Etiket: Psikoterapi

  • Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Hakkında Temel Bilgiler: Değişim, Çerçeve ve İlkeleri

    Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Hakkında Temel Bilgiler: Değişim, Çerçeve ve İlkeleri

    Psikoterapi, kişinin en basitçe kendini daha iyi hissetmesi, sorunlarına bir çözüm bulması için tercih edebileceği profesyonel bir yardımdır. Elbette psikoterapi uygulaması ve psikoterapiden alınan fayda iyi hissetmekten çok daha karmaşıktır. Psikoterapi kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağlar, kişinin kendisine dönerek, kendisiyle temas ederek ruhsallığını ve iç dünyasını anlamasına yardımcı olur. Psikoterapiye sadece daha iyi görme, daha iyi duyma ve daha iyi anlama uğraşısı da diyemeyiz. Psikoterapi, kişide ruhsal değişimi sağlayabilir.İç dünyanın analiz edilmesi sayesinde değişim ve dönüşüm mümkün olabilir.İç dünyadaki değişimi kişi, dış dünyasına da yansıtacaktır.

    Bireysel Yetişkin Psikoterapisi

    Psikoterapi, yetişkin bireysel psikoterapi olarak ele alırsak, iki kişilik bir yolculuktur. Kişinin iç dünyasının derinlerine dalacağı; heyecan, korku, kaygı, neşe, sevgi ve nefret gibi birçok duyguyu barındırabilen, birçok geçmiş yaşantının hatırlanacağı; hayallerin, rüyaların ve düşlemlerin gündeme geleceği, terapist ve danışan arasındaki ilişkinin gelişeceği bir yolculuk. Bu iki kişilik ilişki, danışan için önemli konuların işlenmesi için bir alan oluşturur. Bu alanda ‘güven’ önemli bir dayanak olsa da, kişinin iç dünyasına hakim olan güvensizlik ve tekinsizlik temaları da bu alanda çalışılabilir. Psikoterapi, kelimeler aracılığıyla neredeyse her temanın çalışılabileceği özgür bir alan olarak tanımlanabilir.

    Psikoterapi ve Değişim

    Psikoterapide değişim nasıl mümkün olur? Danışanlar bazen psikoterapinin kendilerine bir teknik sağladığından bahsederler, bazen de nasıl olduğunu anlamadıkları bir şekilde değiştiklerini ifade ederler. Psikoterapiden geçmeyen birçok kişi kelimeler yoluyla iyileşebileceklerine inanmayabilir. Hem sözel hem sözel olmayan iletişim yoluyla psikoterapide; kişinin geçmiş yaşantılarını nasıl içselleştirdiği ve bunların güncel durumda gerçekdışı bir şekilde karşısına tekrar tekrar nasıl çıktığı, kişinin zihnindeki bilinçdışı bağlantılar, bilinçdışı çağrışımlar, bilinçdışı denklemler, birbirleriyle bağlantı halindeki temalar ve bunların kişiyi ne şekilde etkilediği, gerçeklikle uyumlu olan ve gerçekdışı sayılabilecek algıları, farkında olduğu ve olmadığı yaşantıları, kendisini, kendisi dışındaki kişileri ve dış dünyayı algılayışı ve bunlara yönelik yaklaşımı çalışılabilir.

    Psikoterapinin Sıklığı ve Süresi

    Ne sıklıkta, ne kadar süre?

    Psikoterapiye gitme sıklığı ve süresi esas olarak yardım alacak kişinin kararı ve motivasyonuna bağlıdır, ancak kişi kendini hazır hissettiği takdirde daha sık ve daha uzun bir psikoterapi süreci, kişinin hayatındaki bütün öğelerin derinlemesine çalışılmasına imkan verecektir. Bazen sadece belirli birkaç konuda psikolojik danışmanlık almak istenebilir, böyle olduğunda belki kısa bir süre, belki birkaç seanstan fayda alındığı hissedilebilir, ancak kişinin kendisini derinden anlaması ve köklü değişimler için minimum haftada bir sıklığında ve minimum birkaç yıl devam edilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Uzun süreli psikoterapi ucu açık bir süreçtir, uzun yıllar devam edebilir.     

    Psikoterapi Uygulamasının Çerçevesi – Sabitlik İlkesi

    Psikoterapinin belirli bir uygulama çerçevesi vardır. Psikoterapi seansları için sabitlik ilkesi önemlidir. Sabitlik ilkesi, seansların mümkün olduğunca sabit unsurlar dahilinde yapılmasını vurgular: Sabit bir saat aralığı, sabit bir gün veya günler, sabit bir mekan gibi. Sabit bir dışsal çerçeve, sabit bir terapi ilişkisini mümkün kılar.Süreksizlikler ve kopukluklar içeren içsel çerçeve tamir olma imkanı bulabilir.

    Gizlilik İlkesi

    Psikoterapinin önemli bir diğer özelliği gizlilik ilkesidir. Psikoterapist gizlilik ilkesini itinayla uygulamakla yükümlüdür. Psikoterapiye gelen danışanın kimliği ve psikoterapi çalışmasında anlatılanlar, konuşulanlar psikoterapist tarafından gizli tutulur. Oldukça istisnai olarak meydana gelebilecek, kişinin kendisine veya bir başkasına fiziksel zarar vermesi gibi durumlarda üçüncüler bilgilendirilebilir.

    Psikanalitik Psikoterapi Yaklaşımı 

    Psikanalitik psikoterapide “serbest çağrışım” metodu kullanılır. Bu, kişinin aklına gelenleri mümkün olduğunca serbest yani sansürsüz bir şekilde anlatmasına denir. Bu yöntemle bilinçdışının bilince ulaşması hedeflenir. Psikanalitik psikoterapinin diğer bir aracı rüyaların incelenmesidir. Rüyalar bilinçdışı malzemeye ulaşmaya imkan verir. Rüyaların yorumlanması ve anlaşılması yoluyla kişinin farkında olmadıklarının farkına varması hedeflenir. Psikanalitik psikoterapinin bir başka metodu da aktarım ve karşıaktarım dinamiklerinin çalışılmasıdır. Psikoterapist ve danışan arasındaki ilişkide ortaya çıkan bu dinamiklerin çalışılması geçmiş yaşantıların ve iç dünyanın anlaşılmasını kolaylaştırır. 

    Hümanistik (Danışan Odaklı, Rogeryen) Psikoterapi Yaklaşımı

    Danışan odaklı psikoterapi, terapistin empatik, koşulsuz bir şekilde kabul edici, saydam ve mevcut olmasını içerir. Carl Rogers’a göre saydamlık, ‘-mış’ gibi yapmama ve şeffaflığı ifade eder.

