Etiket: Psikolog

  • Farkındalık

    Farkındalık

    Ne çok değişimler var yaşamlarımızda. Hiç birimizin “Dünyada olmaz, hayır kesinlikle” dediğimiz birçok durum ile karşılaşmışızdır. Sonuçlar her ne olursa olsun yine de istesek de istemesek de bir şeyler değişti hayatımızda. İyi ya da kötü peki bu değişimler nasıl başlar? Neden değişime ihtiyaç duyar insan? Bugün bu soruların cevabını sen ve ben bulup bunların kararına yine birlikte vereceğiz. Birçok insan yaşamında belirli problemler ile karşılaşır.

    Bu problemlerini aşması kimi zaman tek başına zor olabilir bu yüzden bir bilene sormak en iyisi diyenlerdenim. Bu bilenler kimler peki? Psikologlar bu konuda size yardımcı olabilecek en iyi danışmanlardan biri diyebilirim. Çünkü psikologlar kişisel gelişime ve kişisel değişimlere en açık insanlardır. Değişimleri gerçekleştirmek istediğinizde bir psikoloğun kapısını çalıp “Merhaba” demeniz yeterlidir. Emin olun değişim o an başlar ve sonsuza kadar devam eder. Değişimin başlaması için sadece hareket halinde olmak ve değişim getirdiği bu yeniliklerle olumlu/olumsuz açık olmak yeterlidir.

    Bir psikolog ilk seansınızda size yapacağı tetkiklerle zaten davranış biçimine göre ayarlar ve değişimin nasıl olması gerektiğini kafasında tasarlar. Psikologların amacı aslında sizin düşüncelerinizi değiştirmek değildir. Psikologlar size aslında içgörü kazandırmayı hedefler. İçgörü bir diğer anlamıyla farkındalık. Sizin göremediğiniz ya da kendinizde farkına varamadığınız davranışların değişimin tamamıdır. Farkındalık kelimesi 21. yüzyılın en fazla kullanılan kelimelerinin arasına çoktan girdi bile. Hatta şöyle de deriz kimi zaman “Ne kadar da farkındalığı yüksek biri”. İşte aslında tam da bu devreye psikolojik sıkıntılarımız giriyor.

  • Psikolog Ne Değildir?

    Psikolog Ne Değildir?

    Psikologlar sizce ne yaparlar? Aslında çıksak sokağa ve sorsak bir çok insanın birbirinden farklı cevaplar vereceğine eminim. Ülkemizde çokta bilinen bir meslek değil. Herkes kendince yorum yapıyor, şöyle olabilir, böle olabilir diye. Ben psikologun ne olmadığına değinmek istiyorum. Biraz olsun ne olmadığını bilirsek kafada daha doğru şeyler şekillenebilir.

    Arkadaşlarınız, aileniz, komşularınız Psikolog değillerdir.

    Birinci sınıfa başladığımda, ilk derste hocamız bize şunu söylemişti “komşu sohbeti yapmıyoruz biz”. Bu bizim ülkemizde bir tabu ve bu tabuyu yıkmamız gerekmekte. Birine ben psikoloji okuyorum dediğimde ilk dediği şey “sizde ne yapıyorsunuz ki, size para vereceğime giderim arkadaşıma anlatırım derdimi olur biter, ne gerek var” şeklinde ifadeler kullanıyorlar. Oysa bu ne kadar yanlış bir inanç. Evet arkadaşınızla konuşmak sizi rahatlatabilir, iyide gelebilir ama bu sizin problemlerinizin bittiği anlamına gelmiyor.  Siz sadece o an için problemlerinizin üstünün örtülmesini sağlıyorsunuz. Bugün için kaybolduğunu düşündüğünüz problemler yarın size başka yüzünü gösterecektir. Yardım almaktan çekinmeyin. Yardım almanın sizlere zararı olmayacak aksine size iyi gelecektir.  Psikologa gittiğinizde “bunun bana ne yardımı olabilir, konuşuyor işte, ben gidim arkadaşım ile konuşayım paramda cebimde kalsın” diyerek düşünüyorsunuz. Halbuki siz Psikologun sizinle sohbet ettiğini düşünürken o size yardım etmektedir. En basit olarak sizin, kendinizden sakladığınız, gizlediğiniz düşünceleri, duyguları gün yüzüne çıkararak arındırmaya çalışmaktadır. Psikologlar, hiçbir zaman sizinle komşu sohbeti yapmazlar. 

    Psikologla deli doktoru değildirler.

    Görselde de yazıldığı gibi; Psikologun ‘deli’ görme olasılığı, diğer insanlardan farksız değildir. Çünkü ‘deli’ diye nitelendirilen hastalar, Psikiyatr gözetiminde ilaçla tedavi edilebilirler. Psikologların ilaç yazmaya yetkileri yoktur. İlaçlar hakkında hiçbir eğitim almazlar. ‘deli’ diye tabir edilen hastaların birçoğunun gerçeklik algısı yoktur yani; sizinle iletişim kurabilecek durumda değillerdir. İletişim kuramadığınız hasta ile görüşme yapamazsınız. İleri boyuttaki hastaları Psikiyatrlar tedavi ederler. Psikologa böyle bir danışanın başvurması durumunda, Psikolog bunun ayırımını yaparak; Psikiyatr’a yönlendirmede bulunmaktadır. 

