Etiket: Psikoloji

  • Psikolog Nedir?

    Psikolog Nedir?

    Psikoloji, genel olarak insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini inceleyen bilim dalıdır; psikolog ise bu alanda çalışan bilim insanıdır. Psikologların uzmanlık alanı insan davranışının hangi alanında çalıştığına bağlı olarak değişebilir. Psikologlar adliye, emniyet birimleri, okullar, danışmanlık, rehabilitasyon merkezleri, sosyal hizmetler, şirketler, hastane ve klinikler olarak farklı alanlarda çalışabilirler. Bu nedenle toplumuzda ilk akla gelindiği şekliyle, psikolog olmak yalnızca ruh sağlığı alanında çalışıp psikoterapi çalışmaları yürütmek anlamına gelmez.

    Psikolog unvanı, üniversitelerin fen-edebiyat fakültelerinde 4 yıllık psikoloji lisans programını başarıyla bitiren kişilerin almaya hak kazandığı unvandır. Üniversiteden yeni mezun bir psikolog tam donanımlı kabul edilmediği için çok sayıda eğitim alması ve en önemlisi de yüksek lisans yaparak donanım kazanması beklenir.

    Psikologlar faaliyet gösterdikleri kurumların gerekliliklerine bağlı olarak almış oldukları sertifika eğitimleri çerçevesinde:

    • Birey ve/veya yakınları ile görüşme ve gözlem yaparlar, kuruma uyumlarına yardımcı olurlar.

    • Eğitimini almış olduğu psikolojik girişimleri yürütürler.

    • Objektif ve tarama test uygulamalarını yürütürler ve rapor hazırlarlar.

    • Psikolojik destek, rehabilitasyon ve psiko-eğitim çalışmaları yürütürler.

    • Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetlerine katkıda bulunurlar.

    • Hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında görev alırlar.

    • Alan çalışmalarına katılırlar.

    • Araştırma ve incelemelerde görev alırlar.

    • Psikologlar, yukarıda sayılan görevlerini diğer meslek elemanlarıyla iş birliği içinde yürütürler.

    KLİNİK PSİKOLOG KİMDİR? NE İŞ YAPAR?

    Klinik psikolog, 4 yıllık psikoloji ya da psikolojik danışmanlık ve rehberlik lisans eğitimi üzerine klinik psikoloji alanında yüksek lisans ve/veya doktora yapmış tanısal değerlendirme ve psikoterapi uygulamalarını ilgili hekimlerle (psikiyatrist, nörolog vb.) iş birliği içinde çalışarak bağımsız bir şekilde mesleğini icra eden sağlık alanı çalışanıdır.

    Klinik psikologlar:

    • Görüşmelerden, testlerden, kayıtlardan ve referans malzemelerinden faydalanarak psikolojik, duygusal veya davranışsal sorunları ayırt etmek ve psikolojik hastalıkların tanısını koyabilirler.

    • Terapinin tipi, sıklığı, yoğunluğu ve süresini belirterek bireysel tedavi planlarını geliştirir ve uygularlar.

    • Etkili kişisel, sosyal, eğitimsel ve mesleki gelişim ve uyuma ulaşmak için danışanların iç görü kazanmasına, amaçlarının tanımlanmasına, eylem planlanmasına yardım ederler.

    • Sorunlarının tedavisini danışanlarla değerlendirirler.

    • Psikoterapi, davranış değişimlemesi, stres azaltma terapisi, psikodrama ve oyun terapisi gibi değişik tedavi yöntemlerini kullanırlar.

    • Davranış değişimi veya kişisel, sosyal ve mesleki uyumu geliştirmek için stres, madde kullanımı, aile zorlukları gibi sorunlarda bireylere ve gruplara danışmanlık verirler.

    • Danışanlar hakkında raporlar düzenleyip ve gerekli kayıtları tutarlar.

    • Danışmanlığın veya tedavinin etkinliğini ve tanının doğruluğunu ve bütünlüğünü değerlendirip tanıların ve tedavi planlarının gerektiği gibi uyarlanmasını sağlarlar.

    Özetle,  psikoloji eğitimi almış herkes klinik psikolog ya da psikoterapist değildir. Psikolog ya da psikiyatrist olmak fark etmeksizin psikoterapi uygulamaları yapabilmek için temel eğitimlere ek olarak psikoterapi eğitimi almış olmak gerekir. Bu nedenle ruh sağlığınızın önem taşıdığını unutmadan ruh sağlığınızı emanet ettiğiniz kişilerin eğitim, sertifika ya da diplomalarını sorma hakkınız olduğunu unutmayın.

  • Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog Kimdir?

    Psikolog, Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde Psikoloji bölümünün 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamıştır. Psikologlar kişilerin duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçlerini inceleyerek bu alanlarda gözlem ile birlikte değerlendirmelerini yapan kişilerdir.Psikoloji biliminin pek çok alt dalı vardır. Klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi alt dallardan herhangi birinde yüksek lisans yaparak Uzman Psikolog ünvanını alırlar. Ör. Uzman Klinik Psikolog vb. Herhangi bir alt alanda yüksek lisans yaparak uzmanlığını almamış 4 yıllık lisans mezunu psikologlar terapi yapmaya yetkin değildirler.

    Uzman Klinik Psikolog Kimdir?

    Klinik Psikoloji, Psikolojinin çok özel bir ek eğitim ve uzmanlaşma gerektiren bir alt alanıdır. Ülkemizde Klinik psikolog olabilmek için 4 yıllık psikoloji lisans eğitiminin üzerine 2 yıl Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamak gerekir. Klinik Psikolog ruhsal bozukluklar, psikopatolojiyi ölçme ve değerlendirme ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları üzerine aldığı uygulama yoğunluklu eğitimlerle tanı koyma, kişisel gelişim ve tedavi üzerine deneyim kazanan, tıp merkezleri, klinikler ve hastanelerde en az 1 yıl süren yetkinliği kanıtlanmış psikologlardan klinik süpervizyon stajlarıyla aldığı teorik eğitimleri uygulama imkanı bulan uzmanlardır. Bunun yanı sıra Klinik psikologlar çalıştığı alan ve ekol aldığı terapi kuramlarıyla ilgili  sertifikalı psikoterapi , test eğitim ve süpervizyonlarına katılırlar. Kendini geliştirmek isteyen bir klinik psikoloğun eğitimi, hayat boyu devam edecek olan bir süreçtir.

    Psikoterapist kimdir?

    Psikoterapistler terapi uygulama becerisi ve yeterliliğine sahip bu alanda özel eğitimlerini tamamlamış kişidir. Bu kişi bir psikolog ya da psikiyatr olabileceği gibi, bu alanda eğitimini tamamlamış bir ruh sağlığı çalışanı da olabilir. Psikoterapistler özellikle en az 1 terapi kuramında uzmanlaşmış olup bireylerle, gruplarla, ailelerle ya da çiftlerle çalışabilen kişilerdir.

  • Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-onkoloji, kanserin psikolojik, sosyal ve davranışsal yönlerine odaklanan bir sağlık psikoloji uzmanlığı alanıdır. Kanser hastalarının ve ailelerinin hastalık sürecini etkileyebilecek psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin yanı sıra hastalığın tüm aşamalarında yaşayabilecekleri psikolojik tepkileri ele almaktadır.

    Kanser hastalığına verilen genel tepkiler

    Fiziksel

    • Yorgunluk veya uyku problemleri

    • Gündelik hayata katılmama ya da eğlenceli aktivitelerden zevk almama/eğlenmeme

    Duygusal

    • Endişe ve kaygı: Bunlar stresli durumlara normal reaksiyonlardır. Kaygınız rahatsız ediyorsa, o zaman bir psikologla onunla başa çıkmanın yolları hakkında konuşmak isteyebilirsiniz.

    • Öfke ve kızgınlık: Kanser teşhisi ile öfkeli ve üzgün hissetme alışılmadık değildir ve çok rahatsız edici olabilir.

    • Düşük mod/duygudurum: Kanser teşhisi konulduktan sonra veya tedavi sırasında veya sonrasında düşük modda hissetmek alışılmadık bir durum değildir. Depresyon, üzüntü ve keder duyguları, kalıcı duygudurum/mod düşüklüğü gibi hallerine olumsuz katkıda bulunabilir.

    Bilişsel

    • Öz-güvensiz hissetmek

    Kanserle duygusal açıdan baş etme yolları/stratejileri

    • En yüksek seviyede enerjik, üretken veya en iyi ruh halinizde olmayı beklemeyin. Kendiniz için küçük hedefler belirleyin ve başardığınız küçük görevler için kendinizi kutlayın.

    • Düşüncelerinizi ve duygularınızı bir günlüğe yazın. Bu ruminasyon ve negatif düşünce karmaşasının önlenmesine yardımcı olabilir.

