Etiket: Psikiyatri

  • Psikolojik Tedavi

    Psikolojik Tedavi

    “Sizin tecrübeli bir doktor olduğunuz kadar ben de tecrübeli bir hastayım.”
    Karamazov Kardeşler/ F.M. Dostoyevski

    “Benim psikolojim bozuk. Psikiyatri hastasıyım ben.”

    Psikiyatride hastalık kavramı yoktur. Çünkü hastalık diye tıpta ancak belirli bir nedenden olan, belirli tablolar kastedilir. Hastalık kavramıyla tanımlanmamasının birinci sebebi, psikiyatrik bozukluklar, çeşitli nedenlerden, birden fazla nedenin etkileşiminden ortaya çıkabilir. Her zaman somut, belirgin etkenler söz konusu olmaz. Kişilik özellikleri, genetik faktörler, çevresel, sosyoekonomik-kültürel etmenlerin etkilerinin hangilerinin ne kadar etkili olduğu muğlaktır. İkinci sebep de aynı nedenler bir başkasını etkilemeyebilir. Aynı toplumsal olayları bir çok kişi yaşamış olsa da herkes travmatize olmayabilir; travma sonrası stres bozukluğu belirtileri göstermeyebilir. Üçüncü sebep diğer bozukluklarla birlikte görülebilir. Bir kayıp yaşayan kişi yas sürecinden sonra depresif belirtiler gösterebilir. Depresif belirtiler, yeniden başka kayıp yaşama ihtimalini yoğun yaşayan birinde kaygılı bir duruma evirilebilir. Hem depresif hem de anksiyete belirtilerini, gösterebilir; uyum bozukluğu tanısı alabilir.

    Nedenler ve sonuçlar ilişkisini sıkı sıkıya bağlamak yanlış çıkarımlar doğurabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı nedensellik bakış açısını dışarıda tutan psikiyatride “hastalık” sözcüğü yerine “bozukluk” kelimesi tercih edilir. Pek çok zorlayıcı, sıkıntı verici durum gündelik işlevsellikte ya da kişinin yetilerinde ve kişiler arası ilişkilerinde uyum bozucu sonuçlar olması halinde “bozukluk” olarak nitelendirilebilir. Yoksa pek çok kişi aynı zorlukları, sıkıntı verici durumları yaşıyor olmalarına rağmen, yaşamlarını çok rahat sürdürebilmekte ve işlevsellikleri de bu durumdan etkilenmemektedir. Akılda tutulması gereken ölçüt, kişinin bundan “kendisinin şikâyetçi olması” ya da kamusal düzen içinde uyumsuzluk doğurucu davranışlar sergilemesidir. Adli konular haricinde, kişinin isteği olmadan “zorunlu” tedavi uygulanamaz.

    “Bana da terapi yapsana”

    Psikiyatrik ve psikolojik sıkıntılar da duygusal, zihinsel ya da davranışsal bozuklukları ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı hedefleyen tüm teknikler ve yöntemler psikoterapi olarak tanımlanır. Kökeni Yunanca’dan gelen psikoterapi kelimesi, psycho (akıl, ruh) ve therapy (tedavi, sağaltım) kelimelerinin bileşiminden türetilmiştir. Psikoterapinin hedef kitlesi sadece psikopatolojisi olan yetişkin bireyler değildir; çocuklar, ergenler, aileler, çiftler ve çeşitli gruplar da bu hizmetten yararlanabilir.

    Psikoterapi, sadece ruh ve akıl sağlığı ile ilgili bozuklukları tedavi etmeyi amaçlamaz; aynı zamanda iş, aile, okul gibi çeşitli alanlardaki yaşam güçlüklerini çözümlemeyi, psikolojik uyumu arttırmayı ve kişisel gelişime yardımcı olmayı da hedefler. Bunu yaparken de, çeşitli yöntem ve ekollerden yararlanır.

    Psikoterapi, “zorunlu” uygulanan tedaviler olmadığı gibi standardize, yani herkese aynı şekilde uygulanabilen tedaviler de değildir. Psikiyatri için kullanılan en yaygın jargonlardan birisi “hastalık yoktur, hasta vardır.” Yani bireye özgü problemlere yine bireye özgü bilimsel metodolojik bilgi referans alınarak tedavi uygulanır. Tedavi sadece tedavi edici tekniklerin uygulandığı bir süreç değildir. Empatik yaklaşımın iyileşmeye etkisi de göz ardı edilemez. Sadece empatinin iyi olma halini sağlamadığı gibi sadece teknikler de iyi olma halini garantilemez. Terapi, empatik bir ilişkide bilimsel bilgiye dayalı tekniklerin uygulandığı süreçtir.

    “Tecrübeli hastanın” zorluklarıyla ilgili deneyimleri ve bu deneyimlerden öğrendikleri terapi ile birlikte anlamlı hale gelir. Psikoterapinin doğal bir sonucu anlamsız olanı anlamlı hale getirmektir. Ancak anladığımız şeylere “iyi” müdahale edebiliriz. Değişim, düşünerek değil ancak eylemle gerçekleşir.

  • İlköğretime başlayan çocuklarda ruhsal uyum

    Yeni eğitim-öğretim senemiz hepimiz adına hayırlı ve uğurlu olsun.

    Bu dönemde anne ve babaların özellikle dikkat etmesi gereken noktalarla ilgili bazı şeyleri paylaşmak istiyorum.

    -Çocuklarınıza tercihan okulun ilk günü, en fazla ilk iki günü okulda eşlik edin. Sınıf öğretmenine teslim ettikten sonra, eve ne şekilde ve kim tarafından getirileceği konusunda bilgi verip oradan ayrılın. Sizden ayrılmakta sorun yaşıyor, uzun süreli ağlıyor veya okula gitmek istemiyorsa, “ayrılma anksiyetesi bozukluğu” veya “okul fobisi” açısından bir çocuk psikiyatrından profesyonel yardım alın.

    -Okuldan eve gelen çocuğunuzun bir süre dinlenmesini sağladıktan sonra, çantasını açtırarak okulda neler yaptığınızı beraberce gözden geçirin. Çabası için onu yüreklendirin. Ödev yapma disiplini ilk birkaç senede kazandırılır. Bu açıdan ilk senelerde onun ödeve yapmaya başlamasını destekleyin, bu esnada yanında oturun ve yönlendirme yapın.

    -Okul dönemiyle beraber uyku saatlerinin düzene girmesi gerekiyor. Yatış saatini anne ve baba olarak ortak bir kararla netleştirin. Bu konuda kararlı ve tutarlı davranın.

    -Elektronik oyunlar ve bilgisayar kullanımını mutlaka bu yaşlardan itibaren sınırlandırın. Hafta için ödev amaçlı haricindeki tablet kullanımlarına izin vermeyin. Bilgisayar oyunlarını sadece hafta sonları en fazla iki saatle sınırlandırın.

    -Çocuğunuzun arkadaşlarıyla uyumunu takip edin. Bu konuda ısrar eden bir sorun varsa, bir çocuk psikiyatrından profesyonel destek alın.

    -Çocuğunuzun öğrenmesini, dikkatini yoğunlaştırma becerisini takip edin. Akademik açıdan akranlarından geri ise, “öğrenme bozukluğu”, “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” açısından bir çocuk psikiyatrından profesyonel destek alın.

    -Halen ısrar eden telaffuz ve/veya konuşma bozuklukları varsa, yine bir çocuk psikiyatrına başvurarak profesyonel yardım alın.

    -Bu yaşlarda takıntılar, anlamsızca sergilenen bazı takıntılı davranışlar veya tikler ortaya çıkabilir. Bunlar, çocuğunuzun hayat kalitesini ve işlevselliğini engelleyecek boyutta ise, “obsesif kompulsif bozukluk”, “tik bozukluğu” açısından psikiyatrik destek alınması çok önemlidir.