  • Psikolog Nedir?

    Psikolog Nedir?

    Psikoloji, genel olarak insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini inceleyen bilim dalıdır; psikolog ise bu alanda çalışan bilim insanıdır. Psikologların uzmanlık alanı insan davranışının hangi alanında çalıştığına bağlı olarak değişebilir. Psikologlar adliye, emniyet birimleri, okullar, danışmanlık, rehabilitasyon merkezleri, sosyal hizmetler, şirketler, hastane ve klinikler olarak farklı alanlarda çalışabilirler. Bu nedenle toplumuzda ilk akla gelindiği şekliyle, psikolog olmak yalnızca ruh sağlığı alanında çalışıp psikoterapi çalışmaları yürütmek anlamına gelmez.

    Psikolog unvanı, üniversitelerin fen-edebiyat fakültelerinde 4 yıllık psikoloji lisans programını başarıyla bitiren kişilerin almaya hak kazandığı unvandır. Üniversiteden yeni mezun bir psikolog tam donanımlı kabul edilmediği için çok sayıda eğitim alması ve en önemlisi de yüksek lisans yaparak donanım kazanması beklenir.

    Psikologlar faaliyet gösterdikleri kurumların gerekliliklerine bağlı olarak almış oldukları sertifika eğitimleri çerçevesinde:

    • Birey ve/veya yakınları ile görüşme ve gözlem yaparlar, kuruma uyumlarına yardımcı olurlar.

    • Eğitimini almış olduğu psikolojik girişimleri yürütürler.

    • Objektif ve tarama test uygulamalarını yürütürler ve rapor hazırlarlar.

    • Psikolojik destek, rehabilitasyon ve psiko-eğitim çalışmaları yürütürler.

    • Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetlerine katkıda bulunurlar.

    • Hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında görev alırlar.

    • Alan çalışmalarına katılırlar.

    • Araştırma ve incelemelerde görev alırlar.

    • Psikologlar, yukarıda sayılan görevlerini diğer meslek elemanlarıyla iş birliği içinde yürütürler.

    KLİNİK PSİKOLOG KİMDİR? NE İŞ YAPAR?

    Klinik psikolog, 4 yıllık psikoloji ya da psikolojik danışmanlık ve rehberlik lisans eğitimi üzerine klinik psikoloji alanında yüksek lisans ve/veya doktora yapmış tanısal değerlendirme ve psikoterapi uygulamalarını ilgili hekimlerle (psikiyatrist, nörolog vb.) iş birliği içinde çalışarak bağımsız bir şekilde mesleğini icra eden sağlık alanı çalışanıdır.

    Klinik psikologlar:

    • Görüşmelerden, testlerden, kayıtlardan ve referans malzemelerinden faydalanarak psikolojik, duygusal veya davranışsal sorunları ayırt etmek ve psikolojik hastalıkların tanısını koyabilirler.

    • Terapinin tipi, sıklığı, yoğunluğu ve süresini belirterek bireysel tedavi planlarını geliştirir ve uygularlar.

    • Etkili kişisel, sosyal, eğitimsel ve mesleki gelişim ve uyuma ulaşmak için danışanların iç görü kazanmasına, amaçlarının tanımlanmasına, eylem planlanmasına yardım ederler.

    • Sorunlarının tedavisini danışanlarla değerlendirirler.

    • Psikoterapi, davranış değişimlemesi, stres azaltma terapisi, psikodrama ve oyun terapisi gibi değişik tedavi yöntemlerini kullanırlar.

    • Davranış değişimi veya kişisel, sosyal ve mesleki uyumu geliştirmek için stres, madde kullanımı, aile zorlukları gibi sorunlarda bireylere ve gruplara danışmanlık verirler.

    • Danışanlar hakkında raporlar düzenleyip ve gerekli kayıtları tutarlar.

    • Danışmanlığın veya tedavinin etkinliğini ve tanının doğruluğunu ve bütünlüğünü değerlendirip tanıların ve tedavi planlarının gerektiği gibi uyarlanmasını sağlarlar.

    Özetle,  psikoloji eğitimi almış herkes klinik psikolog ya da psikoterapist değildir. Psikolog ya da psikiyatrist olmak fark etmeksizin psikoterapi uygulamaları yapabilmek için temel eğitimlere ek olarak psikoterapi eğitimi almış olmak gerekir. Bu nedenle ruh sağlığınızın önem taşıdığını unutmadan ruh sağlığınızı emanet ettiğiniz kişilerin eğitim, sertifika ya da diplomalarını sorma hakkınız olduğunu unutmayın.

  • Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog Kimdir?

    Psikolog, Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde Psikoloji bölümünün 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamıştır. Psikologlar kişilerin duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçlerini inceleyerek bu alanlarda gözlem ile birlikte değerlendirmelerini yapan kişilerdir.Psikoloji biliminin pek çok alt dalı vardır. Klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi alt dallardan herhangi birinde yüksek lisans yaparak Uzman Psikolog ünvanını alırlar. Ör. Uzman Klinik Psikolog vb. Herhangi bir alt alanda yüksek lisans yaparak uzmanlığını almamış 4 yıllık lisans mezunu psikologlar terapi yapmaya yetkin değildirler.