    • Meditasyon, kas gevşetme, bilinçli farkındalık (mindfulness) veya yoga gibi rahatlama tekniklerini öğrenmek faydalı olabilir.

    • Diğer zihin temelli sorunlarda olduğu gibi sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihinle mümkün olduğundan; düzenli egzersiz yapmayı, bol su içmeyi, sigara ve alkolden kaçınmayı unutmayın.

    • Diğer insanlarla konuşun. Duygularınızı size yakın olan insanlarla paylaşın. Sizin gibi benzer durumda olan diğer kanser hastalarına ulaşın, özellikle de bu duyguları hissettiğiniz tek kişi olduğunuzu düşünüyorsanız – Lakin unutmayın herkesin hastalığı ve tedavi şekli bireyseldir kendine özeldir.

    Ne zaman profesyonel yardım almalıyım?

    Kanser tanısını aldığınız andan itibaren psiko-sosyal destek almanız hem hastalık sürecini daha iyi yönetmenize hem de hasta yakınlarında ki yıpranma payını ciddi olarak azaltacaktır. Sorunlarınız ve endişelerinizi uzman bir sağlık psikoloğu veya bir psiko-onkolog ile konuşmak yardımcı olabilir. Destek ve bilgi sağlayabilir; kanser teşhisi ile tedavisinden kaynaklanan zorlukları yönetmenize yardımcı olabilirler. Ayrıca size rahatlama, stres yönetimi ve kısır döngüden ibaret düşünce yapısıyla nasıl üstesinden gelebileceğinize yönelik pratik başa çıkma becerilerini öğretebilirler.

    Hasta yakınları da kendileri için destek almalı mı?

    Kesinlikle evet. Araştırmalar kanser hasta yakınlarının hastalardan daha çok duygusal ihtiyaç gereksinimi olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca hasta yakınlarının kendi bakımlarını ihmal ettikleri için de hastalık sürecinde yıpranma paylarının da bir o kadar fazla olduğunu göstermektedir. OZ Psikolojik Danışmanlık hasta yakınlarının muhtemel sorunlarına empatik bir yol izleyerek destek vermektedir – Yalnız değilsiniz!

    Psikolojik Ölçekler ve Değerlendirmelerin Yararları

    Psikolojik ölçek ve değerlendirme, bireyin sadece tek bir görüşmede kolayca elde edilemeyen işleyişi hakkında bilgi edinmek için kullanılır. Bu ölçekler davranışsal sağlık, ilişkiler, tıbbi, kişilik, bilişsel, hafıza, mesleki veya akademik konular ile ilişkili olabilir. Psikolojik ölçekler, bireyin güçlü ve göreceli zayıflıkları hakkında bilgi sağlayabilir. Karmaşık sorunların anlaşılmasına yardımcı olabilir ve bu tür sorunların sürdürülmesine katkıda bulunabilecek faktörleri belirleyebilir.

    Psikolojik testler, tedavilerin kısalmasına, psikolojik desteğin planlanmasına danışan ile beraber hedeflerinin oluşturulmasına, olumlu sonuçların elde edilmesine yönelik potansiyel engellerin tanımlanmasına ve zaman içinde ilerlemenin izlenmesine yardımcı olarak genel maliyeti düşürür.

    Sağlık Psikolojisi Ölçeklerinin Faydaları Başlıca:

    • Karmaşık teşhis sorularının anlaşılmasına yardımcı olur

    • Tanı belirsiz olduğunda veya olası gelişmekte olan tanı hakkında endişeler varsa

    (örn. depresyon, anksiyete, uykusuzluk (insomnia) vb.) tanı koymada destekleyicidir.

    • Muhtemel bilişsel ve hafıza problemlerini belirleyicidir

    • Tedavi hedeflerini netleştirir

    • Sorunların ilaç kullanılsa bile neden hala devam ettiğini anlamalarını sağlar

    SAĞLIK PSİKOLOJİSİ ÖLÇEKLERİ, DANIŞANLARIN İHTİYAÇLARINA ŞU ALANLARDA CEVAP VERİR:

    • Entelektüel olarak güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi

    • Duygusal problemlerin netleştirilmesi

    • Kişilik

    • Bilişsel ve Hafıza fonksiyonu

    • Altta yatan psikolojik problemlerin belirlenmesi

    • Odaklanmış tedavi hedeflerinde yardım

  • Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Psikoloji Nedir?

