Psikoterapi, bireyler arasında tartışma uyandıran ve hakkında herkesin bir görüşünün olduğu bir alandır. İnsanların çoğu, psikoterapiye ve psikoterapiste kayıtsız kalamaz. Genelde faydasını görenler, gidip fayda göremeyenler ve gitmeden psikoterapi üzerine görüş bildirenler olarak üçe ayrılmaktadırlar. Bazı ifadeleri biz de sıklıkla duyuyoruz.
Örneğin:
· “Psikolog sadece dinler, hiçbir yorum yapmaz ve sonda sen kendi kendine konuştuğunla kalırsın” diyenler vardır.
· Bir de “Sorunlarımı kendi kendime çözerim. Arkadaşlarıma anlatırım, ona vereceğim parayla alışveriş yaparım” diyenler hiç de azımsanmayacak bir boyuttadır.
Acaba psikoterapi bize gerçekte ne kazandırır?
Psikoterapi, hayatımızdaki olaylara daha geniş bir pencereden bakmamızı sağlar. Çünkü hayatın akışı içerisinde bizi üzen, korkutan veya kaygılandıran birçok şey olup bitmektedir. Ve her zaman geçerli olan bir durum vardır: Kişi stresle baş başa kaldığı zaman olaylara daha dar bir çerçeveden bakmaya başlar. Resmin bütününü görmektense tek bir noktaya odaklanma geçici bir rahatlama sağlar. Bu sürecin sonunda sıkıntının sirayet ettiği alanları birbirinden bağımsızlaştırmaya başlarsınız. Size göre hayatınızdaki sorun alanları, birbirinden bağımsızlığını ilan etmiş ada cumhuriyetleri gibidir.
Psikoterapi ise size bu adaları birleştirme farkındalığı kazandırır. Çünkü seansa getirdiğiniz meseleler birbirleriyle bağlantılıdır. Örneğin “Özgüven sorunu var, insanlarla sosyalleşmekte zorlanıyorum.” diyerek seansa gelebilirsiniz. Ama bu durum muhtemelen sizin romantik ilişkilerinizi de zora sokuyordur. Birinden hoşlanırsınız ancak o kişiye açılamazsınız. Ya da bir ilişkiye girerseniz ancak o ilişkinin içinde kelimenin gerçek anlamıyla var olmakta zorlanırsınız. Bir işe girersiniz ve orada yükselmeniz imkansızlaşır çünkü terfi almak sadece işinin iyi yapmaktan değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerinizin işlevsel olmasından geçer. Serbest meslekte çalışıyorsanız size iş gelmeyebilir, günü siftah bile yapmadan tamamlayabilirsiniz. İşte size her yere sirayet eden bir sorun: Özgüven.
Elbette kişinin geçmişiyle, sorunlarıyla, hayal kırıklıklarıyla yüzleşmesi kolay bir hadise değildir. Ancak psikoterapi sürecinin sonunda kişinin elde edeceği farkındalık, değişim ve dönüşüm, bu süreçte çekilen bütün zahmetlere değmektedir. Eğer siz de sorunlarınızın çözümü için gerçek bir dönüşüm hedefliyorsanız, konusunda yetkin olan bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bugün ihtiyacınız olan şey, hayatınızla ilgili cesur kararlar almak için yüklerinizden arınmaktır. Sizi karar almaktan alıkoyan, geçmişten gelen ve sırtınızdan inmeyen yüklerdir. Eğer bu yüklerden kurtulur, hafiflerseniz, işte o zaman hayatınızla ilgili önemli kararları daha kolay almaya başladığınızı fark edeceksiniz. Hissedeceğiniz huzur ve mutluluk, artan özgüveninizin iki güzel kız kardeşi olacaktır.
Psikoterapi sizi özgürleştirir
Sevdiklerinizle sağlıklı günler geçirmeniz dileğiyle,
Etiket: Psikoterapi
-

Psikoterapi size ne kazandırır?
-

Panik atak tedavisinde; İlaç mı ? Psikoterapi mi? Daha uygundur?
Sevgili danışanlarım, panik bozukluk ya da halk arasında bilinen adıyla panik atak ülkemizde sık görülen ve tedavisinde neredeyse tamamen ilaç kullanılan bir anksiyete bozukluğudur. Her gün web sitemde en sıklıkla bana ve belki tüm Psikiyatristlere sorulan soruların başında “birçok ilaç kullandım faydası olmadı ya da kısmen fayda gördüm nasıl yardımcı olursunuz?” sorusu gelmektedir. Etkisi çok benzer farklı bir çok ilaç kullanımının ardından hastalarımız umutsuzluğa düşmekte ve çaresiz hissetmektedir.
