Etiket: Rahat

  • Suda Doğum

    Suda Doğum

    Yaşam kaynağı olan su, rahatlık, temizlik ve huzur anlamına gelir. Suyun rahatlatıcı ve gevşetici etkisi nedeniyle suda doğum yöntemi yıllardır alternatif bir yöntem olarak gebelerde kullanılmaktadır. İlk suda doğumun 1803’de Fransa’da olduğu belirtilmiştir. Sonrasında Rusya, İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde uygulanmıştır.

    Fransız Dr. Michel Odent’in hastane ortamında doğum havuzlarını kullanması ile bu tekniğin kullanılması yaygınlaşmıştır. İngiltere Kraliyet Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Derneği’nin 2009 yılında normal takipli gebelere suda doğum seçeneğini alternatif bir yöntem olarak sunmuş ve aktif hayatta da bunu uygulayan bir ülke olmuştur. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Derneği 2014 yılında suda doğumun halen deneysel aşamada bir yöntem olduğu görüşünü savunmuştur.
    Suda doğumun alternatif bir yöntem olarak pek çok avantajı vardır. Doğumda kullanılan ılık su kasları gevşetmekte, endorfin hormonu salınımını artırmaktadır. Gebe bu etkilerden dolayı kasılmaları daha az ağrılı hisseder. Uterusa giden kan miktarı artar ve rahim daha güçlü kasılır. Ilık su içinde perine kasları rahatlar gevşer. Bebeğin başı daha rahat aşağıya doğru iner. Epizyo açılmasına ihtiyaç kalmadan doğal sıyrıkları ile doğar. Perine hasarı daha az görülür. Doğum süresi kısalır. Doğumda ilaç /analjezi kullanımı ve müdahaleler azalır. Gebenin doğuma odaklanması kolaylaşır. Suyun içinde mahremiyet daha rahat sağlanır. Doğuma odaklanması kolaylaşır. Anne rahatlığı ve memnuniyeti artar. Gebenin doğuma aktif katılımı sağlanır. Sezaryen oranları düşer. Suda doğum anne gibi bebeği de olumlu olarak etkiler. Bebek uterus içindeki ılık su ortamından dışardaki ılık havuzuna yumuşak bir geçiş yapar. Yeni doğanın doğum travması ve korkusunu yaşamadan sessiz sakin bir ortama doğmasıdır. Doğum travmatik olmadığından da bebek terk edilmişlik ve panik duygusu yaşamaz.

    Suda doğumda su ortamından diğer bir su ortamına geçen bebek, doğum havuzundaki ilk anlarında ihtiyaç duyduğu oksijeni tıpkı anne karnında olduğu gibi kordondaki anne kanından alır. Doğum havuzundaki suyun sıcaklığı ve bebeğin suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Nefes alma refleksi bebek sudan çıkarıldığında havuza göre soğuk bir ortamla karşılaşmasıyla harekete geçer ve bebek suyun dışında nefes almaya başlar.
    Yer çekiminin suda azalması, annenin oturarak aktif doğum yapması, doğumu kolaylaştır. Ayrıca suda doğum düşünen kadınların bu kararlarını hekimleri ile birlikte vermeleri gerekir. Hekimlerinde bu konuda eğitim almış ve tecrübeli olması önerilir, yüksek riskli gebelerin, annede enfeksiyon olanların veya normal doğuma uygun olmayan gebelerin suda doğum yapmamaları daha uygundur. Su havuzlarının bakım ve temizliği önemlidir. Tek kullanımlık steril malzemeler bu iş için idealdir. Fetüs suda iken uygun monitorizasyon gereklidir.
    Dünyada ve özellikle İngiltere’de suda doğum yaygın olarak kullanılmaktadır. Ankara’da bir süredir gebelerimize seçenek olarak sunduğumuz suda doğum yönteminin ülkemizde giderek daha çok tercih edileceğini ve bu imkanı sağlayan hekim ve sağlık kuruluşlarının sayısının artacağını düşünüyoruz.

  • Uykusuzluk/İmsomnia

    Uykusuzluk/İmsomnia

    Güzel ve deliksiz bir gece uykusundan daha dinlendirici, iyileştirici ve yatıştırıcı bir şey düşünemiyorum. Uyku esnasında vücut kendini onarırken beynimiz de bir yandan düşünce ve duygularımızı düzenlemekle meşguldür. Maalesef çeşitli sebeplerden dolayı bazılarımız uykunun muhteşem iyileştirici özelliklerinden faydalanamayız. Uykusuzluk yetişkin popülasyonun üçte birini etkileyen, ciddi ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerine neden olan yaygın bir rahatsızlıktır. Uykusuzluk deyince aklımıza genellikle hiç uyuyamamak gelir. Fakat uykuya dalamama, normalden erken uyanma ve bölünen uyku da insomnia kategorisine girmektedir.

