Etiket: Problem

  • Çocuk Sorunları

    Çocuk Sorunları

    Problem; mevcut durum ile olması gereken durum arasındaki farkın bulunması olarak adlandırılabilir. Kişi tarafından algılanan bu farkın fark edilmesi durumunda bir problemin varlığından bahsetmek mümkün olur. Aksi halde kişiyi rahatsız etmeyen ya da yaşamının işlevselliğini bozmayan farklar bir sorun olarak
    karşımıza çıkmaz.
    Anne-baba- çocuk ilişkisinde genellikle problem, anne ve babalar tarafından davranışın kabul
    edilebilir veya kabul edilemez oluşu ile ilişkilendirilir. Hangi davranışın kabul edilebilir, hangi davranışın
    kabul edilemez oluşunu belirleyen tek başına davranışın kendisi değildir. Davranışın sergilendiği ortam,
    çocuğun yaşı, anne ve babanın o anki duygu durumu da kabul edilemez faktörlerdendir.
    İşte bu kabul edilemez davranışlar aslında çocuğun değil anne –babanın problem durumudur. Bir
    problem esnasında bu durum ‘’kim için sorun?’’ ya da ‘’kime ait problem?’’ gibi soruları öncelikle
    kendinize sorarak işe başlayabilirsiniz. Eğer bu çocuğa ait bir problem ise önce ondan problemini
    tanımlamasını, sonra bu konuda kendisinin ne düşündüğünü ve en son olarak ne hissettiğini
    paylaşmasını isteyebilirsiniz. İşte kilit nokta; önce bir durumu saptamak, sonra düşünce örüntüsünü
    ortaya çıkarmak ve bu durumun kişide yarattığı duygulanımı ortaya sermektir. Bu sıra dizimi oldukça
    önemlidir. Çocuğa yaşanan bir olay sonrasında duygularından önce düşüncelerini sormak aslında
    duyguları yöneten şeyin düşünceler olduğunu fark etmesini sağlar. Ardından bu probleme karşı ne tepki
    verdiğini ya da ne gibi bir çözüm yolu düşündüğünü sizinle paylaşmasını isteyebilirsiniz. Bu probleme
    karşı başka ne yapabilirsin ya da eylem gerçekleşmiş ise bundan başka ne yapabilirdin? şeklinde sorular
    ile çocuğunuzun düşünme becerisini geliştiren aynı zamanda problemini sahiplenen ve buna uygun
    çözüm yolları geliştiren birey olarak yetiştirmiş olursunuz. Ve en son olarak çocuğunuzun bulduğu
    yöntemin gelecekte etkisinin neler olabileceği üzerinde de konuşmalı ve olası sonuçları tahmin ederek
    öngörü sergileme becerisi kazandırabilirsiniz.
    Anne babaya karşı bağlanma problemi yaşayan çocukların genellikle küçük yaşta anne babası
    tarafından problemleri sahiplenen bireyler oldukları terapi esnasında aldığımız veriler arasındadır. Bu
    yüzden çocukta sorumluluk bilinci kazandırmak ve gelecekteki ilişkisinde güvenli bir bağlanma stili
    oluşturması adına çocuğunuza bu sorumluluğu vermeli ve problemi sizinle paylaşana dek müdahale
    etmemelisiniz. Örneğin; arkadaşlarıyla tartışırken onu gözlemlediğinizde ‘’Hadi bakalım özür dile barışın,
    kavga etmeyin’’ yerine ‘’Problem nedir ?Bu durumu her ikinizde üzülmeden başka nasıl çözebilirsiniz?’’
    şeklinde yaklaşarak düşünen koltuğa çocuğunuzu oturtmalısınız. İlk cümlede dikkat ederseniz
    çocuğunuz değil siz düşünüyorsunuz ve siz çözüm yolu buluyorsunuz hatta problem size ait değilken
    sahiplendiniz bile.
    Şimdi sizlere problem çözme basamaklarını daha detaylı bir şekli ile paylaşacağım.

    1.Adım: Sorunun ne olduğunu tanımlayın.
    Ne oldu? Sorun nedir?
    2.Adım: Düşünceleri açıklığa kavuşturun.

    Ne düşünerek öyle yaptın? Sen böyle yapınca sonuç ne oldu?

    3. Adım: Duyguları tanımlatın.
    Ne hissettin?

    4. Adım: Sonuçlarla ilgili duyguları açıklığa kavuşturun.
    Bu sonuç karşısında sen ne hissettin?
    (Örneğin; senin oyuncağını alınca ne hissettin?)
    5.Adım: Çocuğu alternatif çözümler üretmeye teşvik edin.
    Bu sorunu çözebilmek için farklı bir çözüm yolu düşünebilir misin?
    (Her ikinizin de üzülmeyeceği farklı bir yol bulabilirsin. O yol ne olabilir?)

    6.Adım: Çocuğu her çözüm yolu için değerlendirmeye teşvik edin.

    Bu iyi bir fikir mi?
    Eğer iyi bir fikir ise git ve bunu dene.

    7. Adım: Çocuğunuzun düşünmüş olmasından övgüyle söz edin.
    Çözüm işe yararsa ‘’Her şeyi kendin düşündün, tebrik ederim .’’
    Eğer çözüm işe yaramazsa ‘’Farklı bir şey düşünmelisin. Senin iyi düşünen biri
    olduğunu biliyorum . ‘’ şeklinde yaklaşabilirsiniz.

    Keyifle kalın.

  • Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Bireylerin kendi aralarında kurdukları ilişki, duygusal ve ruhsal açıdan son derece önemlidir. Hayatımızın büyük bir bölümünü birlikte geçirdiğimiz ebeveynlerimiz, eşimiz, çocuklarımız ile olan ilişkimiz direkt olarak hayatımızı etkilemektedir. 
    Evlilik içerisinde çıkan çatışmalar, problemler, doğru bir şekilde çözülmediği zaman daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Aile ve çift terapisinin amacı, bu çatışmaları çözmek ve daha ilişkiyi daha sağlıklı bir boyuta taşımaktır.
    Aile terapisi bu sorunları çözümlerken kişinin kendisi ve partneri hakkında daha çok bilgi sahibi olmasını amaçlar, olaylara karşı tarafın gözünden bakabilmeyi, mevcut sorunlarla baş edebilme tekniklerini gelişmesini sağlar. 
    Aile ve çift ilişkilerinde problem yaşayan herkes bu terapi yönteminden yararlanabilir. Sıklıkla aşağıdaki konulara çözüm arar;
    Çift ilişkileri
    Evlilik problemleri
    Boşanma
    Çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri
    Aile yaşamında değişiklikler
    Ebeveynlik becerileri
    Üvey bireyi bulunan aileler destek.
    Psikoseksüel zorluklar
    Evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri
    Göç eden ailelere destek
    Aile ve çift terapisi uygulamalarının farklı yöntemleri vardır. Çoğu uygulamada görüşmeler çiftin birlikte katılımıyla sağlanır, çiftin kendi aralarındaki iletişimlerini gözlemlerken, yaşanan durumlara farklı bir pencereden bakabilmeleri, eşlerinin istek ve şikayetlerini anlayabilmeleri, partnerlerini tanımaları amaçlanır.
    Aile terapisti yaşanan sorunlarda arabuluculuk yapacak olan ya da suçlunun kim olduğuna karar verecek olan kişi değildir. Ya da size öğütler vererek aile olmayı öğretecek kişi değildir. Terapistin görevi aile bireylerinde farkındalık yaratmaktır. Bu farkındalık ile birlikte aile bireyleri kendi kararlarını veriyor olacaktır. 
    İlişkide yaşanan sorunu çözebilmek adına eşlerin birlikte hareket edebiliyor olması çok büyük bir avantaj sağlar. İki taraf da ortada bir çatışma olduğunun farkındadır ve bunu düzeltme niyetindedirler. Fakat bunun gerçekleşemediği durumlar da olabilmektedir. Bir psikologdan yardım alıyor olmak maalesef bazen çok yanlış yorumlanabiliyor. Çiftlerden biri bu fikre “ben deli değilim, sen git” ya da “benim ihtiyacım yok, sorun sende” gibi bir karşılık verebiliyor. Oysa aile ve çift terapisine katılan kişiler “deli” olarak nitelendirilemeyeceği gibi, terapi içerisinde amaç asla suçluyu bulmak değildir. Eşinize danışmanlık alma teklifinizi bir kavga esnasında ya da sorunları çok yoğun yaşadığınız bir anda söylemeyin. Olumsuz duygular varlığını sürdürürken böyle bir teklifte bulunmak çoğu zaman ters tepki yaratır. Kavga esnasında bu tip bir teklif ile geldiğinizde karşı taraf bunu bir eleştiri ya da hakaret olarak nitelendirip savunmaya geçer ve terapi fikrine kendisini kapatır.
    Kimi kişiler de kişilik yapıları ve toplumsal koşullanmalar ile birlikte “birisinden yardım alma” fikrine sıcak bakmayabiliyor. Bununla birlikte ailede yaşanan problemlerin gizli kalması ve üçüncü bir kişi ile paylaşılmaması gerektiği inancı terapiye katılıma engel teşkil edebiliyor. Eşinizin neden aile ve çift terapisi istemediğini anlamaya çalışın ve onu rahatlatmaya, bu durumun normal ve olması gereken olduğu konusunda ikna etmeye çalışın. Bu konuda bir terapistten de yardım alabilirsiniz.
    Her ne kadar tek başınıza problemli bir evliliği düzeltmeniz çok kolay olmasa da eşinizi ikna edemediğiniz durumlarda tek başınıza da bir terapistten yardım alabilirsiniz. Terapi sürecinde siz kendinizi tanıyabilir, kendi durumunuzu belirleyebilir ve üzerinize düşen düzenlemeleri uygulayabilirsiniz. Sizin evlilik içerisinde bir değişim sağladığınızı gören eşiniz de bu sayede terapiye dahil olmayı kabul edebilir. 