    Uzman Klinik Psikolog Kimdir?

    Klinik Psikoloji, Psikolojinin çok özel bir ek eğitim ve uzmanlaşma gerektiren bir alt alanıdır. Ülkemizde Klinik psikolog olabilmek için 4 yıllık psikoloji lisans eğitiminin üzerine 2 yıl Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamak gerekir. Klinik Psikolog ruhsal bozukluklar, psikopatolojiyi ölçme ve değerlendirme ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları üzerine aldığı uygulama yoğunluklu eğitimlerle tanı koyma, kişisel gelişim ve tedavi üzerine deneyim kazanan, tıp merkezleri, klinikler ve hastanelerde en az 1 yıl süren yetkinliği kanıtlanmış psikologlardan klinik süpervizyon stajlarıyla aldığı teorik eğitimleri uygulama imkanı bulan uzmanlardır. Bunun yanı sıra Klinik psikologlar çalıştığı alan ve ekol aldığı terapi kuramlarıyla ilgili  sertifikalı psikoterapi , test eğitim ve süpervizyonlarına katılırlar. Kendini geliştirmek isteyen bir klinik psikoloğun eğitimi, hayat boyu devam edecek olan bir süreçtir.

    Psikoterapist kimdir?

    Psikoterapistler terapi uygulama becerisi ve yeterliliğine sahip bu alanda özel eğitimlerini tamamlamış kişidir. Bu kişi bir psikolog ya da psikiyatr olabileceği gibi, bu alanda eğitimini tamamlamış bir ruh sağlığı çalışanı da olabilir. Psikoterapistler özellikle en az 1 terapi kuramında uzmanlaşmış olup bireylerle, gruplarla, ailelerle ya da çiftlerle çalışabilen kişilerdir.

  • Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Kişinin yaşadığı bir takım olaylardan dolayı zihinsel ve davranışsal bozukluklar gelişebilir. Bu bozuklukları iyileştirmeye ve çözümlemeye yönelik belli bir bilimsel kurama bağlı olarak geliştirilen tedavi sürecine psikoterapi denir. Zihinsel ve davranışsal bozuklukların yanı sıra kişinin gelişimi ve olgunlaşması ve öz farkındalık kazanması hedeflenir.

    Psikoterapide ilaç kullanılmaz. Psikoterapi psikolojik hastalıkları hafifletmek ve iyileştirmek amaçlı olup, bilimsel olarak doğrulanmış ve etkisi kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Gerekli eğitim ve donanıma sahip uzman psikologlar tarafından yapılmalıdır.

    Psikoterapiye İhtiyacım var mı?

    Hayatımızın belli dönemlerinde nasıl fiziksel bir rahatsızlığımız olduğunda doktora başvuruyorsak eğer zihnimizin de aynı şekilde rahatsızlanabileceğini unutmayıp bu alanda uzmanlaşmış psikologlara başvurmalıyız. Gerekli durumlarda birimimizde bulunan konsültan psikiyatristlere de yönlendirme yapılmaktadır.

    Kendiniz için psikoterapinin söz konusu olup olmadığını daha ayrıntılı test etmek isterseniz aşağıdaki soru listesine bir göz atın, eğer üç sorudan fazlasına evet cevabı veriyorsanız bir uzmandan yardım almanın zamanı gelmiş demektir.

    • Kendimi tanıyamıyorum! Kendimi öncekinden farklı hissediyor muyum?

    • Bu değişiklik huzurumu bozuyor mu?

    • Bu değişikliğin bir açıklaması var mı?

    • Bu açıklama sıkıntıların süresini ve şiddetini açıklamaya yetmiyor mu?

    • Günlük işlerimi oldukça zorlanarak mı yapıyorum?

    • Hep endişeli miyim ve çok korkuyor muyum?

    • Bedensel rahatsızlıklarım var mı?

    • Rahat uyuyamıyor muyum? Yetersiz veya fazla mı uyuyorum?

    • Kendimi sıklıkla saldırgan, kin dolu, gergin hissediyor muyum veya çok tahammülsüz ya da hoşgörüsüz müyüm?

    • Sık sık çalışamaz raporu alıyor muyum?

    • İntihar düşüncelerim var mı?

    • Çevremde sorunlarım hakkında konuşabileceğim insan yok denecek kadar az mı?

    • Arkadaşlarımla yaptığım konuşmalar artık fayda etmiyor mu?

    • Başkaları da bendeki değişikliğin farkında mı?

    • Bu değişiklikler üç aydan uzun bir süredir devam ediyor mu?

    • Bu değişikliklere umursamaz mı davranıyorum?

    Psikoterapinin Faydaları nelerdir?