    Nedenleri
    Anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları, depresyon ve kronik stres uykusuzluğun ruhsal sebeplerinden bir kaçıdır. Fiziksel ağrılar, uyku apnesi, sinir sistemindeki bozukluklar, hormonel bozukluklar ve vücut saatindeki değişiklikler de uykusuzluğun bilinen bazı fiziksel sebepleridir. Bazı ilaçların yan etkileri de uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Uzun saat farkları olan kıtalararası seyahatlerde de vücut saatimiz değişir ve kişiler uyku problemleri yaşarlar. Fakat bu durumlarda uykusuzluk geçicidir ve zamanla kişilerin uykuları düzene girer. Kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kronik ağrılar ve solunum yolu problemleri gündüzleri aşırı uyku hali, geceleri ise uykusuzluğa sebep olur. Uykusuzluk genç ve sağlıklı bireylere oranla yaşlıları ve hastaları daha fazla etkilemektedir. Bunun sebepleri ise depresif ruh hali, kronik anksiyete, Alzheimer hastalığı ya da sinir dokusunun bozulumu ile ilgili rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Yaşlılarda uykusuzluk zamanla hafıza ve beyin fonksiyonlarında gerilemelere sebep olur. Alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler de uykusuzluğa sebep olmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    1.Uyuyamıyorsanız kendinizi yatağa mahkum etmeyin. Yatakta öylece yatıp uyumak için kendinizi zorlamak sizi daha da strese sokar. Kalkıp uykunuz gelene kadar yorucu olmayan bir aktivite ile ilgilenmeniz (örneğin kitap okumak) ve sonra tekrar uyumayı denemeniz gerekir. 
    2.Her gün aynı saatte kalkın. Hafta sonları da dahil. Böylece içsel saatinizin düzene girmesine yardımcı olursunuz.
    3.Alkol, nikotin ve diğer uyarıcı maddelerden uzak durunuz. Özellikle yatma saatinize yakın bu maddeleri tüketmeyin.
    4.Kestirmeleri azaltın. Gün içerisinde kestirme yapmak uykusuz geçen bir geceden sonra çok cazip gelse de gece uykusunun kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. 
    5.    Yatak sadece uyumak içindir. Yatakta uzun telefon görüşmeleri yapmak, günü planlamak, televizyon seyretmek, ders çalışmak yatakta uyarıcı etkiye sebep olur ve uykuya dalmanızı geciktirir.
    6.    Yatmadan hemen önce yiyecek ve içecek tüketmeyin. Sindirim sisteminizi harekete geçiren bu davranışlar uykunuzu kaçırabilir. 
    7.    Yatak odanızın rahat olmasını sağlayın. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkiler. Karanlık ve sessiz bir ortam uyku için idealdir. 
    8.    Yatmadan önce bütün kaygılarınızdan uzaklaşın. Bir sonraki gün için yapacaklarınızı gün içerisinde planlamanız kafanız rahat bir şekilde uykuya dalmanızı sağlar. Sizi düşündüren ya da kaygılandıran durumlar varsa bunları yatmadan önce çözmenizde fayda var.
    9.    Stresinizi azaltın. Yatmadan önce yapacağınız rahatlatıcı nefes ve kas egzersizleri, imajeri, meditasyon ve biyolojik geribildirim gibi teknikler stresi azaltır.
    10.    Uzman bir psikologla görüşüp uykusuzluğunuzun psikolojik sebepleri tespit edilip çözümlenmelidir. 

  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan streskimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres yıkıcı hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir.

    Stres Nedir?

    Stres, vücudunuzun her türlü talep veya tehdide yanıt verme şeklidir. Tehdit altında olduğunuzu hissedince sinir sisteminiz vücudu uyaran bir takım stres hormonları salgılayarak karşılık verir. Kalbiniz hızlanır, kaslarınız sıkılır, kan basıncı yükselir, nefes yükselir ve duyularınız keskinleşir. Bu fiziksel değişiklikler gücünüzü ve dayanıklılığınızı artırır, reaksiyon sürenizi hızlandırır ve odaklanmanızı sağlar. Bu, “savaş veya kaç” veya mobilizasyon stres tepkisi olarak bilinir ve vücudunuzu korumanızın bir yoludur. Stres, aslında her zaman olumsuz bir durum değildir. Rahat olduğunuz dönemde, sizin daha enerjik ve uyanık kalmanıza yardımcı olabilir. Hatta acil durumlarda, stres hayatınızı kurtarabilir. Örneğin kendinizi savunmak veya kazadan kaçınmak için arabanın frenlerine yüklenmenizi sağlamak gibi. Ancak rahat olmadığınız dönemde stres zihninizde ve vücudunuzda büyük hasarlara neden olur.

    Stresin Etkileri

    Vücudun sinir sistemi genellikle günlük stres faktörlerini ve hayatı tehdit eden olayları ayırt etmekte kötü bir performansa sahiptir. Örneğin işe gidip gelirken trafik sıkışıklığında vücudunuz bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış gibi tepki verir. Günlük yaşamınızda sürekli bu gibi durumlar yaşadığınızda, stresi aşamadığınızda ciddi sağlık sorunları yaşayabilirsiniz. Stres vücudunuzdaki hemen hemen her sistemi bozar. Bağışıklık sisteminizi devreden çıkarır, sindirim ve üreme sistemlerinizi sıkıntıya sokar, kan basıncını yükseltir, kalp krizi ve inme riskini arttırır, yaşlanmayı hızlandırır ve sizi birçok zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına karşı savunmasız bırakır.

    Stresle Baş Etme Kabiliyetinizi Geliştirin

    Hareket edin: Egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda iyi seçeneklerdir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Güvendiğiniz ve yakın hissettiğiniz biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Psikoterapistler, arkadaşlar ve akrabalar bu süreçte yararlı olurlar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer yolu, görme, ses, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı etkilemektir. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek, mis gibi kokan bir fincan kahve, bir hayvanı sevmek sizi rahatlatabilir. Ayrıca sağlıklı beslenmenin de stresle baş etmedeki rolünü unutmamalıyız.