    -İlk öğretim çağı, çocuğunuzun yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetme yaşıdır. Sportif faaliyetler ve enstrüman kullanımını test etme dönemi olan bu süreci en iyi şekilde değerlendirin.

    Beş ilâ dokuz yaş arası dönemin pek çok becerinin kazanılması, zekanın gelişmesi açısından çok önemli olduğu, aksaklıkların varlığı durumunda bunlara bir an evvel müdahale edilmesi gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır.

    Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrı

  • Çocuk ve ergen psikiyatrisinde gündüz kliniği uygulamaları

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde gündüz kliniği uygulamaları

    Özet

    Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında batılı ülkelerdeki tedavi uygulamalarında önemli bir yeri olan gündüz kliniklerinde, servise yatırılacak kadar ağır ruhsal hastalığı olmayan ancak ayaktan tedavi şartlarında ele alınması zor olan hastaların tedavi edilmesi önerilmektedir. Bu yazıda, çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında hizmet veren gündüz kliniği uygulamaları ve Türkiye'de ilk kez Kocaeli Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda kurulmuş olan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Gündüz Kliniği'nden söz edilecektir. Yöntem: Türkiye'de Kocaeli Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Gündüz Kliniği dışında çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında gündüz kliniği hizmeti veren bir merkezin olmaması nedeniyle bu tedavi modelinin özellikleri hakkında ülkemizde yayınlanmış bir yayına rastlanmamaktadır. Bu nedenle bu yazıda özellikle Avrupa ülkelerinde ruh sağlığı alanında hizmet veren gündüz klinikleri ile ilgili kısıtlı da olsa yapılmış çalışmalar ve derlemelerden yararlanılmıştır. Sonuçlar: Gündüz klinikleri çeşitli ruhsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenler için yoğun bir tedavi ortamı sağlayıp iyileşme sürecinde etkili olmaktadır. Hastaların kendi ortamlarından tamamen ayrılmadan tedavi edilebilmeleri gündüz kliniklerinin yataklı tedaviye göre önemli bir üstünlüğüdür. Tartışma: Türkiyede çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında hizmet veren ayaktan tedavi birimlerinin, yatarak hizmet veren merkezlerin ve gündüz kliniklerinin gereksinimlerin çok altında olduğu bilinmektedir. Bu nedenle gündüz kliniği uygulamalarının yaygınlaştırılması için yapılacak her türlü girişim ve çalışmalar önemli olacaktır.

    Anahtar sözcükler: Çocuk ve ergen psikiyatrisi, gündüz klinikleri, tedavi modelleri

    Day Clinic Approaches in Child and Adolescent Psychiatry

    Summary

    Objective: Child and adolescents who are suffering from psychological problems should be admitted to day treatment unit if they can not be managed at outpatient settings. In this paper, day treatment approaches in child and adolescent mental health and day treatment experience of Kocaeli University Medical School, Child and Adolescent Psychiatry Day Clinic will be discussed. Method: As our day clinic unit is the only day treatment unit in Turkey, in the literature no study has been found about the day treatment experiences in our country. In this presentation research and review papers especially from European countries which are generally limited in number are reviewed. Results: Day clinics provide an intense therapy for children and adolescents with psychiatric problems, and effects healing process positively. An important advantage of day treatment is that patients do not lose total contact with their social surroundings during the treatment period. Discussion: In Turkey, child and adolescent mental health services, either outpatient, inpatient or day clinic approaches are insufficient in number. So, all kinds of effort and work for dissemination of day clinic modalities will be important.

    Key Words: Child and adolescent psychiatry, day clinics, treatment modalities

    Giriş

    Almanya'da gündüz kliniği kavramı “yeterli ve istikrarlı sosyal desteği olan, akut ya da subakut hastaların sınırlı bir süre içinde, yalnızca gündüz saatlerinde klinikte kaldığı, akşam ve gece ise alışık olduğu ev ortamında bulunduğu ve tedavi edildiği bir birim” olarak tanımlanmaktadır.1

    Gündüz kliniklerinin tarihteki gelişimi uzun yıllara dayanmaktadır. İlk kez zamanın Sovyetler Birliğinde gündüz kliniği kavramının tanımlandığı görülmektedir. Moskova'da 1937'de ilk psikiyatri hastanesi olan hastanenin dolu olması ve acil hasta alımının gerekliliği üzerine gündüz kliniğinin hizmete sokulduğu bildirilmektedir. Ardından Amerika'da, sonra İngiltere ve Almanya'da gündüz klinikleri psikiyatrik alanda hizmet vermeye başlamıştır.2 Ülkemizde çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında Kocaeli Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Gündüz Kliniği dışında bir merkez bulunmamasına rağmen erişkin ruh sağlığı alanında yardım sağlayan merkezler bulunmaktadır. 1988 yılından beri hizmet veren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği Gündüz Hastanesi, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Gündüz hastanesi, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Gündüz Hastanesi erişkin hastalarda ruh sağlığı alanında yardım sağlayan merkezlerden bazılarıdır..3,4,5

    Çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında batılı ülkelerdeki tedavi uygulamalarında ayaktan tedavi kadar gündüz kliniklerine ve yataklı servislere de önem verilmektedir. Psikiyatrik hastalığın ağır ve ayaktan tedavi koşullarında kontrolünün güç olduğu durumlarda, hastanın psikiyatri servisine yatırılarak tedavi edilmesi tercih edilmektedir. Servise yatırılacak kadar ağır ruhsal hastalığı olmayan ancak ayaktan tedavi şartlarında ele alınması zor olan hastaların, gündüz kliniklerinde tedavi edilmesi önerilmektedir. Ülkemizde çocuk ve ergen psikiyatrisinde ise tedavi ağırlıklı olarak polikliniklerde, nadiren yataklı servislerde yürütülmektedir. Türkiye'de çocuk ve ergen psikiyatrisinde yataklı servis ve gündüz kliniği uygulamaları yaygın olmadığı için, hastanın özellikleri ne olursa olsun, çoğunlukla ayaktan tedavi uygulanmaktadır. Batıda geleneksel psikiyatrik gündüz kliniklerinin yaygın olduğu ancak hastalığa özgü ya da bilişsel davranışçı terapi gibi belirli bir terapi yönteminin kullanıldığı gündüz kliniklerinin sayıca az olduğu tartışılırken, ülkemizde çocuk ve ergenler için yalnızca bir gündüz kliniği bulunmaktadır.6

    Gündüz kliniğinin diğer tedavi modellerine üstünlükleri

    Gündüz kliniğindeki tedavi uygulamalarında önemli olan hastaların kendi sosyal çevrelerinden uzaklaştırılmadan ve kendi alışageldikleri ortam içerisinde tedavilerini yürütmektir.6,7 Bu durumda tedavi sonrası hastaların gündelik yaşama uyumları kolay olmaktadır. Diğer yandan hastaların kendi çevreleri içerisinde yaşadıkları çatışmalar gündüz kliniklerinde kolaylıkla ele alınmaktadır. Hastalar bu çatışmalardan uzaklaşmak yerine sorunları çözüme ulaştırmak için her gün fırsat bulmaktadır.6,7

    Gündüz kliniklerinin yoğun tedavi sağlıyor olmaları önemli bir avantajdır. Hasta gün boyunca gözlenebilmekte, hangi durumlarda nasıl tepkiler verdiği ve insanlar arası etkileşimleri izlenebilmektedir. Bu izlemin doğrudan yapılabilmesi hastanın anne ve babası gibi bakım verenlerin yanlı aktarımlarının tedaviye olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaktadır. Gündüz kliniklerinde ebeveynlerle yapılan görüşmeler de ayaktan tedaviye oranla daha sık ve yoğundur. Bu da aile yapısının daha iyi anlaşılabilmesine olanak sağlamasının yanı sıra, tedaviye anne ve babayı da dahil etmek açısından yararlıdır.