    Psikoloji, insan davranışlarını, ruhsal ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. Psikoloji biliminin her biri lisans sonrası ayrı ayrı uzmanlık gerektiren pek çok alt dalı bulunur. Bunlar; Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji, Adli Psikoloji, Deneysel Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Nöro Psikoloji ve Endüstri ve Örgüt Psikolojisi

    Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde 4 yıllık Psikoloji bölümünü bitirmiş kişilere psikolog denir. Almış olduğu eğitim doğrultusunda insan zihninin ve davranışlarının birbirleriyle ve çevreyle nasıl etkileşimde bulunduğunu gözlemleyerek, ölçerek, yorumlayama yoluyla inceleyen profesyonellerdir.

    Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Kimdir?

    Üniversitelerin Eğitim Fakültelerinde bulunan Psikolojik Danışma ve Rehberlik(PDR) Bölümünden mezun kişilere denir. Psikoloji bölümü ile kesişen birçok dersi bulunmaktadır. Daha çok gündelik hayat problemleri ve eğitim psikolojisi üzerine uzmandırlar. Her okulun rehberlik servislerinde yararlanabileceğiniz Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Bulunmaktadır

    Klinik Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin psikoloji ve pdr bölümü mezunları lisans eğitimini tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji yüksek lisans veya doktorası yapan kimseler Klinik Psikolog ünvanını alırlar.

    Klinik psikologlar, nesnel ölçüm araçları ile beraber gözlem ve görüşme teknikleri kullanarak psikoterapi yöntemleri ile sorunlara müdahale eder.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi ,eğitilmiş ve nesnel bir profesyonel tarafından uygulanan, psikolojik, davranışsal ve duygusal problemleri tedavi etmenin sanatı ve bilimidir (Cullari, 1998)

    Psikoterapi, duygusal ve zihinsel bozuklukları, iletişimin çatışmalarını ve problemlerinin içyüzünü konuşmayı, rahatsızlık belirtilerinden kurtarma hedefiyle sosyal ve çalışma hayatının fonksiyonlarını geliştirmeyi sağlayan davranışsal değişiklikleri, kişilik gelişimini cesaretlendirmek üzere tasaranmış psikolojik teknikler kullanılarak yapılan tedavidir. (from.Answer.com, Health, 2007).

    Psikoterapi, sonuçlarının önceden kestirilemediği tam ve açık olarak belirli olmayan problemlere uygulanan tanımlanmamış bir tekniktir. Bu tekniği öğrenmek için çok titiz bir eğitim alınması tavsiye edilir. (Raimy, 1950).

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapi eğitimini tamamlamış Psikolog, Psikolojik Danışman, Psikiyatrist ve Klinik Psikoloğa psikoterapist denir. Psikoterapistler aldıkları eğitim ve yakın oldukları ekol doğrultusunda hastaya tanısal değerlendirme yaptıktan sonra uygun yönde sağaltım(tedavi) sunarlar.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Tıp fakültesi eğitimini tamamladıktan sonra psikiyatri alanında ihtisasını tamamlayan hekimlerdir. Hastalıkların tanımlamasını (birincil tanı, eş tanı, ayırıcı tanı) yaparak gerekli tedavi planını yaparlar. Psikiyatristler ilaç yazabilir, gerekli laboratuvar testlerini talep edip MR, EEG gibi beyin inceleme cihazlarını psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanabilir

  • PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    Psikoloji; insanların davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesidir.

    Her insan hayatının bir döneminde de olsa kendiliğinden içinden çıkamayacağını hissettiği bunalımlara girme olasılığına sahiptir.Örneğin kendinizi artık tanıyamadığınızı düşünüyorsunuz ya da size sıkıntı veren düşüncelerden dolayı uykularınız kaçıyor olabilir.Hiçbirşeyden keyif alamaz hale gelmiş olabilirsiniz ya da mücadele edecek gücü kendinizde bulamıyor olabilirsiniz.Eşinizle/partnerinizle ilgili sorunlarınız olabilir ve üstesinden gelemeyecek noktaya gelmiş olabilirsiniz.Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine ihtiyaç duyabilirsiniz.Peki psikolog seçerken nelere dikkat edilmeli?Yazımızda bu hususlar üzerinde duracağız.

    1-Öncelikle destek almanız gereken konuyla ilgili psikoloğunuzun yeterliliğini mutlaka araştırın.