  • Psikolojik Danışma ve Psikoterapi, Farklar Koşullar ve Kurallar

    Psikolojik Danışma ve Psikoterapi, Farklar Koşullar ve Kurallar

    PSİKOLOJİK DANIŞMA

    Bireylere; problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar alması, kendisini ve çevresini daha iyi tanıması, kapasitesini kendisine en uygun düzeyde geliştirmesi, çevresine sağlıklı bir şekilde uyum sağlaması için uzman kişilerce verilen psikolojik yardımlardır.

    Psikolojik danışma 1-5 seans süren, kişiye problemi ve çözüm yolları üzerine genel bir bakış açısı sağlayan bir süreçtir.

    PSİKOTERAPİ

    Psikolojik ve duygusal hastalıkların ilaç veya diğer herhangi bir tıbbi araç olmaksızın konuşma ile psikoterapi yöntemlerine bağlı olarak çözümlenmesidir. Bu noktada psikoterapinin ilaç tedavisinin yanında da kullanılabileceğini belirtmek gerekir.

    Öncelikle, psikolojik danışma hizmetini veren kişiye “psikolojik danışman” denir. Bu kişilerden yardım alan kişilere ise “danışan” denir. Danışanların bu hizmet için başvurma gerekçelerine baktığımız zaman: uyum problemleri(yeni bir çevreye, ortama, yaşam dönemine vs.), mesleki, eğitim ve kişisel problemler, kendini tanıma, kendini geliştirme, karar verme becerilerini arttırma, ileri seviyede olmayan psikolojik problemler.Psikolojik danışmanın ilk amacı bireyi tanıma ve kendine tanıtma, en temel amacı ise yaşadığı problemi anlamadır. Genel olarak uygulandığı yerler her düzeydeki okullar, sosyal kuruluşlar, kısmen hastanelerdir.

    Psikoterapi hizmetini veren kişiye ise “psikoterapist” denir. Bu hizmeti klinik psikologlar ve psikoterapi eğitimi almış psikiyatristler verebilir. Bu hizmet ileri düzeyde psikolojik problemler yaşandığı ve bu problemlerin kişinin hayatını etkilediği durumlarda kullanılır. Bu problemler hastanın uzun sürelere varacak şekilde bu hizmeti almasını gerektirebilir.Psikoterapinin genel amacına baktığımız zaman bunun açık bir şekilde tedavi ve iyileşme olduğunu görebiliriz.

    Psikolojik danışmada bireylerin daha çok pozitif yönlerinden hareketle çalışılır, pozitif yönlere vurgu yapılır. Psikoterapide ise var olan rahatsızlık iyileştirilmeye çalışılır, olumsuz olan durumun seviyesinin azaltılması ya da ortadan kaldırılmasına odaklanılmıştır.

    Danışmanlık dendiğinde kısa süreli, hatta tek seanslık ve çok nadiren beş seansı geçmeyecek şekilde profesyonel bir yardım akla gelirken, psikoterapide bu süreç daha uzundur,.Danışmanlık genelde problem merkezlidir ama psikoterapi, kişiyi merkezine alır. Psikoterapide ve danışmanlıkta yaşanan süreç benzerdir ama zaman konusunda aralarında farklılık vardır. Esasen danışmanlıkta yapılan şey, insan davranışının belli bir alanında, uzman olmuş bir kişi tarafından bilgi ve tavsiye verilmesidir ama psikoterapi, kişilerin neyi-neden düşündüklerini, hissettiklerini yada bu yönde davranışlar sergilediklerini bulmasına yardımcı olan bir süreçtir

    Örnek vermek gerekirse: Derslerini çalışmayan bir çocuğa sahip anne bu problemin çözülmesi için psikoloğa başvurur. Eğer psikolog ‘’ danışmanlık’’ yapacaksa anne ve çocuğu dinler, onlara soru sorar ve en sonunda bilgi,tavsiye verir. İki taraftan kaynaklanan problemler üzerinden bir anlaşma sağlanır, eğer anne-çocuk bu anlaşmaya sadık kalırsa problem zamanla ortadan kalkar. Bu da danışmanlığın başarılı olduğunu gösterir.

    Ancak anne ve çocuk danışmanlığa rağmen hala problemlerin devam ettiğini bildiriyorsa burada taraflardan biri veya her ikisi anlaşmayı yerine getirmiyor demektir. Bu noktada neden bu problemin devam ettiğini anlamak için psikoterapi önerilir. Eğer problemi devam ettirdiği düşünülen kişi bunu kabullenirse uzman psikoterapist rolüne bürünür. Artık bilgi ve tavsiye veren birisi değil; kişinin kendisini anlamasını sağlayan ve kişinin probleminin kaynağını görmesini sağlayan bir uzman olarak varolur. Burada eğitimini aldığı terapi yönteminin tekniklerini uygular. Süresi problemin çözümüne gore değişiklik gösterir, ancak kısa bir süreç değildir.

    Her ikisinde ortak olan nokta şudur: Seanslar psikolog ve danışanın birlikte belirlediği gün ve saatte gerçekleşir. Bu gün ve saatin süreç boyunca ( önemli bir durum olmadıkça) aynı kalması, düzenli devam edilmesi, eğer danışan çocuksanvelisinin de mutlaka bu süreçte bulunması gerekmektedir. Zaman ve devamlılık konusunda yaşanan aksaklıklar süreci de etkileyecektir. En önemli noktalardan biri de şudur: Psikoloğa gelecek olan kişinin ( çocuk-yetişkin farketmez) kendi isteğiyle gelmesi gerekmektedir. Psikologla görüşmeye zorlanan herhangi bir kişi danışmanlık ve psikoterapi sürecine alınamaz.

  • Psikolog Nedir?

    Psikolog Nedir?

    Psikoloji, genel olarak insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini inceleyen bilim dalıdır; psikolog ise bu alanda çalışan bilim insanıdır. Psikologların uzmanlık alanı insan davranışının hangi alanında çalıştığına bağlı olarak değişebilir. Psikologlar adliye, emniyet birimleri, okullar, danışmanlık, rehabilitasyon merkezleri, sosyal hizmetler, şirketler, hastane ve klinikler olarak farklı alanlarda çalışabilirler. Bu nedenle toplumuzda ilk akla gelindiği şekliyle, psikolog olmak yalnızca ruh sağlığı alanında çalışıp psikoterapi çalışmaları yürütmek anlamına gelmez.

    Psikolog unvanı, üniversitelerin fen-edebiyat fakültelerinde 4 yıllık psikoloji lisans programını başarıyla bitiren kişilerin almaya hak kazandığı unvandır. Üniversiteden yeni mezun bir psikolog tam donanımlı kabul edilmediği için çok sayıda eğitim alması ve en önemlisi de yüksek lisans yaparak donanım kazanması beklenir.