  • Psikoterapi ile İlişki Problemlerinin Çözümü

    Psikoterapi ile İlişki Problemlerinin Çözümü

    Pek çok kişi romantik, aile, arkadaşlık gibi yakın ilişkilerde sorun yaşıyor. Bu sorunların
    kaynağına inildiğinde; kişilerin ilişki kurma, yürütme biçimlerinde ve kişilik yapılarında bir takım
    çarpıklıklar, yanlışlıklar olduğu görülüyor.
    İlişkilerinde problem yaşayan ve yardıma başvuran kişilerin çoğu, yaşadığı ilişkilerde hemen
    hemen aynı sorunlarla karşılaşıyor, sağlıklı bir ilişki yaşamakta zorlanıyor ya da sürekli kısa süreli
    ilişkiler ve ayrılıklar yaşıyor. Problemli bir ilişkiden kopamıyor, sürekli ihanete uğradığından ve
    karşı cinse tamamen güvenemediğinden şikayet ediyor. Bir ilişkiye başlayamıyor ya da
    bitiremiyor veya sürekli ilişki değiştiriyor ve kendisini yoruyor, yıpratıyor. Anlaşılmamaktan
    yakınıyor ve sağlıklı ilişkiler yaşayamıyor.
    Yaşanan bu ve benzeri problemlerde asıl sebep kişinin kendi düşünce ve davranış biçimleridir.
    Buna rağmen pek çok kişi yaşadığı ilişkisel problemlerin sebebi olarak karşı tarafı suçlu görür,
    şanssızlık ya da kadersizlik yaşadığını düşünür. İnsanların nankör ve güvenilmez olduğuna inanır
    fakat asıl sebep kişinin kendi düşünce ve davranış biçimidir. Dolayısıyla ilişkilerinde benzer
    sorunları yaşayan kişi, problemin kaynağı olarak diğerlerini görmek yerine, kendi düşünce ve
    davranış biçimine odaklanmalı, yanlış, çarpık ve bozuk olanları değiştirmelidir.
    Doğru olmayan bu düşünce ve davranış biçimleri, kişinin problemleri algılayış ve yaklaşım
    tarzları, genellikle geçmiş yaşantılarıyla ilişkilidir. Kişinin çocukluğundan itibaren başlayıp devam
    eden süreçte yaşadığı problemler, hayal kırıklıkları, travmalar ve kayıplar onda belirli bir düşünce
    ve davranış sistemi oluşturur. Kişi bu deneyimlerinden yola çıkarak, şuanda yaşadığı ve
    gelecekte yaşayacağı olası tüm problemlere aynı düşünce kalıpları ve davranış biçimleriyle
    yaklaşır. Bu yüzden de ilişkilerinde zaman zaman tıkanmalar, kopmalar yaşar.
    Terapide de amaç, kişiye sorunları çözme becerisi ve ilişkiyi iyileştirebilme yetisi kazandırmaktır.
    Tedavi süreci boyunca yapılan psikoterapi seanlarında, kişinin geçmişte yaşadığı ilişki
    problemlerine ayna tutularak, şimdi ve geçmiş arasında benzerlikler saptanır. Kişinin soruna
    ilişkin düşünce, duygu ve davranış biçimleri tespit edilir. Kişinin geçmişte ve şuanda yaşadığı
    ilişki problemlerine sebep olan, düşünce ve davranış biçimleri belirlenerek, kişinin problemlere
    olan yaklaşımları yeniden düzenlenir.
    Psikoterapi süreciyle beraber kişi, doğru çözüm stratejileri ve yeterli çaba sayesinde yaşadığı
    ilişki problemlerinin üstesinden gelebilir, ilişkilerini iyileştirilebilir. Yeniden düzenlediği düşünce,
    davranış ve yaklaşım şekliyle, karşılaştığı problemlere daha sağlıklı bir bakış açısıyla yaklaşabilir
    ve problemlerle baş edebilir duruma gelebilir.

  • BİREYSEL TERAPİLERE GEREK DUYMA ZAMANI

    Hayatın bazı dönemlerin de zorluklar ve kişinin  başa çıkamadığı mutsuzlukları olabilir.Kişilik problemleri kişinin sorunlarıyla başa çıkma biçiminin  olumsuz ve yetersiz kalmasına neden olabilir. 
    Kişilik oluşumu hayatın ilk çocukluk dönemlerinde şekillenmesine karşın, zorlantılı yaşantıların kişinin kapısını çalması ile daha önceki yıllarda bir şekilde kendini dengeleyen ve nisbeten yaşamını rahat sürdüren kişiyi , sıkıntılı , bunalmış ve  çözümsüz hissettirebilir.
    Kişi yardım almayı ertelemek yada kendisinin yardıma ihtiyacı olmadığı , başkalarının yüzünden olumsuzluklar yaşadığının düşünebilir.Ne var ki acı çeken ve mutsuz olan kişinin kendisinden başkası değildir ve hayatını ,duygularını ve düşüncelerini , ilişkilerini yoluna koyma ihtiyacı açıksa bundan kaçınmak da yersizdir.aşağıdaki yaşantı problemleriyle de karşılaşıyorsanız bir an önce kendiniz için Bireysel Terapi desteği sağlamanız da fayda vardır…

    • Bireylerin kendini daha iyi tanıma ve anlama ihtiyacı
    • Kişinin yanlızlığı ,çevresiyle iletişiminin iyi olmaması
    • Arkadaş ,dost edinme ve kurulmuş ilişkileri sürdürmede sıkıntılar duyulması
    • Yoğun şekilde aşırı  yemek yeme, aşırı alış veriş yapma ,aşırı konuşma gibi davranışa vurmaların bulunması,
    • Bireyin öz güven eksikliği  ,kendini ifade problemleri bulunması
    • Mesleki ve özel ilişkiler alanında girişkenlik problemleri olması
    • Mesleki saha da kendini ısbatlama ve hedef belirleme yetersizliği
    • Kendini ,duygularını ifade etmekte problem yaşama
    • Düşünce ve davranışlarında ötekilerinin onayına ihtiyaç duyması,
    • Sevilen bir yakının kaybı,ölümü,uzamış yas süreci olması
    • Takıntılı düşünceler  ve tekrarlayan kompulsif davranışların olması,
    • Aşırı utangaçlık  ve  iletişim becerileri konusunda sorun yaşama
    • Tüm yaşam alanlarını kapsayan ( iş ,özel ilişki ,aile  yaşantıları ) karar alma güçlüğü çekilmesi
    • Evlenme ,boşanma gibi kendi hayatı hakkında ciddi kararlar alması gerektiğinde kafa karışıklığı ve yoğun sıkıntı hissedildiği durumda 
    • Birey olarak kendi yaşamını kurmak , kimseye ihtiyaç duymadan sürdürmek
    • Kişilik ve kendilik ögelerini ilişkilerinde öne çıkarma güçlüğü çekmek
    • Kendi  kişisel hedeflerine kendi öz kaynaklarıyla yönelecek gücü kendinde bulmak .
    • Başkalarının güdüleme ve desteklerine ihtiyaç duymadan  yaşamı başaracağına dair kendin hakkında olumsuz  inançlar  beslemek .
    • Bireysel zeka ,yetenek ve becerilerine yani kendine güven duymada  sorunu olmak.
    • Başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaç ve hedeflerinin önünde tutmak
    • Başkalarının  mutluluğu ve beğenisi için kendi isteklerinden kolayca vaz geçen bir yapıda olmak .
    • Hayatda sürekli bir başkası için yaşadığının ve kendisi için bir şey yapmadığının farkına varmak.
    • Yakın aile ve arkadaş çevresindeki ilişkilerini düzeltmek ,kendisi ve birlikte olduğu kişiler için uyumlu ve huzurlu ortamlar yaratmak.
  • BİREYSEL TERAPİLERE GEREK DUYMA ZAMANI