    2- 4 yıllık psikoloji bölümünden sonra hangi alanda uzmanlık aldığına dikkat edin.

    3-İnternetten araştırırken pek çok takipçisi olan ancak bu alanda yeterlilik sahibi olmayan kişiler günümüzde faaliyet göstermektedir. Araştırırken hangi bölümden mezun olduğuna ve uzmanlık alanının ne olduğuna dair gerekli araştırmayı mutlaka yapın.

    4- İnternet üzerinde sadece birkaç günlük eğitimle sertifika alıp kendini psikoterapist olarak tanıtanlardan diplomasını ve uzmanlık alanı belgelerini ya da master belgesini görmeyi talep edin.

    5- Psikologların terapi merkezi açmaları konusunda herhangi bir yasal düzenleme olmadığından dolayı psikoloji mezunu olup master yapmayan ya da psikoloji mezunu olmayan birçok meslek dalı da maalesef terapi merkezi açabilmektedir. Bundan dolayı mutlaka detaylı araştırmayı gitmeden önce yapın.

    6- Daha önce psikoloğa gitmiş ve yarar görmüş olan çevrenizin görüşlerini dikkate alın.

    7- Psikolog ararken karşınıza çıkan internet sayfalarında tavsiye yazılarını, kişisel bloklarındaki makalelerini mutlaka okuyun.

    8- Birçok merdiven altı çalışan, devlete kaydı olmayan psikolojik danışma merkezleri olduğundan ücretini ödediğinizde aldığınız hizmete karşılık faturanızı istemekten çekinmeyin. Eğer size fatura vermek istemezlerse nedenini sorun ve ilgili birimlere şikayet edin.

    9- Psikologla görüştüğünüzde “kesin tedavi ederim ya da şu kadar seansta çözüme ulaşırız” diyorsa güvenirliğini sorgulayın çünkü psikoloji bilimi hiçbir danışana kesin %100 tedavi gibi bir yaklaşımda bulunmaz.

    10- Seçtiğiniz psikoloğunuz “kullandığınız ilacı bırakın ya da ilaç kullanmanıza gerek yok”gibi ifadeler kullanıyorsa psikiyatristinizle de görüşerek bu durumu sorgulayın.

    11- Psikolojik testler yaptıracaksanız, size test uygulayacak kişinin o testle ilgili uygulayıcı sertifikası olup olmadığını sorgulayın ve test sonucunda ilgili uzmanın kaşe ve imzasının olmasına dikkat edin. Psikolojik testler her bir uygulanan test için ayrı bir uygulayıcı sertifikası gerektirmektedir.

    12- Terapiler “gizlilik ilkesi” prensibiyle yürütülür. Danışan ve terapist arasında konuşulanlar 3. bir kişiyle paylaşılamaz.

    Psikolojik destek almak söz konusu ise tüm bu hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

  • KADIN PSİKOLOJİSİ

    KADIN PSİKOLOJİSİ

    Kadın psikolojisi, kadınlarla ve onların deneyimleriyle ilgili tüm psikolojik konuları içerir. Kadın psikolojisi incelenirken, tarihte kadının rolü, kadının nasıl nitelendirildiği gibi sosyal konuları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Özellikle önceleri erkeklerin lehine olan sosyal yapı kadını psikoloji alanında da ayrı tutmuş ve kadınlar bu disiplinde yer edinememiştir. Son dönemlerde ise gelişen birtakım duyarlılıklar ve kadınların mücadelesi sonucu psikolojide kadınlar önemli bir yer edinmeyi başarmışlardır.

    Eski araştırmalar erkeklerin kadınlara üstünlüğünü savunmakta ve psikoloji alanındaki çalışmalarda da beyaz erkeklere odaklanılmaktaydı. Bu durum psikolojiyi bütün insan ve hayvanlara atfedilecek bir bilim olmaktan çıkarır ve amacından saptırır. Darwinizmin de temel miti olan bu algı daha sonra Leta Hollingworth, Helen Thompson, Mary Calkins gibi kadın psikologlar önderliğinde günümüze kadarki süreçte deneysel kanıtlarla çürütülmüştür.

    Psikolojiyi feminist perspektiften incelerken de ırk, etnik kimlikler, sınıf gibi kavramların farklı kültürlerdeki farklı anlamları genel bir görüşe varmayı zorlaştırır, insanların kendi kültürleri ve sosyal çevrelerinde ayrı ayrı yorumlanmasını gerektirir.