    Psikologlar faaliyet gösterdikleri kurumların gerekliliklerine bağlı olarak almış oldukları sertifika eğitimleri çerçevesinde:

    • Birey ve/veya yakınları ile görüşme ve gözlem yaparlar, kuruma uyumlarına yardımcı olurlar.

    • Eğitimini almış olduğu psikolojik girişimleri yürütürler.

    • Objektif ve tarama test uygulamalarını yürütürler ve rapor hazırlarlar.

    • Psikolojik destek, rehabilitasyon ve psiko-eğitim çalışmaları yürütürler.

    • Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetlerine katkıda bulunurlar.

    • Hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında görev alırlar.

    • Alan çalışmalarına katılırlar.

    • Araştırma ve incelemelerde görev alırlar.

    • Psikologlar, yukarıda sayılan görevlerini diğer meslek elemanlarıyla iş birliği içinde yürütürler.

    KLİNİK PSİKOLOG KİMDİR? NE İŞ YAPAR?

    Klinik psikolog, 4 yıllık psikoloji ya da psikolojik danışmanlık ve rehberlik lisans eğitimi üzerine klinik psikoloji alanında yüksek lisans ve/veya doktora yapmış tanısal değerlendirme ve psikoterapi uygulamalarını ilgili hekimlerle (psikiyatrist, nörolog vb.) iş birliği içinde çalışarak bağımsız bir şekilde mesleğini icra eden sağlık alanı çalışanıdır.

    Klinik psikologlar:

    • Görüşmelerden, testlerden, kayıtlardan ve referans malzemelerinden faydalanarak psikolojik, duygusal veya davranışsal sorunları ayırt etmek ve psikolojik hastalıkların tanısını koyabilirler.

    • Terapinin tipi, sıklığı, yoğunluğu ve süresini belirterek bireysel tedavi planlarını geliştirir ve uygularlar.

    • Etkili kişisel, sosyal, eğitimsel ve mesleki gelişim ve uyuma ulaşmak için danışanların iç görü kazanmasına, amaçlarının tanımlanmasına, eylem planlanmasına yardım ederler.

    • Sorunlarının tedavisini danışanlarla değerlendirirler.

    • Psikoterapi, davranış değişimlemesi, stres azaltma terapisi, psikodrama ve oyun terapisi gibi değişik tedavi yöntemlerini kullanırlar.

    • Davranış değişimi veya kişisel, sosyal ve mesleki uyumu geliştirmek için stres, madde kullanımı, aile zorlukları gibi sorunlarda bireylere ve gruplara danışmanlık verirler.

    • Danışanlar hakkında raporlar düzenleyip ve gerekli kayıtları tutarlar.

    • Danışmanlığın veya tedavinin etkinliğini ve tanının doğruluğunu ve bütünlüğünü değerlendirip tanıların ve tedavi planlarının gerektiği gibi uyarlanmasını sağlarlar.

    Özetle,  psikoloji eğitimi almış herkes klinik psikolog ya da psikoterapist değildir. Psikolog ya da psikiyatrist olmak fark etmeksizin psikoterapi uygulamaları yapabilmek için temel eğitimlere ek olarak psikoterapi eğitimi almış olmak gerekir. Bu nedenle ruh sağlığınızın önem taşıdığını unutmadan ruh sağlığınızı emanet ettiğiniz kişilerin eğitim, sertifika ya da diplomalarını sorma hakkınız olduğunu unutmayın.

  • Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Kişinin yaşadığı bir takım olaylardan dolayı zihinsel ve davranışsal bozukluklar gelişebilir. Bu bozuklukları iyileştirmeye ve çözümlemeye yönelik belli bir bilimsel kurama bağlı olarak geliştirilen tedavi sürecine psikoterapi denir. Zihinsel ve davranışsal bozuklukların yanı sıra kişinin gelişimi ve olgunlaşması ve öz farkındalık kazanması hedeflenir.

    Psikoterapide ilaç kullanılmaz. Psikoterapi psikolojik hastalıkları hafifletmek ve iyileştirmek amaçlı olup, bilimsel olarak doğrulanmış ve etkisi kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Gerekli eğitim ve donanıma sahip uzman psikologlar tarafından yapılmalıdır.

    Psikoterapiye İhtiyacım var mı?

    Hayatımızın belli dönemlerinde nasıl fiziksel bir rahatsızlığımız olduğunda doktora başvuruyorsak eğer zihnimizin de aynı şekilde rahatsızlanabileceğini unutmayıp bu alanda uzmanlaşmış psikologlara başvurmalıyız. Gerekli durumlarda birimimizde bulunan konsültan psikiyatristlere de yönlendirme yapılmaktadır.

    Kendiniz için psikoterapinin söz konusu olup olmadığını daha ayrıntılı test etmek isterseniz aşağıdaki soru listesine bir göz atın, eğer üç sorudan fazlasına evet cevabı veriyorsanız bir uzmandan yardım almanın zamanı gelmiş demektir.

    • Kendimi tanıyamıyorum! Kendimi öncekinden farklı hissediyor muyum?

    • Bu değişiklik huzurumu bozuyor mu?

    • Bu değişikliğin bir açıklaması var mı?

    • Bu açıklama sıkıntıların süresini ve şiddetini açıklamaya yetmiyor mu?

    • Günlük işlerimi oldukça zorlanarak mı yapıyorum?

    • Hep endişeli miyim ve çok korkuyor muyum?

    • Bedensel rahatsızlıklarım var mı?

    • Rahat uyuyamıyor muyum? Yetersiz veya fazla mı uyuyorum?

    • Kendimi sıklıkla saldırgan, kin dolu, gergin hissediyor muyum veya çok tahammülsüz ya da hoşgörüsüz müyüm?

    • Sık sık çalışamaz raporu alıyor muyum?

    • İntihar düşüncelerim var mı?

    • Çevremde sorunlarım hakkında konuşabileceğim insan yok denecek kadar az mı?

    • Arkadaşlarımla yaptığım konuşmalar artık fayda etmiyor mu?

    • Başkaları da bendeki değişikliğin farkında mı?

    • Bu değişiklikler üç aydan uzun bir süredir devam ediyor mu?

    • Bu değişikliklere umursamaz mı davranıyorum?

    Psikoterapinin Faydaları nelerdir?

