Etiket: Prostat Kanseri

  • Rastgele vitamin kullanmayın!

    Uzmanlar, kanseri önlediği düşüncesiyle uzun süre kullanılan bazı vitaminlerin, prostat kanseri riskini artırdığı uyarısında bulundu.

    Bu tür bulgularda mutlaka ürolojiye muayene olunması lazım. Zaten hekim değerlendirdiğinde kanser görülürse ona yönelik tetkikler yapılıyor. Hastalığı yayılmış bireylerde yeni, gelişmiş tedaviler var. Prostat kanseri, erkeklik hormonuna bağlı gelişiyor. Bu normalde testiste sentezleniyor. Prostat kanserinin tedavisinde yıllardır uyguladığımız yöntem, androjen hormonunun düzeyini sıfıra veya sıfıra yakın düzeye indirmek. Bunu cerrahi veya kullandığımız ilaçlarla yapabiliyoruz. Androjen dediğimiz hormonun böbrek üstü bezde sentezlenmesini engelleyen ilaçlar geliştirildi. Şu anda bunlarla ilgili çok büyük araştırmalar var. Yine bu hormonu daha fazla bloke eden hatta tümör içi düzeylerini azaltan ilaçlar geliştirildi. Bu sayede prostat kanseriyle ilgili önemli gelişmeler sağlandı. Yayılmış hastalıkta gerek hastanın kendi hücrelerinden elde edilen aşılar gerekse T hücrelerini uyarmak suretiyle kullanılan aşılar gelecek için umut vadediyor.

    Kanseri önlemek amacıyla bilinçsiz kullanılan bazı vitaminlerin kanseri önlemenin ötesinde kanser riskini artırabileceğine yönelik çalışmalar var. Örneğin uzun süre E vitamini kullanan veya Omega3 yağ asidini fazla miktarda alan kişilerde prostat kanseri sıklığı daha fazla. Dolayısıyla kulaktan dolma birtakım bilgilere dayanarak vitamin alalım, bunu önleyelim gibi bir yaklaşımda bulunmamak lazım.

    Ayakta idrar yapmak prostat kanseri yapmaz, hastalığı tetiklemez. Özellikle genetik yatkınlığı, ailesinde meme kanseri olan erkeklerde prostat kanserine daha sık rastlanmakta. Ailesinde prostat kanseri olanlarda da risk daha fazla. Buradaki en önemli faktör yine yaşın ilerlemesi ve yaşın artması. Birçok prostat kanseri yavaş seyirli olabiliyor hatta bir kısmı hiç tedavi bile gerektirmiyor. Yeter ki 50 yaşın üzerinde kontroller yapılsın. Olacaksa da erken teşhis edilsin.

  • Prostat kanseri için hormon tedavisi

    Hormon tedavisi “androjen deprivasyon terapisi (ADT)” veya “androjen baskılama tedavisi” olarak da adlandırılmaktadır. Bu tedavideki amaç, androjenler olarak adlandırılan erkeklik hormonlarının düzeylerini azaltmak, veya bunların prostat kanseri hücrelerini etkilemesini durdurmaktır.

    Androjenler, prostat kanseri hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını tetikler. Vücudumuzdaki ana androjenler testosteron ve dihidrotestosterondur. Androjenlerin büyük bölümü testisler tarafından üretilmektedir, fakat adrenal olarak adlandırılan böbrek üstü bezlerinde de bir miktar androjen üretilmektedir. Androjen seviyelerini azaltmak veya prostat kanseri hücreleri tarafından kullanılmalarını engellemek, çoğunlukla bir müddet için prostat kanserlerinin küçülmesini veya büyümelerinin yavaşlamasını sağlamaktadır. Fakat tek başına hormon tedavisi prostat kanserini tamamen tedavi (kür) etmez.