    Gündüz kliniği ayaktan tedaviye oranla hastaların daha yoğun gözlemlenebilmesi ve özellikle tanı karmaşası yaşanan olguların kısa sürede ayrıntılı değerlendirilip bir an önce tedaviye başlanması açısından önemli bir üstünlük sunmaktadır.

    Ayaktan tedavi koşullarında farmakolojik ajanların ya da psikoterapötik yaklaşımların hastalar üzerindeki etkinlik ve yan etkileri her zaman anne ve baba gibi bakım verenlerin gözlemleri doğrultusunda değerlendirmeye alınmaktadır. Oysa gündüz kliniklerinde farmakolojik ajanların ya da psikoterapötik yaklaşımların etkinlik ve yan etkileri günlük olarak tedavi ekibi tarafından doğrudan izlenebilinmektedir.

    Ruhsal bozukluğu olan hastalar için gündüz klinikleri yataklı birimler ile ayaktan tedavi arasında önemli bir bağ kurmaktadır.6,7 Yataklı servislerde tedavi edilmiş olan hastaların günlük yaşantılarına geçiş öncesi gündüz kliniğinde bir süre takip edilerek, geçişin ani olmaması sağlanmakta ve geçişi kolaylaştırmak için gündüz kliniklerinden yararlanılmaktadır.

    Günümüzde “damgalanma” psikiyatrik tedavide hala önemli bir konu olduğundan yataklı servisteki tedaviye oranla gündüz kliniği yaklaşımıyla çocuk ve gençlere yönelik önyargının azaltılması sağlanmaktadır.7 Bunun yanında yatan hastalarda görülebilecek gerileme de gündüz kliniklerinde daha az olmaktadır.7

    Çocuk ve ergenler için bir gündüz kliniğinin işleyiş şeması

    Gündüz kliniklerinin tedavi ekibinde hekim, öğretmen, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, pedagog, ergoterapist (meşguliyet terapisti), hareket terapisti, fizyoterapist, hasta bakıcı, konuşma terapistinin olması önerilmektedir.8 Mundt ve arkadaşları (2002) kendi gündüz kliniklerinde 4 hastaya 1 terapistin düştüğünü, genelde ise bu rakamın 7.5:1 olduğunu bildirmişlerdir.6

    Kocaeli Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim dalı içinde hizmet veren gündüz kliniğimizin kadrosunu 1 rekreasyon uzmanı, 1 sınıf öğretmeni, 1 araştırma görevlisi, 2 uzman hekim oluşturmaktadır ve 6 hastaya 1 terapist düşmektedir.

    Tablo 1'de gündüz kliniğimizinhaftalık planı görülmektedir. Hastalarımızın kahvaltı yapmadan erken saatte gündüz kliniğine gelmeleri uygun görülmediği için evde kahvaltılarını yapmaları istenmektedir. Konuşma ve okuma etkinliği etüt saatlerinde uygulanmaktadır. Haftalık planımıza, hastaların bir süre kendi başlarına kalabilmeleri, düşünüp duygularını fark edebilmeleri, tedaviyi ve yaşadıklarını sindirebilmeleri açısından “sessiz zaman” etkinliği önemli görülüp haftalık plana yerleştirilmiştir.

    Psikiyatri servislerinde yatan hastaya uygulanan çok yönlü tedavi gün boyunca gündüz kliniklerinde de uygulanmaktadır. Hastalar bir yandan spor aktiviteleri, el işleri, mutfak uygulamaları, oyun, grup etkinlikleri gibi etkinliklere katılırken diğer yandan tedavi ekibi tarafından ruhsal tedavileri düzenlenmektedir. Kliniğimizde de bilişsel davranışçı terapi, psikoeğitim, meşguliyet terapisi, ortam terapisi (mileu terapi), farmakoterapi gibi terapi yöntemleri uygulanmaktadır.

    Her bir hastanın gündüz kliniğine başladıktan hemen sonra okullarındaki sınıf öğretmeni, gerekli durumlarda da diğer öğretmenleriyle görüşülmektedir. Öğretmenlerden, hastaların sınıf içinde ve dışındaki davranış ve tutumları ile ilgili bilginin yanı sıra akademik başarı ve becerileri ile ilgili aktarılan gözlemler de önemsenmektedir. Edinilen bilgiler ışığında gündüz kliniğinde çalışan sınıf öğretmeni tarafından hastaya verilen akademik eğitim ve tedavi şekillendirilmektedir.

    Artık “günün etkinliklerinin düzenlenmesi” kendi başına bir terapi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yataklı birimlerde olduğu gibi gündüz kliniklerinde de günün biçimlendirilmesi vazgeçilmez bir tedavi aracıdır.2 Gündüz kliniğimizde de her hafta ve gün tedavi ekibi ve hastalar ile birlikte önceden planlanmaktadır.

    Yine haftada iki kez hastalarla vizit yapılmaktadır. Bu vizitlerde tedavi ekibi ile hasta bir araya gelmekte ve hastaya verilen ödevler, hastanın yaşadığı zorluklar, kazanması planlanan beceriler, kullandığı ilacın etki ve yan etkileri konuşulmaktadır. Her gün hasta ile bir önceki gün ne yaptığı, çatışmaları, zorlukları, duyguları ve bir sonraki gün yapmayı planladıkları paylaşılmaktadır. Öğle yemekleri tedavi ekibi ile birlikte, rahat bir ortam içinde, hastaların sosyal yaşantıları ve günlük hayatlarındaki deneyimleri ile ilgili konular konuşularak yenmektedir.

    Hastalar ile her gün bireysel görüşme yapılmaktadır. Bireysel görüşmelerde ya da vizitlerde hastalarla tedavide öğrenilenleri günlük yaşama aktarma konusunda destek olunmakta ve hastaların zaman zaman terapist eşliğinde uygulama yapmaları de sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra, tedavi ile meydana gelen değişikliklere uyumu artırmaya yönelik alıştırmalar yapılmaktadır. Görüşmelerde verilen ödevler bir sonraki gün hasta ile konuşulmaktadır. Ödevi yaparken hangi alanlarda zorluk çektiği, ödevin sağladığı kazançlar hasta ile tartışılmaktadır. Hastalar haftanın başında haftayı planlayıp etkinlik ve görevleri tedavi ekibi ile birlikte belirlemektedirler.

    Hastaların aileleri ile haftada bir kez görüşülmektedir. Bu görüşmelerde aile ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır. Gerekli görülen durumda bakım verenlerin erişkin psikiyatrisinden yardım almaları önerilip tedavi konusunda yardımcı olunmaktadır.

    Gündüz kliniğimizde hastaların odalarına geri çekilmesini engellemek için dinlenme odaları bulunmamaktadır. Bireysel görüşmeler dışında hastalar sürekli bir arada ve etkileşim halindedirler. Birbirlerine model olup, birbirlerini desteklemeleri beklenmektedir. Gündüz kliniğinde hastaların grup içerisinde bulunmaları, sosyal izolasyonu azaltıp diğer hastalarla ve tedavi ekibiyle etkileşimi artırmaktadır.

    Gündüz kliniğinde hastalarımızın yaşadıkları çevre içerisinde, gündelik yaşamlarına spor ya da sanatsal bir etkinlik ilave etmelerine önem verilmektedir. Bu etkinliklere katılımda zorluk yaşayan hasta ya da ailelerine etkinliğin adresini bulma ve sorumlu kişi ile bağlantı kurma gibi konularda yardım sağlanmaktadır.