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir.

    Dinlenin: Yorgunluk stres yaratabilir. Uyku esnasında hem vücudumuz hem de düşüncelerimiz dinlenir. Yorgun bir vücut stresin zararlı etkilerine karşı daha savunmasızdır. Günde 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin.

  • Aşırı Düşünce, Aşırı Eylem!

    Aşırı Düşünce, Aşırı Eylem!

    Bir duruma karşı verilen aşırı tepkiler -düşünce veya eylem şeklinde olabilir- karşılaştığı zorlu durumların üstesinden gelmek için kendini yetersiz veya karasız hissettiği durumlarda belirir. Yetersizlik veya kararsızlık durumlarının dinamikleri çocukluk döneminde anne babanın kısıtlayıcı (bazen cezalandırıcı) etkileri nedeniyle ortaya çıkar. Yani çocukluk çağındaki çatışmalardan kaynaklıdır.

    Çocuk ilk doğduğunda ailesinin bakımına ve sevgisine muhtaçtır. Ve çocuk bakım verenden bağımsız düşünülemez. Aşırı bağımlı olan çocuk yaşadığı olumsuz durumlar karşısında bakım verenleriyle ilgili olarak negatif bir duygu içerisine girme ihtimali yoktur. Yetersizlik hissinin üstesinden gelemeyen çocuk olumsuz baş edemediği duygulardan kaçınmak için kişi, aşırı düşünce veya aşırı eyleme geçer.

    Aşırı düşüncelerden kasıt; gerçek düşünceyi ortadan kaldırmak amacıyla yerine geçen (yer değiştiren) düşüncelerdir. Kararsızlık öyle yoğundur ki kişi belleğindeki gerçekliği oturtamaz. Örneğin, kişi evden çıktığında içi rahat etmez, ocağı kapatıp kapatmadığını, kilidi kilitleyip kilitlemediğini veya dışarı çıktığında hangi yolu kullanması gerektiğini veya bir kişiye atacağı mesaj veya maili gidip gitmediğini, kişi eve geldiğinde kirli olduğu ve durumdan rahatsız olduğu gibi düşünceler oluşabilir. Bu gibi oluşan düşüncelere ‘obsesif düşünce’ olarak tanımlayabiliriz. Bu düşünceleri rahatlatmak için kullanılan davranışlar örneğin, mesajın veya mailin gidip gitmediğini kontrol etme, eve geldiğinde hızlıca yıkanmak ve belki de evdeki üyeleri de yıkanması için söylenmek, hangi yoldan gideceğini seçsen dahi rahat etmeyip tekrar dönüp diğer yolu kullanmak veya ocağı, kapı kilidini sürekli kontrol etmek gibi durumlara da ‘kompulsif davranışlar‘ olduğunu söyleyebiliriz. Yani bilince takılan bir durumun kişinin çabalarına karşın engelleyemediği düşünce obsesyon, bazı insanlarda düşünce eylemini rahatlatmak için kompulsiyona dönüşür. Ancak ne kadar aklına takılanı rahatlatmak için yapıldığı söylense de esasında kişi bir türlü rahatlayamaz. İşte bu gibi obsesif- kompulsif durumlara karşı verilen aşırı tepkiler kişinin bir durumun üstesinden gelebilmede yetersiz kaldığı durumlarda geliştirir. Oluşan duygular dışa vurularak kişide yarattığı olumsuz durumları azaltacağı yerde, kişiye zarar verebilecek yeni durumlar yaratır.

    Bu gibi engellenemeyen durumların kökenleri; yeterli olgunluğa erişmeden beklenti içerisine giren ebeveynlerin, çocuğun olgunluğundan daha büyük sorumluluklar istemesiyle başlar. Yeterli olgunluğa erişememiş çocuk, ebeveyn ve çocuk arasında zorlu bir durumu başlatır. Ebeveynlerinden anlayış göremeyen çocuk yetersizliğine karşı koymaya çalışsa da bakım verenlerin bu haksız tutumuna boyun eğer. Ebeveyn çok keskin bir tutum takınarak çocuğu sürekli suçlar, cezalandırır (bu illa katı olmak zorunda değildir keskin bir hayır cevabı da olabilir) ise çocuktaki cezalandırılma korkusu suçluluk duygusuna sebep olur. Çocuk yaşadığı ‘suçluluk korkusu’ ile ‘öfke ve karşı koyma isteği’ arasında bocalamaya başlar. İşte bu çatışmanın ağırlık derecesi obsesif-kompulsif davranışların belirleyicisi olur. Yani düşünceleri yer değiştirerek asıl sorundan kaçıp başka sorunlar ile uğraşır. Ancak bu gerilim, yer değiştirerek de dinmez, sadece yer değiştirir ve gerilim kalır!

  • Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk kişilerin obsesyon (saplantı, takıntı) veya kompulsiyonlara (zorlantı) sahip olduğu, yaygın, kronik ve uzun süreli bir rahatsızlıktır.