    Öncelikle psikolog ve danışan arasında tarafsız, tamamen güvene ve uyuma dayalı bir işbirliği kurulmalıdır. Bu sayede danışan çevresine konuşmaktan çekindiği, yargılanmaktan korktuğu konuları açıkça psikoloğu ile konuşarak iyileşmeye yönelik ilk sağlam adımı atmış olur. Psikoterapi sürecinde psikolog, danışanın sorunlarını çözmesinin önündeki engelleri görmesini ve sorunlarını kendi başına çözebilecek yeterliliğe ulaşmasını sağlamaya çalışır. İşlevsel olmayan davranış ve düşünceleri tanımayı, bunları değerlendirmeyi ve bunlara karşı koymayı öğretir. Bu süreçte danışan aynı zamanda öz farkındalık kazanarak olgunlaşır ve yaşam kalitesini arttırır.  

    Psikoterapi Seans Süreci nasıl başlar ve devam eder?

    İlk seansta psikolog önce danışanla beraber hastalığın nedenini ve neden kendiliğinden atlatılamadığını anlamaya ve danışanı daha yakından tanımaya çalışır. Danışan ile birlikte somut terapi hedefleri üzerine anlaşıp hastalığın sebepleri ile belirtilerinden yola çıkarak tedavi planı hazırlanır ve danışana anlatılır.

    Psikolog danışanı, başkalarını algılayış biçimlerini veya bazı durumlarda sergiledikleri davranışları daha iyi inceleyip kendi durumlarını nasıl etkilediğini sorgulamaya teşvik eder. Örneğin, olumsuz düşünceleri ve o düşüncelerin danışanın duygu ve davranışları üzerindeki etkisini algılamalarını sağlayıp günlük yaşantılarında faydalı düşünceleri ve farklı davranış şekillerini denemelerine yardımcı olurlar. Psikologlar, hayatınız boyunca edinmiş olduğunuz davranış kalıplarınızı daha iyi anlayıp onları yok edecek ya da hafifletecek şekilde değiştirmenize destek olurlar.

    Seans süreleri 50-60 dakika olup sayısı ve sıklığı hastalığın türüne göre belirlenmektedir. Tedavi genelde altı ay ile bir yıl arası, gerekirse daha da uzun sürebilir.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel model, işlevsiz düşüncenin (hastanın duygu durumunu ve davranışını etkileyen) tüm psikolojik bozukluklarda yaygın olduğunu savunmaktadır. İnsanlar düşüncelerini daha gerçekçi ve daha uyarlayıcı bir yolla değerlendirmeyi öğrendiklerinde, duygu durumlarında ve davranışlarında iyileşme yaşamaktadır. Örneğin, oldukça depresif olduğunuzda ve bazı kontrolleri yapamadığınızda, aklınızda bir “otomatik düşünce” olabilir. “Şu an hiçbir şey yapamam.” Bu düşünce daha sonra belirli bir tepkiye neden olabilir: Üzgün hissedebilirsiniz (duygu) ve yatağınızın köşesine kıvrılırsınız (davranış). Eğer bu düşüncenin geçerliliğini inceleseydiniz, aşırı genelleme yaptığınızı görerek gerçekte birçok şeyi iyi yaptığınızı fark edebilirdiniz. Deneyiminize bu yeni bakış açısı ile bakmanız, muhtemelen daha iyi hissetmenizi ve daha işlevsel davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır.

  • Yakınlarımız Neden Danışanlarımız Olamaz?

    Yakınlarımız Neden Danışanlarımız Olamaz?

    Kişisel yaşamımız ve profesyonel yaşamımız pek çok anlamda birbirinden farklıdır. Profesyonel yaşam sınırları belli, özünde bilmemeye dayanan bir ortamda kurulan bir ilişkidir. Kişisel ilişki ağımızdaki insanlar; arkadaşlarımız, ailemiz, sevgilimiz olabilir. Burada profesyonel yaşama göre daha sınırsız, daha farklı hassasiyetlerin gözetildiği bir ilişki vardır. Kişisel ilişkilerimiz ve profesyonel ilişkimiz kendine özgü dinamiklerle ilerler. Esas ayrım; kişisel ilişkilerimizi ilerleten ve derinleştiren şey; bilmek, yakından tanımak, gelişim dönemlerine doğrudan tanıklık etmektir. Fakat profesyonel yaşamımızda, danışan ve psikolog arasında kurulan ilişkinin ilerlemesi temel olarak bilmemeye dayanır.

    Psikolog, danışanını önceden tanımaz. Onun için önemli noktaları, ona çarpıcı gelen anıları, onun tıkanıklığını esas alarak anlamaya çalışır. Bu sebeple, danışanlarımızla sadece profesyonel ilişkimiz olabilir. Kişisel yaşamımızdaki yakınlarımız danışanımız olamaz. Psikolojik danışmanlık müdahale sürecinde konuşmalar amaç odaklıdır. Kişisel yaşamımızda bu konularda esneklik vardır. Tavsiye verme noktası da kişisel yaşamda esnektir. Fakat profesyonel yaşamımızda danışan doğrudan tavsiye istese bile, amaç, sorun, ilgi, eğitim, inanç sistemi, motivasyon düzeyi vb. gibi etmenler dikkate alınmalı ve olası sonuçlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

    Bütün bunlar profesyonel ilişkinin ritüelleridir. Danışanlar, psikolojik danışmanlık sürecinden fayda görmek istiyorlarsa profesyonel ilişkiye güvenmelidirler. Danışan, profesyonelin koyduğu sınırı, kendi adına olumlu algılamalı ve desteklemelidir. Bu sınır aynı zamanda danışanı da korur.

