlayışlı bir tutum sergilemenizde faydalı olacaktır.

    Hiç kimse bilerek hasta olmak istemez. Bu rahatsızlık çocuğunuzun tercihi değildir. Bu nedenle ona öfkelenmek, bağırmak, zorlamak adil olmayacaktır.

    Sıklıkla çocuklar takıntılı düşüncelere aileyi ortak etme çabası gösterirler. Örneğin kontrol takıntısı olan bir çocuk annesinden kapıyı veya ocağı kontrol etmesini isteyebilir. Bu takıntılara ortak olmayın. Bu takıntılara ortak olmak fayda sağlamayacağı gibi sürecin daha karmaşık bir hal almasına neden olabilir.

    Uzman yardımı alın. Erken tanı ve tedavi her zaman için sorunların daha fazla büyümesinin önüne geçecektir.

    (Bu makale psikiyatri.org/Home_Page.php” target=”_self”>www.cocukpsikiyatri.org adresinden alınmıştır)

  • PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOTERAPİ NEDİR?

    Psikoterapi, terapist ve hasta arasındaki ilişkiyi temel alan bir iyileştirme yöntemidir. Psikoterapi, çeşitli psikolojik rahatsızlıklar ve duygusal zorlukları tedavi etmek için kullanılır. Psikoterapinin amacı rahatsızlık veren belirtileri kontrol etmek veya ortadan kaldırmaktır. Böylelikle hastanın daha işlevsel olması amaçlanır. Bununla birlikte psikoterapi dengeli, sağlıklı hissetmek ve anlamlı bir yaşam sürmek maksadı ile de başvurulan bir yoldur.

    Psikoterapi, günlük yaşam zorlukları, tıbbi hastalık, sevilen bir yakının kaybı, depresyon veya yeme bozuklukları gibi belli psikiyatrik rahatsızlıklar, travma gibi problemlere yardımcı olmaya çalışır. Kişinin genel hayatını eskisi gibi işlevsel olarak sürdürmesine engel olabilecek herhangi bir durum psikoterapiye başvurmak için geçerli bir nedendir. Psikiyatristler ve psikologlar psikoterapi alanında yetkili meslek gruplarıdır.

    PSİKOTERAPİYE NE ZAMAN GİDİLMELİDİR?

    Stres ve problemler herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin stresin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoterapiye başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı sorunla başa çıkabilmek için madde ve / veya alkol kullanımına yönelebilir.

    Hastalığı olan ya da duygusal bazı zorluklar yaşayan kişiler etiketlenme korkusuyla da çoğu zaman profesyonel yardıma başvurmazlar. Hastalığı nedeniyle toplum tarafından küçümseneceğini, dışlanacağını düşünürler. Psikoterapi veya ilaç tedavisine başlasalar bile önerilen tedaviyi uygulamazlar. Bu da sorunların zamanla kronikleşip daha da ağır hale gelmesine sebep olur.

    Genellikle kronik problemler duygusal rahatsızlıklara yol açmaktadır. Böyle durumlarda kişi hem devam eden problemlerde hem de rahatsızlığın getirdiği sıkıntılarla ve yol açtığı kısıtlılıklarla uğraşmak zorunda kalır. Hiçbir çıkış yolu olmadığının düşünüldüğü ve psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda ise ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla kişinin kendinin tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.

  • Beden Dismorfik Bozukluğu

    Beden Dismorfik Bozukluğu

    Beden Dismorfik Bozukluğu kişinin vücudundaki belirli bölgeleri abartılmış kusur olarak
    algılaması ve o kusura yönelik aşırı ölçüde belirli ritüeller uygulayarak endişelerini azaltmaya
    yönelik klinik tablodur. Kişinin vücudunun belirli bölgelerini çirkin ve anormal görmesi ile
    karakterize olunan rahatsızlıktır. Beden Dismorfik Bozukluğu yaşayan kişi sıklıkla vücudunun,
    yüzünün, saçlarının, burnunun, cildinin, gözlerinin, kulaklarının ve s. bölgelerin aşırı kusurlu
    olduğuna inanmaktadır. Takıntılı düşünceleri gün içinde ortalama 3-8 saat sürer ve beyni meşgul
    eden bu düşünceden kurtulmak oldukça zor hal alır (Philips, 2005). Genelde, rahatsızlık majör
    depresyon, obsesif kompülsif bozukluk (OKB) ve sosyal fobi rahatsızlıkla beraber görülebilir
    (Philips, Menard, Fay & Weisberg, 2005; Phillips & Diaz, 1997) veya sosyal fobi, çekingen kişilik
    bozukluğu ile karıştırılabiliyor. Burada en önemli ayırıcı özellik sosyal fobili veya çekingen kişi
    sosyal durumlara yönelik olarak kaygı geliştirseler de, Beden Dismorfik Bozukluğu yaşayan kişi
    fiziksel görünümüne yönelik olumsuz değerlendirmeden endişe duymaktadır.
    Ayrıca intihara eğilim ve intihara teşebbüs bu grup kişiler arasında normal popülasyona göre
    daha fazladır fazladır (Phillips et al., 2005). Rahatsızlık kişinin hayat kalitesini düşürür, kişiler
    arası ilişkilerini, akademik ve çalışma hayatlarını olumsuz yönden etkiler. Kişiler kompleks
    yaşadıkları bölgeyle ilgili utanç duygusu yaşarlar, insanlar arasında huzursuz, endişeli hissederler
    ve en önemlisi insanların onları reddedeceğinden çekinirler (Perugi et al., 1997).