    Obsesyonlar tekrarlayıcı düşünce, dürtü veya zihinsel imajlardır ve anksiyeteye (kaygı) yol açarlar. Kişi tarafından genellikle mantıkdışı bulunurlar, zorlayıcıdır ve istemsizdir. Yaygın obsesyon semptomları şunlardır:

    • Mikrop kapma veya mikrop bulaşması korkusu

    • Tabular veya yasak düşünceler ( cinsel – dini içerikli düşünceler, başka birine veya kendine zarar verme obsesyonları )

    • Nesnelerin – olayların simetrik veya mükemmel bir sırada olması isteği

    • Sayma obsesyonları

    • Biriktirne – istifleme obsesyonları

    Kompulsiyonlar ise kişilerin obsesyonlarını bastırmak için bilinçli olarak sergilediği,

    tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kompulsiyonların amaçları obsesyonlardan doğan sıkıntıyı hafifletmek olmakla beraber, gerçekleştirilen eylemin amaçlanan durumla arasında mantıksal bir bağ bulunmaz. Genel kompulsiyon belirtileri aşağıda yer almaktadır:

    • Aşırı temizlik yapma / el yıkama

    • Nesneleri belirli bir düzende sıralama

    • Bir şeyleri sürekli kontrol etme (örneğin kapıyı kilitleyip kilitlemediğini, ocağı açık unutup unutmadığını defalarca kontrol etme)

    • Zorlayıcı sayma (araba plakalarını sayma, belirli bir sayıya kadar sayma gibi)

    Bütün ritüeller ve alışkanlıklar kompulsiyon olarak değerlendirilmez. Herkes bir şeyleri iki kez kontrol edebilir. Fakat OKB’si olan bir kişi genellikle obsesyon ve kompulsiyonlarını kontrol edemez. OKB dahilinde olması için sözü edilen türdeki düşünce veya davranışlar kişinin her gün en az bir saatini meşgul etmelidir. Ayrıca OKB’li kişiler kompulsiyonlarını icra etmekten keyif duymazlar, yalnızca obsesyonlarının meydana getirdiği kaygıları hafiflediği için rahatladıklarını düşünebilirler. Günlük hayatlarında ve işlevselliklerinde önemli problemler yaşarlar.

    Epidemiyolojik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB prevalansı (yaygınlık oranı) %0.5-1 ve geç ergenlik dönemi OKB prevalansı %2-3 olarak bulunmuştur.

    Klinik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB’sinin ortalama başlangıcı 6-11 yaş aralığıdır. Yetişkinlerdeki OKB’nin ½ ila 1/3’ünde rahatsızlık çocukluk veya ergenlik döneminde başlamaktadır fakat genellikle bu dönemde fark edilmemektedir.

    OKB sebepleri arasında genetik faktörlerin rolü büyük olmakla beraber, hormonal faktörler, çocukluk dönemi travmaları ve kişilik özellikleri (detaycı, mükemmeliyetçi, titiz) de gösterilebilir.

    Çocukluk döneminde normal olarak değerlendirilen ritüeller genellikle çizgilere basmamaya çalışma, şanslı numaralar belirleme gibi günlük işlevsel faaliyetler dahilindedir ve çocukların gelişimi için faydalıdır, kaygı düzeylerini kontrol etmeyi ve sosyalleşmeyi sağlar. OKB ile ilişkili ritüeller ise son derece rahatsızlık veren, günlük işlevselliği bozan, sosyal izolasyona yol açan şekildedir ve içerikleri daha farklıdır. Çocukluk döneminde çoğunlukla görülen obsesyon mikrop bulaşma korkusudur ve bununla beraber gelen kompulsiyon ise kaçınma ve aşırı el yıkamadır. Sıklıkla görülen bir diğer obsesyon ise kendisine veya ebeveynlerine zarar geleceğine dair kaygıları içerir ve kontrol kompulsiyonu eşlik eder. Diğer yaygın kompulsiyonlar ise dokunma, sayma, sıralama veya zihinsel eylemlerdir (dua, spesifik şeyleri düşünme, zihinde tekrarlama gibi). Bu kompulsiyonlar çocukların akademik başarılarını ve akran iletişimlerini etkileyebilir. Ergenlik döneminde ise cinsellikle ilgili obsesyonlar sıklıkla görülür.

    Çocuklar genellikle yaşadıkları OKB belirtilerinden utandıkları için bunları saklarlar veya olduğundan daha hafif şekliyle anlatırlar. Belirtilerin ‘çılgınlık-anormallik’ olmasından şüphe duyarlar. Çoğunlukla kendilerini klinisyenlere daha rahat anlatırlar. Tam bir değerlendirme için klinisyenin çocuktan ayrı, anne-babadan ayrı ve öğretmeninden ayrı bilgi alması gerekir.

    OKB’ye sıklıkla eşlik eden rahatsızlıklar şunlardır:

    • Depresyon

    • Anksiyete bozukluğu

    • Bipolar bozukluk

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Tik bozukluğu / Tourette sendromu

    • Otizm spektrum bozukluğu

    • Yeme bozuklukları    

  • Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stres, yaş cinsiyet ve iş ayrımı gözetmeksizin herkesi etikeleyebileceğinden belki de zamanımızın en yaygın sosyal problemleridir.Hepimiz stresi yaşarız ve bunu engelleyemeyiz. Stresle her gün yüzyüze olduğumuz için hepimizin belirsiz de olsa stresin ne olduğu, fiziksel ve psikolojik sağlığımıza neler yapabileceği hakkında bilgimiz var.

    Stres, bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da beyninde oluşan tepkidir. Stresin etkileri ve sonuçları üzerine bahsedecek olursak;

    Kişisel etkiler: Huzursuzluk, saldırganlık, duyarsızlık, depresyon, yorgunluk, asabiyet, suçluluk ve utanç, sinirlilik, karamsarlık, düşüz özsaygı, yalnızlık, tehdit ve gerginlik.