Psikoterapi panik atak tedavisinde hızla ve kalıcı farkındalık ve değişim sağlayan en etkili yöntemlerin başında gelir. Psikoterapi ile hasta içinde bulunduğu koşullar ve bu koşulları değiştirmesini engelleyen durumlar hakkında farkındalık kazanır; Panik atak hastası, hassas, verici, detaycı, karşıdakine odaklı mükemmeliyetçi bir kişilik yapısına sahiptir. Manevi ve fiziksel yük taşımaya alışmış kişilerdir. Kişilikle ilgili farkındalık, farklı davranış biçimlerini repertuara katmak ve kişiye değiştiremeyeceğini düşündüğü yükler hakkında destek vermek ve farkındalık kazandırmak sorunun çözümüne katkı sağlar. Kişi terapi ve deneylerle bu kişilik yapısından hızla uzaklaşır ve panikten kalıcı olarak kurtulabilir.
Özetlersek panik atak tedavisinde ilaç kullanımı çok yaygın olmakla birlikte kısıtlı fayda sağlar, Psikoterapi zannedilenin aksine 1-2 seansta bile hastayı rahatlatıp kalıcı etki sağlayabilir. Benim sıkça kullandığım Gestalt Psikoterapisine ek olarak analitik, bilişsel davranışçı terapiler vb kullanılmaktadır.
Gerekli ve uygun hastalarda ilaç tedavisi Psikoterapiye ek olarak kullanılmadır. Acil durumlarda önce ilaç ve sonrasında ilaç artı psikoterapi düşünülebilir. Ancak ülkemizin gerçekleri ve kısıtlı ruh sağlığı hizmetleri göz önüne alındığında ilaç kullanımının bir süre daha tek başına güncelliğini sürdüreceği düşünülebilir. -

Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi
Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi
TLDP (Time-Limited Dynamic Psychotherapy)
Freud’ la başlayan psikoterapi tarihi, günümüzde tanımlanmış, netleştirilmiş,
çerçevesi çizilmiş 400’ e yakın psikoterapi tekniğine ulaşmıştır. Neredeyse sınırsız sayıda
psikoterapi yöntemi olsa da esasında tüm teknikleri dört ana grupta toplayabiliriz.
En eski psikoterapi yöntemi hiçbir teknik ve kuramın bulunmadığı dönemlerde
gelişmeye başlayan, halen de birçok psikolojik sorunda yararlandığımız, insan davranışlarını
gözlemleyerek bunlardan anlam çıkarma ve oradan sonuca gitmeye yönelik davranışçı
İlerleyen dönemlerde algı süreci, zihnin çalışma prensipleri, algıyı değerlendirme,
hafıza ile ilgili laboratuvar çalışmaları sırasında ulaşılan bilgiler neticesinde bilişsel terapiler
Bilinçdışı kavramını ve savunma düzeneklerini ortaya koyan Freud’la ise ödipal
dönemi odağına alan dinamik psikoterapi ve psikoanalitik psikoterapi doğmuştur. Bu ekole,
anne çocuk arasındaki bağlanmaya dikkat çeken nesne ilişkileri kuramıyla Melanie Klein farklı
bir perspektif kazandırmış, ego psikolojisi, farklı bağlanma stilleri ve bunların nörobiyolojik
açılımlarının anlaşılmasıyla çok zengin bir dinamik bakış açısı yakalanmıştır. Bu dinamik
döngü, davranışsal ve bilişsel çarpıtma ve şemalarla birlikte işlemektedir.
Bu bağlamda günümüzde yıllar alan psikoterapi süreçlerinin yerini, olabilecek en
büyük değişimi değil, mevcut kaynaklarla en hızlı ve kısa sürede ulaşılabilecek en büyük
değişimi gerçekleştirmeye yönelik kısa süreli ya da süresi sınırlı psikoterapiler almaya
başlamıştır. Kısa Süreli dinamik psikoterapiler çok iyi neticeler verebilmektedir.
Kısa Süreli dinamik psikoterapi, genel çerçevesi psikodinamik olmakla birlikte nesne
ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarını içine alan, güncel kişilerarası ilişkileri bilişsel
davranışçı yaklaşımda harmanlayan esnek bir psikoterapi yöntemidir.
Psikiyatrik araştırmalarda ayaktan tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunun
tedavileri için kısa süreli tedavileri seçtiklerini saptanmıştır. Bu danışanlarımız çoğu kez
duygusal acılarının bir an önce bitmesi ihtiyacındadır.