    Kişisel yaşamımızda yakınlarımıza sunacağımız yardımın bir sınırı yoktur. Fakat profesyonel danışmanlık sürecinde danışman spesifik eğitimine uygun yardım etmelidir. Söz gelimi, yeme bozukluğu olan bir danışana beslenme programı çıkaran bir psikolog bu alanda eğitimi ve yeterliliği yoksa sınır ihlali yapmış olur.

    Psikolog aynı zamanda, diğerleri tarafından bir bilim dalının temsilcisi olarak algılandığının farkındadır ve bu sorumluluğun bilincindedir. Eğer arkadaşlarımız, yakınlarımız ve ailemiz bizden mesleki kimliğimize yönelik yardım isterse ve yardım arayışları önemli hale gelmişse, onları başka bir meslektaşımıza başvurmaları için cesaretlendirmeliyiz ve cesaretlendiririz. Mesleki kimliğimizi ve mesleğin yarattığı imajı kullanarak onlara yaklaşmamızın hem onlara hem kişisel ilişkimize zarar vermesi muhtemeldir. Bu rol karmaşası da yaratır.

    Aynı zamanda danışanlarımızla kişisel ilişki kurmamızın da pek çok olumsuz sonuçları olabilir. Fakat bazı özel durumlar için çoklu ilişki kurulabilir. Örneğin: bir doğal afet durumunda psikoloğun kişinin hem terapisti olması, hem de aynı kişinin katılacağı eğitsel ve sosyal faaliyetlerde destek vermesi, hizmet verilen kişiye zarar vermeyecekse kabul edilebilir.

    Tüm bunları değerlendirecek olursak, “ben de psikolog sayılırım, ben de psikolog gibiyimdir” söylemlerinin profesyonel yaklaşımla aynı yararı sağlamayacağı aşikardır. Elbette insanın insana faydası vardır. Çevrenizde sizi seven, dinleyen, dikkate alan insanların olması çok değerlidir. Önemli olan profesyonel yaşamla arasındaki farkın ayrımını yapabilmektir.

  • Psikolog Psikiyatr Ayrımı

    Psikolog Psikiyatr Ayrımı

    Kafaların fazlası ile karıştığı bir konu; çokça kez duyuyorum ki psikolog ne iş, psikiyatrist ne iş yapıyor? Kime başvurmak gerekiyor; terapi alınca ne olacak ki ilaç değil mi asıl çözüm gibi. Bununla ilgili ayrıntılı şekilde ele almak gerektiğini düşünüyorum.

    Psikiyatrist; tıp fakültesi üzerine 4 sene psikiyatri ihtisası yapan, ilaç yazma yetkisi bulunan doktordur. Tanı ve teşhis koyabilmektedir. Hastane yatışı gereken; ağır patolojisi olan hastalarla ilgilenir. Kendilerinden destek alan kişiler ”hasta” olarak tanımlanmaktadır.

    Klinik psikolog; 4 yıllık hazırlıkla birlikte 5 yıllık psikoloji lisansı okuyup, sonrasında iki sene klinik psikoloji üzerine master/yüksek lisans yapan ve bunun yanı sıra bir kaç tane daha master düzeyinde terapi eğitimleri alan ve eğitim süreçlerinin hiçbir zaman için bitmeyeceği; terapistlerdir. Psikoterapi uygularlar ve terapisti oldukları kişiye ”danışan” denir.

    Psikolog ve Psikiyatristin Uygulama Farklılıkları Nelerdir?

    Bu ikisi ruh sağlığı çalışanları olsa da hem bağlantılıdır, hem de net çizgilerle ayırmak gerekir. Psikiyatrisler duygusal ve davranışsal sorunların fiziksel kökenli olduğundan yola çıkarken; psikologlar sıkıntı, zorluk, işlevsel olmayan düşünce nedenlerini arayarak kökenin psikolojik olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle psikiyatristler ilaçla tedavi yolunda ilerlerken yani tedavi için hangi ilacın uygun olduğunu tespit etmeye çalışırken; psikologlar da kişi için uygun terapi yöntemini bulurlar ve kişinin baş etmesi adına; çalışmalar uygularlar. Ancak unutulmamalıdır ki ilaç çözüm olmamaktadır. Çünkü ilaç kişinin kaygısını bastırmasını sağlayabilir belki; ancak terapi ile kişi kendisinde kaygı yaratan durumları keşfeder ve bununla baş etmek ve çözüm üretmek adına neler yapacağı üzerine gider.

    Psikologlar ve psikiyatristler genellikle el ele çalışırlar ve çalışmalıdırlar. Acil durumlarda genellikle psikiyatriye yönlendirilir. Zaten psikologlarda ihtiyaç görürlerse psikiyatriste yönlendirme yapmaktadırlar.