    Hayatın bazı dönemlerin de zorluklar ve kişinin başa çıkamadığı mutsuzlukları olabilir.Kişilik problemleri kişinin sorunlarıyla başa çıkma biçiminin olumsuz ve yetersiz kalmasına neden olabilir. 
    Kişilik oluşumu hayatın ilk çocukluk dönemlerinde şekillenmesine karşın, zorlantılı yaşantıların kişinin kapısını çalması ile daha önceki yıllarda bir şekilde kendini dengeleyen ve nisbeten yaşamını rahat sürdüren kişiyi , sıkıntılı , bunalmış ve çözümsüz hissettirebilir.
    Kişi yardım almayı ertelemek yada kendisinin yardıma ihtiyacı olmadığı , başkalarının yüzünden olumsuzluklar yaşadığının düşünebilir.Ne var ki acı çeken ve mutsuz olan kişinin kendisinden başkası değildir ve hayatını ,duygularını ve düşüncelerini , ilişkilerini yoluna koyma ihtiyacı açıksa bundan kaçınmak da yersizdir.aşağıdaki yaşantı problemleriyle de karşılaşıyorsanız bir an önce kendiniz için Bireysel Terapi desteği sağlamanız da fayda vardır…

    • Bireylerin kendini daha iyi tanıma ve anlama ihtiyacı
    • Kişinin yanlızlığı ,çevresiyle iletişiminin iyi olmaması
    • Arkadaş ,dost edinme ve kurulmuş ilişkileri sürdürmede sıkıntılar duyulması
    • Yoğun şekilde aşırı yemek yeme, aşırı alış veriş yapma ,aşırı konuşma gibi davranışa vurmaların bulunması,
    • Bireyin öz güven eksikliği ,kendini ifade problemleri bulunması
    • Mesleki ve özel ilişkiler alanında girişkenlik problemleri olması
    • Mesleki saha da kendini ısbatlama ve hedef belirleme yetersizliği
    • Kendini ,duygularını ifade etmekte problem yaşama
    • Düşünce ve davranışlarında ötekilerinin onayına ihtiyaç duyması,
    • Sevilen bir yakının kaybı,ölümü,uzamış yas süreci olması
    • Takıntılı düşünceler ve tekrarlayan kompulsif davranışların olması,
    • Aşırı utangaçlık ve iletişim becerileri konusunda sorun yaşama
    • Tüm yaşam alanlarını kapsayan ( iş ,özel ilişki ,aile yaşantıları ) karar alma güçlüğü çekilmesi
    • Evlenme ,boşanma gibi kendi hayatı hakkında ciddi kararlar alması gerektiğinde kafa karışıklığı ve yoğun sıkıntı hissedildiği durumda 
    • Birey olarak kendi yaşamını kurmak , kimseye ihtiyaç duymadan sürdürmek
    • Kişilik ve kendilik ögelerini ilişkilerinde öne çıkarma güçlüğü çekmek
    • Kendi kişisel hedeflerine kendi öz kaynaklarıyla yönelecek gücü kendinde bulmak .
    • Başkalarının güdüleme ve desteklerine ihtiyaç duymadan yaşamı başaracağına dair kendin hakkında olumsuz inançlar beslemek .
    • Bireysel zeka ,yetenek ve becerilerine yani kendine güven duymada sorunu olmak.
    • Başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaç ve hedeflerinin önünde tutmak
    • Başkalarının mutluluğu ve beğenisi için kendi isteklerinden kolayca vaz geçen bir yapıda olmak .
    • Hayatda sürekli bir başkası için yaşadığının ve kendisi için bir şey yapmadığının farkına varmak.
    • Yakın aile ve arkadaş çevresindeki ilişkilerini düzeltmek ,kendisi ve birlikte olduğu kişiler için uyumlu ve huzurlu ortamlar yaratmak.

    Klinik Psikolog

  • Çocukta Ruh Sağlığı

    Çocukta Ruh Sağlığı

    Bu yazıyla ilgilenip okuduğunuza göre bir yetişkin olmalısınız. Çocuğunuza sevginizi göstermenin ya da ona yardımcı olacak en iyi yolu bulmanın zor olduğu zamanlar vardır. Çocuğunuz sizi şaşırtan, canınızı sıkan ya da çok korkutan davranışlar gösteriyor olabilir. Bu tür davranışların bir bölümü, gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabilir. Eğer çocukların ruh sağlığı hakkında daha çok şey öğren…mek istiyorsanız bu yazıyı okumaya devam edin.

    Ruh Sağlığı Ne Demektir?

    Ruh sağlığı, yaşam olayları karşısında neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır. Ruh sağlığı, kendimize, yaşamımıza ve tanıdığımız ve ilgilendiğimiz insanlara nasıl baktığımızdır. Ayrıca ruh sağlığı, zorlanma karşısındaki davranışlarımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, tercihlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Yaşamın her döneminde fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da önemlidir.

    Ruh Sağlığı Problemleri

    Bir çocuğun ateşinin yükseldiği kolayca anlaşılabilir, fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak daha zordur. Çünkü ruh sağlığı ile ilgili problemler her zaman gözle görülmeyebilir ama belirtilerini anlamak mümkündür. Ruh sağlığı problemleri teşhis edilebilmektedir. Ruh sağlığı uzmanları belirtilerle ilgili bilgileri toplamakta ve incelemektedirler. Depresyon ve kaygı ile uyum, yeme bozuklukları ve dikkat eksikliği/hiperaktivite ruh sağlığı problemlerinden bazılarıdır. Ruh sağlığı problemleri, her beş çocuktan birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ne yazık ki, ruh sağlığı bozulan çocukların tahminen üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı almamaktadır. Pek çok çocuk ve ergen, kısa süreli bir tedavi görerek atlatabilecekleri ve ciddi bir ruh sağlığı problemine dönüşmeyebilen duygusal zorlanma dönemleri yaşarlar. Örneğin, sevilen birinin kaybı, aile ilişkilerinde bir değişme bu tür problemlere yol açabilir. Bir çocuğun ruh sağlığı zihinsel kapasitesi ile ilişkili değildir. Ruh sağlığı sorunları olmayan çocuklarınki gibi ruh sağlığı sorunları olan çocukların da zeka düzeyleri düşükten (zihinsel gerilik) yükseğe kadar değişebilir. Özel eğitim, fiziksel sağlık sorunları olan öğrencilerin ihtiyacı olduğu kadar çeşitli ruh sağlığı sorunları olan çocukların ve ergenlerin de özel ihtiyaçlarını karşılamaya yardım eden okulların destek hizmetlerinden biridir. Özel eğitim alan herkesin ruh sağlığı sorunu olması gerekmediği gibi, ruh sağlığı sorunu olan her çocuk ve ergenin de özel eğitim alması gerekmemektedir.

    Ciddi Duygusal Rahatsızlıklar

    Çocuklar ve ergenler için “ciddi duygusal rahatsızlıklar” deyimi, günlük yaşamı ve evde, okulda ya da toplum içindeki işlevleri ciddi bir şekilde engelleyen rahatsızlıklar için kullanılır. Ciddi duygusal rahatsızlık her 20 gençten birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Bu tür ruh sağlığı sorunları, yardım edilmezse, okulda başarısızlığa, alkol ya da ilaç kullanımına, aile ile çatışmaya, şiddete ve hatta intihara yol açabilir.

    Nedenler

    Küçük çocukların ruh sağlığı sorunlarının temelindeki nedenlerin hepsini bilmiyoruz. Bu sorunların hem çevre hem de biyolojik yapıyla ilgili olduklarını biliyoruz. Biyolojik nedenler içinde, kalıtım, kimyasal dengesizlik ve merkezi sinir sisteminin zarar görmesi sayılabilir. Tıp uzmanları bunlara nörobiyolojik beyin bozuklukları demektedirler. Pek çok çevresel faktör çocukları tehlikeye sokabilir. Örneğin, şiddete, istismara, ihmale, ölüm ya da boşanma nedeniyle sevilen birinin kaybına ya da bozuk ilişkilere maruz kalan çocuklar için ruh sağlığı bozulma riski daha fazladır. Diğer risk faktörleri, ırk, cinsel yönelim, din ya da yoksulluk nedeniyle reddedilmeyi içerir.

    Vazgeçmeyin

    Çocuğunuz için doğru yardımı buluncaya kadar aramayı sürdürmeniz önemlidir. Bazı çocukların ve ailelerin psikolojik danışmaya ya da desteğe ihtiyaçları vardır. Diğerlerinin de tıbbi bakıma, ev bakımına, ayakta tedaviye, eğitim hizmetlerine, yasal yardıma, hakların korunmasına, yer değiştirmeye ya da danışmanlığa ihtiyaçları olabilir. Bazı aileler, başkalarının ne söyleyeceğinden ya da ne düşüneceğinden korkarak yardım aramazlar. Bakımın maliyeti, sınırlı sigorta hakları ya da hiç bir sağlık sigortasının olmaması gibi başka engeller de çıkabilir. Bunlar aileniz için gerçek sorunlar olabilir ama tedavi gereklidir. Bazı ruh sağlığı yardım kurumları ya da toplum ruh sağlığı merkezleri, ailenin ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmektedirler. Yardım arama sizin çok sabırlı ve ısrarlı olmanızı gerektirebilir.