    Davranışsal etkiler: Kaza eğilimi, ilaç kullanımı, duygusal patlamalar, aşırı yeme veya tat kaybı, aşırı alkol kullanımı, sigara kullanımı, heyecanlılık, tahrik edici davranışlar, az konuşma, sinirsel kahkalar, hareketsiz kalamama, titreme.

    Psikolojik etkiler: Kan ve idrarda yüksek katekolamin ve kortikostreid bulunması, kan şekerinin yükselmesi, kan basıncı ve kalp atışının artması, ağız kuruluğu, terleme, gözbebeğinin genişlemesi, solunum güçlüğü , sıcak ve soğuk nöbetler, boğazda şişlikler, kol ve bacaklarda hissizlik ve karıncalanma.

    Tıbbi etkiler: Astım, adet görememe, göğüs ve sırt ağrıları, koroner kalp hastalıkları, ishal, baş dönmesi ve halsizlik, hazımsızlık, sık idrara çıkma, migren ve baş ağrıları, kabuslar, uykusuzluk, nevroz, psikoz, psikosomatik bozukluklar, şeker hastalığı, ciltte görülen lekeler, ülser, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük.

    Organizasyon ile ilgili etkiler: Görev başında bulunmama, düşük endüstriyel ilişkiler ve verimsizlik, yüksek iş kazası ve düşül iş teslim oranları, kötü iş ortamı, işinden memnuniyetsizlik ve nefret ortamı.

    (Cox 1978)

    Yukarıdaki tabloda stresin zararlarından bahsederken siz de olan belirtilerini not alarak yardım talebinde bulunabilirsiniz ve aynı zamanda yazının devamında stresle baş etme yöntemlerinden bir kaçını deneyimleyebilirsiniz.

    Kişisel stresin dolaylı ya da doğrudan kaynağı olan inançlar ve varsayımları bireyin nasıl tanıyabileceğini ve onlarla nasıl başa çıkması gerektiğini öğrenmesi gerekmektedir. Başa çıkmak için kısaca rahat uygulanabilir bir metottan bahsedelim.

    Metot :
    Dikkatinizi sırayla vücudunuzun farklı bölümlerine yoğunlaştırarak başlayın. Dikkatinizi toparlayamıyorsanız öncelikle gözünüzü kapatın, rahat bir yere oturun ve  burnunuzdan derin nefes alarak ağzınızdan nefesinizi verin. Bu uygulamayı 3 dk boyunca uygulayın. Artık dikkatinizi toparlamaya hazır olduysanız şimdi söylenenleri yapabilirsiniz;

    Derin nefes alıp vermeye devam ederken parmaklarınız ile başlayın, onları rahatlatın ve oradan bileklerinize omzunuza baş ve sırt bölgenizi rahatlatın.Göz kapaklarınızı ve çenenizi kontrol ederek rahatlayın. Sonra vücudunuzun gerginliğini kontrol edin. Bu uygulamaya 10 dakika boyunca devam ediniz.

    Tabii ki uygulanabilir her metot kısa sürede stresinizle baş etme de anlık tepkiler verse dahi bir uzun süreli uygulamalar gerekmektedir. Bu metotu mutlaka 1 ay boyunca uygulayın. Unutmayın kendi başınıza çözüm üretirken mutlaka eksiklikler olacaktır.

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • Bebeğim diş çıkarıyor !

    Hamileliğin 3’üncü ve 6’ncı ayları arasında anne karnında şekillenmeye başlayan dişler, doğum sonrası genellikle 7’nci aydan itibaren alt ön kesici dişlerin belirmesiyle ağızda yerlerini almaya başlarlar. Diş çıkarma dönemi aileler için genellikle bebekte huzursuzluk ile ilişkilendirilir. Bu dönemde dikkat edilecekler ve diş çıkarma rahatsızlıklarını en aza indirgeme yolları nelerdir ?

    DİŞ ÇIKARMA BELİRTİLERİ

    * Bebeklerde diş çıkarma belirtileri nelerdir? Bebeklerde diş çıkarma döneminin başlaması, dişetinin açılmasından 3 ay önce başlar. Bu süreçte bebeklerde salya artışı, hafif ateş, ağlama-huzursuzluk, ağız çevresinde hafif döküntü, ellerini ısırması, uyku düzensizliği, iştahsızlık gibi belirtiler görülebilir. Anne-babalar özellikle bazı belirtilerde dikkatli olmalıdır. İlk görülen belirti genellikle salya artışıdır. Diş çıkarma dönemi bebeklerde çene ve ağız çevresinde kızarıklık ve döküntüye yol açabilir. Bu dönemde bebeğin yüzü temiz ve yumuşak bir bezle silinerek uygun bir kremle nemlendirilebilir.

    * Ya ateş? Diş çıkarma döneminde 37 derece civarında hafif bir ateş normal kabul edilir. Daha yüksek ateşlenmelerde bebeğin bağışıklığının azalmasından kaynaklı viral bir enfeksiyon olabilir. Bu durumda çocuk doktoruyla konuşulmalı ve uygun tedaviye başlanmalıdır.