    Tedavi ekibinin eğitim ayağını üstlenen öğretmenlere kötüleşme ya da kriz durumlarında ne yapacaklarını bilmeleri için hastanın belirti ve tanısıyla ilgili bilgi verilmektedir. Her akşam tedavi ekibi bir araya gelip hastalar ile ilgili gözlemlerini paylaşmaktadır. Haftanın son gününde ise tedavi ekibi yeniden toplanıp dosya viziti yapmaktadır. Dosya vizitinde hastalarla ilgili bilgiler daha ayrıntılı gözden geçirilmekte ve bir sonraki hafta için tedavi planı hazırlanmaktadır.

    Yıkıcı davranış bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluk ya da duygudurum bozuklukları gibi birçok farklı ruhsal bozukluğa sahip olan hastalar gündüz kliniğimizde bir arada tedavi edilmektedirler. Gündüz kliniklerinde tedavi edilmesi uygun olmayan hastalar yoğun bakım gereksinimi olan ağır anoreksia nervoza hastaları, özkıyım düşüncesi olan hastalar, psikotik hastalar (epizod süresince), saldırgan davranışları ya da madde bağımlılığı olan hastalardır.6,7 Bu tanıları alan ya da bu tür belirtileri olan hastalar gündüz kliniğinde tedaviye alınmayıp uygun merkezlere yönlendirilmektedirler.

    Kocaeli ili ve çevresinde çalışan çocuk ve ergen psikiyatristleri tarafından da gündüz kliniğimize hasta gönderilebilmektedir. Mundt ve arkadaşları gündüz kliniğine gelen hastaların %7,5'inin kendi yataklı birimlerinden, %12,5'inin diğer hastanelerin yataklı birimlerinden geldiğini, gündüz kliniğinde izledikleri hastaların büyük çoğunluğunun da ayaktan tedaviden yönlendirilen hastalar olduğunu bildirmişlerdir.6 Gündüz kliniğimizde izlenen hastaların çoğu bölümümüzde ayaktan tedavi edilirken yönlendirilmişlerdir. Özellikle uzun süre ayaktan tedavi ile izlenmiş ancak belirtilerinde bir düzelme olmamış ya da yoğun tedaviye gereksinimi olan hastalar gündüz kliniğimize kabul edilmektedirler.

    Gündüz kliniğinin gider özellikleri

    Gündüz kliniklerinde izlenen hasta sayısı birçok merkezde 10-12 kişi arasındadır.6,9 Gündüz kliniğimizdeki hasta grubunu oluşturan hasta sayısı 5-7 kişi arasında değişmektedir. Alanında uzmanlaşmış personel sayımızın kısıtlı olması diğer gündüz kliniklerindeki hasta sayısından daha az bir gruba hizmet vermemize yol açmaktadır. Gündüz kliniğimize hasta kabul edilirken gündüz kliniğimizdeki diğer hastaların tanıları ve sorunları göz önüne alınmaktadır. Örneğin gündüz kliniğinde davranım bozukluğu olan bir hasta izlenmekte ise davranım bozukluğu olan bir başka hastanın alınmaması ya da yaygın gelişimsel bozukluğu olan bir hasta varsa farklı gruptan başka bir hasta alınması tercih edilmektedir. Grubun heterojen olmasının, hastaların güçlü yanlarının birbirleri tarafından örnek alınmasını sağladığı ve etkileşimi arttırdığı görülmüştür.

    Mundt ve arkadaşları gündüz kliniklerindeki hasta başına düşen günlük tedavi maliyetinin ayaktan ve yataklı tedaviye oranla daha düşük ve ortalama 383.53 DM (414.21 TL) olduğunu bildirmişlerdir.6 Gündüz kliniğimizde ise Sosyal Güvenlik Kurumu hasta başına 10 günde bir yalnızca 36 TL ödemektedir. Bu bilgi ışığında çok ucuz bir hizmet sağladığımız söylenebilir.

    Sonuç

    Gündüz kliniğinde izlenen çocuk ve ergenler ailelerinden ve alışık oldukları çevrelerinden tümden ayrılmadan tedavi edilmektedirler. Bu durum hasta tedavi edilip kendi yaşantısına döndükten sonra da iyilik halinin sürmesini sağlamaktadır.

    Batılı ülkelerde çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında gündüz kliniği uygulamaları uzun yıllardan beri kullanılmakta olmasına rağmen ülkemiz için yeni bir kavramdır. Ayaktan tedavinin yetersiz kaldığı hastalarda gündüz kliniğinin etkili bir tedavi yöntemi olduğu, çocuk ve ergen psikiyatrisinde kullanımının yaygınlaştırılması gerektiği söylenebilir.

    Ülkemizde bu kavramın yeni olmasından dolayı finansal destek, uzmanlaşmış personel azlığı gibi bazı zorluklar yaşanmaktadır. Ancak tüm bu zorluklara rağmen çocuk ve ergen ruh sağlığı alanındaki yararları göz önüne alındığında gündüz kliniği uygulamasının sürmesi ve desteklenmesi gereken bir tedavi yöntemi olduğu düşünülmektedir.

    Kaynaklar

    1. Deutscher bundestag (Hrsg.): Bericht über die Lage der Psychiatrie in der Bundesrepublik Deutschland-Zur psychiatrischen und psychotherapeutisch/psychosomstischen Versorgung der Bevölkerung (Psychiatrie-Enquete). Drucksache7/4200;7/4201, S. 222, zitiert nach: Veltin, A.(ohne Vornamen): Leitfaden zur tagesklinischen Behandlung. Schriftenreihe des Bundesministeriums für Jugend, Familie, Frauen und Gesundheit, Band 189. Stuttgart 1986; 36.

    2. Asmus Finzen. Eine kurze Geschichte der Psychiatrischen Tagesklinik Edition das Narrenschiff 1. Auflage, Bonn, 2003.

    3. Güney M. Psikiyatrik rehabilitasyonda gündüz hastanesinin yeri: Ankara Üniversitesi deneyimi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008; 9(ek sayı. 1):1-8.

    4. Yıldız M. Psikiyatrik rehabilitasyon yönelimli gündüz hastanesi uygulaması: Kocaeli Üniversitesi deneyimi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008; 9(ek sayı. 1):9-13.

    5. Yazıcı A, Coşkun S. Bakırköy RSHH gündüz hastanesi ve rehabilitasyon merkezi hasta profili ve çalışma programı. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008; 9(ek sayı. 1):14-20.

    6. Mundt A, Hand I, Rufer M. Die spezifische verhaltenstherapie- tagesklinik. Nervenarzt 2002; 73:1082-1087.

    7. Hempfling FH. Zur historischen entwicklung und gegenwaertigen situation der tagesklinik als eines psychotherapeutischen behandlungsmodells. Die vierzigstundenwoche für patienten içinde, Heigel-Evers A, Henneberg-Mönch, Odağ C, Standke G (ed) Verlag für medizinische psychologie, Göttingen 1986; 21-29.

    8. Kunze, Heinrich und Ludwig Kaltenbach (Hrsg.): Psychiatrie-Personalverordnung – Textausgabe mit Materialien und erläuterungen für die Praxis. 3. erweiterte Auflage, Stuttgart 1996; 7.

    9. Berger E, Steinberger K, Huber N Jugendpsychiatrische Tagesklinik-Aufbau und Erfahrungen. Neuropsychiatrie 2006; 20:127-130.