Kısa süreli terapiler bu danışanlar için idealdir. Süresi sınırlı dinamik psikoterapilerde
terapinin başlangıç, orta ve son yapılandırması bulunduğundan danışanlar tedaviyi
sonlandırmaya daha istekli olmaktadırlar. Terapiyi sonlandırmak için belli bir zaman verilmesi
hastaların terapiye bağımlı olurum korkularını azaltmakta, terapiyle ilgili endişelerini
Kısa süreli dinamik psikoterapide sınırlı odak ve sınırlı hedef vardır. Bu süresi sınırlı
dinamik psikoterapileri açık uçlu psikoterapi veya psikoanalizlerden ayıran en önemli
Odak çatışmalı çekirdek ilişkiler teması, rol-ilişki modelleri, çözülmemiş ödipal
çatışmalar plan formülasyon metodu, döngüsel maladaptif örüntü gibi çeşitli
formülasyonlarla saptanır.
Kısa Süreli dinamik psikoterapilerin diğer özellikleri zaman konulması, terapötik
anlaşma, hemen müdahale, planlanmış bitiş zamanı, iyimserlik ve sözleşmedir. Kısa süreli
terapilerde maksimum seans sayısı 20’dir.
Kısa süreli terapiler süreye duyarlı, etkin zamanlı, uygun maliyetli yönleriyle öne
çıkarlar. Ego gücü, motivasyonu ve nesne ilişkileri yüksek düzeyde olan danışanlar kısa
terapilerden daha iyi yararlanırlar. Kısa süreli dinamik psikoterapi çocukluk anıları, davranışın
bilinçdışı belirleyicileri, çelişkiler, aktarım gibi temel psikanalitik kavramlar üzerine kurulmuş
olsa da, metapsikolojik modellere ya da Odipus kompleksi gibi çıkarımsal kavramlara girmez.
Hastanın güçlü yönleri vurgulanarak terapötik süreç gerçeğe dayalı tutulur.
Şimdi ve burada ilişkisine konsantre olunur.
Kısa süreli terapilerde terapistler en az radikal müdahaleyi tercih eder, gelişimsel
yetişkin bakış açısına sahiptir, bazı terapi modellerindeki sonsuzluk kavramını kabul etmez,
yaşam gerçekliğini ve günlük hayatı her zaman terapide olmaktan daha önemli görür.
Kısa Süreli dinamik psikoterapinin temel prensibi terapist ile danışan arasında gelişen
ilişkiyi kullanarak, danışanın kendisiyle ve diğerleriyle olan etkileşiminde değişiklik
Kısa süreli terapilerde esnek bir yaklaşım sağlayan Kısa Süreli dinamik psikoterapi zor
hastaların tedavisinde rahatlıkla tercih edilebilir.
Kişilik bozukluklarında ve kronik kişiler arası ilişki ve iletişim problemlerinde
oldukça etkili bir psikoterapi yöntemidir.
Kısa süreli dinamik psikoterapide semptomlar üzerinde durulmaz.
Amaç kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişki kurma şeklini değiştirmek yani kişinin
karakter yapısında değişikliğe gitmektir.
Kısa süreli dinamik psikoterapi uygulamaları psikolojik farkındalığa sahip, yeni fikirlere
açık, iç gözlem yapabilen, şikayetlerini sınırlayabilen, değişim için motivasyon sahibi, kendine
karşı dürüst, tedavinin sonuçlarına dair gerçekçi beklentileri olan danışanlarda yeterli olur.
Kısa Süreli dinamik psikoterapi modernist görüşe sahip olup olaylara kişilerarası
perspektiften bakar.
Kişiler arası problemlerde de, doğumdan sonra yaşayabilmek için belli bir süre
başkalarına bağlı olduğumuz gerçekliğinin rolü büyüktür. Kendimize bakış açımız ve kendimizi
nasıl hissettiğimizin, başkalarına nasıl davrandığımız ve dünyayla olan ilişkimizin altında bu
Bireyin çocukluk çağında, ebeveynlerine güvenli bağlanması anksiyetenin olumsuz
etkilerini değiştirmekte, sağlıklı gelişimi güçlendirmektedir.
Bu dönemde kodlanan deneyimsel ve bilişsel şemalar binanın temelini oluşturmakta,
bu alt yapı kişinin ileri dönemlerindeki kişiler arası ilişkilerinde duygusal bağı koruma ve
sürdürmekte birincil rolü almaktadır.
Kısa Süreli Dinamik Psikoterapide ise bu sürecin belli bir noktada bitmediği,
bireylerin diğerleriyle etkileşimi sırasında dinamik olarak değiştiğine inanılır.