    Hormon tedavisi ne zaman kullanılır

    Hormon terapisi aşağıdaki durumlarda kullanılabilir:

    – Eğer prostat kanseri cerrahi veya radyoterapi ile tamamen tedavi edilemeyecek kadar çok yayılmış ise, veya çeşitli sebeplerle cerrahi veya radyoterapi uygulanamayacaksa

    – Eğer cerrahi veya radyoterapi sonrası kanser tekrarlamışsa

    – Radyasyon tedavisi ile birlikte; eğer tedavi sonrası hastalığın tekrarlama ihtimali yüksekse (Gleason skoru, yüksek PSA düzeyi, ve/veya kanserin prostat dışına yayılma durumuna göre hastalar düşük-orta-yüksek risk gruplarına ayrılır. Yüksek risk grubundaki hastalarda, hastalığın tekrarlama ihtimali daha yüksektir.)

    – Radyoterapi öncesi, kanseri daha da küçülterek tedavinin etkinliğini artırmak için

    Hormon tedavisi türleri

    Prostat kanseri tedavisi için birçok hormon tedavisi türü kullanılmaktadır.

    Androjen düzeylerini azaltan tedaviler

    Orşiektomi (cerrahi kastrasyon)

    Testisler, androjenlerin en önemli kaynağıdır. Bu cerrahi yöntemde testisler ameliyatla çıkarılmaktadır. Böylelikle birçok prostat kanserinde bir müddetliğine büyüme durur veya küçülür. Günübirlik olarak uygulanan bir cerrahi yöntemdir ve hormon tedavisinin en basit ve ucuz yöntemi olabilir.

    LHRH agonistleri

    Bu ilaçlar testislerde testosteron yapımını azaltırlar. Bu ilaçlarla tedaviye bazen kimyasal kastrasyon veya tıbbi kastrasyon da denilmektedir, çünkü androjen düzeylerini orşiektomi kadar etkili bir şekilde azaltmaktadırlar.

    LHRH agonistleri çoğunlukla ayda bir veya 3 ayda bir enjeksiyon şeklinde uygulanmaktadır. Bu grupta ülkemizde en yaygın kullanılan ilaçlar Leuprolide (Eligard) ve Goserelindir (Zoladex).

    LHRH agonistleri ilk verildiklerinde, testosteron seviyelerinde önce hızlı bir yükseliş sonra azalma gözlenir. Buna flare (parlama) etkisi denilmektedir. Bu etkiden korunmak için, LHRH agonistleri başlamadan birkaç hafta önce anti-androjen denilen ilaçlar başlanmalıdır (bu ilaçlara bir sonraki yazımızda değineceğiz).

    LHRH antagonistleri

    Degarelix (Firmagon) bir LHRH antagonistidir. LHRH agonistleri gibi çalışır, fakat testosteron düzeylerini daha hızlı düşürür ve flare etkisine neden olmaz.

    İleri evre prostat kanseri tedavisinde kullanılır. Aylık olarak cilt altı enjeksiyon şeklinde uygulanır.

    CYP17 baskılayıcı

    LHRH agonistleri ve antagonistleri testislerde androjen yapımını engellemeye çalışır. Fakat prostat kanseri vücuda yayılmışsa, bu hücreler hala az da olsa kanser büyümesini tetikleyen androjen üretmeye devam ederler. Abiraterone (Zytiga) adlı ilaç CYP17 adlı enzimi engeller, böylelikle sadece testislerde değil, aynı zamanda böbrek üstü bezlerde veya vücuda yayılmış (metastaz yapmış) prostat kanseri hücrelerinde androjen üretimini bloke eder. Abirateron her gün alınan hap şeklinde bir ilaçtır ve ileri evre hormon tedavisine dirençli prostat kanseri tedavisinde kullanılmaktadır.

  • Daha fazla domates yiyerek prostat kanserinden korunabilir miyiz?

    Daha fazla domates yiyerek prostat kanserinden korunabilir miyiz?

    Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir araştırma, likopenin prostat kanserini önlemede etkili olduğu yönünde yapılan diğer araştırmaları destekler niteliktedir.

    Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrol dışı büyümesiyle ortaya çıkan, erkeklerde sık rastlanan ve yaşam kaybına neden olabilen kanser türlerindendir. Erkeklerin yaklaşık %20’sinde hayatlarının bir döneminde prostat kanseri görülmektedir. Erken evrede teşhis edilen vakalarda, çeşitli yöntemlerle sorun çözülebilse de, özellikle ilerlemiş vakalarda yaşam kaybı oranları hayli yüksektir. Yaşam kaybına neden olmasa dahi özellikle idrar çıkarma ve cinsel fonksiyonlar üzerindeki olumsuz etkileriyle yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olmaktadır. Bu durum, prostat kanseri tedavisinin önemini daha da artırmaktadır.

    Her hastalıkta olduğu gibi prostat kanserinde de en etkin tedavi, aslında hastalık oluşmadan önlenmesi yani korunmadır. Prostat kanseri, hem genetik hem de genetik olmayan (çevresel) faktörlere bağlı olarak gelişen bir kanserdir. Genetik faktörleri değiştirmek pek mümkün değildir. Ancak genetik olmayan faktörler, kişinin yaşadığı çevre, beslenme ve yaşam tarzı gibi faktörlerdir ve bunlar değiştirilerek prostat kanseri ve diğer pek çok hastalıktan korunma sağlanabilir. Ancak, prostat kanserinin gelişmesinde çevresel faktörlerin etkili olduğu bilinmesine karşın, bu faktörlerin neler olduğu ve prostat kanserinden korunmada nelerin etkili olduğu henüz net olarak aydınlatılabilmiş değildir.

    Prostat kanserinden korunmada likopenin etkili olduğu düşünülmektedir. Likopen; başta domates ve domates içerikli ürünler olmak üzere karpuz, pembe greyfurt gibi besinlerde bulunan antioksidan (oksijenin zararlı etkilerinden koruyan) bir maddedir. Bu madde insan vücudunda üretilemez ve mutlaka tüketilmesi gerekir. Buda, likopen içeren gıdalarla beslenerek mümkün olacaktır. Birçok araştırmada, bu maddenin pek çok faydasına ilişkin ciddi bulgular mevcuttur. Prostat kanserinden korunmada ise, likopenin etkisinin olduğunu gösteren çalışmalar olduğu gibi etkisiz olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur. Yani bu etkinin varlığı henüz tartışmalıdır.

    Ancak geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir araştırma, likopenin prostat kanserini önlemede etkili olduğu yönünde yapılan daha önceki araştırmalarda elde edilen bulguları ciddi anlamda desteklemiştir. Bunun yanı sıra, likopenin sadece genel prostat kanseri değil, yaşam kaybı yüksek prostat kanserini önlemede de etkili olduğu tespit edilmiştir. Hatta yaşam kaybı yüksek prostat kanserini önlemede çok daha etkili olduğu belirtilmiştir.

    Bu çalışmada; 40-75 yaşları arasındaki, başlangıçta prostat kanseri taraması negatif olan (yani prostat kanseri olmayan) yaklaşık 50.000 amerikalı erkek sağlık çalışanı ele alınmış ve beslenme, yaşam şekli, likopen içerikli gıda tüketimleri ve prostat kanserine yakalanma oranları 24 yıl boyunca düzenli olarak takip edilmiştir. Her 4 yılda bir beslenme durumları, her 2 yılda bir yaşam şekilleri ve sağlık durumları değerlendirilmiştir. Prostat kanseri ve bu kanserde anjiogenez gelişmesi (yeni damar oluşumu, kanserin ilerlemesine neden olan bir durum) ile yüksek miktar likopen alımı ilişkilendirilmiştir. Sonuçta, yüksek miktar likopen alımıyla, genel ve yaşam kaybı yüksek prostat kanseri ve anjiogenez gelişmesinin önlenmesi arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır.

    Sonuç olarak, günümüzde sık görülen prostat kanserinde, bu hastalıktan korunmayı sağlayacak en küçük bir gelişmeyi dahi yakından takip etmek ve dikkate almak gerekir. Bu çalışma, belki likopenin prostat kanseri üzerindeki etkisinde son nokta olmayabilir, ancak bu yöndeki bulguları ciddi olarak desteklemektedir. Ayrıca, bu çalışmayla domates sofralarımızda daha fazla yer bulmayı fazlasıyla hak ettiğini göstermiştir.