    Çocuğunuzun Ruh Sağlığının Korunması

    Ana-baba olarak çocuğunuzun fiziksel güvenliğinden ve duygusal rahatlığından sorumlusunuz. Bir çocuğu büyütmenin tek bir doğru yolu yoktur. Ana-babalık tarzları değişir fakat çocuğunuz için yapılması gerekenler aynıdır. Aşağıdaki önerilerde eksiklik olabilir. Gelişim dönemleri, yapıcı problem çözme, disiplin tarzları ve diğer ana-babalık becerilerine ilişkin kütüphanelerde ve kitapçılarda yararlı kitaplar bulabilirsiniz. Besleyici gıdalar, düzenli sağlık kontrolleri, aşı ve sporun yanısıra, çocuğunuza güvenli bir ev ve çevre sağlamak için elinizden geleni yapın. Çocuk gelişim dönemlerini öğrenin, böylece çocuğunuzun yapabileceğinden azını ya da fazlasını beklemeyin. Çocuğunuzu duygularını ifade etmeye teşvik edin ve duygularına saygı gösterin. Çocuğunuza herkesin acı, korku, öfke ve kaygı yaşadığını anlatın. Bu duygularının kaynaklarını öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzun öfkesini olumlu bir şekilde, şiddete başvurmadan göstermesine yardım edin. Aranızdaki saygı ve güveni geliştirin. Anlaşamadığınızda bile sesinizi yükseltmeyin. İletişim kanallarını açık tutun.

    Çocuğunuzu dinleyin.

    Çocuğunuzun anlayabileceği kelimeler ve örnekler kullanın. Onu soru sormaya teşvik edin. Rahatlık ve güven verin. Dürüst olun. Olumluluklar üzerinde durun. Her konuda konuşmaya istekli olduğunuzu gösterin. Kendi problem çözme ve baş etme becerilerinize bakın. İyi bir örnek misiniz? Eğer çocuğunuzun duygularından ve davranışlarından bunaldıysanız ya da kendi engellenmelerinizi ya da öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım arayın. Çocuğunuzun yeteneklerine destek olun, sınırlılıklarını kabul edin. Hedefleri başka birinin beklentilerine göre değil çocuğunuzun yeteneklerine ve ilgilerine göre oluşturun. Başarılarını kutlayın. Çocuğunuzun yeteneklerini başka çocuklarınkilerle kıyaslamayın. Çocuğunuzu tek başına değerlendirin. Çocuğunuzla birlikte olmak için düzenli olarak zaman ayırın. Çocuğunuzun bağımsızlığını destekleyin ve kendilik değerini artırmasına yardım edin. Yaşamın iniş çıkışlarında çocuğunuzun yanında olun. Çocuğunuzun problemlerin üstesinden gelebileceğine ve yeni yaşantılarla baş edebileceğine güvendiğinizi gösterin.

    Yapıcı, açık ve tutarlı bir disiplin uygulayın (Disiplin fiziksel ceza değildir, disiplin bir öğretim şeklidir). Bütün çocuklar ve aileler farklıdır; çocuğunuz için hangi yolun daha etkili olduğunu öğrenin. Olumlu davranışlarını onaylayın. Çocuğunuzun hatalarından ders almasına yardım edin. Koşulsuz sevin. Özür dileme, işbirliği, sabır, bağışlama ve başkalarıyla ilgilenmenin önemini öğretin.

    Uyarı Niteliğindeki Belirtileri Tanıyın

    Çeşitli uyarılar, bir çocuğun ya da ergenin muhtemel ruh sağlığı problemine işaret ediyor olabilir. Bu uyarı niteliğindeki işaretlerin bir bölümü aşağıda verilmektedir. Çocuğunuzun şu belirtileri gösterip göstermediğine dikkat edin;

    Duygularla ilgili güçlükler

    • Makul bir neden olmadan üzülme ve çaresizlik duyma ve bu duygulardan kurtulamama. 
    • Çoğu zaman yoğun öfkeli olma, ağlama ya da aşırı tepkide bulunma. 
    • Değersizlik ya da suçluluk duyguları gösterme. 
    • Başka çocuklardan daha fazla endişeli ya da kaygılı olma. 
    • Bir ölümün ya da kaybın ardından çok uzamış bir yas tutma. 
    • Aşırı derecede korkulu olma. Açıklanamayan korkular duyma ya da diğer çocuklardan daha fazla korku duyma. 
    • Fiziksel sorunlarla ya da görünümle sürekli ilgilenme. 
    • Zihnini kontrol edememekten ya da zihninin başkaları tarafından kontrol edildiğinden korkma. 

    Büyük değişimler 

    • Okul durumunda kötüleşme. 
    • Genellikle zevk aldığı şeylere ilgisini kaybetme. 
    • Uyuma ve yeme alışkanlıklarında açıklanamayan değişmeler gösterme. 
    • Arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma ve hep yalnız kalmayı isteme. 
    • Çok fazla hayal kurma. 
    • Yaşamı başedemeyecek kadar zor bulma ve intihardan söz etme. 
    • Açıklanamayan sesler duyma. 

    Sınırlılıklar

    • Kendini verememe, karar vermede zorlanma. 
    • Yerinde oturamama, dikkati toplayamama. 
    • Zarar görmekten, başkalarını incitmekten, “kötü” bir şey yapmaktan korkma. 
    • Gün içinde defalarca yıkanma ve eşyaları temizleme ihtiyacı duyma ya da belirli davranışları tekrarlama. 
    • Çok hızlı seyreden düşüncelerden kurtulamama. 
    • Tekrarlanan kabuslar görme. 

    Sorun yaratan davranışlar

    • Alkol ya da ilaç kullanma. 
    • Çok miktarda yeme ve sonra kusmaya çalışma, müshil ilaçlarını kötüye kullanma ya da kilo almaktan kaçınmak için lavman kullanma. 
    • Uygun kiloda olmasına karşın takıntılı bir şekilde spor yapmayı ya da diet uygulamayı sürdürme. 
    • Başkalarına ve eşyalarına sık sık zarar verme ya da yasaları ihlal etme. 
    • Yaşamı tehlikeye sokacak şeyler yapma. 

    Hemen Yardım Arayın

    Eğer çocuğunuz bu belirtilerden birini gösteriyorsa ya da belirtiler ciddiyse, hemen bir yardım arayın. Doktorunuzla, okuldaki danışman-rehber öğretmenle ya da çocuğunuzun ruh sağlığı problemi olup olmadığını değerlendirebilecek bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşun.

    Her çocuğun ruh sağlığı önemlidir.

    Pek çok çocuğun ruh sağlığı problemleri vardır.

    Bu problemler gerçektir, acı vericidir ve ciddi olabilir.

    Ruh sağlığı problemleri anlaşılabilir ve tedavi edilebilir.

  • İştahsız çocuk

    İştahsız çocuk

    İştahsızlık çocuklukta oldukça sık olarak görülen bir problem ve pek çok anne babanın da en büyük şikayetlerinden biri. İştahsızlık çoğu aile için bir kabusa dönüşebiliyor çocuğun büyüme süreci içinde. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki sağlık profesyonelleri de zaman zaman yanlış yönlendirerek bu kabusu daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Stres ve gerginlik zaten olayın orta yerinde. Zaman zaman hekimlerden, diyetisyenlerden gelen uyarılar ailelerin kendilerini iyice yetersiz hissetmelerine sebep olarak bu stresi arttırıyor. Yemek ve yemeğin etrafında dönen duygular oldukça karmaşık ve bir o kadar da yoğun. Bu karmaşayı nasıl biraz basite indirgeriz ve çocukta iştahsızlık olgusuna nasıl biraz sistematik yaklaşırız ona bakmak istiyorum. İştahsızlığı değerlendirirken kalıcı ya da uzun dönemli iştahsızlığı geçici iştahsızlıktan ayırmakta fayda var çünkü hem nedenler hem de yaklaşım şekli değişiyor.

    Geçici iştahsızlığın nedenleri

    1-Azalmış gereksinim
    Çocuklar dönemsel olarak büyüyorlar ve büyüme dönemleri dışında gereksinimleri azalıyor. Yine büyüme hızının azalması da iştahın azalmasına neden oluyor. 0-1 yaş arası çocuklar çok hızlı büyürken 1 yaşından sonra bu hız azalıyor ve çocukların iştahı da bir miktar azalıyor.

    2-Dikkat dağılması
    Çocuklarla yakından ilgisi olanlar bundan ne kadar etkilendiklerini bilirler. Önce 4-9 ay arasında bir dönemde ortaya çıkar (bazen daha da önce). Annesi bebeği emzirmeye çalışırken bebek her ses gelişinde ağzını memeden çeker, emmek yerine etrafa bakmak ister. Annenin bu bebeklerin dikkatini memeye çekebilmesi oldukça büyük bir çaba ister. Hatta bazen yalnızca uykuya dalarken ve uykudan uyanmak üzereyken emzirebildikleri de olur. 12-14 ay arasında da yine böyle bir dönem yaşanır ve hayattan yeni tatlar almaya başlamış süt çocuğu önüne konulan sebze çorbasındansa ortalıktaki başka bir şeyle ilgilenmeyi yeğler. Zaten bu yaşta yürümek yavaş yavaş koşuya dönüşür ve bu afacanları bir noktada sabitleyerek onları beslemek oldukça zordur. Daha ileriki yaşlarda da çocukların yanlızca etrafta daha ilginç şeyler olduğu için yemekle ilgilenmedikleri dönemler yaşanır. Dikkat dağılmasına bağlı iştah azlığı da geçici bir problemdir ancak bazen çok sabır gerektirebilir. Bu konuda yapılacak en büyük yanlış çocukları televizyona bakarak yemeğe alıştırmaktır.