    Tablo 1: Kocaeli Üniversitesi Çocuk ve Ergen PsikiyatrisiGündüz Kliniği haftalık planı:

    Saat

    Pazartesi

    Salı

    Çarşamba

    Perşembe

    Cuma

    9.00-9.55

    Vizit- ilaç alımı/ bireysel ve toplu etkinlikler

    İlaç alımı/ bireysel ve toplu etkinlikler

    İlaç alımı/ bireysel ve toplu etkinlikler

    İlaç alımı/ bireysel ve toplu etkinlikler

    Vizit- ilaç alımı/ bireysel ve toplu etkinlikler

    10.00-10.55

    Sessiz zaman

    Sessiz zaman

    Sessiz zaman

    Sessiz zaman

    Sessiz zaman

    11.00-11.45

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    12.10-12.45

    Öğle yemeği

    13.00-13.20

    Haber saati

    Haber saati

    Haber saati

    Haber saati

    Ekip toplantısı

    13.30-14.00

    İzinli çıkış

    İzinli çıkış

    İzinli çıkış

    İzinli çıkış

    14.00-15.00

    Etüt

    Etüt

    Etüt

    Etüt

    15.00-15.55

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    Bireysel ve toplu etkinlikler

    15.55-16.00

    Toplanma ve veda

    Bireysel ve toplu etkinlikler: Takı etkinliği, spor, mutfak etkinliği, ahşap boyama, resim ve masa oyunları gibi çeşitli etkinlikler.

  • Ders başarısızlığı

    Sanırım hepimiz öğrenci olduk. Zaman zaman pek çok sınavda zayıf aldığımız, hatta hayatımızın belli dönemlerinde dersler konusunda çok başarılı olamadığımız zamanlar olmuştur. Hemen herkesin sınıfında dersleri sevmeyen ya da öğretmeni ne derse desin sınıfın akademik olarak hep sonlarında olan kişiler vardı çevremizde. Her ne kadar yıllar önce bu durum, çevre ve hatta öğretmenler tarafından önemsenmese de, “her kez okumaz zorunda değil” sözü daha sık telaffuz edilse de, günümüzde pek çok kişinin hayranı olduğu acımasızlaşan yenidünya düzeninde çocuğun ders başarısızlığına yer bulunmamaktadır. Yarış atı misali 5 yaş civarında kulvarında yerini alan çocuk önündeki 20 yıl boyunca koşmaya devam etmektedir. Ve en kötüsü de durması, mola vermesi, dinlenmesi mümkün değildir. Çünkü herkes koşmaktadır. Bu nedenledir ki günümüzde pek çok psikiyatri merkezine başvuran ailenin yakınması çocuğun sadece son sınavdan zayıf alması olabilmektedir.

    Ders başarısızlığı, çocuk psikiyatrisi kliniklerine ailelerin en sık başvuru nedenlerinden bir tanesidir. Sıklıkla ailenin bazen tek şikayeti çocuğun dersine çalışmaması veya dersler konusunda isteksiz davranması olabilmektedir. Her ne kadar çoğu aile tarafından ayrı bir sorun olarak görülmesine rağmen psikiyatrik açıdan ders başarısızlığı birçok farklı sorunun bir yansımasıdır. Tüm psikiyatrik bozukluklarda ders başarısı olumsuz yönde etkilenebilmesine rağmen ders başarısızlığının en belirgin nedeni psikiyatrik sorunlar değildir. Sıklıkla çocuğun bilişsel becerileri, algılaması, öğrenme süreçleri ile ilgili yapılan gerek psikiyatrik değerlendirme, gerekse psikikolojik testler normaldir. Temel sorun çocuğun derslere olan motivasyonu, yani istenci ile ilişkilidir. Her hangi bir psikiyatrik sorun yaşamamasına rağmen çocuk derslere karşı isteksizdir. Bu sürece neden olabilecek pek çok farklı faktör olmasına rağmen 3 temel etki payına sahip ortam her zaman için temeli oluşturmaktadır; okul, aile ve arkadaş çevresi.

    Ders Başarısızlığında Okulun Rolü

    Mesleğime yeni başladığım dönemde ders başarısızlığı nedeni ile getirilen bir çocuk “Sınıfım 45 kişi. Ben arkalarda oturuyorum. Öğretmen dersi anlatırken sınıfta sürekli bir uğultu var. Dersi dinleyemiyorum ki anlayayım” demişti. Aslında bu serzeniş okul ile ilişkili birçok sorununda özeti olmaktadır. Her çocuğun hakkı olan eşitlik gibi bir kavramdan uzak eğitim sistemlerinin getirdiği farklılıklar, bazen ders başarısızlığının temel nedeni olabilmektedir. Birçok açıdan baktığımızda bir çocuğun ders çalışmasında temel etken öğretmene karşı duyduğu sorumluluk duygusu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tabii ki 50 kişilik bir sınıfta öğretmenin öğrencilerine ayırdığı zamanla ilişkili sorunlar olması, yeterince ilgi gösterememesi beklenilen bir sonuç olabilir. 20 kişilik sınıflarda, öğrenciyi de içine alabilen, uygulamalı, interaktif eğitim metodlarının hakim olduğu bir okulla ile kıyaslandığında çocukların fırsat eşitsizliği yaşadığı aşikardır. Neden sonuç ilişkisinin işlenmediği eğitim metodlarında çocuğun motivasyonunun zaman içerisinde düşmesi normal bir sonuç olabilir. Kendimden örnek vermek gerekirse lise döneminde türev ve integral hesaplamalarını çok rahat bir şekilde yapabilmeme rağmen bunun hangi alanlarda kullanıldığı bilgisine geçtiğimiz günlerde bir sohbet sırasında ulaştım. Bu nedenle ders başarısızlığı ile ilişkili okul ve özelliklede öğretmenlere çok ağır görevler düşmektedir.

    Ders Başarısızlığında Aile ile İlişkili Faktörler

    Çocuk ailenin yansımasıdır. Ailenin genetik yatkınlıklarından, eğitime bakış açısına ve çocuğun eğitimi de ön planda tuttuğu konulara kadar pek çok farklı alan çocuğun ders başarısını etkileyebilir. Ailenin en belirgin etkisi model oluşturmak yönündedir. Gazete, kitap okumayan bir anne babanın çocuğum kitap okumuyor demesi gülünç olacaktır. Sosyal bir varlık olan çocuk davranışlarını sosyal alanlarda çevresindeki kişileri taklit ederek kazanma eğilimindedir. Özellikle göreceli bir şekilde okul dönemine kadar kapalı bir ortamda, sınırlı bir çevre içerisinde yetişen çocuğun çevresindeki en belirgin model aile bireyleridir. Bu nedenle okul öncesi dönemden itibaren ders başarısı ile ilişkili birçok etkenin çocuğun tüm gelişim dönemleri boyunca sürdüğü söylenebilir. Ailelerin ders başarısı ile ilişkili nasıl davranmalıyım sorusuna en güzel yanıt iyi bir model oluşturmak yönünde olacaktır. Çocuğun okul öncesi dönemden itibaren kitaplara alıştırılması, yeni şeyleri öğrenmeye yüreklendirilmesi, eğitimsel imkanların sunulması ailenin temel görevleridir.

    Ders Başarısızlığında Arkadaşların Rolü

    Daha önce bahsedildiği gibi sosyal bir varlık olan çocuklar sosyal ortamlarda çevresindeki kişilerin davranışlarını taklit etme eğilimi gösterirler. Okul öncesi dönemde çevresindeki kişiler sıklıkla aile bireyleri olmasına rağmen okul döneminde birçok yeni arkadaş kazanımı olacaktır. Ergenlik döneminde daha fazla belirginleşmekle birlikte çocuğun sadece ders alanında değil birçok farklı alanlarda da arkadaşlarının etkisini görmek mümkündür. Çevresinde ders başarısına önem vermeyen, olumsuz davranışları olan arkadaşlar her zaman için çocuğun bu davranışları taklit etmesi ile sonuçlanabilir. Bu konuda en ağır yük ailelere düşmektedir. Birçok aile bazen çocuğun olumsuz davranışlarının arkadaş çevresinden kaynaklandığını düşünmesine rağmen bu konuda yaptığı müdahaleler sıklıkla fayda dan çok çocuğun ailesine karşıda cephe alması ile sonuçlanır. Bu konuda yapılacak en doğru yaklaşım çocuğun çevresinin aile tarafından yapılandırılmasıdır. “O arkadaşın kötü. Onunla arkadaşlık yapma” demek yerine olumlu arkadaş ilişkilerini kurabileceği ortamlara yönlendirmek daha faydalı olacaktır.