    Araştırma metotlarında feminist görüşün bilimsel psikolojiye yönelik en yaygın eleştirisi, erkek önyargılarının bilimsel olarak kusurlu bilgilerin temelini oluşturmasıdır. İkinci bir eleştiri de psikolojide bilimsel yöntemlerin çok fazlaca kullanımıdır. Bu görüşün temelinde bilimin kadın yapısına karşın soğuk olması ve labarotuvar dışında geçerli değerleri göz önünde bulundurmaması yatar.

    Kadın gelişiminin ve sterotipik kadın davranışının doğuştan mı geldiği yoksa sonradan mı kazanıldığını açıklayabilmek kadın psikolojisi içinde önemli bir yer tutar. Bunun birçok alt başlık içinde incelenmesi beklenir. (Sterotip kazanımı, aile, medya,okul ve arkadaşlar gibi)

    Orta yaştaki kadınlarda fiziksel görünüm, sağlık, akıl sağlığı, cinsellik, eşsel rol geçişleri, iş gücü geçişleri gibi durumlarda kadının sosyal çevredeki yeri, biyolojisi gibi faktörler erkeklerle her zaman paralellik göstermemektedir. Bu yüzden kadına ve erkeğe karşı olan tutum ve araştırmalar bu yönde seyredilmelidir.

    Kadınlarda sadece depresif rahatsızlıklar, diğer tüm fiziksel rahatsızlıklar ve akıl hastalıkları için beşinci en büyük hastalığı temsil ederken erkekler için yedinci en büyük hastalıktır. Kadınlarda psikolojik hastalıklardaki fazlalığın anlaşılmasına dair yaklaşımlar dört kategoriye yerleştirilebilir; 1. Kişi odaklı: Kadınların stresli olaylara karşı tepkisinin şiddetini biyolojik ve psikolojik özelliklerden dolayı hastalığa yakalanma riskine veya direncine odaklanır, 2. Durum odaklı: Cinsiyet rolüyle hayat şartlarının bağlantılı olarak strese etkisine odaklanır, 3.Etkileşimci: Kadınların olaylara dair görüşlerini ve olaylarla baş etmek için iç ve dış kaynaklarını kapsayan ilk madde arasındaki ilişkileri inceler, 4. Yöntembilimsel: Aşırılığı, ölçüm, örnekleme, kontrolün eksikliği veya tanıdaki taraflılık gibi yapaylıklarla açıklar.

    Tecavüz, aile içi şiddet gibi travma geçiren kadınların daha çok stres veya depresyona yatkınlığı olduğu görülmüştür. Travmatik durumların önce ortadan kaldırılması sonra etkilerinin azaltılmaya çalışması beklenir. Bu gibi konuların yine farklı coğrafyalardaki değerlerle yakından ilgisi var dolayısıyla durumları anlamlandırmak ve çözüme ulaştırmaya çalışmak için bunları göz önünde bulundurmalıyız. Tabi araştırmacılar kültürlerin şiddeti yorumlamalarındaki farklılıktan dolayı karşılaştırmanın zorluğu ve istismarların rapor edilmemesi problemlerine değinmişlerdir.

    Başarı ve cinsiyet değerlendirmelerinde kadınların başarı motivasyonlarında genel-geçer mükemmellik algısının yerine diğer insanların onayını almaya motive oldukları farz edilmektedir. Eski çalışmalarda da o dönemde kadınların daha düşük seviyede başarı motivasyonu gösterdiğini açıklamışlardır. İş ve aile rollerinde kadına karşı yapılan ayrımcılığın da onlara yüklenen rollerin kalitesinin akıl sağlığına etkisi ilişkilidir.

    Kadın psikolojisi alanında yapılacak etkili çalışmalar psikoloji biliminin hakkıyla yapılmasını ve kadının da ruh sağlığına uygun açıklamalar ve yöntemler geliştirmeyi de sağlayacaktır.

  • Psikolojik destek almalı mıyım?

    Psikolojik destek almalı mıyım?