    3-Ağızla ilgili problemler
    Diş çıkarma elbette bunların en sık görülenidir ve bazen bu durumlarda ağza gıda girmesi rahatsız edici olabilir. Diş çürükleri ve ağızda aft benzeri yaralar da çocukları etkileyebilir. Dişin çıkması ya da ağızdaki problemin hallolmasıyla çoğu kez iştahsızlık çözülür.

    4-Hastalıklar
    Hastalıklar da sık görülen bir geçici iştahsızlık nedenidir. Bunların en çok rastlanılanları soğuk algınlıkları, boğaz enfeksiyonları, mide bağırsak enfeksiyonlarıdır.
    Bazen önce iştahsızlık olur, sonra bakarsınız ki nezle grip, ateş gibi bir bulgu başlar.
    Elbette ciddi hastalıklar da iştahsızlık belirtisiyle başlayabilir ancak bunlar çok nadirdir ve yakın zamanda başka belirtiler de ortaya çıkar. Ciddi ve kronik hastalıklarda iştahsızlık uzun dönemli de olabilir ancak yine bunlar çok daha nadirdir.
    Soğuk algınlığı grip ya da benzeri bir sebeple oluşan iştahsızlık hastalık geçtikten bir süre sonra düzelir ve çoğu zaman da bunun sonrasında bir iştah patlaması olur.

    5-Çevre ve iklim değişikliği
    Çoğu zaman unuturuz ama ortam değiştirmek ve iklim değiştirmek çocukları çok etkiler bazen tüm dengelerini altüst eder. Tatile giden çocuklarda, taşınma ev değiştirme sonrası, mevsim geçişlerinde iştahsızlığa çok rastlanır ve buda elbette geçicidir. ( Ancak bazen hayret verecek kadar uzun sürebilir.)

    6-Duygusal Problemler
    Yine duygusal problemler de çocuklarda geçici iştah kaybına sıkça sebep olur ve nedenin ciddiyetine göre bu kalıcı da olabilir. Ailede birinin ölümü, boşanma bunun en önemli örnekleridir ancak bazen okuldaki bir sıkıntı ya da bir arkadaşı tarafından reddedilme gibi nedenleri bile olabilir. Bu tip durumlarda en iyi çözüm altta yatan nedenin bulunup çözümlenmesidir. Bazen terapi bazen anne babadan biraz daha fazla ilgi etkili olabilir.

    7-İlaçlar
    Kemoterapi ilaçlarının ya da dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu için kullanılan amfetamin türevi ilaçların iştahı etkilediği bilinir ancak antibiyotiklerden vitaminlere soğuk algınlığı ilaçlarına kadar pek çok değişik ilaç iştahı olumsuz etkileyebilmektedir. Geçici iştahsızlıkta en önemli konu anne baba ya da çocuğa bakanların iştahsızlığın sebebini anlamaları, geçici olduğunun bilmeleri ve çok endişeye kapılmamalarıdır. Zaten bir süre sonra anne örneğin her diş çıkarırken çocuğun iştahının azalacağını kanıksamaya başlarsa endişe etmez. Bu tip iştahsızlık dönemlerini çoğu kez iştahlı bir dönem takip eder. Ayrıca çocuğun yemesi gün gün değil daha uzun dönemli (örneğin hafta) değerlendirilmelidir.

    Kalıcı iştahsızlık nedenleri

    1-Yapısal
    İste bünye diyelim, ister yapı diyelim, ne dersek diyelim bazı çocuklar oldum olası iştahsızdır. Bebeklikte böyle başlar sonra da böyle gider. Aileye baktığınızda genellikle ya anne ya babada çocukken aynı durumun olduğunu görürsünüz. Bu çocuklar ailenin davranışından bağımsız olarak iştahsızdır ancak bazen bu durum ailede çok endişe edildiğinde ya da yiyecek savaşlarına girildiğinde daha da kötüleşir. Bu çocuklar genelde ‘biraz zayıf tarafta’ olmalarına rağmen normal büyür ve gelişirler ve çoğu kez iştahsızlığa bağlı sağlık problemi yaşanmaz. Mide kapasitesi çok da fazla olmayan bu çocukları sık sık az az beslemek en iyisidir.

    2-Fazla ısrar ve yiyecek savaşları
    Evet, bazı çocuklar ailenin fazla ısrarı yüzünden iştahsızdırlar. Çocuklar için çok önemli olan (bazıları için daha önemli) kontrol kavramı yemeğe odaklanır ve çocuklar yemeği reddetmeye başlarlar. Bu anne babanın dikkatini çekmek için ya da hayatında kontrol edebildiği tek alan bu olduğu için olabilir ancak bu ailelerde genellikle ısrarcı bir tutum ve zorla besleme alışkanlığı görürüz. Bazı çocuklar sofrada bir hatta iki saat kalırlar. Bazı aileler öyle bir noktaya gelirler ki çocuğun burnunu kapayarak, ya da çenesini tutarak beslenmeye çalışırlar.. Bunlar ne yazık ki yiyecek çevreninde odaklanan bir sürü olumsuz emosyona ve bazen psikolojik probleme sebep olur. Aileler çok endişelidir ve ailenin stresi de çocuğun yemek yemesini çok olumsuz etkiler. Bu aileler sağlık profesyonellerinin özellikle dikkat etmesi ve sevgi sıcaklık ve anlayışla yaklaşması gereken ailelerdir.

    3-Kronik hastalık
    Kistik fibroz, çölyak, tiroid yetmezliği, diyabet gibi hastalıklar da uzun dönemli iştahsızlığa neden olurlar ve genellikle büyüme bozukluğu da vardır. Bu çocukların erken teşhisi önemlidir. Ancak bu çocuklar çoğu kez başka sağlık problemleri de yaşarlar.

    4-Çocuk istismarı (fiziksel ya da duygusal)
    İstismara uğrayan çocuklarda iştahsızlık sıkça görülür ancak pek çok başka duygusal ve fiziksel problem de buna eşlik eder.

    5-Ailede depresyon ya da başka psikiyatrik hastalık
    Özellikle annenin depresyonu çocuğa sevgi iletimini engelleyerek iştahsızlığa sebep olabilir.

    6-Çocukta psikolojik sorunlar
    Zaman zaman çocukta depresyon veya post travmatik stres bozukluğu gibi durumlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bu yaşanan sürece göre geçici veya kalıcı olabilmektedir.

    Peki ne yapmali?

    Elbette kalıcı iştahsızlığa yaklaşım daha zor ve karmaşıktır. Yine önce sebebin belirlenmesi gereklidir. Uzun dönemli işhatsızlığı olan çocukların genellikle bir çocuk hekimi ya da başka bir sağlık profesyonelinin kontrolünden geçmelerinde fayda vardır. Özellikle büyüme gelişme problemi varsa altta yatan bir şeyi atlamamak için kan sayımı tiroid gibi tetkiklerin yapılması gerekebilir.

    Altta yatan emosyonel, psikiyatrik bir neden varsa bunun tespit edilip çözülmesi çok önemlidir. Ancak çoğu çocukta iştahsızlık bu tip faktörler olmaksızın ilk iki saydığım nedenden dolayı görülür. Bu durumlarda da sağlık profesyonellerinin ailedeki dinamiklere duyarlı ve anlayışlı yaklaşması önemlidir.

    İştahsızlık konusunda ne yapmalı? Öncelikle beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız. Çocuklarda iştahın günden güne değişmesinin çok normal ve sağlıklı olduğunu ve çocuğun değişik dönemlerde değişik iştah düzeyi olacağını unutmamak gerekir. Çocuğun bünyesini ve ihtiyaçlarını erken yaşta tanıyıp ona uyum sağlamak önemli. Çocuk bize değil biz çocuğa uyum sağlayarak beslenme macerasına başladığımızda devamı daha sağlıklı geliyor.

    Yemek için yemeli. Yemeği şeker çikolata kazanmak için yememeli. Yemek pozitif bir deneyim olmalı. Yemek sofrası çocuğun eleştirildiği bir yer olmamalı. Mümkün olduğunca eğlenceli ve keyifli olmalı. Çocuğun yemekle ilgili kontrolü olmalı. Bu konuda görev paylaşımında fayda vardır. Örneğin ne yiyeceğine anne karar verebilir, ne kadar yiyeceğine çocuk vs. Yemek pişirilmeden önce çocuk sürece katılabilir ve ne yeneceği konusunda onun da fikri sorulabilir.(Tabii her gün köfte ve makarna yenilemez) Çocuklara ısrar edilmemeli. Yalnızca hafif uyarılabilirler (tek sefer). Yarım saat sonra sofradaki yemekler kaldırılmalı. Ve elbette abur cubur yenmesi engellenmeli.