    Öncelikle psikolog ve danışan arasında tarafsız, tamamen güvene ve uyuma dayalı bir işbirliği kurulmalıdır. Bu sayede danışan çevresine konuşmaktan çekindiği, yargılanmaktan korktuğu konuları açıkça psikoloğu ile konuşarak iyileşmeye yönelik ilk sağlam adımı atmış olur. Psikoterapi sürecinde psikolog, danışanın sorunlarını çözmesinin önündeki engelleri görmesini ve sorunlarını kendi başına çözebilecek yeterliliğe ulaşmasını sağlamaya çalışır. İşlevsel olmayan davranış ve düşünceleri tanımayı, bunları değerlendirmeyi ve bunlara karşı koymayı öğretir. Bu süreçte danışan aynı zamanda öz farkındalık kazanarak olgunlaşır ve yaşam kalitesini arttırır.  

    Psikoterapi Seans Süreci nasıl başlar ve devam eder?

    İlk seansta psikolog önce danışanla beraber hastalığın nedenini ve neden kendiliğinden atlatılamadığını anlamaya ve danışanı daha yakından tanımaya çalışır. Danışan ile birlikte somut terapi hedefleri üzerine anlaşıp hastalığın sebepleri ile belirtilerinden yola çıkarak tedavi planı hazırlanır ve danışana anlatılır.

    Psikolog danışanı, başkalarını algılayış biçimlerini veya bazı durumlarda sergiledikleri davranışları daha iyi inceleyip kendi durumlarını nasıl etkilediğini sorgulamaya teşvik eder. Örneğin, olumsuz düşünceleri ve o düşüncelerin danışanın duygu ve davranışları üzerindeki etkisini algılamalarını sağlayıp günlük yaşantılarında faydalı düşünceleri ve farklı davranış şekillerini denemelerine yardımcı olurlar. Psikologlar, hayatınız boyunca edinmiş olduğunuz davranış kalıplarınızı daha iyi anlayıp onları yok edecek ya da hafifletecek şekilde değiştirmenize destek olurlar.

    Seans süreleri 50-60 dakika olup sayısı ve sıklığı hastalığın türüne göre belirlenmektedir. Tedavi genelde altı ay ile bir yıl arası, gerekirse daha da uzun sürebilir.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel model, işlevsiz düşüncenin (hastanın duygu durumunu ve davranışını etkileyen) tüm psikolojik bozukluklarda yaygın olduğunu savunmaktadır. İnsanlar düşüncelerini daha gerçekçi ve daha uyarlayıcı bir yolla değerlendirmeyi öğrendiklerinde, duygu durumlarında ve davranışlarında iyileşme yaşamaktadır. Örneğin, oldukça depresif olduğunuzda ve bazı kontrolleri yapamadığınızda, aklınızda bir “otomatik düşünce” olabilir. “Şu an hiçbir şey yapamam.” Bu düşünce daha sonra belirli bir tepkiye neden olabilir: Üzgün hissedebilirsiniz (duygu) ve yatağınızın köşesine kıvrılırsınız (davranış). Eğer bu düşüncenin geçerliliğini inceleseydiniz, aşırı genelleme yaptığınızı görerek gerçekte birçok şeyi iyi yaptığınızı fark edebilirdiniz. Deneyiminize bu yeni bakış açısı ile bakmanız, muhtemelen daha iyi hissetmenizi ve daha işlevsel davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır.

  • Bilişsel Sistem

    Bilişsel Sistem

    Raymond J. Corsini (2011)’ye göre psikoterapi, kişiyi merkez alan, kişilerin kendilerini tatmin etmeyen şekillerde düşünüp, hissettiklerini ya da bu yönde sergiledikleri davranışları bulmasına yardımcı bir süreçtir. Psikoterapide, bireye bir konuda bilgi, öneri veya komut verilmez. Kişinin kendini anlamasına yöneliktir. Danışanın sorununa veya sorunlarına dair kendi çözümlerini yaratmasına yönelik yönlendirmeler yapılır.
    Psikoterapi eğitimi almış ve psikoterapi yapan kişiye psikoterapist denir. Psikoterapistler alışılmadık kuramları yani düşünce sistemlerini kullanan ya da bazı kuramları bütün kuramları bir araya getiren ve istedikleri sonuçlara ulaşmak için bir veya birden fazla uygulama kullanabilen genel kültürü yüksek olan kimselerdir. Bütün psikoterapistler aynı zamanda birer metot öğretici olarak da sayılabilirler. Psikoterapilerin çoğu, insanları değiştirmeye yöneliktir. İnsanların farklı düşünmesini, hissetmesini ve farklı davranmasını sağlar. Bilişsel terapide danışana dair gerekli bilgileri işleme alıp, danışanın yaşantısında olumlu değişime önayak olma amacındadır.
    İnsani gelişim ve bireysel öğrenme geçmişinden gelen; insanların hayati olayları düşünüp, hissedip ve farklı anlam yükleme, algılama ve yorumlama eylemlerini kapsayan teknik sisteme bilişsel sistem denir.

    Bilişsel sistem, insanın fiziksel ve sosyal çevrelerinden gelen bilgileri işleme alır ve bireyin buna göre tepki vermesi gerekmektedir. Tepki verilmesi için bireyin uyaranlara, olaylara, anılara, düşüncelere duygusal tepki ile katılabilme yetisi mevcuttur. Aynı zamanda verilen tepki, bilinçli veya bilinçsiz olarak davranışı doğuran, sürekliliğini sağlayan ve ona yön veren mekanizma ve psikolojik sistemlerle etkileşim içinde olmalıdır. Aaron Beck’in (1996) bilişsel modeline göre, bilişsel değerlendirmelerin birçok düzeyi vardır. İlk katman kendilerinden ortaya çıkan, kişiye doğru gelen, sorumlu davranış veya rahatsız edici duygularla ilişkili olan otomatik düşüncelerdir; zihin okuma, kişiselleştirme, damgalama, geleceği görme, korkunçlaştırma veya ikili (hep ya da hiç) düşünme gibi.

    Otomatik düşünceler doğru veya yanlış olabilir. Bazen verilen tepkiler olayların yanlış anlayıp yorumlanarak veya anlamsızca yorumlanmasından dolayı uyumsuz olabilir. Genelde insanlar, aslında duygularının bir olayla ilgili düşünme şeklinin bir sonucu olduğunu ve yorumlamasını değiştirdiğinde çok farklı duygulara sahip olabileceğini öğrendiğinde şaşırır. İnsanların terapiye geliş amacı, akılcı düşünemedikleri için değil; duygu, davranış ve ilişkileri sorunlu olduğu için olabilir. Bu aşamada bilinmelidir ki; düşünceler ve duygular ayrı olgulardır, bununla birlikte, düşünceler duyguları (ve davranışları) oluştururlar. Duygular hisleri yaşama biçimidir. Kaygılı, çökkün, kızgın, korkulu, umutlu, tuhaf, aciz, özeleştirel hissedilebilir. Duygular tartışılamaz ancak, sadece bir duyguya yol açan düşünceler tartışılabilir. Terapistler danışanlara düşüncelerin duyguları nasıl oluşturduğu ve bir duyguyu nasıl artırıp azaltabileceğini açıklayabilirler.