    Rahatsızlık DSM – V’de OKB ve ilgili rahatsızlıklar bölümüne girdi. Esasında, rahatsızlığın OKB
    ile benzerliğinin en belirgin özellikleri her iki rahatsızlığı yaşayan kişilerin uzun ve rahatsız edici
    düşünceleri ve buna eşlik eden ritüeller ve kaçınma davranışlarıdır. Beden Dismorfik Bozukluğu
    yaşayan kişiler bedenindeki kusurla sürekli zihnini meşgul ederek, kusurlarını kontrol etmeye,
    gizlemeye veya iyileştirmek için belirli değişikliklere (cerrahi müdahileler gibi) giderler (Philiips,
    2005).

    En yaygın ritüellerden bazıları:

    1.  Sürekli aynaya bakmak
    2.  Kusur olarak algıladıkları bölgeleri kamufle etmeye çalışmak (örneğin makyaj yaparak,şapka  takarak, saçlarla kapatarak ve s.)
    3.  Kendilerini başkalarıyla karşılaştırma
    4.  Sürekli çevresinde güvendiği kişilerden onay almağa çalışmak
    5.  Aşırı kıyafet değişmek
    6.  Diyet yapmak
    7. Normalden fazla cilt bakımı yaptırmak

    En yaygın kaçınmalardan bazıları:

    1.  Sosyal ortamlardan kaçınmak
    2.  İlişkilerden kaçınmak
    3.  Çalışma ortamından kaçınmak
    4.  Evden çıkmamak
    5.  Algılanan kusurun göze çarpacağı belirli yerlerden kaçınma

    Rahatsızlık basit düşünce hatalarından, sanrısal düşüncelere varana kadar değişe biliyor.
    Araştırmalar, % 27-39 beden dismorfik bozukluğu olan kişilerin sanrıları olduğunu gösteriyor.
    Örneğin, ‘belirli kişiler kusuruma bakıp gülüyor, dalga geçiyorlar benimle’

    DSM-V – Beden Dismorfik Bozukluğu Tanı Kriterleri:

    1. Dış görünümünde ,başkalarınca gözlenebilir olmayan ya da başkalarınca
    önemsenmeyecek ,bir ya da birden çok kusur ya da özür algılama düşünceleri ile uğraşıp
    durma.
    B. Kişi, bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman ,dış görünümüyle ilgili kaygılardan
    ötürü yinelemeli davranışlarda (örn; aynaya bakıp durma, aşırı boyanma, derisini yolma,
    güvence arayışı) ya da zihinsel eylemlerde (örn; dış görünümünü başkalarıyla
    karşılaştırma) bulunur.
    C. Bu düşünsel uğraşlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal ,işle ilgili
    alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında düşmeye neden olur.
    D. Dış görünümle ilgili bu düşünsel uğraşlar, bir yeme bozukluğu için tanı ölçütlerini
    karşılayan belirtileri olan bir kişide ,vücut yağı ya da ağırlığı ile ilgili kaygılarla daha iyi
    açıklanamaz.