    Yiyecek savaşlarına girmemek, zaman zaman çok zor olsa da, en doğru stratejidir. Çocuk erken yaşta vücudunun gereksinimleri ve neyi ne için yemesi gerektiği konusunda da eğitilmeli. Bu anne baba için yemediğini anlamasında da faydalı olur.

    İştahsızlık pek çok anne baba için büyük bir sorun ancak çözümsüz değil. Bazen bir takım çalışması ve uğraşı gerekiyor çözümü için, ama çoğu kez anne babanın (tabı anneanne, babaanne ve dedelerin de) rahatlaması, çocukta problem olmadığını bilmesi ve yiyecek kavgalarının bitmesi bu kabusu sona erdirebiliyor.

    Sevgiyle kalın
    (Yemek seçmeye değinmedim o başlı başına başka bir yazı)

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Otizmde duyusal entegrasyon

    OTİZMDE DUYUSAL ENTEGRASYON ( DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ)

    Yakın zamana kadar otistik bireylerin öfke nöbetlerini neden geçirdikleri, toplumsal alanlarda neden rahatsız oldukları, beslenme problemlerinin sebepleri açık değildi. Artık bunların sebeplerini biliyoruz. Birçoğunun sebebi otistik bireylerin duyusal problemlerinden kaynaklanıyor. Otistik bireylerde bir ya da birkaç duyuda aşırı hassasiyet mevcuttur. Örneğin işitme duyusu hassas otistik bireyler gürültülü ortamlara giremezler, girseler de elleri ile kulaklarını kapatırlar, hatta bazıları ağlama ve öfke nöbeti geçirir.

    Koku duyusu hassas bireyler kolonya, parfüm gibi kokulara karşı tepki gösterebilirler

    dokunma duyusu hassas olan otizmli bireyler ya dokunulmaktan hiç hoşlanmazlar ya da dokunulmak onlara haz verir. dokunulmaktan hoşlanmayan bireyler başkasının elini tutma, sarılma, öpüşme gibi davranışlardan hoşlanmazlar

    Beş duyuyu kapsayan bu durumun herhangi bir tıbbi tedavi ile düzelmesi henüz mümkün değildir. Uygulanan ve sonuç alınana en etkili yöntem duyu bütünleme çalışmasıdır. Hassas olan duyulara uygulanan duyu bütünleme çalışması ile otistik bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşantıları kolaylaşır.

    Duyu bütünleme terapisinde ilk olarak çocuğun hangi duyularında hassasiyet olduğu belirlenir. Terapi sürecine başlanırken en az hassasiyet olan duyu ile çalışmalara başlanır. Daha çok sorun olan duyu daha ileri aşamalara bırakılır. Çünkü daha çok sorun yaşanan duyu ile çalışmalara başlanırsa, kişi bu çalışmalara ciddi şekilde tepki verecek ve direnç gösterecektir.

    Çocuklarla yapılan duyu bütünleme terapilerinde ödül sistemi de kullanılır. Problem yaşanan duyu ile ilgili çalışılırken, problem yaşanmayan duyu ödüllendirilebilir. Böylece çocuk da çalışmalara karşı motive eilmiş olur.

    Duyu bütünleme terapisi ( Duyusal Entegrasyon) bu konuda eğitim almış kişiler tarafından ve konuyla ilgili özel hazırlanmış malzemelerin bulunduğu duyu odalarında uygulanmalıdır.

    Kullanılan materyaller seçilirken 5 duyuya hitap edecek farklı özellikte olmalarına dikkat edilmelidir. Ayrıca otizmli çocuklarda duyusal problemlere karşı hassasiyet olduğu göz önüne alındığında, onların güvenliği de sağlanmalıdır.

  • Erkeklerin Korkulu Rüyası; Denetimsiz/Erken Boşalma

    Erkeklerin Korkulu Rüyası; Denetimsiz/Erken Boşalma

    Erken boşalma, denetimsiz boşalma, istemsiz boşalma, kontrolsüz boşalma olarak adlandırabileceğimiz erkek cinsel problemi, günümüz erkeklerinin en sık karşılaştığı cinsel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Kısa bir tanım yapmak gerekirse sürekli olarak ve yineleyici bir biçimde, çok az bir uyarılma ile ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesigirer girmez veya hemen sonra boşalmanın olması şeklinde tanımlayabiliriz.

    Normal bir koşulda uyarıldıktan sonra yaşanması gereken ve çiftin bir süre ilişkide kalma süreci olan plato denetimsiz/erken boşalan erkeklerde mevcut değildir.

    Denetimsiz ya da erken boşalmanın yaşcinsel birleşme sıklığıpartner özellikleriön sevişme süresiortam uyarıcılığı ve kilo problemi ile ilgili bağlantıları olabilmektedir. Kişinin, aile yaşam öyküsüilk cinsel fantezileriilk cinsel deneyimi, çocukluk ve ergenlik dönemi öyküleri cinsel terapi öncesinde alınması en önemli bilgilerdir.

    Denetimsiz/erken boşalan bir erkek “değersizlik, yetersizlik, endişe, korku, kaygı” duyguları yaşarken; zihninde “başaramayacağım, korktuğum başıma gelecek, kontrol edemeyeceğim” düşünceleri geçer. Bu duygu ve düşünce içinde olan bir erkek cinsel birliktelik davranışından da uzaklaşabilir. Duygu, düşünce ve davranışları olumlu olmayan bir erkeğin benlik algısı ve saygısı da düşebilir, ilerleyen süreçte de cinsel isteksizlik duyması muhtemeldir.

    Erken/denetimsiz boşalmanın aile yaşamına etkisine de değinecek olursak; iletişim problemigüven problemi, sevgi eksikliği, öfke problemi ve bunlara da eklenebilecek birçok problem ile “çift sorunlarımız var” denilerek tarafımıza başvuruları görülmektedir. Yapılan çift ve aile terapilerinde ise temel problemin erken/denetimsiz boşalma olduğu ortaya çıkabilmektedir.

    Bunlara ek olarak denetimsiz/erken boşalma sorunu olan erkeklerin partnerlerinde de ikincil sorun olarak cinsel ilgi ve istek azalması ya da orgazm bozukluklarının ortaya çıkması şaşırtıcı değildir.

    Erken boşalmanın erkek ve partneri üzerinde etkilerine bakarsak, erkek kötü kontrol, stres ve tatminsizlik yaşarken; partneri ise kesintili birleşme, stres ve tatminsizlik yaşayarak arzu edilen cinselliği keyifli ve mutlu olarak yaşayamamaktadırlar.

    Erken/denetimsiz boşalma en sık görülen cinsel işlev bozuklukları arasında olup, toplumda görülme sıklığı CİSED’in yaptığı çalışmalarda %70 oranındadır. Erken boşalma daha önce belirtmiş olduğum aile problemlerine ek olarak erkekte sertleşme sorunlarını ve cinsel isteksizliği de beraberinde getirmektedir.

    Erken boşalmaya birçok neden etki etmektedir. Özgüven eksikliğindenpsikoseksüel beceri eksikliğinebilinçdışı çatışmalara bağlı sebeplerden, ilaçların yan etkisine kadar birçok nedeni erken boşalmaya sebep gösterebiliriz.

    Unutmayın Mutlu Cinsellik Sizin Hakkınız..

  • Organik beyin sendromu, qeeg, neuroguide veri tabanı, nöroterapi veya müslüman mahallesinde salyangoz satanlar

    Kafanıza sert bir darbe aldığınızda, beyin ile kafatası arasındaki hareket farkı şiddet yaratır ve bu da travmatik beyin hasarıyla sonuçlanır (TBH). Frontal ve temporal bölgeler çürüklere ve eziklere karşı daha hassastır. Darbe anındaki zarara ek olarak, beynin kafatasına çarpıp geri gelmesinden kaynaklanan bir zedelenme meydana gelir ve ileride de bir probleme neden olabilir. Beyaz ve gri madde arasındaki sınırdaki bozulma aksonal kırılmalara neden olabilir.

    Organik Beyin Sendromu terimi ya da DSM-IV’de ifade edildiği gibi çarpma neticesi olan bozukluklar terimi, 12 ay ve daha sonrasında bazen de hasardan yıllar sonra süren rezidüel semptomların (kalıntı belirtiler) sınıflandırılması açısından tanımlanmıştır. Hafif kafa travmaları her ne kadar tehlikesiz olarak düşünülse de, insanların önemli bir kısmı, MRI ve CT taramalarda herhangibir anormallik görünmese de haftalar ya da aylar bazen de hasardan yıllar sonra süren şikayetler rapor etmişlerdir.

    Organik Beyin Sendromundaki problemlerin özü, Dikkat Eksikliği, Uyum Zorluğu ve Ruhdurumu Bozukluklarıdır. Buna ek olarak bu problemlerden yakınanlar sık sık, hafıza ve sosyalizasyon problemleri, sık sık başağrıları ve kişilik değişiklikleri rapor etmişlerdir.