    Olumsuz düşüncelerin yerini alabilecek olumlu düşünmeye yönelik metotlar kullanılarak duygular değiştirilebilir. Bu değişen duygular bireye kazanımlar sağlar. Danışan aynı soruna farklı açılardan bakmayı öğrenir. Danışan, doğru veya yanlış olan otomatik düşünceleri sorgulamayı ve onları yorumlamayı öğrenir. Bu öğrenme süreci oldukça sistematik ilerler.

    Bilişsel terapi oldukça yapılandırılmış, toplam 12–16 hafta arasında süren kısa süreli bir terapidir. Bilişsel terapinin amacı bilgiyi alma ve işleme konusunda olumlu adımlar atabilmektir. Bu adımların sağlanmasını gerektiren terapi sürecinde, terapist ile danışan işbirliği içinde danışanın kendisini, danışandan ayrı olarak diğerleri ve danışanın dünyaya dair inançlarını inceler ve irdeler. Davranışa yönelik deneyler ve sözlü uygulamalar, danışanın işlevi olmayan düşüncelerine ve yargılarına alternatif yorumları incelemek ve daha kabul görülebilir inançları destekleyen ve tedavi edici anlamda değişimi sağlayan sonuçları üretmek için kullanılır.

    Bilişsel terapi olumsuz davranışların yerine olumlu davranışlar koymaz. Arzu edilen, düşünmeye değil gerçeğe dayanır. Benzer şekilde, bilişsel terapi, insanların problemlerinin bir hayal ürünü olduğunu varsaymaz. Danışanların hem ciddi sosyal, ekonomik veya sağlık problemleri hem de işlevsel bozukluğu olabilir. Ancak problemlere ek olarak kendileri, durumları ve kaynakları hakkındaki önyargılı düşünceleri, tepki biçimlerini etkiler ve çözüm bulmalarını engeller. Örneğin; hayattan tat alamayan ve yoğun huzursuzluk yaşayan bireyin, kendisi, dünya ve gelecek hakkında olumsuz fikirleri ve olumsuz önyargıları vardır. Birey kendisini yanlışlayan kanıtların varlığını inkar ederek, mutsuzluk duygusunun olumsuzluğuna uyan bilgiye seçici olarak odaklanır. Bilişsel model, kanıtların her iki şeklini de incelemek üzere araştırır. Beck ve arkadaşları tarafından geliştirilen çağdaş bilişsel modele göre, bilimsel düşüncenin bir inancın “doğrulanmaması” veya “yanlışlanması”nın peşinde koşan bilimsel düşünce açısını, yani bir inancın sadece doğrulayıcı kanıtlarını aramak yerine nasıl yanlış ve yetersiz olduğunun ispatı incelenmelidir. Kaygı derecesini veya kaygı durumunu kontrol etmekte zorlanan, yoğun mutsuzluk yaşayan veya davranış ve duygusal anlamda aşırıya kaçan, aşırı şüpheci (güvensiz) veya aşırı takıntılı ve diğerleri gibi çeşitli hastalık durumlarında belirli bir önyargı kişinin yeni bilgiyi nasıl benimseyeceği hususunda etkilidir. Bu yüzden, örneğin, yoğun kaygıdan muzdarip bir kişinin, kendisine göre tehlike arz edebilecek temaların seçici olarak yorumlanmasına yönelik bir önyargısı ve düşüncesel aksaklıklar söz konusudur. Aşırı şüpheci ve güvensizlik koşullarında hakim olan yanlış yorumlama, kötüye kullanmaya veya çatışmaya doğrudur.

    Korku ve kaygılar insanların korku dolu deneyimlerine dayanır. Yılandan korkmak, yalnızlık korkusu, karanlık, açık alan, sosyalleşme, reddedilme, rekabet, yüzleşme, huzursuzluk, hata yapma, kayıp, değerlendirilme ve korkmaktan korkmak buna dahildir. Ancak insanlar korkularının hayatlarını tehdit etmediğini fark etseler de ve bazen saçma olarak algılasalar bile, korkular onların hayatında varlığını sürdürebilir. William J. Knaus’a göre, korku ve kaygılar; gereksiz düşünce ve reaksiyonlara karşı kendi kendini eğiterek, duygusal tahammüllü yapılandırmayı öğrenerek, ve korku dolu davranışların kontrol altına alıp kişinin kendisini korkularına duyarsızlaştırarak; bilişsel terapi dediğimiz bu yöntemle oldukça etkili bir biçimde aşılabilir.

    Eğer insanların, çevreden ilgili bilgiyi alıp onu yorumlamak ve bu yorumlamayı temel alan yapılandırılmış kontrollü bir hareket planları olmasaydı, hemen ölmek ya da öldürülmek kaçınılmaz olurdu ya da tipik robotlar olurduk. Ancak bireylerin kendileri ve diğerleri ile ilgili algıları, hedefleri ve beklentileri, hatıraları, fantezileri ve önceden öğrendikleri hayatta kalmaya dair karar mekanizmasını kontrol etmese de önemli derecede etkiler. Bazı inançlar bireyin kültürüne, cinsiyet rolüne, dinine veya sosyo ekonomik durumuna bağlıdır. Terapi, bu inançların danışanı nasıl etkilediğini anlayarak, problem çözmeye yönelebilir.

  • “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    Daha öncesinde psikoterapi sürecini deneyimlememişseniz, destek almak için kendinize uygun uzmanı seçme aşamasında merak ettikleriniz ve aklınıza takılan sorular olabilir. Yardımcı olmak adına kısa kısa bilgilendirmede bulunmaya çalıştım.

    Ne Zaman Psikologtan Destek Almalıyım?

    · ruhsal durumunuz sizi rahatsız ettiğinde;
    · sosyal, iş ya da aile hayatınızın akışında tıkanmalar olduğunda;
    · kolaylıkla yapılabildiğiniz işleri dahi yapmakta zorlandığınızda,
    · hayattan eskisi gibi zevk alamadığınızda
    destek almanız faydalı olacaktır.

    Psikoterapi aynı zamanda bir kendini tanıma ve değiştirme sürecidir. Bu yüzden terapi için bir ruhsal rahatsızlığınızın olması gerekmez. Bireysel gelişim ve değişiminize katkı sağlamak veya koruyucu amaçlı psikoterapi desteği alabilirsiniz.

    Destek alma kararını vermeden önce, yapılacak olan tedavi ve yöntemlerden haberdar olmak, hangi sağlık çalışanının ne görevi olduğu konusunda fikir sahibi olmak sorun alanınızı tanımlamanızda ve kendinize uygun tedaviyi bulmanızda size yardımcı olacaktır.