    Önemli olan bir nokta ise; terapinin alternatifinin ilaç olmadığıdır. Bilinçsiz ilaç kullanımı; beynin yapısında ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Uzman seçimine dikkat etmek gereklidir. Özellikle uzmanların geçmişini; aldıkları eğitimleri vs. araştırmadan hizmet almamalısınız. Eğer bir psikiyatrist 5 dk’da yüzünüze bakmadan ilaç yazıp, sizi gönderiyorsa; iyi bir uzman değildir ya da bir psikolog oturup kendi sıkıntılarını size anlatıyorsa; iyi bir psikolog değildir. Bu nedenle mutlaka uzmanların geçmişini araştırmak gereklidir. Psikologların da psikiyatristlerinde amacı aynıdır; insana yardım etmek. Bir diğer ortak amaçları ise; ilaca ve terapiye bağımlı olmadan kişinin sorunları ile kendi baş etmesini sağlamaktır.

    Psikoterapide Neler Yapılmaktadır?

    Birçok kişinin merak ettiği ise; psikoterapide neler yapıldığıdır. Dışarıdan bakıldığında; ilaç yok, ameliyat yok, sırf iletişim kurarak çare bulmak nasıl mümkün olur?; çoğu terapi almamış kişide bu konu soru işaretidir.

    Psikoterapide; danışan kişi şikayetlerini, sıkıntılarını, değiştirmek istediklerini, terapiden beklentilerini paylaşır.

    Danışan planlar yapıp, buna ulaşmak adına küçük hedefler belirler. Kişi etkin ve aktiftir. Bu aktif terapiye katılım sürecinde; kişi kendi terapisti olmayı öğrenir. Sonrasında baş edecek güce sahip olduğunda; kendi yol haritasına hakim olduğu için terapi sonlandırılır.

    Psikoterapi kişiye nasıl fayda sağlar?

    Kişi psikoterapiyle birlikte işlevsel yollar öğrenir. Sıkıntının ne olduğunu, neyin tetiklediğini keşfedip, değişikleri fark etmesi sağlanır.

    Bir diğer merak edilen konu ise psikoterapinin ne kadar süreceğidir. Çünkü kişi düzenli olarak; zaman, bütçe ve emek harcamaktadır; bu da doğal olarak ne kadar süreceği merakını uyandırmaktadır. Bunu il seansta söylemek zordur ve doğru değildir. Genelde 1 yıldan kısa sürmektedir. Kronik bir durum olduğunda ya da değişmesi güç düşünce ve davranış alışkanlıkları olduğunda ise 1-2 yıldan da uzun sürebilmektedir.

  • Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Psikoloji Nedir?

    Psikoloji, insan davranışlarını, ruhsal ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. Psikoloji biliminin her biri lisans sonrası ayrı ayrı uzmanlık gerektiren pek çok alt dalı bulunur. Bunlar; Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji, Adli Psikoloji, Deneysel Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Nöro Psikoloji ve Endüstri ve Örgüt Psikolojisi

    Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde 4 yıllık Psikoloji bölümünü bitirmiş kişilere psikolog denir. Almış olduğu eğitim doğrultusunda insan zihninin ve davranışlarının birbirleriyle ve çevreyle nasıl etkileşimde bulunduğunu gözlemleyerek, ölçerek, yorumlayama yoluyla inceleyen profesyonellerdir.

    Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Kimdir?

    Üniversitelerin Eğitim Fakültelerinde bulunan Psikolojik Danışma ve Rehberlik(PDR) Bölümünden mezun kişilere denir. Psikoloji bölümü ile kesişen birçok dersi bulunmaktadır. Daha çok gündelik hayat problemleri ve eğitim psikolojisi üzerine uzmandırlar. Her okulun rehberlik servislerinde yararlanabileceğiniz Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Bulunmaktadır

    Klinik Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin psikoloji ve pdr bölümü mezunları lisans eğitimini tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji yüksek lisans veya doktorası yapan kimseler Klinik Psikolog ünvanını alırlar.

    Klinik psikologlar, nesnel ölçüm araçları ile beraber gözlem ve görüşme teknikleri kullanarak psikoterapi yöntemleri ile sorunlara müdahale eder.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi ,eğitilmiş ve nesnel bir profesyonel tarafından uygulanan, psikolojik, davranışsal ve duygusal problemleri tedavi etmenin sanatı ve bilimidir (Cullari, 1998)

    Psikoterapi, duygusal ve zihinsel bozuklukları, iletişimin çatışmalarını ve problemlerinin içyüzünü konuşmayı, rahatsızlık belirtilerinden kurtarma hedefiyle sosyal ve çalışma hayatının fonksiyonlarını geliştirmeyi sağlayan davranışsal değişiklikleri, kişilik gelişimini cesaretlendirmek üzere tasaranmış psikolojik teknikler kullanılarak yapılan tedavidir. (from.Answer.com, Health, 2007).

    Psikoterapi, sonuçlarının önceden kestirilemediği tam ve açık olarak belirli olmayan problemlere uygulanan tanımlanmamış bir tekniktir. Bu tekniği öğrenmek için çok titiz bir eğitim alınması tavsiye edilir. (Raimy, 1950).