    * Bu dönemde bebeklerin beslenmesinde bir değişiklik yapmak gerekir mi? Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dişetleri çok hassaslaşır, bir şeyler yemeyi reddedebilir hatta kilo alımı yavaşlayabilir. Besinleri reddeden bebeğinize sadece anne sütü ve mama takviyesi yetecektir. Bu durumda telaşlanmamalı ve bebek yemek yemesi için zorlanmamalıdır. İştahsızlık yaşayan bebeğinize soğuk meyve püreleri ve su vererek hem ağrısını hafifletmiş olur hem de besin ve su kaybının önüne geçebilirsiniz. Yoğun salyanın bir kısmının bebek tarafından yutulması dışkıda sulu bir form yaratabilir.

    İLAÇ VERİRKEN DİKKAT!

    Dişeti şiştiğinde neler yapılabilir?

    Dişin çıkacağı bölgede dişetinde şişme ve kızarıklıklar olabilir. Bunu dişetinde beyazlaşma daha sonra dişin ağızda görülmesi takip eder. Dişin ağızda belirmesiyle bu bölgede kanama olabilir. Genelde kendi kendine iyileşir fakat iyileşemediği noktada mutlaka diş hekimine başvurmak gerekir.

    1) Oyun oynayarak, bebeğinizin dikkatini dağıtacak aktiviteler hazırlayarak ya da kucağınıza alıp güvende olduğunu hissettirerek onu rahatlatabilirsiniz.

    2) Mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ağrı kesici şurup kullanabilirsiniz. Diş çıkarma sürecinde ilaç verirken çok dikkatli olmak gerekir. Vereceğiniz ilaç altta yatan başka bir hastalığın yarattığı ateşi düşürebileceğinden sizi o hastalıktan habersiz bırakabilir.

    3) Yaptığınız her şeye rağmen bebeğinizin sıkıntısı geçmiyorsa, çocuk diş hekimine danışarak anestezik madde içeren diş jelleri kullanabilirsiniz. Ancak bunların düzensiz ve sık kullanımının bebeğinizin çeşitli organları, özellikle karaciğeri üzerinde olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır.

    İlaç dışı rahatlatıcı önlemler neler?

    Dişetine hafif basınç uygulayarak temiz ve soğuk bezle masaj yapılabilir. Ayrıca diş kaşıyıcılardan da yardım alınabilir. Plastik ve boya içermeyen (BPA free) diş kaşıyıcılarını, buzdolabında bir süre beklettikten sonra bebeğinize vererek dişetlerini kaşımasını sağlayabilirsiniz. Kaşıyıcılar buzlukta bekletilmemelidir.

    DİŞ ÇIKARMA SÜRECİNİ RAHAT ATLATMAK İÇİN…

    Çiğneme: Diş çıkaran bebekler sürekli bir şeyler çiğnemek ister. Damaklardaki bu hareket, ağrıyan dişetlerine üstten bir baskı uygulayarak rahatlatır. Diş kaşıyıcılar, çıngıraklar çiğnemesi için bebeğe verilebilir. Ağzına alıp çiğnediği şeyin soğuk olması damaklarını uyuşturur ve rahatlatır. Serin ama çok soğuk olmayan bir bezi de damaklarında deneyebilirsiniz. Ya da soğuk bir meyveyi atıştırmasını sağlayabilirsiniz.

    Ovma: Temiz parmağınız ya da yumuşak nemli bir bez ya da yumuşak bir diş fırçasıyla bebeğinizin damaklarını ovmanız da rahatlatıcı bir etki yapar. Damaklara yaptığı baskı rahatlama sağlayacaktır.

    Soğuk içecekler: 6 aylıktan büyük bebeklerde buzlu su dolu bir biberon damakları ferahlatacaktır. Eğer bebek biberonu emmek istemezse bardağa buzsuz su koyup verebilirsiniz.

    Soğuk yiyecekler: Yoğurt, püre yapılmış şeftali ve elma (bebeğiniz bu gıdalara geçtiyse) gibi soğuk yiyecekler oda sıcaklığındaki yiyeceklere göre daha lezzetli ve damaklar için de daha rahatlatıcı olacaktır.

    BUNLARI YAPMAYIN

    * Bebeğinizin damaklarına kesinlikle alkol sürmeyin.

    * Damakları rahatlatmaya yarayan benzocaine içeren ilaçlar kullanmayın. 2 yaşın altındaki çocuklarda kandaki oksijen seviyesini düşürdüğü için zararlıdır.

    * Bitkisel veya ev yapımı doğal tedaviler uygulamayın. (Bazı bitkilerin potansiyel toksik olabileceği ve önemli rahatsızlıklara sebep olabileceği biliniyor.)

  • Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edeceğim?

    Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edeceğim?

    Sınav kaygısı bütün öğrenciler arasında oldukça yaygındır. Alacağı notlar, sınav sonrasında kazanacağı ya da kaybedeceği şeyleri düşündükçe bu kaygı artar. Ebeveyn olarak ona sunabileceğiniz en büyük destek ona herhangi bir sınav ya da notla hiçbir şeyin bitmeyeceğini söylemenizdir. Bu arada ona sadece “rahat ol” demenizde yetmeyecektir. Sınavlarda daha rahat olması için ona daha olumlu düşünmesini ve daha rahat hissetmesini sağlayacak bazı teknikleri öğretmeniz gerekir. Bunu öğrenmeleri ve bir alışkanlığa dönüştürmeleri ile kısa sürede sınavlara daha rahat ve daha az kaygılı girebilirler. Bu stratejilerden bazıları şunlardır;

    “Kaygılı Düşünceleri Neler?”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! İlk olarak çocuğunuzu kaygılandıran düşüncelerin neler olduğunu öğrenmeniz hem onun kaygılarıyla ilgili daha fazla farkında olmasını hem de sizin ona daha iyi yardımcı olmasını sağlayacaktır. Örneğin; Kaygılandığı anda ona şu soruları sorabilirsiniz. Şu anda ne düşünüyorsun? Seni kaygılandıran ne? Olacağını düşündüğün en kötü şey ne? Bu sorular karşısında çocuğunuzun vereceği cevaplar “başarısız olacağıma inanıyorum”, “sınavdan geçemeyeceğimi düşünüyorum” vb. gibi olabilir. Aslında böyle düşünüyor olmak gerçekten sınavdan kötü not alacağı anlamına gelmez. Ancak bu inançla duruma gerçek olmayan negatif bir pencereden bakmasını sağlar ve performansını olumsuz olarak etkiler.