    Merhabalar, bugün ki yazımda bana çok sık soru sorulan bir konu üzerinden konumu belirlemek istedim ve bilgilendirme amaçlı olmak üzere sizlere psikolojik destek almalı mısınız, bunun kararını neye göre verirsiniz bunu anlatmak istedim. Psikoloji okumaya başladığım ilk günden beri bana, tanıdık tanımadık herkes aynı soruyu soruyor; SENCE BENİM PSİKOLOJİM BOZUK MU? 
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bunu sorguluyor olmanız iyi bir şeydir. Genellikle psikologa gitmesi gereken kişi  bunu sorgulayacak duygu durumunda olamayabilir. Fakat siz bunu sorguluyorsanız, sorgulamayanlara göre daha iyi durumda sayılabilirsiniz. Kendinizde psikolojiniz bozuk mu yada psikologa gitmeli miyim sorularının cevabını ararken  bakacağınız ilk şey işlevselliktir. Çoğumuz gerek ülke gündemi gerek kendi kişisel yaşantımızın zorlukları  nedeniyle bir çok stresli duruma maruz kalıyoruz. Bu nedenle günlük sıkıntı ve kaygılarımızın olması çok doğal bir durumdur. Buradaki kilit nokta bu stres ve kaygı yaratan durumlar sizin işlevselliğinizi bozuyor mu yoksa bozmuyor mu  buna bakmaktır. Yani stresli yada  kaygılı durumlar sizi evden çıkamaz, iş yapamaz,kimseyle görüşemez  duruma getiriyor mu bunlara bakmanız gerekir. 
    Bazen kişi, işlevselliği yerinde olsa bile  kendini kötü hissedebilir.Bu noktada ise yapılacak şey hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğu ve süresine bakmaktır. Örneğin; ayrılık, ölüm, kayıp,kaza,doğal afet sonrası kişinin yoğun bir şekilde üzülmesi ve kendini sıkıntılı hissetmesi normal bir durumdur. Yaşanan talihsiz olaya karşı verilen bir tepkidir.  Ancak bu üzüntüler kişinin günlük hayatını duygusal anlamda çok uzun bir süre etkiliyor ve kişinin moralini  bozuyorsa bir uzman ile görüşmek iyi olabilir. 
    Kişiye duygu durumu hakkında fikir verecek bazı psikolojik testler de mevcuttur. Bunlar da kişinin duygu durumunu anlamak için uygulanabilir, ancak unutulmasın ki  internette bu testlerle ilgili bilgi kirliliği mevcut. Bu nedenle bu testleri, test konusunda tecrübeli bir uzmanın size yapması ve testin uzman tarafından yorumlanması daha uygun olacaktır. En son nokta ise kişinin kendi çevresinden aldığı geri bildirimlerdir. İnsan bazen içinde bulunduğu durumu, duyguları nedeniyle fark edemeyebilir. Bu nedenle yakın çevrenizden aldığınız geri bildirimler size kendi psikolojiniz hakkında fikir verebilir. Bilgilendirici olması ümidi ile..
    Psk.Dilara Tahincioğlu

  • UÇAK KORKUMU NASIL YENERİM?

    UÇAK KORKUMU NASIL YENERİM?

    Kortuğunuz şey muhtemelen başınıza gelmeyecek ama başınıza gelebilme ihtimali ile korkularınız eğer bu korkularınız bitiremezseniz yaşamınızda sizi süpürecek”

    Adil Maviş

    Aviofobi ya da Aviatofobi; Wright kardeşlerin temellerini atmış olduğu, insanoğlunun, belki de dünyanın küreselleşmesine sebep olan en büyük icatlardan biri olan uçak ve uçmaktan korkma durumu. Aviofobi elbette ki çeşitli sebeplerden dolayı bireylerin bünyesinde baş gösterebilir. Geçmişte yaşadıkları ve uçak, uçmak ile ilgili herhangi bir olumsuz deneyim, duydukları ya da izledikleri görsel veya işitsel olumsuz materyaller, dinledikleri hikayeler, yakınlarının başına gelmiş olan herhangi bir olumsuzluk durumu ve benzeri pek çok unsur bireyin bünyesinde aviofobi ya da aviatofobi olarak bilinen uçma ve uçak korkusunun meydana gelmesine neden olabilmektedir.

    17 Aralık 1903 tarihinde, Kaliforniyalı (ABD) Wright Kardeşler’in elinden çıkan ilk motorlu ve insanlı uçak olan “Wright Flyer” havada başarılı bir şekilde süzülmüştü. Bugün, tam 113 yıl sonra, dünya genelinde binlerce havalimanı, milyonlarca uçak ve milyarlarca yolcu bulunuyor. Ağ tabanlı bir görsel veri aracı olarak hizmet vermekte olan “Chartsbin” web sitesinin 2010 yılında açıkladığı rakamlar doğrultusunda, doksan dokuzu Türkiye’de bulunmak üzere dünyada toplam 43.982 adet havalimanı bulunuyordu. Bu sayı her geçen gün arttı ve şüphesiz ki artmaya da devam edecek. Çünkü insanoğlunun geliştirdiği teknoloji, dünyayı iyice küçültmekte ve ulaşılır kılma konusunda hızla ilerliyor.