    Ders Başarısızlığında Psikiyatrik Rahatsızlıkların Rolü

    Her ne kadar sıklıkla ailelerin çocuk ve ergen psikiyatrisi hekimine başvuru şikayeti ders başarısızlığı olsa da, psikiyatrik açıdan ders başarısızlığı ayrı bir hastalıktan çok birçok farklı psikiyatrik rahatsızlığın belirtisidir. Psikiyatrik rahatsızlıkların çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı değerlendirildiğinde, ders başarısızlığı ile en çok ilişki gösteren sorunun dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olduğu söylenebilir (ayrıntılı bilgi için dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu linkine tıklayınız). Diğer yönden depresyonu olan bir genç tüm hayata karşı isteksizliğinin yanında derslere karşıda isteksizlik sergileyebilir. Ya da sınavlarda çok belirgin olarak kaygı yaşayan bir çocuğun sınav başarısında düşme beklenebilir.

    Ailelere ders başarısızlığı ile ilgili öneriler:

    1. Yapıcı olun. Çocuğu ders başarısızlığı nedeni ile suçlamak yerine sorunu çözmeye çabalayın
    2. Eğitimsel olarak uygun ortamı sağlayın. Zayıf olan derslerle ilgili özel dersler faydalı olacaktır. Matematik veya İngilizce gibi birçok dersin temel bilgilerin üzerine yapılandırılabilecek alanlar olduğunu unutmayın. Temeli zayıf olması durumunda çocuk eksik olan konularını kapatmadan başarıya ulaşması mümkün olmayacaktır.
    3. İyi bir model oluşturun. Çocuğun birçok alanda aslında sizi taklit ettiğini unutmayın. Anne ve babası kitap okumaya bir çocuğun kitap okumasını beklemek yanlış olur.
    4. Yeni şeyler öğrenmesi konusunda yüreklendirin. Öğrendiği bilgileri uygulayabilecek imkanlar sağlayın.
    5. Yaşı küçük okul çağı çocukları ile birlikte ders çalışın. Bu çocuğunuzun hem motivasyonunu arttırabilir hem de akademik olarak seviyesini daha iyi takibinizi sağlar.
    6. Uzman yardımı alın. Ders başarısızlığına neden olabilecek psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili çocuk ve ergen psikiyatristinden yardım alın.

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Depresyon, duygusal açıdan çökkün bir ruh halinin varlığını gösteren bir çok belirtilerden oluşan psikolojik bir problemdir. Depresyon, sadece olumsuz düşünceler, olumsuz duygular ve olumsuz davranışlarla ortaya çıkmaz. Özgül birtakım bedensel işlevlerin bozulmasıyla da kendini gösterebilir. Yemek yeme sıkıntıları, uyku uyuma problemleri ve cinsel performans kaybı gibi şeylerde depresyonu ortaya çıkarabilir. Depresyon nedenleri, belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından, psikolojik, biyolojik ve toplumsal uzantıları olan bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği takdirde daha da kötüleşebilir. Sağlıklı bir tedavi süreci yaşanmazsa yeniden ortaya çıkabilir.

    Depresyonda tam bir iyileşme sağlanabilmesi için psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması gerekir. Depresyon, çoğu zaman bedensel bir hastalık gibi kendisini gösterebilir. Depresif kişiler, yorgunluk ve uykusuzluk, baş ağrısı, sırt ağrısı, halsizlik gibi bedensel yakınmalarla uzmana gelirler.

    Kimler depresyon geçirmeye yatkındır?

    • Benlik saygısı düşük olanlar
    • Kendilerine değer vermeyenler
    • Kendini olduğu gibi kabul etmeyenler
    • Kendine inanmayanlar
    • Kendine karşı aşırı özeleştirici davrananlar
    • Sürekli karamsar olanlar
    • Her şeye kolay üzülenler
    • Yaşamlarının akışının kendi kontrolleri altında olmadığı duygusunu yaşayanlar
    • Aşırı stres yüklemesi yapanlar ve stres karşısında kendilerini çabuk bırakanlar, pes edenler.
    • Kötümserler, karamsarlar

    Bunları Biliyor Muydunuz?

    İnsanlardaki duygu, düşünce ve davranış bozuklukları ile uğraşan bir tıp dalıdır. Kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Yetişkin psikiyatrisi , çocuk ve ergen psikiyatrisi.

    Yetişkin Psikiyatrisi: Tıbbın bir dalıdır. Yetişkin psikiyatrisi uzmanı olmak için tıp fakültesini bitirmek ve ondan sonra 4- 5 yıl psikiyatri eğitimi görmek gerekmektedir. Genel olarak psikiyatri, biyolojik, psikolojik veya sosyal ve toplumsal nedenlerle gelişen ve duygu, düşünce ve davranışlarımızda bozulmalara neden olan hastalıklarla uğraşan bir bilim dalıdır.

    Bu bilim dalı depresyon, duygulanım bozuklukları, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları, paranoid bozukluk, şizofreni, kişilik bozuklukları, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, cinsel işlev bozuklukları, nörotik bozukluklar, somatizasyon bozuklukları (çeşitli fiziksel belirtilerle seyreden bozukluklar), uyku bozuklukları, yeme bozuklukları vs. bozuklukların teşhis ve tedavisi ile uğraşır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Anksiyete ya da Türkçe ifadesiyle bunaltı veya kaygı bedenimizde oluşan ağrının ruhsal benzeridir. Bedenimizde ağrı olduğu zaman nasıl yaklaşılıyorsa şiddetli ve ataklar (nöbetler) halinde gelen bir bunaltı bozukluğu olan panik bozukluğuna da öyle yaklaşılmalıdır. Bedenimizde ağrı olduğu zaman tıbben yapılması gerekenler şunlardır: 

    • Ağrının kaynağını bulmak
    • Ağrıya neden olan alta yatan hastalığı düzeltmeye çalışmak
    • Ağrıyı geçirmek veya dindirmeye çalışmak
    • Hastayı mümkün olduğu kadar normal (ağrı öncesi) yaşamına döndürmek