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapi eğitimini tamamlamış Psikolog, Psikolojik Danışman, Psikiyatrist ve Klinik Psikoloğa psikoterapist denir. Psikoterapistler aldıkları eğitim ve yakın oldukları ekol doğrultusunda hastaya tanısal değerlendirme yaptıktan sonra uygun yönde sağaltım(tedavi) sunarlar.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Tıp fakültesi eğitimini tamamladıktan sonra psikiyatri alanında ihtisasını tamamlayan hekimlerdir. Hastalıkların tanımlamasını (birincil tanı, eş tanı, ayırıcı tanı) yaparak gerekli tedavi planını yaparlar. Psikiyatristler ilaç yazabilir, gerekli laboratuvar testlerini talep edip MR, EEG gibi beyin inceleme cihazlarını psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanabilir

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur.
    En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi
    duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez
    olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk
    duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini
    düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını
    yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini
    toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik
    şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız
    kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam
    tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama,
    uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde
    aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun
    sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):
    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum,
    Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu
    çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek
    yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları
    şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü
    kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan
    çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki
    enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul
    iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük
    çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey
    yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini
    değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak
    tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve
    eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı,
    okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları
    olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel
    aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama
    uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili
    sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir
    kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden
    kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev
    bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ
    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar
    beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne
    sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu
    yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne
    sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik
    saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi

    ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük
    çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve
    bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla
    aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla
    etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında (
    örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak
    aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve
    depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde
    benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel
    durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu
    düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme
    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun
    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı
    Doğum yapmak
    Aile, iş, okul sorunları
    Stresli bir ortamda çalışmak
    Maddi sorunlar.
    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ
    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi
    kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz
    deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için
    dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir.
    Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl
    yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun
    yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam
    olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin
    yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin
    temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa
    çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri
    kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    İzmirde çalışan çok sayıda psikolog bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz
    vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon
    tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup
    olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da
    izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden
    randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması

    gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog
    ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve
    donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir.
    Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat
    edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye
    sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp,
    göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç
    seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü
    olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik
    sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN
    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.
    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin
    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin
    Alkolden uzak durun
    Yediklerinize dikkat edin
    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin
    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın
    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.
    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin
    Gelecek planları yapın.
    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • KLİNİK DEPRESYON NEDİR?

    KLİNİK DEPRESYON NEDİR?

    “Depresyon neye benzer?” diye fısıldadı.

    “Boğulmak gibidir. Ancak senin dışında herkesin nefes aldığını görürsün.”

    Gündelik hayatımızda zaman zaman hepimizin kendimizi çaresiz, hiç bir şeyden zevk almayan, mutsuz hissettiğimiz zamanlar vardır. Özellikle boşanma, işten atılma, ölüm gibi travmatik yaşam olayları her insanı farklı şekillerde farklı düzeylerde de olsa mutlaka etkiler. Bu gibi olaylar sonrasında, kişiler zaman içinde tekrar normal hayatlarına uyum sağlar ve yeniden kendilerini umutlu, mutlu hissederler. Elbette bu travmatik olayları bir uzman yardımıyla atlatmaya ihtiyaç duyan kişiler olabilir.

    Ancak klinik depresyon dediğimizde ortada farklı bir tablonun söz konusu olduğunu görürüz. Bu rahatsızlık son derece ciddi bir sorundur ve kişinin hayat kalitesini düşürerek, onu yaşamdan tat almaz hale getirir. En ağır düzeyinde intihar riski vardır ki, bu da bu rahatsızlığı yaşayan kişinin en kısa zamanda bir uzmandan destek almasını gerektirir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Klinik depresyon kendini bir takım semptomlarla gösterir. Bu belirtilerden en önemli olanları; hemen her gün kişinin kendisini depresif hissetmesi ve eskiden zevk aldığı etkinliklere artık ilgi duymaması, bunlardan keyif almamasıdır. Bunların yanı sıra kişi kendisini sürekli suçlamakta, değersiz ve güvensiz hissetmektedir. Uyku düzeni ve iştahında ciddi sorunlar görülür. Kişi gün boyu uyuyabilir ya da tam tersi uyumakta zorlanır. İştahını incelediğimizde ise kişilerin ya hiç yemek yemediğini ya da aşırı yemek yediğini görürüz. Buna bağlı olarak kilosunda ciddi değişimler yaşar.

    Kişi sosyal hayatında işlevselliği (uyumu) kaybeder. Kendini dış dünyadan tamamen ya da kısmi olarak soyutlar, evden çıkmak dahi istemez. Onun için bu tür aktiviteler çok büyük bir enerji gerektirir ki o, tam tersine kendisini devamlı halsiz hissetmektedir. Arkadaşlarını, ailesini ve diğer insanları kendisinden bilinçli olarak uzaklaştırmak ister çünkü gündelik hayat ve bu hayat içinde yaşanan olaylar onun için son derece önemsizleşmiştir. Ayrıca kendisi herhangi bir aktivitede bulunmadığı için anlatacak bir şeyi olmadığını düşünebilir.