    “Daha Yapıcı Konuşmalar Yapmasını”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! Yaşanılan durumlar karşısında nasıl tepkiler vereceğinizi belirleyen tutumlar ve inançlardır. Dolayısıyla çocuğunuzun sınavla ilgili yaptığı negatif “konuşmalar” onun kaygısını arttıracaktır. Onun düşüncelerini sizinle paylaşmasını sağlayın daha olumlu bir cümle ve bakış açısı ile yer değiştirin. Sınavla ilgili olumlu konuşmalar özgüveni arttırır ve kaygıyı azaltır. Örneğin; Negatif bir konuşma; Ne yaparsam yapayım, bu testi geçemeyeceğim Olumlu bir konuşma; Bütün materyalleri çalıştın, sınavda elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim.

    Negatif bir konuşma; Matematikte iyi değilim, niye uğraşıyorum ki?

    Olumlu bir konuşma; Sınavda öğrendiğin şimdiye kadar öğrendiğin bilgileri en iyi şekilde kullanacağına eminim. Negatif bir konuşma; Eğer kötü not alırsam bittim. Olumlu bir konuşma; Tatlım bu sınav başarıyı ölçmenin sadece bir yolu. Negatif bir konuşma; Asla hata yapmamalıyım. Olumlu bir konuşma; Hatalar her sınavda olur ve hatalarından çok şey öğrenirsin gibi. Negatif bir konuşma; Diyelim ki sınavı geçemedim. O zaman ne olacak? Ne yapacağım? Olumlu bir konuşma; Böyle bir şey olması tabi ki çok üzücü. Ancak dünyanın sonu değil. Bir dahakine biraz daha fazla çalışabilir, yanlışlarının üzerinden geçebilir ve daha iyi yapabilirsin.

    “Fiziksel Olarak Rahatlamayı”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! Fiziksel olarak rahatlamanın kaygıyı azaltma ve performansı daha iyi ortaya çıkarma gibi etkileri oldukça iyi biliniyor. Siz de çocuğunuza gevşeyerek rahatlamayı ve sınava daha rahat girmesini sağlayabilirsiniz. Bu egzersizi birlikte yapın. Beraberce rahat bir koltuğa oturun. Bedendeki gergin alanları bulup önce kasıp sonra gevşetin. Örneğin… Önce kollarınla başlayalım… Şimdi kollarını, omuzlarını pazılarını sık. Şimdi sıkmaya devam et (10’a kadar say), şimdi bırakabilirsin. Bütün gerginliği bırak, sanki kollarından bir sıvı akarmışçasına, bütün gerginliğin akıp gitsin. Bırak hepsi gitsin, tüm gerginlik akıp, gidiyor. Kolunu dayadığın yeri (ya da sandalyeyi) hisset, kollarının ağırlaştığını fark et… Giderek ağırlaştığını, daha da ağır olduğunu hisset… Kolların ağır ve rahat… Rahat, ağır ve sıcak… Ağırlığın sıcaklığını ve rahatlığını fark et… Giderek daha ağır, rahat ve sıcak hissediyorsun…” Derin bir nefes alıp vererek sırasıyla elleri, bacakları, ayakları, boyunu, karnı ve yüz kaslarını kasıp gevşetin. Aralarda derin nefes alıp vermeye devam.

    “Ebeveyn Olarak Yapmanız Gerekenleri”
    Kendinize Hatırlatın! Şüphesiz çocuğunuzun yapacağı ve öğreneceği yöntemler kadar sizin de ona bu süreçte göstereceğiniz tutum ve davranışlar da ona rahatlaması için büyük destek olacaktır. Sınav öncesindeki günler kaygıyı hissedeceği zamanlar olacaktır. Sınav tarihlerini mutlaka not edin. Sınavlar öncesinde onunla konuşmaya ve destek olmaya çalışın. Kaygı arttığı zaman günlük uyku ve yemek düzeninde bozulmalar olabilir. Çok fazla zorlamadan sağlıklı beslenebileceği yiyecekler hazırlayın. Uyku düzeninin bozulmaması için çalışma saatlerini gözden geçirin ve çok fazla kafein almamasını sağlayın. Bir sınavın ardından başlangıçtan sonuna kadar nasıl bir sınavdı beraberce üzerinden geçin. Kaygıyla başa çıktığı zamanlar için onu tebrik edin. Kaygının yüksek olduğu ve bunun sınav performansını olumsuz etkilediği durumlarda kesinlikle kızmayın ve eleştirmeyin. Onu etkileyen etkenleri iyi öğrenin. Bir dahaki sınavda neleri daha iyi yapabilir. Bunun üzerine konuşun. Olumsuz duygularını görmezden gelmeyin. Onun yaşadığı bu duyguyu anlamaya ve onunla empati kurmaya çalışın. Tek taraflı nasihat vermek yerine onunla diyalog kurmaya onu da dinlemeye çalışın. Sınavlardan sonra rahatlayacağı ve dinleneceği organizasyonlar yapın.

  • Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    GEVŞEMEYE YÖNELİK TEMEL YETENEKLER

    Rahat bir konum alarak gevşemeye hazırlanın …üzerinizde rahat giysiler olsun..sizi sıkan bir giysiniz varsa gevşetin..ve yirmi ila otuz dakikalığına rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun …unutmayın ki gevşeme yalnız başına gerçekleştirilebilecek bir süreçtir..ve gevşemeyi öğrenmek gevşemenin gerçekleşmesi için uygun şartları hazırlamayı öğrenmektir..aslında nasıl gevşediğinizi tam olarak hiç kimse bilemez…gevşetici düşüncelere daldığınızda bedeniniz de kendini gevşemeye bırakır…aslında nasıl yürüdüğünüzü,nasıl konuştuğunuzu ya da nasıl başınızı kaşıdığınızı da tam olarak bilemeyiz..yalnızca bunları yapmaya karar verirsiniz ve bedeniniz de bunu yerine getirir…aynı şekilde kendinizi serbest bırakma ve gevşeme kararınızı da yerine getirir..gevşemeyi öğrendiğinizde ne kadar hızlı gevşediğinizi ya da yeterince derin gevşeyip gevşemediğinizi lütfen dert etmeyin…gevşeme pratiğiniz süresince değişik zamanlarda değişik oranlarda gevşeyebildiğinizi göreceksiniz…

    Derin ve yavaş birkaç nefes alıp gevşemeye başlayın …ve sadece bedeninizde hissettiğiniz her türlü gerginlik ya da stresin hafiflemeye başladığını imgeleyin…her nefes alışınızda içinizin temiz ve taze havayla ,enerjiyle dolduğunu imgeleyin…nefes verdiğinizde gerginlik ve rahatsızlıklardan kurtulun… bir biçimde nefesinizle birlikte bedeninizi terk ettiğini imgeleyin…zorlamaya ihtiyaç yok…sadece imgeleyin…içinize enerji alın ve gerginliği dışarı verin…güzel…( 3-5 kez bunu yapın..)… şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin..nefes alıp vermek …şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin…

    Şimdi tüm zihninizle sol ayağınıza odaklanın …yalnızca orada söz konusu olabilecek gerginliğe odaklanın..ve sol ayağınızı gevşemeye davet edin.. ve o gerginliğin uzaklaşmasına izin verin…sol bacağınızda olabilecek her türlü gerginlikten kurtulun..serbest bırakın ve gevşeyin… sol ayağınızın daha da rahatlamasına izin verin…şimdi sol ayağınızın daha da gevşemesine ve daha da rahatlamasına izin verin…ayağınızın derinlerinde başlayan gerçekten hoş ve sıcak bir gevşeme hissi…

    Ve şimdi sağ ayağınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…ve sağ ayağınızı serbest bırakıp gevşemesini sağlayın…sağ ayağınızın derinlerinde başlayan gevşemenin size hissetirdiklerine odaklanın…her iki ayağınızda …ayaklarınızın daha da rahat bir konuma ulaşmasını ve daha da gevşemesini sağlayın…ayağınızdaki gevşeme derinleştikçe sol baldırınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…sol baldırınızdaki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesine izin verin ve gevşeyin..yalnızca serbest bırakın ve gevşemesine izin verin…sağ uyluğunuzdaki kaslarda olabilecek gerginliklere odaklanın.sağ uyluğundaki kasları serbest bırakıp gevşemesini sağlayın..

    Gevşemeye izin verdiğinizde bedeniniz gevşeyecektir…Kalçalarınızdaki kaslara odaklanın…bedeninizin bu çok önemli bölümündeki gerginliklere odaklanın..bedeninizin oldukça güç fonksiyonları olan bu bölüme.. bedeninizin bu bölgesinde olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın.. ve gevşeyin..belinizde ve karın bölgenizdeki kaslarda olabilecek gerginlik ve streslerin hafiflemesini sağlayın..gevşeyin..bedeninizin bu bölgesinin de daha derin ve daha rahat bir gevşeme hissine katılmasını sağlayın…karın boşluğundaki organlarda olabilecek gerginliğin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..göğsünüzdeki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..bırakın gevşeme her bölgede daha da derinleşsin … omuz kaslarınızı serbest bırakın ve gevşesin..kollarınızın üst bölgeleri…bırakın gevşesin ..rahatlasın…kollarınızdaki ve dirseklerinizdeki gerginlikten kurtulun..bilekleriniz…eleriniz…ellerinizi serbest bırakın..

    Şimdi boyun kaslarınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…başınızı bütün gün boyunca dik tutan kaslar..artık onların iyice dinlenmesine izin verin..

    Şimdi alnınızda ve kafa derinizde hissedebileceğiniz gerginlikler hafiflesin ve gevşeyin…yüzünüzdeki kaslara iniyor..yanaklarınıza… çenenize.. çene kaslarınız gevşiyor…yüzünüzde bir hafiflik ve rahatlama hissi..

    Ve bedeninizin daha gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz..zihniniz de daha sakin… ve yine …bedeninizin ve zihninizin bu daha derin ve daha rahat konumunu birkaç dakikalığına yaşayın…