    Ruhumuzda nöbetler halinde gelen şiddetli ağrı benzeri olan panik anksiyetesinde de yapılacaklar hemen hemen aynıdır (Belki de tek fark panik ataklarından sonra kişi eskisinden de iyi bir konuma gelebilir): Önce bu bunaltının ruhsal durumdaki hangi denge bozucu etkiden kaynaklandığını bulmak, mümkün olduğu kadar düzeltmek ve bunaltıyı dindirmek. Panik bozukluğunda bu amaçlar doğrultusunda: İlaç tedavileri (Kimyasal etki ve her ne kadar önemi yeterince anlaşılmasa da plasebo etkiyi birlikte içerir.) Psikoterapiler (Genel tıptaki cerrahi tedavilerin, reanimasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinin psikiyatrideki versiyonu gibi görülebilir.) İlaç tedavileri altta yatan denge bozucu durumları gerçek anlamda tedavi edemese de epeyce yatıştırabilir. Ağrı kesici benzeri anksiyete giderici etkileri de söz konusudur. Panik bozukluğunda antidepresan Özellikle SSRI diye adlandırılan serotonin geri alımını baskılayan antidepresanlar ve başta alprozolam olmak üzere benzodiyazepin grubu anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Panik bozukluğunda her iki ilacın birlikte kullanılması daha bütüncül bir etki yapar. Antidepresan ilaç diş ağrısındaki antibiyotik, anksiyolitik ilaç da ağrı kesici gibi iş görür. Nasıl ki diş ağrısında sadece ilaçlar yeterli olmuyorsa panik tedavisinde de cerrahi müdahaleyi andıran psikoterapi de mutlaka yer almalı ve sıklıkla birlikte uygulanmalıdır. İlaçların rahatlatmasının psikoterapiye de katkısı vardır. Altta yatan ve ruhsal ağrıya neden olan dengesizliklerin giderilmesindepsikoterapi ilaçtan çok daha önemli bir yer tutar.Panik bozukluğu ve eşlik eden agorafobi tedavisinde günümüzde en etkili tedavi yöntemi olarak yapılandırılmış bir formatta sunulan bilişsel-davranışçı psikoterapiler önerilmektedir. Kısmen yapılandırılmış psikodinamik tedavilerde giderek daha fazla tedavide yerini almaktadır. Genelde uygulanan ise bu tedavilerin bütüncül veya eklektik biçimde tedaviye katılmasıdır. Hipnoz gibi diğer yöntemleri de kullananlar vardır.Benim uyguladığım tedaviler bu tedavi yaklaşımlarının Jungçu bir temelde ve bütüncül bir anlayışla yapılandırılmış tedavilerdir. Aşırı derecede kimyasallaşan tıbbın ve çağımızın hızlı ve pragmatik imajlarının etkisiyle küreselleşen tüm toplumlarda hap benzeri yapılandırılmış terapilere daha olumlu bakılmaktadır. JYKDT (Jungçu Yönelimli Kısa Destekleyici Terapi)adını verdiğim uygulamamda hem bilişsel hem de psikodinamik yaklaşımlar yapılandırılmış ve bütüncül bir biçimde hız ve etkinliği arttıracak ve özgün bir nitelikte bir araya getirilmiştir. Hem bilişsel davranışçı, hem de psikodinamik eğitim temelim olmasına ve her iki tedavi yöntemlerini de daha önce denememe rağmen en hızlı ve efektif yaklaşımları JYKDT uygulamalarımda aldığımı sübjektif de olsa ifade etmek isterim. Bu farkı ise psikiyatrinin üç büyük kurucusundan biri olan ve bir İsviçreli olsa da görüşleri Türk ve Doğu kültürüne oldukça yakın olan Jungçu temele borçluyum.Jung diğer psikiyatri akımlarının tersine psikiyatrik rahatsızlıklara gebelik benzeri olumlu bir anlam da atfeder. Ona göre ruhsal hastalıklar büyük oranda içsel bir gelişimi de ihtiva eder ve tıpkı gebelik gibi ruhun yeniden ve daha güçlü bir biçimde olgunlaşıp doğumunu da gerçekleştirmeye çalışmasının da bir sonucudur. Kendi benzetmemle ifade etmeye çalışırsam Jung’a göre psikiyatrik hastalıklar bu anlamda gebelikte görülen sıkıntılara, bu hastalıklarda görülen bunaltı ise kemiklerin sağlıklı büyümesi sırasında oluşan büyüme ağrıları gibi olumlu durumların geçici sıkıntılarına benzetilebilir. Özellikle panik bozukluğu buna tipik bir örnektir. Bilinçdışımızda bulunan ve tıpkı bir bilge gibi işlev gören koruyucu sistemler, ruhumuzu bir deprem dede gibi deprem simülasyon evine sokarak ruhumuzu olası depremlerden korumak için kentsel dönüşüme sokmaya çalışmaktadır. Panik atakları tıpkı simülasyon evi deneyimi gibi bizi öldürmeden ve delirmeden yalnızca korku vererek ciddi ruhsal depremlere hazır ol uyarısı verme amaçlı gözükmektedir.Özetle başta panik bozukluğu olmak üzere tüm psikiyatrik rahatsızlıklara bu gözle bakıldığında ve danışana da terapide bu yönde bir navigasyon hizmeti verildiğinde ve kişi kendi özgün kişilik özelliklerine doğru yönlendirildiğinde tedavi çok daha olumlu etkilenmektedir. (Not: Jung hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu sitede Jungçu terapiler üzerine yazdığım yazıdan da yararlanabilirsiniz.)

  • ‘’Ben deli miyim’’ ‘’Kendi kendime hallederim’’

    ‘’Ben deli miyim’’ ‘’Kendi kendime hallederim’’

    Zaman zaman bu ve benzeri kelimeler dökülür ağızlardan.. ‘’Psikiyatriye git’’ denmesi çok büyük bir hakaret gibi algılanır ve iplerin daha da gerilmesine neden olur. Başka bir kişinin yardımcı olamayacağı, aynı bir arkadaşın yaptığı gibi yalnızca dinleyebileceği veya ilaç yazıp göndereceği gibi düşünceler ile sorunlarımızı kendi kendimize halletmeye çalışırız. O an için hallolur belki. Fakat kısa bir süre sonra benzer sıkıntılarla tekrar uğraşmaya başlar, bunalırız..
     ‘’Bir başkası nasıl yardımcı olabilir?’’ 
    Bir sorununuz olduğunda ne yaparsınız? Kendi kendinize mi halletmeye çalışırsınız? ‘’Önce kendi kendime halletmeye çalışırım’’ dediğinizi duyar gibiyim. Peki ya sonra? Bir arkadaş, bir aile büyüğü, bir dost.. Ben şahsen insana ihtiyaç olduğunu savunanlardanım. Eskiden böyle miydim? HAYIR DEĞİLDİM. Daha mesleğe atılmadığım yıllarda, sorunları kimseyle konuşmadan, kendi kendime halletmenin daha uygun bir yol olduğunu düşünürdüm. Fakat sonraları durum değişti, belki de bu mesleğin bana kazandırdığı en önemli şeylerden biriydi bu. Güvendiğim, beni anlayacağını, yardım edebileceğini düşündüğüm kişilerle sorunlarımı paylaşmaya başladım. Bu beni rahatlattı, olaylara farklı açılardan da bakabilmemi sağladı. Zaman içinde ise psikiyatri ve terapiler konusunda uzmanlaşmam ile insana ihtiyaç olduğu yönünde ki düşüncem daha da pekişti.. Hayatımızın hangi evresinde yalnızız ki?? Şimdi ne mi yapıyorum sorun yaşadığımda? Uzun yıllar devam eden terapi eğitimlerim sonucunda öğrendiğim bilgi ve becerileri kullanıyorum.. Kendi kendimin terapisti oldum yani
     Siz de deneyimlemişsinizdir; güvendiğiniz, sizi anlayabileceğini düşündüğünüz bir kişiye sorununuzu anlatmanın acı ve sıkıntınızı nasıl da azalttığını.. Fakat, sizi gönülden dinleyecek, ‘dinlemiş gibi’ yapmayacak birini bulmak oldukça zordur bazen. Hele ki, birinin diğerine ayıracak çok vakti olmadığı günümüzde. Diğer taraftan, yapılan dinleme ne kadar iyi niyetli olsa da ‘iyi bir dinleyici nasıl olunur, iyi iletişim nedir, sorun çözme, olaylara akılcı ve objektif yaklaşım yolları’ gibi konular bilinmediğinden, daha doğrusu uzmanlık gerektirdiğinden fayda sağlamanız azalabilir.. 