    Chartsbin’in verileri, Amerikan İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından geliştirilen “Factbook” sistemi kullanılarak oluşturulmuştur. Bu sayede, sunulan verilerde, ülkelerdeki en küçük, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın fark etmeksizin bütün havalimanları hesaba katılmıştır.

    Peki ya siz, böylesine mucizevi bir gelişmeden ve teknolojiden, uçmaktan ve uçaktan korktuğunuz için faydalanamıyor musunuz? Neyse ki, gelişmeler yalnızca teknoloji veya havacılık alanı ile sınırlı kalmıyor, psikoloji ve psikolojik tedaviler de bugün 113 yıl öncesinde olduğundan çok daha pozitif bir etki ile sonuçlanıyor. Uçma ve uçak korkunuzu, profesyonel bir yardım alarak oldukça tatmin edici bir sürede yenebilirsiniz.

    Uçma korkusu, tekil bir unsur olmak zorunda değildir. Yani, birçok farklı etkenin bir araya getirerek sebep olabileceği ya da etkisini azaltıp arttırabileceği bir duygu durumuna da dönüşebilmektedir. Temel olarak “uçmaktan korkmak” eyleminin potansiyel sebepleri saymakla bitmeyecek olsa da, bunlardan başlıca olanları şu şekilde sıralanabilmektedir;

    • Hipsifobi, Altofobi ve Akrofobi (yükseklik korkusu)

    • Klostrofobi (kapalı yer, dar alan korkusu)

    • Aeroakrofobi (yüksek ve açık mekan korkusu)

    • Aeronausifobi (uçak tutması ve uçak tutması sonrası kusma korkusu)

    • Agorafobi (açık alan ve kalabalıktan korkma)

    Uçağın kaçırılması ya da terörist eylem korkusu, gelişen teknoloji ile hayatımıza giren Nomofobi, yani “cep telefonu aracılığı ile gerçekleştirilen iletişimin kesilmesi” korkusu ve benzeri sayısız psikolojik etken, bireylerin basitçe “uçmaktan ya da uçaktan” korktuklarını düşünmelerine sebebiyet verebilmektedir. Psikolojik etkenlerin neredeyse tamamı, olumsuz ya da olumlu fark etmeksizin birbiri ile bağlantılıdır, kümeler halindedir. Bu durum, işleri daha karmaşık bir hale getiriyormuş gibi gözükse de, aslında tedavi sürecinde çözüm odaklı çalışmayı da teşhis koyma sürecini de hızlandırmaktadır.

    Kısacası uçma ve uçak korkusu, yalnızca tanatofobi ya da tantofobi (ölmekten korkma ve ölüm korkusu) yüzünden oluşmamaktadır ve sanıldığının aksine çok daha kompleks bir yapıya sahip olabilmektedir. Zira, havayolu aracılığı ile seyahat etmenin demiryolu, karayolu ve denizyoluna nazaran çok daha güvenli olduğu, dünden bugüne istatistiki veriler ve kaza/ölüm oranları dahilinde defalarca kanıtlanmıştır ve kanıtlanmaya da devam etmektedir. Bir uçağın ve uçma eyleminin teknik yapısını öğrendikçe, pilot ve kabin memurları gibi havayolu hizmetlilerinin ne kadar güven verici testlerden ve uygulamalardan başarılı sonuçlar ile ayrıldığına tanık oldukça dahi uçuş korkunuzda büyük bir ölçüde azalma olacaktır.

    Ancak, uçak ve uçma korkunuzun sebebi, açıklamaya çalıştığımız gibi, yalnızca uçak ve uçma eylemi ile alakalı olmayabilir. Pek çok fobi gibi, bahsi geçen fobinin de kompleks yapısında yer alan farklı sorunlar, yaşadığınız bu duygu durumunun kaynağı olabilmektedir. Bu bağlamda yer alan sorunlarınızı ve korkularınızı, yani fobilerinizi de gelişmiş psikoloji ve psikiyatri teknikleriyle birlikte, profesyonel bireylerden yardım alarak çözmeniz son derece olasıdır.

    Adil MAVİŞ

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.