    Kimlerden Destek Alınabilir?

    Psikiyatrsit, psikolog, klinik psikolog ve psikoterapist psikoterapi hizmeti verebilir.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Psikiyatrlar, tıp fakültelerinden mezun olup, Psikiyatri ihtisasını tamamlamış tıp doktorlarıdr. Psikiyatrlar, duygu, düşünce, davranış ve zihinsel süreçlerle ilgili hastalıkların tanısını (birincil tanı, ayırıcı tanı, eş tanı) tıbbi bir yaklaşımla ele alarak değerlendirir ve gerekli tedavi planını yapar. Bu tedavi planını yaparken, ilaç, EKG gibi yöntemleri kullanabilir ve gerektiğinde psikometrik test uygulaması, hastaneye yatış (hospitalizasyon), konsültasyon gibi gerekli yönlendirmeleri uygular. Psikoterapi eğitimi almış olan psikiyatrlar psikoterapi de yapabilirler.

    Psikolog Kimdir?

    Psikologlar, duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçleri sistematik olarak inceleyen, bu alanlarda gözlem ve değerlendirmeler yapan, üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji bölümlerinden 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış kişilerdir. Psikoloji biliminin pek çok alt alanı vardır. Bu alanların herhangi birinden yüksek lisans (uzmanlık) eğitimini tamamlamış kişilere “Uzman Psikolog” ünvanı verilir.

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapistler, psikoterapi eğitimini tamamlamış ruh sağlığı uzmanlarıdır. Psikoterapist, danışanın şikayetine göre gerekli tanısal yöntemleri kullanır (psikometrik testler, klinik tanı kriterleri vs). Bunun için gerekli yönlendirmeleri yapar ve uygun psikoterapötik yaklaşımı belirler ve sunar.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi en genel anlamıyla duygusal, zihinsel ya da davranışsal bozuklukları ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı hedefleyen tüm tekniklere ve yöntemlere verilen addır.

    Kökeni Yunanca’dan gelen psikoterapi kelimesi, psycho (akıl, ruh) ve therapy (tedavi, sağaltım) kelimelerinin bileşiminden türetilmiştir. Psikoterapinin hedef kitlesi sadece psikopatolojisi olan yetişkin bireyler değildir; çocuklar, ergenler, aileler, çiftler ve çeşitli gruplar da bu hizmetten yararlanabilir.
     

    Psikoterapi, sadece ruh ve akıl sağlığı ile ilgili bozuklukları tedavi etmeyi amaçlamaz; aynı zamanda iş, aile, okul gibi çeşitli alanlardaki yaşam güçlüklerini çözümlemeyi, psikolojik uyumu arttırmayı ve kişisel gelişime yardımcı olmayı da hedefler. Bunu yaparken de, çeşitli yöntem ve ekollerden yararlanır.

    Psikoterapi Seansı Nedir?

    Terapiyi etkileyen başka faktörler olmadıkça, terapist ve hasta işbirliği içinde terapinin sürecine birlikte karar verir. Bir seans, genellikle 50 dakika sürmektedir. Genellikle terapistiniz, ilk ya da ikinci seanstan sonra, sizin ilk seansta belirlediğiniz hedeflere ulaşmanızın ne kadar süreceği hakkında aşağı yukarı bir fikir edinir. Bazı danışanlar 6-8 seans gibi kısa bir süre için terapide kalır. Terapisi nispeten daha uzun süren problemlere sahip olan diğer danışanlar aylarca terapide kalabilir.
    İlk başta, danışanlar kriz döneminde olmadıkça haftada bir kere görülür. Bundan sonra, danışan ve terapist her iki haftada bir, sonra da her üç haftada bir terapiyi denemeye karar verirler. Seans aralarını yavaşça uzatmak, terapideyken öğrendiğiniz becerileri uygulamanıza yardımcı olur. Destekçi seanslar, terapi sona erdikten sonra 3, 6 ve 12 ayda bir tavsiye edilir.

    Tipik Bilişsel Davranışçı Terapi Seansı Sırasında Ne Olur?

    Terapi seansınız başlamadan önce, terapistiniz ruh durumunuzu değerlendirmek için sizden belirli formlar doldurmanızı isteyebilir. Depresyon, Kaygı ve Ümitsizlik Envanterleri, size ve terapistinize ilerlemenizi değerlendirmek için objektif bir yön vermeye yardımcı olur. Terapide terapistin yapacağı ilk şeylerden bir tanesi, bu hafta diğer haftalara göre nasıl hissettiğinizi saptamaktır.
     

    Terapist, size seans için konuşmak isteyeceğiniz meseleleri, bir önceki seansta olan önemli konuları ve gelecek haftada olabilecek temaları sorar. Sonra, terapist bir önceki seans sırasında konuşulanlardan size hangilerinin önemli göründüğünü, hafta boyunca yapabileceğiniz uygulamaları ve terapide değiştirmek istediğiniz bir şey olup olmadığını sorarak bir önceki terapi seansı ile bu haftadaki terapi seansı arasında bir bağlantı kurar.

    Seans sırasında, gündeme koyduğunuz problem ya da problemlere odaklanılır. Terapistiniz hem problemleri çözmeye yönelik teknikleri uygular hem de terapistinizle birlikte söz konusu meseledeki durumdaki inançlarınızın ve düşüncelerinizin doğruluğu değerlendirilir. Ayrıca yeni beceriler öğrenilir. Siz ve terapistiniz, seansın önemli noktalarını özetlersiniz ve sonunda terapistiniz sizden geri bildirim alır. Hem terapist hem de hasta oldukça aktiftir.

  • Psikolog Psikiyatr Ayrımı

    Psikolog Psikiyatr Ayrımı

    Kafaların fazlası ile karıştığı bir konu; çokça kez duyuyorum ki psikolog ne iş, psikiyatrist ne iş yapıyor? Kime başvurmak gerekiyor; terapi alınca ne olacak ki ilaç değil mi asıl çözüm gibi. Bununla ilgili ayrıntılı şekilde ele almak gerektiğini düşünüyorum.

    Psikiyatrist; tıp fakültesi üzerine 4 sene psikiyatri ihtisası yapan, ilaç yazma yetkisi bulunan doktordur. Tanı ve teşhis koyabilmektedir. Hastane yatışı gereken; ağır patolojisi olan hastalarla ilgilenir. Kendilerinden destek alan kişiler ”hasta” olarak tanımlanmaktadır.