Kişinin ilişkisel özellikleri yaşamın ilk yıllarında şekillense de, kişinin bu tarzı
sürdürüyor olması onun güncel yetişkin yaşamıyla pekişmektedir.
Örneğin, çocukluğunda sakin ve yumuşak başlı, boyun eğici bir yaklaşım geliştiren bir
danışan, yetişkinlik döneminde de hayatına yanlış, otoriter, dogmatik, cezalandırıcı kişileri
sokmakta, “vur ensesine al ağzından lokmayı” ilişki tarzını terk edememektedir.
Bu tarz, karşısındaki insanları daha baskın ve zorbaca davranmaya davet
etmekte, bir kısır döngüye girilmektedir. Bu tepkilerle karşılaşan danışan kendini
alıştığı ortamda hissetmekte, ancak psikolojik dengesi için için bozulmakta, içindeki
huzursuzluk büyümektedir.
Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi bu temelde çalışır ve bugüne vurgu yapar.
Erken dönemde yerleşen bozuk etkileşimler bugün de korunuyorsa, kişi bunu bugün
Geçmişteki çelişki ve acı gerçeklerin ortaya çıkarılmasına zaman harcamak yerine
bugün üzerinde çalışılmalı ve hızla sonuca gidilmelidir.
Kısa süreli dinamik psikoterapiler bu yönleriyle, psikolojik sorunların tedavisinde hızlı
ve ekonomik çözümler sunmakta ve sıklıkla tercih edilir hale gelmektedir.
-

PSİKOTERAPİ
Psikoterapi, bireylerin ruhsal yaşamlarında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh
sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Ruhsal bozukluklarından
dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin kendilerini
tanımalarını sağlamak, iç çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri
azaltmak, ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi
diyoruz. Bir başka deyişle psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme
gücü yetersiz kalan kişilere, belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman
kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmet süreci olarak tanımlanıyor. Diğer bir değişle ise
psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak
yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.
PSİKOTERAPİST VE DANIŞAN…
Yaşamda kaçınılmaz olan başarısızlıklarla, çelişkilerle ve düş kırıklıklarıyla baş etmek için psikoterapötik
uygulamalar büyük bir başarıyla kullanılıyor. Bu uygulamalarda psikoterapi yapan kişiye“psikoterapist” ve ondan
terapi alan geçen kişiye “danışan” adı veriliyor. Terapi mesleğinin etik ve ahlaki kuralları gereği, terapist
danışanıyla sosyal bir arkadaşlık yapamadığı gibi, para almadan terapi de yapamıyor. Terapist, danışanıyla
ilişkisinin çerçevesini belirliyor, ona göre ilkeli davranıyor ve danışanlarıyla sosyal değil, terapötik bir ilişki
kuruyor. Bu ilişki sırasında psikoterapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları soruyor:
1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu
kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?
2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?
3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?
İLK GÖRÜŞME…
İlk seansta terapist ve danışan bir araya geliyor ve birbirlerini tanımaya yönelik ilk adımları atıyorlar. Bu adımlar,
aynı zamanda psikoterapi süreci devam ettiği takdirde, kurulacak olan bağın da temelini oluşturuyor. İlk seansın
gidişatını belirleyen, danışanın o an oradaki ihtiyacı oluyor. Bu nedenle, terapist tamamen danışanın açtığı
yoldan onunla birlikte ilerliyor. Bazen ilk görüşme yoğun duygu aktarımı içinde geçebileceği gibi bazen duyguların
daha geri planda tutulduğu bir bilgi alma ve terapi süreci hakkında bilgi verme şeklinde geçebiliyor. Terapist
danışanı görüşme odasına aldıktan sonra öncelikle kısa bir form üzerinde onunla ilgili bazı kişisel bilgileri (yaşı,
eğitimi, aile bilgileri, telefon numarası, vb.) not ediyor. Ardından görüşmeye başlanıyor. İlk görüşmede, danışanı
yardım arayışına yönlendiren sorunların ya da konuların neler olduğu üzerinde durmak önemli oluyor. İlk
görüşmede terapist danışanın kimlik bilgilerini öğrendikten sonra, “Şimdi sizi yardım istemeye getiren
nedir?”, “Size nasıl yardım edeceğimi düşünüyorsunuz?”, “Sizi buraya getiren nedir?”, “Sizi
dinliyorum…” gibi bir cümleyle görüşmeyi başlatıyor, danışanın sıkıntılarını ve kendi öyküsünü, kendi diliyle
anlatmasına olanak veriyor. Ancak, ihtiyaç duyduğu ya da açıklanması gereken konuları açmaya çalışıyor. İlk
görüşmenin ilk 30 dakikası genellikle danışanın kendini anlatmasıyla geçiyo ve son 15 dakika terapist konuşuyor.