    Tedavi

    Genelde kişiler rahatsızlığının farkında olmaz ve ruh sağlığı için yardım almayı kabul etmezler.
    Bu yüzden ruh sağlığı için destek arayacakları yerde, estetik cerrahi, kozmetik tedavi gibi farklı
    bölümlerde çözüm aramaktadırlar. Tedavi aşamasında ilk olarak kişinin durumunu kabul etmesi
    çok önemlidir.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapinin Beden Dismorfik Bozukluğunu tedavi ettiğini ortaya koyan bir çok
    araştırma vardır (Philips, 2005; NCCMH, 2006; Neziroglu & Khemlani, 2002). NİCE Guidline’ a göre az veya orta şiddetli Beden Dismorfik Bozukluğu tedavisinde birincil tedavi planı Bilişsel
    Davranışçı Terapi (BDT) olması gerekir (2005). Kişiye detaylı psiko-eğitim verilmesi, düşünce
    hatalarıyla çalışılması ve akabinde hiyerarşik şekilde korkularıyla yüzleştirilmesi gerekmektedir.
    Ağır vakalarda genelde intihar eğilimi veya ileri derece sanrısal düşünceler olmaktadır, bu
    durumda ilaçlara eşlik eden bilişsel davranışçı terapi önerilmektedir. BDT’de bilişsel süreçlere
    eşlik eden maruz bırakma ve tepki önleme yöntemi teknikleri kullanılmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

    ÇOCUKLARDA OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

    Son zamanlarda çocuk alanında sıkça rastladığımız problemlerden biri de Obsesif-Kompulsif Bozukluk adını verdiğimiz ve kişide belli takıntılı düşünce ve davranışlara neden olan rahatsızlıktır. Erişkinler de sıkça rastlayabildiğimiz gibi özellikle son yıllarda çocuklarda da sıkça rastladığımız bir problemdir.

    OKB, kısaca tekrarlanan ve rahatsızlık veren düşünce ve davranışlar olarak açıklanabilir. Bu düşünce ve davranışlar, günlük hayatı olumsuz etkileyebildiği gibi, hem çocuğun kendisini hem de çevresini olumsuz etkileyebilmektedir.

    Bu alanda yapılan çalışmalar göstermektedir ki, çocukluk çağında gözlemlenen OKB, özellikle erken ergenlik döneminde kendisini şiddetli olarak göstermektedir. Yine yapılan bazı çalışmalar göstermektedir ki, bu dönemle en çok rastlanan OKB çeşitleri, cinsel obsesyonlar, dini obsesyonlar ve temizlik obsesyonları olarak sıralanmıştır.

    Obsesyon halk arasında, takıntılı düşünce olarak tanımlanmaktadır. Kompulsiyon ise takıntılı davranış şekilde tanımlanmaktadır. Kişi önce takıntılı düşünce geliştirir ardından rahatsızlık veren düşünce ile başa çıkabilmek için takıntılı davranış geliştirerek kendini rahatlatmaya çalışır. Örneğin; dini obsesyon geliştiren bir çocuk “içimden sürekli küfür etmek geliyor, bu düşünce kötü, eğer masaya 3 kere dokunmazsam cezalandırılırım.” Şeklinde bir OKB geliştirebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi önce düşünce, düşünceyi rahatlatmak için ise davranış geliştiriliyor. Ancak her zaman obsesyonlar ve kompulsiyonlar bir arada görülmeyebilir. OKB kendi içerisinde 3 gruba ayrılır:

    1- Obsesyonlar önde tip

    2- Kompulsiyonlar önde tip

    3- Karma tip

    *Ne zaman OKB’den şüphelenmeliyiz?

    1- Eğer çocuğunuzda tekrarlayan, ritüel davranışlar varsa (örn; sürekli ek yıkama, ışığı 3 kere açıp kapama, çizgilere basmadan yürüme vb. )

    2- Eğer çocuğunuzda sürekli ve rahatsızlık veren düşünceler varsa (örn; kirlendiğimi düşünüyorum, günah işlediğimi düşünüyorum vb.)

    Yukarıdaki maddeler OKB’nin en belirgin iki özelliğidir. Eğer bu belirtileri 1 aydan fazladır ve sürekli yaşıyorsanız, mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

    *Tedavi Yöntemi

    OKB tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Uygulanan tedavi yöntemleri:

    1. Bilişsel Davranışçı Terapi

    2.Oyun Terapisi

    3. EMDR (Tramva kaynaklı ise)

  • Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa kişinin kısa sürede aşırı yemek yiyip akabinde kusarak ya da laksatif ilaçlar (müshil) kullanarak vücuttan atmaya çalışması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Anoreksiyanın aksine çoğu zaman normal ya da normalin üstünde kiloda olurlar. 
    Birkaç saat gibi kısa bir süre içerisinde binlerce kalorilik yemek yiyip akabinde kontrol amaçlı vücuttan bu besinleri atmaya çalışırlar. “Binge Eating” (Tıkınırcasına aşırı yeme)den sonra gelen kendini kusturma ya da zorla dışkılama durumu rahatsızlığın derecesine göre ayda bir olabileceği gibi günde birkaç kere de olabilir. Teşhis konulabilmesi için kişinin 3 aylık periyod içerisinde en az 1 defa kontrol amaçlı kasıtlı kusma, laksatif ya da diuretika (idrar söktürücü) ilaç kullanmış olması ve yeme krizleri yaşıyor olması beklenir. Kişi aynı zamanda yeme davranışlarından, vücut ağırlığından ve şeklinden memnun değildir ve bu endişelerini sıklıkla dile getiriyordur.
    Bazı tip bulimialarda kişilerin aşırı yeme krizlerinden sonra aşırı spor, ertesi dönemde aşırı diet yöntemlerine başvurdukları da gözlemlenmektedir.
    Yemek yeme krizleri bulimikler insanlar için utanç kaynağıdır. Bu sebeple çoğu zaman bu yeme krizlerini gizli bir şekilde gerçekleştirirler. 
    Bulimik kişiler sürekli olarak vücut ağırlıkları ile meşgul olurlar. Normal kiloda olsalar dahi şişmanlama endişesi ile kontrolü ellerinde tutmak isterler. 
    Çoğunlukla 18-25 yaş arası genç kadınlarda görülen rahatsızlık, son dönemlerde genç erkeklerde de sıklıkla görülmeye başlanmıştır. Yaklaşık olarak her 100 kişiden 5i bulimiktir ve bu kişilerin büyük bir kısmı bunun bir rahatsızlık olduğunun farkında değildir. 
    Bulimia rahatsızlığı bir çok sebeple ortaya çıkabilir. Genel anlamda incelik temelli güzellik anlayışının ve çok kalorili gıdaların sürekli olarak reklamlarda ve medyada karşımıza çıkması, travmatik yaşantı, düşük özgüven, biyolojik faktörler bunların başında gelir. Genetik olarak ailede bu tip bir rahatsızlık yaşayan kişilerde hastalık riski 3-4 kat artmaktadır.
    Bulimia tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır. Çoğu zaman psikoterapi fazlasıyla yardımcı olmaktadır. Kişinin yeme alışkanlıklarını, kişinin kendine bakış açısını, kişisel değerlendirmesini sadece vücut yapısı ile yapmaması gerektiğini danışana vermeye çalışan bilişsel davranışçı terapiler ile birlikte kalıcı olarak iyileşme mümkündür. Bazı durumlarda ilaç desteği ve yatılı tedavi de kullanılabilir. 

    Bir yakınınızda bulimia belirtileri görüldüğünde, bu konu hakkında kendisi ile konuşmanız faydalı olacaktır. Ancak bu konuşmayı yaparken dikkatli olmak gerekmektedir. Kişi yaşadığı utanç duygusu ile birlikte bu konu hakkında konuşmak istemiyor olabilir ya da durumunu inkar ediyor olabilir. Sabırla bu konu tekrar tekrar gündeme getirilmeli, destekleyici ve anlayışlı bir tavırla yaklaşılmalıdır. Bu tip bir durumda hasta yakınlarının da izlenecek yolun belirlenmesi içinbir uzmandan yardım alması faydalı olacaktır.

  • Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar, fiziksel ağrı ve yakınmaların bulunduğu, ancak yapılan kontroller ve tetkikler sonucunda, sıkıntının kaynağına işaret eden herhangi bir hastalığın teşhisi konulamadığı, bir grup psikiyatrik rahatsızlıktır.
    Somatoform bozukluk yaşayan hastalar çeşitli bölgelerinde (sıklıkla sırt, karın, baş ve eklemler) ağrıların yanı sıra baş dönmesi, mide bulantısı, şişkinlik, solunum problemleri ve cinsel problemler ile doktorlara başvururlar. Yapılan tüm muayenelere rağmen bu tip bir ağrıya ya da rahatsızlığa neden olabilecek herhangi bir fiziksel bulguya rastlanmaz. Yaşadıkları problemlerin çok büyük bir hastalığın habercisi olduğuna o kadar eminlerdir ki, doktorun teşhis koyamadığını düşünerek hastane hastane gezerler, çoğu zaman da doktorlara olan inançlarını yitirip bir hastalığın varlığını kabullenip kendilerini o hastalığa göre tedavi etmeye çalışırlar.
    Somatoform rahatsızlıklar, kadınlarda erkeklerin iki katı kadar rastlanır. Her 100 kişiden 12’si hayatı süresince bir somatoform bozukluk yaşar.
    Somatoform bozukluklar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. En sık görülen iki tipi Somatizasyon bozukluğu (Briquet Sendromu) ve Hipokondryazis bozukluğu ya da halk arasındaki adı ile “hastalık hastalığı”dır.
    Somatizasyon bozukluğunda en az dört farklı uzuvda ağrı, uyuşma ya da işlev kaybı (sırt, bel, baş, boyun vs.) iki sindirim sistemi bozukluğu (bulantı, kusma, ishal, kabızlık, şişkinlik vs.) bir cinsel problem (cinsel isteksizlik, işlev bozukluğu, adet görme sıklığında bozukluk vs.) ve bir sahte nörolojik reaksiyon (dengede bozukluk, görme kaybı ya da çift görme, işitmede eksiklik, ses kaybı vs.) bulunmaktadır. Bu problemlerin hiç birinin fiziksel bir sebebi bulunamıyorsa bu kişinin somatizasyon bozukluğu yaşadığı düşünmelidir. 
    Örneğin bir kişi sıklıkla baş ağrılarından şikayet ediyor, aynı zamanda bel, omuz ve sırt bölgelerinde sıklıkla tutulmalar yaşıyorsa, adet görmesi vaktinden geç oluyorsa, mide bulantısı ve baş dönmesi yaşıyorsa ve ara ara dengesini kaybettiğinden yakınıyorsa bu kişiye somatizasyon bozukluğu teşhisi gerekliği tetkikler yapıldıktan sonra konulmalı ve tedavisi bir psikiyatrist ve psikoterapist eşliğinde sürdürülmelidir. 
    Hipokondriyazis bozukluk, kişinin kendi vücudu ile alakalı yaşadığı yoğun kaygı ve korkuların sonucu olarak ortaya çıkar. Kendi vücudunda hissettiği aslen çok da üstünde durulmayacak belirtileri çok ciddi ve acilen tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görürler. En basitinden rüzgarlı bir havada baş ağrısı yaşayan kişi, bu ağrının beynindeki tümor yüzünden olduğu korkusuna kapılır. Ya da yediği çok bahartlı bir yemekten ötürü mide yanması yaşayan kişi mide kanaması geçirdiği endişesi ile kendisini hastanede bulabilir. 
    Hipokondriyak kişiler her ne kadar bu korkuların anlamsız olduğunu bilseler de davranışlarını ve düşüncelerini kontrol etmekte sorun yaşarlar. 
    Bu kişiler bazen yakın çevresinde birisinin bir yaşadığı hastalığı, bazense sadece medyada duydukları gördükleri yeni bir hastalığı kendilerine yorarlar. 
    Somatoform bozuklukların nedenleri tam olarak bilinemese de iki görüş üzerinde durulmaktadır. 
    Birinci görüşe göre somatoform bozuklukların stres temelli olduğu düşünülmektedir. Yaşanılan fiziksel sıkıntıların, beynin stresten korunmak için ürettiği bir savunma mekanizması olarak düşünülür. Bireylerin depresyon ya da anksiyete benzeri ruhsal problemler yaşamamak için fiziksel semptomlar geliştirdiği düşünülür.
    Bir diğer görüş ise kişilerin vücutlarına karşı bir şekilde fazlasıyla hassasiyet göstermesi ile alakalıdır. Bu kişiler çevresel faktörlerle ya da belli travmalar ile fiziksel sağlığa çok önem verirler. Normalde farkedilmesi bile beklenmeyen en ufak ağrıları bile takip eder sebebi hakkında uzun uzadıya düşünürler. “Erken teşhis çok önemlidir” mottosu ile birlikte de kendilerine tüm ölümcül rahatsızlıkları yakıştırır ve önceden önlem almaya çalışırlar.
    Somatoform Rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi faydalı olmaktadır. Kişiye kendisi ile alakalı iç görü kazandırmak yaşadıkları durumu daha doğru yorumlamalarına olanak sağlayacaktır. İlaç tedavisi bazı durumlarda terapiye ek olarak kullanılmaktadır.
    Somatoform hastalarda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, hastaların gerçekten bir fiziksel sıkıntı içinde olduklarıdır. Bedensel yakınmalara herhangi bir organik neden teşhis edilememesi hastanın sağlıklı olduğu ve numara yaptığı anlamına gelmez. Hasta yakınlarının bu durumu sürekli akıllarında tutması gerekmektedir. Zira somatoform bozukluk sahibi hastalar zaten büyük ihtimalle stres kaynaklı olan bir sorun yaşarlarken, en yakınlarındaki kişilerin de sürekli olarak kendilerini eleştirmesi, durumlarını ciddiye almaması ile birlikte büyük bir üzüntü ve stres durumunda kalacaklardır, bu durum da yaşanılan rahatsızlıkların olumsuz yönde ilerlemesine neden olacaktır.