    Klinik psikolog; 4 yıllık hazırlıkla birlikte 5 yıllık psikoloji lisansı okuyup, sonrasında iki sene klinik psikoloji üzerine master/yüksek lisans yapan ve bunun yanı sıra bir kaç tane daha master düzeyinde terapi eğitimleri alan ve eğitim süreçlerinin hiçbir zaman için bitmeyeceği; terapistlerdir. Psikoterapi uygularlar ve terapisti oldukları kişiye ”danışan” denir.

    Psikolog ve Psikiyatristin Uygulama Farklılıkları Nelerdir?

    Bu ikisi ruh sağlığı çalışanları olsa da hem bağlantılıdır, hem de net çizgilerle ayırmak gerekir. Psikiyatrisler duygusal ve davranışsal sorunların fiziksel kökenli olduğundan yola çıkarken; psikologlar sıkıntı, zorluk, işlevsel olmayan düşünce nedenlerini arayarak kökenin psikolojik olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle psikiyatristler ilaçla tedavi yolunda ilerlerken yani tedavi için hangi ilacın uygun olduğunu tespit etmeye çalışırken; psikologlar da kişi için uygun terapi yöntemini bulurlar ve kişinin baş etmesi adına; çalışmalar uygularlar. Ancak unutulmamalıdır ki ilaç çözüm olmamaktadır. Çünkü ilaç kişinin kaygısını bastırmasını sağlayabilir belki; ancak terapi ile kişi kendisinde kaygı yaratan durumları keşfeder ve bununla baş etmek ve çözüm üretmek adına neler yapacağı üzerine gider.

    Psikologlar ve psikiyatristler genellikle el ele çalışırlar ve çalışmalıdırlar. Acil durumlarda genellikle psikiyatriye yönlendirilir. Zaten psikologlarda ihtiyaç görürlerse psikiyatriste yönlendirme yapmaktadırlar.

    Önemli olan bir nokta ise; terapinin alternatifinin ilaç olmadığıdır. Bilinçsiz ilaç kullanımı; beynin yapısında ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Uzman seçimine dikkat etmek gereklidir. Özellikle uzmanların geçmişini; aldıkları eğitimleri vs. araştırmadan hizmet almamalısınız. Eğer bir psikiyatrist 5 dk’da yüzünüze bakmadan ilaç yazıp, sizi gönderiyorsa; iyi bir uzman değildir ya da bir psikolog oturup kendi sıkıntılarını size anlatıyorsa; iyi bir psikolog değildir. Bu nedenle mutlaka uzmanların geçmişini araştırmak gereklidir. Psikologların da psikiyatristlerinde amacı aynıdır; insana yardım etmek. Bir diğer ortak amaçları ise; ilaca ve terapiye bağımlı olmadan kişinin sorunları ile kendi baş etmesini sağlamaktır.

    Psikoterapide Neler Yapılmaktadır?

    Birçok kişinin merak ettiği ise; psikoterapide neler yapıldığıdır. Dışarıdan bakıldığında; ilaç yok, ameliyat yok, sırf iletişim kurarak çare bulmak nasıl mümkün olur?; çoğu terapi almamış kişide bu konu soru işaretidir.

    Psikoterapide; danışan kişi şikayetlerini, sıkıntılarını, değiştirmek istediklerini, terapiden beklentilerini paylaşır.

    Danışan planlar yapıp, buna ulaşmak adına küçük hedefler belirler. Kişi etkin ve aktiftir. Bu aktif terapiye katılım sürecinde; kişi kendi terapisti olmayı öğrenir. Sonrasında baş edecek güce sahip olduğunda; kendi yol haritasına hakim olduğu için terapi sonlandırılır.

    Psikoterapi kişiye nasıl fayda sağlar?

    Kişi psikoterapiyle birlikte işlevsel yollar öğrenir. Sıkıntının ne olduğunu, neyin tetiklediğini keşfedip, değişikleri fark etmesi sağlanır.

    Bir diğer merak edilen konu ise psikoterapinin ne kadar süreceğidir. Çünkü kişi düzenli olarak; zaman, bütçe ve emek harcamaktadır; bu da doğal olarak ne kadar süreceği merakını uyandırmaktadır. Bunu il seansta söylemek zordur ve doğru değildir. Genelde 1 yıldan kısa sürmektedir. Kronik bir durum olduğunda ya da değişmesi güç düşünce ve davranış alışkanlıkları olduğunda ise 1-2 yıldan da uzun sürebilmektedir.

  • Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Psikoloji Nedir?

    Psikoloji, insan davranışlarını, ruhsal ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. Psikoloji biliminin her biri lisans sonrası ayrı ayrı uzmanlık gerektiren pek çok alt dalı bulunur. Bunlar; Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji, Adli Psikoloji, Deneysel Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Nöro Psikoloji ve Endüstri ve Örgüt Psikolojisi

    Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde 4 yıllık Psikoloji bölümünü bitirmiş kişilere psikolog denir. Almış olduğu eğitim doğrultusunda insan zihninin ve davranışlarının birbirleriyle ve çevreyle nasıl etkileşimde bulunduğunu gözlemleyerek, ölçerek, yorumlayama yoluyla inceleyen profesyonellerdir.

    Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Kimdir?

    Üniversitelerin Eğitim Fakültelerinde bulunan Psikolojik Danışma ve Rehberlik(PDR) Bölümünden mezun kişilere denir. Psikoloji bölümü ile kesişen birçok dersi bulunmaktadır. Daha çok gündelik hayat problemleri ve eğitim psikolojisi üzerine uzmandırlar. Her okulun rehberlik servislerinde yararlanabileceğiniz Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Bulunmaktadır

    Klinik Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin psikoloji ve pdr bölümü mezunları lisans eğitimini tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji yüksek lisans veya doktorası yapan kimseler Klinik Psikolog ünvanını alırlar.

    Klinik psikologlar, nesnel ölçüm araçları ile beraber gözlem ve görüşme teknikleri kullanarak psikoterapi yöntemleri ile sorunlara müdahale eder.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi ,eğitilmiş ve nesnel bir profesyonel tarafından uygulanan, psikolojik, davranışsal ve duygusal problemleri tedavi etmenin sanatı ve bilimidir (Cullari, 1998)

    Psikoterapi, duygusal ve zihinsel bozuklukları, iletişimin çatışmalarını ve problemlerinin içyüzünü konuşmayı, rahatsızlık belirtilerinden kurtarma hedefiyle sosyal ve çalışma hayatının fonksiyonlarını geliştirmeyi sağlayan davranışsal değişiklikleri, kişilik gelişimini cesaretlendirmek üzere tasaranmış psikolojik teknikler kullanılarak yapılan tedavidir. (from.Answer.com, Health, 2007).

    Psikoterapi, sonuçlarının önceden kestirilemediği tam ve açık olarak belirli olmayan problemlere uygulanan tanımlanmamış bir tekniktir. Bu tekniği öğrenmek için çok titiz bir eğitim alınması tavsiye edilir. (Raimy, 1950).