    Kime gitmek lazım? Herkes yardımcı olabilir mi?
    Her şeyin sonuna ‘terapi’ sözcüğünün eklendiği ve bu işle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerin kendisine ‘Psikoterapist’ ünvanını yakıştırdığı bir devirde kime gidileceği ve kime güvenileceği sorusu akıllara geliyor. Bu noktada, GİDİLMESİ UYGUN OLAN KİŞİLER olarak tanımladığım psikiyatrist, psikolog ve psikoterapist kavramlarından kısaca bahsedeceğim.
    ‘Psikiyatri uzmanı, psikiyatrist, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı’ ünvanları birbirinin aynıdır ve 6-7 yıl süren tıp fakültesi eğitimi, 4-5 yıl süren psikiyatri alanında uzmanlık eğitimi, 2-4 yıl süren zorunlu hizmet aşamalarından geçmiş olan kişiler için kullanılır. Psikiyatrist, aynı zamanda TIP DOKTORUdur. İlaç, psikoterapi, yatırarak tedavi, elektroşok tedavisi gibi psikiyatrik ve psikolojik tedavileri yapabilen ve yapma yetkisine sahip olan kişidir. 
    ‘Psikiyatrist ve psikolog’ kelimeleri oldukça SIK KARIŞTIRILIR. ‘Psikolog’, 4 yıl süre ile üniversitelerin ‘psikoloji bölümünü’ bitirmiş olan kişidir. 
    ‘Psikoterapist’, psikolojik bir tedavi yöntemi olan psikoterapiyi uygulayan kişidir. Psikiyatri eğitimi sırasında terapi ile ilgili bilgiler alınır, hasta ve danışan görülerek pekiştirilir ve çeşitli eğitimler (Bilişsel davranışçı terapi, psikanalitik terapi, cinsel terapi vb.) ile desteklenir. Bu eğitimler genellikle yıllar süren uzun soluklu eğitimlerdir ve başarıyla tamamlayanlara geçerliliği ve güvenilirliği olan bir sertifika verilir. 
    Herkes yardımcı olabilir mi peki? Bir kaza geçirdiğinizi farz edin. İlk yardım dersi almış bir kişiye (yani tıpla ilişkisi olmayan örneğin, bir şoför) mi  canınızı teslim etmek istersiniz yoksa işi bilen, tıp eğiminden geçmiş bir kişiye mi, hatta bir acil servis uzmanına mı? Yardımcı olunabilir belki, ama ne ölçüde olunur, orası tartışılır..

    Kime gidilmemesi gerektiği daha önemli bir soru aslında!!!
    Maalesef; ‘mucizeler yarattığını’, ‘şifa dağıttığını’, ‘hayatınızı yöneteceğini’, ‘bilinç altını temizlediğini’, ‘nefesi açtığını’ söyleyen ve kendini terapist olarak tanıtan kişilerin sayısı giderek artıyor. Bu kişiler gerçeklikten ve bilimsellikten uzak yöntemleri adeta bir malı pazarlıyor gibi sunuyorlar.
    Bu durumun biraz da bizim mucize beklentilerimizden, ‘Ben bir şey yapmayayım, bir başkası benim yerime yapsın’ taleplerimizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde olan başvurular ise, maddi ve manevi kayıplarla veya şansınız varsa (ki bu sizin inancınız sayesinde olacak!) bir miktar düzelme ile sonuçlanıyor. Belki de, hayatınız boyunca bu düzelmeyi ‘’Ben yapmadım, o yaptı’’ şeklinde yorumlayacağınız bir düzelmeyle.. Siz inanmadıktan, istemedikten ve çaba göstermedikten sonra hiçbir şeyin olmayacağı gerçeğini aklınıza sürekli getirmelisiniz. Nice başarılar kazanmış, nice sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelmiş  kişileri bir inceleyin çevrenizde.. Mucizevi bir şey mi olmuş yoksa bilinçli bir çaba ve emek ile mi gerçekleşmiş yapılanlar!? 
    Psikiyatri alanında gerekli ve yeterli eğitimi almış kişiler boş vaatler ve gereksiz ümitler vermezler. ‘’Ben harikalar yaratıyorum’’ demek yerine ‘’Sen ve ben birlikte bir ekip olursak başaracağız’’ demeyi tercih ederler. Karşılıklı bir işbirliği vardır ve siz bir şeyler öğrendiğinizi ve başardığınızı görerek mutlu olursunuz. ‘’Bunu terapistimin yardımıyla, ben başardım’’ dersiniz ve ileride benzer sorunlar ile karşılaştığınızda baş etmek için elinizde birtakım yöntemler olur. Mucize beklentilerinizden ve diğerlerini suçlama eğilimlerinizden vazgeçer; daha mutlu ve huzurlu hissedersiniz. 

    Hangi durumlarda başvurulmalı?
    Hayatınızda yolunda gitmeyen birtakım şeyler olduğunu fark ettiniz, huzursuz ve mutsuzsunuz, kafanız karışık, belki bir karar vermeniz gerekiyor, belki de cevabını bulamadığınız sorular var zihninizi karıştıran.. veya son dönemde sıkıntılı bir olay yaşadınız, bir anlam veremiyorsunuz.. Bu ve benzeri konularda konuşmak, yaşanılanlara ‘objektif bir şekilde bakabilecek bir  göz’ size destek olacaktır ve bu sizin en doğal hakkınızdır. Aksi takdir de siz, eskiden beri süregiden çözüm yöntemlerinizi uygulamaya devam ederek farklı sonuçlar bekleyecek ve çoğu sefer de hayal kırıklığına uğrayacaksınız. ‘’Aynı yöntemleri kullanarak farklı sonuçlar beklemek deliliktir’’ der Einstein..

    Eğer ki; 
    -Aile de depresyon, kaygı, şizofreni, duygu durum bozukluğu, bağımlılık gibi psikiyatrik bozukluklar varsa,
    -Çocukluğunuz çok zor geçmiş; ayrılık, göç, taciz, yeterli bakım ve sevgi görememe gibi sorunlar yaşamışsanız, 
    -Hassas, duyarlı ve mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahipseniz
    İşiniz biraz daha zor gibi!! Yaşadığınız sorunların şiddetli ve süreğen olması, bulduğunuz çözümlerin işe yaramaması daha muhtemeldir. Çünkü, ailede görülen psikiyatrik hastalık sizde ki yatkınlığı arttırır, psikiyatrik belirtilerin daha kolay ve daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına neden olur. Zor bir çocukluk ve hassas kişilik yapısı da eklenirse olaylarla baş etmek daha da zorlaşabilir..

    Aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçı sizde varsa;
    -Mutsuzluk, huzursuzluk, panik hali, çaresizlik, öfke, sinirlilik, suçluluk, pişmanlık gibi duygular.. 
    -Aşırı neşe, öfke patlaması, normalden fazla konuşma gibi olağan dışı durumlar..
    -Kendine olan güvende azalma, ortamlara girmekten kaçınma..
    -Çarpıntı, terleme, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, ciltte lezyonlar, ishal-kabızlık, yüz kızarması, baş ağrısı, unutkanlık, konsantre olamama gibi belirtiler..
    -Değersizlik, yetersizlik, suçluluk, ölüm düşünceleri.. 
    -Birileri tarafından takip edilme, zehirlenme, kötülük görme şeklinde düşünceler.. 
    -Gece uykuların bölünmesi, sabah erken uyanma veya çok fazla uyuma, 
    -Herhangi bir diyet yapılamamasına rağmen iştahın belirgin şekilde  azalması veya çok fazla yemek yeme.. 
    -Çevrenizdeki insanların sizde bir sorun olduğunu söylemeye başlaması.. 
    -İş, sosyal ve özel yaşantınız da sorunlar yaşamaya başlamanız.. 
    sürekli olarak sizi rahatsız ediyorsa, altta yatan herhangi bir tıbbi sebep bulunamıyorsa bir psikiyatri uzmanına danışmanızda yarar olacaktır.