Terapist danışanın hayatı, neler yaptığı, nerede ve kimlerle yaşadığı ve sorununun ne olduğuyla ilgili fikir sahibi
oluyor. Terapist danışanın anlattıklarının ne olduğu ile olduğu kadar, bunu nasıl anlattığı ile de ilgili oluyor. Neleri
önemsediğini, neleri seçtiğini, nelerin neleri çağrıştırdığını dikkatle takip ediyor. Bazen bir görüşmenin başında
danışanın söylediği bir şeyi, seansın sonuna doğru neden getirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla, sürecin takibi,
terapistin satır aralarını doğru okumasını sağlanıyor.
ÇOCUKLUĞUN KORKULARI…
Danışan yardım amacıyla terapiste başvurduğunda yalnızca sorunlarını değil, çocukluğunu, korkularını,
endişelerini, kişisel tarihini ve yılların ürünü olan kişiliğinin parçalarını odaya getiriyor ve bunlar çok değerli
malzeme olarak analiz ediliyor. Terapist, bunlara saygı duyuyor ve önce anlamaya çalışıyor. Örneğin; ayrılık
acısı, terk edilme korkusu, öfkeyle kendine zarar verme gibi şikâyetlerin ne demek olduğunu herkes bilir ama
bunların her kişi için anlamı farklıdır. Bu bağlamda çaresi de kişiden kişiye değişir. Ancak, danışanların çoğunda
psikolojik sorunların herkes tarafından aynı şekilde yaşandığı ve çözümlerinin de aynı olduğu izlenimi yaygındır.
Bu izlenim terapi sürecinde, ilk seanstan itibaren hazır çözümler beklenmesine yol açıyor. Oysa yaşanılan
deneyimler kişiye özeldir. Bu nedenle, terapistin danışanın yaşadıklarını tamamen onun bakış açısından
anlamaya gayret etmesi, gerekirse sorunu tanımlaması ve farkındalık uyandırma üzerinde çalışması gerekiyor.
Terapistin ilk amacı danışana yardımcı olup olamayacağına dair fikir sahibi olmak ve onun neden terapiyle
ilgilendiğini anlamak oluyor. Böylece terapist danışana terapi sürecinde nasıl bir süreç izleneceğine dair kısa bir
bilgilendirme yapıyor ve onu değerlendirme görüşmelerine davet ediyor ve ilk seans sona eriyor.
DAHA İLK BAŞTA BİRÇOK SORU BELİRİYOR…
Terapi için başvuran danışanın zihninde “Nasıl bir terapist ile karşılaşacağım?”, “Bir yabancıya kendimi
açmak nasıl olacak?”, “Beni anlayacak mı?”, “Güven duyabilecek miyim?”, “Nasıl bir yöntem
izleyeceğiz?”, “Neyi, nasıl anlatacağım, nereden başlayacağım?”, “Anlattıklarım gizli kalacak mı?”, “İlk
seansta sorunlarımın çözümüne geçebilecek miyiz?” veya “Devam edip etmemeye nasıl karar
vereceğim?” gibi birçok soru beliriyor. İlk görüşmenin sonunda terapist danışanın bu sorularına duruşuyla,
anlattıklarına yaklaşımıyla yanıt veriyor ve danışanı rahatlatıyor.
HER ŞEY RANDEVU ALMAYLA BAŞLIYOR…
Terapötik ilişki daha randevu alma sırasında başlıyor. Hatta birçok danışan daha randevu almadan önce belirli bir
duygusal beklenti ve yüklenme içine giriyor. Terapisti birisi önermiş oluyor, önerirken bir şeyler söylüyor,
danışanın terapiyle veya terapistle ilgili fantezileri, ön kabulleri oluyor, vb.
“SİZ” DİYE HİTAP EDİLİYOR…
Görüşmelerde danışanın bağımsız ve eşit bir kişiliği olduğunun hissettirilmesi önem taşıyor, bu nedenle ona hep
“siz” diye hitap ediliyor. İlk görüşmede duygusal gereksinimlerin arkasında neler yattığı henüz belli olmadığı için
karşılanmıyor ama ifade edilmesi için teşvik ediliyor. Çünkü dinamik bir görüşmede her zaman iki boyut birlikte ele
alınıyor; olaylar ve duygular. Olaylar belirtilmeden duyguların, duygular belirtilmeden de olayların fazla bir
anlamı olmuyor.