    Kişinin ruhsallığına tamamıyla olumsuzluk ve geleceğe dair umutsuzluk hakim olmuştur. Kişi hayatında meydana gelen en küçük olaydan bile olumsuz bir çıkarım yapar ve çoğunlukla bu olumsuzluğun kendisi yüzünden meydana geldiğini düşünür, bu şekilde de hissettiği depresif duygu durum ve mutsuzluğu besleyerek pekiştirir. Yaşadığı durum bir kısırdöngüdür. Bu kısırdöngüyü bozmaya yarayacak umuda sahip değildir. Sürekli bu şekilde hissedeceğini, hayatında hiç bir şeyin değişmeyeceğini düşünür. Sağlıklı olduğu zamanlardaki tüm düşüncelerini olumsuza çevirmesi, depresyonda olduğu zamanda kendisinin her daim asosyal, tatminsiz, değersiz, mutsuz biri olduğuna inanmasına neden olur.

    Oysa kişi depresyondayken olduğu kişi değildir. Yaşadığı bu rahatsızlık onun kendisiyle olan ilişkisini, sosyal, mesleki, aile hayatını adeta yerle bir etmektedir. Klinik depresyon yaşayan çoğu insanın, cehennem gibi bir hayata hapsolduğundan, adeta somut bir acı hissettiğinden bahsettiklerini görmekteyiz. Bu durum yaşama duyulan sevinci, ilgiyi, hayat kalitesini bozar. Çok ağır depresyonda kişinin içine girdiği bu ümitsizlik ve hiç bir şeyin düzelmeyeceği inancı tek çıkış yolunun intihar olduğuna inanmasına sebep olabilir ya da intihar fantezileriyle kendini rahatlatma yoluna gidebilir.

    TEDAVİSİ VAR MIDIR?

    Bu noktada ilk olarak belirtilmesi gereken bu hastalığın kesin olarak tedavi edilebildiğidir. Kişi her ne kadar kendini yalnız hissetse ve tüm dünyada bu sıkıntıyı yaşayanın sadece kendisi olduğunu düşünse de bilmelidir ki kendisi gibi pek çok insan bu rahatsızlığı yaşamaktadır. Uygun psikolog ve psikiyatrist seçimi ile pes etmeden bu rahatsızlığın üstesinden gelmek için çabalamak onu yeniden yaşama sevincine, hayata katılmaya, mutlu olmaya kavuşturacaktır. Burada uygun uzman seçiminin önemi özellikle vurgulanmalıdır. Kişinin gittiği psikolog ve psikiyatriste hem insan olarak hem mesleki bilgi olarak güvenmesi gerekir. Bunun yanı sıra kişinin, uzmanın kendisini anladığını ve onu iyileştirmek için istekli olduğunu hissetmesi, onu tedavi edebileceğine inanması son derece mühimdir. Bunun tersi durumlarda kişi tedavisini yarım bırakıp, tüm psikolog ya da psikiyatristlere karşı olumsuz bir düşünce geliştirebilir. Bu nedenle kişinin uyumsuz olduğunu hissettiği, güvenmediği uzmanı değiştirmesi son derece normal ve gereklidir.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Çoğu zaman yapılan en büyük hata kişinin sadece ilaçla iyileşeceğini düşünmesidir. Klinik depresyonda kişinin çoğunlukla ilaç kullanması gerekir, ancak ilaçlar kendi başına yeterli değildir. Bu noktada devreye psikologlar  girmektedir. Ayrıca kimi zaman özellikle kişinin rahatsızlığının nedenleri arasında genetik yatkınlık ve beyindeki kimyasal düzensizlikler olmadığında, sadece psikologla çalışması da yeterli olabilmektedir. Bir psikolog, eğitimini aldığı çeşitli teknikler ile hastanın hatalı veya eksik olan düşünce yapısını kişiliğine uygun olarak daha sağlıklı bir hale getirmek için hastayla birlikte uğraşır , rahatsızlığına neden olan durumlar konusunda aktif bir biçimde danışanıyla çalışarak bu sebeplerin gerçekliğini test eder. Ayrıca kişinin kendi benliğini daha iyi tanımasına ve farkındalığının artmasına katkıda bulunur. Bu çalışmanın sonucunda kişi ilerde yaşama ihtimali olan olumsuz yaşam olaylarına ve gündelik hayattaki sorunlara daha sağlıklı bir bakış açısı geliştirir. Farkındalığının gelişmesiyle birlikte insanlarla ve kendisiyle olan ilişkisi çok daha sağlıklı bir noktaya gelir.

    Sadece ilaçla tedavi, fiziksel bir rahatsızlığı olan kişinin yarasını üstten temizlemeye benzer. Oysaki bunun geçmesi için derine inerek, buna sebep olanı ortadan kaldırmak gereklidir. Bir psikolog kişinin ruhsallığında bu denli rahatsızlık yaratanı bularak onun temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu, rahatsızlığının yüzde yüz tekrarlanmayacağı anlamına gelmez ancak psikologla çalışması sonucu elde ettiği yeni bakış açıları, farkındalığının artması ve daha sağlıklı savunma düzenekleri geliştirmesi, bu tekrarı daha çabuk ve daha az acıyla atlatabilmesine yardımcı olur.