    Hastalar;

    Dikkat Eksikliği, zihinsel kuvveti muhafaza etmekte zorluk.

    Yorgunluk, bitkinlik

    Dürtüsellik, sinirlilik

    Çabuk hayal kırıklığına uğrama

    Mizaç patlamaları ve ruhdurumu değişiklikleri

    Öğrenme ve Hafıza problemleri

    Planlamada ve problem çözmede bozulma

    İnatçılık, sabit düşünce

    İnisiyatif alamama

    Düşünce ve hareket arasında bozulma

    İletişim zorlukları

    Sosyal olarak uygunsuz davranışlar sergileme

    İçgörünün olmaması ve “ben” odaklı olma

    Kendi farkındalığında problem yaşama

    Dengede bozulma

    Baş dönmesi ve baş ağrıları

    Kişilik değişimlerinden şikayetçidir.

    Bu kronik semptomlara rağmen, CT scan ve MRI gibi sık kullanılan klasik görüntülü testlerde, beyinde anormallik olduğuna dair herhangi bir kanıt olmayabilir. Sonuç olarak bu kişi “öfkeli, çabuk kızan” ya da duygudurumu problemi ve/veya öfke problemi yaşayan bir kişi olarak ya da kişilik bozukluğu veya psikolojik bir problemi var diye sınıflandırılabilir.

    ORGANİK BEYİN SENDROMUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

    KANTİTATİF EEG (QEEG)

    QEEG, beyindeki elektriksel aktivitenin istatistiksel değerlendirilmesidir. Emprik, objektif ve hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun çeşitli nörofizyolojik patternlerinde yüksek oranda bir hassasiyetle teşhis ve ayırt etme özelliği gösterildiği için, Organik Beyin Sendromunun değerlendirmesinde özellikle uygundur.

    Yakın zamanda yayınlanmış bilimsel literatür çalışmalarının tekrar gözden geçirilmesinde, QEEG’nin diğer görsel tekniklere kıyasla hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun tespitinde çok daha başarılı olduğunu teyit etmektedir.

    Beyin Hasarı olasılık indeksi, istatistiksel olasılıkla kişide hafif travmatik beyin hasarı olup olmadığını söyler. Organik beyin sendromuna bağlı belirtilerin organik temelli olduğuna dair sonucu destekleyen ilave kanıtlar da verir. 1990 yılından beri QEEG ile ilgili 34.000’den fazla araştırma yayınlanmıştır. Bu araştırmalarda herhangibir olumsuz sonuç alınmamıştır. QEEG’nin klinikte kullanımı ile ilgili bir tek olumsuz kritik alan araştırma 1997 yılında Nöroloji Akademisinden Newer tarafından yayınlanmıştır.

    O araştırmada belirtilen düşünceler, Klinik EEG ve Klinik Nörobilim Birliği tarafından belirsiz ve yalnızca şüpheye dayalı ve destekleyici kanıtlar olmadığı gerekçesiyle itimat edilmedi ve etraflı bir şekilde yeniden gözden geçirilmesi dahi yapılmadan çürütüldü.

    DİKKAT DEĞİŞKENLERİ TESTİ (T.O.V.A)

    Dikkat Değişkenleri testi (T.O.V.A) bilgisayar aracılığıyla yapılan kesintisiz performans testidir. Teste katılanların, ellerindeki düğmeye bilgisayarda hedefi gördükleri zaman basmaları , hedefi görmedikleri zaman da kendilerini tutmaları istenilen bir testtir. Puanlar, standardize puanlamalar çıkarabilmesi için uygun yaşa göre karşılaştırılır ve dikkatin dört değişkenine göre faydalı ve objektif bilgi verir.

    * Dikkat ve konsantre olabilme ve zihinsel gayreti muhafaza etmek
    * Dürtü kontrolü
    * Reaksiyon zamanı
    * İlginin başka tarafa kayması (yanıtlarda değişkenlik)

    T.O.V.A ,dikkat sistemindeki bozulmanın derecesini ölçen, objektif, başlı başına ve emprik bir ölçümdür.

    ORGANİK BEYİN SENDROMU (KAFA TRAVMASI) TEDAVİSİ

    Klinik EEG ve Nörobilim dergisinin 2004 yılı Ekim sayısındaki araştırma, QEEG’nin, organik beyin sendromunun değerlendirilmesinde en hassas görsel araç olduğu ve Nöroterapinin de organik beyin sendromunda en ümit verici tedavi olduğu sonucuna varmıştır.

    İLAÇ, DANIŞMANLIK VE KOGNİTİF TERAPİ

    İlaç, geçici olarak sıkıntılara yardım edebilir ve danışmanlık bazı insanlara dürtü ve öfke kontrolünü anlamalarında yardımcı olabilir. Ancak literatürde, ilacın veya kognitif terapinin, organik beyin sendromunda bilişsel problemleri veya konsantrasyonu etkili bir şekilde iyileştirdiğine dair herhangibir kanıt yoktur.

    NÖROTERAPİ

    Dikkat problemi ve hafif travmatik beyin hasarı olan kişilerde yavaş beyin dalgası aktivitesi ve koherans anormallikleri daha fazladır. Nöroterapi (EEG Biofeedback) operant şartlanma yöntemiyle hastalara, beyin dalgası aktivitesinde daha fazla normal patternler üretmeleri için görsel / işitsel ödüller verilir. 1970’li yıllardan beri çalışmalar gösteriyor ki, nöroterapi ile hastalar disfonksiyonel beyin dalgası paternlerini normalize ederek beyinlerinde normal fonksiyonun gelişmesine yardımcı olmayı öğrenebilirler. Nöroterapideki en son gelişme de düzeltilmesi gereken spesifik beyin dalgası paternlerini QEEG kullanımıyla tespit edebilmektir.

    Nöroterapi aynı zamanda organik beyin sendromu olmayan kişilerde zihinsel performansı artırmak ve konsantrasyonu geliştirmek için de kullanılabilir

    3D (ÜÇ BOYUTLU) BRAIN MAPPING (BEYİN HARİTALAMASI)

    Üç boyutlu beyin haritalama tekniği ilk kez 1994’te uygulanmıştır. Psikiyatrik hastalıklarda 3D (üç boyutlu) Beyin Görüntüleme Yöntemleri son yıllarda giderek önem kazanmaktadır.

    3D Beyin Haritalaması önce EEG çekimi ile başlar. Daha sonra QEEG (Kantitatif EEG) programı ile beynin 1-40 Hz aralığında yer alan beyin dalgaları analiz edilir. Program, yakınması olmayan ve nöropsikiyatrik testleri normal sonuç veren kişilerin yer aldığı bir veritabanı ile çekimi yapılan kişinin verilerini karşılaştırır.

    Beynin dalga frekansları ölçülür ve ardından 3D Beyin Haritalama uygulamasına geçilir. Sinir hücrelerinin aktivitesi ve sinir iletileri S-LORETA ile üç boyutlu olarak görüntülenir. Bu çekimlerin bir arada yapılması hem EEG hem MEG (Magnetoensefalaografi) imkanı sağlarken hem de 3D Beyin Haritalama görüntüleri elde edilir.

    3D Beyin Haritalama (Brain Mapping), beynin görüntüsünü verirken, beynin çalışma özelliklerini, kanlanmasını, kan akımını, simetrisini, beynin bozulmuş fonksiyonlarını ve fonksiyonu bozulmuş beyin alanlarını 3D (üç boyutlu) olarak analiz eder.

    Çocuklarda 3D Beyin Haritalama tekniğinin kullanıldığı alanlar, öncelikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Disleksi, Gelişim Gerilikleri, Otizm, Asperger Sendromu olmakla birlikte, bu uygulama giderek daha fazla tanıda kullanılmaya başlanmıştır.

    Gençlerde ve yetişkinlerde görülen nöropsikiyatrik hastalıklardan özellikle Depresyon, Panik Atak, Uyuşturucu Kullanımı, Anoreksiya ve Bulimia Nervosa, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Şizofreni, Bipolar Bozukluk, Alzheimer Hastalığı, Demanslar, Anevrizmalar, Kafa Travmaları, Beyin Kanamaları ve İnmelerde 3D Beyin Haritalama son derece aydınlatıci bir degerlendirme yontemidir.

    3D Beyin Haritalama Yöntemi “tanı koyma, tanıyı güçlendirme, tedavi sonuçlarını ölçme ve değerlendirmede” şu anda elimizde bulunan gelişmiş teknolojik yöntemlerden birisidir. Pek çok psikiyatrik hastalıkta tedavi öncesi ve sonrası 3D görüntüler karsılaştırılır ve tedavi sonuçları kantitatif olarak değerlendirilebilir. Böylece ruhsal hastalıklarda uygun tedaviyi seçme, tedavinin devamı ya da sonlandırılmasında doğru kararlar alınmasını sağlar.

    NEUROGUIDE Beyin dalgası veri tabanı Türk normlarına uygunmudur

    Dikkat ve davranış sorunu olan 6-17 yaş grubu 275 çocuk ve ergende beyin dalgaları kayıtlamasıyla Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) teşhisi konmasına yarayan beyin dalgası veri tabanı, FDA (Amerikan ulusal besin ve ilaç birliği) tarafından onay almıştır.