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapi eğitimini tamamlamış Psikolog, Psikolojik Danışman, Psikiyatrist ve Klinik Psikoloğa psikoterapist denir. Psikoterapistler aldıkları eğitim ve yakın oldukları ekol doğrultusunda hastaya tanısal değerlendirme yaptıktan sonra uygun yönde sağaltım(tedavi) sunarlar.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Tıp fakültesi eğitimini tamamladıktan sonra psikiyatri alanında ihtisasını tamamlayan hekimlerdir. Hastalıkların tanımlamasını (birincil tanı, eş tanı, ayırıcı tanı) yaparak gerekli tedavi planını yaparlar. Psikiyatristler ilaç yazabilir, gerekli laboratuvar testlerini talep edip MR, EEG gibi beyin inceleme cihazlarını psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanabilir

  • Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete bozukluklarında en sık tercih edilen tedavi yöntemleri antidepresan kullanımı ve psikoterapi uygulamalarıdır.

    Anksiyete bozuklularının tedavisinde en sık kullanılan psikoterapi uygulamaları konuşma terapisi ve bilişsel davranışçı terapi uygulamalarıdır. Bilişsel davranışçı terapi kişilerde anksiyeteye yol açan düşünce kalıplarını yeniden irdelemelerine ve farklı davranış alışkanlıkları edinmelerine olanak sağlayan bir psikoterapi türüdür.

    Anksiyete ataklarına karşı ne yapabilirim?

    • Hangi tür bir anksiyete bozukluğu yaşadığınızı, belirtilerini ve özelliklerini öğrenin.

    • Mutlaka bir psikoterapist ile görüşmeye başlayın.

    • Anksiyetenin sağlığınızı hem psikolojik hem fiziksel olarak etkileyen bütünsel bir rahatsızlık olduğunu unutmayın.

    • Anksiyete atağı yaşadığınızı anladığınız anda sizi destekleyen kişilerle iletişime geçin.

    • Vücudunuzu düzenli olarak hareket ettirin, oturma sürenizi bir saatten uzun tutmayın.

    • Vücudunuzun ihtiyacı olan uykuyu aldığından emin olun, gece uykunuzun bölünmemesine dikkat edin.

    • Rahatlama tekniklerini öğrenin.

    Anksiyete bozukluğunda ne zaman bir doktora görünmeliyim?

    Bir anksiyete bozukluğunuz olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki durumlarda uzman bir psikoterapist ile görüşmeyi tercih edebilirsiniz;

    • Fazla kaygılı olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum iş, aile ve özel yaşamınızı etkilemeye başladıysa

    • Yaşadığınız korku, kaygı ve anksiyetenin kontrolünüzden çıktığını hissetmeye başladıysanız

    • Kendinizi depresyonda hissetmeye başladıysanız, alkol ya da uyuşturucu kullanımı başladıysa

    • Yaşadığınız kaygıların fiziksel bir sağlık sorunu nedeniyle olabileceğini düşünüyorsanız

    • İntihar ya da ölüm ile ilgili düşünceleriniz başladıysa

      Araştırmalar, genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan anksiyete (kaygı) bozukluklarında hem genetik hem de çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar özellikle erken yaşta yaşanan travmatik olayların bireylerin korku işleme mekanizmalarında hassasiyete yol açarak stres tetikleyicilerine karşı aşırı duyarlı hale gelmelerine yol açtığını da belirtiyor.

      Bu alanda yapılan araştırmalar anksiyete (kaygı) bozukluklarında genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etkili olduğunu gösteriyor. Anksiyete bozukluklarına yol açan başlıca faktörler;

    • Çocukluk çağında başlayan utangaçlık, davranışlarda tutukluk

    • Kadın olmak

    • Sınırlı ekonomik kaynaklara sahip olmak

    • Boşanmış ya da dul olmak

    • Çocukluk çağından itibaren stresli yaşam olaylarına maruz kalmak

    • Kan bağı olan yakın akrabalarda anksiyete bozukluğu teşhisi konması

    • Aile öyküsünde psikolojik problemler olması

    • Öğleden sonra tükürükte kortisol seviyesinin artması (Özellikle sosyal kaygı bozukluğu risk faktörleri arasındadır)

  • Terapi Nedir?

    Terapi Nedir?

    Terapinin kelime anlamı; bir tanıyı takiben, bir sağlık problemini iyileştirme denemesi olarak ele alınabilir. Bakım, terapi, tedavi ve müdahalekelimeleri aynı anlamsal alanda (semantic field) yer almaktadır vebağlama bağlı olarak eşanlamlı kelimeler şeklinde birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Ama söz konusu psikoterapi olduğunda bu anlamların hepsiyle oynamamız, dönüştürmemiz gerekir. Zira psikoterapi bakımdeğildir, farklı bir tedavi anlayışı vardır ve müdahalesi sıklıkla bilişseldir. O hâlde psikoterapi nedir?

    Psikoterapi; düzenli kişisel etkileşim üzerine kurulu, kişinin değişimine ve problemlerinin üstesinden gelmesine arzulanan yönde yardımcı olmak için psikolojik yöntemlerin kullanımıdır. Psikoterapi; bireyin iyi olma hâlini ve ruh sağlığını geliştirmeyi, zorlayıcı davranışlarını, inançlarını, kompülsiyonlarını, düşüncelerini ve en çok da duygularını çözümlemeyi ve yatıştırmayı ve kişisel ilişkilerini ve sosyal becerilerini geliştirmeyi hedefler.

    En temelde psikoterapi, bir ilişkilenme hâlidir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir ilişki kurma ihtiyacı içerisindeyiz ve terapi odasının gerçekliği de bu ihtiyaç üzerine inşa edilmektedir. Terapi odasında terapist ve danışan arasında kurulan ilişki, iletişimin tüm olanaklarını kullanır. Yalnız kelimeler, jest ve mimikler üzerinden inşa edilen bu ilişkide sağaltıcı olan bunların hiçbirisi değildir. Dile getirilemez olanın, gizli kalmış, saklanmış, karanlık yanımızın, terapistin tanıklığında vücut bulması, dışarıda kurduğumuz ilişkilere hiç benzemeyen bu karşılaşmanın tedavi edici yönünü oluşturur. Dolayısıyla psikoterapi; bir danışma, akıl verme/sorma, doğruyu bilme veya içimizdekileri dışarı atma ortamı değil, kişinin kendisine döndüğü, kendiliğini keşfettiği, ilişki kurmayı tecrübe ettiği ve arzusunu analiz ettiği eşsiz bir deneyimdir.