    DEHB teşhisi sırasında diğer verilerle birlikte doktorların daha doğru teşhis koymasına büyük yardımı olacak bu yöntemi, ABD’nin Georgia eyaletinden ‘Neuropsychiatric EEG-Based Assessment Aid (NEBA) Health’ geliştirdi.

    1998’de New York Üniversitesi tarafından geliştirilen FDA onaylı NxLink Nörometrik normatif veri tabanının, multi-disipliner tıbbi muayeneler yoluyla fonksiyonunun normal olduğu onaylanmış, yaşları 6-90 arasında değişen 650 kişiden alınan EEG kayıt larıyla DEHB, öğrenme zorluğu, kafa travması, şizofreni, depresyon, bipolar bozukluk, Alzheimer hastalığı, damarsal bunama, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi rahatsızlıkları yüzde 90’ın üzerinde doğrulukla ayırt edilebiliyor.

    Maryland Üniversitesi bilimadamları tarafından FDA onaylı Neuroguide veri tabanı, yaşları 2-83 yaş arasında değişen 775 kişiden alınan EEG kayıtlarıyla yüzde 90-94 doğrulukla kafa travması ve öğrenme zorluğunu ayırt edebiliyor.

    CNS (Central Nervous System) grubundan bilimadamları, FDA onaylı r (referans) EEG veri tabanı geliştirdiler ve psikiyatrik ilaçları (anti-depresanlar, stimulanlar,antiepileptik, beta blokerler ve benzo grubu) kişinin beyin dalgalarıyla karşılaştırdıklarında kişiye uygun hangi ilacın çalışacağını yüzde 75-80 doğrulukla tespit ediyor.

    r-EEG veri bankası, ABD’de 17 sene süren bilimsel ve objektif araştırmalar sonucu geliştirilmiş.1600 hasta, 13 bin ilaç tedavisi, ve 6 aydan fazla takip içeren bir çalışma geri planında bulunur. Bu yönü ile de çok değerli bir veri tabanıdır. Beyin dalgası kayıtlaması olan EEG’yi nörometrik veri tabanında analiz eden bu yöntemlerin;

    1- Birçok hastalığın erken teşhisi,

    2- Anormal beyin davranışlarının niceliksel değerlendirmesi (Neurofeedback tedavi protokollarının seçiminde kullanılması),

    3- Zaman içerisinde anormallik derecesinde görülen değişikliklerin izlenmesi,

    4- Birtakım rahatsızlıkların bilgisayar destekli ayırt edici teşhislerinin yanı sıra normal ve anormal EEG’nin ayırt edilmesi,

    5- Tedaviye verilecek yanıtın tahmin edilmesi (İlaçlar, neurofeedback)

    6- Tedavi sonuçlarının niceliksel olarak tahmin edilmesi alanlarında büyük klinik başarıya sahip olduğu gösterildi. Ama kim için ?Elbette ki
    Amerikan halkı veya hastaları için…

    Nitekim daha geçenlerde Türkiye Havayolu Pilotları Derneği (TALP A) tarafından düzenlenen 4. Pilotlar Çalıştayı’na da bu konu damgasını vurdu. Çalıştaya katılan Psikolog Afife Solak Uzel, “İnsan psikoloji durağan değil dinamik. Pilotlara yılda bir kere yapılan sağlık muayenelerine ve psikolojik testlere, özelikle kişilik testlerinin ve stresle başa çıkma becerilerini ölçen testlerin de eklenmesi gerekir” dedi.

    ‘YEREL KÜLTÜRE UYARLANMALI ’

    Pilot adayı seçimlerindeki psikolojik testlerin Türkçe’ye ve Türk kültürüne adapte edilmesi gerektiğine vurgu yapan Uzel, “Ülkemizde uygulanan psikoteknik testlerin çoğu İngilizce. Artık kendi milli testlerimizi yapmamız gerekiyor. Aksi takdirde bu testlerin hiçbir geçerliliği olmuyor. Kendi dilimizde bile aynı kelimelere farklı anlamlar yüklerken, başka bir dilde uygulanan testi tam olarak algılayıp doğru cevaplamak mümkün olmasa gerek. Sadece test de yeterli değil. Testten önce ve sonra birer görüşme yapılmalı” diye konuştu.

    Biz de Psikolog sayın Afife hocaya tamamen katılıyoruz.

    Peki ama ülkemizde bizim normlarımıza yönelik veri tabanı var mıdır? ELBETTE! Bunun için öncelikle nöropsikolojik test nedir,kriterleri nedire bakmak gerek;

    Nörospikolojik test nedir?

    Nöropsikolojik testler, zihinsel ve psikolojik süreçleri beyin yapı ve süreçleriyle ilişkilendirerek ölçen psikometrik araçlardır.

    Hangi nöropsikolojik testlerin bilimsel değeri vardır? Hangi testler ölçme ve değerlendirmede kullanılmalıdır?

    Toplumsal ve kültürel özellikler göz önüne alınarak uyarlanmış olanlar,

    Güvenirliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Hangi zihinsel ve psikolojik süreçleri ölçtüğü yani geçerliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Yaş ve eğitim grupları için norm değerleri araştırmalarla ortaya konmuş olanlar.

    BİLNOT Bataryası nedir?

    BİLNOT’un açılımı “Bilişsel Potansiyeller için Nöropsikolojik Test Bataryası”dır. Psikometri alanında “Batarya” terimi, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya getirilmiş testler topluluğunu belirtir. Bataryaların bir kısmı karmaşık işlevlerin değişik yönlerini ölçer (yönetici işlevler gibi), bazıları da beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur.

    BİLNOT Bataryası beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur. Bu amaç bağlamında, Batarya, temel zihinsel/psikolojik işlevlerin de taranmasını sağlamaktadır.

    BİLNOT Bataryası nasıl oluşturulmuştur?

    Batarya bir TÜBİTAK projesi kapsamında geliştirilmiştir (TÜBİTAK – TBAG/Ü, Proje No 17-2). Bu projede BİLNOT testleri 2623 yetişkin üzerinde incelenmiştir.

    BİLNOT Bataryası testleri üzerinde kapsamlı AR-GE çalışmaları yapılmıştır.

    Testlerin güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır.

    Test puanlarının yaş ve eğitim düzeylerine göre norm değerleri belirlenmiştir. BİLNOT Bataryasında bireyin aldığı puanlar, kendi yaş ve eğitim düzeyindeki kişilerden hesaplanmış olan norm değerlerle karşılaştırılmaktadır.

    İçerdiği testler üzerinde ülkemizde 200’e yakın araştırma yapılmıştır. Araştırmaların yetişkinler üzerinde olanları 2004 yılında yayımlanan bir kitapta yer almış, bu kitabın kısa süre önce geliştirilmiş 3. baskısı yayımlanmıştır.

    BİLNOT testleri ile çocuk üzerinde yapılan araştırmalar iki ciltten oluşan bir başka eserde, 2011 yılında yayımlanmıştır. AR-GE çalışmaları 351 çocuk üzerinde gerçekleştirilmiştir.

    Ülkemizde, bu kapsamda çalışılmış olan herhangi bir başka nöropsikolojik veya psikolojik test grubu bulunmamaktadır.

    BİLNOT Bataryasının tıpsal uygulamalarda kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler zihinsel/psikolojik işlevlerin etkilendiği ve bunların incelenmesinin gerekli olduğu tüm psikiyatrik ve nörolojik bozuklukları, psikolojik sorunları ölçme ve değerlendirmede kullanılmaktadır.

    Sağlık alanında BİLNOT testlerinden aşağıdaki şekillerde yararlanılmaktadır.

    Tanılamaya yardımcı araçlar olarak

    Bozukluk veya hastalığın seyrinin izlenmesinde

    Tedavinin etkililiğini değerlendirmede

    Rehabilitasyon programlarını planlanma ve/veya geliştirmede

    Aşağıda psikiyatrik, nörolojik veya psikolojik bozuklukların değerlendirilmesinde BİLNOT testleri kullanılmaktadır.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

    Şizofreni

    Majör depresyon

    Demans türleri

    Kaygı bozuklukları

    Uyku bozuklukları

    Nörolojik ihmal sendromu

    Özgül öğrenme bozukluğu

    BİLNOT Bataryasının sağlıklı bireylerde kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler, bütün diğer psikometrik araçlar gibi, ölçme ve değerlendirme amaçlarıyla kullanılır.

    Bu bakımdan BİLNOT testleri bilimsel araştırmalarda, AR-GE çalışmalarında, tez ve projelerde zihinsel/psikolojik süreçleri beyin atıflı olarak ölçmede kullanmaktadır.

    Yani kısaca Nöroterapi için Neuroguide veri tabanını kullanmak tamamen Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzemektedir. Kurumumuzda bu nedenle Türkiye’de ilk ve tek olacak biçimde tüm QEEG yorumları kendi uzmanlarımız aracılığı ile kendi normlarımıza dayanarak yapılmaktadır.